Aleviler; oruç tutmayı yüce Allah’ın bir emri olarak kabul edip bu ibadeti kelimenin tam anlamıyla mümince yerine getirmektedirler.
Bilindiği üzere Alevi inancında Muharrem ayında 12 gün süreyle oruç tutmak dinsel bir kuraldır. Alevilerin orucu Muharrem orucudur. Ramazan ayı münasebetiyle oruç tutmak Alevi geleneğinde yoktur. Bu durumu yadırgayan Sünni ve Şii misyonerler Alevileri Kur’an’daki Ramazan orucu buyruğuna uymadıkları gerekçesiyle ***** etmektedirler. Oysa Alevilerin Muharrem ayında oruç tutma geleneği, Ramazan orucu ve genel anlamda da İslam’ın oruç tutma buyruğu konusunda geliştirdikleri dinsel bir içtihattır. Bu dinsel içtihat, Alevilerin yaşadıkları kültürel, coğrafi ve tarihsel koşullar sonucu doğmuş olan bir zarurettir. Alevilerin büyük çoğunluk itibariyle göçebe Türkmenler olduğu düşünüldüğünde böylesi bir içtihadın zarureti daha iyi anlaşılacaktır. Sürekli göç eden bir insan topluluğunun yerleşik insanlar gibi bir ay süre ile aralıksız oruç tutmaları son derece zordur. Bu zorluk nefsi terbiye etme sınırlarının ötesine taşan bir eziyeti ifade etmektedir. Bakara Suresi 187. ayette de belirtildiği üzere yüce Allah insanlar için zorluk değil kolaylık istemektedir. Kullarının kendilerine yani nefislerine eziyet etmelerini istememektedir. Yüce Allah sırf kullarına eziyet olmasın diye Ramazan orucunda gece cinsel ilişkiye girme yasağını kaldırmıştır. Bir ay boyunca böylesi bir yasağa dayanabilmek pek çok kimse için elbetteki olanaksız denecek derecede zordur. Nitekim ayetten de anlaşıldığı üzere insanların çoğu bu yasağa uyamamışlardır. Oysa Muharrem orucu 12 gün sürdüğü için böylesi bir yasağa uymak ( yas dönemini oluşturan ilk on günde ) imkan dahilindedir.
Peki Ramazan’da tutulması istenen orucu Aleviler neden Muharrem’e almışlardır ?
Muharrem’de oruç tutmak Hazreti Muhammed de dahil hemen hemen tüm peygamberlerin yaptığı bir ibadettir. Nitekim, Ramazan orucunun inananlar üzerine yazılmasından / farz kılınmasından önce Muharrem orucunun tutulduğu bilinmektedir.
Peygamberimiz Hazreti Muhammed’in döneminde İbrahim peygamberin inanırları olan HANİFLERİN ( Hanefiler değil !) Muharrem’de oruç tuttukları ve peygamberimizin de bu oruca iştirak ettiği İslam teologlarının ittifakla naklettiği bir bilgidir. Peygamberimiz Hicret sonrasına değin yani Ramazan orucu yazılıncaya değin Muharrem’de oruç tutma geleneğini sürdürmüştür. Ayrıca İbni Abbas’tan rivayet edilen bir hadisinde Hazreti Muhammed; Muharrem’de bir gün oruç tutmanın bir ay oruç tutmak kadar sevap olduğunu da dile getirmiştir.
İşte Aleviler bu nedenlerden ötürü yüce Allah’ın oruç emrini içtihadi olarak Muharrem’de ifa etmektedirler. Bu içtihadı İslami bulmayan Sünni ve Şii kimi misyonerlere oruç konusunda kendi geliştirdikleri içtihatları gözden geçirmelerini tavsiye deriz. Tekraren söyleyelim ki, onların Kur’an’da hiçbir hüküm olmamasına rağmen kutup bölgelerinde yaşayanlar için oruca başlama ve oruç açma vakti hususunda ortaya koydukları içtihat ne derece İslami ise Ramazan ayında oruç tutma emrini Muharrem’de yerine getirme yönündeki içtihat da o derecede İslamidir. Yine Ramazan gecelerinde başlangıçta mevcut olan cinsel ilişkiye girme yasağının sonradan ilahi rahmet sonucu kaldırılması ne denli tanrısal bir merhamet içeriyorsa Muharrem ayında oruç tutmak da o denli isabetli ve doğru bir içtihattır.
Tüm bunlara rağmen deniliyorsa ki” farz olan orucun vakti Ramazan ayıdır ve bunu değiştirmek hiçbir biçimde dinin ruhuna uygun değildir.” O halde yapılması Bakara Suresi 197. ayetle “ bilinen aylara “ tahsis edilmiş olan hac ibadetini Kurban Bayramı günlerine çekmek dinin ruhuna nasıl uygun oluyor ?
Haccın zamanı konusunda bir değişiklik yapabilmek dinen mümkün ise Ramazan orucunun yada genel anlamda orucun zamanı konusunda da değişiklik yapabilmek öylece mümkündür ve dinseldir.
Ramazan ayında tutulması gereken orucun başka aylarda da tutulabileceğinin kesin kanıtlarından biri de Bakara Suresi 184. ayette tüm çıplaklığıyla mevcut olan orucun kaza edilebilmesi hususudur . Bu ayette, Ramazan ayında çeşitli nedenlerle ( yolculuk, hastalık yada dayanamamak gibi ) oruç tutamayanların başka günlerde oruç tutabileceği yada kurtulmalık / fidye vermeleri gerektiği belirtilerek aslında ramazan orucunun başka günlerde de tutulduğunda Ramazan orucu yerine geçeceği ortaya konulmaktadır. Buna rağmen hala başka günlerde oruç tutmak Ramazan orucunun yerini tutmaz diyebilmek ne derece dinsel olabilir ki ?
Bilindiği üzere Muharrem ayında oruç ve matem tutmanın teolojik nedenlerinden bir de Kerbela katliamıdır. Kerbela şehitleri ve tüm on iki imamlar için gösterilen bir saygının eyleme dökülmesi olarak da önemli bir işleve sahip olan Muharrem orucu ve matemi Alevilerin en ayırt edici vasıflarından biridir. Kerbela şehitlerine ve tüm on iki imamlara gösterilen saygının temelinde yatan en önemli nedenlerden biri mazlumiyettir. Kerbela şehitleri ve tüm on iki imamlar sadece İslam tarihi bağlamında değil tüm insanlık tarihi açısından da mazlumların zulme isyanının simgesel önderlerindendir. Bu nedenle onlar sadece Alevilerin değil hangi din ve inançtan olursa olsun tüm mazlumların saygıyla anmaları gereken önderlerdir.
Kimi yorumlara göre Fecr Suresi 1. ve 2. ayetlerdeki; “Tan yerine / fecre ve on geceye ant olsun.” İfadelerinde geçen “ on gece “ sözüyle Muharrem’in on gününün kutsallığına ve dolayısıyla Muharrem orucuna işaret edilmektedir. Bu “ on gece “ sözüyle çok daha farklı hususların kastedildiği yönündeki yorumların mevcudiyetini de dile getirmek zorundayız.
Ramazan ayında dileyenlerin 48 Perşembe oruçları kapsamında oruç tutmaları haricinde Ramazan ayı münasebetiyle oruç tutmak Alevi geleneğinde yoktur. Bu tutum yüzyılların hatta bin yılların getirdiği ve Alevi kimliğinin ayrılmaz bir parçası olan güçlü ve keskin bir özelliktir. Bu özelliğin yitirilmesi Alevi kimliğine vurulan ağır bir darbe olacaktır. Kanaatimizce bu özelliğin terk edilmesi Alevilik ve Aleviler açısından neredeyse intihar derecesinde dayanılmaz neticeler verecektir.
Tarihte binlerce Alevi önderinin idam edilmesi, sürgün edilmesi, derilerinin yüzülmesi ve hatta ateşe atılıp yakılmasının nedenlerinden biri de Ramazan’da oruç tutmadıkları suçlaması değil midir ?
Alevi önderleri idama, yakılmaya, sürülmeye, derilerinin yüzülmesine rağmen kimliklerinden vazgeçmemişlerdir. Eğer tarihte gerçekleşmeyen bu vazgeçiş bugün gerçekleşirse, bu durum Alevi kimliği açısından intihar değil de nedir ?
Bu gerçekler akla getirildiğinde yukarıda telaffuz ettiğimiz “ intihar “ sözcüğünün anlamı daha iyi kavranacaktır.
Alevilikte Muharrem orucu dışında da oruçlar vardır. Hızır orucu, Masum – u pak orucu, 48 Perşembe oruçları gibi. Ancak bu oruçlar zorunlu değildir. İş durumu ve sağlığı uygun olanların tuttukları oruçlardır. Kaldı ki Muharrem orucu da iş durumu ve sağlığı yerinde olanların tutmakla mükellef oldukları bir oruç olup kişinin nefsini terbiye amacına yöneliktir. Nefsi terbiye sınırlarını aşıp nefse eziyet pahasına oruç tutmak yüce Allah’ın emrinin hilafınadır. İş ve sağlık durumu uygun olmayanlar çalışma günleri dışında ve sağlıkları el verdiği ölçüde oruç ibadetlerini yerine getirebilirler.
Şimdi Alevi ulularından oruç ile ilgili birkaç örnek deyiş / nefes sunalım:
“Namazımız dara durmak,
Orucumuz sabretmek ,
Biz bir oruç tutarız ki,
Ramazana benzemez…”
Seyyid Nesimi
“Oruç, namaz, zekat, hac
Cürm ü cinayetdür
Fakir bundan azaddur,
Has u havas içinde...”
“Savm (oruç), Salat, Hac, Zekat;
Hicaptır aşıklara !
Aşık, bundan münezzeh,
Naz u niyaz içinde… “
Yunus Emre
Büyük Alevi Türkmen ozanı Pir Sultan Abdal ise Muharrem orucu ile ilgili olarak şöyle demektedir:
Birini tutan Hakk’ın yeter
İkisini tutan günahın atar
Üçünü tutan cennette yatar
Engür olmuş Hakk ceminde ezilir.
Dördünü tutana veli dediler
Beşini tutana ulu dediler
Altısını tutana dolu dediler
Engür olmuş Hakk ceminde ezilir.
Yedisin tutan havada uçar
Sekizin tutan hülleler biçer
Dokuzun tutan cennetin açar
Engür olmuş Hakk ceminde ezilir.
Pir Sultan Abdal’ım onunda zahmet
On birini tutana indi rahmet
On iki tutana nasiptir cennet
Engür olmuş Hakk ceminde ezilir.
Sonuç:
“Akıl Tutulması ve Oruç” başlıklı yazımızı ulaşılan sonuçları maddeler halinde yineleyerek sonlandıralım.
Oruç tutmak İslam dinine göre yüce Allah’ın bir emridir.
Oruç, nefsi terbiye etmek ve böylece Allah’ın rızasını kazanmak için tutulur.
Nefse eziyet etmek nefsi terbiye etmenin dışındadır. Allah nefse eziyeti yasaklamaktadır. Bu durum pek çok ayette olduğu gibi Bakara suresi 187. ayette de net bir biçimde belirtilmiştir.
Değişen koşullar sonucu ibadetlerin kimi kuralları da değiştirilebilmektedir. Nitekim Bakara Suresi 187. ayette belirtildiği gibi önceden Ramazan orucunun gecelerinde cinsel ilişkiye girmek yasak iken yüce Allah, bunun insanların nefislerine eziyet olduğunu buyurarak söz konusu yasağı kaldırmış, dolayısıyla değişen koşullar gereği ibadetlerdeki kuralların da değişebileceğini kullarına öğretmiştir.
Kur’an’da, kutup bölgelerinde yaşayanların oruçlarına başlama ve oruç açma vakitleri konusunda her hangi bir bilgi yokken bu hususta içtihadi olarak bir hüküm ortaya konulmuştur. Bu tutum ibadetlerle ilgili olarak çeşitli içtihatların yapılabileceğinin bir diğer kanıtıdır. Benzer bir içtihat da hac konusundadır. Bakara Suresi 197. ayette; “ Hac bilinen aylardadır…” ifadesine rağmen bu ibadet Sünni ve Şii Müslümanlarca üç gün içerisinde yapılmaktadır. Bu da bir içtihattır. Bu içtihadın peygamberin uygulamasına dayandırılmasının, içtihadı, içtihad olmaktan çıkarmayacağını söylemeye gerek bile yoktur. Ayrıca Hacca gidiş vasıtalarının belirtildiği Hac Suresi 27. ayette, “ …yaya yahut yorgunluktan incelmiş develerle derin vadilerden geçerek sana gelsinler” denilmek suretiyle hacca gidiş araçları belirtilmiş fakat günümüzde yeni vasıtalar icat olunduğu için ayette belirtilen vasıtalarla hacca gitme hususu yeni bir yoruma tabi tutularak “ Makaasıt, vesail ile karıştırılmamalıdır. “ anlayışıyla asıl olanın haccetmek olduğu, vasıtaların ise bir öneminin bulunmadığı şeklinde bir hükme varılmaktadır. Görüleceği üzere bu da bir içtihattır. O halde asıl olan oruç tutmak ise bunun da çeşitli zaman dilimlerine bağlanmasının öneminin olmayacağı aşikardır.
Oruç tutmaktaki amaç nefsi terbiye etmek ise o halde “ Nefis terbiyesi sadece Ramazan ayında olur, başka bir ayda olmaz !” demek yersizdir, yersiz olduğu kadar gülünçtür de…
Alevilerin oruç ayı içtihadi olarak Muharrem ayıdır. Muharrem ayında oruç tutmak yüce Allah’ın oruç tutma buyruğunu yerine getirmek amacıyla ifa edilen bir ibadettir.
Muharrem ayında oruç tutmak, Ramazan orucu kadar muteber ve sevaptır. Muharrem orucunu nafile bir ibadet olarak değerlendirip Ramazan orucunun yerini tutmayacağını ileri sürmek boş bir iddiadan başka bir şey değildir. Aleviler için bu iddianın hiçbir bağlayıcılığı ve hiçbir değeri yoktur.
Dileyenlerin 48 Perşembe oruçları kapsamında Ramazan ayı içerisinde üç gün süreyle oruç tutmaları tümüyle kişisel bir tercih olup Ramazan ayı münasebetiyle tutulan bir oruç hüviyetinde değildir.
Alevi geleneğinde Ramazan orucu tutmak yoktur. Bu tavır, Alevi kimliğinin en ayırt edici özelliklerinden biridir. Bu özelliğin terk edilmesi, Alevi kimliğinden taviz vermekle eşdeğerdir.
Tarihte pek çok Alevi önderinin öldürülme, sürgün edilme ve yakılma sebepleri arasında, Ramazan ayında oruç tutmama suçlamasının da bulunduğu gerçeği Aleviler için historik bellek bakımından yaşamsal öneme sahiptir.
Her inanç için olduğu gibi Alevi inancı için de inanca dair kuralların ve ibadet esaslarının bir kısmını benimseyip bir kısmını benimsememek mümkün değildir. Bir inanca mensup olabilmek için o inancın tüm esaslarını eksiksiz kabul etmek şarttır. Bu bağlamda her Alevi, Aleviliğin diğer hususlarda olduğu gibi oruç konusundaki tutum ve içtihatlarına da bağlı kalarak kimliğine mensubiyetini sürdürmelidir.
Mustafa Cemil KILIÇ
İLAHİYATÇI / SOSYOLOG
03.01.2007 / İstanbul


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla

K ERENLERİN YÜCE HÜMMETLERİ ÜZERİMİZDE HAZIR VE NAZIR OLA. YUH MÜNKİRE. LANET YİZİD'E. RHMET MÜMİN'E ALLAH EYVALLAH. HÜ"
DÜRMEMELERİ İÇİN MÜSLÜMANLARIN ÜZERİNE ALLAH' IN FARZ KILDIĞI BİR KATİLLİK NİŞANIDIR Kİ TÖ
BE EDİP KİMSEYİ Ö
K KANITIDIR.
