Arkadaşlar;
Kuranı cennet cehennem korkusu olmadan,tarafsızca okuyalım.Bu konuyu iki bölüm halinde yayınlayacağım,okurken sıkılmayasınız diye.İlk bölümü yayınlıyorum;
İçerik ve Biçim Olarak Kur'anın Özellikleri
Gerek Kur' an gerekse de İslam yorumculan Kur' an ' ın insan ürünü olmayıp Allah tarafından indirilmiş ve olağanüstü bir kitap olduğu iddiasındadırlar. Peki ama gerçekten de öyle midir?
Cennet cehennem kaygılarından sıynlıp, diğer başka kitapları inceler gibi nesnel bir sorgulamaya girdiğimizde, Kur'an' ın, gerek yazım tekniği gerek içerik olarak çok geri bir eser olduğu gerçeği ile karşı karşıya kalırız. Bunun böyle olması onun yazılı kültürün değil, sözel kültürün ürünü olmasının da kaçınılmaz sonucudur. Karşımızda iç kurgusuyla iç tutarlığa ve yazım tekniğine sahip, sözcüğün gerçek anlamında bir kitap değil, bir anlatılar toplamı bulunmaktadır.
Birkaç kitap okuma pratiği olmuş ve asgari anlamda sorgulama yeteneği oluşmuş her kişinin, Kur'an'ı herhangi bir kitabı okur gibi sorgulayarak okuması halinde, cennet cehennem kaygılarıyla kendine açıklamaktan çekinse bile, büyük bir düş kırıklığına uğrayacağı kuşkusuzdur. Çünkü Kur' an' ın önceden yazılmış insan ürünü çoğu kitaptan daha yüzeysel, plan ve programdan tümüyle yoksun, tekrarlarla dolu ve yığınla kopuk kopuk söylencelerden başka ticaret, kadın-erkek ilişkileri, kölelik, cezalar ve Muhammed'in karşılaştığı olaylara ilişkin yorumlardan ibaret olduğunu göreceklerdir.
Onda eşitlik, kardeşlik, özgürlük temelinde bir dünya cennetinin kuramsal çerçevesini, hatta yüksek ahlaki ölçütler ve insan sevgisinin öğelerini arayanlar da bunları göremeyeceklerdir. Bu çerçevede her Müslüman' ın Kur' an ' ı okumasını, Onun ancak Kur' an alimlerinin yorumuyla anlaşılabileceği yollu gizemsel önkoşullanınalardan kendilerini kurtararak, kendi başlarına okumalarını özellikle öneriyoruz.
Kaldı ki Kur'an'ın bizzat kendisi, "kul" ile Allah arasına birilerinin girmesinden yana olmayan bir kavrayışa ve önermeye sahiptir. Bundan dolayı da basitlik ve anlaşılabilirliğini özellikle vurgular:
Şuara-195'te, Muhammed, "uyancılardan olabilsin diye" Kur'an'ın "apaçık bir dille" indirildiği; Zuhruf-2-3 'te daha açık olarak, "apaçık Kitaba yemin olsun ki şüphesiz biz O'nun düşünüp anlayasınız diye" indirildiği; Fussilet-44'te, Kur'an ayetlerinin uzun açıklamalı olmadığı; Yusuf-12'de Kur'an'ın, herkesçe "okunup anlaşılması için" indirildiği; Duhan-58 'de, herkese "öğüt alsınlar diye indirerek kolaylaştınldığı" söylenir.
Dolayısıyla herkes, kavrama yeteneğine tam bir güvenle ve softaların, "O'nun ortalama insan tarafından doğru kavranamayacağı, dolayısıyla kendilerince yorumlanmasının zorunlu olduğu" yollu demagojilere prim vermeden okumalıdırlar. Kur'an, önkoşullanmadan uzak, sorgulanarak okunursa kendi niteliğini net olarak ortaya koyan, kendine ilişkin önsel hayalleri yine kendisi yıkan bir nitelik sergilemektedir çünkü.
Kur'an'ın hemen hemen yarısından çoğunu kapsayan ve Tevrat kaynaklı olan peygamber masalları Kur'an'ın niteliği açısından oldukça tayin edicidirler. Yusuf masalı hariç hiçbiri derli toplu bir anlatıma bile sahip olmayıp, her biri pek çok surede bölük pörçük ve her seferinde ve hatta aynı sure içinde bile çelişkilerle dolu olarak anlatılmışlardır (8. Bölüm 'de göreceğiz).
Bir yazar değil, bir anlatıcı olduğu için, Muhammed'in kronoloji diye bir kaygısı hiç olmamıştır. Anlatılardaki sistematik sorunu bu içerik ve karmaşa içinde ortadan kalkmıştır; olaylar ve isimlerin sık sık birbirine karıştırılması da cabası. Sonuç olarak bu masallar, Kur'an 'ın, diğer sorunları yanı sıra, özelde tarih bilimiyle de, gerek yöntem, gerek gerçeklik anlamında karşıtlık içinde oluşunun somut belgelerini oluşturmaktadır. Onda cümle kuruluşunda bozukluklar birbirini takip eder. Plan ve programdan tümüyle yoksundur. Konudan konuya geçmeler de aynı şekilde bağıntıdan yoksundur, Muhammed, o anda olduğu gibi yazdırır veya ezberletir. Bundandır ki çoğu sure, aynı konuların (tabii çelişkiler ve farklı ifadelerle) yinelenmesinden ibarettir.
Geçmişte gerçekleşmemiş ve zaten bilimsel gelişmenin kesin bir şekilde ortaya koyduğu gibi gerçekleşmesi olanaksız mucize rivayetleriyle doludur: Gömlek sürtüp körü iyileştirmeler, balık karnında yaşamalar, bakire olarak doğurmalar, beşikte konuşmalar, ölüleri diriltmeler, ateşte yanmamalar, gökten taş yağmaları, yılana dönüşen sopalar, su fışkıran taşlar vs. vs. vs... İşte tam da bu noktada şeriatçı demagogların, tüm bunları mantığa, günümüz değerleri ve bilgilerine uygun kılmak, daha ötesi Kur'an'ı her anlamda olağanüstü göstermek amaçlı çabalarıyla karşılaşıyoruz. Hiçbir bilimsel değer taşımayan, en temel ahlaki ölçüleri çiğnemek pahasına gerçekleştirilen, zaman zaman ne yazık ki gülünç olan bu çabaların ortalama bilinç düzeyinin gerisinde bırakıırılmış olan yığınlarda etkili olması ise kuşkusuz işin trajik yanını oluşturmaktadır. Ne ki elde edilen başarının temelinde yatan daha önemli gerçek, hiç kuşkusuz seslenilen kitlenin zaten beşikten başlayarak dinsel yargılarla koşullandırılmasının yanı sıra, dinin cehennemi ve cennetiyle kişilerin sorgulama bilincini etkisizleştiren "öbür dünya" kozudur.
Eşitsizlik düzenlerinin geniş yığınlarda yarattığı doyumsuzluk ve hak almayı engelleyen mevcut yoğun baskı koşulları da, insanların dine sığınma eğilimine girmesinde temel bir işlev görmektedir. Bu bağlamda düşünmenin yerini inanç almakta, bu da kendisine inanılacak basit mantık oyunlarının prim kazanmasına uygun bir ortam sağlamaktadır. Asgari .bir toplumsal-tarihsel kavrayışla görülebileceği gibi, dinlerin etkinlık kazandıkları dönemler, yoğunlaşan toplumsal bunalımlara dünyasal kurtuluş umutlannın zayıfladığı dönemler olmuştur. Daha ötesi bu gelişme, taraftarlannca "doğru" farzedilen tek bir dinin değil, bütün dinlerin ve tabii falcılığın, cinciliğin, burççuluğun vd. bilim dışı tüm inançlann genel olarak prim kazandığı dönemler olmuştur.
Bu bağlamda yaşadığımız coğrafyada karşımıza çıkan şey; çağdaş bilgileri ezberleyip, Kur'an'ın, karşıt nitelikli mantığından koparılmış muğlak deyişlerini de çarpıtarak, bilimle ve çağdaş ahlaki değerlerle uzlaştırma amaçlı yoğun bir söylem ve yayın furyası olmaktadır. Zaten küçükten koşullanmış, hakları için mücadele etmekten yıldırılmış yığınların karşısına çıkartılan bu demagojik ve coşkulu dil, işte bu koşulların sonucudur ki etkili olmaktadır. Oysa Kuran, oldukça geri, utku sınırlı, üstelik o dönem bilgi düzeyinin gerisinde bir polemik, söylence ve kanun kitabıdır; özellikle belirtilmelidir ki onunla aynı düzeyde işlenmesi halinde günümüzde bir ortaokul öğrencisi bile kompozisyondan sınıfta kalır; onun bilgilerini kullanması halinde ise Tarih 'te, Coğrafya 'da, Biyoloji 'de ve diğer ilgili derslerde de ha keza.
Kur' an' ın evrensel olduğu iddiası da tamamen boş bir sözden ibarettir; tıpkı dinin ezel ve ebed değil tarihsel bir olgu olduğu ve tekrar ortadan kalkacağı bilimsel gerçeğinde olduğu gibi Kur'an da, Tevrat ve İnciller gibi belli tarihsel koşullann, o dönem bilinç düzeyinin ve içinden çıktığı toplumun kültürel-ekonomik-toplumsal yapılalarının ürünüdür. Zaten aksi olsa, önceden de belirttiğimiz gibi bir biri peşi sıra (o da insanlığın ortaya çıktığından yüz binlerce, dinsel düşüncenin çıktığından onbinlerce yıl sonra) farklı farklı din kitaplan ortaya çıkar mıydı? Aksine daha insanlığın ilk oluşumundan itibaren indirilmiş ve evrenselliği dilinde, yapısında, utkunda açıkça görülen bir kitap ile karşılaşmaz mıydık?
Oysa basit bir bilgi düzeyiyle bile görebildiğimiz gibi, din kitaplarının tümü, içinden çıktıklan toplumun kültürel-ekonomik, toplumsal değerlerince biçimlenmişlerdir. Ve tabii ortaya çıkmalan için insanoğlunun belli bir evrim geçirmesi, giderek yazıyı ve yazabilecek araçlan icat etmesi gerekmiştir. Her şeyin gerçek ve tek yaratıcısı olan insan, eğer ki yazıyı yaratamamış olsaydı din kitaplan da ilkel dinler gibi salt sözel kalacaklardı. Özetle ortaya çıkabilmesi için bile insanlığın belli bir aşamaya gelmesi zorunlu olmuştur; ki bunlar onun, tarihsel bir ürün olması yanısıra insan ürünü olmasının da somut göstergesidir.
Tabbara, "Kur' an' a göre din, aslında ve özünde birdir, değişmez.Bununla beraber konulan şer'i hükümler, milletlerin sosyal durumu ve fikri kabiliyetleri seviyesine göre değişir (a.g.e, Sf-35) derken de, gerçekten bunu doğrulamıyor mu zaten?
Kuşkusuz "aslında ve özünde'" bir olan, evrenselolan bir dinsel temel vardır ve bu, Tabbara 'nın kastettiğinin aksine, çok tanrılı dinleri de kapsar: Bu temel; yaratılış da dahil, karşılaşılan olgu ve olaylann insanüstü bir güç tarafından gerçekleştirildiği, başa gelen her iyilik ve felaketin tanrılardan kaynaklandığı, dolayısıyla onlan hoşnut etmek gerektiği, onun ölümden sonra insanlan ödüllendirip cezalandırdığı, kadının hizmet için yaratılmış tabii bir yaratık olduğu, köleliğin ve eşitsizliğin meşru olduğu, ama göree bir devletin de gözetilmesi gerektiğı vb. vb.'dır. Açıktır ki bu duşunce yapısı, kendi dışındakı olay ve bulguları açıklayacak bilgilere ve en genelde yönteme sahip olmayan kişilerin kabullenebileceği ilkel bir değer yargılan bütünüdür.
Kaynak: Erdoğan Aydın, Kuran Ve Din, Islamiyet Gerçeği 1, Cumhuriyet Kitapları


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla
Kuran'ı Kerim'i incelemek...Bilmem hangi yazarın en son yayımlanan kitabından bahseder gibi içerik-uslup bakımında da inceleyerek basite indirgemek,kutsal bir kitabı kötülemek için pek de yeterli sebep gibi görünmüyor.
mücadele veriyordun.


m.
