• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 3 123 SonSon
22 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1

    Kayıt Tarihi
    14-08-2007
    Mesajlar
    5
    Karizma Gücü
    0

    Onay Hadislerden Seçmeler

    Bir insan yer doyar,içer kanar ve şunu söylerse; “Elhamdülillahillezi et’ameni ve eşbaani ve sekani ve ervani” anasından doğduğu gün gibi günahlarından çıkar.

    Bir kimse yemek yediği kabı sünnetlerse kab ona istiğfar eder, kendisinden fakirlik,çocuklarından da ahmaklık gider.
    Bir kimse çalınan şeyi bile bile yerse,günahta hırsıza ortak olur.

    Bir kimseye yanında bir cemaat varken bir hediye verilirse o cemaatte ona ortaktır.

    Bir kimse çarşıya girdiğinde “La ilahe illallahu vahdehu la şerikeleh,lehül mülkü velehül hamdü yuhyi veyumitu ve hüve hayyün la yemutu biyedihil hayr ve hüve ala külli şey’in kadir.”derse,Allah ona bir milyon sevap verir.Onun bir milyon günahını siler ve onu bir milyon mertebe yükseltir ve onun için Cennette bir köşk bina eder.

    Karada veya denizde telef olan mal,zekatın verilmemesinden dolayı olmuştur.Onun için malınızı zekatla koruyun.Hastanızı sadaka ile tedavi edin.Belayı’da dua ile karşılayın.Muhakkak ki “dua”indirilene de indirilmeyene de fayda verir.İndirilenden açar kurtarır,indirilmeyeni tutar.

    Bir kimse abdestli yatarsa Allah onun için bir melek tahsis eder ve o melek şu duada bulunur:Allah’ım falan kulunu bağışla,çünkü o abdestli olarak yattı.

    Dişler misvaklanarak kılınan iki rekat namaz ,misvaksız kılınan yetmiş rek’at namazdan daha hayırlıdır.

    Medine halkından bir zat ticaret maksadıyla Şam’a hareket etmiş.Yolda önüne bir hırsız çıkmış hem malına hem de canına kast etmiş.Hırsıza:
    Ne olur!İşte mallarım,paralarım!Al hepsini,yeter ki canıma kıyma!diye yalvarmış ise de hırsız,razı olmamış.Bunun üzerine hırsızdan abdest alıp iki rek’at namaz kılmasına müsaade etmesini rica etmiş.Hırsız buna müsaade edince kalkıp abdest almış,iki rek’at namaz kıldıktan sonra ellerini açıp Cenab-ı Hakka üç defa şu niyazda bulunmuş:
    Ya Vedudu,Ya Vedudu,Ya Zel-arşil mecidi.Ya Mubdiu,Ya Muıdu,Ya Fe’alün lima yuridu’l es’elüke bi nuri vechikellezi edae erkane arşike ve es’elüke bi kudretikelleti gaderte biha ala halgıke ve bi rahmetikelleti vesiat külle şey’in La ilahe illa ente,Ya Muğısu eğisni,Ya Muğısu eğisni.Manası: (Ey Vedud,Ey Vedud,Ey yüce arşın sahibi,Ey Mubdi,Ey istediğini tam yapan,arşının temellerini aydınlatan Cemalinin nur’u ile senden diliyorum!Mahlukatına güç yetirdiğin kudretinle,ve her şeyi kapsayan rahmetinle senden niyaz ediyorum!Ey imdada yetişici imdadıma yetiş!Ey i,mdada yetişici imdadıma yetiş(beni kurtar)!..)
    Bu duayı okuyup ellerini yüzüne sürdükten sonra,aniden gayet heybetli,ve güçlü bir ata binmiş yeşil elbiseli elinde mızrağı bulunan bir yiğit belirmiş.Hırsızla savaşa başlamış.Hırsızın başına bir darbe indirmiş ve onu yere sermiş.Gelip tacire haydi gel,öldür bu hırsızı,demiş ise de tacir korkudan yerinden kımıldayamamış.Bunu üzerine yine kendisi ikinci bir darbe indirip hırsızı öldürmüş.Hırsızın öldüğünü gören tacir gelip o yiğite teşekkür etmiş ve sormuş:
    Nereden geldin!Beni bu gözü dönmüş hırsızın elinden kurtardın?
    Yiğit konuşmuş:
    Ben üçüncü katın meleklerindenim!Sen bu duayı bir kere okuduğun zaman gök kapıları yıldırım çarpmış gibi oldu!İkinci defa okuduğun zaman,göğün kapıları açılıverdi,ve bir takım ateş ve kıvılcımlar etrafa saçılıverdi.Üçüncü kez okuduğunda,hemen Cebrail Aleyhisselam Allah tarafından bir ferman ile gelip,bana bu hırsızı öldürmemi emretti.Ben de verilen emri yerine getirdim.Hepsi o kadar
    Tacir Medine’ye döndüğü zaman başından geçen bu ilginç hadiseyi Efendimiz Sallallahü Aleyhi ve Selleme anlatınca,Peygamberimiz(S.A.V)ona şöyle hitab etti:
    Allah sana Esma-i hüsnayı öğretmiş…Zira bu isimlerle, kim Allah’tan bir şey isterse Allah ona verir.Dua ederse kabul eder.

    Cuma’anın ilk saatinde camiye giden bir deve,ikinci saatinde giden bir sığır,üçüncü saatinde giden bir koç boğazlamış gibi sevap alır.Dördüncü saatinde giden bir tavuk kesmiş gibi, beşinci saatinde giden ise bir yumurta tasadduk etmiş gibi sevap alır.İmam minbere çıkınca,artık sahifeler dürülür,kalemler kaldırılır,Melekler minberin yanında toplanır,hutbeyi dinlemeye koyulurlar.O anda gelen,artık sadece namaz için gelmiş olur,faziletten bir şeye hakkı olmaz.

    Kim cum’a gecesi Kehf suresini okursa,bulunduğu yerden Mekke’ye kadar Ona bir nur verilir;diğer Cum’aya kadar üç gün fazlasıyla,mağfiret olunur;sabaha kadar yetmişbirbin melek de onun için Allah’tan mağfiret dilerler;hastalıktan muaf tutulur,sıraca,Zatü’l Cenb,Baras,Cüzzam hastalığından,Deccal’in fitnesinden de emin olur.

    Her hastalığın başı; mideyi yemekle doldurup bozmaktır!

    Perhiz her ilacın en başta gelenidir!

    Kim bir kabristana uğrayıp da onbir defa ihlas suresini okuyup ecrini oradaki ölülere bağışlarsa, orada bulunan mevtalar sayısınca ona ecir verilir

    Bir müm’in Ayet’el Kürsi’yi okuyup da sevabını kabirde yatanların ruhuna hibe ederse,Allah doğudan batıya kadar her ölünün kabrine kırk nur idhal eder(sokar).Kabirlerini genişletir,derecelerini yükseltir,okuyana da altmış peygamber sevabını verir.Allah ayrıca her harfine karşılık, kıyamete kadar onun için tesbih edecek bir melek yaratır.

    Babalarınıza iyilik ediniz ki,çocuklarınız da size iyilik etsinler!

    Herhangi bir adam,evde hanımına yardım ederse Allah ona Eyyüb,Davud,Ya’kup ve İsa’ya (A.S)verdiği sevabı verir.

    Sizden aşağı olana bakın,sizden yukarı olana bakmayın ki Allah’ın size vermiş olduğu ni’meti küçümsememiş olunuz ,size yakışan da budur.

    Kim tabutu dört yan direğine girip taşırsa,Allah onun tam kırk büyük günahını amel defterinden düşürüverir.
    Her istediğini yemen de israftan sayılır.

    Üç şey ikram edildiğinde red edilmezastık,yağ ve süt.

    Çocuk akikası karşılığında alınmış bir rehindir!

    En iyi ilaç şunlardır:Ağızdan içilen ilaç,buruna çekilen damla,yürümek,kan aldırmak ve sülük taktırmaktır.
    İki kişi el sıkıştıkları zamanAllah her ikisinin üzerine gökten yüz rahmet indirir;doksanı ilk el uzatanın,onu da ikinci olarak el uzatanındır.


    Kim kendi nefsi için dilenme babında bir kapı açarsa,Allah ona yetmiş tane fakirlik kapısı açar!

    Farz ibadetleri ifa ettikten sonra,en efdal ibadet müslümanın kalbine sevinç koymaktır.

    Kişi arkadaşının dini üzeredir!Biriniz, onun kiminle düşüp kalktığına iyice baksın!

    Sofralarınızı yeşilliklerle süsleyiniz.Çünkü o,Besmele ile birlikte, şeytanı durdurmaz kovar.

    Üç şeyden bereket kaldırılmıştır:Soğuyuncaya kadar sıcak yemekten,ucuzlayıncaya kadar pahalı şeyden,Besmele çekilmeyen şeyden.

    Çörek otu ölüm hariç,bütün dertlere devadır.

    Yemekten önce kavun yemek,karnı yıkar,hastalığı kökünden söküp atar.

    Zeytin yağını yiyin.Onunla yağlanın.Çünkü cüzzam hastalığı dahil,tam yetmiş derde devadır!

    Çiğ sarımsak ye!Eğer ben meleklerle konuşmasaydım,mutlaka onu yerdim.


    Elbiselerinizi dürün!ki ruhu ona avdet etsin.Çünkü şeytan elbiseyi dürülmüş olarak gördüğünde giymez,ama dürülmemiş olarak gördüğü elbiseyi hemen giyer.

    Kim abdestli olarak yatarsa,ibadet edici olarak yatmış olur.Ruhu da Allah’a secde edici olarak uruc eder(yükselir),göreceği rüya da sadık bir rüya olur.Böyle olmazsa tabii ki bu imkanlara sahip olamaz.
    Kişinin rüyası tabir edilmedikçe bir kuştur.Tabir edeldiği zaman vaki olur,onun için onu ancak ileri görüşlü kişilere anlat!

    En doğru rüya seher vakitlerinde görülen rüyadır.

    Kişi evinden çıktığı zaman (Bismillahi tevekkeltü alellahi vela havla vala kuvvete illa billahi)derse bir melek şöyle der: ‘Kifayet olundun,hidayet olundun,ve korundun.’Şeytan yanından uzaklaşır.Ona diğer bir şeytan rastlar da şöyle der: ‘Kifayet olunan,hidayet olunan ve hıfz edilen bir adama sen nasıl musallat olabilirsin?’

    Aşüre gününde oruç tutmak,bir yıllık günaha kefarettir.

    Kim Aşüre günü müslümanlardan on kişiye selam verirse,bütün müminlere selam vermiş olur.

    Kim bir kahini veya müneccimi gelip tasdik ederse,Muhammed (A.S) üzerine indirileni inkar etmiş olur.

    Sizden birinizin kulağı çınladığında beni ansın ve bana salat-ü selam getirsin,sonra da şöyle desin ‘Zekerallahü men zekerani bi hayrin’.

    Sakın güneşte oturmayınız!Çünkü o elbiseyi eskitir,tende çirkin koku peydah eder,içteki gizli hastalıkları hareket ettirip meydana çıkarır.

    Tedbir geçinmenin yarısıdır,muhabbet aklın yarısıdır,üzüntü ihtiyarlığın yarısıdır,çoluk çocuğun azlığı kolay yaşayanların yarısıdır.

    Kul için yedi husus vardır ki;ölümünden sonra kabrinde amel defterine sevap yazılır.İlim öğretenler,su akıtanlar(çeşme yaptıranlar),kuyu kazanlar,ağaç dikenler,mescit yapanlar,Mushaf’ı miras bırakanlar,ölümünden sonra kendisine dua edecek hayırlı evlad bırakanlar.

    KAYNAKLAR: Ramuz El Ehadis(Hadisler Deryası)
    Mecmaul Adab

  2. #2
    vega5 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-04-2007
    Mesajlar
    202
    Karizma Gücü
    0
    wikizio
    Kim bir kahini veya müneccimi gelip tasdik ederse,Muhammed (A.S) üzerine indirileni inkar etmiş olur

    kuranda musanın doğacağını firavuna haber veren KAHİN var

    bu kahin gaybı bilmiştir fakat başka ayette gaybı sadece allah bilir diyor, bu bir çelişki değilmi sizce
    Körler ülkesinde tek gözlü adam kral olur.

  3. #3
    student adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-09-2005
    Mesajlar
    5,219
    Karizma Gücü
    8
    wikizo ,alıntı için teşekkürler ,

    alıntıladığın yazı hakkında değil de kendi kafasında kurduğu şeyleri söylemek için konuya yazanları kaale alma , kimbilir hangi İslami düşmanı sitede gördüde araştırmadan direk buraya alıntıladı , insan biraz olsun yazdığı şey hakkında düşünür ,
    Hz.Muhammed (sas) min geleceğini hristiyan papazlar ile Yahudi hahamlarda biliyordu.Bu kişiler geleceği mi bilyordu ? Tabi ki hayır ama kendi kitaplarında Hz.Muhammed (sas) min geleceği yazılıydı.O yüzden biliyorlardı.
    Firavun meselesindeki kahinlerde daha önceki kutsal kitaplardan bakıp öğrenmiş olabilirler ( bu arada söz konusu ayet hangi ayet ? ) .Eğer hahinler geleceği tam olark bilselerdi Firavunun sonu bu şekilde olmazdı.


    İnsan biraz olsun eleştirdiği konu hakkında bilgi sahibi olurda böyle alakasız bir konuda saçmalamaz.


    Biz alıntılardan istifade etmeye çalışıyoruz wikizio , sen devam et , kaale alma bu kişileri ,bu kişiler böyle her konuya girip yazarlar, belli bir müddet sonra alışırsın ,


    selam ve dua ile ,
    En-am Suresi 68.Ayet;

    Ayetlerimiz konusunda 'alaylı tartışmalara dalanlar:' -onlar bir başka söze geçinceye kadar- onlardan yüz çevir. Şeytan sana unutturacak olursa, bu durumda hatırlamadan sonra, artık zulmeden toplulukla beraber oturma.

  4. #4
    Şimdi Gitmek Zamanı... korhan25 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-05-2006
    Mesajlar
    2,175
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı vega5 tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    wikizio
    Kim bir kahini veya müneccimi gelip tasdik ederse,Muhammed (A.S) üzerine indirileni inkar etmiş olur

    kuranda musanın doğacağını firavuna haber veren KAHİN var

    bu kahin gaybı bilmiştir fakat başka ayette gaybı sadece allah bilir diyor, bu bir çelişki değilmi sizce
    Hocam ayetlerden bahsederken tek cümlesiyle bahsetmesen iyi olacak.

    Ayeti tam olarak ayet numarasıyla verirsen artniyetin veya iyi niyetini açıkca herkes görmüş olur.

    selametle.

  5. #5
    mehmetcik1979 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    11-04-2007
    Mesajlar
    3,257
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    6
    Sadreddin Konevi (ks) Hazretlerinden
    40 Hadis-i Şerif'in Tasavvufî Şerhi:


    Mukaddime
    Allah'a hamd olsun..
    Ki O, zâtı ile zâtında ve zâtı için esma ve sıfat tecellileriyle tecelli eder.
    Ve O, sıfatının çokluğu ile, zâtının birliğinde zâhir olur.
    Sonra O nimetlerinin ve iyiliklerinin zuhur yerlerinde isim ve sıfatlarının gömleklerine bürünür de görünür.
    Yine O, öyle bir zattır ki, kendi kendini gizlemiştir ve saklanmıştır.
    "Nerede?" derseniz; deriz ki, “Gayb hali tekliğinde... hem de şanına yakışan bir gizlilikle.”

    Delilini isterseniz; işte O'nun kavli:

    "Ben gizli bir hazine idim. Bilinmemi istedim. Halkı, bilinmem için yarattım... “
    En kâmil, en tam bir mazhar olana Allah-ü Teala'dan salât... Ki O en faziletli ve bu fazileti umuma şamil bir tecelligahtır. Ve O en güzel duyan olup, keza mana kokusunu da en çok alandır. Madde ve mana arasında, tam nailiyete eren, O olmuştur. Madde ve mana suretine yine haiz olan O'dur. Nüsha-i kübra ile, nüsha-i suğra'yı câmi bir zattır. Yani, dünya ile ukbayı temsil eden zat...

    Onun ismi şerifi Muhammed'dir. İşte, Allah-ü Teâlâ'dan salat ve selam dileğimiz bu zâtadır.

    Salât ve selam bütün âline, pek keremli ve şerefli ashabına da olsun.

    Şimdi kısaca derim ki:

    Bu eser; Hadis-i Erbain'dir, Kırk Hadis'tir...

    Hepsinden nübüvvet kokusu gelir. Mustafa buğusu tüter.

    Bu Hadis-i Şerifler benim virdimdi.

    Hepsini topladım, şerhettim. Ama bu şerhim, sofıye meşrebi üzerine oldu. Yani, Tasavvuf...

    Başarı dileğimi, yüce Allah'a arz ederim.

    1. Hadis-i Şerif: Resulullah (SAV) Efendimiz şöyle buyurdu:"

    Merhameti olanlar... Bunlara Rahmân olan Allah merhamet eyler. Yerde olanlara merhamet ediniz ki, göktekiler de size merhamet edeler."

    Manası ve tasavvufi yönden tefsiri:

    Ey cüz'î ruh, sır ve ruhanî kuvvetler... Keder şüphesinden yana temiz olan, Rahmanî damga taşıyan rahmet feyzini saçınız. Kime bilir misiniz? Kendinize... Beşeriyet vasfinızın arzına.

    Yani bu tabiî varlığınızın toprağına... Ve onları çağırınız, şer'î hükümlerin esasına uysunlar. Onlara muvafakat etsinler.

    Tabiî sıfat taşıyan resmiyetler de manen muhalif davranmaya...

    Bu işe böyle devam ediniz. Ta ki, feyyaz olan küllî ve ilahî ruhumuz, Sema mertebesinden yükseklik getire, rıfat vere. "Neyle bunları yapar?" derseniz, "Rabbanî varidat şimşeklerinin eseri ile, Rahmanî tecellilere ait nurların doğmaları ile..." deriz.

    Bunlar yaptıklarınıza birer mükâfattır. Yani amellerinize. Ama yararlı amellerinize.

    Nasıl ki Hak Teâlâ, Vehhab ismi hürmetine manalar feyzini ve rahmanî hikmetlerini önce ruha verdi, ruh da sırra, sır da kalbe, kalp de nefse, nefs de diğer duygulara ve onlar da cisme...

    Netice: Her kim, şefkat ve merhamet vasıflarına bürünürse, Yüce Rabb’ın rahmetini kazanmış sayılır. Yavaş yavaş ondan gelen rahmet esintisi önce ruhunu sarar; sonra derece derece bütün dış yapısını kaplar.

    Ama dış temiz olunca... Ama şer'î hükümler onda eksiksiz tatbik edilince. Aksi halde, gelmiş olsa dahi kaçar gider.

    ALLAH müsade ettiği müddetçe ve imkanlarım izin verdikçe 40 hadisisin tasavvufi açıklamasını bu bölüme yazmaya çalışacağım.Sevgi ve Saygılarımla.
    Bu mesaj en son " 26.08.07 " tarihinde saat 10:16 itibariyle mehmetcik1979 tarafından düzenlenmiştir...
    "LA İLAHE İLLALLAH"

    ALLAH BU SIRRIN ANLAMINI YAŞAMAYI CÜMLEMİZE NASİB ETSİN

  6. #6
    mehmetcik1979 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    11-04-2007
    Mesajlar
    3,257
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    6
    2. Hadis-i Şerif: Resulullah (SAV) Efendimiz şöyle buyurdu:

    "Allah-ü Teâlâ Hazretleri her yüz yılın başında bu dini ikâme edecek birini baas eder."

    Bu Hadis-i Şerifte üç mühim mana vardır: Kutbiyet, Müceddid makamı, Allah İsm-i Celâli.

    İşbu üç mananın tefsirini aşağıdaki cümleler içinde bulacaksınız:

    Kutup; Kutbiyet makamında tahakkuk edip oturabilmesi için, önce bir evvelki kutup ile arasında yüz senenin geçmesi lazım. Ta ki, ilâhî isimlerin küllisi onda tam tecelli edilebilsin. O isimlerin hemen hepsi, Hadis-i Şerifın metninde geçen Allah lafz-ı celâlinin tesiri altındadır. Burada bu kutbun meydana getirilmesine `baas' (diriltme) deniyor. Bu da ancak Allah tarafından yapılır. Yani, yalnız bu yüce ismin tecellisi sonunda olur. Diğer isimler, bunun tevabiidir, buna bağlıdır. Kaldı ki, "Allah baas eder.." (Hac Suresi, Ayet-7) mealine aldığımız ayette de, baas işini bizzat Allah-ü Teâlâ yapmaktadır. Çünkü; Allah lafza-i Celâli, bütün isimleri câmidir.

    Dikkat buyurulursa, "Rahman baas eder" denmiyor. Çünkü Rahman da Allah İsm-i Celâli'nin şumulündedir. Anla.. Bu bapta hidayet eden Allah' tır..

    Netice: Her yüz sene başında bir müceddid gelir. Esasta değil teferruatta, önemsiz değil, önemli değişiklikler yapar. Asrın icabına göre bazı ahkâm çıkarır. Muannidlere (inatçılara) cevap verir. Açıklanması kendi zamanına kalan bazı meseleleri açıklar.

    Bu vazifeyi yapan aynı zamanda bir kutuptur.

    Seyyid Şerif Cürcanî Hazretlerinin kutb' u tarifıne de kısaca bir göz atalım. Diyor ki: "Kutb' a gavs da denir. Çünkü O, hacet sahiplerine aynı zamanda bir ilticâgâhtır. Bu öyle bir kimsedir ki bulunduğu zamanda Allah-ü Teâlâ' nın nazargâhıdır. Ve Allah-ü Teâlâ zatından ona en büyük mana tılsımını ihsan buyurmuştur. Bu manayı iyi anlamak için kendimizi ruhî bir safiyete devretmemiz gerekir.

    Cenab-ı Hak feyzimizi artırsın.Sevgi ve Saygılarımla.

    Bu mesaj en son " 26.08.07 " tarihinde saat 09:26 itibariyle mehmetcik1979 tarafından düzenlenmiştir...
    "LA İLAHE İLLALLAH"

    ALLAH BU SIRRIN ANLAMINI YAŞAMAYI CÜMLEMİZE NASİB ETSİN

  7. #7
    mehmetcik1979 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    11-04-2007
    Mesajlar
    3,257
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    6
    3. Hadis-i Şerif: Resulullah (SAV) Efendimiz şöyle buyurdu:



    “Salacağınız bir ip, sizi mutlaka Allah'a ulaştırır..."

    Bu Hadis-i Şerife verilecek mana biraz uzun olacak. Şöyle ki:

    Şehadet mertebesine geçen insanlık nurunun eli ile makul nazarı olan fikrî kuvvetinizin ipini saldığınz zaman mutaka taayyünat arzının isbatında Allah'a ulaşır ve O'nun mutlak şuhudunun ipi ile karışan ve O'nun boyası ile boyanan bu ipin ilgisi cüz'î olan süfliyat taayyünatı zımnındadır. Yani ulaşıp tutunacağı makam orasıdır.

    Buna bir misal vermek gerekirse efkâr (fikirler) kuşlarını verebiliriz... Şöyle ki; efkâr kuşlarını, müşahede vasfına bürünmüş olarak ulvî ve nuranî âlemlerin evcine uçurduğunuz zaman elbette Mutlak Hakkı müşahede edersiniz... Ama, orada ve açıktan.

    Sonra, bundan şu hakikati idrak etmiş olursunuz: süflî ve ulvî mertebelerde müşahede edilen varlık, ulvî mertebelerde müşahede edilen varlığın aynıdır. Sonra, keşif ve müşahede nuru ile şu hakikati de idrak edersiniz: Bütün bu ulvî/süflî mertebeler ancak aklî itibarlara göredir. Bir de vehmî nisbedere.. . Çünkü varlığın tümü o taayyün halinde olan mutlak vücuddur.

    Bu taayyün hali ise iki şekilde olur:
    Ulvî ve nuranî
    Süflî ve zulmanî.

    Düşün: O'ndan gayrı tek varlık yoktur... Abadan'dan öte bir karye (şehir) yoktur.
    Sevgi ve saygılarımla.
    Bu mesaj en son " 26.08.07 " tarihinde saat 09:25 itibariyle mehmetcik1979 tarafından düzenlenmiştir...
    "LA İLAHE İLLALLAH"

    ALLAH BU SIRRIN ANLAMINI YAŞAMAYI CÜMLEMİZE NASİB ETSİN

  8. #8
    mehmetcik1979 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    11-04-2007
    Mesajlar
    3,257
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    6
    4. Hadis-i Şerif: Resulullah (SAV) Efendimiz şöyle buyurdu:

    "Her kim Allah için olursa... Allah onun için olur."

    Hadis-i Şerifin metin tercümesi, zahir açıdan yukarıdaki mealden ibarettir. Bunun manevi bir tercümesi vardır ki, onu özet olarak aşağıya alacağız.

    Şöyle ki: Bir kul, benliğinden fenâ bulur, zamanını bir yana atar; varlığı, mevhum nefsine izafe etmekten geçerse, Hak Teâlâ ona kayıtsız şartsız tecelli eder.

    Bir başka mânâ daha: Her kim fiiller, sıfat ve zat yönüyle fenâfillah mertebesine ererse, onun mazharında İsm-i Âzam zuhur eder -zat, sıfat ve esma, efal (fiiller) olarak-.

    Bu manada bir şiir:

    Fenaya er; sonra fena bul, sonra fena bul.

    Bekaya er; sonra beka bul, sonra beka bul...

    Hülâsa, fena hali mertebelerinin herbiri, beka makamına varmayı gerektirir.

    Bir şiir daha:

    Fenadan fenâ bul, arzun beka ise eğer,

    Böylece, bu önemsiz şey, beka bulurmuş meğer...

    Sevgi veSaygılarımla.
    Bu mesaj en son " 26.08.07 " tarihinde saat 09:24 itibariyle mehmetcik1979 tarafından düzenlenmiştir...
    "LA İLAHE İLLALLAH"

    ALLAH BU SIRRIN ANLAMINI YAŞAMAYI CÜMLEMİZE NASİB ETSİN

  9. #9
    mehmetcik1979 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    11-04-2007
    Mesajlar
    3,257
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    6
    5. Hadis-i Şerif: Resulullah (SAV) Efendimiz şöyle buyurdu:


    "Yüceliğine yüce, mübarekliğine mübarek Allah, dünya semasına nüzul tecellisi eyler ve buyurur:

    "Yok mu tevbe eden?... Ki, onun tevbesini kabul edeyim.
    -Hani duacı?... Ki, onun duasına icabet edeyim.
    -Bağış talebinde bulunan yok mu?... Ki, onu da bağışlayayım”


    Hadis-i Şerifin tercümesi, kısaca yukarıda arz edildiği gibidir. Ama onun bir manası var ki hiç de buna benzemez; iç açan... gönül ferahlatan... göz aydınlatan.

    Aşağıdaki cümlelerde o manayı bulacaksınız:

    Bilmelisin ... Yüce Allah'ın nüzulu bir başkadır. O'nun adına: Ruhanî... Nuranî... ve Manevî... denir. Sonra bu nüzul tecellisi, özellikle isimlerin hükümlerini, izlerini, yer ve sema boşluğu alanında zuhurlarını göstermekten ibarettir. Keza, cümle vadileri, alabildiğine, önden sona böylece doldurmaktır...

    Unutmamalı ki, bütün bu zuhurlar, yani sema boşluğunda meydana gelen zuhurlar -ama ne olursa olsun, ister hakikat, hakikat babından tümden olsun, isterse gizli, saklı yaratılış yönü ile incelikleri ve remizleri taşısın- hemen hepsi lafızlarla ve harflerle tahakkuk edip, bir gerçek olduğunu gösterir...

    Bütün bu olanlar, ahadiyet makamından coşarak gelir. Öyle bir gizli gecede ki, ona "Ben gizli bir hazine idim..." mealine gelen Kudsî Hadisi ile işaret edilir..

    Evet... Yüce Allah daima tecellisini ve zuhurunu meydana getirir. Ama vahidiyeti makamında. Ve öyle bir âlemde ki ona "Bilinmemi istedim... Halkı o sebeple yarattım" Kudsî Hadisi ile işaret edilmektedir.

    Başta anlatılan ve mevzumuz olan Hadis-i Şerife tekrar dönelim. Özellikle, Allah-ü Teâlâ'nın o kelamı buyurma şekli üzerinde duracak, ondaki daha başka manaları da anlatacağız.

    Şüphesiz, Allah-ü Teâlâ'nın kelamı bir beşer kelamına benzemez. "O halde nasıl?" diye soracaksınız. Bu sorunuzun cevabını aşağıda bulacaksınız.

    Şöyle ki: Allah-ü Teâlâ, ezelî ve ebedî bir kelamla konuşmaktadır. Ama şekilsiz. Harfin ve sesin verdiği şekilden yana münezzeh... Ne bir semt var, ne de bir zarf.

    Şimdi yukarıdaki cümleleri biraz şerh edelim:

    Allah-ü Teâlâ, "Yok mu tevbe eden?..." buyurdu. Anlatılmak istenen mana şudur: "Nefsi makamında iken ve onun sıfatlarını takınmış iken tabiatın gereği olan aykırılıkları bırakıp şer'î uyarlığa dönen yok mu?... Evet böyle biri yok mu ki “Tevbesini kabul edeyim?..."

    Bu cümlede ise şu mana anlatılır: "Evet... hani o kimse ki nefsinin tabiî aykırılıklarını bırakıp şer'î uyarlığa döner. Ve onun böyle yapmasının bir sonucu olarak Ben de ilahî isimlerin nurları tecellisi yolu ile ona döneyim... Lahutî sıfatlarla ona yöneleyim."

    Şimdi ikinci cümleye geçiyoruz.

    Burada Allah-ü Teâlâ, şöyle buyurdu: "Hani duacı?..." Bunda aranacak mana şudur: "Nerede o talip? Ama, rahmet feyzime hak kazanan talip; bir de şefaat fazlıma hak kazanan..." Ama bu talep ve hak kazanmak kalp ve onun sıfatları makamında olacak... "Evet... hani böyle bir talip ve böyle bir duacı?... ki, onun duasına icabet edeyim."

    Bunda anlatılmak istenen mana da şudur: "İsimlere has tecelli aydınlığı ile onu aydınlatayım... Sıfat inişlerinin şimşekleri ile ona gürleyeyim ve onun sonradan olma ve yaratılma sıfatlarını ifna edeyim."

    Bu sıfatlar, Hakka has hakikî sıfatların beka yüzüne ârız olmuşlardır.

    Şimdi de üçüncü cümlenin açıklamasına geçelim. Allah-ü Teâlâ şöyle buyuruyor:

    "Bağış talebinde bulunan yok mu?" Bunun manası şöyle anlatılabilir:

    Bilhassa ruh ve sır makamında, örtülmeyi ve kapanmayı, gizlenip saklanmayı isteyen yok mu?

    -Evet... Böyle bir talebi olan yok mu ki, kibriya örtümle örteyim... Azamet izarımla onu saklayayım?

    -Evet... Bütün bunları zatî isimlerimden gelen tecellilerle yapayım.

    -Böylece onu izafet yolu ile gelen zamandan ve izafet yolu ile kendisinde bulunan benlikten alıp kurtarayım.

    -Bütün bunlardan sonradır ki o, Hakikî varlığımdan bir varlık âleminde tahakkuk eder

    Yine bundan sonradır ki o, örtülmüş olur,

    Yani; Benimle... isimlerimle... sıfatlarımla... fiillerimle. Özellikle taayyün içliğinden ve onun üzerine geçen takyid kaftanından.

    Anlatılan örtünme hallerinin yerleri ve belli makamları vardır:

    "Fiillerimle..." denirken, bu durum nefs makamı ile sıfatlarında olmaktadır.

    "İsimlerimle..." denirken, kalp ve sıfatlarında hasıl olacak setr işine işaret edilir.

    "Sıfatlarımla..." denirken, ise ruh ve onun ahkâmının kapanacağına işaret edilir,

    "Benimle..." denirken ise şüphesiz zata geçilir. Bunun kapadığı yerler ise, sır ve ondan hasıl olan diğer esrardır. Şimdi işin sonuna geliyoruz. Bütün bu işlerden sonra olacakları O'ndan duymaya çalışacağız...



    Yüce Allah bize şu manayı anlatmak istiyor: "Ve sen baki kalırsın... Ama sensiz olarak. Ve... Sen Ben olursun. Sonra... Ben sen olurum. Sen dahi Bensin."

    Hasılı her şey O'nda ve O olur.

    Yukarıdan beri anlatılan manaların tümüne şu Ayeti Kerime ile işaret edildi:

    "Gerçekten ben çok çok bağışlayanım. Ama tevbe edeni... İman edip yarar iş yapanı." (Tâ-Hâ Suresi, Ayet-82 ) Bu manalardan Allah-ü Teâlâ'ya kavuşmayı anla. Ve bereket bul

    Sevgi ve Saygılarımla.
    Bu mesaj en son " 26.08.07 " tarihinde saat 09:23 itibariyle mehmetcik1979 tarafından düzenlenmiştir...
    "LA İLAHE İLLALLAH"

    ALLAH BU SIRRIN ANLAMINI YAŞAMAYI CÜMLEMİZE NASİB ETSİN

  10. #10
    mehmetcik1979 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    11-04-2007
    Mesajlar
    3,257
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    6
    6. Hadis-i Şerif: Resulullah (SAV) Efendimiz şöyle buyurdu:


    "O mümin ki insanlar arasına girer ve onların eziyetlerine sabreder: bu, o müminden hayırlıdır ki, insanlar arasına giremez ve eziyetlerine sabredemez..."

    Bu Hadis-i Şerifte özel olarak İnsan-ı Kâmil'e işaret edilir. Belirtilen mana özetle şudur:

    "Tam ve kâmil insanın manaya talib olan müslümanlar arasına girmesi, yalnız kalıp onlara karışmamasından hayırlıdır."

    Halk arasına karışmamak, daha ziyade, meczub vasfına haiz saliklere has bir haldir. Ama bu meczub salik de, kendisinden hiç bir şey hasıl olmayan salikten hayırlıdır. Yine, kendisinde hiç bir zuhurat olmayan meczubdan fazilet itibarı ile daha değerlidir.



    7. Hadis-i Şerif: Resulullah (SAV) Efendimiz şöyle buyurdu:

    "Şayet Hakkı tam manası ile bilseydiniz su üzerinde yürürdünüz, dağlar sizinle kayardı..."

    Bu Hadis-i Şerifte özellikle fena bulma haline işaret edilmektedir. Anlatılmak istenen mana kısaca şudur:

    "Eğer Hakkın varlığında fani olup, O'nunla beka bulsaydınız, elbette herşeye karşı bir tasarruf sahibi olurdunuz... Özellikle icad ve yok etme babında. Ama her iki ülkede. Âfakta ve enfüste..." Yani, hem batınî alemde, hem de zahirî alemde.



    8. Hadis-i Şerif: Resulullah (SAV) Efendimiz şöyle buyurdu:

    "Hemen herkes dünyadan susuz çıkar. Ancak `Rahman, Rahim Allah adı ile' diyenler hariç."

    Burada, Yüce Hakk'ın İlahî ismi ile kaim olmaya işaret edilmektedir. Böyle bir hale eren sonunda Hakk'ın bir halifesi olmuş olur. Hem de bütün sıfatlarda... Hatta, Halikiyet, Razıkiyet ve Kadiriyet sıfatlarında da.

    Şimdi, bu Hadis-i Şerifın biraz şerhini yapalım ve burada bize anlatılmak istenen mana üzerine biraz söz edelim: Her noksan olan, kemal derecesine yönelmek zorundadır. Ta ki O'nu bile. Şayet O'nu bilmiyorsa hakikî kemali bulamaz. Meğer ki bütün esma ve sıfatlarla tahakkuk etmiş ola. Ama hem celâl tarafındaki sıfatları ile hem de cemâl tarafındaki sıfatları ile.
    Sevgi ve Saygılarımla.
    Bu mesaj en son " 26.08.07 " tarihinde saat 09:21 itibariyle mehmetcik1979 tarafından düzenlenmiştir...
    "LA İLAHE İLLALLAH"

    ALLAH BU SIRRIN ANLAMINI YAŞAMAYI CÜMLEMİZE NASİB ETSİN

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •