• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 4 1234 SonSon
36 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor

Konu: İman Nedir?

  1. #1
    Hamravat adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    02-08-2007
    Mesajlar
    245
    Karizma Gücü
    0

    İman Nedir?

    Hucurât(*) Sûresi

    14 - Bedevîler “İman ettik” dediler. De ki: “İman etmediniz. (Öyle ise, “iman ettik” demeyin.) “müslüman olduk” deyin. Henüz iman kalplerinize girmedi. Eğer Allah’a ve Peygamberine itaat ederseniz, yaptıklarınızdan hiçbir şeyi eksiltmez. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”

    İman nedir?

    Allah'ı ve Resulunu herseyden cok sevmek mi?

    Yoksa sadece Allaha inanmak mı?


    "Allah'ı ve Peygamberini her şeyden çok sevmedikçe tam mü'min olunmaz." (Buharî, iman, 9, 14, edeb, 42; Müslim, iman, 67) "Canımız sana feda olsun Ya Rasûlallah" ifadesi, işte bu anlayışın bir yansımasıdır.

    ya da

    1 Allahu Teala'ya inanmak ,
    2 Allah'ın meleklerine inanmak,
    3 Allah'ın kitaplarına inanmak.
    4 Allah'ın peygamberlerine inanmak,
    5 Ahiret gününe(Öldükten sonra dirilmeye inanmak),
    6 Kader ve Kazaya inanmak.(Hayır ve şerrin Allah'tan olduğuna )

    imanı sartlara baglamak,

    gönlümüz acılsın diye soruyorum, iblis bu 6 sarta inanmıyormu?

    1 seytan Allaha inanmıyor mu? cevap: seytan Allah ile konusuyordu bile

    2 seytan meleklere inanmıyor mu? cevap: seytan melekere imamlık bile yapmıstır

    3 seytan Kitaplara inanmıyor mu? cevap: seytan inanmasa bizi O kitaptan uzaklaştırmaya calısmaz

    4 seytan peygamberlere inanmıyor mu? cevap: onlarla biliyordu ve kabul etmiyordu

    5 seytan ahiret gününe inanıyormu? cevap: seytan Allah tan ahiret gününe kadar süre istemedi mi?

    6 seytan kadere inanıyormu? cevap: seytan hayrın ve serrin Allahtan geldiğini biliyordu, ama kibrinden itiraz ediyor

    soru: seytan bu durumda imanlımıdır?

    Bakara(*) Sûresi

    165 - İnsanlar arasında Allah’ı bırakıp da ona ortak koşanlar vardır. Onları, Allah’ı severcesine severler. İman edenlerin Allah’a olan sevgisi daha güçlü bir sevgidir. Zulmedenler azaba uğrayacakları zaman bütün kuvvetin Allah’ın olduğunu ve Allah’ın azabının pek şiddetli olduğunu bir bilselerdi.
    Tefsir-ul Kur'an
    Hikmet-ul Beyan

  2. #2

    Kayıt Tarihi
    09-08-2005
    Mesajlar
    920
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı Hamravat tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    soru: seytan bu durumda imanlımıdır?
    İman ve bilgi (yakîn) tam olarak aynı şeyi ifade etmezler.
    Kur'an-ı Kerim'in pek çok ayetinde (hatta müminin sıfatlarını bildirirken henüz 2. sayfada bile belirtilmiştir) müminler gayba (yani bilinmeyene) iman etmişlerdir ifadeleri çokça geçer.

    ödülün sebebi budur. yani mümin kendisine verilen techizatla akıl-şuur-his-gönül-vicdan vs. Allah'ı bulur. Yaratılmış herşeyde O'nu görür. Ama bu görüş maddenin ardındaki manayı "sezme" biçiminde ortaya çıkar. Buna iman diyoruz.

    Şeytan ve melekler için benzeri bir durum yoktur. Onlar için imani bir durum yoktur. Çünkü artık "bilgi" düzeyindedirler. bu bilgi düzeyinin şeytan için "aynel yakin", melekler içinse "hakkal yakin" derecesinde olduğu yorumları zama içinde yapılmıştır.

    insanlar içinde "inanamayana" inançsız veya imansız denilir. Ama akılsız denilmez. zira ortada bilgiye değil sezgiye karşı çıkış vardır.

    şeytanın inanmaması diye bir durum söz konusu değildir. o zaman akılsız olurdu. Ama şeytan akılsız da değildir. O Allah'ı son peygamberi "bilir". "Buna rağmen isyan eder".

    Alakasız gibi görünen mütevatir bir kudsi hadisi burada belirtmek isterim. Konuyla alakası " eğer beni görselerdi..." kısmıdır. Bu kısımlar iyi okunursa "bilgi" düzeyine çıkmış bir durumun ( özellikle Allah ve ahiretle ilgili ) nasıl bir karşılığı olurdu bu görülebilir. Bu, böyle olmalıyken şeytanın itaatsizliği ve isyanı ne kadar ciddi bir durum olduğu anlaşılabilir :

    Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Allah'ın, yollarda dolaşıp zikredenleri araştıran melekleri vardır. AIIahu Tealayı zikreden bir cemaate rastlarlarsa, birbirlerini "Aradığınıza gelin!" diye çağırırlar. (Hepsi gelip) onları kanatlarıyla kuşatarak dünya semasına kadar arayı doldururlar. Allah, -onları en iyi bilen olduğu halde- meleklere sorar:
    "Kullarım ne diyorlar?"
    "Seni tesbih ediyorlar, sana tekbir okuyorlar, sana tahmid okuyorlar.
    Sana tazim (temcid) ediyorlar" derler. Rabb Teala sormaya devam eder:
    "Onlar beni gördüler mi?"
    "Hayır!" derler.
    "Ya görselerdi ne yaparlardı?"
    "Eğer seni görselerdi ibadette çok daha ileri giderler; çok daha fazla
    ta'zim, çok daha fazla tesbihde bulunurlardı" derler. Allah tekrar sorar:
    "Onlar ne istiyorlar?"
    "Senden, derler, cennet istiyorlar."
    "Cenneti gördüler mi?" der.
    "Hayır ey Rabbimiz!" derler.
    "Yagörselerdi ne yaparlardı?" der.
    "Eğer görselerdi, derler, cennet için daha çok hırs gösterirler, onu daha ısrarla isterler, ona daha çok rağbet gösterirlerdi." AIlah Teala sormaya devam eder:
    "Neden istiaze ediyorlar?"
    "Cehennemden istiaze ediyorlar" derler.
    "Onu gördüler mi ?" der.
    "Hàyır Rabbimiz, görmediler!" derler.
    "Yagörselerdi ne yaparlardı?" der.
    "Eğer cehennemi görselerdi ondan daha şiddetli kaçarlar, daha şiddetli korkarlardı" derler. Bunun üzerini Rabb Teala şunu söyler:
    "Sizi şahid kılıyorum, onları affettim!"
    Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) sözüne devamla şunu anlattı:
    "Onlardan bir melek der ki: "Bunların arasında falanca günahkar kul dahi var. Bu onlardan değil. O başka bir maksadla uğramıştı, oturuverdi." Allah Teala.. "Onu da affettim, onlar öyle bir cemaat ki onlarla oturanlar da onlar sayesinde bedbaht olmazlar" buyurur."
    Buhari, Daavat 66, Müslim, Zikr 25, (2689); Tirmizi, Daavat 140, (3595).
    İnsanlığın düşüncesine hakim olan hakikat ölçüsü, insanın kendi hayati menfaatleri, şahsi hesapları ve istekleridir; zevkleri veya alışkanlıklarıdır. İnsan kendinin olan bu ölçüleri fikirlere tatbik ediyor ve bu ölçülerle fikirlerinin doğruluğunu araştırıyor.; hükmünü onlarla veriyor. Ondan sonra kendi kendi verdiği bu hükme uygun, onu destekleyici sebepleri etrafında topluyor. Peşin vermiş olduğu hükmünü onlarla haklı ve meşru gösteriyor. Görülüyor ki düşünmek, kendimizi eşyaya değil, eşyayı kendimize uydurmaktır. Gerçek düşünce ise bundan farklıdır.
    [ varolmak, Nurettin Topçu ]

  3. #3
    Kenan adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-11-2006
    Mesajlar
    5,086
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7
    Paylaşım için teşekkürler.

    İmanın 72 şubesi vardır.

    İmanın zirvesi La İlahe İllallah'tır. Bunu hâl ile yaşadığımız zaman İman etmiş oluruz. Allah cümlemize nasip etsin inşallah. Amin.
    “Nefsinin aczini bilen insan, varlığın ALLAH’a mahsus olduğunu bilen insan, ilim sahibi demektir.
    Çünkü ilim ALLAH’ı bilmektir”

  4. #4
    balcı adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    11-01-2007
    Mesajlar
    61
    Karizma Gücü
    0
    “Kendisinde hiçbir şekilde şüphe olmayan o kitap müttakiler için bir hidayet kaynağı ve yol göstericidir.”
    (Bakara Suresi, 2)

    “Müttakiler ki, gayba inanırlar, namaz kılarlar kendilerine verdiğimiz mallardan muhtaçlara yardım ederler.”

    (Bakara Suresi, 3)

    “Yine onlar sana indirilenlere ve senden önce indirilen kitab ve peygamberlere ve ahiret gününe iman ederler.”
    (Bakara Suresi, 4)

    “Onlar Rabbilerinden bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa ermişler ancak onlardır.”

    (Bakara Suresi, 5)
    "Kalbi Mecnunu yararsan Hz.Leyla Çıkar
    Zahida,Sanma Mecnun başka, Leyla başkadır..."

    Mecnuna İlişince feryad eder.
    "DEYMEN LEYLA İNCİNİR."

  5. #5
    desktruck adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-11-2005
    Mesajlar
    364
    Karizma Gücü
    0
    165 - İnsanlar arasında Allah’ı bırakıp da ona ortak koşanlar vardır. Onları, Allah’ı severcesine severler. İman edenlerin Allah’a olan sevgisi daha güçlü bir sevgidir. Zulmedenler azaba uğrayacakları zaman bütün kuvvetin Allah’ın olduğunu ve Allah’ın azabının pek şiddetli olduğunu bir bilselerdi.

    Çok güzel bir yazı teşekkürler ..

  6. #6
    Ayme10 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-06-2007
    Mesajlar
    192
    Karizma Gücü
    0
    İman(inanç) gerçekte kalp ile yaşanılan bir durumdur.Burada kast ettiğimiz kalp,kanı pompalama organı olan kalp değildir.İnsanın soyut(manevi) yapısının temel ögesi olan kalptir.

    Hani insanın babası ölünce içi acır, yanar.İşte iman o acıyan ve yanan yerde olur.Aslolan da imanın oraya yerleşmesidir.İman kalbine yerleşen kişiye mümin denir.

    İman gaybadır.Allah'a teslim olan kişi önce inanır.Sonra da inandığının gerçekliğini görür.O zaman da şahit olur.

    Selam ile,
    EY KULLARIM!BUGÜN SİZE KORKU YOKTUR VE SİZLER MAHZUN DA OLMAYACAKSINIZ!(ZUHRUF-68)


    TOPRAĞA HER TÜRLÜ KÖTÜ ŞEY ATILIR FAKAT TOPRAKTAN HEP GÜZEL ŞEYLER BİTER. (AKŞEMSEDDİN)


    KUSURUMUZ NE KADAR ÇOKSA O KADAR ÇOK KUSUR ARARIZ(CENAP ŞAHABETTİN)

  7. #7
    Hamravat adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    02-08-2007
    Mesajlar
    245
    Karizma Gücü
    0
    İnsanı diğer varlıklardan apayrı bir özelliği vardır. Allah onun için melekleri ona secde ettirdi. Bütün varlığı onun emrine verdi, ona hizmet ettirdi. O varlık, yani insan kendisine bakarken kendisini diğer varlıklarla kıyaslayamaz, diğer varlıklara benzetemez. Çünkü o Allahın halifesidir. Allah ona bakınca neyi görür? Kendisini… Böyle bir durumda, Allah kendi kendisini sever. Peki, o Allaha halife olan insan kendisine bakınca neyi görmesi gerekir? Onun da Allah’ı görmesi gerekmez mi? Eğer göremiyorsa nedir bu? Kör… Ne demişler; Görmek istemeyenden daha kör, işitmek istemeyenden daha sağır kimse olamaz. Allah onu kendisini sevdiği için yaratmıştır.



    Dolayısıyla onu kendi sevgisinden, kendi muhabbetinden aşkından yaratmıştır. O zaman insan aşktır… Aşk… Onda başka bir şey yok… Sadece aşk… Hem de Allahın aşkı… Onun için o insan sürekli meyleder, sürekli sever. Onda sevmekten başka bir şey yok. Korkuları, ümitleri endişeleri hep sevgisindendir. Sevdiklerini hep kaybetmesindendir. O korku diye bir şey yok. Onda endişe diye bir şey yok. Onda ümit diye bir şey yok. Bütün onların hepsi sevgisinden kaynaklanır. Sevdiklerini kaybetmekten sevdiklerine kavuşamama endişesidir. Dolayısıyla onun bütün varlığı aşktır. Hem de bu Allah’ın aşkı, muhabbetidir.



    Öncelikle bizim kendimizi öyle görmemiz lazım. Bir insan kendini böyle görmedi mi insan olamaz. O rabbine iman etmek için gelmiştir. İman etmek demek, sevmek demektir. İman, inanmak demek değildir. İman; âşık olmak demektir. Ne buyurdu Ayeti Kerimede? ‘Öyle insanlar var ki Allah’ı sever gibi başkalarını severler. Oysaki müminlerin, Allaha iman edenlerin, Allah’a olan aşkları çok şiddetlidir.’ Allah burada imanı nasıl tarif etti? Çok şiddetli muhabbet, çok şiddetli muhabbet demek aşk demektir. Âşık olmak demektir. Kuru kuruya inandım demekle iman olur mu? Olmaz… Bu kendi kendimizi aldatmak demektir, kandırmak demektir.



    Eğer sen Rabbinin seni kendi nurundan yarattığına inandınsa, sana sıfatlarını ihsan edip seni kendisine halife kıldığını anlayıp inandınsa, bütün nimetleri sana onun verdiğine inandınsa, kemale erebilmen için seni dünyaya gönderip gerekli olan sahneyi yaratıp orda her türlü vesileyi önüne koyduğuna inandınsa, ebedi hayati senin için hazırlayıp ebediyen sana saadet içinde ikramlar yapacağına inandınsa… İnsan böyle bir Rabbi sevmez mi? Böyle bir Rabbe âşık olmaz mı? Hem de kendisini yoktan yaratan… Nasıl âşık olunmaz, nasıl inanılır da nasıl âşık olunmaz. O zaman onun inandım demesi yalan. Kendi kendisine iftiradır bu. İnanan sever, iman eder. Yani gerekeni yapar. Biz sevdiğimizin bize kırılmasını ister miyiz? Bizden yüz çevirmesini ister miyiz? Bizden küsmesini ister miyiz? İstemeyiz…



    O zaman, inanan insanın Rabbinin kendisinden küsmesini istememesi lazım. Gazab etmesini istememesi lazım. Böyle bir durumda ne yapması gerekir? Bütün gayretiyle onu kendisinden razı etmeye çalışması gerekmez mi? onun sevgisini kazanmaya çalışması gerekmez mi? Mademki inanıyorsun, mademki seviyorsun, mademki âşıksın… Halinin de böyle olması gerekmez mi aksi takdirde yalancılardan olmuş olmaz mıyız? Evet…



    İman, Allah’ı kendi canından dahi çok sevmektir. Her şeyden çok sevmektir. Çünkü o can da O’na ait. Çünkü varlığın onunla varlıkta duruyor, sen yoksun zaten yok. O var… O senin ruhun… Neden ona sahip çıkıyorsun? Neden ona sirk koşuyorsun? O zaman onun huzurunda, onun karsısında ‘Ben’ demen ona sirk koşmaktır. Mümin böyle yapmaz, ona halife olan böyle yapmaz. Her halükarda ne der? ‘Rabbim sen neyi emrediyorsan, doğru olan o… neyi istiyorsan yapmam gereken o… Sen neyi istiyorsan, seviyorsan, benimde sevdiğim odur… Benim, bana ait bir isteğim olamaz… Ya Rabbi kıyamet günü, bizi huzuruna aldığında, başımızı önümüze eğip başımızı kaldıracak yüzümüz olmaz…’


    Rabbimize karşı, eğer herhangi bir şekilde, ona itiraz etmişsek, herhangi bir şekilde onun işini beğenmediysek, yüzümüzü yerden kaldıramayız. Bize bunca nimeti ikram eden rabbimize karşı, nankörlüğümüzden dolayı, başımız önümüze eğilir. Ya Rabbi, ‘ben sana layıkıyla kul olamadım’ demek zorunda kalırız. Elbette ona, gerçekten layıkıyla kul olamayız ama bize düsen çabamızı sarf etmek… O’na abd olduğumuzu, âşık olduğumuzu bilmek.



    Her yerde Onu arıyoruz, bizim aradığımız O… Neyin peşinden koşarsak koşalım, biz aslında onun peşinden koşuyoruz. Neden? Çünkü dünyaya gelmeden önce, Rabbimizi görmüştük, Rabbimizin hitabına mazhar olmuştuk, ‘Ben sizin Rabbiniz değil miyim’ hitabına, ‘Evet ya Rabbi, Sen bizim Rabbimizsin, şahit olduk…’ demiştik. İşte dünyada, O’nu arıyoruz. O âşık olduğumuz Rabbimizi arıyoruz. Biz hala o arayıştayız. Bütün âlem, sema halinde, O’nu arıyor, Onu istiyor. İnsandaki her zerre onu arıyor, hepsi sema halinde… Bütün kâinat, öylesine sema halinde… O’nu istiyor. O’nu Ruhlar Âleminde bir kere gördüğünde semaya başlamış ve o sema, sonsuza kadar devam eder. Bütün varlık için bu böyledir.



    O sema eden de, hep onun nurudur, ondan tecelli eder, onun sıfatlarından tecelli eden nurudur. O nur yine O’na âşıktır. Yani kendisine… Her bir varlık kendisine bir varlık verebilir ama aslında o varlıklar kendisine vehmi olarak varlık vermiştir. Varlık yoktur aslında. Ne buyurdu, Ayeti Kerimede,’Her şey fanidir fena bulur yok olur Rabbinin vechi, varlığı bakidir.’ O zaman, her bir insanin kendisini onun nuru olarak bilmesi lazım… O’nun halifesi olarak bilmesi lazım… O’nun aşığı olarak bilmesi lazım… O’nun da bunca ikrama karşı kulundan istediği kendisini sevmesidir. Sevdiği kulunun, aşkına, muhabbetine karşılık vermesidir. Ve buda imandır. İman etmesini yani kendisini sevmesini istiyor.

    Pir Muhammed Hüseyin'den alıntı
    Tefsir-ul Kur'an
    Hikmet-ul Beyan

  8. #8
    berson adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-02-2007
    Mesajlar
    542
    Karizma Gücü
    0
    Hamravat kardeş lütfen bildiğini yaz..Ne söylüyorsan da biraz tutarlı olsun.
    Ne buyurdu Ayeti Kerimede? ‘Öyle insanlar var ki Allah’ı sever gibi başkalarını severler. Oysaki müminlerin, Allaha iman edenlerin, Allah’a olan aşkları çok şiddetlidir.’ Allah burada imanı nasıl tarif etti? Çok şiddetli muhabbet, çok şiddetli muhabbet demek aşk demektir. Âşık olmak demektir.
    Bu da imzanız,
    Aşkın İle Aşıklar Yansın Ya Resulullah
    Sahte mürşitlerin gizlemeye güçleri işte buna yetmez.
    Onlar; enâniyet, ulûhiyet iddiâlarını
    ne kadar gizlemeye çalışsalar da,
    mü’min kullardan gizleyemezler.
    “Siz mü’minin firâsetinden kaçının.
    Onlar ALLÂH’ın nûru ile bakar”

    hitâbını iyi anla!..

    PİR H.GALİP HASAN KUŞÇUOĞLU

  9. #9
    balcı adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    11-01-2007
    Mesajlar
    61
    Karizma Gücü
    0
    Kâinâtın yaratılış sebebi olan nûr-ı Muhammedî hakîkatine ulaşmak
    kâmil insana karşı beslenen sevgi ve bağlılıktır.
    Kâmil insan bütün insanların göz bebeğidir.
    Kâmil insanı sevmek nûr-ı Muhammedî’yi sevmek,
    ALL&#194’ın rahmet sıfatlarının tecellî ettiği mercîyi sevmek
    gerçek anlamda ALL&#194’ı sevmektir.


    Herşey vesilede TECELLİ eden HAKİKATI görmek için YARADILDI..
    "Kalbi Mecnunu yararsan Hz.Leyla Çıkar
    Zahida,Sanma Mecnun başka, Leyla başkadır..."

    Mecnuna İlişince feryad eder.
    "DEYMEN LEYLA İNCİNİR."

  10. #10
    Hamravat adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    02-08-2007
    Mesajlar
    245
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı berson tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Hamravat kardeş lütfen bildiğini yaz..Ne söylüyorsan da biraz tutarlı olsun.

    Alıntı:
    Ne buyurdu Ayeti Kerimede? ‘Öyle insanlar var ki Allah’ı sever gibi başkalarını severler. Oysaki müminlerin, Allaha iman edenlerin, Allah’a olan aşkları çok şiddetlidir.’ Allah burada imanı nasıl tarif etti? Çok şiddetli muhabbet, çok şiddetli muhabbet demek aşk demektir. Âşık olmak demektir.

    Bu da imzanız,

    Alıntı:
    Aşkın İle Aşıklar Yansın Ya Resulullah


    Bu da Allah ın bize mesajı;

    ÂLİ İMRAN [İ:94.31, R:3.31] De ki: "Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok affedici, çok merhametlidir."

    biz Resulullaha uymadıgımız sürece, O nun askıyla yanmadıgımız sürece, Allah ın bizi sevmesi, bu ayeti okudugunuzda düşünüle bilinirmi sizce?

    Allah, Resulullah'a Habibim diyor, yani SEVGİLİM, bende Allah ın Sevgilim dediği O insana askımı dile getiyorum, umuyorum ki, O na yanarsam, Allah ta katından bana sevgi ve rahmet verir,

    herkes istedigi kişinin ve baska bişeyin askından yana bilir, ama Allah ın askında yanmak için önce Resulunun askında yanmak gerekir, gecmişteki tüm Allah dostları önce kendi mürşidlerinin askında yanıp kül olmuşlardı,


    ince bi ayrıntı daha;

    ÂLİ İMRAN [İ:94.31, R:3.31] De ki: "Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok affedici, çok merhametlidir."

    Allah, Bana değil, Resulume uy, diyor. Neden, cünkü biz Allahı bilemeyiz, Allah ı nerede biliriz, Resulunun üzerinde.

    imzamın sonuna kadar arkasındayım.
    Tefsir-ul Kur'an
    Hikmet-ul Beyan

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •