• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 12 1234567891011 ... SonSon
114 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    misafir <s><span style='color: #FF0000'>alpi1907</span></s> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-11-2005
    Mesajlar
    27,766
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    12

    Kur'an-i Kerim Türkçe Meali

    1- F&#194;TİHA S&#219;RESİ
    Mekke döneminde inmiştir. Yedi &#226;yettir. Kur’an-ı Kerim’in ilk s&#251;resi olduğu için “başlangıç” anlamına “F&#226;tiha” adını almıştır. S&#251;renin ayrıca, “&#220;mm&#252;’l-Kitab” (Kitab’ın öz&#252 “es-Seb’ul-Mes&#226;n&#238;” (Tekrarlanan yedi &#226;yet) , “el-Es&#226;s”, “el-V&#226;fiye”, “el-K&#226;fiye”, “el-Kenz”, “eş-Şif&#226;”, “eş-Ş&#252;kr” ve “es-Sal&#226;t" gibi başka adları da vardır.

    Kur’an’ın içerdiği esaslar öz olarak F&#226;tiha’da vardır. Zira övg&#252; ve y&#252;celtilmeye l&#226;yık bir tek Allah’ın varlığı, onun h&#226;kimiyeti, tek mabut oluşu, kulluğun ancak O’na yapılıp O’ndan yardım isteneceği, bu s&#251;rede özl&#252; bir şekilde ifade edilir.

    F&#226;tiha s&#251;resi, aynı zamanda baştan başa eşsiz g&#252;zellikte bir dua, bir yakarıştır.

    1. Bismill&#226;hirrahm&#226;nirrah&#238;m.

    2,3,4. Hamd , &#194;lemlerin Rabbi , Rahm&#226;n , Rah&#238;m , hesap ve ceza g&#252;n&#252;n&#252;n (ahiret g&#252;n&#252;n&#252;n) m&#226;liki Allah’a mahsustur.
    5. (Allahım!) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.
    6,7. Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil.


    Kor cehalet cirkeflestirir insanlari !
    Suskunlugum asaletimdendir...
    Her lafa verecek bir cevabim var...
    Lakin bir lafa bakarim laf mi diye,
    Bir de soyleyene bakarim adam mi diye...
    Mevlana Celaleddin-i Rumii

  2. #2
    misafir <s><span style='color: #FF0000'>alpi1907</span></s> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-11-2005
    Mesajlar
    27,766
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    12
    2- BAKARA S&#219;RESİ
    Medine döneminde inmiştir. Kur’an-ı Kerim’in en uzun s&#251;resi olup 286 &#226;yettir. Adını, 67-73. &#226;yetlerde yer alan “bakara (sığır)” kelimesinden alır. S&#251;re, İsl&#226;m hukukunun ana konularıyla ilgili pek çok h&#252;k&#252;m içermektedir.

    Bismill&#226;hirrahm&#226;nirrah&#238;m.

    1. Elif L&#226;m M&#238;m.
    2. Bu, kendisinde ş&#252;phe olmayan kitaptır. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir.
    3. Onlar gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiğimizden de Allah yolunda harcarlar.
    4. Onlar sana indirilene de, senden önce indirilenlere de inanırlar. Ahirete de kesin olarak inanırlar.
    5. İşte onlar Rab’lerinden (gelen) bir doğru yol &#252;zeredirler ve kurtuluşa erenler de işte onlardır.
    6. K&#252;fre saplananlara gelince, onları uyarsan da, uyarmasan da, onlar için birdir, inanmazlar.
    7. Allah, onların kalplerini ve kulaklarını m&#252;h&#252;rlemiştir. Gözleri &#252;zerinde de bir perde vardır. Onlar için b&#252;y&#252;k bir azap vardır.
    8. İnsanlardan, inanmadıkları h&#226;lde, “Allah’a ve ahiret g&#252;n&#252;ne inandık” diyenler de vardır.
    9. Bunlar Allah’ı ve m&#252;’minleri aldatmaya çalışırlar. Oysa sadece kendilerini aldatırlar da farkında değillerdir.
    10. Kalplerinde m&#252;nafıklıktan kaynaklanan bir hastalık vardır. Allah da onların hastalıklarını artırmıştır. Söyledikleri yalana karşılık da onlara elem dolu bir azap vardır.
    11. Bunlara, “Yery&#252;z&#252;nde fesat çıkarmayın” denildiğinde, “Biz ancak ıslah edicileriz!” derler.
    12. İyi bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir. Fakat farkında değillerdir.
    13. Onlara, “İnsanların inandıkları gibi siz de inanın” denildiğinde ise, “Biz de akılsızlar gibi iman mı edelim?” derler. İyi bilin ki, asıl akılsızlar kendileridir, fakat bilmezler.
    14. İman edenlerle karşılaştıkları zaman, “İnandık” derler. Fakat şeytanlarıyla (m&#252;nafık dostlarıyla) yalnız kaldıkları zaman, “Ş&#252;phesiz, biz sizinle beraberiz. Biz ancak onlarla alay ediyoruz” derler.
    15. Gerçekte Allah onlarla alay eder (alaylarından dolayı onları cezalandırır); azgınlıkları içinde bocalayıp dururlarken onlara m&#252;hlet verir.
    16. İşte onlar, hidayete karşılık sapıklığı satın almış kimselerdir. Bu y&#252;zden alışverişleri onlara k&#226;r getirmemiş ve (sonuçta) doğru yolu bulamamışlardır.
    17. Onların durumu, (geceleyin) ateş yakan kimsenin durumuna benzer: Ateş tam çevresini aydınlattığı sırada Allah ışıklarını yok ediverir de onları göremez bir şekilde karanlıklar içinde bırakıverir.
    18. Onlar, sağırdırlar, dilsizdirler, körd&#252;rler. Artık (hakka) dönmezler.
    19. Yahut onların durumu, gökten yoğun karanlıklar içinde gök g&#252;r&#252;lt&#252;s&#252; ve şimşekle sağanak h&#226;linde boşanan yağmura tutulmuş kimselerin durumu gibidir. &#214;l&#252;m korkusuyla, yıldırım seslerinden parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Oysa Allah, k&#226;firleri çepeçevre kuşatmıştır.
    20. Şimşek neredeyse gözlerini alıverecek. &#214;nlerini her aydınlatışında ışığında y&#252;r&#252;rler. Karanlık çök&#252;nce dikilip kalırlar. Allah dileseydi, elbette onların işitme ve görme duyularını giderirdi. Ş&#252;phesiz Allah, her şeye hakkıyla g&#252;c&#252; yetendir.
    21. Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet edin ki, Allah’a karşı gelmekten sakınasınız.
    22. O, yeri sizin için döşek, göğ&#252; de bina yapan, gökten su indirip onunla size rızık olarak çeşitli &#252;r&#252;nler çıkarandır. &#214;yleyse siz de bile bile Allah’a ortaklar koşmayın.
    23. Eğer kulumuza (Muhammed’e) indirdiğimiz (Kur’an) hakkında ş&#252;phede iseniz, haydin onun benzeri bir s&#251;re getirin ve eğer doğru söyleyenler iseniz, Allah’tan başka şahitlerinizi çağırın (ve bunu ispat edin).
    24. Eğer, yapamazsanız -ki hiçbir zaman yapamayacaksınız- o h&#226;lde yakıtı insanlarla taşlar olan ateşten sakının. O ateş k&#226;firler için hazırlanmıştır.
    25. İman edip salih ameller işleyenlere, kendileri için; içinden ırmaklar akan cennetler olduğunu m&#252;jdele. Cennetlerin meyvelerinden kendilerine her rızık verilişinde, “Bu (tıpkı) daha önce (d&#252;nyada iken) bize verilen rızık!” diyecekler. H&#226;lbuki bu rızık onlara (d&#252;nyadakine) benzer olarak verilmiştir. Onlar için orada tertemiz eşler de vardır. Onlar orada ebed&#238; kalacaklardır.
    26. Allah, bir sivrisineği, ondan daha da ötesi bir varlığı örnek olarak vermekten çekinmez. İman edenler onun, Rablerinden (gelen) bir gerçek olduğunu bilirler. K&#252;fre saplananlar ise, “Allah, örnek olarak bununla neyi kastetmiştir?” derler. (Allah) onunla birçoklarını saptırır, birçoklarını da doğru yola iletir. Onunla ancak fasıkları saptırır.
    27. Onlar, Allah’a verdikleri söz&#252;, pekiştirilmesinden sonra bozan, Allah’ın korunmasını emrettiği bağları (iman, akrabalık, beşer&#238; ve ahl&#226;k&#238; b&#252;t&#252;n ilişkileri) koparan ve yery&#252;z&#252;nde bozgunculuk yapan kimselerdir. İşte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.
    28. Siz cansız (hen&#252;z yok) iken sizi dirilten (d&#252;nyaya getiren) Allah’ı nasıl ink&#226;r ediyorsunuz? Sonra sizleri öld&#252;recek, sonra yine diriltecektir. En sonunda O’na dönd&#252;r&#252;leceksiniz.
    29. O, yery&#252;z&#252;nde olanların hepsini sizin için yaratan, sonra göğe yönelip onları yedi gök h&#226;linde d&#252;zenleyendir. O, her şeyi hakkıyla bilendir.
    30. Hani, Rabbin meleklere, “Ben yery&#252;z&#252;nde bir halife yaratacağım” demişti. Onlar, “Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz sana hamdederek daima seni tesbih ve takdis ediyoruz.” demişler. Allah da, “Ben sizin bilmediğinizi bilirim” demişti.
    31. Allah, &#194;dem’e b&#252;t&#252;n varlıkların isimlerini öğretti. Sonra onları meleklere göstererek, “Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi bana bunların isimlerini bildirin” dedi.
    32. Melekler, “Seni b&#252;t&#252;n eksikliklerden uzak tutarız. Senin bize öğrettiklerinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Ş&#252;phesiz her şeyi hakkıyla bilen, her şeyi hikmetle yapan sensin” dediler.
    33. Allah, şöyle dedi: “Ey &#194;dem! Onlara bunların isimlerini söyle.” &#194;dem, meleklere onların isimlerini bildirince Allah, “Size, göklerin ve yerin gaybını ş&#252;phesiz ki ben bilirim, yine açığa vurduklarınızı da, gizli tuttuklarınızı da ben bilirim demedim mi?” dedi.
    34. Hani meleklere, “&#194;dem için saygı ile eğilin” demiştik de İblis hariç b&#252;t&#252;n melekler hemen saygı ile eğilmişler, İblis (bundan) kaçınmış, b&#252;y&#252;kl&#252;k taslamış ve k&#226;firlerden olmuştu.
    35. Dedik ki: “Ey &#194;dem! Sen ve eşin cennete yerleşin. Orada dilediğiniz gibi bol bol yiyin, ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz.”
    36. Derken, şeytan ayaklarını oradan kaydırdı. Onları içinde bulundukları konumdan çıkardı. Bunun &#252;zerine biz de, “Birbirinize d&#252;şman olarak inin. Sizin için yery&#252;z&#252;nde belli bir s&#252;re barınak ve yararlanma vardır” dedik.
    37. Derken, &#194;dem (vahy yoluyla) Rabbinden birtakım kelimeler aldı, (onlarla amel edip Rabb’ine yalvardı. O da) bunun &#252;zerine tövbesini kabul etti. Ş&#252;phesiz O, tövbeleri çok kabul edendir, çok bağışlayandır.
    38. “İnin oradan (cennetten) hepiniz. Tarafımdan size bir yol gösterici (peygamber) gelir de kim ona uyarsa, onlar için herhangi bir korku yoktur, onlar &#252;z&#252;lmeyeceklerdir” dedik.
    39. İnk&#226;r edenler ve &#226;yetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte bunlar cehennemliktir. Onlar orada ebed&#238; kalacaklardır.
    40. Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimeti hatırlayın. Bana verdiğiniz söz&#252; yerine getirin ki ben de size verdiğim söz&#252; yerine getireyim. Yalnız benden korkun.
    41. Elinizdeki Tevrat’ı tasdik edici olarak indirdiğimize (Kur’an’a) iman edin. Onu ink&#226;r edenlerin ilki olmayın. &#194;yetlerimi az bir karşılığa değişmeyin ve bana karşı gelmekten sakının.
    42. Hakkı batılla karıştırıp da bile bile hakkı gizlemeyin.
    43. Namazı kılın, zek&#226;tı verin. R&#252;k&#251; edenlerle birlikte siz de r&#252;k&#251; edin.
    44. Siz Kitab’ı (Tevrat’ı) okuyup durduğunuz h&#226;lde, kendinizi unutup başkalarına iyiliği mi emrediyorsunuz? (Yaptığınızın çirkinliğini) anlamıyor musunuz?
    45. Sabrederek ve namaz kılarak (Allah’tan) yardım dileyin. Ş&#252;phesiz namaz, Allah’a derinden saygı duyanlardan başkasına ağır gelir.
    46. Onlar, Rablerine kavuşacaklarını ve gerçekten O’na döneceklerini çok iyi bilirler.
    47. Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve (bir zamanlar) sizi c&#252;mle &#226;leme &#252;st&#252;n kıldığımı hatırlayın.
    48. &#214;yle bir g&#252;nden sakının ki, o g&#252;n hiç kimse bir başkası adına bir şey ödeyemez. Hiçbir kimseden herhangi bir şefaat kabul olunmaz, fidye alınmaz. Onlara yardım da edilmez.
    49. Hani, sizi azabın en köt&#252;s&#252;ne uğratan, kadınlarınızı sağ bırakıp, oğullarınızı boğazlayan Firavun ailesinden kurtarmıştık. Bunda, size Rabbinizden (gelen) b&#252;y&#252;k bir imtihan vardı.
    50. Hani, sizin için denizi yarmış, sizi kurtarmış, gözlerinizin ön&#252;nde Firavun ailesini suda boğmuştuk.
    51. Hani, biz M&#251;s&#226; ile kırk gece için sözleşmiştik. Sizler ise onun ardından (kendinize) zulmederek bir buzağıyı tanrı edinmiştiniz.
    52. Sonra bunun ardından ş&#252;kredesiniz diye sizi affetmiştik.
    53. Hani, doğru yolu tutasınız diye M&#251;s&#226;’ya Kitab’ı (Tevrat’ı) ve Furkan’ı vermiştik.
    54. M&#251;s&#226;, kavmine dedi ki: “Ey kavmim! Sizler, buzağıyı il&#226;h edinmekle kendinize yazık ettiniz. Gelin yaratıcınıza tövbe edin de nefislerinizi öld&#252;r&#252;n (kendinizi d&#252;zeltin). Bu, Yaratıcınız katında sizin için daha iyidir. Böylece Allah da onların tövbesini kabul etti. &#199;&#252;nk&#252; O, tövbeleri çok kabul edendir, çok merhametlidir.”
    55. Hani siz, “Ey M&#251;s&#226;! Biz Allah’ı açıktan açığa görmedikçe sana asla inanmayız” demiştiniz. Bunun &#252;zerine siz bakıp dururken sizi yıldırım çarpmıştı.
    56. Sonra, ş&#252;kredesiniz diye öl&#252;m&#252;n&#252;z&#252;n ardından sizi tekrar dirilttik.
    57. Bulutu &#252;st&#252;n&#252;ze gölge yaptık. Size, kudret helvası ile bıldırcın indirdik. “Verdiğimiz rızıkların iyi ve g&#252;zel olanlarından yiyin” (dedik). Onlar (verdiğimiz nimetlere nankörl&#252;k etmekle) bize zulmetmediler, fakat kendilerine zulmediyorlardı.
    58. Hani, “Şu memlekete girin. Orada dilediğiniz gibi, bol bol yiyin. Kapısından eğilerek tevazu ile girin ve “hıtta!” (Ya Rabbi, bizi affet) deyin ki, biz de sizin hatalarınızı bağışlayalım. İyilik edenlere ise daha da fazlasını vereceğiz” demiştik.
    59. Derken, onların içindeki zalimler, söz&#252; kendilerine söylenenden başka şekle soktular. Biz de haktan ayrılmaları sebebiyle, o zalimlere gökten bir azap indirdik.
    60. Hani, M&#251;s&#226; kavmi için su dilemişti. Biz de, “Asanı kayaya vur” demiştik, böylece kayadan on iki pınar fışkırmış, her boy kendi su alacağı pınarı bilmişti. “Allah’ın rızkından yiyin, için. Yalnız, yery&#252;z&#252;nde bozgunculuk yaparak fesat çıkarmayın” demiştik.
    61. Hani, “Ey M&#251;s&#226;! Biz bir çeşit yemeğe asla katlanamayız. O h&#226;lde, bizim için Rabbine yalvar da, o bize yerden biten sebze, kabak, sarımsak, mercimek, soğan versin” demiştiniz. O da size, “İyi olanı d&#252;ş&#252;k olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? &#214;yle ise inin şehre! İstedikleriniz orada var” demişti. Böylece zillet ve yoksulluk onları kapladı. Onlar, Allah’ın gazabına uğradılar. Bunun sebebi, onların; Allah’ın &#226;yetlerini ink&#226;r ediyor, peygamberleri de haksız yere öld&#252;r&#252;yor olmaları idi. B&#252;t&#252;n bunların sebebi ise, isyan etmek ve aşırı gitmekte oluşlarıydı.
    62. Ş&#252;phesiz, inananlar (M&#252;sl&#252;manlar) ile Yahudiler, Hıristiyanlar ve S&#226;bi&#238;lerden (her bir grubun kendi şeriatında) “Allah’a ve ahiret g&#252;n&#252;ne inanan ve salih ameller işleyenler için Rableri katında m&#252;k&#226;fat vardır; onlar korkuya uğramayacaklar, mahzun da olmayacaklardır” (diye h&#252;kmedilmiştir).
    63. Hani, (Tevrat ile amel edeceğinize dair) sizden sağlam bir söz almış, T&#251;r dağını da tepenize dikmiş ve “Sakınasınız diye, size verdiğimiz Kitab’ı sıkı tutun, onun içindekileri d&#252;ş&#252;n&#252;n (gafil olmayın)” demiştik.
    64. Bundan sonra yine y&#252;z çevirdiniz. Allah’ın bol nimeti ve merhameti olmasaydı, herh&#226;lde ziyana uğrayanlardan olurdunuz.
    65. Ş&#252;phesiz siz, içinizden Cumartesi yasağını çiğneyenleri bilirsiniz. Biz onlara, “Aşağılık maymunlar olun” demiştik.
    66. Biz bunu, hem onu görenlere, hem de sonra geleceklere bir ibret ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlara da bir öğ&#252;t kıldık.
    67. Hani M&#251;s&#226; kavmine, “Allah, size bir sığır kesmenizi emrediyor” demişti. Onlar da, “Sen bizimle eğleniyor musun?” demişlerdi. M&#251;s&#226;, “Kendini bilmez cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım” demişti.
    68. “Bizim için Rabbine dua et de onun nasıl bir sığır olduğunu bize açıklasın.” dediler. M&#251;s&#226; şöyle dedi: “Rabbim diyor ki: O, ne yaşlı, ne körpe, ikisi arası bir sığırdır. Haydi, emrolunduğunuz işi yapın.”
    69. Onlar, “Bizim için Rabbine dua et de, rengi neymiş? açıklasın” dediler. M&#251;s&#226; şöyle dedi: “Rabbim diyor ki, o, sapsarı; rengi, bakanların içini açan bir sığırdır” dedi.
    70. “Bizim için Rabbine dua et de onun nasıl bir sığır olduğunu bize açıklasın. &#199;&#252;nk&#252; sığırlar, bizce, birbirlerine benzemektedir. Ama Allah dilerse elbet buluruz” dediler.
    71. M&#251;s&#226; şöyle dedi: “Rabbim diyor ki; o, çift s&#252;rmek, ekin sulamak için boyunduruğa vurulmamış, kusursuz, hiç alacası olmayan bir sığırdır.” Onlar, “İşte, şimdi tam doğrusunu bildirdin” dediler. Nihayet o sığırı kestiler. Neredeyse bunu yapmayacaklardı.
    72. Hani, bir kimseyi öld&#252;rm&#252;şt&#252;n&#252;z de suçu birbirinizin &#252;st&#252;ne atmıştınız. H&#226;lbuki Allah, gizlemekte olduğunuzu ortaya çıkaracaktı.
    73. “Sığırın bir parçası ile öld&#252;r&#252;lene vurun” dedik. (Denileni yaptılar ve öl&#252; dirildi.) İşte, Allah öl&#252;leri böyle diriltir, d&#252;ş&#252;nesiniz diye mucizelerini de size böyle gösterir.
    74. Sonra bunun ardından kalpleriniz yine katılaştı; taş gibi, hatta daha katı oldu. &#199;&#252;nk&#252; taş vardır ki, içinden ırmaklar fışkırır. Taş vardır ki yarılır da içinden sular çıkar. Taş da vardır ki, Allah korkusuyla (yerinden kopup) d&#252;şer. Allah, yaptıklarınızdan hiçbir zaman habersiz değildir.
    75. Şimdi, bunların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysa içlerinden birtakımı, Allah’ın kelamını dinler, iyice anladıktan sonra, onu bile bile tahrif ederlerdi.
    76. Onlar iman edenlerle karşılaşınca, “İman ettik” derler. Birbirleriyle baş başa kaldıklarında da şöyle derler: “Rabbinizin huzurunda delil olarak kullanıp sizi sustursunlar diye mi, Allah’ın (Tevrat’ta) size bildirdiklerini onlara söyl&#252;yorsunuz? (Bu kadarcık şeye) akıl erdiremiyor musunuz?”
    77. Onlar bilmiyorlar mı ki, Allah onların gizli tuttuklarını da bilir, açığa vurduklarını da.
    78. Bunların bir de &#252;mm&#238; takımı vardır; Kitab’ı (Tevrat’ı) bilmezler. Onların b&#252;t&#252;n bildikleri bir s&#252;r&#252; kuruntulardır. Onlar sadece zanda bulunurlar.
    79. Vay o kimselere ki, elleriyle Kitab’ı yazarlar, sonra da onu az bir karşılığa değişmek için, “Bu, Allah’ın katındandır” derler. Vay ellerinin yazdıklarından öt&#252;r&#252; onların h&#226;line! Vay kazandıklarından dolayı onların h&#226;line!
    80. Bir de dediler ki: “Bize ateş, sayılı birkaç g&#252;nden başka asla dokunmayacaktır.” Sen onlara de ki: “Siz bunun için Allah’tan söz m&#252; aldınız? -Eğer böyle ise, Allah verdiği sözden dönmez-. Yoksa siz Allah’a karşı bilemeyeceğiniz şeyleri mi söyl&#252;yorsunuz?”
    81. Evet, köt&#252;l&#252;k işleyip suçu benliğini kaplamış (ve böylece şirke d&#252;şm&#252;ş) olan kimseler var ya, işte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebed&#238; kalacaklardır.
    82. İman edip salih ameller işleyenler ise cennetliklerdir. Onlar orada ebed&#238; kalacaklardır.
    83. Hani, biz İsrailoğulları’ndan, “Allah’tan başkasına ibadet etmeyeceksiniz, anne babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz, herkese g&#252;zel sözler söyleyeceksiniz, namazı kılacaksınız, zek&#226;tı vereceksiniz” diye söz almıştık. Sonra pek azınız hariç, y&#252;z çevirerek söz&#252;n&#252;zden dönd&#252;n&#252;z.
    84. Hani, “Birbirinizin kanını dökmeyeceksiniz, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacaksınız” diye de sizden kesin söz almıştık. Sonra bunu böylece kabul etmiştiniz. Kendiniz de buna h&#226;l&#226; şahitlik etmektesiniz.
    85. Ama siz, birbirinizi öld&#252;ren, içinizden bir kesime karşı köt&#252;l&#252;k ve zul&#252;mde yardımlaşarak; size haram olduğu h&#226;lde onları yurtlarından çıkaran, size esir olarak geldiklerinde ise, fidye verip kendilerini kurtaran kimselersiniz. Yoksa siz Kitab’ın (Tevrat’ın) bir kısmına inanıp, bir kısmını ink&#226;r mı ediyorsunuz? Artık sizden bunu yapanın cezası, d&#252;nya hayatında rezil olmaktan başka bir şey değildir. Kıyamet g&#252;n&#252;nde ise onlar azabın en şiddetlisine uğratılırlar. &#199;&#252;nk&#252; Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.
    86. Onlar, ahireti verip d&#252;nya hayatını satın alan kimselerdir. Artık bunlardan azap hiç hafifletilmez. Onlara yardım da edilmez.
    87. Andolsun, M&#251;s&#226;’ya Kitab’ı (Tevrat’ı) verdik. Ondan sonra ard arda peygamberler gönderdik. Meryem oğlu İsa’ya mucizeler verdik. Onu Ruhu’l-Kud&#252;s (Cebrail) ile destekledik. Size herhangi bir peygamber, hoşunuza gitmeyen bir şey getirdikçe, kibirlenip (onların) bir kısmını yalanlayıp bir kısmını da öld&#252;rmediniz mi?
    88. “Kalplerimiz muhafazalıdır” dediler. &#214;yle değil. İnk&#226;rları sebebiyle Allah onları l&#226;netlemiştir. Bu y&#252;zden pek az iman ederler.
    89. Kendilerine ellerindekini (Tevrat’ı) tasdik eden bir kitap (Kur’an) gelince onu ink&#226;r ettiler. Oysa, daha önce (bu kitabı getirecek peygamber ile) ink&#226;rcılara (Arap m&#252;şriklerine) karşı yardım istiyorlardı. (Tevrat’tan) tanıyıp bildikleri (bu peygamber) kendilerine gelince ise onu ink&#226;r ettiler. Allah’ın l&#226;neti ink&#226;rcıların &#252;zerine olsun.
    90. Karşılığında nefislerini sattıkları şeyi kıskançlıkları sebebiyle Allah’ın, kullarından dilediğine l&#252;tfuyla indirdiği vahyi ink&#226;r etmeleri ne köt&#252;d&#252;r! Bu y&#252;zden gazap &#252;st&#252;ne gazaba uğradılar. İnk&#226;r edenlere alçaltıcı bir azap vardır.
    91. Onlara, “Allah’ın indirdiğine (Kur’an’a) iman edin” denilince, “Biz sadece bize indirilene (Tevrat’a) inanırız” deyip, ondan sonra geleni (Kur’an’ı) ink&#226;r ederler. H&#226;lbuki o, ellerinde bulunanı (Tevrat’ı) tasdik eden hak bir kitaptır. De ki: “Eğer inanan kimseler idiyseniz, daha önce niçin Allah’ın peygamberlerini öld&#252;r&#252;yordunuz?”
    92. Andolsun, M&#251;s&#226; size açık mucizeler getirmişti de, arkasından sizler nefislerinize zul&#252;m ederek buzağıyı il&#226;h edinmiştiniz.
    93. Hani, T&#251;r’u tepenize dikerek sizden söz almıştık, “Size verdiğimiz Kitab’a sımsıkı sarılın; ona kulak verin” demiştik. Onlar, “Dinledik, karşı geldik” demişlerdi. İnk&#226;rları y&#252;z&#252;nden buzağı sevgisi onların kalplerine sindirilmişti. Onlara de ki: (Tevrat’a beslediğinizi iddia ettiğiniz) imanınızın size emrettiği şey ne köt&#252;d&#252;r, eğer inanan kimselerseniz!
    94. De ki: “Eğer (iddia ettiğiniz gibi) Allah katındaki ahiret yurdu (cennet) diğer insanlar için değil de, yalnız sizinse ve doğru söyleyenler iseniz haydi öl&#252;m&#252; temenni edin!”
    95. Fakat kendi elleriyle önceden yaptıkları işler y&#252;z&#252;nden öl&#252;m&#252; hiçbir zaman temenni edemezler. Allah, o zalimleri hakkıyla bilendir.
    96. Andolsun, sen onların, yaşamaya, b&#252;t&#252;n insanlardan; hatta Allah’a ortak koşanlardan bile daha d&#252;şk&#252;n olduklarını gör&#252;rs&#252;n. Onların her biri bin yıl yaşamak ister. H&#226;lbuki uzun yaşamak, onları azaptan kurtaracak değildir. Allah, onların b&#252;t&#252;n işlediklerini gör&#252;r.
    97. De ki: “Her kim Cebrail’e d&#252;şman ise, bilsin ki o, Allah’ın izni ile Kur’an’ı; önceki kitapları doğrulayıcı, m&#252;’minler için de bir hidayet rehberi ve m&#252;jde verici olarak senin kalbine indirmiştir.”
    98. Her kim Allah’a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail’e ve M&#238;k&#226;il’e d&#252;şman olursa bilsin ki, Allah da ink&#226;r edenlerin d&#252;şmanıdır.
    99. Andolsun, biz sana apaçık &#226;yetler indirdik. Bunları ancak fasıklar ink&#226;r eder.
    100. Onlar ne zaman bir antlaşma yaptılarsa, içlerinden birtakımı o antlaşmayı bozmadı mı? Zaten onların çoğu iman etmez.
    101. Onlara, Allah katından ellerinde bulunan Kitab’ı (Tevrat’ı) doğrulayıcı bir peygamber gelince, kendilerine kitap verilenlerden bir kısmı, sanki bilmiyorlarmış gibi Allah’ın Kitab’ını (Tevrat’ı) arkalarına attılar.
    102. "S&#252;leyman’ın h&#252;k&#252;mranlığı hakkında şeytanların (ve şeytan tıynetli insanların) uydurdukları yalanların ardına d&#252;şt&#252;ler. Oysa S&#252;leyman (b&#252;y&#252; yaparak) k&#252;fre girmedi. Fakat şeytanlar, insanlara sihri ve (özellikle de) Babil’deki H&#226;r&#251;t ve M&#226;r&#251;t adlı iki meleğe ilham edilen (sihr)i öğretmek suretiyle k&#252;fre girdiler. H&#226;lbuki o iki melek, “Biz ancak imtihan için gönderilmiş birer meleğiz. (Sihri caiz gör&#252;p de) sakın k&#252;fre girme” demedikçe, kimseye (sihir) öğretmiyorlardı. Böylece (insanlar) onlardan kişi ile karısını birbirinden ayıracakları sihri öğreniyorlardı. H&#226;lbuki onlar, Allah’ın izni olmadıkça o sihirle hiç kimseye zarar veremezlerdi. (Onlar böyle yaparak) kendilerine zarar veren, fayda getirmeyen şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun, onu satın alanın ahirette bir nasibi olmadığını biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şey ne köt&#252;d&#252;r! Keşke bilselerdi!
    103. Eğer onlar iman edip Allah’ın emirlerine karşı gelmekten sakınmış olsalardı, Allah katında kazanacakları sevap kendileri için daha hayırlı olacaktı. Keşke bilselerdi!
    104. Ey iman edenler! “R&#226;’in&#226; (bizi gözet)” demeyin, “unzurn&#226; (bize bak)” deyin ve dinleyin. K&#226;firler için acıklı bir azap vardır.
    105. Ne Kitab ehlinden ink&#226;r edenler ve ne de Allah’a ortak koşanlar, Rabbinizden size bir iyilik gelmesini isterler. Oysa Allah, rahmetini dilediğine tahsis eder. Allah, b&#252;y&#252;k l&#252;tuf sahibidir.
    106. Biz herhangi bir &#226;yetin h&#252;km&#252;n&#252; y&#252;r&#252;rl&#252;kten kaldırır veya onu unutturur (ya da ertelersek), yerine daha hayırlısını veya mislini getiririz. Allah’ın g&#252;c&#252;n&#252;n her şeye hakkıyla yettiğini bilmez misin?
    107. Bilmez misin ki, göklerin ve yerin h&#252;k&#252;mranlığı Allah’ındır. Sizin için Allah’tan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır.
    108. Yoksa daha önce M&#251;s&#226;’nın sorguya çekildiği gibi, siz de peygamberinizi sorguya çekmek mi istiyorsunuz? Her kim imanı k&#252;fre değişirse, o artık doğru yoldan sapmış olur.
    109. Kitap ehlinden birçoğu, hak kendilerine belirdikten sonra dahi, içlerindeki kıskançlıktan öt&#252;r&#252; sizi, imanınızdan sonra k&#252;fre dönd&#252;rmek isterler. Siz şimdilik, Allah onlar hakkındaki emrini getirinceye kadar affedin, hoşgör&#252;n. Ş&#252;phesiz Allah, g&#252;c&#252; her şeye hakkıyla yetendir.
    110. Namazı dosdoğru kılın, zek&#226;tı verin. Kendiniz için her ne iyilik işlemiş olursanız, Allah katında onu bulursunuz. Ş&#252;phesiz Allah b&#252;t&#252;n yaptıklarınızı gör&#252;r.
    111. Bir de; “Yahudi ve Hıristiyanlardan başkası Cennet’e girmeyecek” dediler. Bu, onların kuruntuları! De ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz (iddianızı ispat edecek) delilinizi getirin.”
    112. Hayır, öyle değil! Kim “ihsan” derecesine y&#252;kselerek öz&#252;n&#252; Allah’a teslim ederse, onun m&#252;k&#226;fatı Rabbinin katındadır. Artık onlara korku yoktur, onlar &#252;z&#252;lmeyeceklerdir.
    113. Yahudiler, “Hıristiyanlar bir temel &#252;zerinde değiller” dediler. Hıristiyanlar da, “Yahudiler bir temel &#252;zerinde değiller” dediler. Oysa hepsi Kitab’ı okuyorlar. (Kitab'ı) bilmeyenler de tıpkı bunların söyledikleri gibi demişti. Artık onların aralarında uyuşamadıkları davada, kıyamet g&#252;n&#252;nde h&#252;km&#252; Allah verecektir.
    114. Allah’ın mescitlerinde onun adının anılmasını yasak eden ve onların yıkılması için çalışandan kim daha zalimdir. Böyleleri oralara (eğer girerlerse) ancak korka korka girebilmelidirler. Bunlar için d&#252;nyada rezillik, ahirette de b&#252;y&#252;k bir azap vardır.
    115. Doğu da, Batı da (t&#252;m yery&#252;z&#252 Allah’ındır. Nereye dönerseniz Allah’ın y&#252;z&#252; işte oradadır. Ş&#252;phesiz Allah, l&#252;tfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.
    116. “Allah, çocuk edindi” dediler. O, bundan uzaktır. Hayır! Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah’ındır. Hepsi O’na boyun eğmiştir.
    117. O, gökleri ve yeri örneksiz yaratandır. Bir işe h&#252;kmetti mi ona sadece “ol” der, o da hemen oluverir.
    118. Bilmeyenler, “Allah bizimle konuşsa, ya da bize bir mucize gelse ya!” derler. Bunlardan öncekiler de tıpkı böyle, bunların dedikleri gibi demişti. Onların kalpleri (anlayışları) birbirine benziyor. Biz &#226;yetleri, kesin olarak inanacak bir toplum için açıkladık.
    119. Ş&#252;phesiz biz seni hak ile; m&#252;jdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Sen cehennemlik olanlardan sorumlu tutulacak değilsin.
    120. Sen dinlerine uymadıkça, ne Yahudiler ve ne de Hıristiyanlar asla senden razı olmazlar. De ki: “Allah’ın yolu asıl doğru yoldur.” Sana gelen ilimden sonra, eğer onların arzu ve keyiflerine uyacak olursan, bilmiş ol ki, Allah’tan sana ne bir dost, ne bir yardımcı vardır.
    121. Kendilerine kitab verdiğimiz kimseler, onu gereği gibi okurlar. İşte bunlar ona inanırlar. Onu ink&#226;r edenlere gelince, işte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.
    122. Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve (bir zamanlar) sizi c&#252;mle &#226;leme &#252;st&#252;n tuttuğumu hatırlayın.
    123. Kimsenin kimse namına bir şey ödemeyeceği, hiç kimseden fidye alınmayacağı, kimseye şefaatin (aracılığın) yarar sağlamayacağı ve hiç kimsenin hiçbir taraftan yardım göremeyeceği g&#252;nden sakının.
    124. Bir zaman Rabbi İbrahim’i birtakım emirlerle sınamış, İbrahim onların hepsini yerine getirmiş de Rabbi şöyle buyurmuştu: “Ben seni insanlara önder yapacağım.” İbrahim de, “Soyumdan da (önderler yap, ya Rabbi!)” demişti. Bunun &#252;zerine Rabbi, “Benim ahdim (verdiğim söz) zalimleri kapsamaz” demişti.
    125. Hani, biz K&#226;be’yi insanlara toplantı ve g&#252;ven yeri kılmıştık. Siz de Makam-ı İbrahim’den kendinize bir namaz yeri edinin. İbrahim ve İsmail’e şöyle emretmiştik: “Tavaf edenler, kendini ibadete verenler, r&#252;k&#251; ve secde edenler için evimi (K&#226;be’yi) tertemiz tutun.”
    126. Hani İbrahim, “Rabbim! Bu şehri g&#252;venli bir şehir kıl. Halkından Allah’a ve ahiret g&#252;n&#252;ne iman edenleri her t&#252;rl&#252; &#252;r&#252;nle rızıklandır” demişti. Allah da, “İnk&#226;r edeni bile az bir s&#252;re, (bu geçici kısa hayatta) rızıklandırır; sonra onu cehennem azabına girmek zorunda bırakırım. Ne köt&#252; varılacak yerdir orası!” demişti.
    127. Hani İbrahim, İsmail ile birlikte evin (K&#226;be’nin) temellerini y&#252;kseltiyor, “Ey Rabbimiz! Bizden kabul buyur! Ş&#252;phesiz sen hakkıyla işitensin, hakkıyla bilensin” diyorlardı.
    128. “Rabbimiz! Bizi sana teslim olmuş kimseler kıl. Soyumuzdan da sana teslim olmuş bir &#252;mmet kıl. Bize ibadet yerlerini ve ilkelerini göster. Tövbemizi kabul et. &#199;&#252;nk&#252; sen, tövbeleri çok kabul edensin, çok merhametli olansın.”
    129. “Rabbimiz! İçlerinden onlara bir peygamber gönder; onlara &#226;yetlerini okusun, kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları her köt&#252;l&#252;kten arındırsın. Ş&#252;phesiz, sen mutlak g&#252;ç sahibisin, h&#252;k&#252;m ve hikmet sahibisin.”
    130. Kendini bilmeyenden başka İbrahim’in dininden kim y&#252;z çevirir? Andolsun, biz İbrahim’i bu d&#252;nyada seçkin kıldık. Ş&#252;phesiz o ahirette de iyilerdendir.
    131. Rabbi ona “Teslim ol” dediğinde, “&#194;lemlerin Rabbine teslim oldum” demişti.
    132. İbrahim, bunu kendi oğullarına da vasiyet etti, Yakub da öyle: “Oğullarım! Allah, sizin için bu dini (İsl&#226;m’ı) seçti. Siz de ancak m&#252;sl&#252;manlar olarak öl&#252;n” dedi.
    133. Yoksa siz Yakub’un, öl&#252;m döşeğinde iken çocuklarına, “Benden sonra kime ibadet edeceksiniz?” dediği, onların da, “Senin il&#226;hına ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak’ın il&#226;hı olan tek bir il&#226;ha ibadet edeceğiz; bizler O’na boyun eğmiş m&#252;sl&#252;manlarız.” dedikleri zaman orada hazır mı bulunuyordunuz?
    134. Onlar gelip geçmiş bir &#252;mmettir. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz onların yaptıklarından sorumlu tutulacak değilsiniz.
    135. (Yahudiler) “Yahudi olun" ve (Hıristiyanlar da) "Hıristiyan olun ki doğru yolu bulasınız” dediler. De ki: “Hayır, hakka yönelen İbrahim’in dinine uyarız. O, Allah’a ortak koşanlardan değildi.”
    136. Deyin ki: “Biz Allah’a, bize indirilene (Kur’an’a), İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve Yakuboğullarına indirilene, M&#251;s&#226; ve İsa’ya verilen (Tevrat ve İncil) ile b&#252;t&#252;n diğer peygamberlere Rab’lerinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz ona teslim olmuş kimseleriz.”
    137. Eğer onlar böyle sizin iman ettiğiniz gibi iman ederlerse, gerçekten doğru yolu bulmuş olurlar; y&#252;z çevirirlerse onlar elbette derin bir ayrılığa d&#252;şm&#252;ş olurlar. Allah, onlara karşı seni koruyacaktır. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
    138. “Biz, Allah’ın boyasıyla boyanmışızdır. Boyası Allah’ınkinden daha g&#252;zel olan kimdir? Biz ona ibadet edenleriz” (deyin).
    139. Onlara de ki: “Allah hakkında mı bizimle tartışıp duruyorsunuz? H&#226;lbuki O, bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz size aittir. Biz O’na gön&#252;lden bağlanmış kimseleriz.”
    140. Yoksa siz, “İbrahim de, İsmail de, İshak da, Yakub ile Yakuboğulları da yahudi, ya da hıristiyan idiler” mi diyorsunuz? De ki: “Sizler mi daha iyi bilirsiniz, yoksa Allah mı?” Allah tarafından kendisine ulaşan bir gerçeği gizleyen kimseden daha zalim kimdir? Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.
    141. Onlar gelip geçmiş bir &#252;mmettir. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz onların yaptıklarından sorumlu tutulacak değilsiniz.
    142. Birtakım kendini bilmez insanlar, “Onları (m&#252;sl&#252;manları) yönelmekte oldukları kıbleden çeviren nedir?” diyecekler. De ki: “Doğu da, Batı da Allah’ındır. Allah, dilediği kimseyi doğru yola iletir.”
    143. Böylece, sizler insanlara birer şahit (ve örnek) olasınız ve Peygamber de size bir şahit (ve örnek) olsun diye sizi orta bir &#252;mmet yaptık. Her ne kadar Allah’ın doğru yolu gösterdiği kimselerden başkasına ağır gelse de biz, yönelmekte olduğun ciheti ancak; Res&#251;l’e tabi olanlarla, gerisingeriye dönecekleri ayırd edelim diye kıble yaptık. Allah, imanınızı boşa çıkaracak değildir. Ş&#252;phesiz Allah, insanlara çok şefkatli ve çok merhametlidir.
    144. (Ey Muhammed!) Biz senin çok defa y&#252;z&#252;n&#252; göğe doğru çevirip durduğunu (vahiy beklediğini) gör&#252;yoruz. (Merak etme) elbette seni, hoşnut olacağın kıbleye çevireceğiz. (Bundan böyle), y&#252;z&#252;n&#252; Mescid-i Haram yön&#252;ne çevir. (Ey M&#252;sl&#252;manlar!) Siz de nerede olursanız olun, (namazda) y&#252;z&#252;n&#252;z&#252; hep onun yön&#252;ne çevirin. Ş&#252;phesiz kendilerine kitap verilenler, bunun Rabblerinden (gelen) bir gerçek olduğunu elbette bilirler. Allah, onların yaptıklarından habersiz değildir.
    145. Andolsun, sen kendilerine kitap verilenlere her t&#252;rl&#252; mucizeyi getirsen de, onlar yine senin kıblene uymazlar. Sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onlar birbirlerinin kıblesine de uymazlar. Andolsun, eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların arzu ve keyiflerine uyacak olursan, o takdirde sen de mutlaka zalimlerden olursun.
    146. Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (Peygamberi) oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Böyle iken içlerinden birtakımı bile bile gerçeği gizlerler.
    147. Hak (ancak) Rabbindendir. Artık, sakın ş&#252;pheye d&#252;şenlerden olma!
    148. Herkesin yöneldiği bir yön vardır. Haydi, hep hayırlara koşun, yarışın! Nerede olsanız Allah hepinizi bir araya getirir. Ş&#252;phesiz, Allah’ın g&#252;c&#252; her şeye hakkıyla yeter.
    149. (Ey Muhammed!) Nereden yola çıkarsan çık, (namazda) Mescid-i Haram’a doğru dön. Bu, elbette Rabbinden gelen gerçek bir emirdir. Allah, sizin işlediklerinizden asla habersiz değildir.
    150. (Ey Muhammed!) Nereden yola çıkarsan çık, y&#252;z&#252;n&#252; Mescid-i Haram’a doğru çevir. (Ey m&#252;’minler!) Siz de nerede olursanız olun, y&#252;z&#252;n&#252;z&#252; Mescid-i Haram’a doğru çevirin ki, zalimlerin dışındaki insanların elinde (size karşı) bir koz olmasın. Zalimlerden korkmayın, benden korkun. Böylece size nimetlerimi tamamlayayım ve doğru yolu bulasınız.
    151. Nitekim kendi aranızdan, size &#226;yetlerimizi okuyan, sizi her köt&#252;l&#252;kten arındıran, size kitap ve hikmeti öğreten, ayrıca bilmediklerinizi de öğreten bir peygamber gönderdik.
    152. &#214;yleyse yalnız beni anın ki ben de sizi anayım. Bana ş&#252;kredin, sakın nankörl&#252;k etmeyin.
    153. Ey iman edenler! Sabrederek ve namaz kılarak Allah’tan yardım dileyin. Ş&#252;phe yok ki, Allah sabredenlerle beraberdir.
    154. Allah yolunda öld&#252;r&#252;lenlere “öl&#252;ler” demeyin. Hayır, onlar diridirler. Ancak siz bunu bilemezsiniz.
    155. Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve &#252;r&#252;nlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri m&#252;jdele.
    156. Onlar; başlarına bir musibet gelince, “Biz ş&#252;phesiz (her şeyimizle) Allah’a aidiz ve ş&#252;phesiz O’na döneceğiz” derler.
    157. İşte Rableri katından rahmet ve merhamet onlaradır. Doğru yola ulaştırılmış olanlar da işte bunlardır.
    158. Ş&#252;phesiz Safa ile Merve, Allah’ın (dininin) nişanelerindendir. Onun için her kim hac ve umre niyetiyle K&#226;be’yi ziyaret eder ve onları da tavaf ederse, bunda bir g&#252;nah yoktur. Her kim de gönl&#252;nden koparak bir hayır işlerse, ş&#252;phesiz Allah onu bilir, karşılığını verir.
    159. İndirdiğimiz apaçık delilleri ve hidayeti Kitap’ta açıklamamızdan sonra onları gizleyenler var ya, işte onlara hem Allah l&#226;net eder, hem de b&#252;t&#252;n l&#226;net etme konumunda olanlar l&#226;net eder.
    160. Ancak tövbe edip durumlarını d&#252;zeltenler ve gerçeği açıkça ortaya koyanlar (l&#226;netlenmekten) kurtulmuşlardır. &#199;&#252;nk&#252; ben onların tövbelerini kabul ederim. Zira ben tövbeleri çok kabul edenim, çok merhamet edenim.
    161. Fakat &#226;yetlerimizi ink&#226;r etmiş ve k&#226;fir olarak ölm&#252;şlere gelince, işte Allah’ın, meleklerin ve b&#252;t&#252;n insanların l&#226;neti onların &#252;st&#252;nedir.
    162. Onlar ebed&#238; olarak l&#226;net içinde kalırlar. Artık ne kendilerinden azap hafifletilir, ne de y&#252;zlerine bakılır.
    163. Sizin il&#226;hınız bir tek il&#226;htır. O’ndan başka il&#226;h yoktur. O, Rahm&#226;n’dır, Rah&#238;m’dir.
    164. Ş&#252;phesiz, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile g&#252;nd&#252;z&#252;n birbiri ardınca gelişinde, insanlara yarar sağlayacak şeylerle denizde seyreden gemilerde, Allah’ın göky&#252;z&#252;nden indirip kendisiyle ölm&#252;ş toprağı dirilttiği yağmurda, yery&#252;z&#252;nde her çeşit canlıyı yaymasında, r&#252;zg&#226;rları ve gökle yer arasındaki emre amade bulutları evirip çevirmesinde elbette d&#252;ş&#252;nen bir topluluk için deliller vardır.
    165. İnsanlar arasında Allah’ı bırakıp da O’na ortak koşanlar vardır. Onları, Allah’ı severcesine severler. M&#252;’minlerin Allah’a olan sevgisi daha g&#252;çl&#252; bir sevgidir. Zulmedenler azaba uğrayacakları zaman b&#252;t&#252;n kuvvetin Allah’ın olduğunu ve Allah’ın azabının pek şiddetli olduğunu bir bilselerdi!
    166. Kendilerine uyulanlar o g&#252;n azabı gör&#252;nce, kendilerine uyanlardan uzaklaşacaklar, aralarındaki b&#252;t&#252;n bağlar kopacaktır.
    167. Uyanlar şöyle derler: “Keşke d&#252;nyaya bir dön&#252;ş&#252;m&#252;z olsaydı da onların şimdi bizden uzaklaştıkları gibi, biz de onlardan uzaklaşsaydık.” Böylece Allah, onlara işledikleri fiilleri pişmanlık kaynağı olarak gösterir. Onlar ateşten çıkacak da değillerdir.
    168. Ey insanlar! Yery&#252;z&#252;ndeki şeylerin hel&#226;l ve temiz olanlarından yiyin! Şeytanın izinden y&#252;r&#252;meyin. &#199;&#252;nk&#252; o sizin için apaçık bir d&#252;şmandır.
    169. O, size ancak köt&#252;l&#252;ğ&#252;, hay&#226;sızlığı ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.
    170. Onlara, “Allah’ın indirdiğine uyun!” denildiğinde, “Hayır, biz, atalarımızı &#252;zerinde bulduğumuz (yol)a uyarız!” derler. Peki ama, ataları bir şey anlamayan, doğru yolu bulamayan kimseler olsalar da mı (onların yoluna uyacaklar)?
    171. İnk&#226;r edenleri imana çağıran (peygamber) ile ink&#226;r edenlerin durumu, bağırıp çağırmadan başka bir şey duymayan hayvanlara seslenen (çoban) ile hayvanların durumu gibidir. Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, körd&#252;rler. Bundan dolayı anlamazlar.
    172. Ey iman edenler! Eğer siz ancak Allah’a kulluk ediyorsanız, size verdiğimiz rızıkların iyi ve temizlerinden yiyin ve Allah’a ş&#252;kredin.
    173. Allah, size ancak leş, kan, domuz eti ve Allah’tan başkası adına kesileni haram kıldı. Ama kim mecbur olur da, istismar etmeksizin ve zaruret ölç&#252;s&#252;n&#252; aşmaksızın yemek zorunda kalırsa, ona g&#252;nah yoktur. Ş&#252;phesiz, Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
    174. Allah’ın indirdiği kitaptan bir kısmını gizleyip onu az bir bedel ile değişenler (var ya); işte onlar karınlarına ateşten başka bir şey doldurmuyorlar. Kıyamet g&#252;n&#252; Allah, onlarla ne konuşacak, ne de onları arıtacaktır. Onlar için elem dolu bir azap vardır.
    175. İşte bunlar hidayeti verip sapıklığı, bağışlanmayı verip azabı satın alanlardır. Onlar ateşe karşı ne kadar da dayanıklıdırlar(!)
    176. Bu (azab) da, Allah’ın, Kitab’ı hak olarak indirmiş olması (ve onların bunu ink&#226;r etmesi) sebebiyledir. Kitap konusunda anlaşmazlığa d&#252;şenler ise derin bir ayrılık içindedirler.
    177. İyilik, y&#252;zlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allah’a, ahiret g&#252;n&#252;ne, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (ihtiyacından dolayı) isteyene ve (özg&#252;rl&#252;kleri için) kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zek&#226;tı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır. İşte bunlar, Allah’a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir.
    178. Ey iman edenler! &#214;ld&#252;r&#252;lenler hakkında size kısas farz kılındı. H&#252;re karşı h&#252;r, köleye karşı köle, kadına karşı kadın kısas edilir. Ancak öld&#252;ren kimse, kardeşi (öld&#252;r&#252;lenin v&#226;risi, velisi) tarafından affedilirse, aklın ve dinin gereklerine uygun yol izlemek ve g&#252;zellikle diyet ödemek gerekir. Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Bundan sonra tecav&#252;zde bulunana elem dolu bir azap vardır.
    179. Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki (bu h&#252;kme uyarak) korunursunuz.
    180. Sizden birinize öl&#252;m gelip çattığı zaman, eğer geride bir hayır (mal) bırakmışsa, anaya, babaya ve yakın akrabaya meşru bir tarzda vasiyette bulunması -Allah’a karşı gelmekten sakınanlar &#252;zerinde bir hak olarak- size farz kılındı.
    181. Her kim işittikten sonra vasiyeti değiştirirse, g&#252;nahı ancak onu değiştirenlerin boynunadır. Ş&#252;phesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
    182. Vasiyet edenin hataya meyletmesinden ve g&#252;naha girmesinden korkan bir kimse, (tarafların) aralarını d&#252;zeltirse ona hiçbir g&#252;nah yoktur. Ş&#252;phesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
    183. Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı.
    184. Oruç, sayılı g&#252;nlerdedir. Sizden kim hasta, ya da yolculukta olursa, tutamadığı g&#252;nler sayısınca başka g&#252;nlerde tutar. Oruca g&#252;c&#252; yetmeyenler ise bir yoksul doyumu fidye verir. Bununla birlikte, gön&#252;lden kim bir iyilik yaparsa (mesela fidyeyi fazla verirse) o kendisi için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.
    185. (O sayılı g&#252;nler), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır. &#214;yle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa, onu oruçla geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa, tutamadığı g&#252;nler sayısınca başka g&#252;nlerde tutsun. Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez. Bu da sayıyı tamamlamanız ve hidayete ulaştırmasına karşılık Allah’ı y&#252;celtmeniz ve ş&#252;kretmeniz içindir.
    186. Kullarım, beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki), gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm. O h&#226;lde, doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler.
    187. Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size hel&#226;l kılındı. Onlar, size ört&#252;d&#252;rler, siz de onlara ört&#252;s&#252;n&#252;z. Allah, (Ramazan gecelerinde hanımlarınıza yaklaşarak) kendinize zulmetmekte olduğunuzu bildi de tövbenizi kabul edip sizi affetti. Artık eşlerinize yaklaşın ve Allah’ın sizin için yazıp takdir etmiş olduğu şeyi arayın. Şafağın aydınlığı gecenin karanlığından ayırt edilinceye (tan yeri ağarıncaya) kadar yiyin, için. Sonra da akşama kadar orucu tam tutun. Bununla birlikte siz mescitlerde itik&#226;fta iken eşlerinize yaklaşmayın. Bunlar, Allah’ın koyduğu sınırlardır. Bu sınırlara yaklaşmayın. Allah, kendine karşı gelmekten sakınsınlar diye, &#226;yetlerini insanlara böylece açıklar.
    188. Aranızda birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını bile bile g&#252;naha girerek yemek için onları h&#226;kimlere (r&#252;şvet olarak) vermeyin.
    189. Sana, hil&#226;lleri soruyorlar. De ki: “Onlar, insanlar ve hac için vakit ölç&#252;leridir. İyilik, evlere arkalarından girmeniz değildir. Ama iyi davranış, takva sahibi (Allah’a karşı gelmekten sakınan) insanın davranışıdır. Evlere kapılarından girin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.
    190. Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda siz de savaşın. Ancak aşırı gitmeyin. &#199;&#252;nk&#252; Allah aşırı gidenleri sevmez.
    191. Onları nerede yakalarsanız öld&#252;r&#252;n. Sizi çıkardıkları yerden (Mekke’den) siz de onları çıkarın. Zul&#252;m ve baskı, adam öld&#252;rmekten daha ağırdır. Yalnız, Mescid-i Haram yanında, onlar sizinle savaşmadıkça, siz de onlarla savaşmayın. Sizinle savaşırlarsa (siz de onlarla savaşın) onları öld&#252;r&#252;n. K&#226;firlerin cezası böyledir.
    192. Eğer onlar (savaştan ve k&#252;f&#252;rden) vazgeçerlerse, (şunu iyi bilin ki) Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
    193. Hiçbir zul&#252;m ve baskı kalmayıncaya ve din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Onlar savaşmaya son verecek olurlarsa, artık d&#252;şmanlık yalnız zalimlere karşıdır.
    194. Haram ay, haram aya karşılıktır. H&#252;rmetler (saygı gösterilmesi gereken şeyler) kısas kuralına tabidir. O h&#226;lde kim size saldırırsa, size saldırdığı gibi siz de ona saldırın, (fakat ileri gitmeyin). Allah’a karşı gelmekten sakının ve bilin ki, Allah kendine karşı gelmekten sakınanlarla beraberdir.
    195. (Mallarınızı) Allah yolunda harcayın. Kendi kendinizi tehlikeye atmayın. İyilik edin. Ş&#252;phesiz Allah iyilik edenleri sever.
    196. Haccı da, umreyi de Allah için tamamlayın. Eğer (d&#252;şman, hastalık ve benzer sebeplerle) engellenmiş olursanız artık size kolay gelen kurbanı gönderin. Bu kurban, yerine varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizden her kim hastalanır veya başından rahatsız olur (da tıraş olmak zorunda kalır)sa fidye olarak ya oruç tutması, ya sadaka vermesi, ya da kurban kesmesi gerekir. G&#252;vende olduğunuz zaman hacca kadar umreyle faydalanmak isteyen kimse, kolayına gelen kurbanı keser. Kurban bulamayan kimse &#252;ç&#252; hacda, yedisi de dönd&#252;ğ&#252;n&#252;z zaman (olmak &#252;zere) tam on g&#252;n oruç tutar. Bu (durum), ailesi Mescid-i Haram civarında olmayanlar içindir. Allah’a karşı gelmekten sakının ve Allah’ın cezasının çetin olduğunu bilin.
    197. Hac (ayları), bilinen aylardır. Kim o aylarda hacca başlarsa, artık ona hacda cinsel ilişki, g&#252;naha sapmak, kavga etmek yoktur. Siz ne hayır yaparsanız, Allah onu bilir. (Ahiret için) azık toplayın. Kuşkusuz, azığın en hayırlısı takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma)dır. Ey akıl sahipleri, bana karşı gelmekten sakının.
    198. (Hac mevsiminde ticaret yaparak) Rabbinizin l&#252;tuf ve keremini istemekte size bir g&#252;nah yoktur. Arafat’tan ayrılıp (sel gibi M&#252;zdelife’ye) akın ettiğinizde, Meş’ar-i Haram’da Allah’ı zikredin. Onu, size gösterdiği gibi zikredin. Doğrusu siz onun yol göstermesinden önce yolunu şaşırmışlardan idiniz.
    199. Sonra insanların akın ettiği yerden siz de akın edin ve Allah’tan bağışlanma dileyin. Ş&#252;phesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
    200. Hac ibadetinizi bitirdiğinizde, artık (cahiliye döneminde) atalarınızı andığınız gibi, hatta ondan da kuvvetli bir anışla Allah’ı anın. İnsanlardan, “Ey Rabbimiz! Bize (vereceğini) bu d&#252;nyada ver” diyenler vardır. Bunların ahirette bir nasibi yoktur.
    201. Onlardan, “Rabbimiz! Bize d&#252;nyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru” diyenler de vardır.
    202. İşte onlara kazandıklarından bir nasip vardır. Allah, hesabı pek çabuk görendir.
    203. Sayılı g&#252;nlerde Allah’ı anın (telbiye ve tekbir getirin). Kim iki g&#252;n içinde acele edip (Mina’dan Mekke’ye) dönerse, ona g&#252;nah yoktur. Kim geri kalırsa, ona da g&#252;nah yoktur. Bu, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar içindir. Allah’a karşı gelmekten sakının ve onun huzurunda toplanacağınızı bilin.
    204. İnsanlardan öylesi de vardır ki, d&#252;nya hayatına ilişkin sözleri senin hoşuna gider. Bir de kalbindekine (Söz&#252;n&#252;n öz&#252;ne uyduğuna) Allah’ı şahit tutar. H&#226;lbuki o, d&#252;şmanlıkta en amansız olandır.
    205. O, (senin yanından) ayrılınca yery&#252;z&#252;nde bozgunculuk yapmağa, ekin ve nesli yok etmeğe çalışır. Allah ise bozgunculuğu sevmez.
    206. Ona “Allah’tan kork” denildiği zaman, gururu onu daha da g&#252;naha s&#252;r&#252;kler. Artık böylesinin hakkından cehennem gelir. O ne köt&#252; yataktır!
    207. İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah’ın rızasını kazanmak için kendini feda eder. Allah, kullarına çok şefkatlidir.
    208. Ey iman edenler! Hepiniz topluca barış ve g&#252;venliğe (İsl&#226;m’a) girin. Şeytanın adımlarını izlemeyin. &#199;&#252;nk&#252; o, size apaçık bir d&#252;şmandır.
    209. Size apaçık deliller geldikten sonra, eğer yine de yan çizerseniz, bilin ki Allah, gerçekten mutlak g&#252;ç sahibidir, h&#252;k&#252;m ve hikmet sahibidir.
    210. Onlar (böyle davranmakla), bulut gölgeleri içinde Allah’ın (azabının) ve meleklerin kendilerine gelmesini ve işin bitirilmesini mi bekliyorlar? H&#226;lbuki b&#252;t&#252;n işler Allah’a dönd&#252;r&#252;l&#252;r.
    211. İsrailoğullarına sor; biz onlara nice açık mucizeler verdik. Kendisine geldikten sonra kim Allah’ın nimetini değiştirirse, (bilsin ki) ş&#252;phesiz Allah, cezası pek çetin olandır.
    212. İnk&#226;r edenlere d&#252;nya hayatı s&#252;sl&#252; gösterildi. Onlar iman edenlerle alay etmektedirler. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar ise, kıyamet g&#252;n&#252; bunların &#252;st&#252;ndedir. Allah, dilediğine hesapsız rızık verir.
    213. İnsanlar tek bir &#252;mmetti. Allah, m&#252;jdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa d&#252;şt&#252;kleri şeyler konusunda, aralarında h&#252;k&#252;m vermek &#252;zere kitapları hak olarak indirdi. Kendilerine apaçık &#226;yetler geldikten sonra o konuda ancak; kitap verilenler, aralarındaki kıskançlık y&#252;z&#252;nden anlaşmazlığa d&#252;şt&#252;ler. Bunun &#252;zerine Allah iman edenleri, kendi izniyle, onların hakkında ayrılığa d&#252;şt&#252;kleri gerçeğe iletti. Allah, dilediğini doğru yola iletir.
    214. Yoksa siz, sizden öncekilerin başına gelenler, sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Peygamber ve onunla beraber m&#252;’minler, “Allah’ın yardımı ne zaman?” diyecek kadar darlığa ve zorluğa uğramışlar ve sarsılmışlardı. İyi bilin ki, Allah’ın yardımı pek yakındır.
    215. Sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “Hayır olarak ne harcarsanız o, ana-baba, akraba, yetimler, fakirler ve yolda kalmışlar içindir. Hayır olarak ne yaparsanız, gerçekten Allah onu hakkıyla bilir.”
    216. Savaş, hoşunuza gitmediği h&#226;lde, size farz kılındı. Olur ki, bir şey sizin için hayırlı iken, siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki, bir şey sizin için köt&#252; iken, siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
    217. Sana haram ayda savaşmayı soruyorlar. De ki: “O ayda savaş b&#252;y&#252;k bir g&#252;nahtır. Allah’ın yolundan alıkoymak, onu ink&#226;r etmek, Mescid-i Haram’ın ziyaretine engel olmak ve halkını oradan çıkarmak, Allah katında daha b&#252;y&#252;k g&#252;nahtır. Zul&#252;m ve baskı ise adam öld&#252;rmekten daha b&#252;y&#252;kt&#252;r. Onlar, g&#252;ç yetirebilseler, sizi dininizden dönd&#252;r&#252;nceye kadar sizinle savaşmaya devam ederler. Sizden kim dininden döner de k&#226;fir olarak öl&#252;rse, öylelerin b&#252;t&#252;n yapıp ettikleri d&#252;nyada da, ahirette de boşa gitmiştir. Bunlar cehennemliklerdir, orada s&#252;rekli kalacaklardır.
    218. İman edenler, hicret edenler, Allah yolunda cihad edenler; ş&#252;phesiz bunlar Allah’ın rahmetini umarlar. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
    219. Sana içkiyi ve xxxxxı sorarlar. De ki: “Onlarda hem b&#252;y&#252;k g&#252;nah, hem de insanlar için (bazı zahir&#238 yararlar vardır. Ama g&#252;nahları yararlarından b&#252;y&#252;kt&#252;r.” Yine sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “İhtiyaçtan arta kalanı.” Allah, size &#226;yetleri böyle açıklıyor ki d&#252;ş&#252;nesiniz.
    220. D&#252;nya ve ahiret hakkında d&#252;ş&#252;nesiniz, diye böyle yapıyor. Bir de sana yetimleri soruyorlar. De ki: “Onların durumlarını d&#252;zeltmek hayırlıdır. Eğer onlara karışıp (birlikte yaşar)sanız (sakıncası yok). (Onlar da) sizin kardeşlerinizdir. Allah, bozguncuyu yapıcı olandan ayırır. Allah, dileseydi sizi zora sokardı. Ş&#252;phesiz Allah mutlak g&#252;ç sahibidir, h&#252;k&#252;m ve hikmet sahibidir.
    221. İman etmedikleri s&#252;rece Allah’a ortak koşan kadınlarla evlenmeyin. Allah’a ortak koşan kadın hoşunuza gitse de, m&#252;’min bir cariye Allah’a ortak koşan bir kadından daha hayırlıdır. İman etmedikleri s&#252;rece Allah’a ortak koşan erkeklerle, kadınlarınızı evlendirmeyin. Allah’a ortak koşan h&#252;r erkek hoşunuza gitse de; iman eden bir köle, Allah’a ortak koşan bir erkekten daha hayırlıdır. Onlar ateşe çağırırlar, Allah ise izniyle, cennete ve bağışlanmaya çağırır. O, insanlara &#226;yetlerini açıklar ki, öğ&#252;t alıp d&#252;ş&#252;ns&#252;nler.
    222. Sana kadınların ay h&#226;lini sorarlar. De ki: “O bir ezadır (rahatsızlıktır). Ay h&#226;linde kadınlardan uzak durun. Temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri vakit, Allah’ın size emrettiği yerden onlara yaklaşın. Ş&#252;phesiz Allah çok tövbe edenleri sever, çok temizlenenleri sever.”
    223. Kadınlarınız sizin ekinliğinizdir. Ekinliğinize dilediğiniz biçimde varın. Kendiniz için (geleceğe hazırlık olarak) g&#252;zel davranışlar takdim edin. Allah’a karşı gelmekten sakının ve her h&#226;lde onun huzuruna varacağınızı bilin. (Ey Muhammed!) M&#252;’minleri m&#252;jdele.
    224. İyilik etmemek, takvaya sarılmamak, insanlar arasını ıslah etmemek yolundaki yeminlerinize Allah’ı siper yapmayın. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
    225. Allah, sizi kasıtsız yeminlerinizden dolayı sorumlu tutmaz, fakat sizi kalplerinizin kazandığı (bile bile yaptığınız) yeminlerden sorumlu tutar. Allah, çok bağışlayandır, hal&#238;mdir. (Hemen cezalandırmaz, m&#252;hlet verir.)
    226. Eşlerine yaklaşmamağa yemin edenler için dört ay bekleme s&#252;resi vardır. Eğer (bu s&#252;re içinde) dönerlerse, ş&#252;phesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
    227. Eğer (yemin edenler yeminlerinden dönmeyip kadınlarını) boşamaya karar verirlerse (ayrılırlar). Biliniz ki, Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
    228. Boşanmış kadınlar kendi kendilerine &#252;ç ay h&#226;li (hayız veya temizlik m&#252;ddeti) beklerler. Eğer Allah’a ve ahiret g&#252;n&#252;ne inanıyorlarsa, Allah’ın kendi rahimlerinde yarattığını gizlemeleri onlara hel&#226;l olmaz. Kocaları bu s&#252;re içinde barışmak isterlerse, onları geri almağa daha çok hak sahibidirler. Kadınların, y&#252;k&#252;ml&#252;l&#252;kleri kadar meşru hakları vardır. Yalnız erkeklerin kadınlar &#252;zerinde bir derece farkı vardır. Allah, mutlak g&#252;ç sahibidir, h&#252;k&#252;m ve hikmet sahibidir.
    229. (Dön&#252;ş yapılabilecek) boşama iki defadır. Sonrası, ya iyilikle geçinmek, ya da g&#252;zellikle bırakmaktır. (Evlilikte) tarafların Allah’ın belirlediği ölç&#252;leri koruyamama endişeleri dışında kadınlara verdiklerinizden (boşanma esnasında) bir şeyi geri almanız, sizin için hel&#226;l olmaz. Eğer onlar Allah’ın belirlediği ölç&#252;leri gözetmeyecekler diye endişe ederseniz, o zaman kadının (boşanmak için) bedel vermesinde ikisine de g&#252;nah yoktur. Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır. Sakın bunları aşmayın. Allah’ın koyduğu sınırları kim aşarsa, onlar zalimlerin ta kendileridir.
    230. Eğer erkek karısını (&#252;ç&#252;nc&#252; defa) boşarsa, kadın, onun dışında bir başka kocayla nik&#226;hlanmadıkça ona hel&#226;l olmaz. (Bu koca da) onu boşadığı takdirde, onlar (kadın ile ilk kocası) Allah’ın koyduğu ölç&#252;leri gözetebileceklerine inanıyorlarsa tekrar birbirlerine dön&#252;p evlenmelerinde bir g&#252;nah yoktur. İşte bunlar Allah’ın, anlayan bir toplum için açıkladığı ölç&#252;leridir.
    231. Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme s&#252;relerini bitirdikleri zaman, ya onları iyilikle tutun yahut iyilikle bırakın. Haklarına tecav&#252;z edip zarar vermek için onları tutmayın. Bunu kim yaparsa kendine zulmetmiş olur. Sakın Allah’ın &#226;yetlerini eğlenceye almayın. Allah’ın &#252;zerinizdeki nimetini, size öğ&#252;t vermek için indirdiği Kitab’ı ve hikmeti hatırlayın. Allah’a karşı gelmekten sakının ve bilin ki Allah her şeyi hakkıyla bilendir.
    232. Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme s&#252;relerini bitirdikleri zaman kendi aralarında aklın ve dinin gereklerine uygun olarak g&#252;zellikle anlaştıkları takdirde, eşleriyle (yeniden) evlenmelerine engel olmayın. Bununla içinizden Allah’a ve ahiret g&#252;n&#252;ne iman edenlere öğ&#252;t verilmektedir. Bu, sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
    233. -Emzirmeyi tamamlamak isteyenler için- anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler. Onların (annelerin) yiyeceği, giyeceği, örfe uygun olarak babaya aittir. Hiçbir kimseye g&#252;c&#252;n&#252;n &#252;st&#252;nde bir y&#252;k ve sorumluluk teklif edilmez. -Hiçbir anne ve hiçbir baba çocuğu sebebiyle zarara uğratılmasın- (Baba ölm&#252;şse) mirasçı da aynı şeyle sorumludur. Eğer (anne ve baba) kendi aralarında danışıp anlaşarak (iki yıl dolmadan) çocuğu s&#252;tten kesmek isterlerse, onlara g&#252;nah yoktur. Eğer çocuklarınızı (bir s&#252;tanneye) emzirtmek isterseniz, örfe uygun olarak vereceğiniz &#252;creti g&#252;zelce ödediğiniz takdirde size bir g&#252;nah yoktur. Allah’a karşı gelmekten sakının ve bilin ki, Allah, yapmakta olduklarınızı hakkıyla görendir.
    234. İçinizden ölenlerin geride bıraktıkları eşleri, kendi kendilerine dört ay on g&#252;n (iddet) beklerler. S&#252;relerini bitirince artık kendileri için meşru olanı yapmalarında size bir g&#252;nah yoktur. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
    235. (Vefat iddeti beklemekte olan) kadınlara kendileri ile evlenmek istediğinizi &#252;st&#252; kapalı olarak anlatmanızda veya bu isteğinizi içinizde saklamanızda sizin için bir g&#252;nah yoktur. Allah biliyor ki, siz onlara (bunu er geç mutlaka) söyleyeceksiniz. Meşru sözler söylemeniz dışında sakın onlarla gizliden gizliye buluşma yön&#252;nde sözleşmeyin. Bekleme m&#252;ddeti bitinceye kadar da nik&#226;h yapmaya kalkışmayın. Şunu da bilin ki, Allah içinizden geçeni hakkıyla bilir. Onun için Allah’a karşı gelmekten sakının ve yine şunu da bilin ki Allah gerçekten çok bağışlayandır, hal&#238;mdir. (Hemen cezalandırmaz, m&#252;hlet verir.)
    236. Kendilerine el s&#252;rmeden ya da mehir belirlemeden kadınları boşarsanız size bir g&#252;nah yoktur. (Bu durumda) -eli geniş olan g&#252;c&#252;ne göre, eli dar olan da g&#252;c&#252;ne göre olmak &#252;zere- onlara, aklın ve dinin gereklerine uygun olarak m&#252;t’a verin. Bu, iyilik yapanlar &#252;zerinde bir borçtur.
    237. Eğer onlara mehir tespit eder de kendilerine el s&#252;rmeden boşarsanız, tespit ettiğiniz mehrin yarısı onlarındır. Ancak kadının, ya da nik&#226;h bağı elinde bulunanın (kocanın, paylarından) vazgeçmesi başka. Bununla birlikte (ey erkekler), sizin vazgeçmeniz takvaya (Allah’a karşı gelmekten sakınmaya) daha yakındır. Aranızda iyilik yapmayı da unutmayın. Ş&#252;phesiz Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.
    238. Namazlara ve orta namaza devam edin. Allah’a gön&#252;lden boyun eğerek namaza durun.
    239. Eğer (bir tehlikeden) korkarsanız, namazı yaya olarak veya binek &#252;zerinde kılın. G&#252;venliğe kavuşunca da, Allah’ı, daha önce bilmediğiniz ve onun size öğrettiği şekilde anın (namazı normal vakitlerdeki gibi kılın).
    240. İçinizden öl&#252;p geriye dul eşler bırakan erkekler, eşleri için, evden çıkarılmaksızın bir yıla kadar geçimlerinin sağlanmasını vasiyet etsinler. Ama onlar (kendiliklerinden) çıkarlarsa, artık onların meşru biçimde kendileri ile ilgili olarak işlediklerinden dolayı size bir g&#252;nah yoktur. Allah mutlak g&#252;ç sahibidir, h&#252;k&#252;m ve hikmet sahibidir.
    241. Boşanmış kadınların örfe göre geçimlerinin sağlanması onların hakkıdır. Bu, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar &#252;zerinde bir borçtur.
    242. D&#252;ş&#252;nesiniz diye Allah size &#226;yetlerini böyle açıklamaktadır.
    243. Binlerce kişi oldukları h&#226;lde, öl&#252;m korkusuyla yurtlarını terk edenleri görmedin mi? Allah, onlara “öl&#252;n” dedi, sonra da onları diriltti. Ş&#252;phesiz Allah, insanlara karşı l&#252;tuf ve ikram sahibidir. Ama insanların çoğu ş&#252;kretmezler.
    244. Allah yolunda savaşın ve bilin ki, ş&#252;phesiz Allah hakkıyla işitendir ve hakkıyla bilendir.
    245. Kimdir Allah’a g&#252;zel bir borç verecek o kimse ki, Allah da o borcu kendisine kat kat ödesin. (Rızkı) Allah daraltır ve genişletir. Ancak O’na dönd&#252;r&#252;leceksiniz.
    246. M&#251;s&#226;’dan sonra İsrailoğullarının ileri gelenlerini görmedin mi (ne yaptılar)? Hani, peygamberlerinden birine, “Bize bir h&#252;k&#252;mdar gönder de Allah yolunda savaşalım” demişlerdi. O, “Ya &#252;zerinize savaş farz kılındığı h&#226;lde, savaşmayacak olursanız?” demişti. Onlar, “Yurdumuzdan çıkarılmış, çocuklarımızdan uzaklaştırılmış olduğumuz h&#226;lde Allah yolunda niye savaşmayalım” diye cevap vermişlerdi. Ama onlara savaş farz kılınınca içlerinden pek azı hariç, y&#252;z çevirdiler. Allah, zalimleri hakkıyla bilendir.
    247. Peygamberleri onlara, “Allah, size T&#226;l&#251;t’u h&#252;k&#252;mdar olarak gönderdi” dedi. Onlar, “O bizim &#252;zerimize nasıl h&#252;k&#252;mdar olabilir? Biz h&#252;k&#252;mdarlığa ondan daha l&#226;yığız. Ona zenginlik de verilmemiştir” dediler. Peygamberleri şöyle dedi: “Ş&#252;phesiz Allah, onu sizin &#252;zerinize (h&#252;k&#252;mdar) seçti, onun bilgisini ve g&#252;c&#252;n&#252; artırdı.” Allah, m&#252;lk&#252;n&#252; dilediğine verir. Allah, l&#252;tfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.
    248. Peygamberleri onlara şöyle dedi: “Onun h&#252;k&#252;mdarlığının alameti, size o sandığın gelmesidir. Onda Rabbinizden bir g&#252;ven duygusu ve huzur ile M&#251;s&#226; ailesinin, H&#226;r&#251;n ailesinin geriye bıraktığından kalıntılar vardır. Onu melekler taşımaktadır. Eğer inanmış kimselerseniz, bunda ş&#252;phesiz sizin için kesin bir delil vardır.”
    249. T&#226;l&#251;t, ordu ile hareket edince, “Ş&#252;phesiz Allah, sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim ondan içerse benden değildir. Kim onu tatmazsa işte o bendendir. Ancak eliyle bir avuç alan başka.” dedi. İçlerinden pek azı hariç, hepsi ırmaktan içtiler. T&#226;l&#251;t ve onunla beraber iman edenler ırmağı geçince, (geride kalanlar) “Bug&#252;n bizim C&#226;l&#251;t’a ve askerlerine karşı koyacak g&#252;c&#252;m&#252;z yok.” dediler. Allah’a kavuşacaklarını kesin olarak bilenler (ırmağı geçenler) ise şu cevabı verdiler: “Allah’ın izniyle b&#252;y&#252;k bir topluluğa galip gelen nice k&#252;ç&#252;k topluluklar vardır. Allah, sabredenlerle beraberdir.”
    250. (T&#226;l&#251;t’un askerleri) C&#226;l&#251;t ve askerleriyle karşı karşıya gelince şöyle dediler: “Ey Rabbimiz! &#220;zerimize sabır yağdır, ayaklarımızı sağlam bastır ve şu k&#226;fir kavme karşı bize yardım et.”
    251. Derken, Allah’ın izniyle onları bozguna uğrattılar. Davud, C&#226;l&#251;t’u öld&#252;rd&#252;. Allah, ona (Davud’a) h&#252;k&#252;mdarlık ve hikmet verdi ve ona dilediğini öğretti. Eğer Allah’ın; insanların bir kısmıyla diğerlerini savması olmasaydı, yery&#252;z&#252; bozulurdu. Ancak Allah, b&#252;t&#252;n &#226;lemlere karşı l&#252;tuf sahibidir.
    252. İşte bunlar Allah’ın &#226;yetleridir. Biz onları sana hak olarak okuyoruz. Ş&#252;phesiz sen, Allah tarafından gönderilmiş peygamberlerdensin.
    253. İşte peygamberler! Biz, onların bir kısmını bir kısmına &#252;st&#252;n kıldık. İçlerinden, Allah’ın konuştukları vardır. Bir kısmının da derecelerini y&#252;kseltmiştir. Meryem oğlu İsa’ya ise açık deliller verdik ve onu Ruhu’l-Kud&#252;s (Cebrail) ile destekledik. Eğer Allah dileseydi, bunların arkasından gelen (millet)ler, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra, birbirlerini öld&#252;rmezlerdi. Fakat ayrılığa d&#252;şt&#252;ler. Onlardan inananlar da vardı, ink&#226;r edenler de. Yine Allah dileseydi, birbirlerini öld&#252;rmezlerdi. L&#226;kin Allah dilediğini yapar.
    254. Ey iman edenler! Hiçbir alışverişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı kıyamet g&#252;n&#252; gelmeden önce, size rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcayın. İnk&#226;r edenler ise zalimlerin ta kendileridir.
    255. Allah, kendisinden başka hiçbir il&#226;h olmayandır. Diridir, kayyumdur. O’nu ne bir uyuklama tutabilir, ne de bir uyku. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur. İzni olmaksızın O’nun katında şefaatte bulunacak kimdir? O, kulların önlerindekileri ve arkalarındakileri (yaptıklarını ve yapacaklarını) bilir. Onlar O’nun ilminden, kendisinin dilediği kadarından başka bir şey kavrayamazlar. O’nun k&#252;rs&#252;s&#252;, b&#252;t&#252;n gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır. (O, göklere, yere, b&#252;t&#252;n evrene h&#252;kmetmektedir.) Gökleri ve yeri koruyup gözetmek O’na g&#252;ç gelmez. O, y&#252;cedir, b&#252;y&#252;kt&#252;r.
    256. Dinde zorlama yoktur. &#199;&#252;nk&#252; doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır. O h&#226;lde, kim t&#226;ğ&#251;tu tanımayıp Allah’a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
    257. Allah, iman edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. K&#226;firlerin velileri ise t&#226;ğ&#251;ttur. (O da) onları aydınlıktan karanlıklara (s&#252;r&#252;kleyip) çıkarır. Onlar cehennemliklerdir. Orada ebed&#238; kalırlar.
    258. Allah, kendisine h&#252;k&#252;mdarlık verdi diye (şımarıp böb&#252;rlenerek) Rabbi hakkında İbrahim ile tartışanı görmedin mi? Hani İbrahim, “Benim Rabbim diriltir, öld&#252;r&#252;r.” demiş; o da, “Ben de diriltir, öld&#252;r&#252;r&#252;m” demişti. (Bunun &#252;zerine) İbrahim, “Ş&#252;phesiz Allah g&#252;neşi doğudan getirir, sen de onu batıdan getir” deyince, k&#226;fir şaşırıp kaldı. Zaten Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.
    259. Yahut altı &#252;st&#252;ne gelmiş (ıpıssız duran) bir şehre uğrayan kimseyi görmedin mi? O, “Allah, burayı öl&#252;m&#252;nden sonra nasıl diriltecek (acaba)?” demişti. Bunun &#252;zerine, Allah onu öld&#252;r&#252;p y&#252;zyıl öl&#252; bıraktı, sonra diriltti ve ona sordu: “Ne kadar (öl&#252 kaldın?” O, “Bir g&#252;n veya bir g&#252;nden daha az kaldım” diye cevap verdi. Allah, şöyle dedi: “Hayır, y&#252;z sene kaldın. Böyle iken yiyeceğine ve içeceğine bak, hen&#252;z bozulmamış. Bir de eşeğine bak! (Böyle yapmamız) seni insanlara ibret belgesi kılmamız içindir. (Eşeğin) kemikler(in)e de bak, nasıl onları bir araya getiriyor, sonra onlara nasıl et giydiriyoruz?” Kendisine b&#252;t&#252;n bunlar apaçık belli olunca, şöyle dedi: “Şimdi, biliyorum ki; ş&#252;phesiz Allah’ın g&#252;c&#252; her şeye hakkıyla yeter.”
    260. Hani İbrahim, “Rabbim! Bana öl&#252;leri nasıl dirilttiğini göster” demişti. (Allah ona) “İnanmıyor musun?” deyince, “Hayır (inandım) ancak kalbimin tatmin olması için” demişti. “&#214;yleyse, dört kuş tut. Onları kendine alıştır. Sonra onları parçalayıp her bir parçasını bir dağın &#252;zerine bırak. Sonra da onları çağır. Sana uçarak gelirler. Bil ki, ş&#252;phesiz Allah mutlak g&#252;ç sahibidir, h&#252;k&#252;m ve hikmet sahibidir.”
    261. Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yedi başak bitiren ve her başakta y&#252;z tane bulunan bir tohum gibidir. Allah, dilediğine kat kat verir. Allah, l&#252;tfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.
    262. Mallarını Allah yolunda harcayan, sonra da harcadıklarının peşinden (bunları) başa kakmayan ve gön&#252;l incitmeyenlerin, Rab’leri katında m&#252;k&#226;fatları vardır. Onlar için korku yoktur. Onlar &#252;z&#252;lmeyeceklerdir de.
    263. G&#252;zel bir söz ve bağışlama, peşinden gön&#252;l kırma gelen bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah, her bakımdan sınırsız zengindir, hal&#238;mdir (hemen cezalandırmaz, m&#252;hlet verir).
    264. Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret g&#252;n&#252;ne inanmadığı h&#226;lde insanlara gösteriş olsun diye malını harcayan kimse gibi, sadakalarınızı başa kakmak ve gön&#252;l kırmak suretiyle boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu, &#252;zerinde biraz toprak bulunan ve maruz kaldığı şiddetli yağmurun kendisini çıplak bıraktığı bir kayanın durumu gibidir. Onlar kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah, k&#226;firler topluluğunu hidayete erdirmez.
    265. Allah’ın rızasını kazanmak arzusuyla ve kalben mutmain olarak mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, y&#252;ksekçe bir yerdeki g&#252;zel bir bahçenin durumu gibidir ki, bol yağmur alınca iki kat &#252;r&#252;n verir. Bol yağmur almasa bile ona çiseleme yeter. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.
    266. Herhangi biriniz ister mi ki, içerisinde her t&#252;rl&#252; meyveye sahip bulunduğu, içinden ırmaklar akan, hurma ve &#252;z&#252;m ağaçlarından oluşan bir bahçesi olsun; himayeye muhtaç çocukları var iken ihtiyarlık gelip kendisine çatsın; derken bağı ateşli (yıldırımlı) bir kasırga vursun da orası yanıversin? Allah, d&#252;ş&#252;nesiniz diye size &#226;yetlerini böyle açıklıyor.
    267. Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve yerden sizin için çıkardıklarımızdan Allah yolunda harcayın. Kendinizin göz yummadan alıcısı olmayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın ve bilin ki Allah, her bakımdan zengindir, öv&#252;lmeye l&#226;yıktır.
    268. Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size, çirkinliği ve hay&#226;sızlığı emreder. Allah ise size kendi katından mağfiret ve bol nimet va’dediyor. Ş&#252;phesiz Allah, l&#252;tfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.
    269. Allah, hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, ş&#252;phesiz ona çokça hayır verilmiş demektir. Bunu ancak akıl sahipleri anlar.
    270. Allah yolunda her ne harcar veya her ne adarsanız, ş&#252;phesiz Allah onu bilir. Zulmedenlerin yardımcıları yoktur.
    271. Sadakaları açıktan verirseniz ne g&#252;zel! Fakat onları gizleyerek fakirlere verirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır ve g&#252;nahlarınızdan bir kısmına da keffaret olur. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
    272. Onları hidayete erdirmek sana ait değildir. Fakat Allah, dilediğini hidayete erdirir. Hayır olarak ne harcarsanız, kendiniz içindir. Zaten siz ancak Allah’ın rızasını kazanmak için harcarsınız. Hayır olarak her ne harcarsanız -hiç hakkınız yenmeden- karşılığı size tastamam ödenir.
    273. (Sadakalar) kendilerini Allah yoluna adayan, yery&#252;z&#252;nde dolaşmaya g&#252;ç yetiremeyen fakirler içindir. İffetlerinden dolayı (dilenmedikleri için), bilmeyen onları zengin sanır. Sen onları y&#252;zlerinden tanırsın. İnsanlardan arsızca (bir şey) istemezler. Siz hayır olarak ne verirseniz, ş&#252;phesiz Allah onu bilir.
    274. Mallarını gece g&#252;nd&#252;z; gizli ve açık Allah yolunda harcayanlar var ya, onların Rableri katında m&#252;k&#226;fatları vardır. Onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir.
    275. Faiz yiyenler, ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların, “Alışveriş de faiz gibidir” demelerinden dolayıdır. Oysa Allah, alışverişi hel&#226;l, faizi haram kılmıştır. Bundan böyle kime Rabbinden bir öğ&#252;t gelir de (o öğ&#252;te uyarak) faizden vazgeçerse, artık önceden aldığı onun olur. Durumu da Allah’a kalmıştır. (Allah, onu affeder.) Kim tekrar (faize) dönerse, işte onlar cehennemliklerdir. Orada ebed&#238; kalacaklardır.
    276. Allah, faiz malını mahveder, sadakaları ise artırır (bereketlendirir). Allah, hiçbir g&#252;nahk&#226;r nankör&#252; sevmez.
    277. Ş&#252;phesiz iman edip salih ameller işleyen, namazı dosdoğru kılan ve zek&#226;tı verenlerin m&#252;k&#226;fatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır.
    278. Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve eğer gerçekten iman etmiş kimselerseniz, faizden geriye kalanı bırakın.
    279. Eğer böyle yapmazsanız, Allah ve Res&#251;l&#252;yle savaşa girdiğinizi bilin. Eğer tövbe edecek olursanız, anaparalarınız sizindir. Böylece siz ne başkalarına haksızlık etmiş olursunuz, ne de başkaları size haksızlık etmiş olur.
    280. Eğer borçlu darlık içindeyse, ona eli genişleyinceye kadar m&#252;hlet verin. Eğer bilirseniz, (borcu) sadaka olarak bağışlamanız, sizin için daha hayırlıdır.
    281. &#214;yle bir g&#252;nden sakının ki, o g&#252;n hepiniz Allah’a dönd&#252;r&#252;l&#252;p göt&#252;r&#252;leceksiniz. Sonra herkese kazandığı amellerin karşılığı verilecek ve onlara asla haksızlık yapılmayacaktır.
    282. Ey iman edenler! Belli bir s&#252;re için birbirinize borçlandığınız zaman bunu yazın. Aranızda bir yazıcı adaletle yazsın. Yazıcı, Allah’ın kendisine öğrettiği şekilde yazmaktan kaçınmasın, (her şeyi olduğu gibi dosdoğru) yazsın. &#220;zerinde hak olan (borçlu) da yazdırsın ve Rabbi olan Allah’tan korkup sakınsın da borçtan hiçbir şeyi eksik etmesin (hepsini tam yazdırsın). Eğer borçlu, aklı ermeyen, veya zayıf bir kimse ise, ya da yazdıramıyorsa, velisi adaletle yazdırsın. (Bu işleme) şahitliklerine g&#252;vendiğiniz iki erkeği; eğer iki erkek olmazsa, bir erkek ve iki kadını şahit tutun. Bu, onlardan biri unutacak olursa, diğerinin ona hatırlatması içindir. Şahitler çağırıldıkları zaman (gelmekten) kaçınmasınlar. Az olsun, çok olsun, borcu s&#252;resine kadar yazmaktan usanmayın. Bu, Allah katında adalete daha uygun, şahitlik için daha sağlam, ş&#252;pheye d&#252;şmemeniz için daha elverişlidir. Yalnız, aranızda hemen alıp verdiğiniz peşin ticaret olursa, onu yazmamanızdan öt&#252;r&#252; &#252;zerinize bir g&#252;nah yoktur. Alışveriş yaptığınız zaman da şahit tutun. Yazana da, şahide de bir zarar verilmesin. Eğer aksini yaparsanız, bu sizin için g&#252;nahk&#226;rca bir davranış olur. Allah’a karşı gelmekten sakının. Allah, size öğretiyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
    283. Eğer yolculukta olur da bir yazıcı bulamazsanız, o zaman alınmış rehinler yeterlidir. Eğer birbirinize g&#252;venirseniz kendisine g&#252;venilen kimse emanetini (borcunu) ödesin ve Rabbi Allah’tan sakınsın. Bir de şahitliği gizlemeyin. Kim şahitliği gizlerse, ş&#252;phesiz onun kalbi g&#252;nahk&#226;rdır. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla bilendir.
    284. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi, onunla sorguya çeker de dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah’ın g&#252;c&#252; her şeye hakkıyla yeter.
    285. Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, m&#252;’minler de (iman ettiler). Her biri; Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle dediler: “Onun peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz.” Şöyle de dediler: “İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlama dileriz. Sonunda dön&#252;ş yalnız sanadır.”
    286. Allah, bir kimseyi ancak g&#252;c&#252;n&#252;n yettiği şeyle y&#252;k&#252;ml&#252; kılar. Onun kazandığı iyilik kendi yararına, köt&#252;l&#252;k de kendi zararınadır. (Şöyle diyerek dua ediniz): “Ey Rabbimiz! Unutur, ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma! Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere y&#252;klediğin gibi ağır y&#252;k y&#252;kleme. Ey Rabbimiz! Bize g&#252;c&#252;m&#252;z&#252;n yetmediği şeyleri y&#252;kleme! Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevl&#226;mızsın. K&#226;firler topluluğuna karşı bize yardım et.”


    Kor cehalet cirkeflestirir insanlari !
    Suskunlugum asaletimdendir...
    Her lafa verecek bir cevabim var...
    Lakin bir lafa bakarim laf mi diye,
    Bir de soyleyene bakarim adam mi diye...
    Mevlana Celaleddin-i Rumii

  3. #3
    misafir <s><span style='color: #FF0000'>alpi1907</span></s> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-11-2005
    Mesajlar
    27,766
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    12
    3- &#194-İ İMR&#194;N S&#219;RESİ

    Medine döneminde inmiştir. 200 &#226;yettir. S&#251;re, adını 33. &#226;yette geçen “&#194;l-i İmr&#226;n” tamlamasından almıştır. &#194;l-i İmr&#226;n, İmr&#226;n ailesi demektir.

    Bismill&#226;hirrahm&#226;nirrah&#238;m.

    1. Elif L&#226;m M&#238;m.
    2. Allah, kendisinden başka hiçbir il&#226;h bulunmayandır. Diridir, kayyumdur.
    3,4. O, sana Kitab’ı hak ve kendisinden öncekileri doğrulayıcı olarak indirdi. O, daha önce Tevrat’ı ve İncil’i insanlar için birer hidayet olarak indirmişti. Furkan’ı da indirdi. Ş&#252;phesiz, Allah’ın &#226;yetlerini ink&#226;r edenler için şiddetli bir azap vardır. Allah, mutlak g&#252;ç sahibidir, intikam sahibidir.
    5. Ş&#252;phesiz yerde ve gökte Allah’a hiçbir şey gizli kalmaz.
    6. O, sizi rahimlerde, dilediği gibi şekillendirendir. O’ndan başka il&#226;h yoktur. O, mutlak g&#252;ç sahibidir, h&#252;k&#252;m ve hikmet sahibidir.
    7. O, sana Kitab’ı indirendir. Onun (Kur’an’ın) bazı &#226;yetleri muhkemdir, onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de m&#252;teşabihtir. Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için m&#252;teşabih &#226;yetlerinin ardına d&#252;şerler. Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, “Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır” derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri d&#252;ş&#252;n&#252;p anlar.
    8. (Onlar şöyle yakarırlar): “Rabbimiz! Bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize katından bir rahmet bahşet. Ş&#252;phesiz sen çok bahşedensin.”
    9. “Rabbimiz! Ş&#252;phesiz sen, hakkında ş&#252;phe olmayan bir g&#252;nde insanları toplayacaksın. Ş&#252;phesiz Allah va’dinden dönmez.”
    10. Ş&#252;phesiz, ink&#226;r edenlere, ne malları, ne de evlatları Allah’a karşı hiçbir fayda sağlar. Onlar ateşin yakıtıdırlar.
    11. (Bunların durumu) Firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin durumu gibidir: &#194;yetlerimizi yalanladılar. Allah da onları g&#252;nahlarıyla yakaladı. Allah, azabı çok şiddetli olandır.
    12. İnk&#226;r edenlere de ki: “Siz mutlaka yenilgiye uğrayacak ve toplanıp cehenneme doldurulacaksınız. Orası ne fena yataktır!”
    13. Ş&#252;phesiz, karşı karşıya gelen iki toplulukta sizin için bir ibret vardır: Bir topluluk Allah yolunda çarpışıyordu. &#214;teki ise k&#226;firdi. (Onları) göz bakışıyla kendilerinin iki katı gör&#252;yorlardı. Allah da dilediğini yardımıyla destekliyordu. Basireti olanlar için bunda elbette ibret vardır.
    14. Kadınlar, oğullar, y&#252;k y&#252;k altın ve g&#252;m&#252;ş, salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana s&#252;sl&#252; gösterildi. Bunlar d&#252;nya hayatının geçimliğidir. Oysa asıl varılacak g&#252;zel yer ancak Allah’ın katındadır.
    15. De ki: “Size, onlardan daha hayırlısını haber vereyim mi? Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için Rableri katında, içinden ırmaklar akan, içinde ebed&#238; kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allah’ın rızası vardır.” Allah, kullarını hakkıyla görendir.
    16,17. (Bunlar), “Rabbimiz, biz iman ettik. Bizim g&#252;nahlarımızı bağışla. Bizi ateş azabından koru” diyenler, sabredenler, doğru olanlar, huzurunda gön&#252;lden boyun b&#252;k&#252;p divan duranlar, Allah yolunda harcayanlar ve seherlerde (Allah’tan) bağışlanma dileyenlerdir.
    18. Allah, melekler ve ilim sahipleri, ondan başka il&#226;h olmadığına adaletle ş&#226;hitlik ettiler. O’ndan başka il&#226;h yoktur. O, mutlak g&#252;ç sahibidir, h&#252;k&#252;m ve hikmet sahibidir.
    19. Ş&#252;phesiz Allah katında din İsl&#226;m’dır. Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra sırf, aralarındaki ihtiras ve aşırılık y&#252;z&#252;nden ayrılığa d&#252;şt&#252;ler. Kim Allah’ın &#226;yetlerini ink&#226;r ederse, bilsin ki Allah hesabı çok çabuk görendir.
    20. Seninle tartışmaya girişirlerse, de ki: “Ben, bana uyanlarla birlikte kendi öz&#252;m&#252; Allah’a teslim ettim.” Kendilerine kitap verilenlere ve &#252;mm&#238;lere de ki: “Siz de İsl&#226;m’ı kabul ettiniz mi?” Eğer İsl&#226;m’a girerlerse hidayete ermiş olurlar. Yok, eğer y&#252;z çevirirlerse sana d&#252;şen şey ancak tebliğ etmektir. Allah, kullarını hakkıyla görendir.
    21. Allah’ın &#226;yetlerini ink&#226;r edenler, Peygamberleri haksız yere öld&#252;renler, insanlardan adaleti emredenleri öld&#252;renler var ya, onları elem dolu bir azap ile m&#252;jdele.
    22. Onlar, amelleri, d&#252;nyada da, ahirette de boşa gitmiş kimselerdir. Onların hiç yardımcıları da yoktur.
    23. Kendilerine Kitap’tan bir pay verilenleri görm&#252;yor musun ki, aralarında h&#252;k&#252;m vermesi için Allah’ın Kitabına çağrılıyorlar da sonra içlerinden bir kısmı y&#252;z çevirerek dön&#252;p gidiyor.
    24. Bunun sebebi, onların, “Bize, ateş sadece sayılı g&#252;nlerde dokunacaktır.” demeleridir. Uydurageldikleri şeyler dinleri konusunda kendilerini aldatmıştır.
    25. Bakalım, kendilerini o geleceğinde hiç ş&#252;phe olmayan g&#252;n için bir araya topladığımız ve hiç kimseye haksızlık edilmeden herkese kazandığı tamamen ödendiği vakit, h&#226;lleri nice olacaktır.
    26. De ki: “Ey m&#252;lk&#252;n sahibi olan Allah’ım! Sen m&#252;lk&#252; dilediğine verirsin. Dilediğinden de m&#252;lk&#252; çeker alırsın. Dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır senin elindedir. Ş&#252;phesiz sen her şeye hakkıyla g&#252;c&#252; yetensin.”
    27. “Geceyi g&#252;nd&#252;ze sokarsın, g&#252;nd&#252;z&#252; geceye sokarsın. &#214;l&#252;den diriyi çıkarırsın, diriden öl&#252;y&#252; çıkarırsın. Dilediğine de hesapsız rızık verirsin.”
    28. M&#252;’minler, m&#252;’minleri bırakıp ink&#226;rcıları dost edinmesin. Kim böyle yaparsa Allah ile bir ilişiği kalmaz. Ancak onlardan (gelebilecek tehlikeden) korunmanız başkadır. Allah, asıl sizi kendisine karşı dikkatli olmanız hakkında uyarmaktadır. &#199;&#252;nk&#252; dön&#252;ş Allah’adır.
    29. De ki: “İçinizdekini gizleseniz de, açığa vursanız da Allah onu bilir. Göklerdeki her şeyi, yerdeki her şeyi de bilir. Allah, her şeye hakkıyla g&#252;c&#252; yetendir.”
    30. Herkesin yaptığı iyiliği ve yaptığı köt&#252;l&#252;ğ&#252; hazır bulacağı g&#252;nde kişi, köt&#252;l&#252;kleri ile kendi arasında uzak bir mesafe bulunmasını ister. Yine Allah, sizi kendisine karşı dikkatli olmanız hakkında uyarmaktadır. Allah, kullarını çok esirgeyicidir.
    31. De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve g&#252;nahlarınızı bağışlasın. &#199;&#252;nk&#252; Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”
    32. De ki: “Allah’a ve Peygamber’e itaat edin.” Eğer y&#252;z çevirirlerse ş&#252;phe yok ki Allah k&#226;firleri sevmez.
    33,34. Ş&#252;phesiz Allah, &#194;dem’i, N&#251;h’u, İbrahim ailesini (soyunu) ve İmran ailesini (soyunu) birbirinden gelmiş birer nesil olarak seçip &#226;lemlere &#252;st&#252;n kıldı. Allah, her şeyi hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
    35. Hani, İmran’ın karısı, “Rabbim! Karnımdaki çocuğu sırf sana hizmet etmek &#252;zere adadım. Benden kabul et. Ş&#252;phesiz sen hakkıyla işitensin, hakkıyla bilensin” demişti.
    36. Onu doğurunca, “Rabbim!” dedi, “Onu kız doğurdum.” -Oysa Allah, onun ne doğurduğunu daha iyi bilir- “Erkek, kız gibi değildir. Ona Meryem adını verdim. Onu ve soyunu kovulmuş şeytandan senin korumana bırakıyorum.”
    37. Bunun &#252;zerine Rabbi onu g&#252;zel bir şekilde kabul buyurdu ve onu g&#252;zel bir şekilde yetiştirdi. Zekeriya’yı da onun bakımıyla görevlendirdi. Zekeriya, onun bulunduğu bölmeye her girişinde yanında bir yiyecek bulurdu. “Meryem! Bu sana nereden geldi?” derdi. O da “Bu, Allah katından” diye cevap verirdi. Zira Allah, dilediğine hesapsız rızık verir.
    38. Orada Zekeriya Rabbine dua etti: “Rabbim! Bana katından temiz bir nesil bahşet. Ş&#252;phesiz sen duayı hakkıyla işitensin” dedi.
    39. Zekeriya mabedde namaz kılarken melekler ona, “Allah sana, kendisinden gelen bir kelimeyi (İsa’yı) doğrulayıcı, efendi, nefsine h&#226;kim ve salihlerden bir peygamber olarak xxxxx’yı m&#252;jdeler” diye seslendiler.
    40. Zekeriya, “Ey Rabbim! Bana ihtiyarlık gelip çatmış iken ve karım da kısır iken benim nasıl çocuğum olabilir?” dedi. Allah, “&#214;yledir, ama Allah dilediğini yapar” dedi.
    41. Zekeriya, “Rabbim! (çocuğum olacağına dair) bana bir al&#226;met ver” dedi. Allah da şöyle dedi: “Senin için al&#226;met, insanlarla &#252;ç g&#252;n konuşamaman, ancak işaretleşebilmendir. Ayrıca Rabbini çok an, sabah akşam tesbih et.”
    42. Hani melekler, “Ey Meryem! Allah, seni seçti. Seni tertemiz yaptı ve seni d&#252;nya kadınlarına &#252;st&#252;n kıldı.”
    43. “Ey Meryem! Rabbine divan dur. Secde et ve (O’nun huzurunda) r&#252;k&#251; edenlerle beraber r&#252;k&#251; et” demişlerdi.
    44. (Ey Muhammed!) Bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Meryem’i kim himayesine alıp koruyacak diye kalemlerini (kur’a için) atarlarken sen yanlarında değildin. (Bu konuda) tartışırlarken de yanlarında değildin.
    45. Hani melekler şöyle demişti: “Ey Meryem! Allah, seni kendi tarafından bir kelime ile m&#252;jdeliyor ki, adı Meryem oğlu İsa Mesih’tir. D&#252;nyada da, ahirette de itibarlı ve Allah’a çok yakın olanlardandır.”
    46. “O, beşikte de, yetişkin çağında da insanlarla konuşacak, salihlerden olacaktır.”
    47. (Meryem), “Ey Rabbim! Bana bir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” dedi. Allah, “&#214;yle ama, Allah dilediğini yaratır. O, bir şeyin olmasını dilediğinde ona sadece “ol” der, o da hemen oluverir” dedi.
    48. Ve Allah ona kitabı, hikmeti, Tevrat ve İncil’i öğretecek.
    49. Allah, onu İsrailoğullarına bir Peygamber olarak gönderecek (ve o da onlara şöyle diyecek): “Ş&#252;phesiz ben size Rabbinizden bir mucize getirdim. Ben çamurdan kuş şeklinde bir şey yapar, ona &#252;flerim. O da Allah’ın izniyle hemen kuş oluverir. Kör&#252; ve alacalıyı iyileştiririm ve Allah’ın izniyle öl&#252;leri diriltirim. Evlerinizde ne yiyip ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Eğer m&#252;’minler iseniz bunda sizin için elbette bir ibret vardır.”
    50. “Benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı olarak ve size haram kılınan bazı şeyleri hel&#226;l kılmak için gönderildim ve Rabbiniz tarafından size bir mucize de getirdim. Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
    51. “Ş&#252;phesiz Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. &#214;yleyse O’na ibadet edin. İşte bu, doğru yoldur.”
    52. İsa, onların ink&#226;rlarını sezince, “Allah yolunda yardımcılarım kim?” dedi. Havariler, “Biziz Allah yolunun yardımcıları. Allah’a iman ettik. Şahit ol, biz m&#252;sl&#252;manlarız” dediler.
    53. “Rabbimiz! Senin indirdiğine iman ettik ve Peygamber’e uyduk. Artık bizi (hakikate) şahitlik edenlerle beraber yaz.”
    54. Onlar tuzak kurdular. Allah da tuzak kurdu. Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır.
    55. Hani Allah şöyle buyurmuştu: “Ey İsa! Ş&#252;phesiz, senin hayatına ben son vereceğim. Seni kendime y&#252;kselteceğim. Seni ink&#226;r edenlerden kurtararak temizleyeceğim ve sana uyanları kıyamete kadar k&#252;fre sapanların &#252;st&#252;nde tutacağım. Sonra dön&#252;ş&#252;n&#252;z yalnızca banadır. Ayrılığa d&#252;şt&#252;ğ&#252;n&#252;z şeyler hakkında aranızda ben h&#252;kmedeceğim.”
    56. “İnk&#226;r edenlere gelince, onlara d&#252;nyada da, ahirette de şiddetli bir şekilde azab edeceğim. Onların hiç yardımcıları da olmayacaktır.”
    57. “İman edip salih ameller işleyenlere gelince, Allah onların m&#252;k&#226;fatlarını tastamam verecektir. Allah, zalimleri sevmez.”
    58. (Ey Muhammed!) Bunu (bildirdiklerimizi) biz sana &#226;yetlerden ve hikmet dolu Kur’an’dan okuyoruz.
    59. Ş&#252;phesiz Allah katında (yaratılışları bakımından) İsa’nın durumu, &#194;dem’in durumu gibidir: Onu topraktan yarattı. Sonra ona “ol” dedi. O da hemen oluverdi.
    60. Hak Rabbindendir. O h&#226;lde, sakın ş&#252;phe edenlerden olma.
    61. Sana (gerekli) bilgi geldikten sonra artık kim bu konuda seninle tartışacak olursa, de ki: “Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı çağıralım. Biz de siz de toplanalım. Sonra gön&#252;lden dua edelim de, Allah’ın l&#226;netini (aramızdan) yalan söyleyenlerin &#252;st&#252;ne atalım.”
    62. Ş&#252;phesiz bu (İsa hakkındaki) gerçek kıssadır. Allah’tan başka hiçbir il&#226;h yoktur. Ş&#252;phesiz Allah, mutlak g&#252;ç sahibidir, h&#252;k&#252;m ve hikmet sahibidir.
    63. Eğer y&#252;z çevirirlerse, ş&#252;phesiz ki Allah fesat çıkaranları çok iyi bilir.
    64. De ki: “Ey kitap ehli! Bizimle sizin aranızda ortak bir söze gelin: Yalnız Allah’a ibadet edelim. O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım. Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi il&#226;h edinmesin.” Eğer onlar yine y&#252;z çevirirlerse, deyin ki: “Şahit olun, biz m&#252;sl&#252;manlarız.”
    65. Ey kitap ehli! İbrahim hakkında niçin tartışıyorsunuz. Oysa Tevrat da, İncil de ondan sonra indirilmiştir. Siz hiç d&#252;ş&#252;nm&#252;yor musunuz?
    66. İşte siz böyle kimselersiniz! Diyelim ki biraz bilginiz olan şey hakkında tartıştınız. Ya hiç bilginiz olmayan şey hakkında niçin tartışıyorsunuz? Allah bilir, siz bilmezsiniz.
    67. İbrahim, ne Yahudi idi, ne de Hıristiyan. Fakat o, hanif (Allah’ı bir tanıyan, hakka yönelen) bir m&#252;sl&#252;mandı. Allah’a ortak koşanlardan da değildi.
    68. Ş&#252;phesiz, insanların İbrahim’e en yakın olanı, elbette ona uyanlar, bir de bu peygamber (Muhammed) ve m&#252;’minlerdir. Allah da m&#252;’minlerin dostudur.
    69. Kitap ehlinden bir grup sizi saptırabilmeyi çok arzu etti. Oysa sadece kendilerini saptırıyorlar, fakat farkına varmıyorlar.
    70. Ey Kitap ehli! (Gerçeğe) şahit olduğunuz h&#226;lde, niçin Allah’ın &#226;yetlerini ink&#226;r ediyorsunuz?
    71. Ey Kitap ehli! Niçin hakkı batılla karıştırıyor ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz?
    72. Kitap ehlinden bir grup, “M&#252;’minlere indirilene g&#252;n&#252;n başlangıcında inanın, sonunda da ink&#226;r edin, belki onlar (size bakarak) dönerler” dedi.
    73. “Sizin dininize uyandan başkasına inanmayın” (dediler). De ki: “Ş&#252;phesiz hidayet, Allah’ın hidayetidir. Birine, size verilenin benzerinin verilmesinden veya Rabbinizin huzurunda aleyhinize deliller getireceklerinden öt&#252;r&#252; m&#252; (böyle söyl&#252;yorsunuz)?” De ki: “L&#252;tuf Allah’ın elindedir. Onu dilediğine verir. Allah, l&#252;tfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.”
    74. O, rahmetini dilediğine has kılar. Allah, b&#252;y&#252;k l&#252;tuf sahibidir.
    75. "Kitap ehlinden öylesi vardır ki, ona y&#252;klerle mal emanet etsen, onu sana (eksiksiz) iade eder. Fakat onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet etsen, tepesine dikilip durmadıkça onu sana iade etmez. Bu da onların, “&#220;mm&#238;lere karşı (yaptıklarımızdan) bize vebal yoktur” demelerinden dolayıdır. Onlar, bile bile Allah’a karşı yalan söylerler.
    76. Hayır! (Gerçek, onların dediği değil.) Kim söz&#252;n&#252; yerine getirir ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, ş&#252;phesiz Allah da sakınanları sever.
    77. Ş&#252;phesiz, Allah’a verdikleri söz&#252; ve yeminlerini az bir karşılığa değişenler var ya, işte onların ahirette bir payı yoktur. Allah, kıyamet g&#252;n&#252; onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temizlemeyecektir. Onlar için elem dolu bir azap vardır.
    78. Onlardan (Kitap ehlinden) bir grup var ki, Kitab’dan olmadığı h&#226;lde Kitab’dan sanasınız diye (okudukları) Kitap’tanmış gibi dillerini eğip b&#252;kerler ve, “Bu, Allah katındandır” derler. H&#226;lbuki o, Allah katından değildir. Bile bile Allah’a karşı yalan söylerler.
    79. Allah’ın, kendisine Kitab’ı, h&#252;km&#252; (hikmeti) ve peygamberliği verdiği hiçbir insanın, “Allah’ı bırakıp bana kullar olun” demesi d&#252;ş&#252;n&#252;lemez. Fakat (şöyle öğ&#252;t verir “&#214;ğretmekte ve derinlemesine incelemekte olduğunuz Kitap uyarınca rabb&#226;n&#238;ler (Allah’ın istediği örnek ve dindar kullar) olun.”
    80. Onun size, “Melekleri ve peygamberleri il&#226;hlar edinin.” diye emretmesi de d&#252;ş&#252;n&#252;lemez. Siz m&#252;sl&#252;man olduktan sonra, o size hiç ink&#226;rı emreder mi?
    81. Hani, Allah peygamberlerden, “Andolsun, size vereceğim her kitap ve hikmetten sonra, elinizdekini doğrulayan bir peygamber geldiğinde, ona mutlaka iman edeceksiniz ve ona mutlaka yardım edeceksiniz” diye söz almış ve, “Bunu kabul ettiniz mi; verdiğim bu ağır görevi &#252;stlendiniz mi?” demişti. Onlar, “Kabul ettik” demişlerdi. Allah da, “&#214;yleyse şahid olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım” demişti.
    82. Artık bundan sonra kim y&#252;z çevirirse, işte onlar yoldan çıkmışların ta kendileridir.
    83. Göklerdeki ve yerdeki herkes ister istemez O’na boyun eğmişken ve O’na dönd&#252;r&#252;l&#252;p göt&#252;r&#252;lecekken onlar Allah’ın dininden başkasını mı arıyorlar?
    84. De ki: “Allah’a, bize indirilene (Kur’an’a), İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve Yakuboğullarına indirilene, M&#251;s&#226;’ya, İsa’ya ve peygamberlere Rablerinden verilene inandık. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz. Biz O’na teslim olanlarız.”
    85. Kim İsl&#226;m’dan başka bir din ararsa, (bilsin ki o din) ondan kabul edilmeyecek ve o ahirette h&#252;srana uğrayanlardan olacaktır.
    86. İman ettikten, Peygamberin hak olduğuna şahitlik ettikten ve kendilerine açık deliller geldikten sonra ink&#226;r eden bir toplumu Allah nasıl doğru yola eriştirir? Allah, zalim toplumu doğru yola iletmez.
    87. İşte onların cezası; Allah’ın, meleklerin ve b&#252;t&#252;n insanların l&#226;netinin &#252;zerlerine olmasıdır.
    88. Onun (l&#226;netin) içinde ebed&#238; kalacaklardır. Onların azabı hafifletilmez, onlara göz açtırılmaz.
    89. Ancak bundan sonra tövbe edip kendilerini d&#252;zeltenler m&#252;stesnadır. Ş&#252;phesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
    90. Ş&#252;phesiz iman ettikten sonra ink&#226;r eden, sonra da ink&#226;rda ileri gidenlerin tövbeleri asla kabul edilmeyecektir. İşte onlar sapıkların ta kendileridir.
    91. Ş&#252;phesiz ink&#226;r edip k&#226;fir olarak ölenler var ya, d&#252;nya dolusu altını fidye verseler bile bu, hiçbirisinden asla kabul edilmeyecektir. Onlar için elem dolu bir azap vardır. Onların hiçbir yardımcıları da yoktur.
    92. Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu bilir.
    93. Tevrat indirilmeden önce, İsrail’in (Yakub’un) kendisine haram kıldığı dışında, yiyeceklerin hepsi İsrailoğullarına hel&#226;l idi. De ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi Tevrat’ı getirip okuyun.”
    94. Artık bundan sonra Allah’a karşı kim yalan uydurursa, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.
    95. De ki: “Allah, doğru söylemiştir. &#214;yle ise hakka yönelen İbrahim’in dinine uyun. O, Allah’a ortak koşanlardan değildi.”
    96. Ş&#252;phesiz, insanlar için kurulan ilk ibadet evi, elbette Mekke’de, &#226;lemlere rahmet ve hidayet kaynağı olarak kurulan K&#226;’be’dir.
    97. Onda apaçık deliller, Makam-ı İbrahim vardır. Oraya kim girerse, g&#252;ven içinde olur. Yolculuğuna g&#252;c&#252; yetenlerin haccetmesi, Allah’ın insanlar &#252;zerinde bir hakkıdır. Kim ink&#226;r ederse (bu hakkı tanınmazsa), ş&#252;phesiz Allah b&#252;t&#252;n &#226;lemlerden m&#252;stağnidir. (Kimseye muhtaç değildir, her şey O’na muhtaçtır.)
    98. De ki: “Ey kitab ehli! Allah, yaptıklarınızı gör&#252;p dururken Allah’ın &#226;yetlerini niçin ink&#226;r ediyorsunuz?”
    99. De ki: “Ey kitab ehli! (Gerçeği) gör&#252;p bildiğiniz h&#226;lde, niçin Allah’ın yolunu eğri ve çelişkili göstermeğe yeltenerek inananları Allah’ın yolundan çevirmeye kalkışıyorsunuz? Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.”
    100. Ey iman edenler! Kendilerine kitap verilenlerden herhangi bir gruba uyarsanız, imanınızdan sonra sizi dönd&#252;r&#252;p k&#226;fir yaparlar.
    101. Size Allah’ın &#226;yetleri okunup dururken ve Allah’ın Res&#251;l&#252; de aranızda iken dön&#252;p nasıl ink&#226;r edersiniz? Kim Allah’a sımsıkı bağlanırsa, kesinlikle o, doğru yola iletilmiştir.
    102. Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten nasıl sakınmak gerekiyorsa, öylece sakının ve siz ancak m&#252;sl&#252;manlar olarak öl&#252;n.
    103. Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp böl&#252;nmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize d&#252;şmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size &#226;yetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz.
    104. Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve köt&#252;l&#252;kten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.
    105. Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa d&#252;şenler gibi olmayın. İşte onlar için b&#252;y&#252;k bir azap vardır.
    106. O g&#252;n bazı y&#252;zler ağarır, bazı y&#252;zler kararır. Y&#252;zleri kararanlara, “İmanınızdan sonra ink&#226;r ettiniz, öyle mi? &#214;yle ise ink&#226;r etmenize karşılık azabı tadın” denilir.
    107. Y&#252;zleri ağaranlar ise Allah’ın rahmeti içindedirler. Onlar orada ebed&#238; kalacaklardır.
    108. İşte bunlar Allah’ın, sana hak olarak okuduğumuz &#226;yetleridir. Allah, &#226;lemlere hiç zul&#252;m etmek istemez.
    109. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. B&#252;t&#252;n işler ancak Allah’a dönd&#252;r&#252;l&#252;r.
    110. Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı &#252;mmetsiniz. İyiliği emreder, köt&#252;l&#252;kten men eder ve Allah’a iman edersiniz. Kitap ehli de inansalardı elbette kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler de var. Ama pek çoğu fasık kimselerdir.
    111. Onlar size eziyetten başka bir zarar veremezler. Eğer sizinle savaşmaya kalkışsalar, size arkalarını dön&#252;p kaçarlar. Sonra onlara yardım da edilmez.
    112. Onlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah’ın ve (m&#252;’min) insanların g&#252;vencesine sığınmadıkça kendilerini zillet kaplamıştır. Onlar Allah’ın gazabına uğradılar ve yoksulluk onları kapladı. Bunun sebebi onların; Allah’ın &#226;yetlerini ink&#226;r ediyor ve peygamberleri haksız yere öld&#252;r&#252;yor olmaları idi. B&#252;t&#252;n bunların sebebi ise, isyan etmekte ve (Allah’ın koyduğu) sınırları çiğnemekte oluşları idi.
    113. Onların (Kitap ehlinin) hepsi bir değildir. Kitap ehli içinde, gece saatlerinde ayakta duran, secdeye kapanarak Allah’ın &#226;yetlerini okuyan bir topluluk da vardır.
    114. Onlar, Allah’a ve ahiret g&#252;n&#252;ne inanırlar. İyiliği emrederler. Köt&#252;l&#252;kten men ederler, hayır işlerinde birbirleriyle yarışırlar. İşte onlar salihlerdendir.
    115. Onlar ne hayır işlerlerse karşılıksız bırakılmayacaklardır. Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanları bilir.
    116. İnk&#226;r edenlerin ne malları ne evlatları, onlara Allah’a karşı bir yarar sağlar. İşte onlar cehennemliktirler. Onlar orada ebed&#238; kalacaklardır.
    117. Onların bu d&#252;nya hayatında harcadıkları malların durumu, kendilerine zulmeden bir topluluğun ekinlerini vurup mahveden kavurucu ve soğuk bir r&#252;zg&#226;rın durumu gibidir. Allah, onlara zulmetmedi. Fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlar.
    118. Ey iman edenler! Sizden olmayanlardan hiçbir sırdaş edinmeyin. Onlar size fenalık etmekten asla geri kalmazlar. Hep sıkıntıya d&#252;şmenizi isterler. Onların kinleri konuşmalarından apaçık ortaya çıkmıştır. Kalplerinde gizledikleri ise daha b&#252;y&#252;kt&#252;r. Eğer d&#252;ş&#252;n&#252;rseniz size &#226;yetleri açıkladık.
    119. İşte siz öyle kimselersiniz ki, onları seversiniz; onlar ise, b&#252;t&#252;n kitaplara iman ettiğiniz h&#226;lde, sizi sevmezler. Onlar sizinle karşılaştıkları zaman “inandık” derler. Ama kendi başlarına kaldıklarında, size karşı kinlerinden dolayı parmaklarını ısırırlar. De ki: “&#214;fkenizden öl&#252;n!” Ş&#252;phesiz Allah, göğ&#252;slerin öz&#252;n&#252; (kalplerde olanı) bilir.
    120. Size bir iyilik dokunursa, bu onları &#252;zer. Başınıza bir köt&#252;l&#252;k gelse, ona sevinirler. Eğer siz sabırlı olur, Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, onların hileleri size hiçbir zarar vermez. &#199;&#252;nk&#252; Allah onların işlediklerini kuşatmıştır.
    121. Hani sen m&#252;’minleri (Uhud’da) savaş mevzilerine yerleştirmek için, sabah erken ailenden (evinden) ayrılmıştın. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
    122. Hani sizden iki takım (paniğe kapılarak) çöz&#252;lmeye y&#252;z tutmuştu. H&#226;lbuki Allah onların yardımcısı idi. M&#252;’minler, yalnız Allah’a tevekk&#252;l etsinler.
    123. Andolsun, siz son derece g&#252;çs&#252;z iken Allah size Bedir’de yardım etmişti. O h&#226;lde Allah’a karşı gelmekten sakının ki ş&#252;kretmiş olasınız.
    124. Hani sen m&#252;’minlere, “Rabbinizin, indirilmiş &#252;ç bin melek ile yardım etmesi size yetmez mi?” diyordun.
    125. Evet, sabrettiğiniz ve Allah’a karşı gelmekten sakındığınız takdirde; onlar ansızın &#252;zerinize gelseler bile Rabbiniz nişanlı beş bin melekle size yardım eder.
    126. Allah, bunu size sırf bir m&#252;jde olsun ve kalpleriniz bununla yatışsın diye yaptı. Yardım ve zafer ancak mutlak g&#252;ç sahibi, h&#252;k&#252;m ve hikmet sahibi Allah katındadır.
    127. Bir de Allah bunu, ink&#226;r edenlerden bir kısmını hel&#226;k etsin veya perişan etsin de umutsuz olarak dön&#252;p gitsinler diye yaptı.
    128. Bu işte senin yapacağın bir şey yoktur. Allah, ya tövbelerini kabul edip onları affeder, ya da zalim olduklarından dolayı onlara azap eder.
    129. Göklerdeki her şey ve yerdeki her şey Allah’ındır. O, dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
    130. Ey iman edenler! Kat kat arttırılmış olarak faiz yemeyin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.
    131. K&#226;firler için hazırlanmış ateşten sakının.
    132. Allah’a ve Peygambere itaat edin ki size merhamet edilsin.
    133. Rabbinizin bağışına, genişliği göklerle yer arası kadar olan ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için hazırlanmış bulunan cennete koşun.
    134. Onlar bollukta ve darlıkta Allah yolunda harcayanlar, öfkelerini yenenler, insanları affedenlerdir. Allah, iyilik edenleri sever.
    135. Yine onlar, çirkin bir iş yaptıkları, yahut nefislerine zulmettikleri zaman Allah’ı hatırlayıp hemen g&#252;nahlarının bağışlanmasını isteyenler -ki Allah’tan başka g&#252;nahları kim bağışlar- ve bile bile işledikleri (g&#252;nah) &#252;zerinde ısrar etmeyenlerdir.
    136. İşte onların m&#252;k&#226;fatı Rab’leri tarafından bağışlanma ve içinden ırmaklar akan cennetlerdir ki orada ebed&#238; kalacaklardır. (Allah yolunda) çalışanların m&#252;k&#226;fatı ne g&#252;zeldir!
    137. Sizden önce(ki milletlerin başından) nice olaylar gelip geçmiştir. Yery&#252;z&#252;nde gezin dolaşın da yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu bir gör&#252;n.
    138. Bu (Kur’an), insanlar için bir açıklama, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için bir hidayet ve bir öğ&#252;tt&#252;r.
    139. Gevşemeyin, h&#252;z&#252;nlenmeyin. Eğer (gerçekten) iman etmiş kimseler iseniz &#252;st&#252;n olan sizlersiniz.
    140. Eğer siz (Uhud’da) bir yara aldıysanız, ş&#252;phesiz o topluluk da (M&#252;şrikler de Bedir’de) benzeri bir yara almıştı. İşte (iyi veya köt&#252 g&#252;nleri insanlar arasında (böyle) dönd&#252;r&#252;r dururuz. (Bazen bir topluma iyi ya da köt&#252; g&#252;nler gösteririz, bazen öb&#252;r&#252;ne.) Allah, sizden iman edenleri ayırt etmek, sizden şahitler edinmek için böyle yapar. Allah, zalimleri sevmez.
    141. Bir de Allah, iman edenleri arındırmak ve k&#252;fre sapanları mahvetmek için böyle yapar.
    142. Yoksa siz; Allah, içinizden cihad edenleri (sınayıp) ayırt etmeden ve yine sabredenleri (sınayıp) ayırt etmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?
    143. Andolsun, siz öl&#252;mle karşılaşmadan önce onu temenni ediyordunuz. İşte onu görd&#252;n&#252;z, ama bakıp duruyorsunuz.
    144. Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o öl&#252;r veya öld&#252;r&#252;l&#252;rse gerisingeriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim gerisingeriye dönerse, Allah’a hiçbir zarar veremez. Allah, ş&#252;kredenleri m&#252;k&#226;fatlandıracaktır.
    145. Hiçbir kimse Allah’ın izni olmadan ölmez. &#214;l&#252;m belirli bir s&#252;reye göre yazılmıştır. Kim d&#252;nya menfaatini isterse, kendisine ondan veririz. Kim de ahiret m&#252;k&#226;fatını isterse, ona da ondan veririz. Biz ş&#252;kredenleri m&#252;k&#226;fatlandıracağız.
    146. Nice peygamberler var ki, kendileriyle beraber birçok Allah dostu çarpıştı da bunlar Allah yolunda başlarına gelenlerden yılmadılar, zaafa d&#252;şmediler, boyun eğmediler. Allah, sabredenleri sever.
    147. Onların sözleri ancak, “Rabbimiz! Bizim g&#252;nahlarımızı ve işimizdeki taşkınlıklarımızı bağışla ve (yolunda) ayaklarımızı sağlam tut. K&#226;fir topluma karşı bize yardım et” demekten ibaretti.
    148. Allah da onlara hem d&#252;nya nimetini, hem de ahiretin g&#252;zel m&#252;k&#226;fatını verdi. Allah, g&#252;zel davrananları sever.
    149. Ey iman edenler! Siz eğer k&#226;fir olanlara uyarsanız sizi gerisingeriye (k&#252;fre) çevirirler de b&#252;sb&#252;t&#252;n h&#252;srana uğrarsınız.
    150. Hayır! Yalnız Allah yardımcınızdır. O, yardımcıların en hayırlısıdır.
    151. Hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri Allah’a ortak koştuklarından dolayı; ink&#226;r edenlerin kalplerine korku salacağız. Barınakları da cehennemdir. Zalimlerin kalacakları yer ne köt&#252;d&#252;r.
    152. Andolsun, Allah, izniyle, onları (m&#252;şrikleri) kırıp geçirdiğiniz sırada size olan va’dini gerçekleştirdi. Nihayet sevdiğiniz şeyi (zaferi) size gösterdikten sonra, za’f gösterdiniz. (Peygamber’in verdiği) emir konusunda tartıştınız ve emre karşı geldiniz. İçinizden d&#252;nyayı isteyenler de vardı, ahireti isteyenler de. Sonra sizi denemek için onlardan y&#252;z&#252;n&#252;z&#252; çevirdi. (Kaçıp hezimete uğradınız. Buna rağmen) sizi bağışladı. Allah, m&#252;’minlere karşı çok l&#252;tufk&#226;rdır.
    153. Peygamber, arkanızdan sizi çağırırken siz durmadan dağa yukarı kaçıyor, hiç kimseye dön&#252;p bakmıyordunuz. Bundan dolayı Allah, size keder &#252;st&#252;ne keder verdi ki, (bu durumlara alışasınız ve daha sonra) elinizden gidene, ve başınıza gelene &#252;z&#252;lmeyesiniz. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
    154. Sonra o kederin ardından (Allah) &#252;zerinize içinizden bir kısmını ört&#252;p b&#252;r&#252;yen bir g&#252;ven, bir uyku indirdi. Bir kısmınız da kendi canlarının kaygısına d&#252;şm&#252;şt&#252;. Allah’a karşı cahiliye zannı gibi gerçek dışı zanda bulunuyorlar; “Bu işte bizim hiçbir dahlimiz yok” diyorlardı. De ki: “B&#252;t&#252;n iş, Allah’ındır.” Onlar sana açıklayamadıklarını içlerinde saklıyorlar ve diyorlar ki: “Bu konuda bizim elimizde bir şey olsaydı, burada öld&#252;r&#252;lmezdik.” De ki: “Evlerinizde dahi olsaydınız, &#252;zerlerine öld&#252;r&#252;lmesi yazılmış bulunanlar mutlaka yatacakları (öld&#252;r&#252;lecekleri) yerlere çıkıp gideceklerdi. Allah, bunu göğ&#252;slerinizdekini denemek, kalplerinizdekini arındırmak için yaptı. Allah, göğ&#252;slerin öz&#252;n&#252; (kalplerde olanı) bilir.”
    155. İki topluluğun karşılaştığı g&#252;n, içinizden y&#252;z çevirip kaçanları, şeytan ancak yaptıkları bazı hatalardan dolayı yoldan kaydırmak istemişti. Ama yine de Allah onları affetti. Kuşkusuz Allah çok bağışlayandır, hal&#238;mdir (hemen cezalandırmaz, m&#252;hlet verir).
    156. Ey iman edenler! Kardeşleri sefere veya savaşa çıktığında onlar hakkında, “Onlar bizim yanımızda olsalardı, ölmezlerdi ve öld&#252;r&#252;lmezlerdi” diyen ink&#226;rcılar gibi olmayın. Allah, bunu (bu d&#252;ş&#252;nceyi) onların kalplerine bir hasret (yarası) olarak koydu. Allah, yaşatır ve öld&#252;r&#252;r. Allah, yaptıklarınızı görmektedir.
    157. Andolsun, eğer Allah yolunda öld&#252;r&#252;l&#252;r veya öl&#252;rseniz, Allah’ın bağışlaması ve rahmeti onların topladıkları (d&#252;nyalıkları)ndan daha hayırlıdır.
    158. Andolsun, ölseniz de öld&#252;r&#252;lseniz de, Allah’ın huzurunda toplanacaksınız.
    159. Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı y&#252;rekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla m&#252;şavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah’a tevekk&#252;l et, (ona dayanıp g&#252;ven). Ş&#252;phesiz Allah, tevekk&#252;l edenleri sever.
    160. Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakırsa, ondan sonra size kim yardım edebilir? M&#252;’minler, ancak Allah’a tevekk&#252;l etsinler.
    161. Hiçbir peygamberin emanete hıyanet etmesi d&#252;ş&#252;n&#252;lemez. Kim hıyanet ederse, kıyamet g&#252;n&#252;, hıyanet ettiği şeyle birlikte gelir. Sonra da hiçbir haksızlığa uğratılmaksızın herkese kazandığının karşılığı tastamam ödenir.
    162. Allah’ın rızasına uyan kimse, Allah’ın gazabına uğrayan ve varacağı yer cehennem olan kimse gibi midir? O, ne köt&#252; varılacak yerdir!
    163. Onlar (insanlar) Allah’ın katında derece derecedirler. Allah, onların yaptıklarını görmektedir.
    164. Andolsun, Allah, m&#252;’minlere kendi içlerinden; onlara &#226;yetlerini okuyan, onları arıtıp tertemiz yapan, onlara kitab ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle b&#252;y&#252;k bir l&#252;tufta bulunmuştur. Oysa onlar, daha önce apaçık bir sapıklık içinde idiler.
    165. Onların (m&#252;şriklerin) başına (Bedir’de) iki mislini getirdiğiniz bir musibet (Uhud’da) sizin başınıza geldiğinde, “Bu, nereden başımıza geldi?” dediniz, öyle mi? De ki: “O (musibet), kendinizdendir.” Ş&#252;phesiz Allah’ın g&#252;c&#252; her şeye hakkıyla yeter.
    166,167. İki topluluğun (ordunun) karşılaştığı g&#252;nde başınıza gelen musibet Allah’ın izniyledir. Bu da m&#252;’minleri ortaya çıkarması ve m&#252;nafıklık yapanları belli etmesi içindi. Onlara (m&#252;nafıklara), “Gelin, Allah yolunda savaşın veya savunmaya geçin” denildi de onlar, “Eğer savaşmayı bilseydik, arkanızdan gelirdik” dediler. Onlar o g&#252;n, imandan çok k&#252;fre yakın idiler. Ağızlarıyla kalplerinde olmayanı söyl&#252;yorlardı. Oysa Allah, içlerinde gizledikleri şeyi çok iyi bilmektedir.
    168. (Onlar), kendileri oturup kaldıkları h&#226;lde kardeşleri için, “Eğer bize uysalardı, öld&#252;r&#252;lmezlerdi” diyen kimselerdir. De ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz kendinizden öl&#252;m&#252; savın.”
    169,170. Allah yolunda öld&#252;r&#252;lenleri sakın öl&#252;ler sanma. Bilakis onlar diridirler, Rableri katında Allah’ın, l&#252;tfundan kendilerine verdiği nimetlerin sevincini yaşayarak rızıklandırılmaktadırlar. Arkalarından kendilerine ulaşamayan (hen&#252;z şehit olmamış) kimselere de hiçbir korku olmayacağına ve onların &#252;z&#252;lmeyeceklerine sevinirler.
    171. (Şehitler) Allah’ın nimetine, keremine ve Allah’ın, m&#252;’minlerin ecrini zayi etmeyeceğine sevinirler.
    172. Onlar yaralandıktan sonra Allah’ın ve Peygamberinin davetine uyan kimselerdir. Onlardan g&#252;zel davranıp iyilik edenlere ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlara b&#252;y&#252;k bir m&#252;k&#226;fat vardır.
    173. Onlar öyle kimselerdir ki, halk kendilerine, “İnsanlar size karşı ordu toplamışlar, onlardan korkun” dediklerinde, bu söz onların imanını artırdı ve “Allah bize yeter, O ne g&#252;zel vekildir!” dediler.
    174. Bundan dolayı Allah’tan bir nimet ve l&#252;tufla kendilerine hiçbir fenalık dokunmadan geri dönd&#252;ler ve Allah’ın rızasına uydular. Allah, b&#252;y&#252;k l&#252;tuf sahibidir.
    175. O şeytan sizi ancak kendi dostlarından korkutuyor. Onlardan korkmayın, eğer m&#252;’min iseniz, benden korkun.
    176. K&#252;f&#252;rde yarışanlar seni &#252;zmesin. Onlar, Allah’a hiçbir şekilde zarar veremezler. Allah, onlara ahirette bir pay vermemek istiyor. Onlar için b&#252;y&#252;k azap vardır.
    177. İman karşılığında k&#252;fr&#252; satın alanlar Allah’a hiçbir zarar veremezler. Onlar için elem verici bir azap vardır.
    178. İnk&#226;r edenler, kendilerine vermiş olduğumuz m&#252;hletin, sakın kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Biz, onlara ancak g&#252;nahları artsın diye m&#252;hlet veriyoruz. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır.
    179. Allah, pisi temizden ayırıncaya kadar m&#252;’minleri içinde bulunduğunuz şu durumda bırakacak değildir. Allah, size gaybı bildirecek de değildir. Fakat Allah, peygamberlerinden dilediğini seçer (gaybı ona bildirir). O h&#226;lde, Allah’a ve peygamberlerine iman edin. Eğer iman eder ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız sizin için b&#252;y&#252;k bir m&#252;k&#226;fat vardır.
    180. Allah’ın kendilerine l&#252;tfundan verdiği nimetlerde cimrilik edenler, bunun, kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Hayır! O kendileri için bir şerdir. Cimrilik ettikleri şey kıyamet g&#252;n&#252;nde boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
    181. Allah; “Ş&#252;phesiz, Allah fakirdir, biz zenginiz” diyenlerin söz&#252;n&#252; elbette duydu. Onların dediklerini ve haksız yere peygamberleri öld&#252;rmelerini yazacağız ve, “Tadın yangın azabını!” diyeceğiz.
    182. “Bu, kendi ellerinizin (önceden yapıp) gönderdiklerinin karşılığıdır.” Allah, kullara asla zulmedici değildir.
    183. Onlar, “Allah, bize, ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiçbir peygambere inanmamamızı emretti” dediler. De ki: “Benden önce size nice peygamberler, açık belgeleri ve sizin dediğiniz şeyi getirdi. Eğer doğru söyleyenler iseniz, niçin onları öld&#252;rd&#252;n&#252;z?”
    184. Eğer seni yalanladılarsa, senden önce açık delilleri, hikmetli sayfaları ve aydınlatıcı kitabı getiren peygamberler de yalanlanmıştı.
    185. Her canlı öl&#252;m&#252; tadacaktır. Ancak kıyamet g&#252;n&#252; yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete sokulursa, gerçekten kurtuluşa ermiştir. D&#252;nya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir.
    186. Andolsun, mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana çekileceksiniz. Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve Allah’a ortak koşanlardan &#252;z&#252;c&#252; birçok söz işiteceksiniz. Eğer sabreder ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız bilin ki, bunlar (yapmaya değer) azmi gerektiren işlerdendir.
    187. Hani Allah, kendilerine kitap verilenlerden, “Onu (Kitabı) mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz” diye sağlam söz almıştı. Fakat onlar verdikleri söz&#252;, arkalarına atıp onu az bir karşılığa değiştiler. Yaptıkları bu alışveriş ne kadar köt&#252;d&#252;r!
    188. Ettiklerine sevinen ve yapmadıkları şeylerle öv&#252;lmeyi seven kimselerin, sakın azaptan kurtulacaklarını sanma. Onlar için elem dolu bir azap vardır.
    189. Göklerin ve yerin h&#252;k&#252;mranlığı Allah’ındır. Allah, her şeye hakkıyla g&#252;c&#252; yetendir.
    190. Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile g&#252;nd&#252;z&#252;n birbiri ardınca gelip gidişinde selim akıl sahipleri için elbette ibretler vardır.
    191. Onlar ayaktayken, otururken ve yanları &#252;zerine yatarken Allah’ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı &#252;zerinde d&#252;ş&#252;n&#252;rler. “Rabbimiz! Bunu boş yere yaratmadın, seni eksikliklerden uzak tutarız. Bizi ateş azabından koru” derler.
    192. “Rabbimiz! Sen kimi cehennem ateşine sokarsan, onu rezil etmişsindir. Zalimlerin hiç yardımcıları yoktur.”
    193. “Rabbimiz! Biz, ‘Rabbinize iman edin’ diye imana çağıran bir davetçi işittik, hemen iman ettik. Rabbimiz! G&#252;nahlarımızı bağışla. Köt&#252;l&#252;klerimizi ört. Canımızı iyilerle beraber al.”
    194. “Rabbimiz! Peygamberlerin aracılığı ile bize va’dettiklerini ver bize. Kıyamet g&#252;n&#252; bizi rezil etme. Ş&#252;phesiz sen, va’dinden dönmezsin.”
    195. Rableri, onlara şu karşılığı verdi: “Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim. Sizler birbirinizdensiniz. Hicret edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda eziyet görenler, savaşanlar ve öld&#252;r&#252;lenlerin de andolsun, g&#252;nahlarını elbette örteceğim. Allah katından bir m&#252;k&#226;fat olmak &#252;zere, onları içinden ırmaklar akan cennetlere koyacağım. M&#252;k&#226;fatın en g&#252;zeli Allah katındadır.”
    196. K&#226;firlerin refah içinde diyar diyar dolaşmaları sakın seni aldatmasın.
    197. (Onların bu refahı) az bir yararlanmadır. Sonra onların barınağı cehennemdir. Ne köt&#252; bir yataktır orası!
    198. Fakat Rablerine karşı gelmekten sakınanlar için, Allah katından bir konaklama yeri olarak, içinde ebed&#238; kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetler vardır. Allah katında olan şeyler iyiler için daha hayırlıdır.
    199. Kitap ehlinden öyleleri var ki, Allah’a, size indirilene ve kendilerine indirilene, Allah’a derinden saygı duyarak inanırlar. Allah’ın &#226;yetlerini az bir değere satmazlar. Onlar var ya, işte onların, Rableri katında m&#252;k&#226;fatları vardır. Ş&#252;phesiz Allah, hesabı çabuk görendir.
    200. Ey iman edenler! Sabredin. Sabır yarışında d&#252;şmanlarınızı geçin. (Cihat için) hazırlıklı ve uyanık olun ve Allah’a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.


    Kor cehalet cirkeflestirir insanlari !
    Suskunlugum asaletimdendir...
    Her lafa verecek bir cevabim var...
    Lakin bir lafa bakarim laf mi diye,
    Bir de soyleyene bakarim adam mi diye...
    Mevlana Celaleddin-i Rumii

  4. #4
    misafir <s><span style='color: #FF0000'>alpi1907</span></s> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-11-2005
    Mesajlar
    27,766
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    12
    4- NİS&#194; S&#219;RESİ

    Medine döneminde inmiştir. 176 &#226;yettir. S&#251;re, özellikle kadın haklarından, onların huk&#251;k&#238; ve sosyal konumlarından bahsettiği için bu adı almıştır. “Nis&#226;” kadınlar demektir.

    Bismill&#226;hirrahm&#226;nirrah&#238;m.

    1. Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan; ikisinden birçok erkek ve kadın (meydana getirip) yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının. Ş&#252;phesiz Allah, &#252;zerinizde bir gözetleyicidir.
    2. Yetimlere mallarını verin. Temizi pis olanla (hel&#226;li haramla) değişmeyin. Onların mallarını kendi mallarınıza katıp yemeyin. &#199;&#252;nk&#252; bu, b&#252;y&#252;k bir g&#252;nahtır.
    3. Eğer, (velisi olduğunuz) yetim kızlar (ile evlenip onlar) hakkında adaletsizlik etmekten korkarsanız, (onları değil), size hel&#226;l olan (başka) kadınlardan ikişer, &#252;çer, dörder olmak &#252;zere nik&#226;hlayın. Eğer (o kadınlar arasında da) adaletli davranmayacağınızdan korkarsanız, o taktirde bir tane alın veya sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için daha uygundur.
    4. Kadınlara mehirlerini (bir görev olarak) gön&#252;l hoşluğuyla verin. Eğer kendi istekleriyle o mehrin bir kısmını size bağışlarlarsa, onu da afiyetle yiyin.
    5. Allah’ın, sizin için geçim kaynağı yaptığı mallarınızı aklı ermezlere vermeyin. O mallarla onları besleyin, giydirin ve onlara g&#252;zel söz söyleyin.
    6. Yetimleri deneyin. Evlenme çağına (buluğa) erdiklerinde, eğer reşid olduklarını gör&#252;rseniz, mallarını kendilerine verin. B&#252;y&#252;yecekler (ve mallarını geri alacaklar) diye israf ederek ve aceleye getirerek mallarını yemeyin. (Velilerden) kim zengin ise (yetim malından yemeğe) tenezz&#252;l etmesin. Kim de fakir ise, aklın ve dinin gereklerine uygun bir biçimde (hizmetinin karşılığı kadar) yesin. Mallarını kendilerine geri verdiğiniz zaman da yanlarında şahit bulundurun. Hesap gör&#252;c&#252; olarak Allah yeter.
    7. Ana, baba ve akrabaların (miras olarak) bıraktıklarından erkeklere bir pay vardır. Ana, baba ve akrabaların bıraktıklarından kadınlara da bir pay vardır. Allah, bırakılanın azından da çoğundan da bunları farz kılınmış birer hisse olarak belirlemiştir.
    8. Miras taksiminde (kendilerine pay d&#252;şmeyen) akrabalar, yetimler ve fakirler hazır bulunurlarsa, onlara da maldan bir şeyler verin ve onlara (gön&#252;llerini alacak) g&#252;zel sözler söyleyin.
    9. Kendileri, geriye zayıf çocuklar bıraktıkları takdirde, onlar hakkında endişeye kapılanlar, (yetimler hakkında da) &#252;rperip korksunlar. Allah’a karşı gelmekten sakınsınlar ve doğru söz söylesinler.
    10. Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, ancak ve ancak karınlarını doldurasıya ateş yemiş olurlar ve zaten onlar çılgın bir ateşe (cehenneme) gireceklerdir.
    11. Allah, size, çocuklarınız(ın alacağı miras) hakkında, erkeğe iki dişinin payı kadarını emreder. (&#199;ocuklar sadece) ikiden fazla kız iseler, (ölenin geriye) bıraktığının &#252;çte ikisi onlarındır. Eğer kız bir ise (mirasın) yarısı onundur. &#214;lenin çocuğu varsa, geriye bıraktığı maldan, ana babasından her birinin altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da (yalnız) ana babası ona varis oluyorsa, anasına &#252;çte bir d&#252;şer. Eğer kardeşleri varsa, anasının hissesi altıda birdir. (Bu paylaştırma, ölenin) yapacağı vasiyetten ya da borcundan sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan, hangisinin size daha faydalı olduğunu bilemezsiniz. Bunlar, Allah tarafından farz kılınmıştır. Ş&#252;phesiz Allah, hakkıyla bilendir, h&#252;k&#252;m ve hikmet sahibidir.
    12. Eğer çocukları yoksa, karılarınızın geriye bıraktıklarının yarısı sizindir. Eğer çocukları varsa, bıraktıklarının dörtte biri sizindir. (Bu paylaştırma, ölen karılarınızın) yaptıkları vasiyetlerin yerine getirilmesi, yahut borçlarının ödenmesinden sonradır. Eğer sizin çocuğunuz yoksa, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır. Eğer çocuğunuz varsa, bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. (Yine bu paylaştırma) yaptığınız vasiyetin yerine getirilmesinden, yahut borçlarınızın ödenmesinden sonradır. Eğer kendisine varis olunan bir erkek veya bir kadının evladı ve babası olmaz ve bir erkek veya bir kız kardeşi bulunursa, ona altıda bir d&#252;şer. Eğer (kardeşler) birden fazla olurlarsa, &#252;çte birde ortaktırlar. (Bu paylaştırma varislere) zarar vermeksizin yapılan vasiyetin yerine getirilmesinden, yahut borcun ödenmesinden sonra yapılır. (B&#252;t&#252;n bunlar) Allah’ın emridir. Allah, hakkıyla bilendir, hal&#238;mdir (hemen cezalandırmaz, m&#252;hlet verir.)
    13. İşte bu (h&#252;k&#252;mler) Allah’ın koyduğu sınırlarıdır. Kim Allah’a ve Peygamberine itaat ederse, Allah onu, içinden ırmaklar akan, içinde ebed&#238; kalacakları cennetlere sokar. İşte bu b&#252;y&#252;k başarıdır.
    14. Kim de Allah’a ve Peygamberine isyan eder ve O’nun koyduğu sınırları aşarsa, Allah onu ebed&#238; kalacağı cehennem ateşine sokar. Onun için alçaltıcı bir azap vardır.
    15. Kadınlarınızdan fuhuş (zina) yapanlara karşı içinizden dört şahit getirin. Eğer onlar şahitlik ederlerse, o kadınları öl&#252;m alıp göt&#252;r&#252;nceye veya Allah onlar hakkında bir yol açıncaya kadar kendilerini evlerde tutun (dışarı çıkarmayın).
    16. Sizlerden fuhuş (zina) yapanların her ikisini de incitip kınayın. Eğer onlar tövbe edip ıslah olurlarsa, onları incitip kınamaktan vazgeçin. &#199;&#252;nk&#252; Allah, tövbeleri çok kabul edendir, çok merhamet edendir.
    17. Allah katında (makbul) tövbe, ancak bilmeyerek g&#252;nah işleyip sonra çok geçmeden tövbe edenlerin tövbesidir. İşte Allah, bunların tövbelerini kabul buyurur. Allah, hakkıyla bilendir, h&#252;k&#252;m ve hikmet sahibidir.
    18. Yoksa (makbul) tövbe, köt&#252;l&#252;kleri (g&#252;nahları) yapıp yapıp da kendisine öl&#252;m gelip çatınca, “İşte ben şimdi tövbe ettim” diyen kimseler ile k&#226;fir olarak ölenlerinki değildir. Bunlar için ahirette elem dolu bir azap hazırlamışızdır.
    19. Ey iman edenler! Kadınlara zorla mirasçı olmanız size hel&#226;l değildir. Açık bir hay&#226;sızlık yapmış olmaları dışında, kendilerine verdiklerinizin bir kısmını onlardan geri almak için onları sıkıştırmayın. Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmadıysanız, olabilir ki, siz bir şeyden hoşlanmazsınız da Allah onda pek çok hayır yaratmış olur.
    20. Eğer bir eşin yerine başka bir eş almak isterseniz, öb&#252;r&#252;ne (mehir olarak) y&#252;klerle mal vermiş olsanız dahi ondan hiçbir şeyi geri almayın. İftira ederek ve açık g&#252;naha girerek mi verdiğinizi geri alacaksınız?
    21. Hem, siz eşlerinizle birleşmiş ve onlar da sizden sağlam bir söz almış iken, onu nasıl (geri) alırsınız?
    22. Geçmişte olanlar hariç, artık babalarınızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin. &#199;&#252;nk&#252; bu bir hay&#226;sızlık, öfke ve nefret gerektiren bir iştir. Bu, ne köt&#252; bir yoldur.
    23. Size şunlarla evlenmek haram kılındı: Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren s&#252;tanneleriniz, s&#252;t kız kardeşleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle zifafa girdiğiniz karılarınızdan olup evlerinizde bulunan &#252;vey kızlarınız, -eğer anneleri ile zifafa girmemişseniz onlarla evlenmenizde size bir g&#252;nah yoktur- öz oğullarınızın karıları, iki kız kardeşi (nik&#226;h altında) bir araya getirmeniz. Ancak geçenler (önceden yapılan bu t&#252;r evlilikler) başka. Ş&#252;phesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
    24. (Savaş esiri olarak) sahip olduklarınız hariç, evli kadınlar (da size) haram kılındı. (Bunlar) &#252;zerinize Allah’ın emri olarak yazılmıştır. Bunların dışında kalanlar ise, iffetli yaşamak ve zina etmemek şartıyla mallarınızla (mehirlerini verip) istemeniz size hel&#226;l kılındı. Onlardan (nik&#226;hlanıp) faydalanmanıza karşılık sabit bir hak olarak kendilerine mehirlerini verin. Mehir belirlendikten sonra, onunla ilgili olarak uzlaştığınız şeyler konusunda size g&#252;nah yoktur. Ş&#252;phesiz ki Allah (her şeyi) hakkıyla bilendir, h&#252;k&#252;m ve hikmet sahibidir.
    25. Sizden kimin, h&#252;r m&#252;’min kadınlarla evlenmeye g&#252;c&#252; yetmezse sahip olduğunuz m&#252;’min genç kızlarınızdan (cariyelerinizden) alsın. Allah, sizin imanınızı daha iyi bilir. Hepiniz birbirinizdensiniz. &#214;yle ise iffetli yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost tutmamaları h&#226;linde, sahiplerinin izniyle onlarla evlenin, mehirlerini de g&#252;zelce verin. Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa, onlara h&#252;r kadınların cezasının yarısı uygulanır. Bu (cariye ile evlenme izni), içinizden g&#252;naha d&#252;şmekten korkanlar içindir. Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
    26. Allah, size (h&#252;k&#252;mlerini) açıklamak, size, sizden öncekilerin yollarını göstermek ve tövbelerinizi kabul etmek istiyor. Allah, hakkıyla bilendir, h&#252;k&#252;m ve hikmet sahibidir.
    27. Allah, sizin tövbenizi kabul etmek istiyor. Şehvetlerine uyanlar ise sizin b&#252;y&#252;k bir sapıklığa d&#252;şmenizi istiyorlar.
    28. Allah, sizden (y&#252;k&#252;ml&#252;l&#252;kleri) hafifletmek istiyor. &#199;&#252;nk&#252; insan zayıf yaratılmıştır.
    29. Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle olursa başka. Kendinizi hel&#226;k etmeyin. Ş&#252;phesiz Allah, size karşı çok merhametlidir.
    30. Kim haddi aşarak ve zulmederek bunu yaparsa, onu cehennem ateşine atacağız. Bu, Allah’a pek kolaydır.
    31. Eğer size yasaklanan (g&#252;nah)ların b&#252;y&#252;klerinden kaçınırsanız, sizin k&#252;ç&#252;k g&#252;nahlarınızı örteriz ve sizi g&#252;zel bir yere koyarız.
    32. Allah’ın, kiminizi kiminize &#252;st&#252;n kılmaya vesile yaptığı şeyleri (haset ederek) arzu edip durmayın. Erkeklere kazandıklarından bir pay vardır. Kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. Allah’tan, O’nun l&#252;tfunu isteyin. Ş&#252;phesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
    33. (Erkek ve kadından) her biri için ana-babanın ve akrabanın bıraktıklarından (pay alan) varisler kıldık. Yeminlerinizin bağladığı (ahitleştiğiniz) kimselere de kendi hisselerini verin. Ş&#252;phesiz Allah her şeye şahittir.
    34. Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar. &#199;&#252;nk&#252; Allah, insanların kimini kiminden &#252;st&#252;n kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcamakta (ve ailenin geçimini sağlamakta)dırlar. İyi kadınlar, itaatk&#226;rdırlar. Allah’ın (kendilerini) koruması sayesinde onlar da “gayb”ı korurlar. (Evlilik y&#252;k&#252;ml&#252;l&#252;klerini reddederek) başkaldırdıklarını görd&#252;ğ&#252;n&#252;z kadınlara öğ&#252;t verin, onları yataklarında yalnız bırakın. (Bunlar fayda vermez de mecbur kalırsanız) onları (hafifçe) döv&#252;n. Eğer itaat ederlerse, artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Ş&#252;phesiz Allah, çok y&#252;cedir, çok b&#252;y&#252;kt&#252;r.
    35. Eğer karı-kocanın arasının açılmasından endişe ederseniz, erkeğin ailesinden bir hakem, kadının ailesinden bir hakem gönderin. İki taraf (arayı) d&#252;zeltmek isterlerse, Allah da onları uzlaştırır. Ş&#252;phesiz Allah, hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdardır.
    36. Allah’a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizin altındakilere iyilik edin. Ş&#252;phesiz Allah, kibirlenen ve öv&#252;nen kimseleri sevmez.
    37. Bunlar cimrilik eden, insanlara da cimriliği emreden ve Allah’ın, l&#252;tfundan kendilerine verdiği nimeti gizleyen kimselerdir. Biz de o nankörlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır.
    38. Bunlar, mallarını insanlara gösteriş için harcayan, Allah’a ve ahiret g&#252;n&#252;ne de inanmayan kimselerdir. Şeytan kimin arkadaşı olursa, o ne köt&#252; arkadaştır.
    39. Bunlar, Allah’a ve ahiret g&#252;n&#252;ne iman etselerdi ve Allah’ın verdiği rızıktan (gösterişsiz olarak) harcasalardı, kendilerine ne zarar gelirdi? Allah, onları en iyi bilendir.
    40. Ş&#252;phesiz Allah (hiç kimseye) zerre kadar zul&#252;m etmez. (Yapılan) çok k&#252;ç&#252;k bir iyilik de olsa onun sevabını kat kat arttırır ve kendi katından b&#252;y&#252;k bir m&#252;k&#226;fat verir.
    41. Her &#252;mmetten bir şahit getirdiğimiz ve seni de onların &#252;zerine bir şahit yaptığımız zaman, bakalım onların h&#226;li nice olacak!.
    42. O kıyamet g&#252;n&#252;, Allah’ı ink&#226;r edip Peygamber’e isyan edenler, yer yarılıp içine girmiş olmayı isterler ve Allah’tan hiçbir söz gizleyemezler.
    43. Ey iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar, bir de -yolcu olmanız durumu m&#252;stesna- c&#252;n&#252;p iken yıkanıncaya kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta olur veya yolculukta bulunursanız, veyahut biriniz abdest bozmaktan gelince ya da eşlerinizle cinsel ilişkide bulunup, su da bulamazsanız o zaman temiz bir toprağa yönelip, (niyet ederek onunla) y&#252;zlerinizi ve ellerinizi meshedin. Ş&#252;phesiz Allah, çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.
    44. Kendilerine Kitap’tan bir nasip verilmiş olanları görm&#252;yor musun? Onlar sapıklığı satın alıyorlar ve sizin de yoldan sapmanızı istiyorlar.
    45. Allah, sizin d&#252;şmanlarınızı çok daha iyi bilir. Allah, dost olarak yeter. Allah, yardımcı olarak da yeter.
    46. Yahudilerden öyleleri var ki, (kelimeleri yerlerinden kaydırıp) tahrif ederek onları anlamlarından uzaklaştırırlar. Dillerini eğip b&#252;kerek ve dine saldırarak “İşittik, karşı geldik”, “İşit, işitmez olası!” “R&#226;’in&#226;” derler. H&#226;lbuki onlar, “İşittik ve itaat ettik; dinle ve bize bak” deselerdi, bu kendileri için daha hayırlı olurdu. Fakat Allah, k&#252;f&#252;rleri y&#252;z&#252;nden kendilerini l&#226;netlemiştir. Bu y&#252;zden pek az iman ederler.
    47. Ey kendilerine kitap verilenler! Birtakım y&#252;zleri silip de tersine çevirmeden, yahut cumartesi halkını l&#226;netlediğimiz gibi onları l&#226;netlemeden, yanınızda bulunanı (Tevrat’ı) doğrulayıcı olarak indirdiğimiz bu kitaba (Kur’an’a) iman edin. Allah’ın emri mutlaka yerine gelecektir.
    48. Ş&#252;phesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışında kalan (g&#252;nah)ları ise dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a şirk koşan kimse, ş&#252;phesiz b&#252;y&#252;k bir g&#252;nah işleyerek iftira etmiş olur.
    49. Kendilerini temize çıkaranları görmedin mi? Hayır! Allah, dilediğini temize çıkarır ve kendilerine kıl kadar zulmedilmez.
    50. Bak, Allah’a karşı nasıl yalan uyduruyorlar. Apaçık bir g&#252;nah olarak bu yeter.
    51. Kendilerine Kitap’tan bir nasip verilmiş olanları görm&#252;yor musun? Onlar “cibt”e ve “t&#226;ğ&#251;t”a inanıyorlar. İnk&#226;r edenler için de, “Bunlar, iman edenlerden daha doğru yoldadır” diyorlar.
    52. Onlar, Allah’ın l&#226;net ettiği kimselerdir. Allah, kime l&#226;net ederse, artık ona asla bir yardımcı bulamazsın.
    53. Yoksa onların h&#252;k&#252;mranlıkta bir payı mı var? &#214;yle olsa, insanlara bir zerre bile vermezler.
    54. Yoksa, insanları; Allah’ın l&#252;tfundan kendilerine verdiği şey dolayısıyla kıskanıyorlar mı? Ş&#252;phesiz biz, İbrahim ailesine de kitap ve hikmet vermişizdir. Onlara b&#252;y&#252;k bir h&#252;k&#252;mranlık da vermiştik.
    55. Böylece onlardan kimi ona iman etti, kimi de sırt çevirdi. (O iman etmeyenlere) çılgın ateş olarak cehennem yeter.
    56. Ş&#252;phesiz &#226;yetlerimizi ink&#226;r edenleri biz ateşe atacağız. Derileri yanıp dök&#252;ld&#252;kçe, azabı tatmaları için onların derilerini yenileyeceğiz. Ş&#252;phesiz Allah, mutlak g&#252;ç sahibidir, h&#252;k&#252;m ve hikmet sahibidir.
    57. İman edip salih ameller işleyenleri ise, içinden ırmaklar akan, içlerinde ebed&#238; kalacakları cennetlere koyacağız. Onlara orada tertemiz eşler vardır. Onları, koyu gölgeler altında bulunduracağız.
    58. Allah, size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında h&#252;kmettiğiniz zaman adaletle h&#252;kmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne g&#252;zel öğ&#252;t veriyor! Ş&#252;phesiz ki Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.
    59. Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e itaat edin ve sizden olan ulu’l-emre (idarecilere) de. Herhangi bir hususta anlaşmazlığa d&#252;şt&#252;ğ&#252;n&#252;z takdirde, Allah’a ve ahiret g&#252;n&#252;ne gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Res&#251;l&#252;ne arz edin. Bu, daha iyidir, sonuç bakımından da daha g&#252;zeldir.
    60. (Ey Muhammed!) Sana indirilen Kur’an’a ve senden önce indirilene inandıklarını iddia edenleri görm&#252;yor musun? T&#226;ğ&#251;t’u tanımamaları kendilerine emrolunduğu h&#226;lde, onun ön&#252;nde muhakeme olmak istiyorlar. Şeytan da onları derin bir sapıklığa d&#252;ş&#252;rmek istiyor.
    61. M&#252;nafıklara, “Allah’ın indirdiğine (Kur’an’a) ve Peygambere gelin” dendiği zaman, onların senden b&#252;sb&#252;t&#252;n uzaklaştıklarını gör&#252;rs&#252;n.
    62. Kendi işledikleri y&#252;z&#252;nden başlarına bir musibet geldiği, sonra da “Biz iyilik etmek ve uzlaştırmaktan başka bir şey istememiştik” diye Allah’a yemin ederek sana geldikleri zaman h&#226;lleri nasıl olur?
    63. Onlar, Allah’ın kalplerindekini bildiği kimselerdir. &#214;yleyse onlara aldırma. Onlara öğ&#252;t ver ve onlara, kendileri hakkında etkili ve g&#252;zel söz söyle.
    64. Biz her peygamberi sırf, Allah’ın izni ile itaat edilmek &#252;zere gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah’tan g&#252;nahlarının bağışlamasını dileseler ve Peygamber de onlara bağışlama dileseydi, elbette Allah’ı tövbeleri çok kabul edici ve çok merhametli bulacaklardı.
    65. Hayır! Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin h&#252;kme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar.
    66. Eğer biz onlara, “Hayatlarınızı feda edin veya yurtlarınızdan çıkın” diye yazmış olsaydık, içlerinden pek azı hariç, bunu yapmazlardı. Eğer kendilerine verilen öğ&#252;tleri tutsalardı, elbette haklarında hem daha hayırlı, hem de (imanlarını) daha çok pekiştirici olurdu.
    67. O zaman kendilerine elbette katımızdan b&#252;y&#252;k bir m&#252;k&#226;fat verirdik.
    68. Onları elbette doğru yola iletirdik.
    69. Kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıdd&#238;klarla, şehidlerle ve iyi kimselerle birliktedirler. Bunlar ne g&#252;zel arkadaştır.
    70. Bu l&#252;tuf Allah’tandır. Hakkıyla bilen olarak Allah yeter.
    71. Ey iman edenler! (D&#252;şmana karşı) tedbirinizi alıp, k&#252;ç&#252;k birlikler h&#226;linde, yahut topluca savaşa gidin.
    72. Ş&#252;phesiz, aranızda öyle kimseler var ki, (onların her biri savaşa gitme konusunda) hakikaten pek ağır davranır. Eğer başınıza bir musibet gelirse, “Allah, bana l&#252;tfetti de onlarla beraber bulunmadım” der.
    73. Eğer Allah’tan size bir l&#252;tuf (zafer) erişse, bu sefer de; sizinle kendisi arasında hiç tanışıklık yokmuş gibi şöyle der: “Keşke ben de onlarla beraber olsaydım da b&#252;y&#252;k bir başarıya (ganimete) ulaşsaydım.”
    74. O h&#226;lde, d&#252;nya hayatını ahiret hayatı karşılığında satanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır da öld&#252;r&#252;l&#252;r veya galip gelirse, biz ona b&#252;y&#252;k bir m&#252;k&#226;fat vereceğiz.
    75. Size ne oluyor da, Allah yolunda ve, “Ey Rabbimiz! Bizleri halkı zalim olan şu memleketten çıkar, katından bize bir dost ver, bize katından bir yardımcı ver” diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocukların uğrunda savaşa çıkmıyorsunuz?
    76. İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. İnk&#226;r edenler de t&#226;ğ&#251;t yolunda savaşırlar. O h&#226;lde, siz şeytanın dostlarına karşı savaşın. Ş&#252;phesiz şeytanın hilesi zayıftır.
    77. Daha önce kendilerine, “(savaşmaktan) ellerinizi çekin, namazı kılın, zek&#226;tı verin” denilenleri görmedin mi? &#220;zerlerine savaş yazılınca, hemen içlerinden bir kısmı; insanlardan, Allah’tan korkar gibi, hatta daha çok korkarlar ve “Rabbimiz! Niçin bize savaş yazdın? Bizi yakın bir zamana kadar erteleseydin ya!” derler. De ki: “D&#252;nya geçimliği azdır. Ahiret, Allah’a karşı gelmekten sakınan kimse için daha hayırlıdır. Size kıl kadar haksızlık edilmez.”
    78. Nerede olursanız olun, sağlam ve tahkim edilmiş kaleler içinde bulunsanız bile öl&#252;m size ulaşacaktır. Onlara bir iyilik gelirse, “Bu, Allah’tandır” derler. Onlara bir köt&#252;l&#252;k gelirse, “Bu, senin y&#252;z&#252;ndendir” derler. (Ey Muhammed!) De ki: “Hepsi Allah’tandır.” Bu topluma ne oluyor ki, neredeyse hiçbir söz&#252; anlamıyorlar!
    79. Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır. Sana ne köt&#252;l&#252;k gelirse kendindendir. (Ey Muhammed!) Seni insanlara bir peygamber olarak gönderdik. Şahit olarak Allah yeter.
    80. Kim peygambere itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur. Kim y&#252;z çevirirse, (bilsin ki) biz seni onlara bekçi göndermedik.
    81. Sana “baş &#252;st&#252;ne” derler. Fakat senin yanından çıktıklarında, içlerinden birtakımı, geceleyin; (senin g&#252;nd&#252;z) söylediklerinin aksini kurarlar. Allah, onların geceleyin kurduklarını yazmaktadır. Sen onlara aldırma. Allah’a tevekk&#252;l et. Vekil olarak Allah yeter.
    82. H&#226;l&#226; Kur’an’ı d&#252;ş&#252;n&#252;p anlamaya çalışmıyorlar mı? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından (indirilmiş) olsaydı, mutlaka onda birçok çelişki bulurlardı.
    83. Kendilerine g&#252;venlik (barış) veya korku (savaş) ile ilgili bir haber geldiğinde onu yayarlar. H&#226;lbuki onu peygambere ve içlerinden yetki sahibi kimselere göt&#252;rselerdi, elbette bunlardan, onu değerlendirip sonuç (h&#252;k&#252;m) çıkarabilecek nitelikte olanları onu anlayıp bilirlerdi. Allah’ın size l&#252;tfu ve merhameti olmasaydı, pek azınız hariç, muhakkak şeytana uyardınız.
    84. (Ey Muhammed!) Artık Allah yolunda savaş! Sen ancak kendinden sorumlusun! M&#252;’minleri de savaşa teşvik et. Umulur ki Allah ink&#226;r edenlerin g&#252;c&#252;n&#252; kırar. Allah’ın g&#252;c&#252; daha &#252;st&#252;nd&#252;r, cezası daha şiddetlidir.
    85. Kim g&#252;zel bir (işte) aracılık ederse, ona o işin sevabından bir pay vardır. Kim de köt&#252; bir (işte) aracılık ederse, ona da o köt&#252;l&#252;kten bir pay vardır. Allah’ın her şeye g&#252;c&#252; yeter.
    86. Size bir sel&#226;m verildiği zaman, ondan daha g&#252;zeliyle veya aynı sel&#226;mla karşılık verin. Ş&#252;phesiz Allah, her şeyin hesabını gereği gibi yapandır.
    87. Allah, kendisinden başka hiçbir il&#226;h olmayandır. Andolsun, sizi kıyamet g&#252;n&#252;nde mutlaka bir araya toplayacaktır. Bunda asla ş&#252;phe yoktur. Kimdir söz&#252; Allah’ınkinden daha doğru olan?
    88. Size ne oluyor da m&#252;nafıklar hakkında iki gruba ayrıldınız? Allah, onları yaptıkları işlerden dolayı baş aşağı ederek eski konumlarına (k&#252;fre) dönd&#252;rm&#252;şt&#252;r. Allah’ın saptırdığını yola getirmek mi istiyorsunuz? Allah kimi saptırırsa, sen onun için asla bir çıkış yolu bulamazsın.
    89. Arzu ettiler ki kendilerinin k&#252;fre saptıkları gibi siz de sapasınız da beraber olasınız. Bu sebeple, onlar Allah yolunda hicret edinceye kadar içlerinden dost edinmeyin. Eğer bundan y&#252;z çevirirlerse, onları yakalayın ve bulduğunuz yerde öld&#252;r&#252;n. Onlardan ne bir dost edinin, ne de bir yardımcı.
    90. Ancak sizinle aralarında anlaşma olan bir topluma sığınmış bulunanlar, yahut ne sizinle ne de kendi kavimleriyle savaşmayı içlerine sığdıramayıp (tarafsız olarak) size gelenler başka. Eğer Allah dileseydi, onları size musallat kılardı da sizinle savaşırlardı. Eğer onlar sizden uzak durur, sizinle savaşmayıp size barış teklif ederlerse; Allah, onlara saldırmak için size bir yol (yetki) vermemiştir.
    91. Diğer birtakım kimselerin de hem sizden emin olmak, hem de kavimlerinden emin olmak istediklerini göreceksin. Bunlar k&#252;fre her dönd&#252;r&#252;ld&#252;klerinde ona atılırlar. Eğer bunlar sizden uzak durmazlar, sizinle barış içinde yaşamak istemezler, ellerini savaştan çekmezlerse, onları yakalayın ve onları nerede bulursanız öld&#252;r&#252;n. İşte bunlara karşı size apaçık bir yetki verdik.
    92. Bir m&#252;’minin bir m&#252;’mini öld&#252;rmesi olacak şey değildir. Ancak yanlışlıkla olması başka. Kim bir m&#252;’mini yanlışlıkla öld&#252;r&#252;rse, bir m&#252;’min köleyi azad etmesi ve bağışlamadıkları s&#252;rece ailesine diyet ödemesi gerekir. (&#214;ld&#252;r&#252;len kimse) m&#252;’min olur ve d&#252;şmanınız olan bir topluluktan bulunursa, m&#252;’min bir köle azad etmek gerekir. Eğer sizinle kendileri arasında antlaşma bulunan bir topluluktan ise ailesine verilecek bir diyet ve m&#252;’min bir köle azad etmek gerekir. Bunlara imk&#226;n bulamayanın, Allah tarafından tövbesinin kabul&#252; için iki ay ard arda oruç tutması gerekir. Allah, hakkıyla bilendir, h&#252;k&#252;m ve hikmet sahibidir.
    93. Kim bir m&#252;’mini kasten öld&#252;r&#252;rse, cezası, içinde ebed&#238; kalacağı cehennemdir. Allah, ona gazap etmiş, l&#226;net etmiş ve onun için b&#252;y&#252;k bir azap hazırlamıştır.
    94. Ey iman edenler! Allah yolunda sefere çıktığınız zaman, gerekli araştırmayı yapın. Size sel&#226;m veren kimseye, d&#252;nya hayatının geçici menfaatine (ganimete) göz dikerek, “Sen m&#252;’min değilsin” demeyin. Allah katında pek çok ganimetler vardır. Daha önce siz de öyle idiniz de Allah size l&#252;tufta bulundu (m&#252;sl&#252;man oldunuz). Onun için iyice araştırın. &#199;&#252;nk&#252; Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
    95,96. M&#252;’minlerden öz&#252;r sahibi olmaksızın (cihattan geri kalıp) oturanlarla, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler eşit olamazlar. Allah, mallarıyla, canlarıyla cihad edenleri, derece itibariyle, cihattan geri kalanlardan &#252;st&#252;n kılmıştır. Gerçi Allah (m&#252;’minlerin) hepsine de en g&#252;zel olanı (cenneti) va’detmiştir. Ama m&#252;cahitleri b&#252;y&#252;k bir m&#252;k&#226;fat ile kendi katından dereceler, bağışlanma ve rahmet ile cihattan geri kalanlara &#252;st&#252;n kılmıştır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
    97. Kendilerine zulmetmekteler iken meleklerin canlarını aldığı kimseler var ya; melekler onlara şöyle derler: “Ne durumdaydınız? (Niçin hicret etmediniz?)” Onlar da, “Biz yery&#252;z&#252;nde zayıf ve g&#252;çs&#252;z kimselerdik” derler. Melekler, “Allah’ın arzı geniş değil miydi, orada hicret etseydiniz ya!” derler. İşte bunların gidecekleri yer cehennemdir. O ne köt&#252; varış yeridir.
    98. Ancak gerçekten zayıf ve g&#252;çs&#252;z olan , çaresiz kalan ve hicret etmeye yol bulamayan erkekler, kadınlar ve çocuklar başkadır.
    99. Umulur ki, Allah bu kimseleri affeder. &#199;&#252;nk&#252; Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.
    100. Kim Allah yolunda hicret ederse, yery&#252;z&#252;nde gidecek çok yer de bulur, genişlik de. Kim Allah’a ve Peygamberine hicret etmek amacıyla evinden çıkar da sonra kendisine öl&#252;m yetişirse, ş&#252;phesiz onun m&#252;k&#226;fatı Allah’a d&#252;şer. Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
    101. Yery&#252;z&#252;nde sefere çıktığınız vakit k&#226;firlerin size saldırmasından korkarsanız, namazı kısaltmanızdan öt&#252;r&#252; size bir g&#252;nah yoktur. Ş&#252;phesiz k&#226;firler sizin apaçık d&#252;şmanınızdır.
    102. (Ey Muhammed!) Cephede sen de onların (m&#252;’minlerin) arasında bulunup da onlara namaz kıldırdığın vakit, içlerinden bir kısmı seninle beraber namaza dursun. Sil&#226;hlarını da yanlarına alsınlar. Bunlar secdeye vardıklarında (bir rek&#226;t kıldıklarında) arkanıza (d&#252;şman karşısına) geçsinler. Sonra o namaz kılmamış olan diğer kısım gelsin, seninle beraber kılsınlar ve ihtiyatlı bulunsunlar, sil&#226;hlarını yanlarına alsınlar. İnk&#226;r edenler arzu ederler ki, sil&#226;hlarınızdan ve eşyanızdan bir gafil olsanız da size ani bir baskın yapsalar. Yağmurdan zahmet çekerseniz, ya da hasta olursanız, sil&#226;hlarınızı bırakmanızda size bir beis yoktur. Bununla birlikte ihtiyatlı olun (tedbirinizi alın). Ş&#252;phesiz Allah, ink&#226;rcılara alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.
    103. Namazı kıldınız mı, gerek ayakta, gerek otururken ve gerek yan yatarak hep Allah’ı anın. G&#252;vene kavuştunuz mu namazı tam olarak kılın. &#199;&#252;nk&#252; namaz, m&#252;’minlere belirli vakitlere bağlı olarak farz kılınmıştır.
    104. D&#252;şman topluluğunu izlemekte gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı duyuyorsanız, kuşkusuz onlar da sizin acı duyduğunuz gibi acı duyuyorlar. &#220;stelik siz Allah’tan onların &#252;mit edemeyecekleri şeyleri umuyorsunuz. Allah, hakkıyla bilendir, h&#252;k&#252;m ve hikmet sahibidir.
    105. (Ey Muhammed!) Biz sana Kitab’ı (Kur’an’ı) hak olarak indirdik ki, insanlar arasında Allah’ın sana öğrettikleri ile h&#252;k&#252;m veresin. Sakın hainlerin savunucusu olma.
    106. Allah’tan bağışlama dile. Ş&#252;phesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
    107. Kendilerine hainlik edenleri savunma. Zira Allah, hiçbir haini, hiçbir g&#252;nahk&#226;rı sevmez.
    108. Bunlar, insanlardan gizlenmeye çalışırlar da Allah’tan gizlenmezler. H&#226;lbuki Allah, geceleyin, razı olmayacağı sözleri kurarlarken onlarla beraberdir. Allah, onların yaptıklarını (ilmiyle) kuşatmıştır.
    109. İşte siz öyle kimselersiniz (ki, diyelim) d&#252;nya hayatında onları savundunuz. Ya kıyamet g&#252;n&#252; onları Allah’a karşı kim savunacak, yahut kim onlara vekil olacak?
    110. Kim bir köt&#252;l&#252;k yapar, yahut kendine zulmeder, sonra da Allah’tan bağışlama dilerse, Allah’ı çok bağışlayıcı ve çok merhamet edici bulur.
    111. Kim bir g&#252;nah kazanırsa, onu ancak kendi aleyhine kazanmış olur. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir, h&#252;k&#252;m ve hikmet sahibidir.
    112. Kim bir hata işler veya bir g&#252;nah kazanır da sonra onu bir suçsuzun &#252;zerine atarsa, ş&#252;phesiz iftira etmiş, apaçık bir g&#252;nah y&#252;klenmiş olur.
    113. (Ey Muhammed!) Eğer Allah’ın sana l&#252;tuf ve merhameti olmasaydı, onlardan bir grup seni saptırmaya çalışırdı. H&#226;lbuki onlar, ancak kendilerini saptırırlar, sana hiçbir zarar veremezler. Allah, sana kitabı (Kur’an’ı) ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah’ın sana l&#252;tfu çok b&#252;y&#252;kt&#252;r.
    114. Bir sadaka vermeyi, yahut iyilik yapmayı, yahut da insanların arasını d&#252;zeltmeyi emredenleri hariç, onların aralarındaki gizli konuşmaların çoğunda hiçbir hayır yoktur. Kim bunları sırf Allah’ın rızasını kazanmak için yaparsa, biz ona b&#252;y&#252;k bir m&#252;k&#226;fat vereceğiz.
    115. Kim, kendisine hidayet (doğru yol) besbelli olduktan sonra peygambere karşı çıkar, m&#252;’minlerin yolundan başkasına uyarsa, onu yöneldiği yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası ne köt&#252; bir varış yeridir.
    116. Ş&#252;phesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışındaki g&#252;nahları, dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a ortak koşan, kuşkusuz, derin bir sapıklığa d&#252;şm&#252;şt&#252;r.
    117. Onlar, Allah’ı bırakıp ancak dişilere tapıyorlar. H&#226;lbuki (aslında) azgın bir şeytana tapmaktadırlar.
    118. Allah, o şeytana l&#226;net etti ve o da, “Andolsun ki senin kullarından elbette belirli bir pay alacağım” dedi.
    119. “Onları mutlaka saptıracağım, mutlaka onları kuruntulara sokacağım ve onlara emredeceğim de (putlara adak için) hayvanların kulaklarını yaracaklar. Yine onlara emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler.” Kim Allah’ı bırakıp da şeytanı dost edinirse, ş&#252;phesiz o apaçık bir h&#252;srana d&#252;şm&#252;şt&#252;r.
    120. Şeytan onlara (birçok) vaadde bulunur ve onları kuruntulara s&#252;r&#252;kler. Oysa şeytan, ancak aldatmak için onlara vaadde bulunuyor.
    121. İşte onların barınağı cehennemdir. Ondan bir kaçış yolu bulamazlar.
    122. İman edip salih ameller işleyenleri de ebed&#238; olarak kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Allah, gerçek bir vaadde bulunmuştur. Kimdir söz&#252; Allah’ınkinden daha doğru olan?
    123. İş, ne sizin kuruntunuza, ne de kitap ehlinin kuruntusuna göredir. Kim köt&#252; bir iş yaparsa, onunla cezalandırılır. O, kendisine Allah’tan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı bulabilir.
    124. M&#252;’min olarak, erkek veya kadın, her kim salih ameller işlerse, işte onlar cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar.
    125. Kimin dini, iyilik yaparak kendini Allah’a teslim eden ve hakka yönelen İbrahim’in dinine tabi olan kimsenin dininden daha g&#252;zeldir? Allah, İbrahim’i dost edindi.
    126. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Allah, her şeyi kuşatıcıdır.
    127. Kadınlar hakkında senden fetva istiyorlar. De ki: “Onlar hakkında size fetvayı Allah veriyor.” Kitapta, kendilerine (verilmesi) farz kılınan (miras)ı vermediğiniz ve evlenmek istediğiniz yetim kızlara, zavallı çocuklara ve yetimlere &#226;dil davranmanıza dair, size okunmakta olan &#226;yetler de bunu açıklıyor. Ne hayır yaparsanız, ş&#252;phesiz Allah onu bilir.
    128. Eğer bir kadın kocasının, kendisine köt&#252; davranmasından, yahut y&#252;z çevirmesinden endişe ederse, uzlaşarak aralarını d&#252;zeltmelerinde ikisine de bir g&#252;nah yoktur. Uzlaşmak daha hayırlıdır. Nefisler ise kıskançlığa ve bencil tutkulara hazır (elverişli) kılınmıştır. Eğer iyilik eder ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, ş&#252;phesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
    129. Ne kadar uğraşırsanız uğraşın, kadınlar arasında adaleti yerine getiremezsiniz. &#214;yle ise (birine) b&#252;sb&#252;t&#252;n gön&#252;l verip ötekini (kocası hem var, hem yok) askıda kalmış kadın gibi bırakmayın. Eğer arayı d&#252;zeltir ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, ş&#252;phesiz Allah çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir.
    130. Eğer ayrılırlarsa, Allah bol l&#252;tuf ve nimetiyle onların her birini zengin kılar (başkalarına muhtaç bırakmaz). Allah, l&#252;tfu geniş olandır. O, h&#252;k&#252;m ve hikmet sahibidir.
    131. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Sizden önce kendilerine kitap verilenlere de, size de “Allah’a karşı gelmekten sakının” diye tavsiye ettik. Eğer ink&#226;r ederseniz, (bilin ki) göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Allah, zengindir, öv&#252;lmeye l&#226;yıktır.
    132. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Vekil olarak Allah yeter.
    133. Ey insanlar! Allah dilerse sizi yok eder ve başkalarını getirir. Allah, buna hakkıyla g&#252;c&#252; yetendir.
    134. Kim d&#252;nya sevabı (nimeti) istiyorsa (bilsin ki), d&#252;nya sevabı da, ahiret sevabı da Allah katındadır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.
    135. Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa, Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun. (Şahitlik ettikleriniz) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın). &#199;&#252;nk&#252; Allah ikisine de daha yakındır. (Onları sizden çok kayırır.) &#214;yle ise adaleti yerine getirmede nefsinize uymayın. Eğer (şahitlik ederken gerçeği) çarpıtırsanız veya (şahitlikten) çekinirseniz (bilin ki) ş&#252;phesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
    136. Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret g&#252;n&#252;n&#252; ink&#226;r ederse, derin bir sapıklığa d&#252;şm&#252;ş olur.
    137. İman edip sonra ink&#226;r eden, sonra inanıp tekrar ink&#226;r eden, sonra da ink&#226;rlarında ileri gidenler var ya; Allah, onları bağışlayacak da değildir, doğru yola iletecek de değildir.
    138. M&#252;nafıklara, kendileri için elem dolu bir azap olduğunu m&#252;jdele.
    139. Onlar, m&#252;’minleri bırakıp k&#226;firleri dost edinen kimselerdir. Onların yanında izzet ve şeref mi arıyorlar? H&#226;lbuki b&#252;t&#252;n izzet ve şeref Allah’a aittir.
    140. Oysa Allah size Kitap’ta (Kur’an’da) “Allah’ın &#226;yetlerinin ink&#226;r edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, başka bir söze geçmedikleri m&#252;ddetçe, onlarla oturmayın, aksi h&#226;lde siz de onlar gibi olursunuz” diye h&#252;k&#252;m indirmiştir. Ş&#252;phesiz Allah, m&#252;nafıkların ve k&#226;firlerin hepsini cehennemde toplayacaktır.
    141. Onlar sizi gözetleyip duran kimselerdir. Eğer Allah tarafından size bir fetih (zafer) nasip olursa, “Biz sizinle beraber değil miydik?” derler. Şayet k&#226;firlerin (zaferden) bir payı olursa, “Size &#252;st&#252;nl&#252;k sağlayıp sizi m&#252;’minlerden korumadık mı?” derler. Allah, kıyamet g&#252;n&#252; aranızda h&#252;km&#252;n&#252; verecektir. Allah, m&#252;’minlerin aleyhine k&#226;firlere hiçbir yol vermeyecektir.
    142. M&#252;nafıklar, Allah’ı aldatmaya çalışırlar. Allah da onların bu çabalarını başlarına geçirir. Onlar, namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar ve Allah’ı pek az anarlar.
    143. Onlar k&#252;f&#252;r ile iman arasında bocalayıp dururlar. Ne bunlara (m&#252;’minlere) ne de şunlara (k&#226;firlere) bağlanırlar. Allah, kimi saptırırsa ona asla bir çıkar yol bulamazsın.
    144. Ey iman edenler! M&#252;’minleri bırakıp da k&#226;firleri dost edinmeyin. Kendi aleyhinize Allah’a apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?
    145. Ş&#252;phesiz ki m&#252;nafıklar, cehennem ateşinin en aşağı tabakasındadırlar. Onlara hiçbir yardımcı da bulamazsın.
    146. Ancak tövbe edenler, durumlarını d&#252;zeltenler, Allah’ın kitabına sarılanlar ve dinlerini Allah’a has kılanlar m&#252;stesnadır. Bunlar m&#252;’minlerle beraberdirler. Allah, m&#252;’minlere b&#252;y&#252;k bir m&#252;k&#226;fat verecektir.
    147. Eğer ş&#252;kreder ve iman ederseniz, Allah size niye azab etsin ki? Allah, ş&#252;kr&#252;n karşılığını verendir, hakkıyla bilendir.
    148. Allah, zulme uğrayanın dile getirmesi dışında, çirkin söz&#252;n açıklanmasını sevmez. Ş&#252;phesiz Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
    149. Bir hayrı açıklar veya gizlerseniz, yahut bir köt&#252;l&#252;ğ&#252; affederseniz (bilin ki), Allah da çok affedicidir, her şeye hakkıyla g&#252;c&#252; yetendir.
    150,151. Ş&#252;phesiz, Allah’ı ve peygamberlerini ink&#226;r edenler, Allah’a inanıp peygamberlerine inanmayarak ayrım yapmak isteyenler, “(Peygamberlerin) kimine inanırız, kimini ink&#226;r ederiz” diyenler ve böylece bu ikisinin (imanla k&#252;fr&#252;n) arasında bir yol tutmak isteyenler var ya; işte onlar gerçekten k&#226;firlerdir. Biz de k&#226;firlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır.
    152. Allah’a ve peygamberlerine iman edenler ve onlardan hiçbirini diğerlerinden ayırmayanlara gelince, işte onlara Allah m&#252;k&#226;fatlarını verecektir. Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
    153. Kitap ehli, senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyorlar. (Buna şaşma!) M&#251;s&#226;’dan, bundan daha b&#252;y&#252;ğ&#252;n&#252; istemişler ve “Allah’ı bize açıkça göster” demişlerdi. Böylece zul&#252;mleri sebebiyle onları yıldırım çarptı. Sonra kendilerine apaçık deliller gelmesinin ardından (tuttular) buzağıyı tanrı edindiler. Biz bunu da affettik ve M&#251;s&#226;’ya apaçık bir g&#252;ç ve yetki verdik.
    154. Verdikleri sağlam söz(&#252; yerine getirmemeleri) sebebiyle “T&#251;r”u &#252;zerlerine kaldırdık ve onlara, “Tevazu ile kapıdan girin” dedik. Yine onlara, “Cumartesi (yasakları) konusunda haddi aşmayın” dedik ve onlardan sağlam bir söz aldık.
    155. Verdikleri sağlam söz&#252; bozmalarından, Allah’ın &#226;yetlerini ink&#226;r etmelerinden, peygamberleri haksız yere öld&#252;rmelerinden ve “kalplerimiz muhafazalıdır” demelerinden dolayı (başlarına t&#252;rl&#252; bel&#226;lar verdik. Onların kalpleri muhafazalı değildir), tam aksine ink&#226;rları sebebiyle Allah onların kalplerini m&#252;h&#252;rlemiştir. Artık onlar inanmazlar.
    156,157. Bir de ink&#226;rlarından ve Meryem’e b&#252;y&#252;k bir iftira atmalarından ve “Biz Allah’ın peygamberi Meryem oğlu İsa Mesih’i öld&#252;rd&#252;k” demelerinden dolayı kalplerini m&#252;h&#252;rledik. Oysa onu öld&#252;rmediler ve asmadılar. Fakat onlara öyle gibi gösterildi. Onun hakkında anlaşmazlığa d&#252;şenler, bu konuda kesin bir ş&#252;phe içindedirler. O hususta hiçbir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Onu kesin olarak öld&#252;rmediler.
    158. Fakat Allah onu kendisine y&#252;kseltmiştir. Allah, &#252;st&#252;n ve g&#252;çl&#252;d&#252;r, h&#252;k&#252;m ve hikmet sahibidir.
    159. Kitab ehlinden hiç kimse yoktur ki öl&#252;m&#252;nden önce, ona (İsa’ya) iman edecek olmasın. Kıyamet g&#252;n&#252;, o (İsa) onların aleyhine şahit olacaktır.
    160,161. Yahudilerin yaptıkları zul&#252;m ve birçok kimseyi Allah yolundan alıkoymaları, kendilerine yasaklanmış olduğu h&#226;lde faiz almaları, insanların mallarını haksız yere yemeleri sebebiyle önceden kendilerine hel&#226;l kılınmış temiz ve hoş şeyleri onlara haram kıldık. İçlerinden ink&#226;r edenlere de acı bir azap hazırladık.
    162. Fakat onlardan ilimde derinleşmiş olanlar ve m&#252;’minler, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler. O namazı kılanlar, zek&#226;tı verenler, Allah’a ve ahiret g&#252;n&#252;ne inananlar var ya, işte onlara b&#252;y&#252;k bir m&#252;k&#226;fat vereceğiz.
    163. Biz, N&#251;h’a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a, torunlarına, İsa’ya, Eyy&#252;b’e, Y&#251;nus’a, H&#226;r&#251;n’a ve S&#252;leyman’a da vahyetmiştik. Dav&#251;d’a da Zeb&#251;r vermiştik.
    164. Daha önce kıssalarını sana anlattığımız peygamberler gönderdik. Anlatmadığımız (nice) peygamberler de gönderdik. Allah, M&#251;sa ile de doğrudan konuştu.
    165. M&#252;jdeleyiciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdik ki, peygamberlerden sonra insanların Allah’a karşı bir bahaneleri olmasın. Allah, mutlak g&#252;ç sahibidir, h&#252;k&#252;m ve hikmet sahibidir.
    166. Fakat Allah, sana indirdiğini kendi ilmiyle indirmiş olduğuna şahitlik eder. Melekler de buna şahitlik eder. Şahit olarak Allah yeter.
    167. Ş&#252;phesiz ink&#226;r edenler, insanları Allah yolundan alıkoyanlar derin bir sapıklığa d&#252;şm&#252;şlerdir.
    168. Ş&#252;phesiz ink&#226;r edenler ve zulmedenler (var ya), Allah onları asla bağışlayacak ve doğru yola iletecek değildir.
    169. (Allah onları) ancak içinde ebed&#238; kalacakları cehennemin yoluna iletir. Bu ise Allah’a çok kolaydır.
    170. Ey insanlar! Peygamber size Rabbinizden hakkı (gerçeği) getirdi. O h&#226;lde, kendi iyiliğiniz için iman edin. Eğer ink&#226;r ederseniz bilin ki, göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Allah, hakkıyla bilendir, h&#252;k&#252;m ve hikmet sahibidir.
    171. Ey Kitab ehli! Dininizde sınırları aşmayın ve Allah hakkında ancak hakkı söyleyin. Meryem oğlu İsa Mesih, ancak Allah’ın peygamberi, Meryem’e ulaştırdığı (emriyle onda var ettiği) kelimesi ve kendisinden bir ruhtur. &#214;yleyse Allah’a ve peygamberlerine iman edin, “(Allah) &#252;çt&#252;r” demeyin. Kendi iyiliğiniz için buna son verin. Allah, ancak bir tek il&#226;htır. O, çocuk sahibi olmaktan uzaktır. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur. Vekil olarak Allah yeter.
    172. Mesih de, Allah’a yakın melekler de, Allah’a kul olmaktan asla çekinmezler. Kim Allah’a kulluk etmekten çekinir ve b&#252;y&#252;kl&#252;k taslarsa, bilsin ki, O, onların hepsini huzuruna toplayacaktır.
    173. İman edip salih ameller işleyenlere gelince, (Allah) onların m&#252;k&#226;fatlarını eksiksiz ödeyecek ve l&#252;tfundan onlara daha da fazlasını verecektir. Allah’a kulluk etmekten çekinenlere ve b&#252;y&#252;kl&#252;k taslayanlara gelince; (Allah) onları elem dolu bir azaba uğratacaktır ve onlar kendilerine Allah’tan başka bir dost ve yardımcı da bulamayacaklardır.
    174. Ey insanlar! Size Rabbinizden kesin bir delil (Hz. Muhammed) geldi ve size apaçık bir nur (Kur’an) indirdik.
    175. Allah’a iman edip ona sımsıkı sarılanları ise (Allah), kendisinden bir rahmet ve l&#252;tfa kavuşturacak ve onları kendisine varan doğru bir yola iletecektir.
    176. Senden fetva istiyorlar. De ki: “Allah, size “kel&#226;le” (babasız ve çocuksuz kimse)nin mirası hakkında h&#252;km&#252;n&#252; açıklıyor: &#199;ocuğu olmayan bir kişi öl&#252;r de kız kardeşi bulunursa, bıraktığı malın yarısı onundur. Eğer kız kardeşi öl&#252;r ve çocuğu da bulunmazsa, erkek kardeş ona varis olur. Eğer kız kardeşler iki iseler, (erkek kardeşin) bıraktığının &#252;çte ikisi onlarındır. Eğer kardeşler erkekli kızlı iseler, o zaman (bir) erkeğe, iki kızın hissesi kadar (pay) vardır. Sapmayasınız diye Allah size (h&#252;km&#252;n&#252 açıklıyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.


    Kor cehalet cirkeflestirir insanlari !
    Suskunlugum asaletimdendir...
    Her lafa verecek bir cevabim var...
    Lakin bir lafa bakarim laf mi diye,
    Bir de soyleyene bakarim adam mi diye...
    Mevlana Celaleddin-i Rumii

  5. #5
    misafir <s><span style='color: #FF0000'>alpi1907</span></s> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-11-2005
    Mesajlar
    27,766
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    12
    5- M&#194;İDE S&#219;RESİ

    Medine döneminde inmiştir. 120 &#226;yettir. S&#251;re, adını 112. ve 114. &#226;yetlerde yer alan “m&#226;ide” (sofra) kelimesinden almıştır. S&#251;rede başlıca; verilen sözlerin yerine getirilmesi, İsrailoğullarının sözlerinde durmamaları, Hıristiyanların yanlış inançları, d&#252;nyaya d&#252;şk&#252;nl&#252;kleri ve yolsuzlukları, m&#252;sl&#252;manlar için bazı talimat, uyarı ve din&#238; h&#252;k&#252;mler konu edilmektedir.

    Bismill&#226;hirrahm&#226;nirrah&#238;m.

    1. Ey iman edenler! Akitlerinizi yerine getirin. İhramlı iken avlanmayı hel&#226;l saymamanız kaydıyla , okunacak (bildirilecek) olanlardan başka hayvanlar , size hel&#226;l kılındı. Ş&#252;phesiz Allah istediği h&#252;km&#252; verir.
    2. Ey iman edenler! Allah’ın (koyduğu din) nişanelerine , haram aya , hac kurbanına, (bu kurbanlıklara takılı) gerdanlıklara ve de Rab’lerinden bol nimet ve hoşnutluk isteyerek K&#226;’be’ye gelenlere sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktığınızda (isterseniz) avlanın. Sizi Mescid-i Haram’dan alıkoydular diye birtakımlarına beslediğiniz kin, sakın ha sizi, haddi aşmaya s&#252;r&#252;klemesin. İyilik ve takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) &#252;zere yardımlaşın. Ama g&#252;nah ve d&#252;şmanlık &#252;zere yardımlaşmayın. Allah'a karşı gelmekten sakının. &#199;&#252;nk&#252; Allah’ın cezası çok şiddetlidir.
    3. &#214;lm&#252;ş hayvan, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına boğazlanan, (hen&#252;z canı çıkmamış iken) kestikleriniz hariç; boğulmuş, darbe sonucu ölm&#252;ş, y&#252;ksekten d&#252;şerek ölm&#252;ş, boynuzlanarak ölm&#252;ş ve yırtıcı hayvan tarafından parçalanmış hayvanlar ile dikili taşlar &#252;zerinde boğazlanan hayvanlar, bir de fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. İşte b&#252;t&#252;n bunlar fısk (Allah’a itaatten kopmak)tır. Bug&#252;n k&#226;firler dininizden (onu yok etmekten) &#252;mitlerini kestiler. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bug&#252;n sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İsl&#226;m’ı seçtim. Kim şiddetli açlık durumunda zorda kalır, g&#252;naha meyletmeksizin (haram etlerden) yerse, ş&#252;phesiz ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
    4. (Ey Muhammed!) Sana, kendilerine nelerin hel&#226;l kılındığını soruyorlar. De ki: “Size temiz ve hoş olan şeyler, bir de Allah’ın size verdiği yeteneklerle eğitip alıştırdığınız avcı hayvanların tuttuğu (avlar) hel&#226;l kılındı. Onların sizin için tuttuklarından yiyin. Onu (av için) salarken &#252;zerine Allah’ın adını anın (besmele çekin). Allah’a karşı gelmekten sakının. Ş&#252;phesiz Allah, hesabı çabuk görendir.
    5. Bu g&#252;n size temiz ve hoş şeyler hel&#226;l kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yiyecekleri size hel&#226;l, sizin yiyecekleriniz de onlara hel&#226;ldir. M&#252;’min kadınlardan iffetli olanlarla, daha önce kendilerine kitap verilenlerden olan iffetli kadınlar da, mehirlerini vermeniz kaydıyla; evlenmek, zina etmemek ve gizli dost tutmamak &#252;zere size hel&#226;ldir. Her kim de inanılması gerekenleri ink&#226;r ederse, b&#252;t&#252;n işlediği boşa gider. Ahirette de o, ziyana uğrayanlardandır.
    6. Ey iman edenler! Namaza kalkacağınız zaman y&#252;zlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi ve -başlarınıza mesh edip- her iki topuğa kadar da ayaklarınızı yıkayın. Eğer c&#252;n&#252;p iseniz, iyice yıkanarak temizlenin. Hasta olursanız veya seferde bulunursanız veya biriniz abdest bozmaktan (def-i hacetten) gelir veya kadınlara dokunur (cinsel ilişkide bulunur) da su bulamazsanız, o zaman temiz bir toprağa yönelin. Onunla y&#252;zlerinizi ve ellerinizi meshedin (Teyemm&#252;m edin). Allah, size herhangi bir g&#252;çl&#252;k çıkarmak istemez. Fakat O, sizi tertemiz yapmak ve &#252;zerinizdeki nimetini tamamlamak ister ki ş&#252;kredesiniz.
    7. Allah’ın &#252;zerinizdeki nimetini ve “işittik, itaat ettik” dediğinizde ona verdiğiniz ve sizi kendisiyle bağladığı sağlam söz&#252; hatırlayın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Ş&#252;phesiz Allah, göğ&#252;slerin öz&#252;n&#252; (kalplerde olanı) hakkıyla bilendir.
    8. Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz, sakın ha sizi adaletsizliğe itmesin. &#194;dil olun. Bu, Allah’a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah’a karşı gelmekten sakının. Ş&#252;phesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
    9. Allah, iman edip salih ameller işleyenler hakkında, "Onlar için bir bağışlama ve b&#252;y&#252;k bir m&#252;k&#226;fat vardır" diye vaatte bulunmuştur.
    10. İnk&#226;r edip &#226;yetlerimizi yalanlayanlar var ya; işte onlar cehennemliklerdir.
    11. Ey iman edenler! Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani bir topluluk size el uzatmaya (tecav&#252;ze) kalkışmıştı da, Allah (buna engel olmuş) onların ellerini sizden çekmişti. Allah’a karşı gelmekten sakının. M&#252;’minler yalnız Allah’a tevekk&#252;l etsinler.
    12. Andolsun, Allah İsrailoğullarından sağlam söz almıştı. Onlardan on iki temsilci -başkan- seçmiştik. Allah, şöyle demişti: “Sizinle beraberim. Andolsun eğer namazı kılar, zek&#226;tı verir ve elçilerime inanır, onları desteklerseniz, (fakirlere gön&#252;lden yardımda bulunarak) Allah’a g&#252;zel bir borç verirseniz, elbette sizin köt&#252;l&#252;klerinizi örterim ve andolsun sizi, içinden ırmaklar akan cennetlere koyarım. Ama bundan sonra sizden kim ink&#226;r ederse, mutlaka o, d&#252;md&#252;z yoldan sapmıştır.”
    13. İşte, verdikleri sözlerini bozmaları sebebiyledir ki onları l&#226;netledik, kalplerini de kaskatı kıldık. Kelimeleri yerlerinden kaydırarak (tahrif edip) değiştiriyorlar. Akıllarından çıkarmamaları istenen şeylerden önemli bir kısmını da unuttular. (Ey Muhammed!) İçlerinden pek azı hariç, onların daima bir hainliğini gör&#252;yorsun. Yine de sen onları affet ve aldırış etme. &#199;&#252;nk&#252; Allah, iyilik yapanları sever.
    14. “Biz hıristiyanız” diyenlerden de sağlam söz almıştık. Ama onlar da akıllarından çıkarmamaları istenen şeylerden önemli bir kısmını unuttular. Bu sebeple, biz de aralarına kıyamet g&#252;n&#252;ne kadar s&#252;recek d&#252;şmanlık ve kini salıverdik. Allah, ne yapmakta olduklarını onlara bildirecek!
    15. Ey kitap ehli! Artık size elçimiz (Muhammed) gelmiştir. O, kitabınızdan gizleyip durduğunuz gerçeklerden birçoğunu sizlere açıklıyor, birçoğunu da affediyor. İşte size Allah’tan bir nur ve apaçık bir kitap (Kur’an) gelmiştir.
    16. Allah, onunla rızası peşinde olanları sel&#226;met yollarına iletir ve onları izniyle, karanlıklardan aydınlığa çıkarıp kendilerini dosdoğru bir yola iletir.
    17. Andolsun, “Allah, Meryem oğlu Mesih’tir”, diyenler kesinlikle k&#226;fir oldular. De ki: “Ş&#226;yet Allah, Meryem oğlu Mesih’i, onun anasını ve yery&#252;z&#252;nde olanların hepsini yok etmek istese, Allah’a karşı kim ne yapabilir? Göklerin, yerin ve bunların arasında bulunan her şeyin h&#252;k&#252;mranlığı Allah’ındır. Dilediğini yaratır. Allah, her şeye hakkıyla g&#252;c&#252; yetendir.”
    18. (Bir de) yahudiler ve hıristiyanlar, “Biz Allah’ın oğulları ve sevgili kullarıyız” dediler. De ki: “&#214;yleyse (Allah) size neden g&#252;nahlarınız sebebiyle azap ediyor? Hayır, siz de O’nun yarattıklarından bir beşersiniz.” (Allah) dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Göklerin, yerin ve bunların arasında bulunanların da h&#252;k&#252;mranlığı Allah’ındır. Dön&#252;ş de ancak O’nadır.
    19. Ey kitap ehli! Peygamberlerin arası kesildiği bir sırada, “Bize ne m&#252;jdeleyici bir peygamber geldi, ne de bir uyarıcı” demeyesiniz diye, işte size (hakikatı) açıklayan elçimiz (Muhammed) geldi. (Evet,) size bir m&#252;jdeleyici ve uyarıcı gelmiştir. Allah, her şeye hakkıyla g&#252;c&#252; yetendir.
    20. Hani M&#251;s&#226;, kavmine demişti ki: “Ey kavmim! Allah’ın, &#252;zerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani içinizden peygamberler çıkarmıştı. Sizi h&#252;k&#252;mdarlar kılmıştı ve (diğer) toplumlardan hiçbirine vermediğini size vermişti.”
    21. “Ey kavmim! Allah’ın size yazdığı kutsal toprağa girin. Sakın ardınıza dönmeyin. Yoksa ziyana uğrayanlar olursunuz.”
    22. Dediler ki: “Ey M&#251;s&#226;! O (dediğin) topraklarda gayet g&#252;çl&#252;, zorba bir millet var. Onlar oradan çıkmadıkça, biz oraya asla giremeyiz. Eğer oradan çıkarlarsa, biz de gireriz.”
    23. Korkanların içinden Allah’ın kendilerine nimet verdiği iki adam şöyle demişti: “Onların &#252;zerine kapıdan girin. Oraya girdiniz mi artık siz kuşkusuz galiplersiniz. Eğer m&#252;’minler iseniz, yalnızca Allah’a tevekk&#252;l edin.”
    24. Dediler ki: “Ey M&#251;sa! Onlar orada bulundukça, biz oraya asla girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin gidin, onlarla savaşın. Biz burada oturacağız.”
    25. M&#251;sa, “Ey Rabbim! Ben ancak kendime ve kardeşime söz geçirebilirim. Artık bizimle, o yoldan çıkmışların arasını ayır” dedi.
    26. Allah, şöyle dedi: “O h&#226;lde, orası onlara kırk yıl haram kılınmıştır. Bu s&#252;re içinde yery&#252;z&#252;nde şaşkın şaşkın dön&#252;p dolaşacaklar. Artık böyle yoldan çıkmış kavme &#252;z&#252;lme.”
    27. (Ey Muhammed!) Onlara, &#194;dem’in iki oğlunun haberini gerçek olarak oku. Hani ikisi de birer kurban sunmuşlardı da, birinden kabul edilmiş, ötekinden kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen, “Andolsun seni mutlaka öld&#252;receğim” demişti. &#214;teki, “Allah, ancak kendisine karşı gelmekten sakınanlardan kabul eder” demişti.
    28. “Andolsun! Sen beni öld&#252;rmek için elini bana uzatsan da ben seni öld&#252;rmek için sana elimi uzatacak değilim. &#199;&#252;nk&#252; ben &#226;lemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.”
    29. “Ben istiyorum ki, sen benim g&#252;nahımı da, kendi g&#252;nahını da y&#252;klenip cehennemliklerden olasın. İşte bu zalimlerin cezasıdır.”
    30. Derken nefsi onu kardeşini öld&#252;rmeye itti de (nefsine uyarak) onu öld&#252;rd&#252; ve böylece ziyan edenlerden oldu.
    31. Nihayet Allah, ona kardeşinin ölm&#252;ş cesedini nasıl ört&#252;p gizleyeceğini göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. “Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini örtmekten &#226;ciz miyim ben?” dedi. Artık pişmanlık duyanlardan olmuştu.
    32. Bundan dolayı İsrailoğullarına (Kitap’ta) şunu yazdık: “Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yery&#252;z&#252;nde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öld&#252;r&#252;rse, o sanki b&#252;t&#252;n insanları öld&#252;rm&#252;şt&#252;r. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa, sanki b&#252;t&#252;n insanları yaşatmıştır. Andolsun ki, onlara res&#251;llerimiz apaçık deliller (mucize ve &#226;yetler) getirdiler. Ama onlardan birçoğu bundan sonra da (h&#226;l&#226 yery&#252;z&#252;nde aşırı gitmektedir.
    33. Allah’a ve Res&#251;l&#252;ne savaş açanların ve yery&#252;z&#252;nde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası; ancak öld&#252;r&#252;lmeleri, yahut asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut o yerden s&#252;r&#252;lmeleridir. Bu cezalar onlar için d&#252;nyadaki bir rezilliktir. Ahirette de onlara b&#252;y&#252;k bir azap vardır.
    34. Ancak onları ele geçirmenizden önce tövbe edenler bunun dışındadırlar. Artık Allah’ın çok bağışlayıcı, çok merhamet edici olduğunu bilin.
    35. Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının, O’na yaklaşmaya vesile arayın ve O’nun yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz.
    36. Ş&#252;phesiz yery&#252;z&#252;nde olanların hepsi ve yanında bir o kadarı daha kendilerinin (k&#226;firlerin) olsa da onu kıyamet g&#252;n&#252;n&#252;n azabından kurtulmak için fidye verecek olsalar, onlardan yine kabul edilmez. Onlara elem dolu bir azap vardır.
    37. Ateşten çıkmak isterler ama ondan çıkabilecek değillerdir. Onlara s&#252;rekli bir azap vardır.
    38. Yaptıklarına bir karşılık ve Allah’tan caydırıcı bir m&#252;eyyide olmak &#252;zere hırsız erkek ile hırsız kadının ellerini kesin. Allah, mutlak g&#252;ç sahibidir, h&#252;k&#252;m ve hikmet sahibidir.
    39. Her kim de işlediği zulm&#252;n&#252;n arkasından tövbe edip durumunu d&#252;zeltirse kuşkusuz, Allah onun tövbesini kabul eder. Ş&#252;phesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
    40. Bilmez misin ki, göklerin ve yerin h&#252;k&#252;mranlığı Allah’a aittir. O, dilediğine azap eder, dilediğini de bağışlar. Allah, her şeye hakkıyla g&#252;c&#252; yetendir.
    41. Ey Peygamber! Kalpten inanmadıkları h&#226;lde, ağızlarıyla “İnandık” diyenler (m&#252;nafıklar) ile Yahudilerden k&#252;f&#252;rde yarışanlar seni &#252;zmesin. Onlar (Yahudiler) yalan uydurmak için (seni) dinlerler , sana gelmeyen bir topluluk hesabına dinlerler. Kelimelerin (ifade içindeki) yerlerini bildikten sonra yerlerini değiştirir ve şöyle derler: “Eğer size şu h&#252;k&#252;m verilirse, onu tutun. O verilmezse sakının.” Allah, kimin azaba uğramasını istemişse artık sen onun için asla Allah’a karşı hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah’ın kalplerini temizlemeyi istemediği kimselerdir. Onlara d&#252;nyada bir r&#252;svaylık, ahirette ise yine onlara b&#252;y&#252;k bir azap vardır.
    42. Onlar, yalanı çok dinleyen, haramı çok yiyenlerdir. Eğer sana gelirlerse, ister aralarında h&#252;k&#252;m ver, ister onlardan y&#252;z çevir. Onlardan y&#252;z çevirecek olursan, sana asla hiçbir zarar veremezler. Eğer h&#252;kmedecek olursan, aralarında adaletle h&#252;kmet. &#199;&#252;nk&#252; Allah, &#226;dil davrananları sever.
    43. Yanlarında, içinde Allah’ın h&#252;km&#252; bulunan Tevrat varken nasıl oluyor da seni hakem yapıyorlar, sonra bunun ardından verdiğin h&#252;k&#252;mden y&#252;z çeviriyorlar? İşte onlar (kendi kitaplarına da, sana da) inanmış değillerdir.
    44. Ş&#252;phesiz Tevrat’ı biz indirdik. İçinde bir hidayet, bir nur vardır. (Allah’a) teslim olmuş nebiler, onunla yahudilere h&#252;k&#252;m verirlerdi. Kendilerini Rabb’e adamış kimseler ile &#226;limler de öylece h&#252;kmederlerdi. &#199;&#252;nk&#252; bunlar Allah’ın kitabını korumakla görevlendirilmişlerdi. Onlar Tevrat’ın hak olduğuna da şahit idiler. Şu h&#226;lde, siz de insanlardan korkmayın, benden korkun ve &#226;yetlerimi az bir karşılığa değişmeyin. Allah’ın indirdiği ile h&#252;kmetmeyenler k&#226;firlerin ta kendileridir.
    45. Onda (Tevrat’ta) &#252;zerlerine şunu da yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş kısas edilir. Yaralar da kısasa tabidir. Kim de bu hakkını bağışlar, sadakasına sayarsa o, kendisi için keffaret olur. Allah’ın indirdiği ile h&#252;kmetmeyenler, zalimlerin ta kendileridir.
    46. O peygamberlerin izleri &#252;zere Meryem oğlu İsa’yı, ön&#252;ndeki Tevrat’ı doğrulayıcı olarak gönderdik. Ona, içerisinde hidayet ve nur bulunan, ön&#252;ndeki Tevrat’ı doğrulayan, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için doğru yola iletici ve bir öğ&#252;t olarak İncil’i verdik.
    47. İncil ehli Allah’ın onda indirdiği ile h&#252;kmetsin. Allah’ın indirdiği ile h&#252;kmetmeyenler, fasıkların ta kendileridir.
    48. (Ey Muhammed!) Sana da o Kitab’ı (Kur’an’ı) hak, ön&#252;ndeki kitapları doğrulayıcı, onları gözetici olarak indirdik. Artık, Allah’ın indirdiği ile aralarında h&#252;kmet ve sana gelen haktan ayrılıp da onların arzularına uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol koyduk. Eğer Allah dileseydi, elbette sizi tek bir &#252;mmet yapardı. Fakat verdiği şeylerde sizi imtihan etmek için &#252;mmetlere ayırdı. &#214;yle ise iyiliklerde yarışın. Hepinizin dön&#252;ş&#252; Allah’adır. O zaman anlaşmazlığa d&#252;şm&#252;ş olduğunuz şeyleri size bildirecektir.
    49. Aralarında, Allah’ın indirdiği ile h&#252;kmet. Onların arzularına uyma ve Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından (Kur’an’ın bazı h&#252;k&#252;mlerinden) seni şaşırtmalarından sakın. Eğer y&#252;z çevirirlerse, bil ki ş&#252;phesiz Allah, bazı g&#252;nahları sebebiyle onları bir musibete çarptırmak istiyor. İnsanlardan birçoğu muhakkak ki yoldan çıkmışlardır.
    50. Onlar h&#226;l&#226; cahiliye devrinin h&#252;km&#252;n&#252; m&#252; istiyorlar? Kesin olarak inanacak bir toplum için, kimin h&#252;km&#252; Allah’ınkinden daha g&#252;zeldir?
    51. Ey inananlar! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır. Ş&#252;phesiz Allah, zalimler topluluğunu doğruya iletmez.
    52. İşte kalplerinde bir hastalık (nifak) bulunanların, “Başımıza bir felaketin gelmesinden korkuyoruz” diyerek onların arasında koşup durduklarını gör&#252;rs&#252;n. Ama Allah, yakın bir fetih veya katından bir emir getirir ve onlar içlerinde gizledikleri şeye (nifaka) pişman olurlar.
    53. (O zaman) iman edenler derler ki: “Sizinle beraber olduklarına dair var g&#252;çleriyle Allah’a yemin edenler şunlar mı?” Bunların çabaları boşa çıkmıştır. Böylece ziyan edenler olmuşlardır.
    54. Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, (bilin ki) Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler. Onlar m&#252;’minlere karşı alçak gön&#252;ll&#252;, k&#226;firlere karşı g&#252;çl&#252; ve onurludurlar. Allah yolunda cihad ederler. (Bu yolda) hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. İşte bu, Allah’ın bir l&#252;tfudur. Onu dilediğine verir. Allah, l&#252;tfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.
    55. Sizin dostunuz ancak Allah’tır, Res&#251;l&#252;d&#252;r ve Allah’ın emirlerine boyun eğerek namazı kılan, zek&#226;tı veren m&#252;’minlerdir.
    56. Kim Allah’ı, O‘nun peygamberini ve inananları dost edinirse, bilsin ki ş&#252;phesiz Allah taraftarları galiplerin ta kendileridir.
    57. Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi alaya alıp oyuncak edinenleri ve öteki k&#226;firleri dost edinmeyin. Eğer m&#252;’minler iseniz Allah’a karşı gelmekten sakının.
    58. Siz namaza çağırdığınız vakit onu alaya alıp eğlence yerine koyuyorlar. Bu, ş&#252;phesiz onların akılları ermeyen bir toplum olmalarındandır.
    59. De ki: “Ey kitap ehli! Sadece Allah’a, bize indirilene ve daha önce indirilmiş olan (il&#226;h&#238; kitap)lara inandığımızdan ve çoğunuzun da fasıklar olmasından öt&#252;r&#252; bizden hoşlanmıyorsunuz.”
    60. De ki: “Allah katında cezası bundan daha köt&#252; olanları size haber vereyim mi? Onlar, Allah’ın l&#226;netlediği ve gazabına uğrattığı, içlerinden maymunlar ve domuzlar çıkardığı kimseler ile şeytanlara tapan kimselerdir. İşte bunların yeri daha köt&#252;d&#252;r ve onlar doğru yoldan daha çok sapmışlardır.”
    61. (Yanınıza) k&#252;f&#252;rle girip yine (yanınızdan) k&#252;f&#252;rle çıktıkları h&#226;lde, size geldiklerinde “İnandık” dediler. Allah, onların saklamakta oldukları şeyi daha iyi bilir.
    62. Onlardan çoğunun g&#252;nahta, d&#252;şmanlıkta, haram yemede birbirleriyle yarıştıklarını gör&#252;rs&#252;n. Yapmakta oldukları şey ne köt&#252;d&#252;r!
    63. Bunları, din adamları ve bilginler g&#252;nah söz söylemekten ve haram yemekten sakındırsalardı ya! Yapmakta oldukları şey ne köt&#252;d&#252;r!
    64. Bir de Yahudiler, “Allah’ın eli bağlıdır” dediler. Söylediklerinden öt&#252;r&#252; kendi elleri bağlansın ve l&#226;nete uğrasınlar! Hayır, O’nun iki eli de açıktır, dilediği gibi verir. Andolsun, sana Rabbinden indirilen (Kur’an) onlardan birçoğunun azgınlık ve k&#252;fr&#252;n&#252; artıracaktır. Biz onların arasına kıyamete kadar d&#252;şmanlık ve kin saldık. Her ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa, Allah onu sönd&#252;rm&#252;şt&#252;r. Onlar yery&#252;z&#252;nde bozgunculuk çıkarmaya çalışırlar. Allah, bozguncuları sevmez.
    65. Eğer kitap ehli iman etseler ve Allah’a karşı gelmekten sakınsalardı, muhakkak onların köt&#252;l&#252;klerini örterdik ve onları Naim cennetlerine koyardık.
    66. Eğer onlar Tevrat’ı, İncil’i ve Rableri tarafından kendilerine indirileni (Kur’an’ı) gereğince uygulasalardı, elbette &#252;stlerinden ve ayaklarının altından (bol bol rızık) yiyeceklerdi. Onlardan orta yolu tutan bir z&#252;mre vardır. Ama onların birçoğunun yaptığı ne köt&#252;d&#252;r!
    67. Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, O’nun verdiği peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun. Allah, seni insanlardan korur. Ş&#252;phesiz Allah, k&#226;firler topluluğunu hidayete erdirmeyecektir.
    68. De ki: “Ey Kitap ehli! Tevrat’ı, İncil’i ve Rabbinizden size indirileni (Kur’an’ı) uygulamadıkça hiçbir şey &#252;zere değilsiniz.” Andolsun ki sana Rabbinden indirilen bu Kur’an, onlardan çoğunun taşkınlık ve k&#252;fr&#252;n&#252; artıracaktır. &#214;yle ise o k&#226;firler toplumu için &#252;z&#252;lme.
    69. Ş&#252;phesiz inananlar (m&#252;sl&#252;manlar) ile Yahudiler, Sabi&#238;ler ve Hıristiyanlardan (her bir grubun kendi şeriatında) “Allah’a ve ahiret g&#252;n&#252;ne inanan ve salih ameller işleyenler için hiçbir korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır” (diye h&#252;kmedilmiştir.)
    70. Andolsun, İsrailoğullarından sağlam söz almış ve onlara peygamberler göndermiştik. Fakat her ne zaman bir Peygamber, onlara nefislerinin hoşlanmadığı bir h&#252;km&#252; getirdiyse; onlardan bir kısmını yalanladılar, bir kısmını da öld&#252;rd&#252;ler.
    71. (Bu yaptıklarında) bir bel&#226; olmayacağını sandılar da kör ve sağır kesildiler. Sonra (tövbe ettiler), Allah da onların tövbesini kabul etti. Sonra yine onlardan çoğu kör ve sağır kesildiler. Allah, onların yaptıklarını hakkıyla görendir.
    72. Andolsun, “Allah, Meryem oğlu Mesih’tir” diyenler kesinlikle k&#226;fir oldu. Oysa Mesih şöyle demişti: “Ey İsrailoğulları! Yalnız, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin. Kim Allah’a ortak koşarsa, artık, Allah ona cenneti muhakkak haram kılmıştır. Onun barınağı da ateştir. Zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.”
    73. Andolsun, “Allah, &#252;ç&#252;n &#252;ç&#252;nc&#252;s&#252;d&#252;r” diyenler k&#226;fir oldu. H&#226;lbuki bir tek il&#226;htan başka hiçbir il&#226;h yoktur. Eğer dediklerinden vazgeçmezlerse, andolsun onlardan ink&#226;r edenlere elbette, elem dolu bir azap dokunacaktır.
    74. H&#226;l&#226; mı Allah’a tövbe etmezler ve O’ndan bağışlanma istemezler? Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
    75. Meryem oğlu Mesih, sadece bir peygamberdir. Ondan önce de nice peygamberler geldi geçti. Onun annesi de dosdoğru bir kadındır. (Nasıl il&#226;h olabilirler?) İkisi de yemek yerlerdi. Bak, onlara &#226;yetlerimizi nasıl açıklıyoruz. Sonra bak ki, nasıl da (haktan) çevriliyorlar.
    76. (Ey Muhammed!) De ki: “Allah’ı bırakıp da, sizin için ne bir zarara ne de bir yarara g&#252;c&#252; yeten şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.”
    77. De ki: “Ey Kitap ehli! Hakkın dışına çıkarak dininizde aşırı gitmeyin. Daha önce sapmış, birçoklarını da saptırmış ve d&#252;md&#252;z yoldan da şaşmış bir milletin arzu ve keyiflerine uymayın.”
    78. İsrailoğullarından ink&#226;r edenler, Davud ve Meryem oğlu İsa diliyle l&#226;netlendi. Bu, onların isyan etmeleri ve hadlerini aşıyor olmalarından öt&#252;r&#252;yd&#252;.
    79. İşledikleri herhangi bir köt&#252;l&#252;kten birbirlerini vazgeçirmeye çalışmazlardı. Yapmakta oldukları ne köt&#252;yd&#252;!
    80. Onlardan birçoğunun ink&#226;r edenleri dost edindiklerini gör&#252;rs&#252;n. Andolsun ki kendileri için önceden (ahirete) gönderdikleri şey; Allah’ın onlara gazap etmesi ne köt&#252;d&#252;r! Onlar azap içinde ebed&#238; kalıcıdırlar.
    81. Eğer Allah’a, Peygamber’e ve ona indirilene (Kur’an’a) inanıyor olsalardı, onları (m&#252;şrikleri) dost edinmezlerdi. Fakat onlardan birçoğu fasık kimselerdir.
    82. (Ey Muhammed!) İman edenlere d&#252;şmanlık etmede insanların en şiddetlisinin kesinlikle Yahudiler ile Allah’a ortak koşanlar olduğunu gör&#252;rs&#252;n. Yine onların iman edenlere sevgi bakımından en yakınının da “Biz hıristiyanlarız” diyenler olduğunu mutlaka gör&#252;rs&#252;n. &#199;&#252;nk&#252; onların içinde keşişler ve rahipler vardır. Onlar b&#252;y&#252;kl&#252;k de taslamazlar.
    83. Peygamber’e indirileni (Kur’an’ı) dinledikleri zaman hakkı tanımalarından dolayı gözlerinin yaşla dolup taştığını gör&#252;rs&#252;n. “Ey Rabbimiz! İnandık. Artık bizi (hakikate) şahitlik edenler (Muhammed’in &#252;mmeti) ile beraber yaz” derler.
    84. “Rabbimizin, bizi salihler topluluğuyla beraber (cennete) koymasını umarken, Allah’a ve bize gelen gerçeğe ne diye inanmayalım?”
    85. Dedikleri bu söze karşılık Allah onlara, devamlı kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetleri m&#252;k&#226;fat olarak verdi. İşte bu, iyilik yapanların m&#252;k&#226;fatıdır.
    86. İnk&#226;r edenlere ve &#226;yetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar cehennemliklerdir.
    87. Ey iman edenler! Allah’ın size hel&#226;l kıldığı iyi ve temiz nimetleri (kendinize) haram etmeyin ve (Allah’ın koyduğu) sınırları aşmayın. &#199;&#252;nk&#252; Allah, haddi aşanları sevmez.
    88. Allah’ın size rızık olarak verdiklerinden hel&#226;l, iyi ve temiz olarak yiyin ve kendisine inanmakta olduğunuz Allah’a karşı gelmekten sakının.
    89. Allah, boş bulunarak ettiğiniz yeminlerle sizi sorumlu tutmaz. Ama bile bile yaptığınız yeminlerle sizi sorumlu tutar. Bu durumda yeminin keffareti, ailenize yedirdiğinizin orta h&#226;llisinden on yoksulu doyurmak, yahut onları giydirmek ya da bir köle azat etmektir. Kim (bu imk&#226;nı) bulamazsa, onun keffareti &#252;ç g&#252;n oruç tutmaktır. İşte yemin ettiğiniz vakit yeminlerinizin keffareti budur. Yeminlerinizi tutun. Allah, size &#226;yetlerini işte böyle açıklıyor ki ş&#252;kredesiniz.
    90. Ey iman edenler! (Aklı örten) içki (ve benzeri şeyler), xxxxx, dikili taşlar ve fal okları ancak, şeytan işi birer pisliktir. Onlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.
    91. Şeytan, içki ve kumarla, ancak aranıza d&#252;şmanlık ve kin sokmak; sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçiyor musunuz?
    92. &#214;yleyse Allah’a itaat edin, peygambere itaat edin ve Allah’a karşı gelmekten sakının. Şayet y&#252;z çevirirseniz bilmiş olun ki, elçimize d&#252;şen sadece apaçık tebliğdir.
    93. İman edip salih ameller işleyenlere; Allah’a karşı gelmekten sakındıkları, iman ettikleri ve salih amel işledikleri, sonra Allah’a karşı gelmekten sakındıkları ve iman ettikleri, sonra yine Allah’a karşı gelmekten sakındıkları ve iyilik ettikleri takdirde, daha önce tatmış olduklarından dolayı bir g&#252;nah yoktur. Allah, iyilik edenleri sever.
    94. Ey iman edenler! Andolsun, Allah sizleri, ellerinizin ve mızraklarınızın erişebileceği av(lar) ile elbette deneyecek ki, görmediği h&#226;lde kendisinden korkanı ayırıp meydana çıkarsın. Kim bundan (bu açıklamadan) sonra haddini tecav&#252;z ederse, ona elem dolu bir azap vardır.
    95. Ey iman edenler! İhramlı iken (karada) av hayvanı öld&#252;rmeyin. Kim (ihramlı iken) onu kasten öld&#252;r&#252;rse (kendisine) bir ceza vardır. (Bu ceza), K&#226;’be’ye ulaştırılmak &#252;zere, öld&#252;rd&#252;ğ&#252;n&#252;n dengi olup, içinizden iki &#226;dil kimsenin takdir edeceği bir kurbanlık hayvan; veya yoksulları yedirmek suretiyle keffaret; yahut onun dengi oruç tutmaktır. (Bu) yaptığı işin köt&#252; sonucunu tatması içindir. Allah, geçmiştekileri affetmiştir. Fakat kim bir daha böyle yaparsa, Allah ondan intikam alır. Allah, mutlak g&#252;ç sahibidir, intikam sahibidir.
    96. Sizin için de yolcular için de bir geçimlik olmak &#252;zere deniz avı yapmak ve deniz &#252;r&#252;nlerini yemek sizlere hel&#226;l kılındı. Kara avı ise ihramlı olduğunuz s&#252;rece size haram kılındı. Huzurunda toplanacağınız Allah’a karşı gelmekten sakının.
    97. Allah; Ka’be’yi, o saygıdeğer evi, haram ayı , hac kurbanını ve (bu kurbanlara takılı) gerdanlıkları insanlar(ın din ve d&#252;nyaları) için ayakta kalma (ve canlanma) sebebi kıldı. Bunlar, göklerde ve yerde ne varsa hepsini Allah’ın bildiğini ve Allah’ın (zaten) her şeyi hakkıyla bilmekte olduğunu bilmeniz içindir.
    98. Bilin ki, Allah’ın cezası çetindir ve Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
    99. Peygamberin &#252;zerine d&#252;şen ancak tebliğdir. Allah, sizin açıkladığınızı da, gizlediğinizi de bilir.
    100. (Ey Muhammed!) De ki: “Pis ile temiz bir olmaz. Pisin çokluğu hoşuna gitse bile.” Ey akıl sahipleri! Allah’a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.
    101. Ey iman edenler! Size açıklandığı takdirde, sizi &#252;zecek olan şeylere dair soru sormayın. Eğer Kur’an indirilirken bunlara dair soru sorarsanız size açıklanır. (H&#226;lbuki) Allah onları bağışlamıştır. Allah, çok bağışlayandır, hal&#238;mdir (hemen cezalandırmaz, m&#252;hlet verir.)
    102. Sizden önceki bir millet o t&#252;r şeyleri sordu da sonra o y&#252;zden k&#226;fir oldu.
    103. Allah, ne “Bah&#238;re”, ne “S&#226;ibe”, ne “Vas&#238;le”, ne de “H&#226;m” diye bir şey meşru kılmamıştır. Fakat, ink&#226;r edenler Allah’a karşı yalan uyduruyorlar. Zaten çoklarının aklı da ermez.
    104. Onlara, “Allah’ın indirdiğine (Kur’an’a) ve Peygamber’e gelin” denildiğinde onlar, “Babalarımızı &#252;zerinde bulduğumuz din bize yeter” derler. Peki ya babaları bir şey bilmiyor ve doğru yolu bulamamış olsalar da mı?
    105. Ey iman edenler! Siz kendinizi d&#252;zeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dön&#252;ş&#252; Allah’adır. O zaman Allah, size yaptıklarınızı haber verecektir.
    106. Ey iman edenler! Birinizin öl&#252;m&#252; yaklaştığı zaman, vasiyet sırasında aranızda şahitlik (edecek olanlar) sizden adaletli iki kişidir. Yahut; seferde olup da başınıza öl&#252;m musibeti gelirse, sizin dışınızdan başka iki kişi şahitlik eder. Eğer ş&#252;phe ederseniz, onları namazdan sonra alıkorsunuz da Allah adına, “Akraba da olsa, şahitliğimizi hiçbir karşılığa değişmeyiz. Allah için yaptığımız şahitliği gizlemeyiz. Gizlediğimiz takdirde, ş&#252;phesiz g&#252;nahk&#226;rlardan oluruz” diye yemin ederler.
    107. (Eğer sonradan) o iki kişinin g&#252;naha girdikleri (yalan söyledikleri) anlaşılırsa, o zaman, bu öncelikli şahitlerin zarar verdiği kimselerden olan başka iki adam, onların yerine geçer ve “Allah’a yemin ederiz ki, bizim şahitliğimiz onların şahitliğinden elbette daha gerçektir. Biz hakkı da çiğneyip geçmedik. &#199;&#252;nk&#252; o takdirde, biz elbette zalimlerden oluruz” diye yemin ederler.
    108. Bu (usul), şahitliği l&#226;yıkıyla yerine getirmeleri ve yeminlerinden sonra başka yeminlere başvurulacağından endişe etmelerini sağlamak için en uygun çaredir. Allah’a karşı gelmekten sakının ve dinleyin. Allah, fasık toplumu doğruya iletmez.
    109. Allah’ın, peygamberleri toplayıp “siz(den sonra davetiniz)e ne derece uyuldu?” diyeceği, onların da, “Bizim hiçbir bilgimiz yok. Gaybleri hakkıyla bilen ancak sensin” diyecekleri g&#252;n&#252; hatırlayın.
    110. O g&#252;n Allah, şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa! Senin &#252;zerindeki ve annen &#252;zerindeki nimetimi d&#252;ş&#252;n. Hani, seni Ruhu’l-Kud&#252;s (Cebrail) ile desteklemiştim. Beşikte iken de, yetişkin iken de insanlara konuşuyordun. Hani, sana kitabı, hikmeti, Tevrat’ı, İncil’i de öğretmiştim. Hani iznimle çamurdan kuş şekline benzer bir şey yapıyordun da içine &#252;fl&#252;yordun, benim iznimle hemen bir kuş oluyordu. Yine benim iznimle doğuştan kör&#252; ve alacalıyı iyileştiriyordun. Hani benim iznimle öl&#252;leri de (hayata) çıkarıyordun. Hani sen, İsrailoğullarına açık mucizeler getirdiğin zaman, ben seni onlardan kurtarmıştım da onlardan ink&#226;r edenler, “Bu, ancak açık bir b&#252;y&#252;d&#252;r” demişlerdi.
    111. Hani bir de, “Bana ve Peygamberime iman edin” diye havarilere ilham etmiştim. Onlar da “İman ettik. Bizim m&#252;sl&#252;man olduğumuza sen de şahit ol” demişlerdi.
    112. Hani havariler de, “Ey Meryem oğlu İsa! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?” demişlerdi. İsa da, “Eğer m&#252;’minler iseniz, Allah’a karşı gelmekten sakının” demişti.
    113. Onlar, “İstiyoruz ki ondan yiyelim, kalplerimiz yatışsın. Senin bize doğru söylediğini bilelim ve ona, (göz&#252; ile) görm&#252;ş şahitlerden olalım” demişlerdi.
    114. Meryem oğlu İsa, “Ey Allahım! Ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki; önce gelenlerimize (zamanımızdaki dindaşlarımıza) ve sonradan geleceklerimize bir bayram ve senden (gelen) bir mucize olsun. Bizi rızıklandır. Sen rızıklandıranların en hayırlısısın” dedi.
    115. Allah da, “Ben onu size indireceğim. Ama ondan sonra sizden her kim ink&#226;r ederse, artık ben ona k&#226;inatta hiçbir kimseye etmeyeceğim azabı ederim” demişti.
    116. Allah, kıyamet g&#252;n&#252; şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara, Allah’ı bırakarak beni ve anamı iki il&#226;h edinin, dedin?” İsa da şöyle diyecek: “Seni b&#252;t&#252;n eksikliklerden uzak tutarım. Hakkım olmayan bir şeyi söylemem, benim için söz konusu olamaz. Eğer ben onu söylemiş olsaydım, elbette sen bunu bilirdin. Sen benim içimde olanı bilirsin, ama ben sende olanı bilemem. Ş&#252;phesiz ki yalnızca sen gaybları hakkıyla bilensin.”
    117. “Ben onlara, sadece bana emrettiğin şeyi söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin (dedim.) Aralarında bulunduğum s&#252;rece onlara şahit (ve örnek) idim. Ama beni içlerinden aldığında, artık &#252;zerlerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen, her şeye hakkıyla şahitsin.”
    118. “Eğer onlara azap edersen, ş&#252;phe yok ki onlar senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan, yine ş&#252;phe yok ki sen mutlak g&#252;ç sahibisin, h&#252;k&#252;m ve hikmet sahibisin.
    119. Allah, şöyle diyecek: “Bug&#252;n, doğrulara, doğruluklarının yarar sağlayacağı g&#252;nd&#252;r.” Onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebed&#238; kalacakları cennetler vardır. Allah, onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte bu b&#252;y&#252;k başarıdır.
    120. Göklerin, yerin ve bunlardaki her şeyin h&#252;k&#252;mranlığı yalnızca Allah’ındır. O, her şeye hakkıyla g&#252;c&#252; yetendir.


    Kor cehalet cirkeflestirir insanlari !
    Suskunlugum asaletimdendir...
    Her lafa verecek bir cevabim var...
    Lakin bir lafa bakarim laf mi diye,
    Bir de soyleyene bakarim adam mi diye...
    Mevlana Celaleddin-i Rumii

  6. #6
    misafir <s><span style='color: #FF0000'>alpi1907</span></s> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-11-2005
    Mesajlar
    27,766
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    12
    6- EN'&#194;M S&#219;RESİ

    Mekke döneminde inmiştir. Kuvvetli gör&#252;şe göre, 91, 92, 93, 151, 152 ve 153. &#226;yetler Medine’de inmiştir. 165 &#226;yettir. Adını, 136, 138 ve 139. &#226;yetlerde yer alan “el-En’&#226;m” kelimesinden almıştır. En’&#226;m, koyun, keçi, deve ve sığır cinsi ehli hayvanları ifade eden bir kelimedir. S&#251;rede başlıca tevhide, adalete, peygamberliğe, ahirete dair meseleler ile k&#252;fr&#252;n ve batıl inançların reddi ve bazı temel ahl&#226;k kuralları konu edilmektedir.

    Bismill&#226;hirrahm&#226;nirrah&#238;m.

    1. Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah’a mahsustur. Böyle iken ink&#226;r edenler başka şeyleri Rablerine denk tutuyorlar.
    2. O öyle bir Rab’dır ki, sizi çamurdan yaratmış, sonra (her birinize) bir ecel tayin etmiştir. (Kıyametin kopması için) belirlenmiş bir ecel de O’nun katındadır. Siz ise h&#226;l&#226; ş&#252;phe ediyorsunuz.
    3. H&#226;lbuki O, göklerde de Allah’tır, yerde de. Sizin gizlinizi de bilir, açığa vurduğunuzu da. Sizin daha ne kazanacağınızı da bilir.
    4. Onlara Rablerinin &#226;yetlerinden hiçbir &#226;yet gelmez ki ondan y&#252;z çevirmesinler.
    5. Nitekim hak (Kur’an) kendilerine gelince onu yalanladılar. Fakat alay ettikleri şeyin haberleri kendilerine ilerde gelecektir.
    6. Onlardan önce nice nesilleri hel&#226;k ettiğimizi görmediler mi? Yery&#252;z&#252;nde size vermediğimiz imk&#226;n ve iktidarı onlara vermiştik. Onlara bol bol yağmur yağdırmıştık. Topraklarından nehirler akıttık. Sonra da g&#252;nahları sebebiyle onları hel&#226;k ettik ve arkalarından başka bir nesil var ettik.
    7. (Ey Muhammed!) Eğer sana k&#226;ğıda yazılı bir kitap indirseydik, onlar da elleriyle ona dokunsalardı, yine o ink&#226;r edenler, “Bu, apaçık b&#252;y&#252;den başka bir şey değildir” diyeceklerdi.
    8. Bir de dediler ki: “Ona (açıktan göreceğimiz) bir melek indirilse ya!” Eğer (öyle) bir melek indirseydik artık iş bitirilmiş olurdu, sonra da kendilerine göz açtırılmazdı. (Hemen hel&#226;k edilirlerdi.)
    9. Eğer onu (Peygamberi) bir melek kılsaydık yine onu bir adam (suretinde) yapardık ve onları yine içinde bulundukları karmaşaya d&#252;ş&#252;rm&#252;ş olurduk.
    10. (Ey Muhammed!) Andolsun, senden önce de birçok peygamber alaya alınmıştı da onlarla alay edenleri, alay ettikleri şey kuşatıp mahvetmişti.
    11. De ki: “Yery&#252;z&#252;nde gezin dolaşın da (Peygamberleri) yalanlayanların sonu nasıl olmuş bir gör&#252;n.”
    12. De ki: “Şu göklerdekiler ve yerdekiler kimindir?” “Allah’ındır” de. O, merhamet etmeyi kendine gerekli kıldı. Andolsun sizi mutlaka kıyamet g&#252;n&#252;ne toplayacak. Bunda hiç ş&#252;phe yok. Kendilerini ziyana uğratanlar var ya, işte onlar inanmazlar.
    13. Gece ve g&#252;nd&#252;zde barınan her şey O’nundur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
    14. De ki: “Göklerin ve yerin yaratıcısı olan, beslediği h&#226;lde beslenmeye ihtiyacı olmayan Allah’tan başkasını mı dost edineceğim.” De ki: “Bana, (Allah’a) teslim olanların ilki olmam emredildi ve sakın Allah’a ortak koşanlardan olma (denildi).”
    15. De ki: “Ben Rabbime isyan edersem gerçekten, b&#252;y&#252;k bir g&#252;n&#252;n (kıyamet g&#252;n&#252;n&#252;n) azabından korkarım.”
    16. (O g&#252;n&#252;n azabı) kimden savuşturulursa, gerçekten (Allah) ona acımıştır. İşte bu apaçık kurtuluştur.
    17. Şayet Allah sana bir zarar dokundursa, bunu O’ndan başka giderecek yoktur. Fakat sana bir hayır dokunduracak olsa onu da kimse gideremez. Bil ki O, her şeye hakkıyla g&#252;c&#252; yetendir.
    18. O, kullarının &#252;st&#252;nde mutlak h&#226;kimiyet sahibidir. O, h&#252;k&#252;m ve hikmet sahibidir, (her şeyden) hakkıyla haberdardır.
    19. De ki: “Şahitlik bakımından hangi şey daha b&#252;y&#252;kt&#252;r?” De ki: “Allah benimle sizin aranızda şahittir. İşte bu Kur’an bana, onunla sizi ve eriştiği herkesi uyarayım diye vahyolundu. Gerçekten siz mi Allah ile beraber başka il&#226;hlar olduğuna şahitlik ediyorsunuz?” De ki: “Ben şahitlik etmem.” De ki: “O, ancak tek bir il&#226;htır ve ş&#252;phesiz ben sizin Allah’a ortak koştuğunuz şeylerden uzağım.”
    20. Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu (Peygamberi) kendi öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Kendilerini ziyana sokanlar var ya, işte onlar inanmazlar.
    21. Kim Allah’a karşı yalan uydurandan, ya da O’nun &#226;yetlerini yalanlayandan daha zalimdir? Ş&#252;phesiz ki, zalimler kurtuluşa eremez.
    22. Onları t&#252;m&#252;yle (mahşere) toplayıp da Allah’a ortak koşanlara, “Nerede, il&#226;h olduklarını iddia ettiğiniz ortaklarınız?” diyeceğimiz g&#252;n&#252; hatırla.
    23. Sonunda onların manevraları, “Rabbimiz Allah’a andolsun ki biz (O’na) ortak koşanlar değildik” demelerinden başka bir şey olmayacaktır.
    24. Bak, kendilerine karşı nasıl yalan söylediler ve iftira edip durdukları şeyler (uydurma il&#226;hları) onları nasıl y&#252;z&#252;st&#252; bırakıp kayboluverdi?
    25. İçlerinden, (Kur’an okurken) seni dinleyenler de var. Onu anlamamaları için kalpleri &#252;zerine perdeler (gereriz), kulaklarına ağırlık koyarız. Her t&#252;rl&#252; mucizeyi görseler de onlara inanmazlar. Hatta tartışmak &#252;zere sana geldiklerinde ink&#226;r edenler, “Bu (Kur’an) evvelkilerin masallarından başka bir şey değil” derler.
    26. Onlar başkalarını ondan (Kur’an’dan) alıkoyarlar, hem de kendileri ondan uzak kalırlar. Onlar farkına varmaksızın, ancak kendilerini hel&#226;k ediyorlar.
    27. Ateşin karşısında durdurulup da, “Ah, keşke d&#252;nyaya geri dönd&#252;r&#252;lsek de Rabbimizin &#226;yetlerini yalanlamasak ve m&#252;’minlerden olsak” dedikleri vakit (h&#226;llerini) bir görsen!
    28. Hayır, (bu yakınmaları) daha önce gizlemekte oldukları şeyler onlara gör&#252;nd&#252; (de ondan). Eğer çevrilselerdi, elbette kendilerine yasaklanan şeylere yine döneceklerdi. Ş&#252;phesiz onlar yalancıdırlar.
    29. Derler ki: “Hayat ancak d&#252;nya hayatımızdır. Artık biz bir daha diriltilecek de değiliz.”
    30. Rab’lerinin huzurunda durduruldukları vakit (h&#226;llerini) bir görsen! (Allah) diyecek ki: “Nasıl, şu (dirilmek) gerçek değil miymiş?” Onlar, “Evet, Rabbimize andolsun ki, gerçekmiş” diyecekler. (Allah), “&#214;yleyse ink&#226;r etmekte olduğunuzdan dolayı tadın azabı!” diyecek.
    31. Allah’ın huzuruna çıkmayı yalanlayanlar gerçekten ziyana uğramıştır. Nihayet onlara ansızın o saat (kıyamet) gelip çatınca, b&#252;t&#252;n g&#252;nahlarını sırtlarına y&#252;klenerek, “Hayatta yaptığımız kusurlardan öt&#252;r&#252; vay h&#226;limize!” diyecekler. Dikkat edin, y&#252;klendikleri g&#252;nah y&#252;k&#252; ne köt&#252;d&#252;r!
    32. D&#252;nya hayatı ancak bir oyun ve bir eğlencedir. Elbette ki ahiret yurdu Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır. H&#226;l&#226; akıllanmayacak mısınız?
    33. Ey Muhammed! Biz çok iyi biliyoruz ki söyledikleri elbette seni incitiyor. Onlar gerçekte seni yalanlamıyorlar; fakat o zalimler Allah’ın &#226;yetlerini inadına ink&#226;r ediyorlar.
    34. Andolsun ki, senden önce de birçok Peygamberler yalanlanmıştı da onlar yalanlanmalarına ve eziyet edilmelerine karşı sabretmişler ve nihayet kendilerine yardımımız yetişmişti. Allah’ın kelimelerini değiştirebilecek bir g&#252;ç de yoktur. Andolsun peygamberler ile ilgili haberlerin bir kısmı sana gelmiş bulunuyor.
    35. Eğer onların y&#252;z çevirmeleri sana ağır geldiyse; bir delik açıp yerin dibine inerek, yahut bir merdiven kurup göğe çıkarak onlara bir mucize getirmeye g&#252;c&#252;n yetiyorsa durma, yap! Eğer Allah dileseydi, elbette onları hidayet &#252;zere toplardı. O h&#226;lde, sakın cahillerden olma.
    36. (Davete), ancak (b&#252;t&#252;n kalpleriyle) kulak verenler uyar. (Kalben) öl&#252;leri ise (yalnızca) Allah diriltir. Sonra da hepsi O’na dönd&#252;r&#252;l&#252;rler.
    37. Dediler ki: “Ona Rabbinden bir mucize indirilse ya!” (Ey Muhammed!) De ki: “Ş&#252;phesiz Allah’ın, bir mucize indirmeğe g&#252;c&#252; yeter. Fakat onların çoğu bilmiyor.”
    38. Yery&#252;z&#252;nde gezen her t&#252;rl&#252; canlı ve (gökte) iki kanadıyla uçan her t&#252;r kuş, sizin gibi birer topluluktan başka bir şey değildir. Biz Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonunda hepsi Rablerinin huzuruna toplanıp getirilecekler.
    39. &#194;yetlerimizi yalanlayanlar, karanlıklar içerisindeki birtakım sağırlar ve dilsizlerdir. Allah, kimi dilerse onu şaşırtır. Kimi de dilerse onu dosdoğru yol &#252;zere kılar.
    40. (Ey Muhammed!) De ki: “Söyleyin bakalım. Acaba size Allah’ın azabı gelse veya size kıyamet saati gelip çatsa (böyle bir durumda) siz Allah’tan başkasını mı çağırırsınız? Eğer (putların size yararı dokunduğu iddianızda) doğru söyleyenlerseniz (haydi onları yardıma çağırın).
    41. Hayır! (Bu durumda) yalnız O’na dua edersiniz, O da dilerse (kurtulmak için) dua ettiğiniz sıkıntıyı giderir ve siz o an Allah’a ortak koştuklarınızı unutursunuz.”
    42. Andolsun, senden önce birtakım &#252;mmetlere de peygamberler gönderdik. (Peygamberlerini dinlemediler.) Sonunda, yalvarsınlar da tövbe etsinler diye onları şiddetli yoksulluk ve darlıklarla yakaladık.
    43. Hiç olmazsa onlara azabımız geldiği zaman yakarıp tövbe etselerdi ya.. Fakat (onu yapmadılar) kalpleri katılaştı. Şeytan da yapmakta olduklarını zaten onlara s&#252;sl&#252; göstermişti.
    44. Derken onlar kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında, (önce) &#252;zerlerine her şeyin kapılarını açtık. Sonra kendilerine verilenle sevinip şımardıkları sırada, onları ansızın yakaladık da bir anda t&#252;m &#252;mitlerini kaybedip yıkıldılar.
    45. Böylece zulmeden o toplumun kök&#252; kesildi. Hamd, &#226;lemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.
    46. De ki: “Ne dersiniz, eğer Allah sizin kulağınızı ve gözlerinizi alır, kalplerinizi de m&#252;h&#252;rlerse, Allah’tan başka onu size (geri) getirecek il&#226;h kimmiş?” Bak, biz &#226;yetleri değişik biçimlerde nasıl açıklıyoruz, sonra onlar nasıl y&#252;z çeviriyorlar?
    47. De ki: “Ne dersiniz, Allah’ın azabı size beklenmedik bir anda veya açıktan açığa gelse, zalimler toplumundan başkası mı hel&#226;k edilecek?”
    48. Biz peygamberleri ancak m&#252;jdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kim iman eder ve kendini d&#252;zeltirse onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir.
    49. &#194;yetlerimizi yalanlayanlara ise, yapmakta oldukları fasıklık sebebiyle azap dokunacaktır.
    50. De ki: “Ben size, ‘Allah’ın hazineleri benim yanımdadır’ demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Size ‘Ben bir meleğim’ de demiyorum. Ben sadece, bana gönderilen vahye uyuyorum.” De ki: “Görmeyenle gören bir olur mu? Siz hiç d&#252;ş&#252;nmez misiniz?”
    51. Kendileri için Allah’tan başka ne bir dost, ne de bir şefaatçi bulunmaksızın, Rab’lerinin huzurunda toplanmaktan korkanları, Allah’a karşı gelmekten sakınsınlar diye, onunla (Kur’an ile) uyar.
    52. Rab’lerinin rızasını isteyerek sabah akşam O’na dua edenleri yanından kovma. Onların hesabından sana bir şey yok, senin hesabından da onlara bir şey yok ki onları kovasın. Eğer kovarsan zalimlerden olursun.
    53. Böylece insanların bazısını bazısı ile denedik ki, “Allah, aramızdan şu adamları mı iman nimetine l&#226;yık görd&#252;?” desinler. Allah, ş&#252;kreden kullarını daha iyi bilen değil mi?
    54. &#194;yetlerimize iman edenler sana geldikleri zaman, de ki: “Sel&#226;m olsun size! Rabbiniz kendi &#252;zerine rahmeti (merhameti) yazdı. Şöyle ki: Sizden kim cahillikle bir kabahat işler de sonra peşinden tövbe eder, kendini d&#252;zeltirse (bilmiş olun ki) O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”
    55. Suçluların yolu da açığa çıksın diye &#226;yetleri işte böyle ayrı ayrı açıklarız.
    56. De ki: “Sizin, Allah’tan başka ibadet ettiğiniz şeylere ibadet etmem bana kesinlikle yasaklandı. Ben sizin arzularınıza uymam. (Uyarsam) o takdirde sapmış olurum, hidayete erenlerden olmam.”
    57. De ki: “Ş&#252;phesiz ben, Rabbimden (gelen) kesin bir belge &#252;zereyim. Siz ise onu yalanladınız. Sizin acele istediğiniz azap benim elimde değil. H&#252;k&#252;m yalnızca Allah’a aittir. O, hakkı anlatır. O, hakkı batıldan ayırt edenlerin en hayırlısıdır.”
    58. De ki: “Sizin acele istediğiniz azap şayet benim elimde olsaydı, benimle sizin aranızda iş elbette bitirilmiş olurdu.” Allah, zalimleri daha iyi bilir.
    59. Gaybın anahtarları yalnızca O’nun katındadır. Onları ancak O bilir. Karada ve denizde olanı da bilir. Hiçbir yaprak d&#252;şmez ki onu bilmesin. Yerin karanlıklarında da hiçbir tane, hiçbir yaş, hiçbir kuru şey yoktur ki apaçık bir kitapta (Allah’ın bilgisi d&#226;hilinde, Levh-i Mahfuz’da) olmasın.
    60. O, geceleyin sizi öl&#252; gibi kendinizden geçirip alan (uyutan) ve g&#252;nd&#252;z&#252;n kazandıklarınızı bilen, sonra da belirlenmiş eceliniz tamamlanıncaya kadar g&#252;nd&#252;zleri sizi tekrar diriltendir (uyandırandır). Sonra dön&#252;ş&#252;n&#252;z yalnız O’nadır. Sonra O, işlemekte olduklarınızı size haber verecektir.
    61. O, kullarının &#252;st&#252;nde mutlak h&#226;kimiyet sahibidir. &#220;zerinize de koruyucu melekler gönderir. Nihayet birinize öl&#252;m geldiği vakit (görevli) elçilerimiz onun canını alır ve onlar görevlerinde asla kusur etmezler.
    62. Sonra hepsi, gerçek sahipleri Allah’a dönd&#252;r&#252;l&#252;rler. İyi bilin ki h&#252;k&#252;m yalnız O’nundur. O, hesap görenlerin en çabuğudur.
    63. De ki: “Sizler, açıktan ve gizlice O’na ‘Eğer bizi bundan kurtarırsa, elbette ş&#252;kredenlerden olacağız’ diye dua ederken, sizi karanın ve denizin karanlıklarından (tehlikelerinden) kim kurtarır?”
    64. De ki: “Onlardan ve her t&#252;rl&#252; sıkıntıdan sizi Allah kurtarır. Ama siz yine de O’na ortak koşuyorsunuz.”
    65. De ki: “O, size &#252;st&#252;n&#252;zden (gökten) veya ayaklarınızın altından (yerden) bir azap göndermeğe, ya da sizi grup grup birbirinize d&#252;ş&#252;rmeğe ve kiminizin şiddetini kiminize tattırmaya g&#252;c&#252; yetendir.” Bak, anlasınlar diye, &#226;yetleri değişik biçimlerde nasıl açıklıyoruz.
    66. O (Kur’an) hak olduğu h&#226;lde, kavmin onu yalanladı. De ki: “Ben size vekil (sizden sorumlu) değilim.”
    67. Her haberin gerçekleşeceği bir zamanı vardır. İleride bileceksiniz.
    68. &#194;yetlerimiz hakkında dedikoduya dalanları görd&#252;ğ&#252;n vakit başka bir söze dalıncaya kadar onlardan y&#252;z çevir, uzaklaş. Şayet şeytan sana unutturursa hatırladıktan sonra (kalk), o zalimler grubu ile beraber oturma.
    69. Allah’a karşı gelmekten sakınanlara, onların hesabından bir şey (sorumluluk) yoktur. Fakat &#252;zerlerine d&#252;şen bir hatırlatmadır. Belki sakınırlar.
    70. Dinlerini oyun ve eğlence edinenleri ve d&#252;nya hayatı kendilerini aldatmış olanları bırak. Hiç kimsenin kazandığı y&#252;z&#252;nden mahrumiyete s&#252;r&#252;klenmemesi için Kur’an ile öğ&#252;t ver. Yoksa ona Allah’tan başka ne bir dost vardır, ne de bir şefaatçi. (Kurtuluşu için) her t&#252;rl&#252; fidyeyi verse de bu ondan kabul edilmez. İşte onlar kazandıkları y&#252;z&#252;nden hel&#226;ke s&#252;r&#252;klenmiş kimselerdir. K&#252;fre saplanıp kalmalarından dolayı onlara çılgınca kaynamış bir içecek ve elem dolu bir azap vardır.
    71. De ki: “Allah’ı bırakıp da bize faydası olmayan, zararı da dokunmayan şeylere mi tapalım? Allah, bizi hidayete kavuşturduktan sonra gerisingeri (şirke) mi dönd&#252;r&#252;lelim? Arkadaşları ‘bize gel!’ diye doğru yola çağırdıkları h&#226;lde, yery&#252;z&#252;nde şaşkın şaşkın dolaşıp şeytanların ayarttığı kimse gibi mi (olalım)?” De ki: “Hiç ş&#252;phesiz asıl doğru yol Allah’ın yoludur. Bize &#226;lemlerin Rabbine boyun eğmek emrolundu.”
    72. Bir de, bize, “Namazı dosdoğru kılın ve Allah’a karşı gelmekten sakının” diye emrolundu. O, huzurunda toplanacağınız Allah’tır.
    73. O, gökleri ve yeri, hak ve hikmete uygun olarak yaratandır. Allah’ın “ol” deyip de her şeyin oluvereceği g&#252;n&#252; hatırla. O’nun söz&#252; gerçektir. S&#251;r’a &#252;flendiği g&#252;n de m&#252;lk (h&#252;k&#252;mranlık) O’nundur. Gaybı da, gör&#252;len &#226;lemi de bilendir. O, h&#252;k&#252;m ve hikmet sahibidir, (her şeyden) hakkıyla haberdardır.
    74. Hani İbrahim, babası &#194;zer’e, “Sen putları il&#226;h mı ediniyorsun? Ş&#252;phesiz, ben seni de, kavmini de apaçık bir sapıklık içinde gör&#252;yorum” demişti.
    75. İşte böylece İbrahim’e göklerdeki ve yerdeki h&#252;k&#252;mranlığı ve nizamı gösteriyorduk ki kesin ilme erenlerden olsun.
    76. &#220;zerine gece karanlığı basınca, bir yıldız görd&#252;. “İşte Rabbim!” dedi. Yıldız batınca da, “Ben öyle batanları sevmem” dedi.
    77. Ay’ı doğarken gör&#252;nce de, “İşte Rabbim!” dedi. Ay da batınca, “Andolsun ki, Rabbim bana doğru yolu göstermezse, mutlaka ben de sapıklardan olurum” dedi.
    78. G&#252;neşi doğarken gör&#252;nce de, “İşte benim Rabbim! Bu daha b&#252;y&#252;k” dedi. O da batınca (kavmine dön&#252;p), “Ey kavmim! Ben sizin Allah’a ortak koştuğunuz şeylerden uzağım” dedi.
    79. “Ben, hakka yönelen birisi olarak y&#252;z&#252;m&#252;, gökleri ve yeri yaratana dönd&#252;rd&#252;m. Ben, Allah’a ortak koşanlardan değilim.”
    80. Kavmi onunla tartışmaya girişti. Dedi ki: “Beni doğru yola iletmişken, Allah hakkında benimle tartışmaya mı kalkışıyorsunuz? Hem sizin O’na ortak koştuklarınızdan ben korkmam; ancak Rabbimin bir şey dilemiş olması başka. Rabbimin ilmi her şeyi kuşatmıştır. H&#226;l&#226; d&#252;ş&#252;n&#252;p öğ&#252;t almayacak mısınız?”
    81. “Allah’ın, size, hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri O’na ortak koşmaktan korkmuyorsunuz da, ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden ne diye korkayım? &#214;yle ise iki taraftan hangisi g&#252;vende olmaya daha l&#226;yıktır? Eğer biliyorsanız söyleyin.”
    82. İman edip de imanlarına zulm&#252; (şirki) bulaştırmayanlar var ya; işte g&#252;ven onların hakkıdır. Doğru yolu bulmuş olanlar da onlardır.
    83. İşte kavmine karşı İbrahim’e verdiğimiz delillerimiz.. Biz dilediğimiz kimsenin derecelerini y&#252;kseltiriz. Ş&#252;phesiz ki Rabbin h&#252;k&#252;m ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.
    84. Biz ona İshak’ı ve Yakub’u armağan ettik. Hepsini hidayete erdirdik. Daha önce N&#251;h’u da hidayete erdirmiştik. Z&#252;rriyetinden D&#226;vud’u, S&#252;leyman’ı, Eyyub’u, Y&#251;suf’u, M&#251;s&#226;’yı ve H&#226;r&#251;n’u da. İyilik yapanları işte böyle m&#252;k&#226;fatlandırırız.
    85. Zekeriya’yı, xxxxx’yı, İsa’yı, İlyas’ı doğru yola erdirmiştik. Bunların hepsi salih kimselerden idi.
    86. İsmail’i, Elyasa’ı, Y&#251;nus’u ve L&#251;t’u da doğru yola erdirmiştik. Her birini &#226;lemlere &#252;st&#252;n kılmıştık.
    87. Babalarından, çocuklarından ve kardeşlerinden bir kısmını da. B&#252;t&#252;n bunları seçtik ve bunları dosdoğru bir yola ilettik.
    88. İşte bu, Allah’ın hidayetidir ki, kullarından dilediğini buna iletip yöneltir. Eğer onlar da Allah’a ortak koşsalardı, b&#252;t&#252;n yaptıkları boşa gitmişti.
    89. Onlar kendilerine kitap, hikmet ve peygamberlik verdiğimiz kimselerdir. Eğer şunlar (inanmayanlar) bunları tanımayıp ink&#226;r ederlerse, biz onları ink&#226;r etmeyecek olan bir kavmi, onlara vekil kılmışızdır.
    90. İşte, o peygamberler, Allah’ın doğru yola ilettiği kimselerdir. (Ey Muhammed!) Sen de onların tuttuğu yola uy. De ki: “Bu tebliğe karşı sizden bir &#252;cret istemiyorum. O (Kur’an), b&#252;t&#252;n &#226;lemler için ancak bir uyarıdır.”
    91. Allah’ın kadrini gereği gibi bilemediler. &#199;&#252;nk&#252;, “Allah, hiç kimseye hiçbir şey indirmedi” dediler. De ki: “M&#251;s&#226;’nın insanlara bir nur ve hidayet olarak getirdiği, parça parça k&#226;ğıtlar h&#226;line koyup ortaya çıkardığınız, pek çoğunu ise gizlediğiniz; (kendisiyle) sizin de, babalarınızın da bilmediği şeylerin size öğretildiği Kitab’ı kim indirdi?” (Ey Muhammed!) “Allah” (indirdi) de, sonra bırak onları, içine daldıkları batakta oynayadursunlar.
    92. İşte bu (Kur’an) da, bereket kaynağı, kendinden öncekileri (il&#226;h&#238; kitapları) tasdik eden ve şehirler anasını (Mekke’yi) ve b&#252;t&#252;n çevresini (t&#252;m insanlığı) uyarasın diye indirdiğimiz bir kitaptır. Ahirete iman edenler, ona da inanırlar. Onlar namazlarını vaktinde kılarlar.
    93. Allah’a karşı yalan uyduran veya kendine bir şey vahyedilmemişken, “Bana vahyolundu” diyen, ya da “Allah’ın indirdiğinin benzerini ben de indireceğim” diye laf eden kimseden daha zalim kimdir? Zalimlerin şiddetli öl&#252;m sancıları içinde çırpındığı; meleklerin, ellerini uzatmış, “Haydi canlarınızı kurtarın! Allah’a karşı doğru olmayanı söylediğiniz, ve O’nun &#226;yetlerinden kibirlenerek y&#252;z çevirdiğiniz için bug&#252;n aşağılayıcı azap ile cezalandırılacaksınız” diyecekleri zaman h&#226;llerini bir görsen!
    94. Andolsun, sizi ilk defa yarattığımız gibi teker teker bize geldiniz. Size verdiğimiz d&#252;nyalık nimetleri de arkanızda bıraktınız. Hani hakkınızda Allah’ın ortakları olduğunu zannettiğiniz şefaatçilerinizi de yanınızda görm&#252;yoruz? Artık aranızdaki bağlar tamamen kopmuş ve (Allah’ın ortağı olduklarını) iddia ettikleriniz, sizi y&#252;z&#252;st&#252; bırakıp kaybolmuşlardır.
    95. Ş&#252;phesiz Allah, taneyi ve çekirdeği yarıp filizlendirendir. &#214;l&#252;den diriyi çıkarır. Diriden de öl&#252;y&#252; çıkarandır. İşte budur Allah! Peki (O’ndan) nasıl çevriliyorsunuz?
    96. O, karanlığı yarıp sabahı çıkarandır. Geceyi dinlenme zamanı, g&#252;neşi ve ayı da ince birer hesap ölç&#252;s&#252; kıldı. B&#252;t&#252;n bunlar mutlak g&#252;ç sahibinin, hakkıyla bilenin takdiridir (ölç&#252;p biçmesidir).
    97. O, sayelerinde, kara ve denizin karanlıklarında yolunuzu bulasınız diye sizin için yıldızları yaratandır. Bilen bir toplum için &#226;yetleri ayrı ayrı açıkladık.
    98. O, sizi bir tek candan yaratandır. Sizin bir karar kılma yeriniz, bir de emanet bırakılma yeriniz var. Biz anlayan bir toplum için &#226;yetleri ayrı ayrı açıklamışızdır.
    99. O, gökten su indirendir. İşte biz onunla her t&#252;rl&#252; bitkiyi çıkarıp onlardan yeşillik meydana getirir ve o yeşil bitkilerden, &#252;st &#252;ste binmiş taneler, -hurma ağacının tomurcuğunda da aşağıya sarkmış salkımlar- &#252;z&#252;m bahçeleri, zeytin ve nar çıkarırız: (Her biri) birbirine benzer ve (her biri) birbirinden farklı. Bunların meyvesine, bir meyve verdiği zaman, bir de olgunlaştığı zaman bakın. Ş&#252;phesiz bunda inanan bir topluluk için (Allah’ın varlığını gösteren) ibretler vardır.
    100. Bir de cinleri Allah’a birtakım ortaklar yaptılar. Oysa onları O yarattı. Bilgisizce Allah’a oğullar ve kızlar da uydurdular. O, onların niteledikleri şeylerden uzaktır, y&#252;cedir.
    101. O, gökleri ve yeri örnekleri yokken yaratandır. O’nun bir eşi olmadığı h&#226;lde, nasıl bir çocuğu olabilir? H&#226;lbuki her şeyi O yarattı. O, her şeyi hakkıyla bilendir.
    102. İşte sizin Rabbiniz Allah. O’ndan başka hiçbir il&#226;h yoktur. O, her şeyin yaratıcısıdır. &#214;yle ise O’na kulluk edin. O, her şeye vekil (her şeyi yöneten, gör&#252;p gözeten)dir.
    103. Gözler O’nu idrak edemez ama O, gözleri idrak eder.” O, en gizli şeyleri bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır.
    104. Rabbinizden size gerçekleri gösteren deliller geldi. Artık kim göz&#252;n&#252; açar hakkı idrak ederse kendi yararına, kim de (hakkın karşısında) körl&#252;k ederse kendi zararınadır. Ben başınızda bekçi değilim.
    105. Onlar, “Sen iyi ders almışsın” desinler diye ve bir de bilen bir toplum için onu (Kur’an’ı) açıklayalım diye &#226;yetleri değişik biçimlerde işte böylece açıklıyoruz.
    106. Ey Muhammed! Sen, Rabbinden sana vahyedilene uy. O’ndan başka hiçbir il&#226;h yoktur. Allah’a ortak koşanlardan y&#252;z çevir.
    107. Allah dileseydi ortak koşmazlardı. Biz seni onların başına bir bekçi yapmadık. Sen onlara vekil (onlardan sorumlu) da değilsin.
    108. Onların, Allah’ı bırakıp tapındıklarına sövmeyin, sonra onlar da haddi aşarak, bilgisizce Allah’a söverler. Böylece her &#252;mmete yaptıklarını s&#252;sl&#252; gösterdik. Sonra dön&#252;şleri ancak Rablerinedir. O, yapmakta olduklarını kendilerine bildirecektir.
    109. Eğer kendilerine (başka) bir mucize gelirse, mutlaka ona inanacaklarına dair en g&#252;çl&#252; yeminleriyle Allah’a yemin ettiler. De ki: “Mucizeler ancak Allah katındadır. O mucizeler geldiği vakit de inanmayacaklarını siz ne bileceksiniz?”
    110. Biz onların kalplerini ve gözlerini ters dönd&#252;r&#252;r&#252;z de ilkin ona iman etmedikleri gibi (mucize geldikten sonra da inanmazlar) ve yine onları azgınlıkları içinde bırakırız da bocalar dururlar.
    111. Biz onlara melekleri de indirseydik, kendileriyle öl&#252;ler de konuşsaydı ve her şeyi karşılarında (hakikatın şahidleri olarak) toplasaydık, Allah dilemedikçe yine de iman edecek değillerdi. Fakat onların çoğu bilmiyorlar.
    112. İşte böylece biz her peygambere insan ve cin şeytanlarını d&#252;şman kıldık. Bunlar aldatmak için birbirlerine yaldızlı laflar fısıldarlar. Rabbin dileseydi, bunu yapamazlardı. O h&#226;lde, onları iftiralarıyla baş başa bırak.
    113. Bir de (şeytanlar), ahirete inanmayanların gön&#252;lleri bu yaldızlı sözlere meyletsin, onlardan hoşlansınlar ve işleyecekleri g&#252;nahları işlesinler diye (bu fısıldamayı yaparlar).
    114. “Size Kitab’ı (Kur’an’ı) hak olarak indiren O iken ben Allah’tan başka bir hakem mi arayacağım?” (de). Kendilerine kitap verdiklerimiz de onun, Rabbin katından hak olarak indirilmiş olduğunu bilirler. O h&#226;lde, sakın ş&#252;phecilerden olma.
    115. Rabbinin kelimesi (Kur’an) doğruluk ve adalet bakımından tamdır. Onun kelimelerini değiştirebilecek yoktur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
    116. Eğer yery&#252;z&#252;ndekilerin çoğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar. Onlar ancak zanna uyuyorlar ve onlar sadece yalan uyduruyorlar.
    117. Ş&#252;phesiz senin Rabbin, yolundan sapanı çok iyi bilir ve yine O, doğru yolu bulanları en iyi bilendir.
    118. Artık, &#226;yetlerine inanan kimseler iseniz &#252;zerine Allah’ın ismi anılarak kesilmiş hayvanlardan yiyin.
    119. Allah, yemek zorunda kaldıklarınız dışında size neleri haram kıldığını tek tek açıklamışken, &#252;zerine adının anıldığı hayvanları yememenizin sebebi nedir. Gerçekten birçokları nefislerinin arzularına uyarak bilmeden (halkı) saptırıyorlar. Ş&#252;phesiz senin Rabbin, haddi aşanları çok iyi bilir.
    120. G&#252;nahın açığını da bırakın, gizlisini de. &#199;&#252;nk&#252; g&#252;nah kazananlar yaptıkları karşılığında cezalandırılacaklardır.
    121. &#220;zerine Allah adı anılmayan (hayvan)lardan yemeyin. &#199;&#252;nk&#252; bu şekilde davranış fasıklıktır. Bir de şeytanlar kendi dostlarına sizinle m&#252;cadele etmeleri için mutlaka fısıldarlar. Onlara boyun eğerseniz ş&#252;phesiz siz de Allah’a ortak koşmuş olursunuz.
    122. &#214;l&#252; iken dirilttiğimiz ve kendisine, insanlar arasında y&#252;r&#252;yeceği bir nur verdiğimiz kimsenin durumu, hiç, karanlıklar içinde kalmış, bir t&#252;rl&#252; ondan çıkamamış kimsenin durumu gibi olur mu? İşte k&#226;firlere, işlemekte oldukları çirkinlikler böyle s&#252;sl&#252; gösterilmiştir.
    123. İşte böyle, her memlekette g&#252;nahk&#226;rları oranın ileri gelenleri kıldık ki oralarda hilek&#226;rlık etsinler. H&#226;lbuki onlar hilek&#226;rlığı ancak kendilerine yaparlar. Ama farkında olmuyorlar.
    124. Onlara bir &#226;yet geldiği zaman, “Allah elçilerine verilenin bir benzeri bize de verilinceye kadar asla inanmayacağız” derler. Allah, elçilik görevini kime vereceğini çok iyi bilir. Suç işleyenlere Allah katından bir aşağılık ve yapmakta oldukları hilek&#226;rlık sebebiyle çetin bir azap erişecektir.
    125. Allah, her kimi doğruya erdirmek isterse, onun göğs&#252;n&#252; İsl&#226;m’a açar. Kimi de saptırmak isterse, onun da göğs&#252;n&#252; göğe çıkıyormuşçasına daraltır, sıkar. Allah, inanmayanlara azap (ve sıkıntıyı) işte böyle verir.
    126. Bu, Rabbinin dosdoğru yoludur. Ş&#252;phesiz d&#252;ş&#252;n&#252;p öğ&#252;t alacak bir toplum için &#226;yetleri ayrı ayrı açıkladık.
    127. Rableri katında sel&#226;m yurdu (cennet) onlarındır. Allah, yapmakta oldukları şeylerden dolayı onların dostudur.
    128. Onların hepsini bir araya toplayacağı g&#252;n şöyle diyecektir: “Ey cin topluluğu! İnsanlardan pek çoğunu saptırıp aranıza kattınız.” Onların insanlardan olan dostları, “Ey Rabbimiz! Bizler birbirimizden yararlandık ve bize belirlediğin s&#252;remizin sonuna ulaştık” diyecekler. Allah da diyecek ki: “Allah’ın diledikleri (affettikleri) hariç, içinde ebed&#238; kalmak &#252;zere duracağınız yer ateştir.” Ey Muhammed! Ş&#252;phesiz senin Rabbin h&#252;k&#252;m ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.
    129. İşte biz, kazanmakta oldukları g&#252;nahlar sebebiyle zalimlerin bir kısmını diğer bir kısmına böyle musallat ederiz.
    130. (O g&#252;n Allah, şöyle diyecektir “Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size &#226;yetlerimi anlatan ve bu g&#252;n&#252;n&#252;z&#252;n gelip çatacağı hakkında sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?” Onlar şöyle diyecekler: “Biz kendi aleyhimize şahitlik ederiz.” D&#252;nya hayatı onları aldattı ve k&#226;fir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ettiler.
    131. Bu (peygamberlerin gönderilmesi), Allah’ın, halkları habersizken &#252;lkeleri haksız yere hel&#226;k etmeyeceği içindir.
    132. Herkesin amellerine göre dereceleri vardır. Rabbin onların yaptıklarından habersiz değildir.
    133. Rabbin her bakımdan sınırsız zengindir, rahmet sahibidir. Sizi başka bir kavmin soyundan getirdiği gibi, dilerse sizi giderir (yok eder) ve sizden sonra da yerinize dilediğini getirir.
    134. Ş&#252;phesiz size va’dedilen şeyler mutlaka gelecektir. Siz bunun ön&#252;ne geçemezsiniz.
    135. De ki: “Ey kavmim! Elinizden geleni yapın. Ben de (görevimi) yapacağım. Ama d&#252;nya yurdunun sonucunun kimin olacağını yakında öğreneceksiniz. Ş&#252;phesiz, zalimler kurtuluşa eremezler.
    136. Allah’ın yarattığı ekinlerden ve hayvanlardan O’na bir pay ayırdılar ve akıllarınca, “Şu, Allah için, şu da bizim ortaklarımız (putlarımız) için” dediler. Ortakları için olan Allah’ınkine eklenmiyor. Allah için olan ise ortaklarınkine ekleniyor.. Ne köt&#252; h&#252;kmediyorlar!
    137. Yine bunun gibi, Allah’a ortak koşanların çoğuna, koştukları ortaklar, çocuklarını öld&#252;rmelerini g&#252;zel gösterdi ki; onları hel&#226;ke s&#252;r&#252;klesinler ve dinlerini karıştırıp onları yanıltsınlar. Eğer Rabbin dileseydi, bunu yapamazlardı. Artık sen onları uydurdukları ile baş başa bırak.
    138. Bir de (asılsız iddialarda bulunarak) dediler ki: “Bunlar yasaklanmış hayvanlar ve ekinlerdir. Onları bizim dilediklerimizden başkası yiyemez. (Şunlar da) sırtları (binilmesi ve y&#252;k y&#252;klemesi) haram edilmiş hayvanlardır.” Bir kısım hayvanları da keserken &#252;zerlerine Allah’ın adını anmazlar. (B&#252;t&#252;n bunları) Allah’a iftira ederek yaparlar. Bu iftiraları sebebiyle Allah onları cezalandıracaktır.
    139. Bir de dediler ki: “Şu hayvanların karınlarındaki yavrular (canlı olursa) sırf erkeklerimize aittir. Karılarımıza ise haramdır.” Eğer öl&#252; olursa, o vakit onda hepsi ortaktırlar. Allah, onların bu t&#252;r nitelemelerinin cezasını verecektir. Ş&#252;phesiz O, h&#252;k&#252;m ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.
    140. Beyinsizlikleri y&#252;z&#252;nden bilgisizce çocuklarını öld&#252;renler, Allah’ın kendilerine verdiği rızkı -Allah’a iftira ederek- haram sayanlar, mutlaka ziyan etmişlerdir. Gerçekten onlar sapmışlardır. Doğru yolu bulmuş da değillerdir.
    141. O, çardaklı-çardaksız olarak bahçeleri, &#252;r&#252;nleri, çeşit çeşit hurmalıkları ve ekinleri, zeytini ve narı (her biri) birbirine benzer ve (her biri) birbirinden farklı biçimde yaratandır. Bunlar meyve verince meyvelerinden yiyin. Hasat g&#252;n&#252; de hakkını (öş&#252;r&#252;n&#252 verin, fakat israf etmeyin. &#199;&#252;nk&#252; O, israf edenleri sevmez.
    142. Yine O, hayvanlardan da irili ufaklı var edendir. Allah’ın size rızık olarak verdiğinden yiyin de şeytanın adımlarına uymayın. &#199;&#252;nk&#252; o, sizin için apaçık bir d&#252;şmandır.
    143. O, (hayvanlardan) sekiz eşi de yaratandır: (Erkek ve dişi olarak) koyundan iki, keçiden de iki. Ey Muhammed! De ki: “Allah iki erkeği mi haram kıldı, yoksa iki dişiyi mi? Yoksa iki dişinin rahimlerinde bulunan (yavru)ları mı? Eğer doğru söyleyenler iseniz bana bilerek haber verin.”
    144. Yine (erkek ve dişi olarak) deveden iki, sığırdan da iki. De ki: “İki erkeği mi haram kıldı, iki dişiyi mi? Yoksa iki dişinin rahimlerinde bulunan (yavru)ları mı? Yoksa Allah size bunları haram ettiğinde, orada hazır mı idiniz!?” İnsanları bilgisizce saptırmak için Allah’a karşı yalan uyduran kimseden daha zalim kimdir? Ş&#252;phesiz Allah, zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.
    145. De ki: “Bana vahyolunan Kur’an’da bir kimsenin yiyecekleri arasında leş, akıtılmış kan, domuz eti -ki o ş&#252;phesiz necistir- ya da Allah’tan başkası adına kesilmiş bir (murdar) hayvandan başka, haram kılınmış bir şey bulamıyorum. Fakat istismar etmeksizin ve zaruret ölç&#252;s&#252;n&#252; aşmaksızın kim bunlardan yeme zorunda kalırsa yiyebilir.” Ş&#252;phesiz Rabbin çok bağışlayandır, çok merhametlidir.
    146. Yahudilere tırnaklı hayvanların hepsini haram kıldık. Sığır ve koyunların ise, sırtlarında veya bağırsaklarında bulunanlar, ya da kemiklerine karışanlar dışındaki içyağlarını (yine) onlara haram kıldık. İşte böyle, azgınlıkları sebebiyle onları cezalandırdık. Biz elbette doğru söyleyenleriz.
    147. Eğer seni yalanlarlarsa, de ki: “Rabbiniz geniş rahmet sahibidir. (Bununla beraber) suçlu bir toplumdan O’nun azabı geri çevrilmez.”
    148. Allah’a ortak koşanlar diyecekler ki: “Eğer Allah dileseydi, biz de ortak koşmazdık, babalarımız da. Hiçbir şeyi de haram kılmazdık.” Onlardan öncekiler de (peygamberlerini) böyle yalanlamışlardı da sonunda azabımızı tatmışlardı. De ki: “Sizin (iddialarınızı ispat edecek) bir bilginiz var mı ki onu bize gösteresiniz? Siz ancak kuruntuya uyuyorsunuz ve siz sadece yalan söyl&#252;yorsunuz.”
    149. De ki: “En &#252;st&#252;n delil yalnızca Allah’ındır. O, dileseydi elbette sizin hepinizi doğru yola iletirdi.”
    150. De ki: “Haydi, Allah şunu haram kıldı” diye tanıklık yapacak şahitlerinizi getirin. Onlar şahitlik etseler de sen onlarla beraber şahitlik etme. &#194;yetlerimizi yalanlayanların ve ahirete inanmayanların arzularına uyma. Onlar Rablerine, başka şeyleri denk tutuyorlar.
    151. (Ey Muhammed!) De ki: “Gelin, Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya babaya iyi davranın. Fakirlik endişesiyle çocuklarınızı öld&#252;rmeyin. Sizi de onları da biz rızıklandırırız. (Zina ve benzeri) çirkinliklere, bunların açığına da gizlisine de yaklaşmayın. Meşr&#251; bir hak karşılığı olmadıkça, Allah’ın haram (dokunulmaz) kıldığı canı öld&#252;rmeyin. İşte size Allah bunu emretti ki aklınızı kullanasınız.”
    152. R&#252;şd&#252;ne erişinceye kadar yetimin malına ancak en g&#252;zel şekilde yaklaşın. &#214;lç&#252;y&#252; ve tartıyı adaletle tam yapın. Biz herkesi ancak g&#252;c&#252;n&#252;n yettiği kadarıyla sorumlu tutarız. (Birisi hakkında) konuştuğunuz zaman yakınınız bile olsa &#226;dil olun. Allah’a verdiğiniz söz&#252; tutun. İşte bunları Allah size öğ&#252;t alasınız diye emretti.
    153. İşte bu, benim dosdoğru yolum. Artık ona uyun. Başka yollara uymayın. Yoksa o yollar sizi parça parça edip O’nun yolundan ayırır. İşte size bunları Allah sakınasınız diye emretti.
    154. Sonra iyilik yapanlara nimeti tamamlamak, her şeyi açıklamak, hidayet ve rahmete erdirmek için M&#251;s&#226;’ya Kitab’ı (Tevrat’ı) verdik ki, Rablerinin huzuruna varacaklarına iman etsinler.
    155. Bu (Kur’an) da bizim indirdiğimiz bereket kaynağı bir kitaptır. Artık ona uyun ve Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.
    156,157. “Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (yahudilere ve hıristiyanlara) indirildi. Biz onların okumalarından habersiz idik” demeyesiniz, yahut, “Eğer bize kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk” demeyesiniz, diye bu Kur’an’ı indirdik. İşte size Rabbinizden açıkça bir delil, bir hidayet ve bir rahmet geldi. Artık Allah’ın &#226;yetlerini yalanlayan ve (insanları) onlardan çeviren kimseden daha zalim kimdir!? İnsanları &#226;yetlerimizden alıkoymaya kalkışanları, yapmakta oldukları engellemeden dolayı azabın en köt&#252;s&#252; ile cezalandıracağız.
    158. (Ey Muhammed!) Onlar (iman etmek için) ancak kendilerine meleklerin gelmesini veya Rabbinin gelmesini ya da Rabbinin bazı &#226;yetlerinin gelmesini mi gözl&#252;yorlar? Rabbinin &#226;yetlerinden bazısı geldiği g&#252;n, daha önce iman etmemiş veya imanında bir hayır kazanmamış olan bir kimseye (o g&#252;nk&#252 imanı fayda vermez. De ki: “Siz bekleyin. Ş&#252;phesiz biz de bekliyoruz.”
    159. Şu dinlerini parça parça edenler ve kendileri de grup grup ayrılmış olanlar var ya, (senin) onlarla hiçbir ilişiğin yoktur. Onların işi ancak Allah’a kalmıştır. Sonra (O), yapmakta olduklarını kendilerine haber verecektir.
    160. Kim bir iyilik yaparsa, ona on katı vardır. Kim de bir köt&#252;l&#252;k yaparsa, o da sadece o köt&#252;l&#252;ğ&#252;n misliyle cezalandırılır ve onlara zulmedilmez.
    161. De ki: “Ş&#252;phesiz Rabbim beni doğru bir yola, dosdoğru bir dine, Hakk’a yönelen İbrahim’in dinine iletti. O, Allah’a ortak koşanlardan değildi.”
    162. Ey Muhammed! De ki: “Ş&#252;phesiz benim namazım da, diğer ibadetlerim de, yaşamam da, öl&#252;m&#252;m de &#226;lemlerin Rabbi Allah içindir.”
    163. “O’nun hiçbir ortağı yoktur. İşte ben bununla emrolundum. Ben m&#252;sl&#252;manların ilkiyim.”
    164. De ki: “Her şeyin Rabbi O iken ben başka bir Rab mı arayayım? Herkes g&#252;nahı yalnız kendi aleyhine kazanır. Hiçbir g&#252;nahk&#226;r başka bir g&#252;nahk&#226;rın g&#252;nah y&#252;k&#252;n&#252; y&#252;klenmez. Sonra dön&#252;ş&#252;n&#252;z ancak Rabbinizedir. O size, ihtilaf etmekte olduğunuz şeyleri haber verecektir.
    165. O, sizi yery&#252;z&#252;nde halifeler (oraya h&#226;kim kimseler) yapan, size verdiği nimetler konusunda sizi sınamak için bazınızı bazınıza derece derece &#252;st&#252;n kılandır. Ş&#252;phesiz Rabbin, cezası çabuk olandır. Ş&#252;phe yok ki O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.


    Kor cehalet cirkeflestirir insanlari !
    Suskunlugum asaletimdendir...
    Her lafa verecek bir cevabim var...
    Lakin bir lafa bakarim laf mi diye,
    Bir de soyleyene bakarim adam mi diye...
    Mevlana Celaleddin-i Rumii

  7. #7
    misafir <s><span style='color: #FF0000'>alpi1907</span></s> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-11-2005
    Mesajlar
    27,766
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    12
    7- A'R&#194 S&#219;RESİ

    Mekke döneminde inmiştir. 163-170. &#226;yetlerin Medine döneminde indiğini söyleyen &#226;limler de vardır. 206 &#226;yettir. S&#251;re, adını 46. ve 48. &#226;yetlerde geçen “el-A’r&#226;f” kelimesinden almıştır. “el-A’r&#226;f”, y&#252;ksek yerler, y&#252;ksek mevkiler demektir. S&#251;rede temel konu olarak, il&#226;h&#238; vahyin doğruluğu ve vahye duyulan ihtiyaç işlenmektedir.

    Bismill&#226;hirrahm&#226;nirrah&#238;m.

    1. Elif L&#226;m M&#238;m S&#226;d.
    2. Bu, sana, kendisiyle (insanları) uyarman için ve m&#252;’minlere öğ&#252;t olarak indirilmiş bir kitaptır. Artık ondan dolayı göğs&#252;nde bir sıkıntı olmasın.
    3. Rabbinizden size indirilene uyun. Onu bırakıp başka dostlara uymayın. Ne kadar da az öğ&#252;t alıyorsunuz!
    4. Nice memleketleri hel&#226;k ettik. Onlara azabımız gece uykusuna dalmışken, yahut g&#252;nd&#252;z istirahat h&#226;linde iken gelmişti.
    5. Azabımız kendilerine geldiğinde, “(Biz bunu hak ettik.) Gerçekten biz zalimler olmuştuk” demekten başka söyleyecekleri kalmamıştı.
    6. Kendilerine peygamber gönderilenlere mutlaka soracağız. Peygamberlere de elbette soracağız.
    7. Andolsun, onlara (yaptıklarını) tam bir bilgi ile anlatacağız. &#199;&#252;nk&#252; biz onlardan uzak değiliz.
    8. O g&#252;n amellerin tartılması da haktır. Kimlerin sevabı ağır basarsa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
    9. Ama kimlerin sevabı da hafif gelirse, işte onlar &#226;yetlerimize haksızlık etmiş olmaları sebebiyle kendilerini ziyana sokanlardır.
    10. Andolsun, size yery&#252;z&#252;nde imk&#226;n ve iktidar verdik. Sizin için orada birçok geçim imk&#226;nları da yarattık. Ama siz ne kadar az ş&#252;krediyorsunuz!
    11. Andolsun, sizi yarattık. Sonra size şekil verdik. Sonra da meleklere, “&#194;dem için saygı ile eğilin” dedik. İblis’ten başka hepsi saygı ile eğildiler. O, saygı ile eğilenlerden olmadı.
    12. Allah, “Sana emrettiğim zaman seni saygı ile eğilmekten ne alıkoydu?” dedi. (O da) “Ben ondan hayırlıyım. &#199;&#252;nk&#252; beni ateşten yarattın. Onu ise çamurdan yarattın” dedi.
    13. Allah, “Şimdi in aşağı oradan. &#199;&#252;nk&#252; senin orada b&#252;y&#252;kl&#252;k taslamak haddine değil! Hemen çık! &#199;&#252;nk&#252; sen aşağılıklardansın” dedi.
    14. Şeytan dedi ki: “(&#214;yle ise) bana insanların tekrar diriltilecekleri g&#252;ne kadar s&#252;re ver.”
    15. Allah da, “Sen s&#252;re verilenlerdensin” dedi.
    16. Şeytan dedi ki: “(&#214;yle ise) beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki, ben de onları saptırmak için senin dosdoğru yolunun &#252;zerinde elbette oturacağım.”
    17. “Sonra (pusu kurup) onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım ve sen onların çoğunu ş&#252;kreden (kimse)ler bulamayacaksın.”
    18. Allah, dedi ki: “Yerilmiş ve kovulmuş olarak çık oradan. Andolsun, onlardan sana kim uyarsa sizin, hepinizi cehenneme doldururum.”
    19. “Ey &#194;dem! Sen ve eşin cennette kalın. Dilediğiniz yerden yiyin. Fakat şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz.”
    20. Derken şeytan, kendilerinden gizlenmiş olan avret yerlerini onlara açmak için kendilerine vesvese verdi ve dedi ki: “Rabbiniz size bu ağacı ancak, melek olmayasınız, ya da (cennette) ebed&#238; kalacaklardan olmayasınız diye yasakladı.”
    21. “Ş&#252;phesiz ben size öğ&#252;t verenlerdenim” diye de onlara yemin etti.
    22. Bu s&#251;retle onları kandırarak yasağa s&#252;r&#252;kledi. Ağaçtan tattıklarında kendilerine avret yerleri gör&#252;nd&#252;. Derhal &#252;zerlerini cennet yapraklarıyla örtmeye başladılar. Rab’leri onlara, “Ben size bu ağacı yasaklamadım mı? Şeytan size apaçık bir d&#252;şmandır, demedim mi?” diye seslendi.
    23. Dediler ki: “Rabbimiz! Biz kendimize zul&#252;m ettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.”
    24. Allah, dedi ki: “Birbirinizin d&#252;şmanı olarak inin (oradan). Size yery&#252;z&#252;nde bir zamana kadar yerleşme ve yararlanma vardır.”
    25. Allah, dedi ki: “Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve oradan (mahşere) çıkarılacaksınız.”
    26. Ey &#194;demoğulları! Size avret yerlerinizi örtecek giysi ve s&#252;slenecek elbise verdik. Takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) elbisesi var ya, işte o daha hayırlıdır. Bu (giysiler), Allah’ın rahmetinin alametlerindendir. Belki öğ&#252;t alırlar (diye onları insanlara verdik).
    27. Ey &#194;demoğulları! Avret yerlerini kendilerine açmak için, elbiselerini soyarak ana babanızı cennetten çıkardığı gibi, şeytan sizi de saptırmasın. &#199;&#252;nk&#252; o ve kabilesi, onları göremeyeceğiniz yerden sizi gör&#252;rler. Ş&#252;phesiz biz, şeytanları, iman etmeyenlerin dostları kılmışızdır.
    28. &#199;irkin bir iş işledikleri vakit, “Biz atalarımızı bunun &#252;zerinde bulduk, Allah da bize bunu emretti” derler. De ki: “Ş&#252;phesiz, Allah çirkin işleri emretmez. Siz bilmediğiniz şeyleri Allah’ın &#252;zerine mi atıyorsunuz?”
    29. De ki: “Rabbim adaleti emretti. Her secde yerinde y&#252;zlerinizi (O’na) doğrultun. Dini Allah’a has kılarak O’na ibadet edin. Sizi başlangıçta yarattığı gibi (yine O’na) döneceksiniz.”
    30. Allah, bir kısmına hidayet etti, bir kısmına da sapıklık l&#226;yık oldu. &#199;&#252;nk&#252; onlar Allah’ı bırakıp şeytanları dost edinmişlerdi. Kendilerinin de doğru yolda olduklarını sanıyorlardı.
    31. Ey &#194;demoğulları! Her mescitte ziynetinizi takının (g&#252;zel ve temiz giyinin). Yiyin için fakat israf etmeyin. &#199;&#252;nk&#252; O, israf edenleri sevmez.
    32. De ki: “Allah’ın, kulları için yarattığı z&#238;neti ve temiz rızkı kim haram kılmış?” De ki: “Bunlar, d&#252;nya hayatında m&#252;’minler içindir. Kıyamet g&#252;n&#252;nde ise yalnız onlara özg&#252;d&#252;r. İşte bilen bir topluluk için &#226;yetleri, ayrı ayrı açıklıyoruz.”
    33. De ki: “Rabbim ancak, açık ve gizli çirkin işleri, g&#252;nahı, haksız saldırıyı, hakkında hiçbir delil indirmediği herhangi bir şeyi Allah’a ortak koşmanızı ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.”
    34. Her milletin belli bir eceli vardır. Onların eceli geldi mi, ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler.
    35. Ey &#194;demoğulları! İçinizden size benim &#226;yetlerimi anlatan Peygamberler gelir de her kim Allah’a karşı gelmekten sakınır ve h&#226;lini d&#252;zeltirse, artık onlara korku yoktur. Onlar &#252;z&#252;lecek de değillerdir.
    36. &#194;yetlerimizi yalanlayanlar ve onlara uymayı kibirlerine yediremeyenlere gelince, işte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebed&#238; kalacaklardır.
    37. Kim, Allah’a karşı yalan uyduran veya O’nun &#226;yetlerini yalanlayanlardan daha zalimdir? İşte onlara kitaptan (kendileri için yazılmış öm&#252;r ve rızıklardan) payları erişir. Sonunda kendilerine melek elçilerimiz, canlarını almak için geldiğinde, “Hani Allah’ı bırakıp tapınmakta olduğunuz şeyler nerede?” derler. Onlar da, “Bizi y&#252;z&#252;st&#252; bırakıp kayboldular” derler ve k&#226;fir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ederler.
    38. Allah, şöyle der: “Sizden önce gelip geçmiş cin ve insan toplulukları ile birlikte ateşe girin.” Her topluluk (arkasından gidip sapıklığa d&#252;şt&#252;ğ&#252 yoldaşına l&#226;net eder. Nihayet hepsi orada toplandığı zaman peşlerinden gidenler, kendilerine önc&#252;l&#252;k edenler için, “Ey Rabbimiz! Şunlar bizi saptırdılar. Onlara bir kat daha ateş azabı ver” derler. Allah, der ki: “Her biriniz için bir kat daha fazla azap vardır. Fakat bilmiyorsunuz.”
    39. &#214;ncekiler sonrakilere, “Sizin bize karşı bir &#252;st&#252;nl&#252;ğ&#252;n&#252;z yoktur. Artık kazanmış olduğunuz şeylere karşılık, azabı tadın” derler.
    40. &#194;yetlerimizi yalanlayanlar ve o &#226;yetlere uymayı kibirlerine yediremeyenler var ya, onlara göklerin kapıları açılmaz. Onlar, deve iğne deliğinden geçinceye kadar cennete de giremezler! Biz suçluları işte böyle cezalandırırız.
    41. Onlar için cehennem ateşinden döşek, &#252;stlerinde de cehennem ateşinden ört&#252;ler var. İşte biz zalimleri böyle cezalandırırız.
    42. İman edip salih ameller işleyenlere gelince -ki biz kişiye ancak g&#252;c&#252;n&#252;n yettiğini y&#252;kleriz- işte onlar cennetliklerdir. Onlar orada ebed&#238; kalıcıdırlar.
    43. Biz onların kalplerinde kin namına ne varsa sök&#252;p attık. Altlarından da ırmaklar akar. “Hamd, bizi buna eriştiren Allah’a mahsustur. Eğer Allah’ın bizi eriştirmesi olmasaydı, biz hidayete ermiş olamazdık. Andolsun, Rabbimizin peygamberleri bize hakkı getirmişler” derler. Onlara, “İşte yaptığınız (iyi işler) sayesinde kendisine varis kılındığınız cennet!” diye seslenilir.
    44. Cennetlikler cehennemliklere, “Rabbimizin bize va’dettiğini biz gerçek bulduk. Siz de Rabbinizin va’dettiğini gerçek buldunuz mu?” diye seslenirler. Onlar, “Evet” derler. O zaman aralarında bir duyurucu, “Allah’ın l&#226;neti zalimlere!” diye seslenir.
    45. Onlar Allah yolundan alıkoyan ve onu, eğri ve çelişkili göstermek isteyenlerdir. Onlar ahireti de ink&#226;r edenlerdir.
    46. İkisi (cennet ve cehennem) arasında bir sur , A’r&#226;f &#252;zerinde de birtakım adamlar vardır. Cennet ve cehennemliklerin hepsini simalarından tanımaktadırlar. Cennetliklere, “Sel&#226;m olsun size!” diye seslenirler. Onlar hen&#252;z cennete girmemişlerdir, ama bunu ummaktadırlar.
    47. Gözleri cehennemlikler tarafına çevrildiği zaman, “Ey Rabbimiz! Bizi zalim toplumla beraber kılma” derler.
    48. A’r&#226;ftakiler, simalarından tanıdıkları birtakım adamlara da seslenir ve şöyle derler: “Ne çokluğunuz, ne de taslamakta olduğunuz kibir size bir yarar sağladı!”
    49. “Sizin, ‘Allah bunları rahmete erdirmez’ diye yemin ettikleriniz şunlar mı?” (Sonra cennetliklere dönerek) “Haydi, girin cennete. Size korku yok. Siz &#252;z&#252;lecek de değilsiniz” derler.
    50. Cehennemlikler de cennetliklere, “Ne olur, sudan veya Allah’ın size verdiği rızıktan biraz da bizim &#252;zerimize akıtın” diye çağrışırlar. Onlar, “Ş&#252;phesiz, Allah bunları k&#226;firlere haram kılmıştır” derler.
    51. Onlar dinlerini oyun ve eğlence edinmişler ve d&#252;nya hayatı da kendilerini aldatmıştı. İşte onlar bu g&#252;nlerine kavuşacaklarını nasıl unuttular ve &#226;yetlerimizi nasıl ink&#226;r edip durdularsa, biz de onları bug&#252;n öyle unuturuz.
    52. Andolsun biz onlara, bilerek açıkladığımız bir kitabı, inanan bir toplum için bir yol gösterici ve rahmet olarak getirdik.
    53. Onlar ise ancak, (“Görelim bakalım!” diyerek) Kur’an’ın bildirdiği sonucu (te’vilini) bekliyorlar. Onun bildirdiği sonuç gelip çattığı g&#252;n, önceden onu unutmuş olanlar derler ki: “Gerçekten Rabbimizin peygamberleri hakkı getirmişler. Şimdi bizim için şefaatçılar var mı ki bize şefaat etseler veya (d&#252;nyaya) dönd&#252;r&#252;lsek de yaptıklarımızdan başkasını yapsak?” Gerçekten onlar kendilerine yazık etmişlerdir. (İl&#226;h diye) uydurdukları (putlar) da onları y&#252;z&#252;st&#252; bırakarak uzaklaşıp kaybolmuşlardır.
    54. Ş&#252;phesiz sizin Rabbiniz, gökleri ve yeri altı g&#252;n içinde (altı evrede) yaratan ve Arş’a kurulan, geceyi, kendisini durmadan takip eden g&#252;nd&#252;ze katan, g&#252;neşi, ayı ve b&#252;t&#252;n yıldızları da buyruğuna tabi olarak yaratan Allah’tır. Dikkat edin, yaratmak da, emretmek de yalnız O’na mahsustur. &#194;lemlerin Rabbi olan Allah’ın şanı y&#252;cedir.
    55. Rabbinize alçak gön&#252;ll&#252;ce ve için için dua edin. &#199;&#252;nk&#252; O, haddi aşanları sevmez.
    56. D&#252;zene sokulduktan sonra yery&#252;z&#252;nde bozgunculuk yapmayın. Allah’a (azabından) korkarak ve (rahmetini) umarak dua edin. Ş&#252;phesiz, Allah’ın rahmeti iyilik edenlere çok yakındır.
    57. O, r&#252;zg&#226;rları rahmetinin ön&#252;nde m&#252;jde olarak gönderendir. Nihayet r&#252;zg&#226;rlar ağır bulutları y&#252;klendiği vakit, onları öl&#252; bir belde(yi diriltmek) için sevk ederiz de oraya suyu indiririz. Derken onunla t&#252;rl&#252; t&#252;rl&#252; meyveleri çıkarırız. İşte öl&#252;leri de öyle çıkaracağız. Ola ki ibretle d&#252;ş&#252;n&#252;rs&#252;n&#252;z.
    58. (Toprağı) iyi ve elverişli beldenin bitkisi, Rabbinin izniyle bol ve bereketli çıkar. (Toprağı) köt&#252; ve elverişsiz olandan ise, faydasız bitkiden başkası çıkmaz. Ş&#252;kredecek bir toplum için biz &#226;yetleri işte böyle değişik biçimlerde açıklıyoruz.
    59. Andolsun, N&#251;h’u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik de, “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin için O’ndan başka hiçbir il&#226;h yoktur. Ş&#252;phesiz ben sizin adınıza b&#252;y&#252;k bir g&#252;n&#252;n azabından korkuyorum” dedi.
    60. Kavminin ileri gelenleri, “Biz seni açıkça bir sapıklık içinde gör&#252;yoruz” dediler.
    61. (N&#251;h onlara) şöyle dedi: “Ey kavmim! Bende herhangi bir sapıklık yok. Aksine ben, &#226;lemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim.”
    62. “Ben size Rabbimin vahyettiklerini tebliğ ediyorum ve size nasihat ediyorum. Sizin bilmediğiniz şeyleri de Allah tarafından gelen vahiy ile biliyorum.”
    63. Sizi uyarması ve sizin de Allah’a karşı gelmekten sakınıp rahmete ulaşmanız için, içinizden bir adam aracılığı ile Rabbinizden size bir zikir (vahiy ve öğ&#252;t) gelmesine şaştınız mı?
    64. Derken kavmi onu yalanladı. Biz de onu ve gemide onunla beraber bulunanları kurtardık. &#194;yetlerimizi yalanlayanları da suda boğduk. &#199;&#252;nk&#252; onlar (vicdanları hakka kapalı) kör bir kavim idiler.
    65. &#194;d kavmine de kardeşleri H&#251;d’u peygamber olarak gönderdik. Onlara, “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin için O’ndan başka hiçbir il&#226;h yoktur. Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” dedi.
    66. Kavminin ileri gelenlerinden ink&#226;r edenler dediler ki: “Ş&#252;phesiz, biz seni akıl kıtlığı içinde gör&#252;yoruz. Biz senin mutlaka yalancılardan biri olduğuna inanıyoruz.”
    67. H&#251;d, şöyle dedi: “Ey kavmim! Bende akıl kıtlığı yok. Aksine ben &#226;lemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim.”
    68. “Rabbimin vahyettiklerini size tebliğ ediyorum. Ben sizin için g&#252;venilir bir nasihatçıyım.”
    69. “Sizi uyarması için içinizden bir adam aracılığıyla Rabbinizden size bir zikir (vahy ve öğ&#252;t) gelmesine şaştınız mı? Hatırlayın ki, Allah sizi N&#251;h kavminden sonra onların yerine getirdi ve sizi yaratılış itibariyle daha g&#252;çl&#252; kıldı. Allah’ın nimetlerini hatırlayın ki kurtuluşa eresiniz.”
    70. Onlar, “Sen bize tek Allah’a ibadet edelim, atalarımızın ibadet edegeldiklerini bırakalım diye mi geldin? Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bizi tehdit ettiğin azabı bize getir” dediler.
    71. H&#251;d, “Artık size Rabbinizden bir azap ve öfke inmiştir. Allah’ın, haklarında hiçbir delil indirmediği, yalnızca sizin ve babalarınızın uydurduğu birtakım isimler (d&#252;zmece tanrılar) hakkında mı benimle tartışıyorsunuz? &#214;yleyse (başınıza geleceği) bekleyin! Ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim!” dedi.
    72. Bunun &#252;zerine biz onu ve beraberindekileri tarafımızdan bir rahmetle kurtardık. &#194;yetlerimizi yalanlayan ve iman etmemiş olanların ise kök&#252;n&#252; kestik.
    73. Sem&#251;d kavmine de kardeşleri Salih’i Peygamber olarak gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin için O’ndan başka bir il&#226;h yoktur. Gerçekten size Rabbinizden (benim peygamber olduğumu gösterecek) açık bir delil geldi. İşte size bir mucize olarak Allah’ın şu devesi.. Bırakın onu da Allah’ın m&#252;lk&#252;nde yesin, içsin. Sakın ona bir köt&#252;l&#252;k etmeyin. Yoksa sizi elem dolu bir azap yakalar.”
    74. “Hatırlayın ki Allah &#194;d kavminden sonra, sizi onların yerine getirdi ve sizi yery&#252;z&#252;nde yerleştirdi. Yerin ovalarında köşkler kuruyor, dağları oyup evler yapıyorsunuz. Artık Allah’ın nimetlerini anın da yery&#252;z&#252;nde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.”
    75. Kavminin b&#252;y&#252;kl&#252;k taslayan ileri gelenleri, k&#252;ç&#252;k gör&#252;l&#252;p ezilen inanmışlara, “Siz, Salih’in, Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamber olduğunu (sahiden) biliyor musunuz?” dediler. Onlar da, “Biz ş&#252;phesiz onunla gönderilene inananlarız” dediler.
    76. B&#252;y&#252;kl&#252;k taslayanlar, “Ş&#252;phesiz biz sizin inandığınız şeyi ink&#226;r edenleriz” dediler.
    77. Nihayet deveyi kestiler, Rablerinin emrine karşı geldiler ve “Ey Salih! Sen eğer (dediğin gibi) peygamberlerden isen, haydi bizi tehdit ettiğin azabı getir” dediler.
    78. Derken, onları o kuvvetli sarsıntı yakaladı da yurtlarında y&#252;z&#252;st&#252; hareketsiz çöke kaldılar.
    79. Artık, Salih onlardan y&#252;z çevirdi ve “Andolsun, ben size Rabbimin vahyettiklerini tebliğ ettim ve size nasihatta bulundum. Fakat siz nasihat edenleri sevmiyorsunuz” dedi.
    80. L&#251;t’u da Peygamber olarak gönderdik. Hani o kavmine şöyle demişti: “Sizden önce &#226;lemlerden hiçbir kimsenin yapmadığı çirkin işi mi yapıyorsunuz?”
    81. “Hakikaten siz kadınları bırakıp, şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz. Hayır, siz haddi aşan bir toplumsunuz.”
    82. Kavminin cevabı ise sadece, “&#199;ıkarın bunları memleketinizden! G&#252;ya onlar kendilerini fazla temiz tutan insanlar!..” demek oldu.
    83. Bunun &#252;zerine biz de onu ve karısı dışında aile fertlerini kurtardık. Karısı ise azab içinde kalanlardan oldu.
    84. Onların &#252;st&#252;ne bir azap yağmuru yağdırdık.” Bak, suçluların akıbeti nasıl oldu.
    85. Medyen halkına da kardeşleri Şu’ayb’ı peygamber olarak gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin için O’ndan başka hiçbir il&#226;h yoktur. Rabbinizden size açık bir delil gelmiştir. Artık ölç&#252;y&#252; ve tartıyı tam yapın. İnsanların mallarını eksiltmeyin. D&#252;zene sokulduktan sonra yery&#252;z&#252;nde bozgunculuk etmeyin. İnananlar iseniz bunlar sizin için hayırlıdır.”
    86. “Bir de, tehdit ederek Allah’ın yolundan O’na iman edenleri çevirmek, Allah’ın yolunu eğri ve çelişkili göstermek &#252;zere her yol &#252;st&#252;ne oturmayın. Hatırlayın ki, siz az (ve g&#252;çs&#252;z) idiniz de O sizi çoğalttı. Bakın, bozguncuların sonu nasıl oldu!?”
    87. “Eğer içinizden bir kısmı benimle gönderilen gerçeğe inanmış, bir kısmı da inanmamışsa, artık Allah aramızda h&#252;km&#252;n&#252; verinceye kadar sabredin. O, h&#252;k&#252;m verenlerin en hayırlısıdır.”
    88. Şu’ayb’ın kavminden b&#252;y&#252;kl&#252;k taslayan ileri gelenler dediler ki: “Ey Şu’ayb! Andolsun, ya kesinlikle bizim dinimize dönersiniz ya da mutlaka seni ve seninle birlikte inananları memleketimizden çıkarırız.” Şu’ayb, “İstemesek de mi?” dedi.
    89. “Allah, bizi sizin dininizden kurtardıktan sonra eğer ona dönersek mutlaka Allah’a karşı yalan uydurmuş oluruz. Rabbimiz Allah’ın dilemesi olmadıkça, sizin dininize dönmemiz bizim için olacak şey değildir. Rabbimiz her şeyi ilmiyle kuşatmıştır. Biz yalnız Allah’a tevekk&#252;l ettik. Ey Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında gerçekle h&#252;kmet. &#199;&#252;nk&#252; sen h&#252;kmedenlerin en hayırlısısın.”
    90. Şu’ayb’ın kavminden ink&#226;r eden ileri gelenler dediler ki: “(Ey ahali!) Andolsun ki eğer Şu’ayb’a uyarsanız, o takdirde mutlaka siz zarar edenler olursunuz.”
    91. Derken, onları o korkunç sarsıntı yakaladı da yurtlarında y&#252;z&#252;st&#252; hareketsiz çöke kaldılar.
    92. Şu’ayb’ı yalanlayanlar sanki orada hiç yaşamamışlardı. Şu’ayb’ı yalanlayanlar var ya, asıl ziyana uğrayanlar onlar oldu.
    93. (Şu’ayb) onlardan y&#252;z çevirdi ve dedi ki: “Ey kavmim! Andolsun, ben size Rabbimin vahyettiklerini ulaştırdım. Size nasihat de ettim. Şimdi ben, ink&#226;rcı bir topluluğa nasıl &#252;z&#252;l&#252;r&#252;m?”
    94. Biz hiçbir memlekete bir peygamber göndermedik ki (karşı çıkmaktan vazgeçip) yalvarıp yakarsınlar diye ora halkını yoksulluk ve sıkıntıya uğratmış olmayalım.
    95. Sonra köt&#252;l&#252;ğ&#252;n (sıkıntı ve darlığın) yerine iyiliği (bolluk ve genişliği) getirdik. Nihayet çoğaldılar ve (nankörl&#252;k edip): “Atalarımız da darlığa uğramış ve bolluğa kavuşmuşlardı” dediler. Biz de, farkında değillerken onları ansızın yakaladık.
    96. Eğer, o memleketlerin halkları iman etseler ve Allah’a karşı gelmekten sakınsalardı, elbette onların &#252;st&#252;ne gökten ve yerden nice bereketler(in kapılarını) açardık. Fakat onlar yalanladılar, biz de kendilerini işledikleri g&#252;nahlarından dolayı yakalayıverdik.
    97. Memleketlerin halkları geceleyin uyurken kendilerine azabımızın gelmesinden emin mi oldular?
    98. Ya da o memleketlerin halkları kuşluk vakti g&#252;l&#252;p oynarken kendilerine azabımızın gelmesinden emin mi oldular?
    99. Yoksa Allah’ın tuzağından emin mi oldular? Ziyana uğrayan kavimden başkası Allah’ın tuzağından emin olamaz.
    100. &#214;nceki sahiplerinden sonra yery&#252;z&#252;ne varis olanlara şu gerçek apaçık belli olmadı mı ki, biz dileseydik onları da (öncekiler gibi) g&#252;nahları y&#252;z&#252;nden cezalandırırdık. Biz onların kalplerini m&#252;h&#252;rleriz de onlar hakkı işitmezler.
    101. İşte memleketler! Onların haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Andolsun, peygamberleri onlara apaçık deliller getirmişti. Fakat onlar daha önce yalanladıklarına inanacak değillerdi. Allah, k&#226;firlerin kalplerini işte böyle m&#252;h&#252;rler.
    102. Biz onların çoğunda, söz&#252;nde durma diye bir şey bulmadık. Ama gerçekten onların çoklarını yoldan çıkmış kimseler bulduk.
    103. Sonra onların ardından M&#251;s&#226;’yı, apaçık mucizelerimizle Firavun’a ve onun ileri gelen adamlarına peygamber olarak gönderdik de onları (mucizeleri) ink&#226;r ettiler. Bak, bozguncuların sonu nasıl oldu.
    104. M&#251;s&#226; dedi ki: “Ey Firavun! Ş&#252;phesiz ki ben &#226;lemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim.”
    105. Bana, Allah’a karşı sadece gerçeği söylemem yaraşır. Ben size Rabbinizden açık bir delil (mucize) getirdim. Artık İsrailoğullarını benimle gönder.
    106. Firavun, “Eğer açık bir delil getirdiysen haydi göster onu bakalım, şayet doğru söyleyenlerden isen” dedi.
    107. Bunun &#252;zerine M&#251;s&#226;, asasını yere attı. Bir de ne görs&#252;nler, apaçık bir ejderha.
    108. Elini (koynundan) çıkardı. Bir de ne görs&#252;nler o, bakanlar için, bembeyaz olmuş.
    109. Firavun’un kavminden ileri gelenler, dediler ki: “Ş&#252;phesiz bu adam usta bir sihirbazdır.”
    110. “Sizi yerinizden çıkarmak istiyor.” Firavun, ileri gelenlere, “&#214;yle ise siz ne d&#252;ş&#252;n&#252;yorsunuz?” dedi.
    111. Onlar şöyle dediler: “M&#251;s&#226;’yı ve kardeşini (bir s&#252;re) beklet (haklarında bir işlem yapma) ve şehirlere toplayıcılar yolla.”
    112. “B&#252;t&#252;n usta sihirbazları (toplayıp) sana getirsinler.”
    113. Sihirbazlar Firavun’a geldiler. “Galip gelenler biz olursak mutlaka bize bir m&#252;k&#226;fat vardır, değil mi?” dediler.
    114. Firavun, “Evet. &#220;stelik siz (&#252;cretle de kalmayacaksınız) mutlaka benim en yakınlarımdan olacaksınız” dedi.
    115. (Sihirbazlar), “Ey M&#251;s&#226;! Ya önce sen at, ya da önce atanlar biz olalım” dediler.
    116. (M&#251;s&#226, “Siz atın” dedi. Bunun &#252;zerine onlar (ellerindekini) atınca insanların gözlerini b&#252;y&#252;lediler ve onlara korku saldılar. B&#252;y&#252;k bir sihir yaptılar.
    117. Biz de M&#251;s&#226;’ya, “Elindeki değneğini at” diye vahyettik. Bir de ne görs&#252;nler o, onların uydurduklarını yakalayıp yutuyor.
    118. Böylece hak yerini buldu ve onların yapmış oldukları şeylerin hepsi boşa çıktı.
    119. Artık orada yenilmişler ve k&#252;ç&#252;k d&#252;şm&#252;şlerdi.
    120. Sihirbazlar ise secdeye kapandılar.
    121. “&#194;lemlerin Rabbine iman ettik” dediler.
    122. “M&#251;s&#226; ve H&#226;r&#251;n’un Rabbine.”
    123. Firavun, “Ben size izin vermeden ona iman ettiniz ha!” dedi. “Ş&#252;phesiz bu halkını oradan çıkarmak için şehirde kurduğunuz bir tuzaktır. Göreceksiniz!”
    124. “Mutlaka sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra da (ibret olsun diye) sizin t&#252;m&#252;n&#252;z&#252; elbette asacağım.”
    125. Dediler ki: “Biz mutlaka Rabbimize döneceğiz.”
    126. “Sen sırf, Rabbimizin &#226;yetleri bize geldiğinde iman ettiğimiz için bize hınç duyuyorsun. Ey Rabbimiz! &#220;zerimize sabır yağdır ve m&#252;sl&#252;man olarak bizim canımızı al.”
    127. Firavun’un kavminden ileri gelenler dediler ki: “Sen (sihirbazları cezalandıracaksın da) M&#251;s&#226;’yı ve kavmini, bu &#252;lkede fesat çıkarsınlar, seni ve il&#226;hlarını terk etsinler diye bırakacak mısın?” Firavun, “Biz onların oğullarını öld&#252;receğiz, kadınlarını sağ bırakacağız. Biz onların &#252;zerinde ezici bir g&#252;ce sahibiz?” dedi.
    128. M&#251;s&#226;, kavmine, “Allah’tan yardım isteyin ve sabredin. Ş&#252;phesiz yery&#252;z&#252; Allah’ındır. Ona, kullarından dilediğini mirasçı kılar. Sonuç Allah’a karşı gelmekten sakınanlarındır” dedi.
    129. Dediler ki: “Sen bize gelmeden önce de bize işkence edildi, geldikten sonra da.” M&#251;s&#226;, “Umulur ki, Rabbiniz d&#252;şmanınızı hel&#226;k edecek ve sizi bu yerde (Mısır’da) egemen kılıp, nasıl davranacağınıza bakacaktır” dedi.
    130. Andolsun biz, Firavun ailesini, öğ&#252;t alsınlar diye yıllarca s&#252;ren kıtlık ve &#252;r&#252;n eksikliği ile cezalandırdık.
    131. Fakat onlara iyilik geldiği zaman, “Bu bizimdir, (biz çalışıp kazandık)” derler. Eğer başlarına bir köt&#252;l&#252;k gelirse, M&#251;s&#226; ve beraberindekilerin uğursuzluğuna yorarlardı. İyi bilin ki, onların uğursuzluk sebebi ancak Allah katında (yazılı)dır. Fakat çokları bilmezler.
    132. Dediler ki: “Bizi b&#252;y&#252;lemek için her ne getirirsen getir, biz sana inanacak değiliz.”
    133. Biz de, her biri ayrı ayrı birer mucize olmak &#252;zere başlarına tufan, çekirge, &#252;r&#252;n g&#252;vesi (haşarat), kurbağalar ve kan gönderdik. (Hiçbirinden ders almadılar.) B&#252;y&#252;kl&#252;k tasladılar ve suçlu bir kavim oldular.
    134. &#220;zerlerine azap çök&#252;nce, “Ey M&#251;s&#226;! Rabbinin sana verdiği söz uyarınca bizim için dua et. Eğer azabı &#252;zerimizden kaldırırsan, mutlaka sana inanacağız ve İsrailoğullarını seninle birlikte elbette göndereceğiz” dediler.
    135. Fakat erişecekleri bir s&#252;reye kadar biz azabı &#252;zerlerinden kaldırınca hemen yeminlerini bozarlar.
    136. Bu y&#252;zden onlardan intikam aldık. &#194;yetlerimizi yalanlamaları ve onları umursamamaları sebebiyle kendilerini denizde boğduk.
    137. Hor gör&#252;l&#252;p ezilmekte olan kavmi (İsrailoğullarını), toprağına bolluk ve bereket verdiğimiz yerin doğu ve batı taraflarına mirasçı kıldık. Rabbinin İsrailoğullarına verdiği g&#252;zel söz, onların sabretmeleri karşılığında gerçekleşti. Firavun ve kavminin yaptıklarını ve (özenle kurup) y&#252;kselttiklerini yerle bir ettik.
    138. İsrailoğullarını denizden geçirdik. Derken, kendilerine ait putlara tapan bir kavme rastladılar. İsrailoğulları, “Ey M&#251;s&#226;! Onların kendilerine ait il&#226;hları (putları) olduğu gibi sen de bize ait bir il&#226;h yapsana” dediler. M&#251;sa şöyle dedi: “Ş&#252;phesiz siz cahillik eden bir kavimsiniz.”
    139. Ş&#252;phesiz bunların (din diye) içinde bulundukları şey yok olmaya mahk&#251;mdur. Yapmakta olduklarının hepsi batıldır.”
    140. “Sizi &#226;lemlere &#252;st&#252;n kılmış iken, Allah’tan başka il&#226;h mı araştırayım size?”
    141. Hani sizi Firavun ailesinden kurtarmıştık. Onlar size en köt&#252; işkenceyi uyguluyorlardı. Oğullarınızı öld&#252;r&#252;yor, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Bunda size Rabbiniz tarafından b&#252;y&#252;k bir imtihan vardı.
    142. M&#251;s&#226;’ya otuz gece s&#252;re belirledik, buna on (gece) daha kattık. Böylece Rabbinin belirlediği vakit kırk geceye tamamlandı. M&#251;s&#226;, kardeşi H&#226;r&#251;n’a, “Kavmim arasında benim yerime geç ve yapıcı ol. Sakın bozguncuların yoluna uyma” dedi.
    143. M&#251;s&#226;, belirlediğimiz yere (T&#251;r’a) gelip Rabbi de ona konuşunca, “Rabbim! Bana (kendini) göster, sana bakayım” dedi. Allah da, “Beni (d&#252;nyada) katiyen göremezsin. Fakat (şu) dağa bak, eğer o yerinde durursa sen de beni görebilirsin.” dedi. Rabbi, dağa tecelli edince onu darmadağın ediverdi. M&#251;s&#226; da baygın d&#252;şt&#252;. Ayılınca, “Seni eksikliklerden uzak tutarım Allah’ım! Sana tövbe ettim. Ben inananların ilkiyim” dedi.
    144. (Allah) “Ey M&#251;s&#226;! Vahiylerim ve konuşmamla seni insanlar &#252;zerine seçkin kıldım. &#214;yleyse sana verdiğimi al ve ş&#252;kredenlerden ol” dedi.
    145. M&#251;s&#226; için, Tevrat levhalarında her şeye dair bir öğ&#252;t ve her şeyin bir açıklamasını yazdık ve ona şöyle dedik: “Şimdi onları kuvvetle tut, kavmine de emret. Onları en g&#252;zeliyle alsınlar (uygulasınlar). Yakında size fasıkların yurdunu göstereceğim.”
    146. Yery&#252;z&#252;nde haksız yere b&#252;y&#252;kl&#252;k taslayanları &#226;yetlerimden uzaklaştıracağım. (Onlar) her &#226;yeti görseler de ona iman etmezler. Doğru yolu görseler onu yol edinmezler. Ama sapıklık yolunu görseler onu (hemen) yol edinirler. Bu, onların, &#226;yetlerimizi yalanlamaları ve onlardan hep gafil olmaları sebebiyledir.
    147. &#194;yetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalanlayanların amelleri boşa çıkmıştır. Onlar ancak yapmakta olduklarının cezasını çekerler.
    148. M&#251;s&#226;’nın kavmi onun (Tur’a gitmesinin) ardından, ziynet eşyalarından, böğ&#252;rmesi olan bir buzağı heykeli (yaparak il&#226;h) edindiler. Onun kendileriyle konuşmadığını ve onlara hiçbir yol göstermediğini görmediler mi? (Böyle iken) onu (il&#226;h) edindiler de zalim kimseler oldular.
    149. İsrailoğulları (yaptıklarına) pişman olup, gerçekten sapmış olduklarını gör&#252;nce, “Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa, mutlaka ziyana uğrayanlardan oluruz” dediler.
    150. M&#251;s&#226;, kavmine kızgın ve &#252;zg&#252;n olarak dönd&#252;ğ&#252;nde, “Benden sonra arkamdan ne köt&#252; işler yaptınız! Rabbinizin emrini beklemeyip acele mi ettiniz?” dedi. (&#214;fkesinden) levhaları attı ve kardeşinin saçından tuttu, onu kendine doğru çekmeye başladı. (Kardeşi) “Ey anam oğlu” dedi, “Kavim beni g&#252;çs&#252;z buldu. Az kalsın beni öld&#252;r&#252;yorlardı. Sen de bana böyle davranarak d&#252;şmanları sevindirme. Beni o zalimler topluluğu ile bir tutma.”
    151. (M&#251;s&#226, “Ey Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla. Bizi kendi rahmetine sok. Sen, merhametlilerin en merhametlisisin” dedi.
    152. Buzağıyı il&#226;h edinenlere mutlaka (ahirette) Rablerinden bir gazab, d&#252;nya hayatında ise bir zillet erişecektir. İşte biz iftiracıları böyle cezalandırırız.
    153. Köt&#252;l&#252;kleri işleyip de sonra ardından tövbe edenler ile iman(larında sebat) edenlere gelince ş&#252;phe yok ki, Rabbin ondan (tövbeden) sonra elbette çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
    154. M&#251;s&#226;’nın öfkesi dinince (attığı) levhaları aldı. Onların yazısında Rableri için korku duyanlara bir hidayet ve bir rahmet vardı.
    155. M&#251;s&#226;, kavminden, belirlediğimiz yere gitmek için yetmiş adam seçti. Onları sarsıntı yakalayınca (bayıldılar). M&#251;s&#226;, “Ey Rabbim! Dileseydin onları da beni de bundan önce hel&#226;k ederdin. Şimdi içimizden birtakım beyinsizlerin işledikleri g&#252;nah sebebiyle bizi hel&#226;k mı edeceksin? Bu, sırf senin bir imtihanındır. Onunla dilediğin kimseyi saptırırsın, dilediğini de doğruya iletirsin. Sen, bizim velimizsin. Artık bizi bağışla ve bize acı. Sen, bağışlayanların en hayırlısısın” dedi.
    156. “Bizim için bu d&#252;nyada da bir iyilik yaz, ahirette de. &#199;&#252;nk&#252; biz sana varan doğru yola yöneldik.” Allah, şöyle dedi: “Azabım var ya, dilediğim kimseyi ona uğratırım. Rahmetim ise her şeyi kapsamıştır. Onu, bana karşı gelmekten sakınanlara, zek&#226;tı verenlere ve &#226;yetlerimize inananlara yazacağım.”
    157. Onlar, yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de yazılı buldukları Res&#251;le, o &#252;mm&#238; peygambere uyan kimselerdir. O, onlara iyiliği emreder, onları köt&#252;l&#252;kten alıkoyar. Onlara iyi ve temiz şeyleri hel&#226;l, köt&#252; ve pis şeyleri haram kılar. &#220;zerlerindeki ağır y&#252;kleri ve zincirleri kaldırır. Ona iman edenler, ona saygı gösterenler, ona yardım edenler ve ona indirilen nura (Kur’an’a) uyanlar var ya, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
    158. (Ey Muhammed!) De ki: “Ey insanlar! Ş&#252;phesiz ben, yer ve göklerin h&#252;k&#252;mranlığı kendisine ait olan Allah’ın hepinize gönderdiği peygamberiyim. O’ndan başka hiçbir il&#226;h yoktur. O, diriltir ve öld&#252;r&#252;r. O h&#226;lde, Allah’a ve O’nun sözlerine inanan Res&#251;l&#252;ne, o &#252;mm&#238; peygambere iman edin ve ona uyun ki doğru yolu bulasınız.”
    159. M&#251;s&#226;’nın kavminden (insanları) hak ile doğru yola ileten ve onunla adaletli davranan bir topluluk da vardı.
    160. Biz onları on iki kabile h&#226;linde topluluklara ayırdık. (T&#238;h sahrasında susuzluktan sıkılan) kavmi M&#251;s&#226;’dan su istediğinde biz ona, “As&#226;nı taşa vur” diye vahyettik. (Vurunca) taştan on iki pınar fışkırdı. Herkes (kendi) su içeceği yeri bildi. &#220;zerlerine bulutu da gölgelik yaptık ve onlara kudret helvası ve bıldırcın indirdik. “Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin iyi ve temiz olanlarından yiyin” (dedik). Onlar bize zulmetmediler, fakat kendi nefislerine zulmediyorlardı.
    161. O zaman onlara denilmişti ki: “Şu memlekete yerleşin. Orada dilediğiniz gibi yiyin ve ‘Hıtta (Ya Rabbi, bizi affet)’ deyin. Kentin kapısından eğilerek tevazu ile girin ki biz de sizin hatalarınızı bağışlayalım. İyilik edenlere daha da fazlasını vereceğiz.”
    162. Onlardan zulmedenler hemen söz&#252;, kendilerine söylenenden başka şekle soktular. Biz de zulmetmelerine karşılık &#252;zerlerine gökten bir azab gönderdik.
    163. (Ey Muhammed!) Onlara, deniz kıyısında bulunan kent halkının durumunu sor. Hani onlar Cumartesi (yasağı) konusunda haddi aşıyorlardı. Zira tatil yaptıkları Cumartesi g&#252;n&#252; balıklar onlara akın akın geliyor, tatil yapmadıkları (diğer) g&#252;nlerde ise gelmiyorlardı. İşte onları yoldan çıkmaları sebebiyle böyle imtihan ediyorduk.
    164. Hani onlardan bir topluluk demişti ki: “Siz, Allah’ın hel&#226;k edeceği veya şiddetli bir azaba uğratacağı bir kavme ne diye (boş yere) öğ&#252;t veriyorsunuz?” Onlar da, “Rabbinize bir mazeret beyan etmek için, bir de belki Allah’a karşı gelmekten sakınırlar diye (öğ&#252;t veriyoruz)” demişlerdi.
    165. Onlar kendilerine hatırlatılanı unutunca, biz de köt&#252;l&#252;kten alıkoymaya çalışanları kurtardık. Zulmedenleri yoldan çıkmaları sebebiyle, şiddetli bir azapla yakaladık.
    166. Yasaklandıkları şeylerden vazgeçmeye yanaşmayınca da onlara “aşağılık maymunlar olun” dedik.
    167. Hani Rabbin, elbette kıyamet g&#252;n&#252;ne kadar onlara azabın en köt&#252;s&#252;n&#252; tattıracak kimseleri göndereceğini bildirmişti. Ş&#252;phesiz Rabbin, elbette cezayı çabuk verendir. Ş&#252;phesiz O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
    168. Biz onları yery&#252;z&#252;nde parça parça topluluklara ayırdık. Onlardan iyi kimseler vardır. İçlerinden öyle olmayanları da vardı. Belki dön&#252;ş yaparlar diye de onları g&#252;zellikler ve köt&#252;l&#252;kler ile sınadık.
    169. Derken, onların ardından yerlerine Kitab’a (Tevrat’a) varis olan (köt&#252 bir nesil geldi. Şu geçici d&#252;nyanın değersiz malını alır ve “(nasıl olsa) biz bağışlanacağız” derlerdi. Kendilerine benzeri bir mal gelse onu da alırlar. Allah hakkında, gerçek dışında bir şey söylemeyeceklerine dair onlardan Kitap’ta söz alınmamış mıydı? Onun içindekileri okumamışlar mıydı? H&#226;lbuki, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Hiç d&#252;ş&#252;nm&#252;yor musunuz?
    170. Kitab’a sımsıkı sarılanlara ve namazı dosdoğru kılanlara gelince, ş&#252;phesiz biz, iyiliğe çalışan (erdemli) kimselerin m&#252;k&#226;fatını zayi etmeyiz.
    171. Hani dağı sanki bir gölgelikmiş gibi onların &#252;st&#252;ne kaldırmıştık da &#252;zerlerine d&#252;şecek sanmışlardı. (Onlara “Size verdiğimiz Kitab’a sımsıkı sarılın ve onun içindekileri hatırlayın ki, Allah’a karşı gelmekten sakınasınız” demiştik.
    172. Hani Rabbin (ezelde) &#194;demoğullarının sulplerinden z&#252;rriyetlerini almış, onları kendilerine karşı şahit tutarak, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” demişti. Onlar da, “Evet, şahit olduk (ki Rabbimizsin)” demişlerdi. Böyle yapmamız kıyamet g&#252;n&#252;, “Biz bundan habersizdik” dememeniz içindir.
    173. Yahut, “Bizden önce babalarımız Allah’a ortak koşmuşlar. Biz onlardan sonra gelen bir nesiliz. Şimdi batılcıların işlediği y&#252;z&#252;nden bizi hel&#226;k mı edeceksin?” dememeniz içindir.
    174. Hakka döns&#252;nler diye işte &#226;yetleri böylece ayrı ayrı açıklıyoruz.
    175. Kendisine &#226;yetlerimizi verdiğimiz h&#226;lde, onlardan sıyrılıp da şeytanın kendisini peşine taktığı, bu y&#252;zden de azgınlardan olan kimsenin haberini onlara anlat.
    176. Dileseydik o &#226;yetlerle onu elbette y&#252;celtirdik. Fakat o, d&#252;nyaya saplanıp kaldı da kendi heva ve hevesine uydu. Onun durumu köpeğin durumu gibidir: &#220;zerine varsan da dilini sarkıtıp solur; kendi h&#226;line bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte bu, &#226;yetlerimizi yalanlayan toplumun durumudur. Şimdi onlara bu olayları anlat ki d&#252;ş&#252;ns&#252;nler.
    177. &#194;yetlerimizi yalan sayan ve ancak kendilerine zulmeden bir kavmin durumu ne köt&#252;d&#252;r!
    178. Allah, kimi doğru yola iletirse, odur doğru yolu bulan. Kimleri de saptırırsa, işte onlar, ziyana uğrayanların ta kendileridir.
    179. Andolsun biz, cinler ve insanlardan, kalpleri olup da bunlarla anlamayan, gözleri olup da bunlarla görmeyen, kulakları olup da bunlarla işitmeyen birçoklarını cehennem için var ettik. İşte bunlar hayvanlar gibi, hatta daha da aşağıdadırlar. İşte bunlar gafillerin ta kendileridir.
    180. En g&#252;zel isimler Allah’ındır. O’na o g&#252;zel isimleriyle dua edin ve O’nun isimleri hakkında gerçeği çarpıtanları bırakın. Onlar yaptıklarının cezasına çarptırılacaklardır.
    181. Yarattıklarımızdan, hakka sarılarak doğru yolu gösteren ve hak ile adaleti gerçekleştiren bir topluluk vardır.
    182. &#194;yetlerimizi yalanlayanlara gelince, biz onları bilemeyecekleri bir yerden yavaş yavaş felakete göt&#252;receğiz.
    183. Ben onlara m&#252;hlet veririm. Ş&#252;phesiz benim tuzağım çetindir.
    184. Onlar d&#252;ş&#252;nmediler mi ki (çok iyi tanıdıkları, kendileriyle iç içe yaşamış olan) arkadaşlarında (Peygamber’de) delilikten eser yoktur. O, ancak apaçık bir uyarıcıdır.
    185. Onlar göklerdeki ve yerdeki sınırsız h&#252;k&#252;mranlık ve nizama , Allah’ın yarattığı her şeye, ecellerinin yaklaşmış olabileceğine hiç bakmadılar mı? Peki, bundan sonra artık hangi söze inanacaklar?
    186. Allah, kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek kimse yoktur. Allah, onları azgınlıkları içinde bırakır, bocalayıp dururlar.
    187. Sana kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar. De ki: “Onun bilgisi ancak Rabbimin katındadır. Onu vaktinde ancak O (Allah) ortaya çıkaracaktır. O göklere de, yere de ağır basmıştır. O, size ancak ansızın gelecektir.” Sanki senin ondan haberin varmış gibi sana soruyorlar. De ki: “Onun bilgisi sadece Allah katındadır. Fakat insanların çoğu bilmiyorlar.”
    188. De ki: “Allah dilemedikçe ben kendime bir zarar verme ve bir fayda sağlama g&#252;c&#252;ne sahip değilim. Eğer ben gaybı biliyor olsaydım, daha çok hayır elde etmek isterdim ve bana köt&#252;l&#252;k dokunmazdı. Ben inanan bir kavim için sadece bir uyarıcı ve bir m&#252;jdeciyim.”
    189. Allah, sizi bir tek nefisten yaratan ve kendisi ile huzur bulsun diye eşini de ondan var edendir. (İnsan) eşiyle birleşince eşi hafif bir y&#252;k y&#252;klenir (gebe kalır) ve (bir m&#252;ddet) onu taşır. Gebeliği ağırlaşınca her ikisi de Rableri Allah’a, “Eğer bize iyi ve sağlıklı bir çocuk verirsen, elbette ş&#252;kredenlerden olacağız” diye dua ederler.
    190. Fakat Allah onlara iyi ve sağlıklı bir çocuk verince de, Allah’ın kendilerine verdiği çocuk konusunda O’na ortaklar koşarlar. Allah, onların ortak koştukları şeylerden y&#252;cedir.
    191. Hiçbir şeyi yaratamayan, kendileri yaratılan şeyleri Allah’a ortak mı koşuyorlar?
    192. H&#226;lbuki onlar (edindikleri il&#226;hlar) ne onlara yardım edebilirler, ne de kendilerine yardım edebilirler.
    193. Onları doğru yola çağırsanız size uymazlar. Onları çağırsanız da, sussanız da sizin için birdir (sonuç alamazsınız).
    194. Allah’ı bırakıp tapındıklarınızın hepsi sizin gibi (yaratılmış) kullardır. Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi hemen onları çağırın da size cevap versinler (duanıza icabet etsinler).
    195. Onların y&#252;r&#252;yecek ayakları mı var? Yahut tutacak elleri mi var? Veya görecek gözleri mi var, ya da işitecek kulakları mı var? De ki: “Haydi, çağırın ortaklarınızı, sonra bana tuzak kurun da bana göz açtırmayın bakalım!”
    196. &#199;&#252;nk&#252; benim velim, Kitab’ı (Kur’an’ı) indiren Allah’tır. O, b&#252;t&#252;n salihlere velilik eder.
    197. Allah’tan başka taptıklarınızın ise size yardım etmeğe g&#252;çleri yetmez. Onlar kendilerine de yardım edemezler.
    198. Eğer onları, doğru yola çağırırsanız işitmezler. Sen onların sana baktıklarını gör&#252;rs&#252;n, h&#226;lbuki onlar görmezler.
    199. Sen af yolunu tut, iyiliği emret, cahillerden y&#252;z çevir.
    200. Eğer şeytandan bir kışkırtma seni d&#252;rterse, hemen Allah’a sığın. Ş&#252;phesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
    201. Ş&#252;phe yok ki Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, kendilerine şeytandan bir vesvese dokunduğu zaman iyice d&#252;ş&#252;n&#252;rler (derhal Allah’ı hatırlarlar da) sonra hemen gözlerini açarlar.
    202. Şeytanlara kardeş olanlara gelince, şeytanlar onları azgınlığın içine çekerler, sonra da bundan hiç geri durmazlar.
    203. (Ey Muhammed!) Onlara (istedikleri) bir &#226;yet getirmediğin zaman (alay ederek) derler ki: “Onu (da) bir yerlerden derleyip toplasaydın ya.” De ki: “Ben ancak Rabbimden bana vahyedilene uymaktayım. Bu (Kur’an &#226;yetleri), Rabbinizden gelen basiretlerdir (Gön&#252;l gözlerini aydınlatan nurlardır). İman edecek bir topluluk için bir hidayet kaynağı ve bir rahmettir.”
    204. Kur’an okunduğu zaman ona kulak verip dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin.
    205. Rabbini, içinden yalvararak ve korkarak, y&#252;ksek olmayan bir sesle sabah-akşam zikret ve gafillerden olma.
    206. Ş&#252;phesiz Rabbin katındaki (melek)ler O’na ibadet etmekten b&#252;y&#252;klenmezler. O’nu tespih ederler ve yalnız O’na secde ederler.


    Kor cehalet cirkeflestirir insanlari !
    Suskunlugum asaletimdendir...
    Her lafa verecek bir cevabim var...
    Lakin bir lafa bakarim laf mi diye,
    Bir de soyleyene bakarim adam mi diye...
    Mevlana Celaleddin-i Rumii

  8. #8
    misafir <s><span style='color: #FF0000'>alpi1907</span></s> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-11-2005
    Mesajlar
    27,766
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    12
    8- ENF&#194 S&#219;RESİ

    Medine döneminde hicretin ikinci yılında Bedir savaşından sonra inmiştir. 75 &#226;yettir. S&#251;re, adını ilk ayetteki “el-Enf&#226;l” kelimesinden almıştır. “Enf&#226;l”, savaş ganimetleri demektir.
    S&#251;rede başlıca, savaş, özellikle Bedir savaşı sonrası elde edilen ganimetlerle, bunların kimlere ve nasıl pay edileceği konu edilmektedir.

    Bismill&#226;hirrahm&#226;nirrah&#238;m.

    1. (Ey Muhammed!) Sana ganimetler hakkında soruyorlar. De ki: “Ganimetler, Allah’a ve Res&#251;l&#252;ne aittir. O h&#226;lde, eğer m&#252;’minler iseniz Allah’a karşı gelmekten sakının, aranızı d&#252;zeltin, Allah ve Ras&#251;l&#252;ne itaat edin.”
    2. M&#252;’minler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri &#252;rperir. O’nun &#226;yetleri kendilerine okunduğu zaman (bu) onların imanlarını artırır. Onlar sadece Rablerine tevekk&#252;l ederler.
    3. Onlar namazı dosdoğru kılan, kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcayan kimselerdir.
    4. İşte onlar gerçekten m&#252;’minlerdir. Onlara, Rableri katında y&#252;ksek mertebeler, bağışlanma ve cömertçe verilmiş rızık vardır.
    5. Nasıl ki, Rabbin seni hak uğruna (savaşmak &#252;zere) evinden çıkarmıştı. M&#252;’minlerden bir grup ise bu konuda kesinlikle isteksizlerdi.
    6. Gerçek apaçık ortaya çıktıktan sonra, sanki göz göre göre öl&#252;me s&#252;r&#252;l&#252;yorlarmış gibi seninle o konuda tartışıyorlardı.
    7. Hani Allah size iki taifeden birini, o sizindir diye va’dediyordu. Siz de g&#252;çs&#252;z olanın sizin olmasını istiyordunuz. Oysa Allah, sözleriyle hakkı meydana çıkarmak ve k&#226;firlerin ardını kesmek istiyordu.
    8. Bu, suçlular hoşlanmasa da Allah’ın hakkı ortaya çıkarması ve batılı ortadan kaldırması içindi.
    9. Hani Rabbinizden yardım istiyor, yalvarıyordunuz. O da, “Ben size ard arda bin melekle yardım ediyorum” diye cevap vermişti.
    10. Allah bunu, sadece bir m&#252;jde olsun ve onunla kalpleriniz yatışsın diye yapmıştı. Yoksa yardım ancak Allah katındandır. Ş&#252;phesiz Allah, mutlak g&#252;ç sahibidir, h&#252;k&#252;m ve hikmet sahibidir.
    11. Hani (Allah) kendi tarafından bir g&#252;venlik olarak sizi hafif bir uykuya daldırıyor; sizi temizlemek, sizden şeytanın vesvesesini gidermek, kalplerinizi pekiştirmek ve ayaklarınızı sağlam bastırmak için &#252;zerinize gökten yağmur yağdırıyordu.
    12. Hani Rabbin meleklere, “Ben sizinle beraberim. İman edenlere sebat verin. Ben k&#226;firlerin kalplerine korku salacağım. Şimdi vurun boyunlarının &#252;st&#252;ne. Vurun, onların b&#252;t&#252;n parmaklarına” diye vahyediyordu.
    13. Bu, onların Allah’a ve Res&#251;l&#252;ne karşı gelmelerindendir. Her kim de Allah’a ve Res&#251;l&#252;ne karşı gelirse bilsin ki Allah’ın cezası şiddetlidir.
    14. İşte şimdi siz tadın onu! K&#226;firlere bir de cehennem azabı vardır.
    15. Ey iman edenler. Savaş d&#252;zeninde iken k&#226;firlerle karşılaştığınız zaman sakın onlara arkanızı dönmeyin (savaştan kaçmayın).
    16. -Savaş taktiği olarak d&#252;şmanı vurmak için çekilme, ya da diğer bir birliğe katılmak durumu hariç- böyle bir g&#252;nde her kim onlara arkasını dönerse mutlaka o, Allah’ın gazabına uğramış olur. Onun varacağı yer de cehennemdir. Ne köt&#252; varılacak yerdir orası!
    17. (Savaşta) onları siz öld&#252;rmediniz, fakat Allah onları öld&#252;rd&#252;. Attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı. M&#252;’minleri, tarafından g&#252;zel bir imtihanla denemek için Allah öyle yaptı. Ş&#252;phesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
    18. İşte durum bu: (Allah, m&#252;’minleri g&#252;zel bir şekilde dener). Bir de Allah, k&#226;firlerin tuzağını zayıf d&#252;ş&#252;rendir.
    19. (Ey ink&#226;rcılar!) Eğer fetih istiyorsanız işte size fetih geldi. Eğer (peygambere karşı gelmekten) vazgeçerseniz, bu sizin için daha hayırlı olur. Eğer dönerseniz biz de döneriz. &#199;ok olsa bile topluluğunuz size hiç fayda vermez. &#199;&#252;nk&#252; Allah m&#252;’minlerle beraberdir.
    20. Ey iman edenler! Allah’a ve Res&#251;l&#252;ne itaat edin ve (Kur’an’ı) dinlediğiniz h&#226;lde ondan y&#252;z çevirmeyin.
    21. İşitmedikleri h&#226;lde, “işittik” diyenler gibi de olmayın.
    22. Ş&#252;phesiz, yery&#252;z&#252;nde y&#252;r&#252;yen canlıların Allah katında en köt&#252;s&#252;, akıllarını kullanmayan (gerçeği görmeyen) sağırlar, dilsizlerdir.
    23. Allah, onlarda bir hayır (hakka yöneliş) olduğunu bilseydi, elbette onlara işittirirdi. Onlara işittirseydi dahi mutlaka yine y&#252;z çevirerek dön&#252;p giderlerdi.
    24. Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’ın ve Res&#251;l&#252;’n&#252;n çağrısına uyun ve bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Yine bilin ki, O’nun huzurunda toplanacaksınız.
    25. Sadece içinizden zulmedenlere erişmekle kalmayacak olan bir azaptan sakının ve bilin ki Allah, azabı çetin olandır.
    26. O vakti hatırlayın ki siz yery&#252;z&#252;nde g&#252;çs&#252;z ve zayıf idiniz. İnsanların sizi kapıp göt&#252;rmesinden korkuyordunuz. Derken Allah sizi barındırdı, yardımıyla destekledi ve sizi temiz şeylerden rızıklandırdı ki ş&#252;kredesiniz.
    27. Ey iman edenler! Allah’a ve Peygamber’e hainlik etmeyin. Bile bile kendi (aranızdaki) emanetlerinize de hainlik etmeyin.
    28. Bilin ki mallarınız ve çoluk çocuğunuz birer deneme aracıdır. Allah katında ise b&#252;y&#252;k bir m&#252;k&#226;fat vardır.
    29. Ey iman edenler! Eğer Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız; O, size iyiyi köt&#252;den ayırt edecek bir anlayış verir ve sizin köt&#252;l&#252;klerinizi örter, sizi bağışlar. Allah, b&#252;y&#252;k l&#252;tuf sahibidir.
    30. Hani k&#226;firler seni tutuklamak veya öld&#252;rmek, ya da (Mekke’den) çıkarmak için tuzak kuruyorlardı. Onlar tuzak kuruyorlar. Allah da tuzak kuruyordu. Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır.
    31. Onlara karşı &#226;yetlerimiz okunduğu zaman, “Duyduk, istesek biz de bunun benzerini elbette söyleriz. Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir” dediler.
    32. Hani onlar, “Ey Allah’ım, eğer şu (Kur’an) senin katından inmiş hak (kitap) ise hemen &#252;zerimize gökten taş yağdır veya bize elem dolu bir azap getir” demişlerdi.
    33. Oysa sen onların içinde iken, Allah onlara azap edecek değildi. Bağışlanma dilerlerken de Allah onlara azap edecek değildir.
    34. Onlar Mescid-i Haram’dan (m&#252;’minleri) alıkoyarken ve oranın bakımına ehil de değillerken, Allah onlara ne diye azap etmesin? Oranın bakımına ehil olanlar ancak Allah’a karşı gelmekten sakınanlardır. Fakat onların çoğu bilmez.
    35. Onların, K&#226;’be’nin yanında duaları ıslık çalıp el çırpmaktan ibarettir. &#214;yle ise (ey m&#252;şrikler) ink&#226;r etmekte olduğunuzdan dolayı tadın azabı.
    36. Ş&#252;phe yok ki, ink&#226;r edenler mallarını (insanları) Allah yolundan alıkoymak için harcarlar ve harcayacaklardır. Sonra bu mallar onlara bir iç acısı olacak, sonra da yenilgiye uğrayacaklardır. İnk&#226;r edenler toplanıp cehenneme s&#252;r&#252;leceklerdir.
    37. Allah, pis olanı temizden ayırmak, pis olanların hepsini birbiri &#252;st&#252;ne koyup yığarak cehenneme koymak için böyle yapar. İşte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.
    38. Ey Muhammed! İnk&#226;r edenlere söyle: Eğer (iman edip, d&#252;şmanlık ve savaştan) vazgeçerlerse, geçmiş g&#252;nahları bağışlanır. Eğer (d&#252;şmanlık ve savaşa) dönerlerse, öncekilere uygulanan il&#226;h&#238; kanun devam etmiş olacaktır.
    39. Baskı ve şiddet kalmayıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer (k&#252;f&#252;rden) vazgeçerlerse, ş&#252;phesiz ki Allah onların yaptıklarını hakkıyla görendir.
    40. Eğer y&#252;z çevirirlerse bilin ki Allah sizin dostunuzdur. O, ne g&#252;zel dosttur; O, ne g&#252;zel yardımcıdır!
    41. Bilin ki, ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri mutlaka Allah’a, Peygamber’e, onun yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolculara aittir. Eğer Allah’a; hak ile batılın birbirinden ayrıldığı g&#252;n, (yani) iki ordunun (Bedir’de) karşılaştığı g&#252;n kulumuza indirdiklerimize inandıysanız (bunu böyle bilin). Allah, her şeye hakkıyla g&#252;c&#252; yetendir.
    42. Hani siz vadinin (Medine’ye) yakın tarafında; onlar uzak tarafında, kervansa sizin aşağınızdaydı. (Onlar sayıca sizden öylesine fazla idi ki), ş&#226;yet buluşmak &#252;zere sözleşmiş olsaydınız (durumu fark edince) sözleşmenizde ayrılığa d&#252;şerdiniz (savaşa yanaşmazdınız). Fakat Allah, olacak bir işi (m&#252;’minlerin zaferini) gerçekleştirmek için böyle yaptı ki, ölen açık bir delille öls&#252;n, yaşayan da açık bir delille yaşasın. Ş&#252;phesiz Allah, elbette hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
    43. Hani Allah sana onları uykunda az gösteriyordu. Eğer sana onları çok gösterseydi elbette gevşerdiniz ve o iş hakkında birbirinizle çekişirdiniz. Fakat Allah (sizi bunlardan) kurtardı. &#199;&#252;nk&#252; O, göğ&#252;slerin öz&#252;n&#252; (kalplerde olanı) hakkıyla bilendir.
    44. Hani karşılaştığınız zaman onları gözlerinize az gösteriyor, sizi de onların gözlerinde azaltıyordu ki Allah, olacak bir işi gerçekleştirsin. B&#252;t&#252;n işler Allah’a dönd&#252;r&#252;l&#252;r.
    45. Ey iman edenler! (Savaş için) bir toplulukla karşılaştığınız zaman sebat edin ve Allah’ı çok anın ki kurtuluşa eresiniz.
    46. Allah’a ve Res&#251;l’&#252;ne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve g&#252;c&#252;n&#252;z, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. &#199;&#252;nk&#252; Allah sabredenlerle beraberdir.
    47. Şımarıp böb&#252;rlenmek, insanlara gösteriş yapmak ve (halkı) Allah yolundan alıkoymak için yurtlarından çıkanlar (Mekke m&#252;şrikleri) gibi olmayın. Allah, onların yaptıklarını kuşatıcıdır.
    48. Hani şeytan onlara yaptıklarını s&#252;slemiş ve, “Bu g&#252;n artık insanlardan size galip gelecek (kimse) yok, mutlaka ben de size yardımcıyım.” demişti. Fakat iki taraf (savaş alanında) y&#252;z y&#252;ze gelince (şeytan), gerisingeriye dön&#252;p, “Ben sizden uzağım. &#199;&#252;nk&#252; ben sizin görmediğiniz şeyler (melekler) gör&#252;yorum. Ben Allah’tan korkarım. Allah, cezası çetin olandır” demişti.
    49. Hani m&#252;nafıklar ve kalplerinde hastalık bulunan kimseler, “Bunları dinleri aldatmış” diyorlardı. H&#226;lbuki kim Allah’a tevekk&#252;l ederse, hiç ş&#252;phesiz Allah mutlak g&#252;ç sahibidir, h&#252;k&#252;m ve hikmet sahibidir.
    50. Melekler, k&#226;firlerin y&#252;zlerine ve artlarına vura vura ve “haydi tadın yangın azabını” diyerek canlarını alırken bir görseydin.
    51. (Ey k&#226;firler!) Bu, sizin ellerinizin önceden yaptığının karşılığıdır. Yoksa, Allah kullarına zulmedici değildir.
    52. Bunların durumu tıpkı Firavun ailesi ve onlardan öncekilerin durumu gibidir. Allah’ın &#226;yetlerini ink&#226;r etmişler, Allah da kendilerini g&#252;nahları sebebiyle hemen yakalamıştı. Ş&#252;phesiz Allah kuvvetlidir, azabı çetin olandır.
    53. Bunun sebebi şudur: Bir toplum kendilerinde bulunan (iyi davranışlar)ı değiştirmedikçe, Allah onlara verdiği bir nimeti değiştirmez ve ş&#252;phesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
    54. Bunların durumu, tıpkı Firavun ailesi ve onlardan öncekilerin durumu gibidir. Onlar Rablerinin &#226;yetlerini yalanlamışlar, biz de onları g&#252;nahları sebebiyle hel&#226;k etmiştik ve Firavun ailesini de suda boğmuştuk. Hepsi de zalim kimselerdi.
    55. Ş&#252;phesiz Allah katında, yery&#252;z&#252;nde y&#252;r&#252;yen canlıların en köt&#252;s&#252;, ink&#226;r edenlerdir. Artık onlar iman etmezler.
    56. Onlar, kendileriyle antlaşma yaptığın, sonra da her defasında antlaşmalarını hiç çekinmeden bozan kimselerdir.
    57. Eğer onları savaşta yakalarsan, bunlar(a vereceğin ceza) ile arkalarındakileri de dağıt ki ibret alsınlar.
    58. (Antlaşma yaptığın) bir kavmin hainlik etmesinden korkarsan, sen de antlaşmayı bozduğunu aynı şekilde onlara bildir. &#199;&#252;nk&#252; Allah, hainleri sevmez.
    59. İnk&#226;r edenler, asla yakayı kurtardıklarını zannetmesinler. &#199;&#252;nk&#252; onlar (sizi) &#226;ciz bırakamazlar.
    60. Onlara karşı g&#252;c&#252;n&#252;z yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Onlarla Allah’ın d&#252;şmanını, sizin d&#252;şmanınızı ve bunlardan başka sizin bilmediğiniz fakat Allah’ın bildiği diğer d&#252;şmanları korkutursunuz. Allah yolunda her ne harcarsanız karşılığı size tam olarak ödenir. Size zulmedilmez.
    61. Eğer onlar barışa yanaşırlarsa, sen de ona yanaş ve Allah’a tevekk&#252;l et. &#199;&#252;nk&#252; O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
    62,63. Eğer seni aldatmak isterlerse bilmiş ol ki sana yetecek Allah’tır. O, seni bizzat kendi yardımıyla ve m&#252;’minlerle destekleyen ve onların kalplerini uzlaştırandır. Şayet yery&#252;z&#252;ndeki şeyleri t&#252;m&#252;yle harcasaydın, sen onların kalplerini uzlaştıramazdın. Fakat, Allah onların arasını uzlaştırdı. Ş&#252;phesiz O, mutlak g&#252;ç sahibidir, h&#252;k&#252;m ve hikmet sahibidir.
    64. Ey Peygamber! Sana ve sana tabi olan m&#252;’minlere Allah yeter.
    65. Ey Peygamber! M&#252;’minleri savaşa teşvik et. Eğer içinizde sabırlı yirmi kişi bulunursa, iki y&#252;z kişiye galip gelirler. Eğer içinizde (sabırlı) y&#252;z kişi bulunursa, ink&#226;r edenlerden bin kişiye galip gelirler. &#199;&#252;nk&#252; onlar anlamayan bir kavimdir.
    66. Şimdi ise, Allah y&#252;k&#252;n&#252;z&#252; hafifletti ve sizde muhakkak bir zaaf olduğunu bildi. Eğer içinizde sabırlı y&#252;z kişi olursa iki y&#252;z kişiye galip gelirler. Eğer içinizde (sabırlı) bin kişi olursa, Allah’ın izniyle iki bin kişiye galip gelirler. Allah, sabredenlerle beraberdir.
    67. Yery&#252;z&#252;nde d&#252;şmanı tamamıyla sindirip h&#226;kim duruma gelmedikçe, hiçbir peygambere esir almak yakışmaz. Siz geçici d&#252;nya menfaatini istiyorsunuz, h&#226;lbuki Allah ahireti (kazanmanızı) istiyor. Allah, mutlak g&#252;ç sahibidir, h&#252;k&#252;m ve hikmet sahibidir.
    68. Eğer Allah’ın daha önce verilmiş bir h&#252;km&#252; olmasaydı, aldığınız şey (fidye)den dolayı size b&#252;y&#252;k bir azap dokunurdu.
    69. Artık elde ettiğiniz ganimetten hel&#226;l ve temiz olarak yiyin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Ş&#252;phesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
    70. Ey Peygamber! Elinizdeki esirlere söyle: Eğer Allah, kalplerinizde (iman, ihl&#226;s, iyi niyet gibi) bir hayır (olduğunu) bilirse, sizden alınan fidyeden daha hayırlısını size verir ve sizi bağışlar. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
    71. Eğer sana hainlik etmek isterlerse, (bil ki) onlar daha önce Allah’a da hainlik etmişlerdi de Allah onlara karşı (sana) imk&#226;n vermişti. Allah, hakkıyla bilendir, h&#252;k&#252;m ve hikmet sahibidir.
    72. İman edip hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp (onlara) yardım edenler var ya, işte onlar birbirlerinin velileridir. İman edip hicret etmeyenlere gelince, hicret edinceye kadar, onların velayetleri size ait değildir. Eğer din konusunda sizden yardım isterlerse, sizinle aralarında sözleşme bulunan bir kavme karşı olmadıkça, yardım etmek &#252;zerinize borçtur. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.
    73. İnk&#226;r edenler de birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunların gereğini yapmazsanız, yery&#252;z&#252;nde bir karışıklık ve b&#252;y&#252;k bir bozulma olur.
    74. İman edip hicret eden ve Allah yolunda cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp (onlara) yardım edenler var ya; işte onlar gerçek m&#252;’minlerdir. Onlar için bir bağışlanma ve bol bir rızık vardır.
    75. Daha sonra iman edip hicret eden ve sizinle birlikte cihad edenlere gelince, işte onlar da sizdendir. Allah’ın kitabınca, kan akrabaları birbirlerine (varis olmaya) daha l&#226;yıktırlar. Ş&#252;phesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.


    Kor cehalet cirkeflestirir insanlari !
    Suskunlugum asaletimdendir...
    Her lafa verecek bir cevabim var...
    Lakin bir lafa bakarim laf mi diye,
    Bir de soyleyene bakarim adam mi diye...
    Mevlana Celaleddin-i Rumii

  9. #9
    misafir <s><span style='color: #FF0000'>alpi1907</span></s> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-11-2005
    Mesajlar
    27,766
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    12
    9- TEVBE S&#219;RESİ

    Son iki &#226;yet hariç Medine döneminde, Peygamber Efendimizin irtihaline yakın bir zamanda inmiştir. 129 &#226;yettir. S&#251;re, adını Allah’ın kullarının tövbesini kabul edeceğini bildirdiği 104. &#226;yetten almıştır. İlk &#226;yette geçen “ber&#226;et” kelimesinden dolayı s&#251;reye Ber&#226;e s&#251;resi adı da verilmiştir. Başında besmele olmayan tek s&#251;redir. S&#251;renin başına besmelenin yazılmamış oluşunu bazı bilginler, onun bir önceki s&#251;renin devamı mahiyetinde oluşu ile açıklamışlardır. S&#251;rede başlıca, yaptıkları antlaşmalara bağlı kalmayan d&#252;şmanlarla ilişkilerin kesilmesi, antlaşmalara bağlı kalanlara karşı ise antlaşmalara bağlı kalınmasının gerekliliği; Kur’an’ın m&#252;sl&#252;manlar &#252;zerinde oluşturduğu etki ve Hz. Peygamber’in m&#252;sl&#252;manlar adına duyduğu endişe söz konusu edilmektedir.

    1. Allah ve Res&#251;l&#252;nden, kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz m&#252;şriklere kesin bir uyarıdır:
    2. Yery&#252;z&#252;nde dört ay daha dolaşın. Şunu bilin ki, siz Allah’ı &#226;ciz bırakacak değilsiniz; Allah ise, ink&#226;rcıları perişan edecektir.
    3. Hacc-ı ekber g&#252;n&#252;nde , Allah ve Res&#251;l&#252;nden b&#252;t&#252;n insanlara bir bildiridir: Allah ve Res&#251;l&#252;, Allah’a ortak koşanlardan uzaktır. Eğer tövbe ederseniz, bu sizin için hayırlıdır. Ama y&#252;z çevirirseniz, şunu iyi bilin ki, siz Allah’ı &#226;ciz bırakabilecek değilsiniz. İnk&#226;rcılara, elem dolu bir azabı m&#252;jdele!
    4. Ancak Allah’a ortak koşanlardan, kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz, sonra da antlaşmalarında size karşı hiçbir eksiklik yapmamış ve sizin aleyhinize hiç kimseye yardım etmemiş olanlar, bu h&#252;km&#252;n dışındadır. Onların antlaşmalarını, s&#252;releri bitinceye kadar tamamlayın. Ş&#252;phesiz Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları sever.
    5. Haram aylar çıkınca bu Allah’a ortak koşanları artık bulduğunuz yerde öld&#252;r&#252;n, onları yakalayıp hapsedin ve her gözetleme yerine oturup onları gözetleyin. Eğer tövbe ederler, namazı kılıp zek&#226;tı da verirlerse, kendilerini serbest bırakın. Ş&#252;phesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
    6. Eğer Allah’a ortak koşanlardan biri senden sığınma talebinde bulunursa, Allah’ın kel&#226;mını işitebilmesi için ona sığınma hakkı tanı. Sonra da onu g&#252;ven içinde olacağı yere ulaştır. Bu, onların bilmeyen bir kavim olmaları sebebiyledir.
    7. Allah’a ortak koşanların Allah katında ve Res&#251;l&#252; yanında bir ahdi nasıl olabilir? Ancak Mescid-i Haram’ın yanında kendileriyle antlaşma yaptıklarınız başkadır. Bunlar size karşı d&#252;r&#252;st davrandığı s&#252;rece, siz de onlara d&#252;r&#252;st davranın. &#199;&#252;nk&#252; Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları sever.
    8. Onların bir ahdi nasıl olabilir ki! Eğer onlar size &#252;st&#252;n gelselerdi, sizin hakkınızda ne akrabalık (bağlarını), ne de antlaşma (y&#252;k&#252;ml&#252;l&#252;ğ&#252;n&#252 gözetirlerdi. Ağızlarıyla sizi hoşnut etmeye çalışıyorlar, oysa kalpleri buna karşı çıkıyor. Onların pek çoğu fasık kimselerdir.
    9. Allah’ın &#226;yetlerini az bir karşılığa değiştiler de insanları O’nun yolundan alıkoydular. Bunların yapmakta oldukları şeyler gerçekten ne köt&#252;d&#252;r!
    10. Bir m&#252;’min hakkında ne akrabalık (bağlarını), ne de antlaşma (y&#252;k&#252;ml&#252;l&#252;ğ&#252;n&#252 gözetirler. İşte onlar taşkınlık yapanların ta kendileridir.
    11. Fakat tövbe edip, namazı kılar ve zek&#226;tı verirlerse, artık onlar sizin din kardeşlerinizdir. Bilen bir kavme &#226;yetleri işte böyle ayrı ayrı açıklarız.
    12. Eğer antlaşmalarından sonra yeminlerini bozup dininize dil uzatırlarsa, k&#252;fr&#252;n elebaşlarıyla savaşın. &#199;&#252;nk&#252; onlar yeminlerine riayet etmeyen kimselerdir. Umulur ki, vazgeçerler.
    13. Yeminlerini bozan, peygamberi yurdundan çıkarmaya kalkışan ve &#252;stelik size tecav&#252;z&#252; ilk defa kendileri başlatan bir kavimle savaşmaz mısınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Oysa Allah, -eğer siz gerçek m&#252;’minler iseniz- kendisinden korkmanıza daha l&#226;yıktır.
    14,15. Onlarla savaşın ki, Allah onlara sizin ellerinizle azap etsin, onları rezil etsin, onlara karşı size yardım etsin, m&#252;’min topluluğun gön&#252;llerini ferahlatsın ve onların kalplerindeki öfkeyi gidersin. Allah, dilediğinin tövbesini kabul eder. Allah, hakkıyla bilendir, h&#252;k&#252;m ve hikmet sahibidir.
    16. Yoksa; Allah içinizden, Allah’tan, Res&#251;l&#252;nden ve m&#252;’minlerden başkasını kendilerine sırdaş edinmeksizin cihad edenleri ayırt etmeden bırakılacağınızı mı sandınız? Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
    17. Allah’a ortak koşanların, ink&#226;rlarına bizzat kendileri şahitlik edip dururken, Allah’ın mescitlerini imar etmeleri d&#252;ş&#252;n&#252;lemez. Onların b&#252;t&#252;n amelleri boşa gitmiştir. Onlar ateşte ebed&#238; kalacaklardır.
    18. Allah’ın mescitlerini, ancak Allah’a ve ahiret g&#252;n&#252;ne inanan, namazı dosdoğru kılan, zek&#226;tı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte onların doğru yolu bulanlardan olmaları umulur.
    19. Siz hacılara su dağıtmayı ve Mescid-i Haram’ın bakım ve onarımını, Allah’a ve &#226;hiret g&#252;n&#252;ne iman edip Allah yolunda cihad eden kimse(lerin amelleri) gibi mi tuttunuz? Bunlar Allah katında eşit olmazlar. Allah, z&#226;lim topluluğu doğru yola erdirmez.
    20. İman edip hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad eden kimselerin mertebeleri, Allah katında daha &#252;st&#252;nd&#252;r. İşte onlar, başarıya erenlerin ta kendileridir.
    21. Rableri onlara, kendi katından bir rahmet, bir hoşnutluk ve kendilerine içinde t&#252;kenmez nimetler bulunan cennetler m&#252;jdelemektedir.
    22. Onlar orada ebed&#238; kalacaklardır. Ş&#252;phesiz, Allah katında b&#252;y&#252;k bir m&#252;k&#226;fat vardır.
    23. Ey iman edenler! Eğer k&#252;fr&#252; imana tercih ederlerse, babalarınızı ve kardeşlerinizi bile dost edinmeyin. İçinizden kim onları dost edinirse, işte onlar, zalimlerin ta kendileridir.
    24. De ki: “Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz bir ticaret ve beğendiğiniz meskenler size Allah’tan, peygamberinden ve O’nun yolunda cihattan daha sevgili ise, artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyin! Allah, fasık topluluğu doğru yola erdirmez.”
    25. Andolsun, Allah birçok yerde ve Huneyn savaşı g&#252;n&#252;nde size yardım etmiştir. Hani, çokluğunuz size kendinizi beğendirmiş, fakat (bu çokluk) size hiçbir yarar sağlamamış, yery&#252;z&#252; b&#252;t&#252;n genişliğine rağmen size dar gelmişti. Nihayet (bozularak) gerisingeriye dön&#252;p kaçmıştınız.
    26. Sonra Allah, Res&#251;l&#252; ile m&#252;’minler &#252;zerine kendi katından g&#252;ven duygusu ve huzur indirdi. Bir de sizin göremediğiniz ordular indirdi ve ink&#226;r edenlere azap verdi. İşte bu, ink&#226;rcıların cezasıdır.
    27. Sonra Allah, bunun ardından yine dilediği kimsenin tövbesini kabul eder. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
    28. Ey iman edenler! Allah'a ortak koşanlar ancak bir pislikten ibarettir. Artık bu yıllarından sonra, Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar. Eğer yoksulluktan korkarsanız, Allah dilerse l&#252;tfuyla sizi zengin kılar. Ş&#252;phesiz Allah hakkıyla bilendir, h&#252;k&#252;m ve hikmet sahibidir.
    29. Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret g&#252;n&#252;ne iman etmeyen, Allah’ın ve Res&#251;l&#252;n&#252;n haram kıldığını haram saymayan ve hak din İsl&#226;m’ı din edinmeyen kimselerle, k&#252;ç&#252;lerek (boyun eğerek) kendi elleriyle cizyeyi verinceye kadar savaşın.
    30. Yahudiler, “&#220;zeyr, Allah’ın oğludur” dediler. Hıristiyanlar ise, “İsa Mesih, Allah’ın oğludur” dediler. Bu, onların ağızlarıyla söyledikleri (gerçeği yansıtmayan) sözleridir. Onların bu sözleri daha önce ink&#226;r etmiş kimselerin söylediklerine benziyor. Allah, onları kahretsin. Nasıl da haktan çevriliyorlar!
    31. (Yahudiler) Allah’ı bırakıp, hahamlarını; (hıristiyanlar ise) rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i rab edindiler. Oysa, bunlar da ancak, bir olan Allah’a ibadet etmekle emrolunmuşlardır. O’ndan başka hiçbir il&#226;h yoktur. O, onların ortak koştukları her şeyden uzaktır.
    32. Allah’ın nurunu ağızlarıyla sönd&#252;rmek istiyorlar. Oysa k&#226;firler hoşlanmasalar da Allah, nurunu tamamlamaktan başka bir şeye razı olmaz.
    33. O, Allah’a ortak koşanlar hoşlanmasalar bile dinini, b&#252;t&#252;n dinlere &#252;st&#252;n kılmak için, peygamberini hidayetle ve hak dinle gönderendir.
    34. Ey iman edenler! Hahamlardan ve rahiplerden birçoğu, insanların mallarını haksız yollarla yiyorlar ve Allah’ın yolundan alıkoyuyorlar. Altın ve g&#252;m&#252;ş&#252; biriktirip gizleyerek onları Allah yolunda harcamayanları elem dolu bir azapla m&#252;jdele.
    35. O g&#252;n bunlar cehennem ateşinde kızdırılacak da onların alınları, böğ&#252;rleri ve sırtları bunlarla dağlanacak ve, “İşte bu, kendiniz için biriktirip sakladığınız şeylerdir. Haydi tadın bakalım, biriktirip sakladıklarınızı!” denilecek.
    36. Ş&#252;phesiz Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı g&#252;nk&#252; yazısında, Allah katında ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dörd&#252; haram aylardır. İşte bu, Allah’ın dosdoğru kanunudur. &#214;yleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin. Fakat Allah’a ortak koşanlar sizinle nasıl topyek&#251;n savaşıyorlarsa, siz de onlarla topyek&#251;n savaşın. Bilin ki Allah, kendine karşı gelmekten sakınanlarla beraberdir.
    37. Haram ayları ertelemek , ancak ink&#226;rda daha da ileri gitmektir ki bununla ink&#226;r edenler saptırılır. Allah’ın haram kıldığı ayların sayısına uygun getirip böylece Allah’ın haram kıldığını hel&#226;l kılmak için haram ayı bir yıl hel&#226;l, bir yıl haram sayıyorlar. Onların bu çirkin işleri, kendilerine s&#252;slenip g&#252;zel gösterildi. Allah, ink&#226;rcı toplumu doğru yola iletmez.
    38. Ey iman edenler! Ne oldunuz ki, size “Allah yolunda sefere çıkın” denilince, yere çakılıp kaldınız. Yoksa ahiretten vazgeçip d&#252;nya hayatını mı seçtiniz? Oysa ahirete göre d&#252;nya hayatının yararı, pek az bir şeydir.
    39. Eğer Allah, yolunda sefere çıkmazsanız, sizi elem dolu bir azap ile cezalandırır ve yerinize sizden başka bir toplum getirir. Siz ise O’na hiçbir zarar veremezsiniz. Allah, her şeye hakkıyla g&#252;c&#252; yetendir.
    40. Eğer siz ona (Peygamber’e) yardım etmezseniz, (biliyorsunuz ki) ink&#226;r edenler onu iki kişiden biri olarak (Mekke’den) çıkardıkları zaman, ona bizzat Allah yardım etmişti. Hani onlar mağarada bulunuyorlardı. Hani o arkadaşına, “&#220;z&#252;lme, ç&#252;nk&#252; Allah bizimle beraber” diyordu. Allah da onun &#252;zerine g&#252;ven duygusu ve huzur indirmiş, sizin kendilerini görmediğiniz birtakım ordularla onu desteklemiş, böylece ink&#226;r edenlerin söz&#252;n&#252; alçaltmıştı. Allah’ın söz&#252; ise en y&#252;cedir. Allah, mutlak g&#252;ç sahibidir, h&#252;k&#252;m ve hikmet sahibidir.
    41. Gerek yaya olarak, gerek binek &#252;zerinde Allah yolunda sefere çıkın. Mallarınızla, canlarınızla Allah yolunda cihad edin. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.
    42. Eğer yakın bir d&#252;nya menfaati ve kolay bir yolculuk olsaydı, (sefere katılmayan m&#252;nafıklar da) mutlaka sana uyarlardı. Fakat meşakkatli yol, onlara uzak geldi. Gerçi onlar, “Eğer g&#252;c&#252;m&#252;z yetseydi, elbette sizinle beraber çıkardık” diye Allah’a yemin edeceklerdir. Onlar kendilerini hel&#226;ke s&#252;r&#252;kl&#252;yorlar. Allah, biliyor ki onlar kesinlikle yalancıdırlar.
    43. Allah, seni affetsin! Doğru söyleyenler sana iyice belli olup, yalancıları bilinceye kadar beklemeden niçin onlara izin verdin?
    44. Allah’a ve &#226;hiret g&#252;n&#252;ne iman edenler, mallarıyla ve canlarıyla cihad etmekten geri kalmak için senden izin istemezler. Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları çok iyi bilendir.
    45. Ancak Allah’a ve ahiret g&#252;n&#252;ne inanmayan, kalpleri ş&#252;pheye d&#252;ş&#252;p kendileri de o ş&#252;phelerinin içinde bocalayan kimseler senden izin isterler.
    46. Onlar eğer savaşa çıkmak isteselerdi, elbette bunun için bir hazırlık yaparlardı. Fakat Allah onların harekete geçmelerini istemedi de onları geri bıraktı ve onlara, “Oturun, oturan &#226;cizlerle beraber” denildi.
    47. Eğer onlar da sizin içinizde (sefere) çıksalardı, size bozgunculuktan başka bir katkıları olmayacak ve sizi fitneye d&#252;ş&#252;rmek için aranızda koşuşturacaklardı. Aranızda onları dinleyecek kişiler de vardı. Allah, zalimleri hakkıyla bilendir.
    48. Andolsun, bunlar daha önce de fitne çıkarmak istemişler ve sana karşı t&#252;rl&#252; t&#252;rl&#252; işler çevirmişlerdi. Nihayet hak geldi ve onlar istemedikleri h&#226;lde, Allah’ın dini galip geldi.
    49. Onlardan “Bana izin ver, beni fitneye (isyana) sevk etme” diyen de vardır. Bilesiniz ki onlar (böyle diyerek) fitnenin ta içine d&#252;şt&#252;ler. Ş&#252;phesiz ki cehennem, k&#226;firleri elbette kuşatacaktır.
    50. Sana bir iyilik gelirse, bu onları &#252;zer. Eğer başına bir mus&#238;bet gelirse, “Biz tedbirimizi önceden almıştık” derler ve sevinerek dön&#252;p giderler.
    51. De ki: “Bizim başımıza ancak, Allah’ın bizim için yazdığı şeyler gelir. O, bizim yardımcımızdır. &#214;yleyse m&#252;’minler, yalnız Allah’a g&#252;vensinler.”
    52. De ki: “Bizim için siz, (şehitlik veya zafer olmak &#252;zere) ancak iki g&#252;zellikten birini bekleyebilirsiniz. Biz de, Allah’ın kendi katından veya bizim ellerimizle size ulaştıracağı bir azabı bekliyoruz. Haydi bekleyedurun. Ş&#252;phesiz biz de sizinle birlikte beklemekteyiz.”
    53. Yine de ki: “İster gön&#252;ll&#252;, ister gön&#252;ls&#252;z olarak harcayın, sizden asla kabul olunmayacaktır. &#199;&#252;nk&#252; siz fasık bir topluluksunuz.”
    54. Harcamalarının kabul edilmesine, yalnızca, Allah’ı ve Res&#251;l&#252;n&#252; ink&#226;r etmeleri, namaza ancak &#252;şene &#252;şene gelmeleri ve ancak gön&#252;ls&#252;zce harcamaları engel olmuştur.
    55. Onların malları ve çocukları seni imrendirmesin. Allah, bununla ancak onlara d&#252;nya hayatında azap etmeyi ve canlarının k&#226;fir olarak çıkmasını istiyor.
    56. Kesinlikle sizden olduklarına dair Allah’a yemin ederler. Oysa onlar sizden değillerdir. Fakat onlar korkudan ödleri patlayan bir topluluktur.
    57. Eğer sığınacak bir yer veya (gizlenecek) mağaralar yahut girilecek bir delik bulsalardı, hemen koşarak oraya kaçarlardı.
    58. İçlerinden sadakalar konusunda sana dil uzatanlar da var. Kendilerine ondan bir pay verilirse, hoşnut olurlar; eğer kendilerine ondan bir pay verilmezse, hemen kızarlar.
    59. Eğer onlar Allah ve Res&#251;l&#252;n&#252;n kendilerine verdiğine razı olup, “Bize Allah yeter. L&#252;tuf ve ihsanıyla Allah ve Res&#251;l&#252; ileride bize yine verir. Biz yalnız Allah’a rağbet eder (O’nun ihsanını ister)iz” deselerdi, kendileri için daha hayırlı olurdu.
    60. Sadakalar (zek&#226;tlar), Allah’tan bir farz olarak ancak fakirler, d&#252;şk&#252;nler, zek&#226;t toplayan memurlar, kalpleri İsl&#226;m’a ısındırılacak olanlarla (özg&#252;rl&#252;ğ&#252;ne kavuşturulacak) köleler, borçlular, Allah yolunda cihad edenler ve yolda kalmış yolcular içindir. Allah, hakkıyla bilendir, h&#252;k&#252;m ve hikmet sahibidir.
    61. Yine onlardan peygamberi inciten ve “O (her söyleneni dinleyen) bir kulaktır” diyen kimseler de vardır. De ki: “O, sizin için bir hayır kulağıdır ki Allah’a inanır, m&#252;’minlere inanır (g&#252;venir). İçinizden inanan kimseler için bir rahmettir. Allah’ın Res&#251;l&#252;n&#252; incitenler için ise elem dolu bir azap vardır.”
    62. Sizi razı etmek için, Allah’a yemin ederler. Eğer gerçekten m&#252;’min iseler (bilsinler ki), Allah ve Res&#251;l&#252;’n&#252; razı etmeleri daha önceliklidir.
    63. Allah’a ve Res&#251;l&#252;ne karşı gelen kimseye, içinde ebed&#238; kalacağı cehennem ateşinin olduğunu bilmediler mi? İşte bu, b&#252;y&#252;k bir rezilliktir.
    64. M&#252;nafıklar, kalplerinde olan şeyleri, y&#252;zlerine karşı açıkça haber verecek bir s&#251;renin &#252;zerlerine indirilmesinden çekinirler. De ki: “Siz alay ede durun! Allah, çekindiğiniz o şeyi ortaya çıkaracaktır.”
    65. Ş&#226;yet kendilerine (niçin alay ettiklerini) sorsan, “Biz sadece l&#226;fa dalmıştık ve aramızda eğleniyorduk”, derler. De ki: “Allah’la, O’nun &#226;yetleriyle ve peygamberiyle mi eğleniyordunuz?”
    66. Boşuna öz&#252;r dilemeyin! &#199;&#252;nk&#252; siz, (sözde) iman ettikten sonra k&#252;fr&#252;n&#252;z&#252; açığa vurdunuz. İçinizden (tövbe eden) bir z&#252;mreyi affetsek bile, suçlarında ısrar etmeleri sebebiyle, diğer bir z&#252;mreye azap edeceğiz.
    67. M&#252;nafık erkekler ve m&#252;nafık kadınlar birbirlerindendir (birbirlerinin benzeridir). Köt&#252;l&#252;ğ&#252; emredip iyiliği yasaklarlar, ellerini de sıkı tutarlar. Onlar Allah’ı unuttular; Allah da onları unuttu. Ş&#252;phesiz m&#252;nafıklar, fasıkların ta kendileridir.
    68. Allah, erkek m&#252;nafıklara, kadın m&#252;nafıklara ve k&#226;firlere, içinde ebed&#238; kalmak &#252;zere cehennem ateşini va’detti. O, onlara yeter. Allah, onlara l&#226;net etmiştir. Onlar için s&#252;rekli bir azap vardır.
    69. (Ey m&#252;nafıklar!), siz de tıpkı sizden öncekiler gibisiniz: Onlar sizden daha g&#252;çl&#252;, malları ve çocukları daha fazlaydı. Onlar paylarına d&#252;şenden faydalanmışlardı. Sizden öncekilerin, paylarına d&#252;şenden faydalandığı gibi siz de payınıza d&#252;şenden öylece faydalandınız ve onların daldığı gibi, siz de (d&#252;nya zevkine) daldınız. İşte onların d&#252;nyada da ahirette de amelleri boşa gitmiştir. İşte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.
    70. Onlara kendilerinden öncekilerin; N&#251;h, &#194;d ve Sem&#251;d kavimlerinin; İbrahim’in kavminin; Medyen halkının ve yerle bir olan şehirlerin haberleri ulaşmadı mı? Peygamberleri onlara apaçık mucizeler getirmişti. (Ama inanmadılar, Allah da onları cezalandırdı.) Demek ki Allah onlara zulmediyor değildi, ama onlar kendilerine zulmediyorlardı.
    71. M&#252;’min erkekler ve m&#252;’min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, köt&#252;l&#252;kten alıkoyarlar. Namazı dosdoğru kılar, zek&#226;tı verirler. Allah’a ve Res&#251;l&#252;ne itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. Ş&#252;phesiz Allah mutlak g&#252;ç sahibidir, h&#252;k&#252;m ve hikmet sahibidir.
    72. Allah, m&#252;’min erkeklere ve m&#252;’min kadınlara, ebed&#238; olarak kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde çok g&#252;zel köşkler va’detti. Allah’ın rızası ise, bunların hepsinden daha b&#252;y&#252;kt&#252;r. İşte bu b&#252;y&#252;k başarıdır.
    73. Ey peygamber! K&#226;firlere ve m&#252;nafıklara karşı cihad et ve onlara karşı çetin ol. Onların varacakları yer cehennemdir. Ne köt&#252; bir varış yeridir orası!
    74. Bir şey söylemediklerine dair Allah’a yemin ediyorlar. H&#226;lbuki o k&#252;f&#252;r söz&#252;n&#252; söylediler ve (sözde) m&#252;sl&#252;man olduktan sonra ink&#226;r ettiler. Ayrıca başaramadıkları şeye (peygamberi öld&#252;rmeye) de yeltendiler. Sırf, Allah ve Res&#251;l&#252; kendi l&#252;tfu ile onları zengin kıldığı için intikam almaya kalktılar. Eğer tövbe ederlerse, kendileri için hayırlı olur. Şayet y&#252;z çevirirlerse, Allah onları d&#252;nyada ve ahirette elem dolu bir azaba çarptıracaktır. Artık onlar için yery&#252;z&#252;nde ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır.
    75. İçlerinden, “Eğer Allah bize l&#252;tuf ve kereminden verirse, mutlaka bol bol sadaka veririz ve mutlaka salihlerden oluruz” diye Allah’a söz verenler de vardır.
    76. Fakat Allah, l&#252;tuf ve kereminden onlara verince, onda cimrilik ettiler ve y&#252;z çevirerek dön&#252;p gittiler.
    77. Allah’a verdikleri söz&#252; tutmadıkları ve yalan söyledikleri için O da kalplerine, kendisiyle karşılaşacakları g&#252;ne kadar (s&#252;recek) bir nifak soktu.
    78. Allah’ın, içlerinde gizlediklerini ve fısıltılarını bildiğini ve Allah’ın gaybleri çok iyi bilen olduğunu bilmediler mi?
    79. Sadakalar hususunda gön&#252;ll&#252; bağışta bulunan m&#252;’minlerle, g&#252;çlerinin yettiğinden başkasını bulamayanları çekiştirip onlarla alay edenler var ya; işte Allah asıl onları maskaraya çevirmiştir. Onlar için elem dolu bir azap vardır.
    80. Onlar için ister bağışlanma dile, ister dileme (fark etmez.) Onlar için yetmiş kez bağışlanma dilesen de, Allah onları asla affetmeyecektir. Bu, onların Allah ve Res&#251;l&#252;n&#252; ink&#226;r etmiş olmaları sebebiyledir. Allah, fasık topluluğu doğru yola iletmez.
    81. Allah’ın Res&#251;l&#252;ne karşı gelerek (sefere çıkmayıp) geri bırakılanlar, oturup kalmalarına sevindiler. Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihad etmek hoşlarına gitmedi ve “Bu sıcakta sefere çıkmayın” dediler. De ki: “Cehennemin ateşi daha sıcaktır.” Keşke anlasalardı.
    82. Artık kazandıklarının karşılığı olarak, az g&#252;ls&#252;nler, çok ağlasınlar.
    83. Eğer (bundan böyle) Allah seni onlardan bir z&#252;mrenin yanına dönd&#252;r&#252;r de, onlar (sefere) çıkmak için senden izin isterlerse, de ki: “Artık siz benimle birlikte ebediyyen çıkmayacak ve benimle birlikte hiçbir d&#252;şmanla asla savaşmayacaksınız. &#199;&#252;nk&#252; siz baştan yerinizde oturup kalmaya razı oldunuz. Şimdi de geri kalan (kadın ve çocuk)larla birlikte oturun.”
    84. Onlardan ölen hiçbirine asla namaz kılma ve kabrinin başında durma. &#199;&#252;nk&#252; onlar Allah’ı ve Res&#251;l&#252;n&#252; ink&#226;r ettiler ve fasık olarak öld&#252;ler.
    85. Onların malları ve evlatları seni imrendirmesin. Allah, bunlarla ancak, d&#252;nyada kendilerine azap etmeyi ve canlarının k&#226;fir olarak çıkmasını istiyor.
    86. “Allah’a iman edin ve Res&#251;l&#252; ile birlikte cihat edin” diye bir s&#251;re indirildiğinde, onlardan servet sahibi olanlar, senden izin istediler ve “Bizi bırak da oturup kalanlarla birlikte olalım” dediler.
    87. Onlar geride kalan (kadın ve çocuk)larla birlikte olmaya razı oldular ve kalpleri m&#252;h&#252;rlendi. Artık onlar anlamazlar.
    88. Fakat peygamber ve beraberindeki m&#252;’minler, mallarıyla, canlarıyla cihat ettiler. B&#252;t&#252;n hayırlar işte bunlarındır. İşte bunlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
    89. Allah onlara, içinde ebed&#238; kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte bu b&#252;y&#252;k başarıdır.
    90. Bedev&#238;lerden mazeret ileri s&#252;renler, kendilerine izin verilsin diye geldiler. Allah’a ve Res&#251;l&#252;ne yalan söyleyenler ise (mazeret bile belirtmeden) oturup kaldılar. Onlardan k&#226;fir olanlara elem dolu bir azap isabet edecektir.
    91. Allah’a ve Res&#251;l&#252;ne karşı sadık ve samimi oldukları takdirde, g&#252;çs&#252;zlere, hastalara ve (seferde) harcayacakları bir şey bulamayanlara (sefere katılmadıkları için) bir g&#252;nah yoktur. İyilikte bulunan kimselerin (kınanması) için de bir sebep yoktur. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
    92. Kendilerini bindirip (cepheye) sevk edesin diye sana geldikleri zaman, senin, “Sizi bindirebileceğim bir şey bulamıyorum” dediğin; bu uğurda harcayacakları bir şey bulamadıklarından dolayı &#252;z&#252;nt&#252;den gözleri yaş döke döke geri dönen kimselere de bir sorumluluk yoktur.
    93. Sorumluluk ancak, zengin oldukları h&#226;lde senden izin isteyenleredir. Bunlar, geride kalan (kadın ve çocuk)larla birlikte olmaya razı oldular. Allah da kalplerini m&#252;h&#252;rledi. Artık onlar bilmezler.
    94. Onlara dönd&#252;ğ&#252;n&#252;zde, size mazeret beyan edeceklerdir. De ki: “Mazeret beyan etmeyin. Size kesinlikle inanmayız. &#199;&#252;nk&#252; Allah bize sizin durumunuzu bildirdi. Bundan böyle davranışlarınızı Allah da Res&#251;l&#252; de görecek. Sonra hepiniz, gaybı da gör&#252;len &#226;lemi de bilene dönd&#252;r&#252;leceksiniz de yapmakta olduğunuz şeyleri size haber verecek.”
    95. Yanlarına dönd&#252;ğ&#252;n&#252;z zaman, kendilerini rahat bırakmanız için size Allah adıyla yemin edeceklerdir. Artık onların peşini bırakın. &#199;&#252;nk&#252; onlar pistir. Kazandıklarının karşılığı olarak, varacakları yer de cehennemdir.
    96. Kendilerinden razı olasınız diye, size yemin edeceklerdir. Siz onlardan razı olsanız bile, Allah o fasıklar topluluğundan asla razı olmaz.
    97. Bedev&#238;ler ink&#226;r ve nifak bakımından daha ileri ve Allah’ın peygamberine indirdiği h&#252;k&#252;mlerin sınırlarını tanımamaya daha yatkındırlar. Allah, hakkıyla bilendir, h&#252;k&#252;m ve hikmet sahibidir.
    98. Bedev&#238;lerden öyleleri vardır ki, (Allah yolunda) harcayacakları şeyi bir zarar sayar ve (bundan kurtulmak için) size bel&#226;lar gelmesini beklerler. Köt&#252; bel&#226;lar kendi başlarına olsun. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
    99. Bedev&#238;lerden kimileri de vardır ki, Allah’a ve ahiret g&#252;n&#252;ne inanır. Harcayacaklarını, Allah katında yakınlığa ve Peygamberin dualarını almağa vesile sayarlar. Bilesiniz ki bu, (Allah katında) onlar için yakınlıktır. Allah, onları rahmetine sokacaktır. Ş&#252;phesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
    100. İsl&#226;m’ı ilk önce kabul eden muh&#226;cirler ve ensar ile, iyilikle onlara uyanlar var ya, Allah onlardan razı olmuş; onlar da O’ndan razı olmuşlardır. Allah, onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebed&#238; kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte bu b&#252;y&#252;k başarıdır.
    101. &#199;evrenizdeki bedev&#238;lerden birtakım m&#252;nafıklar vardır. Medine halkından da m&#252;nafıklıkta direnenler var ki sen onları bilmezsin. Biz onları biliriz. Onlara iki defa azap edeceğiz. Sonra da b&#252;y&#252;k bir azaba itileceklerdir.
    102. Diğer bir kısmı ise, g&#252;nahlarını itiraf ettiler. Bunlar salih amelle köt&#252; ameli birbirine karıştırmışlardır. Umulur ki Allah tövbelerini kabul eder. &#199;&#252;nk&#252; Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
    103. Onların mallarından, onları kendisiyle arındıracağın ve temizleyeceğin bir sadaka (zek&#226;t) al ve onlara dua et. &#199;&#252;nk&#252; senin duan onlar için s&#252;k&#251;nettir (Onların kalplerini yatıştırır.) Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
    104. Onlar, kullarının tövbesini kabul edenin ve sadakaları alanın Allah olduğunu; tövbeyi çok kabul edenin, çok merhametli olanın Allah olduğunu bilmediler mi?
    105. De ki: “&#199;alışın, yapın. Yaptıklarınızı Allah da, Res&#251;l&#252; de, m&#252;’minler de göreceklerdir. Sonra gaybı da, gör&#252;len &#226;lemi de bilen Allah’ın huzuruna dönd&#252;r&#252;leceksiniz. O da size b&#252;t&#252;n yapmakta olduğunuz şeyleri haber verecektir.”
    106. (Sefere katılmayanlardan) diğer bir kısmı da, Allah’ın emrine bırakılmışlardır. Bunlara ya azap eder ya da tövbelerini kabul eder. Allah, hakkıyla bilendir, h&#252;k&#252;m ve hikmet sahibidir.
    107. Bir de zararlı faaliyetlerde bulunmak, k&#252;fre yardım etmek, m&#252;’minler arasına ayrılık sokmak için ve öteden beri Allah ve Res&#251;l&#252;ne karşı savaşanlara &#252;s olsun diye bir mescit yapanlar vardır. Bunlar, “Bizim iyilikten başka hiçbir kasdımız yok” diye de mutlaka yemin ederler. Ama Allah ş&#226;hitlik eder ki bunlar mutlaka yalancıdırlar.
    108. Onun içinde asla namaz kılma. İlk g&#252;nden temeli takva (Allah’a karşı gelmekten sakınmak) &#252;zerine kurulan mescit (Kuba mescidi), içinde namaz kılmana elbette daha l&#226;yıktır. Orada temizlenmeyi seven adamlar vardır. Allah da tertemiz olanları sever.
    109. Binasını takva (Allah’a karşı gelmekten sakınmak) ve O’nun rızasını kazanmak temeli &#252;zerine kuran kimse mi daha hayırlıdır, yoksa binasını çökmeye y&#252;z tutmuş bir yarın kenarına kurup, onunla birlikte kendisi de cehennem ateşine yuvarlanan kimse mi? Allah, zalimler topluluğunu doğru yola erdirmez.
    110. Kurmuş oldukları binaları, (öl&#252;p de) kalpleri paramparça olmadıkça y&#252;reklerinde s&#252;rekli bir kuşku olarak kalmaya devam edecektir. Allah, hakkıyla bilendir, h&#252;k&#252;m ve hikmet sahibidir.
    111. Ş&#252;phesiz Allah, m&#252;’minlerden canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır. Artık, onlar Allah yolunda savaşırlar, öld&#252;r&#252;rler ve öl&#252;rler. Allah, bunu Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da kesin olarak va’detmiştir. Kimdir söz&#252;n&#252; Allah’tan daha iyi yerine getiren? O h&#226;lde, yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. İşte asıl bu b&#252;y&#252;k başarıdır.
    112. Bunlar, tövbe edenler, ib&#226;det edenler, hamdedenler, oruç tutanlar , r&#252;k&#251;’ ve secde edenler, iyiliği emredip köt&#252;l&#252;kten alıkoyanlar ve Allah’ın koyduğu sınırları hakkıyla koruyanlardır. M&#252;’minleri m&#252;jdele.
    113. Cehennem ehli oldukları açıkça kendilerine belli olduktan sonra, -yakınları da olsalar- Allah’a ortak koşanlar için af dilemek ne Peygambere yaraşır, ne de m&#252;’minlere.
    114. İbrahim’in, babası için af dilemesi, sadece ona verdiği bir söz y&#252;z&#252;ndendi. Onun bir Allah d&#252;şmanı olduğu kendisine açıkça belli olunca, ondan uzaklaştı. Ş&#252;phesiz İbrahim, çok içli, yumuşak huylu bir kişiydi.
    115. Doğru yola ilettikten sonra, sakınacakları şeyleri kendilerine apaçık bildirmedikçe, Allah bir toplumu saptıracak değildir. Ş&#252;phesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
    116. Ş&#252;phesiz göklerin ve yerin h&#252;k&#252;mranlığı yalnız Allah’ındır. O, diriltir ve öld&#252;r&#252;r. Sizin için Allah’tan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır.
    117. Andolsun Allah; Peygamber ile içlerinden bir kısmının kalpleri eğrilmeğe y&#252;z tuttuktan sonra, sıkıntılı bir zamanda ona uyan muhacirlerle ensarın tövbelerini kabul etmiştir. Evet, onların tövbelerini kabul etmiştir. Ş&#252;phesiz O, onlara çok şefkatli ve çok merhametlidir.
    118. Savaştan geri kalan &#252;ç kişinin de tövbelerini kabul etti. Yery&#252;z&#252; b&#252;t&#252;n genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları da kendilerini sıktıkça sıkmış, böylece Allah’(ın azabın)dan yine O’na sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Sonra (eski h&#226;llerine) döns&#252;nler diye, onların tövbelerini de kabul etti. Ş&#252;phesiz Allah, tövbeyi çok kabul eden ve çok merhamet edendir.
    119. Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun.
    120. Medine halkı ve onların çevresinde bulunan bedev&#238;lere, Allah’ın Res&#251;l&#252;nden geri kalmak, kendi canlarını onun canından &#252;st&#252;n tutmak yaraşmaz. &#199;&#252;nk&#252; onların, Allah yolunda çektikleri susuzluk, yorgunluk, açlık, k&#226;firleri öfkelendirmek &#252;zere bir yere adım atmaları ve d&#252;şmana karşı herhangi bir başarı kazanmaları gibi hiçbir olay yoktur ki karşılığında kendilerine iyi bir amel(in sevabı) yazılmış olmasın. Ş&#252;phesiz Allah, iyilik yapanların m&#252;k&#226;fatını elbette zayi etmez.
    121. Allah yolunda k&#252;ç&#252;k, b&#252;y&#252;k bir harcama yapmazlar ve bir vadiyi katetmezler ki (bunlar), Allah’ın, yaptıklarının daha g&#252;zeliyle kendilerini m&#252;k&#226;fatlandırması için hesaplarına yazılmış olmasın.
    122. (Ne var ki) m&#252;’minlerin hepsi toptan seferber olacak değillerdir. &#214;yleyse onların her kesiminden bir grup da, din konusunda kökl&#252; ve derin bilgi sahibi olmak ve dönd&#252;kleri zaman kavimlerini uyarmak için geri kalsa ya! Umulur ki sakınırlar.
    123. Ey iman edenler! K&#226;firlerden (öncelikle) yakınınızda olanlarla savaşın ve sizde bir sertlik bulsunlar. Bilin ki, Allah kendisine karşı gelmekten sakınanlarla beraberdir.
    124. Herhangi bir s&#251;re indirildiğinde, içlerinden, (alaylı bir şekilde) “Bu hanginizin imanını artırdı?” diyenler olur. İman etmiş olanlara gelince, inen s&#251;re onların imanını artırmıştır. Onlar bunu birbirlerine m&#252;jdelerler.
    125. Kalplerinde hastalık olanların ise, pisliklerine pislik katmış (k&#252;f&#252;rlerini artırmış), böylece k&#226;fir olarak öl&#252;p gitmişlerdir.
    126. Görm&#252;yorlar mı ki, onlar her yıl bir veya iki kere bel&#226;ya çarptırılıp imtihan ediliyorlar. Sonra ne tövbe ederler, ne de ibret alırlar.
    127. Bir s&#251;re indirildi mi, “Sizi bir kimse gör&#252;yor mu?” diye birbirlerine göz ederler, sonra da sıvışıp giderler. Anlamayan bir toplum olmalarından dolayı, Allah onların kalplerini çevirmiştir.
    128. Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya d&#252;şmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok d&#252;şk&#252;n, m&#252;’minlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir.
    129. Eğer y&#252;z çevirirlerse de ki: “Bana Allah yeter. O’ndan başka hiçbir il&#226;h yoktur. Ben ancak O’na tevekk&#252;l ettim. O, y&#252;ce Arş’ın sahibidir.”


    Kor cehalet cirkeflestirir insanlari !
    Suskunlugum asaletimdendir...
    Her lafa verecek bir cevabim var...
    Lakin bir lafa bakarim laf mi diye,
    Bir de soyleyene bakarim adam mi diye...
    Mevlana Celaleddin-i Rumii

  10. #10
    misafir <s><span style='color: #FF0000'>alpi1907</span></s> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-11-2005
    Mesajlar
    27,766
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    12
    10- Y&#219;NUS S&#219;RESİ

    40,94,95 ve 96. &#226;yetler Medine döneminde, diğerleri Mekke döneminde inmiştir. 109 &#226;yettir. S&#251;rede temel konu olarak Allah’ın rahmetinin gazabına &#252;st&#252;n olduğu vurgulanmaktadır. S&#251;rede, Y&#251;nus, N&#251;h ve M&#251;s&#226; peygamberler ile bunların kavimlerinin kıssalarına yer verilmektedir. S&#251;re, adını içindeki Y&#251;nus kıssasından almıştır.

    Bismill&#226;hirrahm&#226;nirrah&#238;m.

    1. Elif, L&#226;m, R&#226;. Bunlar hikmet dolu Kitab’ın &#226;yetleridir.
    2. İçlerinden bir adama insanları uyar ve iman edenlere, Rableri katında kendileri için bir doğruluk makamı bulunduğunu m&#252;jdele diye vahyetmemiz, insanlar için şaşılacak bir şey mi oldu ki o k&#226;firler, “Bu elbette apaçık bir sihirbazdır” dediler?
    3. Ş&#252;phesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı g&#252;n içinde (altı evrede) yaratan, sonra da Arş’a kurulup işleri yerli yerince d&#252;zene koyan Allah’tır. O'nun izni olmaksızın, hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte O, Rabbiniz Allah’tır. O h&#226;lde O'na kulluk edin. H&#226;l&#226; d&#252;ş&#252;nm&#252;yor musunuz?
    4. Hepinizin dön&#252;ş&#252; ancak O’nadır. Allah, bunu bir gerçek olarak va’detmiştir. Ş&#252;phesiz O, başlangıçta yaratmayı yapar, sonra, iman edip salih ameller işleyenleri adaletle m&#252;k&#226;fatlandırmak için onu (yaratmayı) tekrar eder. K&#226;firlere gelince, ink&#226;r etmekte olduklarından dolayı, onlar için kaynar sudan bir içki ve elem dolu bir azap vardır.
    5. O, g&#252;neşi bir ışık (kaynağı), ayı da (geceleyin) bir aydınlık (kaynağı) kılan, yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona menziller takdir edendir. Allah, bunları (boş yere değil) ancak gerçek ile (hikmeti gereğince) yaratmıştır. O, &#226;yetlerini, bilen bir topluma ayrı ayrı açıklamaktadır.
    6. Ş&#252;phesiz gece ve g&#252;nd&#252;z&#252;n ard arda değişmesinde, Allah’ın göklerde ve yery&#252;z&#252;nde yarattığı şeylerde, Allah’a karşı gelmekten sakınan bir toplum için pek çok deliller vardır.
    7,8. Ş&#252;phesiz bize kavuşacağını ummayan ve d&#252;nya hayatına razı olup onunla yetinerek tatmin olan kimseler ile &#226;yetlerimizden gafil olanlar var ya; işte onların kazanmakta oldukları g&#252;nahlar y&#252;z&#252;nden, varacakları yer ateştir.
    9. (Fakat) iman edip salih ameller işleyenlere gelince, Rableri onları imanları sebebiyle, hidayete erdirir. Nimetlerle dolu cennetlerde altlarından ırmaklar akar.
    10. Bunların oradaki duaları, “Seni eksikliklerden uzak tutarız Allah’ım!”, aralarındaki esenlik dilekleri, “sel&#226;m”; dualarının sonu ise, “Hamd &#226;lemlerin Rabbi Allah’a mahsustur” sözleridir.
    11. Eğer Allah, insanlara onların hemen hayra kavuşmayı istedikleri gibi, şerri de acele verseydi, elbette onların ecellerine h&#252;kmolunurdu. İşte biz, bize kavuşmayı ummayanları, kendi azgınlıkları içinde bocalar h&#226;lde bırakırız.
    12. İnsana bir sıkıntı dokundu mu, gerek yan &#252;st&#252; yatarken, gerek otururken, gerekse ayakta iken (her h&#226;linde bu sıkıntıdan kurtulmak için) bize dua eder. Ama biz onun bu sıkıntısını ondan kaldırdık mı, sanki kendisine dokunan bir sıkıntı için bize hiç yalvarmamış gibi geçer gider. İşte o haddi aşanlara, yapmakta oldukları şeyler, böylece s&#252;slenmiş (hoş gösterilmiş)tir.
    13. Andolsun, sizden önceki nice nesilleri peygamberleri, kendilerine apaçık deliller getirdikleri h&#226;lde (yalanlayıp) zulmettikleri vakit hel&#226;k ettik. Onlar zaten inanacak değillerdi. İşte biz suçlu toplumu böyle cezalandırırız.
    14. Sonra, nasıl davranacağınızı görelim diye, onların ardından yery&#252;z&#252;nde sizi onların yerine getirdik.
    15. &#194;yetlerimiz kendilerine apaçık birer delil olarak okunduğunda, (öld&#252;kten sonra) bize kavuşmayı ummayanlar, “Ya (bize) bundan başka bir Kur’an getir veya onu değiştir” dediler. De ki: “Onu kendiliğimden değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben ancak bana vahyolunana uyarım. Eğer Rabbime isyan edecek olursam, elbette b&#252;y&#252;k bir g&#252;n&#252;n azabından korkarım.”
    16. De ki: “Eğer Allah dileseydi, ben size onu okumazdım, Allah da size onu bildirmezdi. Ben sizin aranızda bundan (Kur’an’ın inişinden) önce (kırk yıllık) bir öm&#252;r yaşadım. Hiç d&#252;ş&#252;nm&#252;yor musunuz?”
    17. Artık, Allah’a karşı yalan uydurandan veya O'nun &#226;yetlerini yalanlayandan daha z&#226;lim kimdir? Ş&#252;phe yok ki (böyle) suçlular asla kurtuluşa ermezler.
    18. Allah’ı bırakıp, kendilerine ne zarar, ne de fayda verebilecek şeylere tapıyorlar ve “İşte bunlar Allah katında bizim şefaatçılarımızdır” diyorlar. De ki: “Siz, Allah’a göklerde ve yerde O’nun bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz!? O, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır, y&#252;cedir.”.
    19. İnsanlar (başlangıçta tevhit inancına bağlı) tek bir &#252;mmet idiler; sonra ayrılığa d&#252;şt&#252;ler. Eğer (azabın ertelenmesiyle ilgili olarak ezelde) Rabbinden bir söz geçmiş olmasaydı, ayrılığa d&#252;şt&#252;kleri hususlarda aralarında derhal h&#252;k&#252;m verilir (işleri bitirilir)di.
    20. “Ona (peygambere) Rabbinden bir mucize indirilse ya!” diyorlar. De ki: “Gayb ancak Allah’ındır. Bekleyin, ş&#252;phesiz ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim!”
    21. Kendilerine dokunan bir sıkıntıdan sonra, insanlara bir rahmet (ferahlık ve mutluluk) tattırdığımız zaman, bir de bakarsın ki &#226;yetlerimiz hakkında onların bir tuzakları (birtakım tertipleri ve asılsız iddiaları) vardır. De ki: “Allah, daha çabuk tuzak kurar.” Ş&#252;phesiz elçilerimiz (melekler) kurmakta olduğunuz tuzakları yazıyorlar.
    22. O, sizi karada ve denizde gezdirip dolaştırandır. &#214;yle ki gemilerle denize açıldığınız ve gemilerinizin içindekilerle birlikte uygun bir r&#252;zg&#226;rla seyrettiği, yolcuların da bununla sevindikleri bir sırada ona şiddetli bir fırtına gelip çatar ve her taraftan dalgalar onlara h&#252;cum eder de çepeçevre kuşatıldıklarını (batıp boğulacaklarını) anlayınca dini Allah’a has kılarak “Andolsun, eğer bizi bundan kurtarırsan, mutlaka ş&#252;kredenlerden olacağız” diye Allah’a yalvarırlar.
    23. Fakat onları kurtarınca, bir de bakarsın ki yery&#252;z&#252;nde haksız yere taşkınlık yapıyorlar. Ey İnsanlar! Sizin taşkınlığınız, sırf kendi aleyhinizedir. (Bununla) sadece d&#252;nya hayatının yararını elde edersiniz. Sonunda dön&#252;ş&#252;n&#252;z bizedir. (Biz de) b&#252;t&#252;n yaptıklarınızı size haber vereceğiz.
    24. D&#252;nya hayatının h&#226;li, ancak gökten indirdiğimiz bir yağmurun h&#226;li gibidir ki, insanların ve hayvanların yedikleri yery&#252;z&#252; bitkileri onunla yetişip birbirine karışmıştır. Nihayet yery&#252;z&#252; (o bitkilerle) b&#252;t&#252;n zinet ve g&#252;zelliklerini alıp s&#252;slendiği ve sahipleri de onun &#252;zerine (her t&#252;rl&#252; tasarrufa) kadir olduklarını sandıkları bir sırada, geceleyin veya g&#252;peg&#252;nd&#252;z ansızın ona emrimiz (afetimiz) geliverir de, bunları, sanki d&#252;n yerinde hiç yokmuş gibi, kök&#252;nden yolunmuş bir h&#226;le getiririz. İşte d&#252;ş&#252;nen bir toplum için, &#226;yetleri böyle ayrı ayrı açıklıyoruz.
    25. Allah, esenlik yurduna çağırır ve dilediğini doğru yola iletir.
    26. G&#252;zel iş yapanlara (karşılık olarak) daha g&#252;zeli ve bir de fazlası vardır. Onların y&#252;zlerine ne bir kara bulaşır, ne de bir zillet. İşte onlar cennetliklerdir ve orada ebed&#238; kalacaklardır.
    27. Köt&#252; işler yapmış olanlara gelince, bir köt&#252;l&#252;ğ&#252;n cezası misliyledir ve onları bir zillet kaplayacaktır. Onları Allah’(ın azabın)dan koruyacak hiçbir kimse de yoktur. Sanki y&#252;zleri, karanlık geceden parçalarla ört&#252;lm&#252;şt&#252;r. İşte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebed&#238; kalacaklardır.
    28. Onların hepsini bir araya toplayacağımız, sonra da Allah’a ortak koşanlara, “Siz de, ortaklarınız da yerinizde bekleyin” diyeceğimiz g&#252;n&#252; d&#252;ş&#252;n. Artık onların (ortak koştuklarıyla) aralarını tamamen ayırırız ve ortak koştukları derler ki: “Siz bize ibadet etmiyordunuz.”
    29. “Şimdi ise sizin bize tapınmanızdan habersiz olduğumuza dair sizinle bizim aramızda ş&#226;hit olarak Allah yeter.”
    30. Orada herkes daha önce yaptığı şeyleri yoklayacak (ve kendi akıbetini öğrenecek), hepsi de gerçek sahipleri olan Allah’a dönd&#252;r&#252;lecekler ve (il&#226;h diye) uydurdukları şeyler (onları y&#252;z&#252;st&#252; bırakıp) kendilerinden kaybolup gidecektir.
    31. De ki: “Sizi gökten ve yerden kim rızıklandırıyor? Ya da işitme ve görme yetisi &#252;zerinde kim mutlak h&#226;kimdir? &#214;l&#252;den diriyi, diriden öl&#252;y&#252; kim çıkarıyor? İşleri kim y&#252;r&#252;t&#252;yor?” “Allah” diyecekler. De ki: “O h&#226;lde, Allah’a karşı gelmekten sakınmayacak mısınız?”
    32. İşte O, sizin gerçek Rabbiniz olan Allah’tır. Hak’tan sonra sadece sapıklık vardır. O h&#226;lde, nasıl oluyor da (Hak’tan) dönd&#252;r&#252;l&#252;yorsunuz?
    33. Rabbinin yoldan çıkanlar hakkındaki, “Onlar artık imana gelmezler” söz&#252;, işte böylece gerçekleşmiştir.
    34. De ki: “Allah’a koştuğunuz ortaklarınızdan, başlangıçta yaratmayı yapacak, sonra onu tekrarlayacak kimse var mı?” De ki: “Allah, başlangıçta yaratmayı yapar, sonra onu tekrar eder. O h&#226;lde, nasıl oluyor da (haktan) çevriliyorsunuz?”
    35. De ki: “Allah’a koştuğunuz ortaklarınızdan hakka iletecek olan bir kimse var mı?” De ki: “Hakka Allah iletir.” &#214;yle ise, hakka ileten mi uyulmaya daha l&#226;yıktır, yoksa iletilmedikçe doğru yolu bulamayan kimse mi? Ne oluyor size? Nasıl h&#252;k&#252;m veriyorsunuz?”
    36. Onların çoğu ancak zannın ardından gider. Oysa zan, hak namına hiçbir şeyin yerini tutmaz. Ş&#252;phesiz Allah, onların yapmakta olduklarını hakkıyla bilendir.
    37. Bu Kur’an, Allah’tan (indirilmiş olup) başkası tarafından uydurulmamıştır. Fakat o, kendinden öncekileri doğrulayıcı ve Kitab’ı (Allah’ın Levh-i Mahfuz’daki yazısını) açıklayıcı olarak, indirilmiştir. Bunda hiçbir ş&#252;phe yoktur. (O) &#226;lemlerin Rabbi tarafındandır.
    38. Yoksa onu (Muhammed kendisi) uydurdu mu diyorlar? De ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi siz de onun benzeri bir s&#251;re getirin ve Allah’tan başka, çağırabileceğiniz kim varsa onları da yardıma çağırın.
    39. Hayır öyle değil. Onlar, ilmini kavrayamadıkları ve kendilerine yorumu gelmemiş olan bir şeyi yalanladılar. Kendilerinden öncekiler de (peygamberleri ve onlara indirilen kitapları) böyle yalanlamışlardı. Bak, o zalimlerin sonu nasıl oldu.
    40. İçlerinden öylesi var ki ona (Kur’an’a) inanır; yine onlardan öylesi de var ki ona inanmaz. Rabbin bozguncuları daha iyi bilendir.
    41. Eğer onlar seni yalanlarlarsa, de ki: “Benim işim bana aittir; sizin işiniz de size. Siz benim yaptığımdan uzaksınız; ben de sizin yapmakta olduğunuz şeylerden uzağım (sorumlu değilim).”
    42. Onlardan sana kulak verenler de vardır. Fakat sağırlara, hele akılları da ermiyorsa, sen mi işittireceksin?
    43. İçlerinden sana bakanlar da vardır. Fakat körlere, hele gerçeği görm&#252;yorlarsa, sen mi doğru yolu göstereceksin?
    44. Ş&#252;phesiz Allah, insanlara hiçbir şekilde zulmetmez; fakat insanlar kendilerine zulmederler.
    45. Onları yeniden diriltip hepsini bir araya toplayacağı g&#252;n, sanki g&#252;nd&#252;z&#252;n bir saatinden başka kalmamışlar (yeni ayrılmışlar) gibi, aralarında tanışırlar. Allah’a kavuşmayı yalan sayanlar, ziyana uğramış ve doğru yolu bulamamışlardır.
    46. Onları tehdit ettiğimiz şeylerin bir kısmını sana göstersek de, (göstermeden) seni vefat ettirsek de sonunda onların dön&#252;ş&#252; bizedir. Sonra, Allah onların yapmakta olduklarına da şahittir.
    47. Her &#252;mmetin bir peygamberi vardır. Onların peygamberi geldiği (tebliğini yaptığı) zaman, aralarında adaletle h&#252;kmedilir ve onlara asla zulmedilmez.
    48. “Eğer doğru söyleyenler iseniz, (söyleyin) bu tehdit ne zaman (gerçekleşecek)?” diyorlar.
    49. De ki: “Allah dilemedikçe, ben kendime bile ne bir zarar, ne de fayda verme g&#252;c&#252;ne sahibim. Her milletin bir eceli vardır. Onların eceli geldi mi, ne bir an geri kalabilirler ne de öne geçebilirler.”
    50. De ki: “Söyleyin bakalım, O’nun azabı size geceleyin veya g&#252;nd&#252;z&#252;n (ansızın) gelecek olsa, suçlular bunun hangisini acele isterler?!” (Bunların hiçbiri istenecek bir şey değildir.)
    51. (Onlara) “Azap gerçekleştikten sonra mı O’na iman ettiniz? Şimdi mi!? Oysa siz onu acele istiyordunuz” (denilecek).
    52. Sonra da zulmedenlere, “Ebed&#238; azabı tadın! Siz ancak vaktiyle kazanmakta olduğunuzun cezasına çarptırılıyorsunuz” denilecektir.
    53. “O (azap) gerçek midir?” diye senden haber soruyorlar. De ki: “Evet, Rabbime andolsun ki o elbette gerçektir. Siz (bu konuda Allah’ı) &#226;ciz kılacak değilsiniz.”
    54. (O g&#252;n) zulmetmiş olan herkes, eğer yery&#252;z&#252;ndeki her şeye sahip olsa, kendini kurtarmak için onu fidye verir. Azabı görd&#252;klerinde, için için derin bir pişmanlık duyarlar. Onlara zulmedilmeksizin aralarında adaletle h&#252;kmedilir.
    55. Bilesiniz ki, göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Yine bilesiniz ki, Allah’ın va’di haktır. Fakat onların çoğu bunu bilmez.
    56. O, diriltir ve öld&#252;r&#252;r; ancak O’na dönd&#252;r&#252;leceksiniz.
    57. Ey insanlar! İşte size Rabbinizden bir öğ&#252;t, kalplere bir şif&#226; ve inananlar için yol gösterici bir rehber ve rahmet (olan Kur’an) geldi.
    58. De ki: “Ancak Allah’ın l&#252;tuf ve rahmetiyle, yalnız bunlarla sevinsinler. Bu, onların toplayıp durduklarından daha hayırlıdır.”
    59. De ki: “Allah’ın size indirdiği; sizin de, bir kısmını hel&#226;l, bir kısmını haram kıldığınız rızıklar hakkında ne dersiniz?” De ki: “Bunun için Allah mı size izin verdi, yoksa Allah’a iftira mı ediyorsunuz?”
    60. Allah’a karşı yalan uyduranların, kıyamet g&#252;n&#252; hakkındaki zanları nedir? Ş&#252;phesiz Allah insanlara karşı çok l&#252;tufk&#226;rdır, fakat onların çoğu (O’nun nimetlerine) ş&#252;kretmezler.
    61. (Ey Muhammed!) Sen hangi işte bulunursan bulun, ona dair Kur’an’dan ne okursan oku ve (ey insanlar, sizler de) hangi şeyi yaparsanız yapın, siz ona daldığınızda biz sizi mutlaka gör&#252;r&#252;z. Ne yerde, ne de gökte, zerre ağırlığınca, (hatta) bu zerreden daha k&#252;ç&#252;k veya daha b&#252;y&#252;k olsun, hiçbir şey Rabbinden uzak (ve gizli) olmaz; hepsi muhakkak apaçık bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da yazılı)dır.
    62. Bilesiniz ki, Allah’ın dostlarına hiçbir korku yoktur. Onlar &#252;z&#252;lmeyeceklerdir de.
    63. Onlar iman etmiş ve Allah’a karşı gelmekten sakınmış olanlardır.
    64. D&#252;nya hayatında da, ahirette de onlar için m&#252;jde vardır. Allah’ın sözlerinde hiçbir değişme yoktur. İşte bu b&#252;y&#252;k başarıdır.
    65. Onların (ink&#226;rcıların) sözleri seni &#252;zmesin. &#199;&#252;nk&#252; b&#252;t&#252;n g&#252;ç Allah’ındır. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
    66. Bilesiniz ki göklerde kim var, yerde kim varsa, hep Allah’ındır. Allah’tan başkasına tapanlar (gerçekte) Allah’a koştukları ortaklara t&#226;bi olmuyorlar. Ş&#252;phesiz onlar ancak zanna uyuyorlar ve sadece yalan söyl&#252;yorlar.
    67. O, içinde dinlenesiniz diye geceyi sizin için (karanlık); g&#252;nd&#252;z&#252; ise aydınlık kılandır. Ş&#252;phesiz bunda işiten bir toplum için ibretler vardır.
    68. “Allah, bir çocuk edindi” dediler. O, bundan uzaktır. O, her bakımdan sınırsız zengindir. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur. Bu konuda elinizde hiçbir delil de yoktur. Allah’a karşı bilmediğiniz bir şeyi mi söyl&#252;yorsunuz?
    69. De ki: “Allah hakkında yalan uyduranlar asla kurtuluşa eremezler.”
    70. Onlar için d&#252;nyada (geçici) bir yararlanma vardır. Sonra dön&#252;şleri bizedir. Sonra da, ink&#226;r etmekte olduklarına karşılık onlara şiddetli azabı tattıracağız.
    71. N&#251;h’un haberini onlara oku. Hani o, bir vakit kavmine şöyle demişti: “Ey kavmim! Eğer benim konumum ve Allah’ın &#226;yetleriyle öğ&#252;t vermem size ağır geliyorsa, (biliniz ki) ben sadece Allah’a dayanıp g&#252;venmişim. Artık siz de (bana) ne yapacağınızı ortaklarınızla beraber kararlaştırın ki, işiniz size dert olmasın! Bundan sonra bana h&#252;km&#252;n&#252;z&#252; uygulayın; bana m&#252;hlet de vermeyin!
    72. Eğer y&#252;z çeviriyorsanız, sizden zaten hiçbir &#252;cret istemedim. Benim &#252;cretim, ancak Allah’a aittir. Bana m&#252;sl&#252;manlardan olmam emredildi.”
    73. Onu yine de yalanladılar. Biz de onu ve onunla beraber gemide bulunanları kurtardık ve onları ötekilerin yerine geçirdik. &#194;yetlerimizi yalanlayanları da suda boğduk. Bak, uyarılan (fakat söz anlamayan)ların sonu nasıl oldu!
    74. Sonra, onun ardından birçok peygamberi kendi toplumlarına gönderdik. Onlara apaçık mucizeler getirdiler. Fakat onlar önceden yalanlamakta oldukları şeye inanacak değillerdi. İşte biz haddi aşanların kalplerini böylece m&#252;h&#252;rleriz.
    75. Sonra bunların ardından Firavun ile ileri gelenlerine de M&#251;s&#226; ve H&#226;r&#251;n’u mucizelerimizle gönderdik. Ama b&#252;y&#252;kl&#252;k tasladılar ve suçlu bir toplum oldular.
    76. Katımızdan kendilerine hak (mucize) gelince, “Ş&#252;phesiz bu, apaçık bir sihirdir” dediler.
    77. M&#251;s&#226;: “Size hak gelince, onun hakkında böyle mi diyorsunuz? Bu bir sihir midir? Oysa sihirbazlar, iflah olmazlar!” dedi.
    78. Dediler ki: “Bizi atalarımızı &#252;zerinde bulduğumuz yoldan dönd&#252;resin de yery&#252;z&#252;nde h&#226;kimiyet (devlet) ikinizin eline geçsin diye mi bize geldin? Biz ikinize de inanmıyoruz.”
    79. Firavun, “B&#252;t&#252;n usta sihirbazları bana getirin” dedi.
    80. Sihirbazlar gelince M&#251;s&#226; onlara, “Atacağınızı atın (h&#252;nerinizi ortaya koyun)” dedi.
    81. Sihirbazlar atacaklarını atınca, M&#251;s&#226; dedi ki: “Sizin bu yaptığınız sihirdir. Allah, onu elbette boşa çıkaracaktır. &#199;&#252;nk&#252; Allah, bozguncuların işini d&#252;zeltmez.
    82. Suçluların hoşuna gitmese de, Allah, hakkı sözleriyle gerçekleştirecektir.”
    83. Firavun ve ileri gelenlerinin köt&#252;l&#252;k yapmaları korkusu ile kavminin k&#252;ç&#252;k bir böl&#252;m&#252;nden başkası M&#251;s&#226;’ya iman etmedi. &#199;&#252;nk&#252; Firavun, o yerde zorba bir kişi idi. O, gerçekten aşırı gidenlerdendi.
    84. M&#251;s&#226;, “Ey kavmim! Eğer siz gerçekten Allah’a iman etmişseniz, eğer O’na teslim olmuş kimseler iseniz, artık sadece O’na tevekk&#252;l edin” dedi.
    85. Onlar da şöyle dediler: “Biz yalnız Allah’a tevekk&#252;l ettik. Ey Rabbimiz, bizi zalimler topluluğunun baskı ve şiddetine maruz bırakma!”
    86. Bizi rahmetinle o k&#226;firler topluluğundan kurtar.
    87. M&#251;s&#226;’ya ve kardeşine, “Kavminiz için Mısır’da (sığınak olarak) evler hazırlayın ve evlerinizi namaz kılınacak yerler yapın. Namazı dosdoğru kılın. M&#252;’minleri m&#252;jdele” diye vahyettik.
    88. M&#251;s&#226;, şöyle dedi: “Ey Rabbimiz! Gerçekten sen Firavun’a ve onun ileri gelenlerine, d&#252;nya hayatında nice zinet ve mallar verdin. Ey Rabbimiz, yolundan saptırsınlar diye mi? Ey Rabbimiz, sen onların mallarını silip s&#252;p&#252;r ve kalplerine darlık ver, ç&#252;nk&#252; onlar elem dolu azabı gör&#252;nceye kadar iman etmezler.”
    89. Allah da, “Her ikinizin de duası kabul edildi. &#214;yleyse d&#252;r&#252;st olmakta devam edin ve sakın bilmeyenlerin yolunda gitmeyin” dedi.
    90. İsrailoğullarını denizden geçirdik. Firavun da, askerleriyle birlikte zulmetmek ve saldırmak &#252;zere, derhal onları takibe koyuldu. Nihayet boğulmak &#252;zere iken, “İsrailoğulları’nın iman ettiğinden başka hiçbir il&#226;h olmadığına inandım. Ben de m&#252;sl&#252;manlardanım” dedi.
    91. Şimdi mi?! Oysa daha önce isyan etmiş ve bozgunculardan olmuştun.
    92. Biz de bug&#252;n bedenini, arkandan geleceklere ibret olman için, kurtaracağız. &#199;&#252;nk&#252; insanlardan birçoğu &#226;yetlerimizden gerçekten habersizdir.
    93. Andolsun, biz İsrailoğullarını çok g&#252;zel bir yurda yerleştirdik ve onlara temiz rızıklar verdik. Kendilerine bilgi gelinceye kadar ayrılığa d&#252;şmediler. Ş&#252;phesiz ki, ayrılığa d&#252;şm&#252;ş oldukları şeyler hakkında Rabbin kıyamet g&#252;n&#252; aralarında h&#252;km&#252;n&#252; verecektir.
    94. Eğer sana indirdiğimiz şeyden ş&#252;phe içinde isen, senden önce Kitab’ı (Tevrat’ı) okuyanlara sor. Andolsun ki, sana Rabbinden hak gelmiştir. O h&#226;lde, sakın ş&#252;phe edenlerden olma!
    95. Sakın Allah’ın &#226;yetlerini yalanlayanlardan da olma! Yoksa zarara uğrayanlardan olursun.
    96,97. Ş&#252;phesiz, haklarında Rabbinin söz&#252; (h&#252;km&#252 gerçekleşmiş olanlar, kendilerine b&#252;t&#252;n mucizeler gelse bile, elem dolu azabı gör&#252;nceye kadar inanmazlar.
    98. Y&#251;nus’un kavminden başka, keşke (azabı görmeden) iman edip, imanı kendisine fayda veren bir tek memleket halkı olsaydı! (Y&#251;nus’un kavmi) iman edince, d&#252;nya hayatında (s&#252;r&#252;klenebilecekleri) rezillik azabını onlardan uzaklaştırmış ve onları belli bir zamana kadar yararlandırmıştık.
    99. Eğer Rabbin dileseydi, yery&#252;z&#252;nde bulunanların hepsi elbette topyek&#251;n iman ederlerdi. Böyle iken sen mi m&#252;’min olsunlar diye, insanları zorlayacaksın?
    100. Allah’ın izni olmadıkça, hiçbir kimse iman edemez. Allah, azabı akıllarını (g&#252;zelce) kullanmayanlara verir.
    101. De ki: “Göklerde ve yerde neler var, bir baksanıza.” Fakat &#226;yetler ve uyarılar, inanmayan bir topluma hiçbir fayda sağlamaz.
    102. Onlar sadece, kendilerinden önce gelip geçenlerin başlarına gelen (azap dolu) g&#252;nlerin benzerini mi bekliyorlar? De ki: “Bekleyin bakalım, ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim.”
    103. Sonra res&#251;llerimizi ve iman edenleri kurtarırız. (Ey Muhammed!) Aynı şekilde &#252;zerimize bir hak olarak, inananları da kurtaracağız.
    104. De ki: “Ey insanlar, eğer benim dinimden herhangi bir ş&#252;phede iseniz, bilin ki ben, Allah’ı bırakıp da sizin taptıklarınıza tapmam, fakat sizin canınızı alacak olan Allah’a kulluk ederim. Bana m&#252;’minlerden olmam emrolundu.”
    105,106. Yine bana şöyle emredildi: “Hakka yönelen bir kimse olarak y&#252;z&#252;n&#252; d&#238;ne çevir. Sakın Allah’a ortak koşanlardan olma. Allah’ı bırakıp da sana ne fayda ve ne de zarar verebilecek olan şeylere yalvarma. Eğer böyle yaparsan, ş&#252;phesiz ki sen z&#226;limlerden olursun.”
    107. Eğer Allah sana herhangi bir zarar verecek olursa, bil ki onu, O’ndan başka giderebilecek yoktur. Eğer sana bir hayır dilerse, O’nun l&#252;tfunu engelleyebilecek de yoktur. O, bunu kullarından dilediğine eriştirir. O, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
    108. De ki: “Ey insanlar, size Rabbinizden gerçek (Kur’an) gelmiştir. Artık kim doğru yola girerse, ancak kendisi için girer. Kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapar. Ben sizden sorumlu değilim.”
    109. (Ey Muhammed!) Sana vahyolunana uy ve Allah h&#252;km&#252;n&#252; verinceye kadar sabret. O, h&#252;k&#252;m verenlerin en hayırlısıdır.


    Kor cehalet cirkeflestirir insanlari !
    Suskunlugum asaletimdendir...
    Her lafa verecek bir cevabim var...
    Lakin bir lafa bakarim laf mi diye,
    Bir de soyleyene bakarim adam mi diye...
    Mevlana Celaleddin-i Rumii

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Kur'an-i Kerim Turkce Meali
    2005 Konuları bölümünde _Dj's_ tarafından açılmış
    Yanıt: 6
    Son Mesaj: 16.06.05, 20:52

Bu konuyla ilgili etiketler

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •