• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
7 sonuçtan 1 --- 7 arası gösteriliyor
  1. #1
    Ali
    Ali çevrimdışı
    Ali adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    13-09-2005
    Mesajlar
    3,381
    Karizma Gücü
    7

    Göz Sağlığımız Hakkında Herşey

    arkadaşlar göz sağlığımız hakkında çok güzel bir bilgilendirme sitesi buldum ve sizlerle paylaşmak istedim sitenin ismi Türk Oftalmoloji Derneğinin sitesi olan www.gozsagligim.com bütün bilgileri buradan alıntı yaparak sizlere sunuyorum...




    Mutlak göz hekimine başvurulması gereken durumlar nelerdir ?


    1. Görmede azalma ( hatta gelip geçici olsa dahi )
    2. Göz önünde yüzen, uçuşan cisimler ( siyah kılcıklar, tüycükler, noktalar, benekler, lekeler )
    3. Işık çakmaları
    4. Bir perde ya da peçe arkasından bakıyormuş gibi görme hissi
    5. Işıkların çevresinde renkli halkalar görme
    6. Gözde ve göz çevresinde ağrı hissi
    7. Göz çevresindeki deride ve gözde kızarıklık
    8. Gözde ödem ve sulanma
    9. Gözlerin birisinin veya ikisinin öne doğru çıkması, fırlaması
    10. Göz kayması, şehlalık
    11. Çift görme
    12. Şeker hastalığı
    13. Yüksek kol tansiyonu, damar sertliği hastalığı
    14. Böbrek hastalığı
    15. Ailede herhangi bir göz hastalığının olması

    Batı ülkelerindeki normlara göre göz sağlığı açısından, hangi yaşta, hangi hekime , hangi sıklıkta muayene olmalıdır ?

    • Yeni doğanlar, okul öncesi yaş grubu, 19 yaş ve daha küçükler ;
    Çocuk hastalıkları uzmanı veya aile hekimi uzmanının referansı ile göz hastalıkları
    uzmanı ve / veya doğrudan göz hastalıkları uzmanı
    • 20 - 39 yaş grubu ;
    Glokom ( yüksek göz tansiyonu ) yönünden yüksek risk taşıyanlar için 3 - 5 yıllık aralıklarla göz hastalıkları uzmanına muayene
    • 40 - 60 yaş grubu ;
    2 - 4 yıllık aralıklarla göz hastalıkları uzmanına muayene
    • 65 yaş ve daha üstü ;
    1 - 2 yıllık aralıklarla göz hastalıkları uzmanına muayene




    Gözün yapısı

    Küre şeklindeki göz orbita denen kemik boşluk içine yerleşmiştir ve gözkapakları ile korunur. Dışta beyaz renkli sklera ve onun devamında saydam bir tabaka olan kornea yeralır. Korneanın altında göze rengini veren iris bulunur. İrisin ortasında ışık miktarına göre genişliği değişen gözbebeği (pupilla) yer alır. İrisin arkasında göz merceği (lens) vardır. Bu yapı saydamdır ve disk şeklindedir. Skleranın altında gözün damarsal tabakası (uvea) ve onun altında da görmeyi sağlayan ağ tabaka (retina) yer alır. Görsel uyarılar retinadan beyne görme siniri (optik sinir) yoluyla iletilir.



    Gözün optik özellikleri

    Gözün kırıcı ortamları kornea ve lens olup, kornea toplam kırıcılığın yaklaşık 2/3'ünü, lens ise 1/3'ünü oluşturur. Gözün optik yapısı fotoğraf makinasına benzetilebilir. Göze giren ışık miktarı gözbebeği ile kontrol edilir ve bu yapı fotoğraf makinasındaki objektif açıklığına denk gelir. Fotoğraf makinasındaki mercek sisteminin gözdeki karşılığı kornea ve lens, fotoğraf filminin karşılığı ise ağ tabakadır (retina).



    Refraksiyon nedir?

    Kelime olarak "kırılma" anlamına gelir. Fizik prensip olarak, ışığın bir ortamdan diğerine geçişte açısını değiştirmesi ve hızında değişiklik olması anlamında kullanılır. Göz Hastalıkları yönünden ise gözün kırma kusurunun tespiti için yapılan muayeneye verilen isimdir. Göz hekimlerinin en sık yaptığı işlem olan refraksiyon bu özelliğiyle temel oftalmolojik muayenelerin başında gelir.





    Vazifeyi ihmale sürükleyen merhamet,memlekete ihanettir !!!

  2. #2
    Ali
    Ali çevrimdışı
    Ali adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    13-09-2005
    Mesajlar
    3,381
    Karizma Gücü
    7
    Kırma kusuru nedir?

    Gözde kırma kusurunun bulunmama haline "emetropi" denir ve bu durumda uzaktaki bir nesneden göze paralel olarak gelen ışınlar retina (gözün ağ tabakası) üzerinde odaklanır. Kırma kusurunun olduğu hale ise "ametropi" denir. Kırma kusurları 3 başlık altında incelenir:
    1. Miyopi: Farklı nedenlere bağlı olarak ışınların retinanın önünde odaklanması halidir. En sık nedeni gözün normalden uzun olmasıdır.2. Hipermetropi: Hipermetrop gözde ışınlar retinanın gerisinde odaklanır. Gözün normalden kısa olması en önemli nedendir.3. Astigmatizma: Korneanın (gözün ön kısmındaki saydam tabaka) veya lensin (göz içindeki mercek) kırıcılıklarının her açıda aynı olmamasına bağlı olarak noktasal bir ışık kaynağından gelen ışınların bir nokta halinde retinaya odaklanamamasıdır.



    Miyopi nedir?

    Miyopi gözlerin yakındaki cisimleri net olarak gördüğü ama uzaktaki cisimleri net olarak göremediği bir durumdur. Miyopi kelimesi Latince “kapalı göz” kelimesinden gelir çünkü miyop kişiler uzağı daha iyi görmek için gözlerini kısarlar.
    Miyopi sıklıkla kalıtımsaldır ve 8-12 yaşlarında çocuklarda ortaya çıkar. Gençlik yıllarında vücut büyüdükçe miyopi de artar ve erişkin yaşta belli bir seviyede kalır. Miyopiyi etkileyen en önemli faktör kalıtım yani ailede miyop bulunmasıdır.Aşırı okuma, gözleri az ışıkta kullanma ya da beslenme yetersizliği miyopiye sebep olabilir

    Miyopinin sebebi genellikle gözün oval oluşudur ve göz merceğinin uzaktaki cisimlerden gelen ışınları retina üzerinde odaklaştırmaya yetecek derecede şeklini değiştirmesi imkansızdır. Nadiren miyopinin sebebi korneanın şeklinde bir değişiklik ya da göz merceğinin şeklinde bir değişikliktir.
    Hemen hemen bütün miyoplarda vücudun büyümesiyle artan basit miyopi vardır. Miyopi artsa bile bu normal büyümenin sonucudur.Ergenlik çağında çocuğun vücudu büyüdükçe gözün uzunluğu da değişir ve 6 ayda bir yeni gözlük gerekebilir.Bu tıpkı büyüyen ayaklara uygun büyük ayakkabı almaya benzer.Miyopi bir kaç yıl hızla ilerler,daha sonra çok az değişir.Yirmi yaşlarında meydana gelen erişkin tipi miyopi de vardır ama genellikle 20-40yaş arasında çok az değişiklik olur.



    Hipermetropi nedir?

    Göz küresi genellikle normalden daha kısadır ( miyopinin tersi, miyopide göz uzundur.) Bu kısalık göz merceğinin yakındaki cisimlerden gelen ışınları retina üzerinde odaklaştırmasını güçleştirir.Nadiren korneanın düzlüğü ya da göz merceğinin incelmesi de hipermetropiye neden olabilir.

    Normalde bütün çocuklar orta derecede hipermetropturlar. Gençlik yıllarında bu giderek azalır.Bebeğin küçük ve hipermetrop olan gözü büyüyüp uzadıkça hipermetropi azalır. Hipermetrop olan küçük çocuklar genellikle hem uzağı hem yakını iyi görürler. Çünkü göz merceğinin odaklama yeteneği gözün kısalığını karşılamaya yetecek kadar kuvvetlidir. Hipermetropi çocuklarda şaşılıkla birlikte olabilir, çünkü göz kasları yakını görmek için kuvvetle kasılmak zorundadır. Çocuklarda başağrısı ve okumaya karşı ilgisizlik gibi görme dışı belirtiler hipermetropi için uyarıcı işaretlerdir. Miyopi gibi hipermetropi de kalıtımsaldır.




    Astigmatizma nedir?

    Astigmatizmanın nedeni genellikle korneanın düzensizliği ya da çarpıklığıdır. Normal görme için kornea düzgün ve her yönde eşit eğimde olmalıdır. Astigmatizmada korneanın eğimi bir yönde daha fazladır. Başka bir deyimle kornea basketbol topundan çok amerikan futbol topuna benzer.Astigmatizmada görüntü yüzeyi dalgalı aynada ya da sirklerdeki çok uzun,çok şişman ya da zayıf gösteren aynalardaki görüntüye benzer. Astigmatizma kalıtımsaldır. Doğumda olabilir ve genellikle hayat boyu değişmeden kalır. Düşük derecede astigmatizma çok sık görülür ve genellikle düzeltilmesi gerekmez.



    Presbiyopi nedir?

    İnsanlar yaşlandıkça,yakındaki nesneleri görmeleri güçleşir,okuma ve yakın çalışma için gözlük kullanmaları gerekir.Bu duruma presbiyopi (yaşlı göz) denir.
    40 yaşına gelindiğinde gözün merceği esnekliğini kaybeder ve yakındaki cisimler üzerinde odaklanamaz. Presbiyopi orta yaşın kaçınılmaz bir değişikliğidir. Genellikle okuma gözlükleriyle düzeltilir. İlerlemesini azaltmak için herhangi bir diyet ya da egzersiz gibi bir tedavisi yoktur. Miyopi, hipermetropi, astigmatizma gibi bir refraksiyon kusuru olan presbiyop hastalara bifokal ya da multifokal camlar verilebilir.









    Vazifeyi ihmale sürükleyen merhamet,memlekete ihanettir !!!

  3. #3
    Ali
    Ali çevrimdışı
    Ali adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    13-09-2005
    Mesajlar
    3,381
    Karizma Gücü
    7
    Gözlük camları


    Gözlük camı, ışığı istenilen şekilde odaklayabilen, iki yüzeyi de işlenmiş saydam bir optik materyaldir. Sferik camlar miyopi ve hipermetropide, silindirik camlar ise astimatizmanın düzeltilmesinde kullanılır. Gözlük camları yapıldıkları maddeye göre sınıflandırılır:
    A. Cam (mineral) mercekler: 2 tiptir.
    1. Kron (crown) cam: En sık bilinen cam tipidir.
    2. Flint cam (ilk üretilen camların çakmaktaşından imal edilmesi nedeniyle bu isim verilmiştir): Bazı elementlerin eklenmesiyle (titan, lantan gibi) yüksek kırıcılığa sahip camlar üretilmiş ve böylece daha ince camlar üretilebilmiştir (İnceltilmiş cam).
    B. Plastik (organik) mercekler: 2 ana tipi vardır:
    1. CR-39 ( Columbia Reçinesi): Alil diglikol karbonattan yapılır. "Organik cam"
    olarak da bilinir.
    2. Polikarbonat cam: Mineral camlara ve Cr-39' a göre kırılmaya çok daha dirençli
    camlardır. Özellikle sportif faaliyetler sırasında emniyetli gözlük kullanımı için
    idealdir.

    Mineral camların avantajları; uzun ömürlü olması, daha ince olması, ışık saçılmasının az olması, ısıya dirençli oluşu. Dezavantajları; ağır olması, kırılgan olması, cam işlenmesi sırasında hasar görebilmesi.
    Organik camların avantajları; hahif ve dirençli olması, renklendirmenin kolay olması ve işleme sırasında hasar görmemesi. Dezavantajları; Daha kalın olmaları, çabuk çizilmesi, ısıya dayanıksız oluşu.

    Gözlük yüzeyine uygulanan kaplamalar
    1. Antirefle kaplama: Yansımaları azaltmak için uygulanır ve bu amaçla mercek magnezyun florür ile kaplanır. Faydaları; gözlük kullanan sürücülerde daha rahat görme, uzun süre gözlük kullanan kişilerde yansımaya bağlı göz yorgunluğunda azalmadır.
    2. Sertlik kaplaması: Organik camlara uygulanır ve çizilmeyi azaltır.

    Fotokromik camlar
    "Kolormatik" olarak da bilinir ve yüksek ışıklı ortamda mercek koyulaşırken, ışık azalınca rengi açılır. Bunu cama ilave edilen gümüş tuzları sağlamaktadır. Günümüzde fotokromik organik camlar da mevcuttur.



    Gözü sağlam olanlar için “Dinlendirici Gözlük” var mıdır?

    Hayır. Gözlük bir kırılma kusuru olanlar için yardımcı bir araçtır. Bu açıdan sağlıklı olan, yani kırılma kusuru bulunmayanları dinlendiren bir gözlük yoktur. Nasıl koltuk değneği yalnızca ayak veya bacaklarında sorunu olan biri için yardımcı iken, sağlıklı biri için hiç bir yardımı yoksa, gözü sağlıklı biri için de numaralı gözlük yardımcı bir araç sayılmaz, yarar sağlamaz.



    Televizyonu yakından seyretmek gözü bozar mı?

    Televizyonu yakından izlemek, bir kırılma kusuruna neden olmaz, diğer bir ifadeyle “gözü bozmaz”. Ancak bazen çocuklar göz sağlığı yerinde olduğu halde, ortamdaki ses ve görüntü kalabalığından kurtulmak için, bazen de uzaktan net göremedikleri için televizyona yaklaşmak eğilimi taşırlar. Bu nedenle televizyonu yakından seyretmek sebep değil, sonuçtur.


    Bilgisayar ekranları gözü bozar mı?

    Ekrana bakma sendromu (Computer vision syndrome), modern dünyanın yarattığı yeni bir durum olup, gerçekte bir kırılma kusuruna neden olmaz, yani halk arasındaki ifadeyle, “gözü bozmaz”. Ancak, genellikle 60-80 cm’den ve saatlerce çalışılıyor olması, gizli hipermetropi ya da erken-başlangıç presbiyopi (yaşlılık hipermetropisi) bulunan kişilerde bu gizli ve belli belirsiz kırılma kusurlarının kendini hissettirmesine neden olur. Bunun dışında, bilgisayar ekranlarının sürekli titreşen yapıda olmaları, yani aslında saniyede 40 ila 80 kez yanıp-sönüyor olmaları, görme güçlüğüne, bu da dikkatle izlemekte olan kişilerde yorgunluğa neden olur. Dikkatli bakış sırasında göz kırpma sayımızın dakikada 5-6 defaya azalması (normalde bu sayı, çok keskin görmeye ihtiyaç duymadığımız işlerde dakikada 12-16 defadır), kırpma yoluyla gözümüzün kurumasını önleyen mekanizmayı yavaşlatırken, büro gibi klimalı ortamlarda göz yaşı buharlaşma hızının artması ve ortam neminin azalması da göz yüzeyinin kurumasını artırıcı diğer faktörler olmaktadır. Bu nedenle bilgisayar kullanıcılarının göz yorgunluğu ve yakınmalarını önlemek amacıyla aşağıdaki önerileri dikkate almaları yerinde olacaktır:
    oBilgisayar ekranının üst seviyesi, göz seviyenizi aşmamalıdır. Böylelikle gözünüz çalışma sırasında hafifçe aşağı bakar pozisyonda olacak, bu durum kapak aralığınızın bir miktar dar kalması yoluyla, göz yaşınızın buharlaşabileceği göz yüzeyini azaltacaktır.
    oEkrana 60-80 cm mesafeden bakan bir kişi için ekran boyu ile ekran çözünürlüğü dengesi de önemlidir. 14 inç ekran boyutu için 640x480; 15 inç ekran boyutu için 600x800; 17 inç ekran çözünürlüğü için 1024x768 ideal seçimdir. Bu durum kıyasla büyük harf ve imge görüntüleri nedeniyle görüşü kolaylaştıracaktır.
    oDikkatli çalışma ve keskin görüş çabası, göz kırpma sayısını istemsiz olarak düşürecektir. Bu nedenle 45 dakika ekran karşısında geçirildiğinde, 15 dakika süreyle, daha az görsel dikkat gerektiren bir işlev yapılacak şekilde ara verilmelidir.
    oEğer bu önlemler sizi rahatlatmıyorsa, gizli hipermetropi, erken-başlangıç dönem yaşlılık hipermetropisi olup olmadığı yönünden bir göz hekimine başvurmanız, bu arada göz yaşı fonksiyonlarınızı da ölçtürmelisiniz.




    Bebek ve konuşamayan çocuklarda kırma kusuru veya gözlük için ölçüm yapılabilir mi ?

    Yeni doğan döneminden başlayarak her yaşta göz muayenesi yapılabilir ve görme düzeyleri ölçülebilir. Bunun için değişik testler ve yöntemler kullanılmaktadır. Bunlardan bir tanesi kameralarla göz bebeğinden yansıyan ışınların değerlendirilmesi ile göz numaralarının saptanmasıdır. Harfleri ve sayıları okuyamayan çocuklarda resimler ve değişik semboller kullanılarak görme düzeyleri ölçülür.






    Vazifeyi ihmale sürükleyen merhamet,memlekete ihanettir !!!

  4. #4
    Ali
    Ali çevrimdışı
    Ali adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    13-09-2005
    Mesajlar
    3,381
    Karizma Gücü
    7
    Şaşılık Nedir ?

    Şaşılık ya da gözkayması gözlerin görme akslarının paralelliğini kaybederek farklı yönlere bakmasıdır. Sık görülür, yaklaşık çocukların %4'ünü etkiler ancak erişkinlerde de gelişebilir. Şaşılık varlığında bir göz ile düz ve istenen yere bakılırken diğer göz içe, dışa, yukarı veya aşağı doğru kayabilir. Gözler değişerek kayabileceği gibi devamlı olarak aynı gözde kayabilir. Her iki gözle istenen noktaya bakılırken beynin görme merkezinde bu iki görüntü birleştirilerek tek olarak ve üç boyutlu olarak algılanır. Gözde kayma olduğunda ise beyinde iki farklı görüntü ortaya çıkacağından, beyin kayan gözden gelen görüntüyü baskılayacaktır bu da derinlik hissinde ve her iki gözle sağlanan görüşte azalmaya sebep olacaktır. Erişkinlerde ise kayan gözden gelen görüntünün baskılanması artık yapılamadığından çift görme şikayeti ortaya çıkar.

    Hayatın ilk birkaç ayında görme gelişiminin hızlı bir şekilde devam ettiği dönemde gözlerin arayıcı hareketleri, kısa süreli yani birkaç dakikalık içe veya dışa olan kaymalar normal kabul edilmesine karşın etraftaki objelere odaklanmanın yapılabildiği 4. aydan itibaren olan kaymalar mutlaka uzman bir göz hekimine danışılmalıdır. Ayrıca katarakt, göz tümörleri veya nörolojik hastalıklarda şaşılık ile kendini gösterebileceğinden mutlaka uzman bir göz hekimine danışılmalıdır.

    Şaşılığın tam olarak nedeni bilinmemektedir. Fonksiyonel, nörolojik veya kaslardaki yapısal bozukluklar ve dengesizlik kaymaya neden olur. Gözü hareket ettiren kaslardaki dengesizlikler, bu kasları kontrol eden beyin merkezlerinin etkilendiği serebral palzi, Down sendromu, hidrosefali gibi hastalıklar ya da gözü etkileyen katarakt, glokom veya travma gibi durumlar gözlerin paralelliğini bozarak kaymaya neden olabilir. Kaymanın ilk belirtisi gözlerin aynı noktaya odaklanmamasıdır ancak güneşte bir gözünü kapama, kafasını eğerek veya döndürerek bakma gibi bulgularda kaymanın sonucu olabilir. Erişkin dönemde ortaya çıkan kaymalarda ise en önemli şikayet çift görmedir. Bebeklik dönemi veya okul öncesi dönemde her çocuk muhtemel göz problemleri (şaşılık, göz tembelliği, kırma kusurları veya katarakt, göz içi tümörler gibi) için muayene olmalıdır. Halk arasında yanlış inanış olarak bebeklikte olan kaymanın büyümekle zamanla düzeleceği düşünülmektedir, ancak bu hatalıdır şaşılık hiçbir zaman büyümekle kendiliğinden düzelmez. Ancak çocuklarda burun kökünün geniş olduğu ve kayma olmadığı halde kayma varmış gibi görünüme yol açan yalancı şaşılık dediğimiz durumlarda zamanla burun kemiğinin gelişmesi ile kayma görünümü düzelmektedir bu da yanlış olarak kaymanın düzeldiğini düşündürmektedir. Böyle durumlarda ayırıcı tanı ve doğru teşhis için mutlaka göz doktoru görmelidir. Ayrıca ailede şaşılık veya göz tembelliği olan kişiler varsa çocuk mutlaka 1-2 yaşında göz doktoruna gösterilmelidir. Bunun dışında her çocukta 3 yaşına dek göz muayenesi yapılmalıdır.

    Tedavide amacımız görme gelişimini olumsuz etkilenmeden her iki gözün birarada kullanılarak gelişiminin sağlanmasıdır. Detaylı bir göz muayenesinin ardında kaymanın sebebine göre tedavi planlanır. Tedavi için eşlik eden kırma kusuru varsa gözlük verilmesi ile kayma düzeltilebilir. Cerrahi ile gözlerin paralelliğinin sağlanması iki gözün birarada kullanılmasını ve derinlik hissi kazanılmasını sağlayacaktır. Cerrahi girişim lazerle yapılmaz, gözün etrafındaki kasların yerleri değiştirilerek gözün pozisyonu ayarlanır.
    - Şaşılık tedavisi ne kadar erken dönemde yapılırsa başarısı o denli yüksek olur. Ancak erişkin dönemde olan şaşılıklarda ya da daha önce tedavi yapılmamış erişkinlerde de cerrahi tedavi ile özellikle çevre görüşte artış sağlanabilir.
    - Cerrahi tedavi gözlük veya kapamanın alternatifi değildir cerrahi sonrası da gözlük ve kapama tedavisi devam edebilir.


    Şaşılık için risk faktörler var mıdır?

    Şaşılık toplumda % 2-4 oranında görülmektedir ancak bazı çocuklarda şaşılık gelişme riski daha yüksektir:
    • Ailede şaşılık öyküsünün bulunması, ne kadar çok kuşakta şaşılık varsa olasılık artar.
    • Erken doğum, zor doğum veya düşük doğum ağırlığı olması
    • Yüksek hipermetropi
    • Hidrosefali (Beyinde su toplanması)
    • Serebral palsili çocuklar


    Çocuklarda göz muayenesi ne zaman yapılmalıdır?

    Çocuklarda göz muayenesi yeni doğan döneminden başlayarak yapılmalıdır. İlk muayene yeni doğan odasında deneyimli bir hemşire veya çocuk doktoru tarafından yapılır. Bu muayenede en önemli bulgu göz bebeğinden yansıyan ve ağ tabakaya ait olan kırmızı yansımanın her iki gözde eşit parlaklıkta ve sağlıklı olmasıdır. Daha sonra 6. ve 18. aylarda çocuk doktoru veya aile hekimi tarafından genel göz sağlığı muayenesi yapılmalıdır, şüphe edilen bir bulgu varsa göz doktoruna yönlendirilir. Bu dönem içinde ebeveynler göz kayması, kapak düşüklüğü, sık göz kırpma, gözlerini ovuşturma gibi normal dışı bir bulgu gördüklerinde göz doktoruna başvurmalıdırlar. Aile de bilinen bir göz hastalığı varsa bunun erken dönemde izleme alınması gerekir. Gözler tamamen normal görünümde olsa bile her çocukta 3 yaşında mutlaka ilk göz muayenesi yapılmalıdır. Genellikle tek gözde ortaya çıkan göz tembellikleri muayene edilmedikçe bulgu vermezler ve saptanamazlar. Daha sonra 5 yaşında ve okula başlarken muayeneler tekrarlanır.



    Kornea nakli ne demektir ? ( Keratoplasti )

    Kornea nakli, şeffaflığını yitirmiş ya da şekli bozulmuş kornea dokusunun çıkarılarak yerine ölüden alınan sağlıklı kornea dokusunun yerleştirilmesi ameliyatıdır. Göz nakli halk arasında yerleşmiş yanlış bir ifade olarak kornea nakli yerine kullanılmaktadır. Bugünkü tıbbın imkanları içinde gözde nakli yapılan kornea tabakasıdır. Göz küresinin nakli söz konusu değildir.

    Kornea nakli neden yapılır?
    Normalde şeffaf ve damarsız olan kornea dokusu, değişik sebeplerle, yara dokusunun oluşmasıyla ya da ödem (şişme) nedeniyle bulanıklaşabilir. Korneanın bulanıklaşması, gelen ışığın düzgün kırılamamasına ve görmenin azalmasına neden olur. Bazı durumlarda bulanık kornea ile beraber şiddetli ağrı da olabilir. Kornea nakli görmeyi düzeltmek, ağrıyı azaltmak ya da göz bütünlüğünü korumak için yapılabilir.

    Hangi durumlarda kornea nakli gerekebilir?
    - Göz cerrahisi sonrası korneanın şeffaf kalmasını sağlayan hücreler hasar görürse ve kornea bulanıklaşırsa
    - Korneanın kubbe şekli bozulursa, örneğin konikleşirse (keratokonus)
    - Kalıtsal geçiş gösteren bazı kornea hastalıklarında
    - Enfeksiyon nedeni ile korneada yara dokusu ve yeni damarlanma olursa (örneğin, Herpes -uçuk virüsü- keratiti sonrası)
    - Kazalar nedeniyle kornea bulanıklaşırsa veya bütünlüğü ağır derecede bozulursa
    - Kornea nakli sonrası vücut dokuyu reddederse

    Nakil yapılacak kornea dokusu nasıl ve nereden temin edilir? Göz bankası nedir?
    Ülkemizde Ankara ve İstanbul'da çalışan göz bankaları vardır. Ayrıca pek çok hastane, bir bankaya bağlı olmadan, kendi bünyesinde kornea temin edebilmektedir. Göz bankaları kornea dokusunu ölüden almak, uygun besleyici ortamlarda saklamak, alınan dokunun nakile uygun olup olmadığını belirlemek ve doku nakli yapılacak merkezlere ulaştırmak ile yükümlüdür.
    Kornea, çeşitli nedenlerle ölen ancak korneası sağlıklı yapıda olan kişilerden alınır. Korneaların kullanılabilmesi için kişinin ölüm nedeninin bilinmesi gerekir. Nakil yapılacak kişiye herhangi bir hastalık geçmemesi için vericinin kanında AIDS, bulaşıcı hepatit ve frengi gibi hastalıklara yol açan mikroorganizmaların varlığı araştırılır. Kornea damarsız bir doku olduğu için kan grubu uyumu gerekli değildir.

    İdeal olarak ölümden sonraki ilk 12 saat içinde kornea alınır. Gelişen teknoloji ve uygun doku saklama yöntemleri ile ölüden yalnız kornea dokusu (gözün önündeki şeffaf tabaka, yaklaşık 15 mm çapında, 0.6 mm kalınlığında) alınır ve gözün tümünün alınması gerekmez. Bu nedenle kornea alımı, ölen kişide görünen bir değişikliğine yol açmaz.
    Ölüden alınan ve özel besleyici solüsyonlarda saklanan korneaların hücre özellikleri ve nakil için yeterli olup olmadıkları göz bankalarındaki özel mikroskoplarla incelendikten sonra belirlenir. Uygun olanlar, ideal olarak 7 gün içinde bekleyen hastalara nakledilir.

    Korneası bulanıklaşan herkes kornea naklinden fayda görür mü?
    Kornea naklinden fayda görebilmek için gözün kornea dışındaki yapılarının normal olması gerekir. Gözün görüntüyü algılayan ve beyine gönderen retina tabakasında bir hasar varsa kişi yapılan nakilden fayda görmez. Hastanın en azından ışığı seçer düzeyde bir görmesinin olması, retina dokusunun ve diğer göz içi yapılarının sağlıklı olması gerekir. Hastanın bu ameliyattan yarar görüp göremeyeceği göz doktorunun yapacağı ayrıntılı muayene, göz ultrasonografisi ve gerekirse retinanın durumu hakkında bilgi veren bazı (elektrofizyolojik) testlerle tespit edilir.

    Kornea nakli ameliyatı nasıl yapılır?
    Kornea nakli ameliyatı çoğunlukla lokal anestezi altında yapılır. Hasta uyutulmaz, yalnız gözü ve çevresi uyuşturulur. Çocuklarda, lokal anestezi ile duramayacak hastalarda veya cerrah tercihi ile genel anestezi altında yapılabilir.
    Mikroskop altında, yuvarlak özel bir bıçak ile, hastanın bulanık korneasının merkezinden 7,5-8 mm çapında bir pencere çıkarılır ve ölüden alınan şeffaf kornea dokusu uygun boyutta kesilerek bu bölgeye dikilir. Eğer hastanın kataraktı varsa, kornea nakli sırasında kataraktı da alınabilir.

    Kornea nakli, şeffaflığını yitirmiş ya da şekli bozulmuş kornea dokusunun çıkarılarak yerine ölüden alınan sağlıklı kornea dokusunun yerleştirilmesi ameliyatıdır. Göz nakli halk arasında yerleşmiş yanlış bir ifade olarak kornea nakli yerine kullanılmaktadır. Bugünkü tıbbın imkanları içinde gözde nakli yapılan kornea tabakasıdır. Göz küresinin nakli söz konusu değildir.

    Kornea nakli neden yapılır?
    Normalde şeffaf ve damarsız olan kornea dokusu, değişik sebeplerle, yara dokusunun oluşmasıyla ya da ödem (şişme) nedeniyle bulanıklaşabilir. Korneanın bulanıklaşması, gelen ışığın düzgün kırılamamasına ve görmenin azalmasına neden olur. Bazı durumlarda bulanık kornea ile beraber şiddetli ağrı da olabilir. Kornea nakli görmeyi düzeltmek, ağrıyı azaltmak ya da göz bütünlüğünü korumak için yapılabilir.

    Hangi durumlarda kornea nakli gerekebilir?
    - Göz cerrahisi sonrası korneanın şeffaf kalmasını sağlayan hücreler hasar görürse ve kornea bulanıklaşırsa
    - Korneanın kubbe şekli bozulursa, örneğin konikleşirse (keratokonus)
    - Kalıtsal geçiş gösteren bazı kornea hastalıklarında
    - Enfeksiyon nedeni ile korneada yara dokusu ve lekelenme (örneğin, Herpes -uçuk virüsü- keratiti sonrası)
    - Kazalar nedeniyle kornea bulanıklaşırsa veya bütünlüğü ağır derecede bozulursa
    - Kornea nakli sonrası vücut dokuyu reddederse

    Nakil yapılacak kornea dokusu nasıl ve nereden temin edilir? Göz bankası nedir?
    Ülkemizde bazı hastane bünyelerinde, Sağlık Bakanlığı denetiminde çalışan göz bankaları vardır. Bu bankaların; özel yetişmiş elemanları vasıtasıyla ölüden kornea dokusunu alma, vericinin bulaşıcı bir hastalığı olup olmadığını inceleme, alınan korneanın kalitesini inceleme, saklama ve doku nakil merkezlerine ulaştırma yetki ve yükümlülükleri vardır. Göz bankalarında görevli olmayan hekim, hemşire ya da diğer sağlık çalışanlarının ölüden kornea alma yetkileri yoktur. Ancak göz bankalarından temin edilen kornealar, o konuda deneyimli göz cerrahları tarafından uygun koşullu kornea nakil merkezi olarak tanımlanan cerrahi kliniklerde hastalara ameliyatla nakledilebilir.
    Kornea, çeşitli nedenlerle ölen ancak korneası sağlıklı yapıda olan kişilerden alınır. Korneaların kullanılabilmesi için kişinin ölüm nedeninin bilinmesi gerekir. Nakil yapılacak kişiye herhangi bir hastalık geçmemesi için vericinin kanında AIDS, bulaşıcı hepatit ve frengi gibi hastalıklara yol açan mikroorganizmaların varlığı araştırılır. Kornea damarsız bir doku olduğu için başarılı bir nakil için doku ve kan grupları uyumu gerekli değildir.
    İdeal olarak ölümden sonraki ilk 12 saat içinde kornea alınır. Gelişen teknoloji ve uygun doku saklama yöntemleri ile ölüden yalnız kornea dokusu (gözün önündeki şeffaf tabaka, yaklaşık 15 mm çapında, 0.6 mm kalınlığında) alınır ve gözün tümünün alınması gerekmez. Bu nedenle kornea alımı, ölen kişide görünen bir değişikliğine yol açmaz.
    Ölüden alınan ve özel besleyici solüsyonlarda saklanan korneaların hücre özellikleri ve nakil için yeterli olup olmadıkları göz bankalarındaki özel mikroskoplarla incelendikten sonra belirlenir. Uygun olanlar, ideal olarak 7 gün içinde bekleyen hastalara nakledilir.

    Korneası bulanıklaşan herkes kornea naklinden fayda görür mü?
    Kornea naklinden fayda görebilmek için gözün kornea dışındaki yapılarının normal olması gerekir. Gözün görüntüyü algılayan ve beyine gönderen retina tabakasında bir hasar varsa kişi yapılan nakilden fayda görmez. Hastanın en azından ışığı seçer düzeyde bir görmesinin olması, retina dokusunun ve diğer göz içi yapılarının sağlıklı olması gerekir. Hastanın bu ameliyattan yarar görüp göremeyeceği göz doktorunun yapacağı ayrıntılı muayene, göz ultrasonografisi ve gerekirse retinanın durumu hakkında bilgi veren bazı (elektrofizyolojik) testlerle tespit edilir.

    Kornea nakli ameliyatı nasıl yapılır?
    Kornea nakli ameliyatı genel ya da lokal anestezi altında yapılır. Lokal anestezide hasta uyutulmaz, yalnız gözü ve çevresi uyuşturulur. Çocuklarda, lokal anestezi ile duramayacak hastalarda veya cerrah tercihi ile genel anestezi altında yapılabilir.
    Mikroskop altında, yuvarlak özel bir bıçak ile, hastanın bulanık korneasının merkezinden 7,5-8 mm çapında bir pencere çıkarılır ve ölüden alınan şeffaf kornea dokusu uygun boyutta kesilerek bu bölgeye dikilir. Eğer hastanın kataraktı varsa, kornea nakli sırasında kataraktı da alınabilir. Göz tansiyonu yüksek olan hastaların tercihen kornea naklinden önce cerrahi ya da ilaç yöntemleriyle tansiyonlarının kontrol altına alınmış olmaları uygun olur.

    Kornea nakli ameliyatının riskleri var mıdır?
    Hiç bir cerrahi girişim risksiz değildir. Olabilecek komplikasyonlar (istenmeyen sonuçlar) arasında enfeksiyon, kanama, retina tabakasının yerinden ayrılması (retina dekolmanı), göz içi basıncının artması (glokom), göz merceğinin şeffaflığını yitirmesi (katarakt oluşumu) sayılabilir. Bazı durumlarda hastanın gözü yeni nakledilen dokuyu reddedebilir ve kornea bulanıklaşabilir.
    Ayrıca ameliyat dışında, lokal veya genel anesteziye bağlı komplikasyonlar gelişebilir. Bu tür komplikasyonlar, ameliyat öncesi hastanın genel durumunun iyi değerlendirilmesi ve eğer varsa, kalp hastalığı, şeker hastalığı, akciğer ya da böbrek hastalığı gibi hastalıklarının öncelikle tedavi edilmesi ile en aza indirilir.

    Doku reddi ne demektir?
    Doku reddi, vücudun bağışıklık sisteminin, bir yabancıdan nakledilen dokuyu tanıması ve ondan kurtulmaya çalışma çabasıdır. Bu çaba, yeni kornea dokusunda bulanıklaşma ve damarlanma ile kendini gösterir, nakledilen doku yok olmaz.
    Kornea dokusu damarsız olduğu için, diğer bütün organ ve doku nakillerine göre çok avantajlıdır, ve doku reddi az oranda olur. Doku reddi, daha çok, nakil yapılan kişinin korneasında, daha önceden yoğun damarlanma varsa ortaya çıkar. Ayrıca dikişlerin gevşemesi veya kopması, gözde iltihabi durumlar, göz tansiyonu, iris dokusunun korneaya yapışıklıkları doku reddi ihtimalini artırırlar.

    Doku reddi tedavi edilebilir mi?
    Doku reddi çoğu hastada (%90) steroidli damlalarla tedavi edilerek ortadan kaldırılır. Steroidli damlalar, alıcının bağışıklık sistemini baskılar, ve yeni dokuyu reddedmesini önler. Damlalar yeterli kalmazsa, damardan yüksek doz steroidli ilaçlar vermek gerekebilir.

    Nakil yapılan bir hastada doku reddi nasıl anlaşılır?
    Nakil yapılan bir hastada, gözde kızarıklık, ışığa hassasiyet, görmede azalma ve ağrı olursa, doku reddi olabileceği düşünülmeli ve hemen göz doktoruna başvurulmalıdır. Erken dönemde başvurmak doku reddinin tedavi edilebilmesi için en önemli kriterdir.

    Doku reddi tedaviye yanıt vermezse ne olur?
    Kornea doku reddi ile yeniden bulanıklaşırsa, tekrardan aynı göze nakil yapılabilir.

    Kornea naklinden sonra gözün rengi değişir mi?
    Hayır değişmez. Gözün rengini veren iris dokusu korneanın arkasında yer alır ve cerrahiden etkilenmez.

    Gözleri bağışlamak için ne yapmak gerekir?
    Gözlerinizi bağışlamak için öncelikle bu düşüncenizi en yakınlarınızla paylaşınız. Ehliyetinizin arkasında bulunan göz bağışı ile ilgili haneyi işaretlemeyi unutmayınız. Ölümden sonraki süreçte yakınlarınız bu isteğinizi yerine getirmekten mutluluk duyacaklardır.
    Ayrıca, organ ve doku nakli yapılan üniversite ve devlet hastanelerinden temin edebileceğiniz organ ve doku bağışı kartlarını doldurabilirsiniz. Bu kartların bir kopyasını yanınızda taşıyınız. Yasalarımıza göre kornea bir - organ değil- doku olduğu için, aksi beyan edilmedikçe, ölümden sonra bağışlanmış sayılır.
    Unutmayın ki, bağışlayacağınız korneanız, bir başka insan için bir umut ve bir ışık olacaktır.




    Ambliyopi - Göz tembelliği nedir ?

    Çocukluk döneminde, kayma olmadan her iki gözden net görüntü algılandığında normal görme gelişimi sağlanmış olur. Kayma gibi gelişmenin olumsuz olarak etkilendiği koşullarda ise göz tembelliği veya görmede azalma gelişir. Şaşılığı olan çocukların yarısında göz tembelliği gelişir. Erken teşhis edildiğinde yani hayatın ilk 8-9 yıllık döneminde tedavisi mümkündür, iyi gören gözün kapatılması ile görme seviyesi arttırılabilir. Ancak görme için gelişme döneminin tamamlandığı 9 yaş sonrası tedavi başarısı oldukça düşüktür, yani ne kadar erken teşhis edilirse tedavi başarısı o denli yüksek olacaktır. Göz tembelliği ilerleyici bir hastalık değildir, yani görme tamamen kaybedilmez.

    Ambliyopide sıklıkla tek göz etkilenir, yaklaşık olarak her 100 kişiden 4'ünde göz tembelliği vardır. Göz tembelliğinin teşhisi ve erken tedavisi için her çocuk 3 yaşına dek göz muayenesi olmalıdır. Halk arasında yaygın olarak kabul edilen yenidoğan bebeğin göremediği yolundaki görüşün aksine yenidoğan döneminde bebekler görebilir ancak erişkinlerin görme seviyesinde değildir ve ancak 1.5-2 yaşında erişkin seviyesine ulaşır. Gözlerin kullanılması ile gelişim sağlanır bu nedenle çocukluk döneminde görme sistemi esnektir ve gözlerin kullanılmasına göre şekillenir. Fakat şaşılık, iki gözde farklı derecelerde olan gözlük ihtiyacı yada bir gözdeki görüntünün oluşmasını engelleyen katarakt, göz kapağı düşüklüğü gibi bir engel varlığında tembellik gelişir. Yani görme potansiyeli olmasına karşın görme sistemi normal gelişimini sağlayamaz. Özellikle şaşılığın olmadığı ve çoğunlukla farklı ve yüksek gözlük ihtiyacının olduğu olgularda ailenin farketmesi gecikebileceğinden ambliyopi tanısı gecikebilir. Bebeklik döneminde yani çocuğun konuşamadığı dönemde de gözlük ihtiyacı ve şaşılık tesbit edilebilir. Ayrıca göz tembelliği dışında görme azalmasına neden olabilecek katarakt, iltihaplanma, tümör veya diğer göz hastalıkları da saptanabilir.
    Göz tembelliğinin tedavisi için eşlik eden şaşılık, gözlük ihtiyacı veya katarakt gibi hastalıklar tedavi edildikten sonra az gören gözün kullanılmasını zorlamak için iyi gören göze kapama yapılır. Eğer çocuk kapama yapmaya çok direnç gösteriyorsa göz damlaları veya özel çalışma sistemleri kullanılabilir,ancak en etkili tedavi yöntemi kapamadır. Göz tembelliği tedavi edilmediği takdirde ilerleme göstermez ancak gelişme dönemi sonrası tedavisi mümkün değildir ve her iki gözün birarada kullanılması ve derinlik hissi algılamasında zorluğa neden olur, polislik, pilotluk gibi meslek seçiminde engel teşkil eder.
    - Her iki gözde eşit ve iyi görme hayatın erken gelişme döneminde gözlerin normal kullanılabilmesi ile sağlanır. Hayatın ilk 9 yılında bu normal gelişim sağlanamazsa tembellik gelişir.

    - Göz tembelliği nadiren şikayete neden olur bu nedenle ilk 3 yılda yapılacak göz kontrolu teşhis ve tedavi için büyük önem taşımaktadır. İlk muayene icin ideal zaman 1 yaş civaridir.
    - Göz tembelliğine neden olan en önemli hastalıklar şaşılık, kırma kusuru ve katarakt gibi hastalıklardır.
    - Erken teşhis, kontrol takipleri ve ailenin de durumun önemini kavrayarak yapacakları kapama tedavisi tedavinin temelini oluşturur.
    - Yakından okumak ya da televizyon seyretmek gözleri bozar mı? Bu doğru değildir, çocukların kol mesafeleri daha kısa olduğundan ve yakına uyum kapasiteleri de yüksek olduğundan okumak için yakında tutarlar. Televizyon içinde TVden gelen düşük miktardaki radyasyonun dışında gözleri bozacak olumsuz etki yoktur. Ancak yakından TV seyretmek eşlik eden kırma kusuruna bağlı olabileceğinden bir göz hekimi tarafından görülmelidir.
    - Benzer şekilde düşük aydınlatmanında gözleri bozacağı yönünde yanlış inanış mevcut ancak bu da doğru değildir. Değişen mesafelere görmenin ayarlanabilmesi gibi değişen ışık koşullarınada gözümüz uyum gösterebilir. Hatta albinizm, lens veya kornea opasiteleri gibi durumlarda düşük aydınlatma daha rahat okumayı sağlayabilir.
    - Gözlük takmak gözleri zayıflatarak gözlük ihtiyacını arttırmaz veya numaranın artmasına neden olmaz. Tam terside geçerlidir ve gözlük takmak gözlük numarasını azaltmaz.

    Havuç gibi bazı gıdaların fazla tüketilmesi görme keskinliğini arttırmaz veya gözlük ihtiyacını ortadan kaldırmaz.





    Vazifeyi ihmale sürükleyen merhamet,memlekete ihanettir !!!

  5. #5
    Ali
    Ali çevrimdışı
    Ali adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    13-09-2005
    Mesajlar
    3,381
    Karizma Gücü
    7

    Kontak lensler

    Kontakt Lenslar Kornea infeksiyonuna (keratit/kornea ülseri) yol açabilir mi?

    En önemli kontakt lens komplikasyonudur. Günümüzde aylık atılım lenslerinin girişi ve lenslerin oksijen geçirgenliklerinin arttırılmasıyla çok nadir karşılaşılan bir sorun haline gelmiştir.
    Nedenleri;
    1) Hatalı lens bakımı ve lens kulanımı (Kullanılan solüsyonların özellikle Göz Doktoru tarafından önerilmesi son derece önemlidir)
    2) Oksijen geçirgenliği yeterli olmayan lensleri gece aşırı kullanma (en sık karşılaşılan neden budur)
    3) Özellikle aylık değişim lenslerini süresinden fazla kullanma
    4) Gözde konjonktivit, arpacık gibi mikrobik hastalıklar geçirilirken lens kullanma
    5) Vücut direncinin aşırı kırıldığı hastalıklar sırasında lens kullanımı (Kanser, Diabet vs)
    Belirtileri;
    1) Ağrı, batma, sulanma
    2) Göz akında belirgin kızarıklık
    3) Işık hassasiyeti (özellikle pencereden gelen ışık, ya da ani aydınlık ortama çıkmada göz ağrısı)
    4) Kapaklarda şişme
    5) Çapaklanma ve akıntı
    Öneri; 1) Kontakt lens kullanımının hemen kesilmesi 2) Bir Göz Doktoruna acilen başvurma


    Kontakt lens hamilelikte sorun yaratır mı?

    Eğer lense ilk kez başlıyorsanız alışma dönemi problemli olabilir, ancak daha önceden lens kullanıyorsanız korneanın eğrilik yarı çapında olabilecek değişime bağlı olarak nadiren batma gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Kontakt lensin bebeğe olan olumsuz bir etkisi yoktur.




    Kontakt lensle denize girilir mi?

    Evet girilebilir, ancak havuz ve deniz sularındaki belirgin kirlilikler ve özellikle havuzlarda varlığı gösterilmiş virüs ve parazitlerin ciddi infeksiyonlara neden olabileceği bilindiğinden, lens üzerine su kaçırmayan yüzücü gözlükleri takılması, ayrıca yüzerken kullanılan lenslerle asla uyunmaması önerilir.




    Kontakt lenslerle uyunur mu?

    Kontakt lens, kornea adını verdiğimiz, adeta dünyaya baktığımız pencere sayabileceğimiz çok değerli bir göz tabakasının üzerine takılmaktadır. Biliyoruz ki kornea en çok havanın oksijenine gereksinim duymakta ve bununla beslenmektedir. Kornea gündüz saatlerinde direk havadan, gece uyku sırasındaysa gözkapakları kapalı olduğundan kapakların arka yüzündeki kılcal damarlardan oksijen almaktadır. Ancak havanın oksijen miktarına göre kapak arkası kılcal damarların temin ettiği oksijen yaklaşık beşte bir oranında azdır. İşte bu nedenle gece, zaten bir beslenme bozukluğu söz konusudur. İşte geceleyin korneaya oksijen geçişini engelleyen ikinci bir engel olarak lens kullanırsanız kornea daha da oksijensiz kalır. Bu durumun yaratacağı en önemli problem korneanın enfeksiyona (mikrop kapmaya) duyarlı hale gelmesidir. Kontakt lenslerin oksijen geçirgenlik parametreleri Dk/L veya Dk/T olarak bilinir. Günümüzde kontakt lenslerin ne kadardan fazla oksijen geçirirse kornea beslenmesini bozmayacağı bilinmektedir. Bu kritik rakam Dk/L= 125 'dir. Çoğu yumuşak lensin Dk/L değeri bu rakamdan düşüktür, ancak son yıllarda üretilen silikon- hidrojel lensler 175'e dek varan Dk/L oranlarına sahiptir. Bu lenslerle 30 güne kadar gece çıkarmaksızın ‘Göz Doktoru denetiminde’ kullanım sorunsuz olarak gerçekleşebilmektedir.




    Kontakt lens kullanırken göze göz damlası damlatılabilir mi?

    Ancak prezervan (koruyucu) içermeyen göz damlaları damlatılabilir. Diğer damlalar ancak lens gözden çıkarıldıktan sonra damlatılabilir.



    Kontakt Lens muayenesini ve uygulamasını kim yapar ?

    1219 sayılı yasa bu yetkiyi sadece göz hekimlerine tanımıştır.

    Gözün saydam tabakasının ileri doğru aşırı bombeleştiği durumlarda (keratokonüs) göz hekimi gözlük camlarından yararlanmayan ve görmesi arttırılamayan hastasına öncelikle kontakt lens muayenesi ve uygulaması tavsiye eder. Hastanın onayını aldıktan sonra tıbbi işlemlere başlar.

    Hastalar görme kusurlarının telafisinde kontakt lensleri tercih edebilirler, optik amaçlı bu kontakt lenslerin yanı sıra tedavi amaçlı kullanılan kontakt lensleri de ancak göz hekimleri hastalarının gözlerine uygulayabilirler.

    Renkli kontakt lensler estetik amaçla veya tıbbi amaçlarla kullanılırlar. Bu kontakt lensler içinde ayni tıbbi işlemler uygulanır.

    Kontakt lens gözün saydam tabakası üzerine takılan bir yabancı cisimdir. Tıbbi takip, bakım ve disiplin gerektirir.

    Hastalar gelişigüzel piyasadan kontakt lenslerini temin etmemelidir. Promosyon amaçlı dağıtılan kontakt lenslere itibar etmemelidir. Tıbbi denetimden uzak uygulanan kontakt lenslerin körlüğe kadar giden göz hastalıklarına neden olabileceği unutulmamalıdır. Eğer muayene göz hekimi tarafından yapılmaz ise, gözün kontakt lens kullanımı için yeterli ön şarta sahip olup olmadığı anlaşılamaz.




    Kontakt Lensler

    Kontakt lens nedir?
    Kontakt lens, kornea ve sklera gibi gözün dış yüzeyi üzerine yerleştirilebilen, kırma kusurlarını düzeltme veya tedavi edici amaçlarla kullanılabilen protezlerdir.

    Kontakt lens tipleri nelerdir?
    Kontakt lensleri materyal içeriklerine göre sınıfladığımızda kabaca sert (Rigid) ve yumuşak lensler (Soft) olarak kategorize edebiliriz.

    Kontakt lenslerin gelişimi;
    Bazı kaynaklar kontakt lensler üzerine ilk görüşlerin Rönesans dönemine dek uzandığını bildirmekle birlikte, ilk tanımlama 1845'de İngiliz astronom John Frederick William Herschell'e aittir. İlk kontakt lens ise 1886' da Xavier Galezowski tarafından katarakt cerrahisi sonrasında yara yeri iyileşmesini kolaylaştırmak amacıyla yapılmıştır. Keratokonus hastalarına yönelik ilk kontakt lens ise Fransa'da 1888'de Eugene Kalt tarafından üretilmiştir. Lens dizaynına ilişkin önemli gelişmeler 1930'larda Joseph Dallos öncülüğünde Macarlar tarafından gerçekleştirilmiştir. 1930'lara kadar kontakt lens için kullanılan tek materyal cam iken bu tarihlerden itibaren cama göre çok hafif bir materyal olan bir pleksiglas, polimetilmetakrilat (PMMA) bu alana girerek lensin sadece kornea üzerinde durabilmesine olanak tanımıştır. Yine aynı yıllarda ilk rigid gaz geçirgen lensler olan Selüloid (selüloz asetat bütirad) lensler ilk kez kullanılmıştır. Modern lens çağının başlangıcı, 1948'de Amerikan Kevin Tuohy'in PMMA'dan yapılan Solexlens ismindeki korneal lensi insanlarda kullanmasının olduğu kabul edilir. 1950'ler polimerize hidroksietilmetakrilat (HEMA) maddesinden yapılan hidrojel lenslerin (su içeren) girmesi ile çok önemli bir sürecin başlamasına sahne olmuştur. Bu ilk yumuşak lens Prag'da Otto Wichterle, Daroslav Lim ve Maximillian Dreifus tarafından üretilmiştir. Bu lenslerin seri üretimine olanak tanıyan spin-cast makinesi 1966'da yine Wichterle'nin icadıdır. 1970'lerde sert lenslerde önemli bir gelişme olmuş, oksijen geçirmeyen PMMA materyalinin yerine oksijen geçirebilen rigid gaz geçirgen lensler (RGP) , CAB, Silikon akrilat ve daha sonra florokarbon materyallerden üretilmişlerdir. 1990'ların başında yumuşak lens üretim teknolojisi değişmiş ve kopyalama sisteminin girişi ile planlı aylık değişim lensleri kullanıma girmiştir. 1996 yılından itibaren de Florosilikon hidrojel kontakt lenslerin icadıyla yumuşak kontakt lenslerin oksijen geçirgenlikleri çok arttırılmış ve lensler gece aşırı kullanılabilir hale gelmişlerdir.

    Kontakt lensler hangi amaçlarla kullanılırlar?
    1. En sık kullanım amacı kırma kusurlarının düzeltilmesidir. Bu amaçla kullanımları gözlük kullanımına ve kırma kusurlarının cerrahi yöntemlerle ve lazerle giderilmesine bir alternatif oluşturmaktadır. Kontakt lensle düzeltme sağlanabilen kırma kusurları; Miyopi (Gözün kırma gücünün normalden fazla olması), Hipermetropi ( Gözün kırma gücünün normalden az olması), Astigmatizma ( Gözün kırma gücünün farklı kadranlarda eşitsizlik göstermesi), Presbiopi (Yaşla yakın görme gücünün kaybedilmesi) 'dir. Bahsi geçen bu 4 problemden ilk üçünde kontakt lens tam bir düzeltme sağlayabilirken, sonuncusunda yararlılığı sınırlıdır. Ayrıca Afaki ismi verilen, katarakt ya da travma gibi nedenlerle lens organlarını kaybetmiş ama cerrahi yolla göz içi lensi yerleştirilememiş özellikle bebek yaştaki hastaların görmelerini sağlamak amacıyla da kontakt lenslerden yararlanılır. Bir başka kullanım alanı Anizometropidir. Bu, her iki gözün kırma kusurları arasında önemli farklılık demektir. İki gözü arasında 2 dioptriden daha fazla farklı kırma kusuru olan hastalarda gözlük kullanımı çok sorunlu ya da imkansızdır. Bu hastalarda sorun kontakt lensle çözülür.
    2. Kozmetik kullanım: Göz rengini değiştirmek ya da iris tabakası olmayan hastalarda estetik görünüm sağlamak amacıyla kullanılırlar.
    3. Tedavi edici kontakt lens kullanımı: Bir çok göz yüzeyi hastalığında, iyileşme döneminin hızlandırılması amacıyla kontakt lensler kullanılır. Ayrıca gençlik yaşlarından itibaren korneanın ilerleyici bir şekilde sivrileşmesi hastalığı olan Keratokonus hastalığında hem görmeyi arttırmak hem de hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak için sert lenslerden yararlanılır.

    Kontakt lenslerle hangi sorunlar yaşanabilir?
    Kontakt lensler hakkında günümüzde de çok büyük tereddütler vardır. Oysa yeryüzünde halen 80 milyon insan kontakt lens kullanmaktadır. Gelişmiş ülkelerde kontakt lens kullanım oranları çok yüksektir. Bununla birlikte kontakt lenslerle ilgili sorunları kullanıcıların bilmesi çok önemlidir. Bu sorunların en başlıcaları aşağıda özetlenmiştir;

    Korneal enfeksiyon:
    Aşağı yukarı en önemli kontakt lens komplikasyonudur. Günümüzde aylık atılım lenslerinin girişi ve lenslerin oksijen geçirgenliklerinin arttırılmasıyla çok nadir karşılaşılan bir sorun haline gelmiştir.
    Nedenleri; 1) Lens bakımının yanlış yapılması ve laubali lens kullanımı. (Bu amaçla kullanılan solüsyonların özellikle Göz Doktoru tarafından önerilmesi son derece önemlidir) 2) Oksijen geçirgenliği yeterli olmayan lensleri gece aşırı kullanma (en sık karşılaşılan neden budur) 3) Özellikle aylık değişim lenslerini süresinden fazla kullanma 4) Gözde konjonktuvit, arpacık gibi mikrobik hastalıklar geçirilirken lens kullanma 5) Vücut direncinin aşırı kırıldığı hastalıklar sırasında (Kanser, Diabet vs)
    Belirtileri; 1) Ağrı, batma, sulanma 2) Göz akında belirgin kızarıklık 3) Işık hassasiyeti (özellikle pencereden gelen ışık , ya da ani aydınlık ortama çıkmada göz ağrısı) 4) Kapaklarda şişme 5) Çapaklanma ve akıntı
    Öneri; 1) Kontakt lens kullanımının kesilmesi 2)Bir Göz hastalıkları uzmanına acilen başvurma 3) Antibiyotikli bir damla ve pomat tedavisine acilen başlama 4) Gözün kapatılması 5) İyileşmeden sonra ancak yüksek oksijen geçirgenlikli bir lens kullanmadıkça lensle uyumamak.

    Allerji:
    Bu da en sık rastlanılan kontakt lens komplikasyonudur.
    Nedenleri; 1) Lensin kendisinin ya da lensle kullanılan temizleme solüsyonlarının oluşturduğu, çoğu zamanda hastanın kendisinde bulunan allerjinin bu yolla tetiklenmesi 2) Lens üzerinde biriken depozit ve kirler 3) Aylık değişim lenslerini süresinden fazla kullanma
    Belirtileri; 1) Kaşıntı 2) Batma, yanma, sulanma 3) Gözde ipliksi salgılar 4) Üst kapaklarda kabalaşma ve şişme 5) Kontakt lensin kırpma ile yukarı kayması
    Öneri; 1) Kontakt lens kullanımının kesilmesi 2)Bir Göz hastalıkları uzmanına başvurma 3) Antiallerjik bir damla ve pomad tedavisine başlama 4) Kullanılan temizleme solüsyonunun değiştirilmesi 5) Gerekiyorsa kullanılan kontakt lens tipinin ve kullanma programının değiştirilmesi 6) Suni gözyaşı damlalarının kullanılması 7) Yoğun güneş ışığı ve sigara dumanlı ortamlardan kaçınılması

    Gözlerde kuruma hissi:
    Sık rastlanılan bir başka durumdur. Unutmamak gerekir ki yumuşak kontakt lens su içeren bir maddedir ve kurumaması gerekir. Yani sürekli olarak su ile beslenebileceği bir ortamda bulunmalıdır, bu gereksinimi lens gözdeyken gözyaşı, göz dışında iken saklandığı solüsyon sağlar. Gözümüzün önünde gözyaşı film tabakası denilen adeta ince bir havuz bulunur yani dış dünyaya karşı çıplak değildir. Kontakt lens bu havuzun içinde bir bakıma yüzmektedir. Eğer bu havuzun derinliği azalırsa lensin gözün dış yüzeyi olan korneaya teması artar ve batma hissi uyanır.
    Nedenleri; 1) Gözyaşı azlığı (özellikle kadınlarda, yaşa bağlı ya da romatizmal hastalıkların eşlik ettiği durumlar) 2) Bilgisayar kullanımı gibi dikkati arttıran dolayısıyla kırpma sayısının azalmasıyla göz yüzeyinden gözyaşının buharlaşma yoluyla uzaklaştığı durumlar 3) Gözyaşını gözden uzaklaştıran klima, radyatör ya da kuru iklimler 4) Gözyaşını daha fazla kullanan yüksek su içerikli kontakt lensler 5) Gözde göz yaşı dengesizliği yaratan çeşitli göz hastalıkları ( Kirpik dibi hastalıkları (Blefarit) vs.)
    Belirtileri; 1) Özellikle akşama doğru kontakt lensi bir yabancı cisim gibi hissetme 2) Kızarma 3) Gözlerde kuruluk hissi 4) Göz yorgunluğu, kapaklarda ağırlaşma 5) Uyku hissi
    Öneri; 1) İçeriğinde lense zarar veren prezervan maddeleri içermeyen suni göz yaşı damlalarını lens gözde iken Göz uzmanı tarafından belirlenecek dozda kullanma 2) Kontakt lensi daha düşük su içerikli bir lensle değiştirmek. 3) Yoğun klimalı, sigara dumanlı nem oranının düşük olduğu ortamlardan kaçınmak.

    Kontakt lenslerle uyunur mu?
    Kontakt lens, kornea adını verdiğimiz, adeta dünyaya baktığımız pencere sayabileceğimiz çok değerli bir göz tabakasının üzerine takılmaktadır. Biliyoruz ki kornea en çok havanın oksijenine gereksinim duymakta ve bununla beslenmektedir. Kornea gündüz saatlerinde direk havadan, gece uyku sırasındaysa gözkapakları kapalı olduğundan kapakların arka yüzündeki kılcal damarlardan oksijen almaktadır. Ancak havanın oksijen miktarına göre kapak arkası kılcal damarların temin ettiği oksijen yaklaşık beşte bir oranında azdır. İşte bu nedenle gece, zaten bir beslenme bozukluğu söz konusudur. İşte geceleyin korneaya oksijen geçişini engelleyen ikinci bir engel olarak lens kullanırsanız kornea daha da oksijensiz kalır. Bu durumun yaratacağı en önemli problem korneanın enfeksiyona (mikrop kapmaya) duyarlı hale gelmesidir. Kontakt lenslerin oksijen geçirgenlik parametreleri Dk/L veya Dk/T olarak bilinir. Günümüzde kontakt lenslerin ne kadardan fazla oksijen geçirirse kornea beslenmesini bozmayacağı bilinmektedir. Bu kritik rakam Dk/L= 87 'dir. Çoğu yumuşak lensin Dk/L değeri bu rakamdan düşüktür, ancak son 2 yılda ülkemizde bulunur hale gelen florosilikon hidrojel lensler 175'e dek varan Dk/L oranlarına ulaşmaktadır. Bu lenslerle 30 gün bile çıkarmaksızın kullanım sorunsuz olarak gerçekleşebilmektedir.

    Kontakt lens uygulaması nasıl yapılmalıdır?
    Kontakt lens kornea üzerinde ne kadar paralel konumlandırılırsa hasta konforu da o kadar artar ve sorunlar en aza indirgenir. Bu işleme kontaktolojide "fitting" yani "uyumlama" denir. Bu işlem sırasında Göz uzmanı gözün biyomikroskobik muayenesinin yanı sıra, ilk önce korneanın eğrilik yarı çapını ölçer (keratometri), ve buna uyacak olan kontakt lens parametresini belirler. Kontakt lenslerin, tüm çapı, eğrilik yarı çapı, dioptri gücü, merkezi kalınlığı, su içeriği, iyonik ya da non-iyonik oluş gibi yüzey özelliklerini belirleyen parametreleri vardır. İşte bu parametrelere karar verirken Doktor, hastanın gözüne dair çeşitli özellikleri değerlendirir. Örneğin göz yaşı az olan bir hasta için başka, allerjisi olan hasta için başka, kapak gerginliği farklı olan bir hasta için başka, kuru iklimde yaşayan bir hasta için başka bir lensi terci edebilir. Uyumlama işlemi hasta açısından hayati öneme haizdir ve başarılı lens kullanıcılarında bile en az senede bir kez yinelenmesi gerekir.

    Kontakt lensler hakkında sıkça sorulan sorular;

    1. Kontakt lensle denize girilir mi?
    Cevap: Evet girilebilir, ancak havuz ve deniz sularındaki belirgin kirlilikler ve bazı etkili olabilecek virüslerin varlığı düşünüldüğünde, su kaçırmayan yüzücü gözlükleriyle girmek akıllıca olacaktır.

    2. Kontakt lens hamilelikte sorun yaratır mı?
    Cevap: Eğer lense ilk kez başlıyorsanız adaptasyon dönemi problemli olabilir, ancak daha önceden lens kullanıyorsanız korneanın eğrilik yarı çapında olabilecek değişime bağlı olarak nadiren batma tipi sorunlar ortaya çıkabilir. Kontakt lensin bebeğe olan olumsuz bir etkisi yoktur.

    3. Kontakt lens kullanırken göze göz damlası damlatılabilir mi?
    Cevap: Ancak prezervan içermeyen göz damlaları damlatılabilir. Diğer damlalar ancak lens gözden çıkarıldıktan sonra damlatılabilir.

    4. Kontakt lense ne tür maddeler zarar verebilir?
    Cevap: Su çekici çeşitli maddeler, alkol, eter, formol, kolonya, saç spreyi, çamaşır suyu ve buharı vs. lensin ana maddesine zarar vererek deforme edebilirler. Bu maddelerden uzak durmakta fayda vardır.

    5. Kontakt lensle spor yapılabilir mi?
    Cevap: Evet, iyi fit edilmiş bir yumuşak lens en hareketli sporlarda bile gözden çıkmaz. Hatta korneayı korumak açısından yararlıdır.

    6. Kontakt lens gözün arkasına kaçar mı?
    Cevap: Hayır, alt göz kapağını aşağı çektiğinizde ortaya çıkan cep, gerçekte üst göz kapağında da vardır. Yani bir çıkmazdır. Sadece bazen lens katlanarak bu ceplere sıkışabilirler bu durumda kolay bir manüplasyonla gözden çıkarılabilirler.

    7. Kontakt lensin takılamayacağı bir yaş grubu var mıdır?
    Cevap: Hayır, katarakt ameliyatı sonrasında birkaç günlük bebeklere bile takılabilir. Kırma kusuru düzeltme amacıyla takıldığında orta okul ve üstü çocukluk çağı başlamak için iyi bir dönem olabilir. 40 yaş üstünde göz yaşı azalması bir sorun olarak ortaya çıkabilir.




    Kontakt Lenslere bağlı allerji gelişir mi?

    Nedenleri; 1) Lensin kendisinin ya da lensle kullanılan temizleme solüsyonlarının oluşturduğu, çoğu zamanda hastanın kendisinde bulunan allerjinin bu yolla tetiklenmesi 2) Lens üzerinde biriken depozit ve kirler 3) Aylık değişim lenslerini süresinden uzun kullanma
    Belirtileri; 1) Kaşıntı 2) Batma, yanma, sulanma 3) Gözde ipliksi salgılar 4) Üst kapaklarda kabalaşma ve şişme 5) Kontakt lensin kırpma ile yukarı kayması
    Öneri; 1) Kontakt lens kullanımının kesilmesi 2) Bir Göz Doktoruna başvurma ve doktor kontrolünde gerekli ilaçları kullanma 3) Kullanılan temizleme solüsyonunun değiştirilmesi 4) Gerekiyorsa kullanılan kontakt lens tipinin ve kullanma programının değiştirilmesi 5) Suni gözyaşı damlalarının kullanılması
    6) Yoğun güneş ışığı ve sigara dumanlı ortamlardan kaçınılması




    Kontakt lens uygulaması nasıl yapılmalıdır?

    Kontakt lens kornea üzerinde ne kadar paralel konumlandırılırsa hasta konforu da o kadar artar ve sorunlar en aza indirgenir. Bu işleme kontaktolojide "fitting" yani "uyumlama" denir. Bu işlem sırasında Göz uzmanı gözün biomikroskobik muayenesinin yanı sıra, ilk önce korneanın eğrilik yarı çapını ölçer (keratometri), kornea ön ve arka yüzeylerini ‘bilgisayarlı kornea topografisi’ ile ölçerek, o korneaya, o göze uyacak olan kontakt lens parametrelerini belirler ve buna uyacak olan kontakt lens parametresini belirler. Kontakt lenslerin, materyali, tüm çapı, eğrilik yarı çapı, dioptri gücü, merkezi kalınlığı, su içeriği, iyonik ya da non-iyonik oluş gibi yüzey özelliklerini belirleyen parametreleri vardır. İşte bu parametrelere karar verirken Doktor, hastanın gözüne dair çeşitli özellikleri değerlendirir. Örneğin göz yaşı az olan bir hasta için başka, allerjisi olan hasta için başka, kapak gerginliği farklı olan bir hasta için başka, kuru iklimde yaşayan bir hasta için başka bir lensi terci edebilir. Uyumlama işlemi hasta açısından hayati öneme haizdir ve başarılı lens kullanıcılarında bile en az senede bir kez yinelenmesi gerekir. Uyum muayenesi , birçok uyum ölçüsü olan kontakt lensin , adeta ısmarlama elbise gibi hastaya uyumunun sağlanmasını içerir.
    Kontakt lensin kalitesinin yüksek olması önemli bir ön koşuldur. Ancak bu kaliteli kontakt lensin, göze uyum sağlaması en az bu kalite kadar önemlidir. Bu uyum muayenesi de göz hekiminin görev ve sorumlulukları arasındadır. Ayrıca göz hekimi hastayı kontakt lensin bakımı ve takıp çıkarılması konusunda da eğitir. Hastaya uygun olan kontakt lens belirlendikten sonra, kontakt lens bakımı detaylı olarak anlatılır, ve teslimden önce hastaya kontakt lensi takıp çıkarma, hiçbir soru işareti kalmayacak şekilde öğretilir. Düzenli kontrollere gelmesinin önemi bildirilir ve en küçük bir kızarıklık, çapaklanma, görme bulanıklığı sorunu olduğunda gelmesi önerilir.

    Kontakt lenslerin avantajları ve dezavantajları nelerdir?

    Kontakt lenslerin avantajlarıKontakt lenslerin bazı kişiler için kozmetik faydası ve gözlük takmama rahatlığı yanısıra optik avantajları vardır.
    Yüksek dereceli kırma kusurlarında kontakt lensler küçük çaplı ve kalınlıklı olmaları yanısıra gözün direkt üzerinden düzeltme yapmaları nedeniyle çevresel kısımlardaki görme bozukluklarını azaltırlar.
    Tek gözünde ameliyat veya yaralanma gibi bir nedenle lensini yitirmiş olanlara verilen gözlük camları aşırı büyütme yaptığı için hastanın kullanabilmesi zordur. Kontakt lenslerde büyütme faktörü gözlük camlarına göre oldukça azdır ve hasta tarafından tolere edilebilir. Böylece hasta her iki gözünü kullanabilir hale gelir.
    Gözlüklerle çok az düzelme kaydedilebilen veya görmesi hiç düzeltilemeyen keratokonuslu veya başka bir nedene bağlı düzensiz korneası olan hastalar kontakt lenslerle sıklıkla iyi bir görme elde ederler.
    Kontakt lenslerin sporcular ve özel iş gereksinimleri olan kişiler için de avantajları vardır.
    Kontakt lenslerin dezavantajlarıGözlüklere göre biraz daha masraflıdırlar. Ancak teknolojinin gelişimi sayesinde daha hesaplı kontakt lensler piyasaya sürülmektedir.
    Yeni kullanmaya başlayanların belli bir alışma süresi olur. Bu süre yumuşak lens kullananlarda daha az, sert lens kullananlarda daha uzundur (1 hafta-1ay).
    Kontakt lens kullanımında temizliğe çok dikkat etmek gerekir. İleride anlatılacak olan bazı göz sağlığı sorunları kontakt lens kullananlarda meydana gelebilir. Bazen lensin kullanılamadığı zamanlar olur ve bu zamanlarda gözlük kullanmak gerekebilir.


    Kontakt lensler hangi amaçlarla kullanılırlar?

    1. En sık kullanım amacı kırma kusurlarının düzeltilmesidir. Bu amaçla kullanımları gözlük kullanımına ve kırma kusurlarının cerrahi yöntemlerle ve lazerle düzeltilmesine bir alternatif oluşturmaktadır. Kontakt lensle düzeltme sağlanabilen kırma kusurları; Miyopi (Gözün kırma gücünün normalden fazla olması), Hipermetropi (Gözün kırma gücünün normalden az olması), Astigmatizma
    (Gözün kırma gücünün farklı kadranlarda eşitsizlik göstermesi), Presbiyopi (Yaşa bağlı yakın görme gücünün kaybedilmesi) 'dir. Bahsi geçen bu 4 problemden ilk üçünde kontakt lens tam bir düzeltme sağlayabilirken, presbiopide yararlılığı sınırlıdır. Ayrıca ‘Afaki’ ismi verilen, katarakt ya da travma gibi nedenlerle lens organlarını kaybetmiş ama cerrahi yolla göz içi lensi yerleştirilememiş özellikle bebek yaştaki hastaların görmelerini sağlamak amacıyla da kontakt lenslerden yararlanılır. Bir başka kullanım alanı ‘Anizometropi’dir. Bu, her iki gözün kırma kusurları arasında önemli farklılık demektir. İki gözü arasında 2 dioptriden daha fazla farklı kırma kusuru olan hastalarda gözlük kullanımı çok sorunlu ya da imkansızdır. Bu hastalarda sorun kontakt lensle çözülür.


    2. Tedavi edici kontakt lens kullanımı: Bir çok göz yüzeyi hastalığında, iyileşme döneminin hızlandırılması veya ağrının giderilmesi amacıyla kontakt lensler kullanılır.
    3. Kozmetik kullanım: Göz rengini değiştirmek, iris tabakası ( gözün renkli kısım) olmayan veya göz yüzeyi yaralanma/cerrahi gibi nedenlerle beyaz görünen hastalarda estetik görünüm sağlamak amacıyla kullanılırlar
    4. Ortokeratoloji : Ortokeratoloji, özel tasarımlı kontakt lenslerle korneaya şekil verilerek refraksiyon kusurunun geçici olarak düzeltilmesidir. Günümüzde en sık olarak yaklaşık -5.0 D’nin altında miyopi düzeltilmesi için uygulanmaktadır. Yeni bir yöntem olmamakla birlikte, gelişmiş kornea yüzey ölçüm yöntemleri ve yüksek oksijen geçirgen sert lenslerin kullanıma girmesiyle yeniden son 10 yıldır popülerlik kazanmış ve geliştirilmiştir. Bu yöntemde, klasik kontakt lens uygulanımının aksine, kornea topografisine göre, hastaya uygun olarak üretilen/seçilen kontakt lensler, gece uyku sırasında takılır, gündüz çıkarılırlar. Birinci geceden sonra lensler etkili olmaya başlarsa da, tam etkiye kırma kusurunun derecesine bağlı olarak 1 hafta-1 ay içerisinde ulaşılır. Lenslerin kullanımına ara verildiğinde kırma kusuru bir süre sonra geri dönecektir. Ortokeratoloji ile çocuklarda miyopi ilerlemesinin durdurulabileceği öne sürülmüşse de bu iddia henüz bilimsel olarak kanıtlanmamıştır. Bu özel uygulanım, ancak ‘Kontakt Lens’ uzmanı bir Göz Doktoru’nun gözetimi ve kontrolü altında yapılmalıdır.



    Kontakt lensler ve tipleri nelerdir?

    Kontakt lens nedir?
    Kontakt lens, kornea ve sklera gibi gözün dış yüzeyi üzerine yerleştirilebilen, kırma kusurlarını düzeltme veya bazı göz hastalıklarını tedavi edici amaçlarla kullanılabilen protezlerdir. Son yıllarda kontakt lens teknolojisi çok gelişmiş ve lenslerin kullanımını kolaylaştıran ve kullanım süresini uzatan yeni tasarım ve materyaller geliştirilmiştir.

    Kontakt lens tipleri nelerdir?
    Günümüzde temel olarak iki çeşit lens vardır. Bunlar gaz geçirgen sert lensler ve yumuşak lenslerdir. Gaz geçirgen sert lenslerin kullanımının gerektiği birkaç durum dışında çoğunlukla yumuşak lensler kullanılır.

    Gaz geçirgen sert lensler: Göze yüksek oranda oksijen geçişine izin verdikleri için bu adı alırlar. Göze ilk takıldıklarında varlıkları hissedildiği için kullanımı belirli bir alışma süresi gerektiren bu lensler esasen yumuşak lenslerden daha dayanıklıdır. Korneanın şeklini almadıkları için yüksek astigmatizma ve keratokonus gibi olgularda özellikle tercih edilirler.Gençlik yaşlarından itibaren korneanın ilerleyici bir şekilde sivrileşmesi hastalığı olan Keratokonus hastalığında bu lenslerin sağladığı görme kalitesini başka hiçbir yöntem sağlayamaz ve bu olguların %93-97’sine gaz geçirgen sert lensler başarıyla uygulanabilir.
    Yumuşak lensler: Günlük kullanılan 1 gün ömürlü lensler, günlük kullanılan 1 ay ömürlü lensler, günlük kullanılan 1 yıl ömürlü lensler, 1 hafta kullanılan 1 hafta ömürlü lensler, 1 ay kullanılan 1 ay ömürlü lensler, bazı göz hastalıklarının tedavisi için kullanılan tedavi edici lensler, bifokal/multifokal lensler ve renkli lensler gibi çok değişik tipleri vardır. Bunların kullanımı oldukça rahattır. Gözdeki kırma kusurun düzeltilmesi için kullanılan lenslerin çoğu renksizdir ve göze takıldığında görünümü değiştirmezler. Takıldıkları sürece kusuru düzeltir ve berrak bir görüntü sağlarlar.



    Kontakt lens gözün arkasına kaçar mı?

    Hayır, alt göz kapağını aşağı çektiğinizde ortaya çıkan cep, gerçekte üst göz kapağında da vardır. Yani bir çıkmazdır. Sadece bazen lens katlanarak bu ceplere sıkışabilirler bu durumda kolay bir müdahele ile gözden çıkarılabilirler.




    Kontakt lensin takılamayacağı bir yaş grubu var mıdır?

    Hayır, katarakt ameliyatı sonrasında birkaç günlük bebeklere bile takılabilir. Kırma kusuru düzeltme amacıyla takıldığında orta okul ve üstü çocukluk çağı başlamak için iyi bir dönem olabilir. 40 yaş üstünde göz yaşı azalması bir sorun olarak ortaya çıkabilir.




    Kontakt lensin çıkarılmasını gerektiren durumlar nelerdir?

    Gözde kaşıntı, yanma veya batma, gözde bir şey varmış hissi, aşırı sulanma, normal olmayan göz akıntısı veya kızarıklık, görüş bulanıklığı, nesnelerin etrafında gökkuşağı veya harelenme görüntüsü, lenslerin ilk takıldıkları zamana göre daha fazla rahatsızlık vermesi, durumunda çıkarılmalıdır. Lensi çıkardığınız zaman rahatsızlık, hissi ortadan kalkıyorsa lenste hasarlanma, kir veya yabancı cisim olup olmadığını kontrol etmek için yakından incelemeniz gerekir. Hasarlanma varsa lens atılmalı ve yeni bir lens kullanılmalı, kir ve yabancı cisim varsa temizliği yapılmalıdır. Bunlara rağmen problem devam ederse derhal doktorunuza danışınız. Burada bahsedilen şikayetler herhangi bir enfeksiyon ya da daha ciddi bir durumun habercisi olabilir





    Kontakt lenslere bağlı gözde kuruma hissi gelişebir mi?

    Sık rastlanılan bir başka durumdur. Unutmamak gerekir ki yumuşak kontakt lens su içeren bir maddedir ve kurumaması gerekir. Yani sürekli olarak su ile beslenebileceği bir ortamda bulunmalıdır, bu gereksinimi lens gözdeyken gözyaşı, göz dışında iken saklandığı solüsyon sağlar. Gözümüzün önünde gözyaşı film tabakası denilen adeta ince bir havuz bulunur yani dış dünyaya karşı çıplak değildir. Kontakt lens bu havuzun içinde bir bakıma yüzmektedir. Eğer bu havuzun derinliği azalırsa lensin gözün dış yüzeyi olan korneaya teması artar ve batma hissi uyanır.
    Nedenleri; 1) Gözyaşı azlığı (özellikle kadınlarda, yaşa bağlı ya da romatizmal hastalıkların eşlik ettiği durumlar) 2) Bilgisayar kullanımı gibi dikkati arttıran dolayısıyla kırpma sayısının azalmasıyla göz yüzeyinden gözyaşının buharlaşma yoluyla uzaklaştığı durumlar 3) Gözyaşını gözden uzaklaştıran klima, radyatör ya da kuru iklimler 4) Gözyaşını daha fazla kullanan yüksek su içerikli kontakt lensler 5) Gözde göz yaşı dengesizliği yaratan çeşitli göz hastalıkları ( Kirpik dibi hastalıkları (Blefarit) vs.)
    Belirtileri; 1) Özellikle akşama doğru kontakt lensi bir yabancı cisim gibi hissetme 2) Kızarma 3) Gözlerde kuruluk hissi 4) Göz yorgunluğu, kapaklarda ağırlaşma 5) Uyku hissi
    Öneri; 1) İçeriğinde lense zarar veren prezervan maddeleri içermeyen suni göz yaşı damlalarını lens gözde iken Göz Doktoru tarafından belirlenecek dozda kullanma 2) Kontakt lensi daha düşük su içerikli bir lensle değiştirmek. 3) Yoğun klimalı, sigara dumanlı nem oranının düşük olduğu ortamlardan kaçınmak.



    Kontakt Lens muayenesini ve uygulamasını kim yapar ?

    1219 sayılı yasa bu yetkiyi sadece göz hekimlerine tanımıştır.

    Gözün saydam tabakasının ileri doğru aşırı bombeleştiği durumlarda (keratokonüs) göz hekimi gözlük camlarından yararlanmayan ve görmesi arttırılamayan hastasına öncelikle kontakt lens muayenesi ve uygulaması tavsiye eder. Hastanın onayını aldıktan sonra tıbbi işlemlere başlar.

    Hastalar görme kusurlarının telafisinde kontakt lensleri tercih edebilirler, optik amaçlı bu kontakt lenslerin yanı sıra tedavi amaçlı kullanılan kontakt lensleri de ancak göz hekimleri hastalarının gözlerine uygulayabilirler.

    Renkli kontakt lensler estetik amaçla veya tıbbi amaçlarla kullanılırlar. Bu kontakt lensler içinde ayni tıbbi işlemler uygulanır.

    Kontakt lens gözün saydam tabakası üzerine takılan bir yabancı cisimdir. Tıbbi takip, bakım ve disiplin gerektirir.

    Hastalar gelişigüzel piyasadan kontakt lenslerini temin etmemelidir. Promosyon amaçlı dağıtılan kontakt lenslere itibar etmemelidir. Tibbi denetimden uzak uygulanan kontakt lenslerin körlüğe kadar giden göz hastalıklarına neden olabileceği unutulmamalıdır.





    Kontakt lens takımıyla doğabilecek sorunları nasıl azaltabilirim?

    KONTAKT LENS MUAYENESİNİN ÖNEMİ

    Trafik kazalarının önemli bir kısmı araçların yetersizliğine bağlı olarak değil ,
    Kontakt lensin gözde tehlikeli olup olmadığı ile ilgili sorulan sorulara, araç kullanma ile benzetme yaparak cevap verilebilir..

    Gözün kontakt lens takılabilmesi için gerekli minimum sıhhi şartlara sahip olup olmadığının göz hekimi tarafından muayenesi , sürücü ehliyeti almak için gereken ön muayeneye benzetilebilir. Her ikisinde de minimal sıhhi ön şartlar bellidir. Yetersiz sıhhi şartlarda kontakt lens kullanımı göze zarar verebilir. Aynı ehliyet alma ön şartlarına haiz olmayan kişinin sıhhi yetersizlikleri nedeni ile kaza yapma olasılığının çok yüksek olması gibi…

    Eğer muayene göz hekimi tarafından yapılmaz ise, gözün kontakt lens kullanımı için yeterli ön şarta sahip olup olmadığı anlaşılamaz.


    Uyum muayenesi , bir çok uyum ölçüsü olan kontakt lensin , adeta ısmarlama elbise gibi hastaya uyumunun sağlanmasını içerir.

    Kontakt lensin kalitesinin yüksek olması önemli bir ön koşuldur. Ancak bu kaliteli kontakt lensin, göze uyum sağlaması en az bu kalite kadar önemlidir. Bu uyum muayenesi de göz hekiminin görev ve sorumlulukları arasındadır.

    Kontakt lensin hangi ön koşul ve şartlarda kullanılacağı da
    En kaliteli , en pahalı arabayı satın alsanız da, eğer arabanın özelliklerini iyi öğrenmedi iseniz veya arabayı kurallara uygun kullanmıyorsanız,kaza yapma ihtimaliniz yüksektir.
    Kontakt lensinizi de sizin yaşam şartlarınızda hangi durumlarda ve nasıl kullanabileceğinizi öğrenip, bu şartlarda takmanız, kontakt lensin bakımını da lensinizin materyaline uygun solüsyonlar ile önerilen sürelerde yapmanız komplikasyon ihtimalini minimale indirecektir.

    Sonuç olarak , kontakt lens ve göz beraber çalışan bir bütündür. Her gözün tüm muayenesi yapılmadıkça ortaya çıkmayan farklı özellikleri olabilir. Kontakt lensin göze uyumunun sağlanması göz hekiminin görevidir.

    Komplikasyonsuz bir kontakt lens kullanımı için, kontakt lensin göze uyumunun sağlanmalı , hasta da kontakt lensi uygun şartlarda ve zamanda kullanmalıdır.





    Kontakt lens kullanımı her zaman güvenli mi? Kontakt lens kullanımındaki hatalar ve sonuçları nelerdir?

    Yukarıdaki sorulara cevap arıyorsanız, Göz Hekimi olarak karşılaştığımız, tedavi ve takip ettiğimiz iki olguyla ilgili , aşağıda özeti verilen bilimsel makaleden yararlanabilirsiniz.



    1. Hasta
    35 yaşında bayan hasta, sağ gözünde bir haftadır ağrı ,sulanma,batma şikayeti ile hastahaneye başvurdu. Hikayesinden,miyop astigmat nedeniyle 6 yıldır, sabah takılıp akşam çıkarılan ve ayda bir yenilenen yumuşak torik kontakt lensleri kullandığı ve aşağıdaki enfeksiyona neden olabilecek kullanım ve düşünce hatalarını yaptığı öğrenildi:
    1-15 gün önce sokakta gözüne damdan kopan bir buz parçası düşmüş, lensini takmaya devam etmiş
    2-Kontakt lensleri ile saunaya girmiş.
    3-Bir tatil döneminde birkaç akşam lensini çıkarmadan uyumuş.
    4-Lenslerini doktor kontrolü olmayan bir yerden almış,kontrolünü aksatmış
    Hastanın yapılan göz muayenesi ve laboratuar incelemesinde, korneada ülser gelişmekte olduğu ve bu ülserin de Akantomoeba adı verilen, nadiren görülen fakat çok dirençli bir mikroorganizma tarafından oluşturulduğu saptandı. Bütün tedavi çabalarına rağmen ülser iyileşmediği gibi korneada delinmeye yol açtı ve kornea nakli ameliyatı yapıldı. Fakat, nakledilen yeni dokunun vücut tarafından reddedilmesi sonucu ikinci bir nakil daha gerekti. Şu dönemde hasta, oluşabilecek yeni red cevabı nedeniyle yakın takip ve tedavi altındadır.

    2. Hasta
    Üniversite eğitimi görmekte olan 21 yaşında bayan hasta, sol gözünde bir-iki gündür ağrı,batma,sabahları kanlanma şikayeti ile başvurdu. 4 yıldır, sabah takılıp akşam çıkarılan ve ayda bir yenilenen yumuşak kontakt lens kullanmakta idi.;
    Kendisinden alınan bilgiye göre aşağıdaki kontakt lens kullanımı ile ilgili hatalar saptandı:
    1- Kontakt Lensleri bitince doktor kontrolü olmaksızın temin ediyor,
    2- Lenslerini bazen birkaç gün çıkarmıyor
    3- Lensleri ile denize ve havuza girdiği oluyor
    4- Banyo yaparken lenslerini çıkarmıyor
    Yapılan göz muayenesinde korneada ilk hastanınkine benzer şekilde ülser geliştiği saptanmış ve yapılan laboratuar tetkikleri ile yine aynı mikroorganizmaya bağlı ortaya çıktığı anlaşılmıştır. Yine tüm tedavi çabalarına rağmen sonuçta ülser genişlemiş ve kornea nakli yapılmasına rağmen görme kaybına sebep olmuştur.

    Bu iki olgunun arka arkaya verilmesinin amacı, benzer hatalar ile bağlantılı olarak ortaya çıktığını vurgulamaktır. Hastalar arasında bağlantı mevcut olmayıp direkt bulaşıcılık da söz konusu değildir
    Akantomoeba serbest yaşayan bir amip olup toprak, su (özellikle musluk suları ), deniz suyu, buz, sebze ve havada tespit edilebilir. Hastalık oluşturan şekli ve kist şekli mevcuttur. Kist formu, birçok koruyucu etkene dayanıklı olup bu tür ortamlarda yıllarca yaşayabilmektedir.
    Aslında Akantomoeba keratitinin ortaya çıkmasında çoğu kez hafif bir travma rol oynar.Bu, rüzgarla çarpan kum ,toz gibi maddeler, böcek veya sebze türü materyaller şeklinde olabileceği gibi sıklıkla kontakt lens kullanımı ve ona bağlı küçük sıyrıklar ile bağlantılıdır. Bu şekilde bozulan epitel bütünlüğü, mikropların yerleşip gelişmesine imkan sağlamaktadır Sunulan her iki olguda da kontakt lens kullanımı ,hafif travma ve çeşme-havuz suyu ile etkileşim mevcut olup bulaşma yolu olarak tanımlanan şekil ile uyumludur. Olumsuz koşullarda kontakt lens kullanımı Akantomoeba keratitinin en önemli sebeplerden birini oluşturmakla beraber lens kullanmayan ,travmaya maruz kalmış ve bu amibi bol miktarda içeren çeşme suyu, göl ,havuz, deniz ile temas etmiş kişilerde ayrıca kornea nakli ve LASİK cerrahisi gibi göz ameliyatlarını geçirenlerde de görülebilmektedir.
    Sıklıkla yumuşak kontakt lens kullananlarda görülmekle beraber sert lens kullananlarda da ortaya çıkabilmektedir. İlk kanıtlanmış Acantomoeba enfeksiyonu 1974 yılında ABD’de, yumuşak kontakt lens kullanan bir kişide bildirilmiştir . Aynı enfeksiyon, 1984-1987 yıllarında yine ABD ‘de üst üste çok sayıda yumuşak kontakt lens kullanan hastada tespit edilmiş ve bunun üzerine dikkatler yumuşak kontakt lenslerin dezenfeksiyon ve kullanım sorunlarının üzerine yoğunlaşmıştır. Epidemi olarak nitelenen bu yaygın enfeksiyonun nedenlerini araştırmak üzere ,Contact Lens Associations of Ophthalmologists ve American.Academy of Ophalmology gurupları ortak çalışma yürüterek risk faktörlerini belirlemiş ve bu yönde tedbirler alınmasına önayak olmuştur.Bu risk faktörleri; önerilenden daha az ve dikkatsiz dezenfeksiyon, evde üretilen salin solüsyonlarının kullanılması, kontakt lensler ile havuza ve denize girme, etkin olmayan dezenfeksiyon solüsyonlarının marketlerde halen satılıyor olması şeklinde bildirilmiştir.
    Ülkemizde ise bu faktörler,her iki hastada da ipuçlarının görüldüğü gibi , temizlik kurallarına dikkat edilmemesi, kontakt lensler ile denize ve havuza girilmesi, banyo yapılması , kontakt lenslerin kontrolsüz olarak uygulama yetkisi olmayan kişi veya şirketlerce satılması, promosyon adı altında doktor kontrolü olmaksızın hediye edilmesi, rutin kontrollerin aksatılması ve kontakt lens kullanıcılarının yeterince bilgilendirilmemesi şeklinde ortaya çıkmaktadır.”



    Kontakt lens sonrası gelişen allerjilere dikkat etmeliyiz

    Kontakt lens kullanımı sırasında göz hekimi muayene ve takibinin ne kadar önemli olduğunu gösteren iki örnek vaka paylaşmak istiyorum.

    Spor yaparken kontakt lens kullanan 19 yaşındaki bir hasta muayeneye geldiğinde kendisinde ileri derecede göz alerjisi tespit edildi. Kendisine alerjiye karşı kısa süreli (bir hafta) ilaç tedavisi önerildi. Hastaya kontakt lensi kullanmaması ve ilaçları bir haftadan uzun süreli kullanmaması özellikle hatırlatıldı.
    Hasta çağırıldığı kontrol muayenesine gelmedi.
    Beş ay kadar sonra görme azalması şikayeti ile geldi. Yapılan muayenesinde ilaçların yan etkisine bağlı olarak göz tansiyonu her iki gözde yükselmişti ve göz tansiyonuna bağlı görme bozuklukları ortaya çıkmıştı. Hasta oynadığı takımda geri kalmamak için, kontakt lens kullanmaya hiç ara vermediğini , bunu yapabilmek için de bir hafta süreli önerilmiş olan ilaçları devamlı kullandığını belirtti.
    Hastanın kontakt lens kullanımı bırakması, alerji ilaçlarını da kesmesi önerildi. Bu kez takipte kalan hastanın göz tansiyonu tedavi ile normale indirildi.

    Göz sağlığının elvermediği durumlarda kontakt lens kullanımına devam etmek doğru değildir. Tıbben uygun olmadığı halde kontakt lens kullanabilmek için devamlı göz ilacı kullanmak da gözde hastalıklara neden olabilir.



    Doktor kontrolü olmadan Kontakt Lens satın alan iki hasta

    Birinci hasta: 19 yaşında bayan hasta,

    Numarasız renkli yumuşak kontakt lenslerini doktor muayenesi olmadan gözlükçüden satın almış. Yaklaşık bir ay sonra gözünde kanlanma , sulanma,batma hissiyle başvurduğunda korneanın özellikle üst kısmında yaygın ödem görüldü.Yapılan tıbbi tedavi ile gözü düzeldi.

    İkinci hasta : 20 yaşında bayan hasta,

    Sadece gözlük numaralarına göre doktor muayenesi olmadan gözlükçüden kontakt lens satın almış. Yaklaşık iki ay sonra kanlanma ve çapaklanma şikayeti ile başvurduğunda gözünde kornea iltihabının geliştiği görüldü. Bu iltihabın bir mikrop ile oluştuğu yapılan mikrobiyolojik muayenede saptandı ve buna göre tıbbi tedavi yapıldı. Durum korneada iz bırakarak düzeldi.

    Doktor muayenesi ve kontrolu olmadan alınan ve göze uygun olmayan lenslere bağlı gelişmiş gerçek iki hastanın komplikasyonlarını okudunuz.

















    Vazifeyi ihmale sürükleyen merhamet,memlekete ihanettir !!!

  6. #6
    Ali
    Ali çevrimdışı
    Ali adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    13-09-2005
    Mesajlar
    3,381
    Karizma Gücü
    7
    Keratokonus nedir?

    Gözümüzün saat camı olarak nitelendirilen en dıştaki saydam tabakasının öne doğru bombeleşmesi ile karakterize genetik olduğu düşünülen bir hastalıktır. Uzun süreli olarak aşırı derecede gözün ovulmasının ve kaşınmasının hastalığın çıkışında ve ilerlemesinde bir risk faktörü olduğu ileri sürülmektedir. Tedavisi gözlük, kontakt lens veya ileri evrelerde göz nakli ile mümkündür.


    Kuru Göz nedir ?

    Kuru göz, gözyaşının yetersizliği durumudur. Göz çevresindeki gözyaşı bezleri tarafından salgılanan, ve göz kapaklarının kırpılması ile göz yüzeyine yayılan gözyaşı, yine gözkırpma ile gözkapaklarındaki küçük kanalcıklar (punktumlar) ve daha sonra nasolakrimal kanal yardımıyla burun içine yönlenerek gözü terkeder.

    Gözyaşı tabakası, hemen göz üzerine yayılan bir mukus tabaka, ortada sulu (aköz) tabaka, ve en dışta yağlı (lipid) tabakalardan oluşur. Bu üç tabakadan herhangi birinin eksikliği veya bozukluğu, kuru göz şikayet ve bulgularının ortaya çıkmasına neden olur.

    Kuru Göz hastalarının şikayetleri nelerdir?
    Kuru göz hastaları gözlerde kuruluk hissi, yanma, batma, yabancı cisim hissi, kızarıklık, rüzgar veya sigara dumanından rahatsızlık, göz çevresinde mukus iplikçiklerin oluşması, ve/veya kontakt lens kullanmakta zorluk şikayetleri ile doktora başvururlar. Bu hastalar, zaman zaman kuruluğa bağlı irritasyon ile paradoksik sulanmadan da şikayet edebilir.

    Kuru Göz nedenleri nelerdir?
    Gözyaşı salgısı, erkek ve kadınlarda, ilerleyen yaşla birlikte azalır. Ancak, kuru göz, özellikle menapoz sonrası kadınlarda sık görülür. Bunun dışında, idrar söktürücü, tansiyon düşürücü, anti-allerjik, anti-depresan ilaçlar, uyku ilaçları ve alkol göz kuruluğuna neden olabilir.

    Ciddi kuru göz, ağız kuruluğu ile birlikte giden Sjögren Sendromu ile birlikte olabilir. Bu durumda, hastalarda, sıklıkla eklem romatizması olmak üzere, tüm vücut sistemlerini tutan bir immün disfonksiyon veya bağ dokusu hastalığı mevcuttur. Sjögren sendromu, genellikle 50 yaş civarında kadınlarda görülür.

    Yukarıdakilerin dışında kimyasal yanıklar, cerrahiler ve burada detaylandırılmayacak başka birtakım hastalıklarda da kuru göz görülebilir.

    Kuru Göz tanısı nasıl konulur?
    Göz doktoru tarafından yapılan basit bir göz muayenesi ile kuru göz tanısı kolayca konulabilir. Hastanın öyküsü de tanıya çok yardımcıdır. Bunun dışında, gözyaşının özel boyalarla boyanması veya 'gözyaşı şeritleri' ile gözyaşı miktarının tayini de tanıda kullanılabilecek basit testlerdir.

    Kuru Göz nasıl tedavi edilir?
    Gözü nemli tutabilmek için, gözyaşının yerini tutan birçok yapay gözyaşı damlası ve jeli bulunmaktadır. Yapay gözyaşını günde 4-5 kereden daha sık kullanma ihtiyacını hisseden hastalar için koruyucu madde içermeyen, tek kullanımlık yapay gözyaşı preparatları da bulunmaktadır. Bu tek kullanımlık damla ve jeller, hastalar tarafından,

    Gün boyu, arzu edildikleri sıklıkta kullanılabilmektedirler.
    Kuru gözde diğer bir yaklaşım, mevcut gözyaşının korunmasıdır. Gözlük kenarları kapatılabilir veya yüzücü gözlükleri kullanılabilir. Kuru göz hastaları özellikle geceleri uyudukları odanın nemlendirici cihazlarla nemlendirilmesinden de fayda görürler. Yine mevcut gözyaşını korumak amacıyla, gözyaşını gözden uzaklaştıran küçük kanalcıklar, göz doktoru tarafından, basit bir işlemle, geçici veya kalıcı olarak kapatılabilir.
    Yukarıdakilerin dışında gözyaşı yapımını arttıran birtakım ilaçlar da mevcuttur. Ancak, aynı zamanda salya yapımını da arttıran ve terleme, bulantı, kalp çarpıntısı gibi yan etkileri olabilen bu ilaçlar ancak doktor denetimi altında kullanılabilirler.

    Esasen bir immün düzenleyici ilaç olan Siklosporin, son zamanlarda kuru göz tedavisinde uygulanan en yeni ilaçlardan biridir. Suspansiyon formunda göze damlatılabilen bu ilacın, majör gözyaşı bezinin inflamasyonunu azaltarak gözyaşı yapımını artttırdığı bildirilmektedir.

    Kuru gözde, başta androjenler ve immün modülatörler olmak üzere yeni tedavi yöntemleri üzerinde çalışmalar devam etmektedir.




    Gözde uçuk olur mu ?

    Herpes virüsü vücudun diğer bölgelerini olduğu kadar gözü de etkileyebilir. Kızarıklık, batma yakınmalarına neden olabilir. Mutlaka bir göz doktoru tarafından görülmeli ve erken dönemde tedavi edilmelidir.




    Gözde allerji nedir ? Nasıl korunulur ?

    Bu hastalık, allerjen yani vücutta savunma sistemini harekete geçiren bir uyarana karşı (çoğu zaman polenler, makyaj malzemesi gibi kimyasal maddeler veya sebebi bilinmeyen bir nedenle) gözümüzün verdiği yanıttır. Kızarıklık, kaşıntı, batma ve sulanma gibi belirtiler verebilir. Tekrarlayabilir. Koruyucu veya tedavi edici damlalar kullanılabilir,güneş ve bilinen allerjenlerden uzak durulmalıdır.



    Şeker hastalığı gözü nasıl etkiler? (Diabetik Retinopati)

    Şeker hastalığı gözü nasıl etkiler?

    Şeker hastalığı,pankreas dokusundan salgılanan insülin hormonunun eksikliğine veya etkisizliğine bağlı kan şekerinin yükselmesine sebebiyet verdiği gibi, aynı zamanda bir küçük damar hastalığıdır.Tip1 diabet genelde 30 yaşından önce başlar insülin eksikliği mevcuttur.İnsülin enjeksiyonları gerekir.Tip2 diabet genelde 40 yaşından sonra görülür,vücutta insülin eksik veya kullanımında bozukluk vardır.Diet,ağızdan alınan antidiabetik ilaçlar ve bazı hastalarda insülin enjeksiyonları gerektirir.Diabetik retinopati, şekere hastalığına bağlı olarak gözün arka bölümünde ışığa hassas bir doku olan retina tabakasının(ağ tabaka) damarlarının etkilenmesi ile ortaya çıkan ve körlüğe sebebiyet veren bir durum olup, diabetin tek tedavi edilebilir komplikasyonudur.Genelde iki göz de etkilenir.Hastalığın başlangıcında hastanın hiç şikayeti olmayabilir, bulgular zamanla ortaya çıkar.Hafif veya ağır, ancak muayene edilen diabetli bir hastada retinopatinin görülme oranı %40-45 civarındadır.Bu oran hastalığın süresi ile artış gösterebilir. Erken safhada yakalanan hastaların tedavileri mümkündür. Bu sebeple hastaların hiç bir şikayeti olmasa da yılda 1 kez retina muayeneleri olması gerekir. Buluğ çağı,gebelik,katarakt ameliyatı,insüline yeni geçiş gibi dönemlerde muayene sıklaştırılmalıdır.Diabetin sıkı kontrolü, gerektiğinde insüline geçiş, kan lipid ve kolesterolünün ve diğer dahili problemlerin kontrol altına alınması,sigarayı bırakmak hastalığın ilerlemesini yavaşlatır,ancak durdurmaz.Bu sebeple kan şeker düzeyleri çok iyi kontrol edilse bile,retina muayeneleri ihmal edilmemelidir.Şeker hastalarında kan şekerinin hızlı değişiklikleri ile geçici görme bulanıklıkları da gelişebilir.Katarakt oluşumu da normal topluma göre daha sıktır.Görme sinirinin küçük damarlarının tıkanması nadir görülen bir durum olup,optik nöropati adını alır.Bu yazıda diabetik retinopati üzerinde durulacaktır.

    Diabetik retinopatinin evreleri nelerdir?

    1-Zemin diabetik retinopati:Ağ tabaka damarlarının tıkanması ve duvarlarının bozulması ile küçük damar genişlemeleri(mikroanevrizma),kan elemanlarının retinaya sızması ile küçük retina içi kanamalar,sert eksuda adı verilen sarı birikintiler görülür.Retinanın makula adı verilen en hassas bölgesi etkilenmedikçe görme yakınması olmaz(Resim1)
    2-Makulopatiamanla makula bölgesi damarları etkilenince,bu bölgedeki damarların zedelenmesi ile, beslenme bozukluğu(iskemi),sıvı sızması(ödem),ve bu bölgeye yerleşen kanama ve eksudalar görmeyi etkiler.Hasta bulanık ve az görmeden yakınmaya başlar.
    3-Proliferatif diabetik retinopatiiğer bulgulardan daha az görülür.Beslenme bozukluğuna(iskemi) cevap olarak retina bazı sinyaller ve kimyasal maddeler oluşturur ve istenmeyen yerlerde yeni damarlar gelişir.Bu yeni damarlar göz içine yoğun kanamaya(vitreus hemorajisi),etraflarında gelişen ve gözün içini dolduran yumurta akı kıvamındaki jele(vitreus) doğru uzanan bantların yaptığı çekinti ile retinanın yerinden kabarmasına(dekolman),göz tansiyonunun yükselmesine(glokom) sebebiyet verir.Bu gelişmeler ise körlükle sonuçlanır.(Resim2)

    Retina anjiografisi nedir,nasıl uygulanır?

    Retina anjiografisi,flöresein adı verilen bir boyanın 5cc kadar kol toplardamarlarından birine verilmesi, 8-10 saniye içinde göze ulaşan boyanın gösterdiği retina damarsal sisteminin fotoğraflanması esasına dayanır.Retina hastalıklarının tanısı ve tedavi edilecek bölgelerin gösterilmesinde kullanılmaktadır.Damarları açma özelliği yoktur.Radyoopak madde kullanılmaz.İşlem sırasında bazı hastalarda geçici bulantı olabilir.İşlemden sonra 2 gün kadar hastanın cilt rengi sararır, idrar rengi koyulaşır.Çok nadir olarak boya allerji yapabilir.Ağır karaciğer ve böbrek hastalarında, hamilelerde kullanımı önerilmez.(Resim3)

    Nasıl tedavi ediyoruz?Laser ışık koagülasyonu nasıl uygulanır?

    Hastanın yakınması olmadan göz hekimine başvurması çok önemlidir.Erken evrede LASER ışık koagülasyonu ile,tedavi edilen hastaların %80-90 civarındaki bir gurubunda körlüğü engellemek mümkündür.Tedavinin etkinliği ve yöntemleri, yaklaşık 40 yıllık çalışmalarla ortaya konulmuştur.Tedavide, artık yerleşmiş olan bu prensipleri uyguluyoruz.Tedavi için gözün üzerine bir kontakt lens yerleştirilir.Laser ışığı bu lens vasıtası ile tedavi edilecek bölgelere ulaştırılarak yanıklar oluşturur.İşlem genelde tolere edilebilir,ancak bazı durumlarda ağrı duyulabilir.Bu sebeple ağrı kesici bir tablet alınması uygundur.LASER tedavisinin amacı, görmeyi hastanın başvurduğu düzeyde tutmaya çalışmaktır.Ancak işlemden sonra bir miktar görme azalması olabilirse de,ileride görülecek daha şiddetli görme azlığının engellenmesi açısından bu kabul edilebilir.İşlemden hemen sonra görme yakınmaları artabilir, ancak bir süre sonra eski düzeye döner.Laserin uygulandığı bölgeye göre merkezi veyaçevresel görme,karanlık-aydınlık uyumunda,renk görmede etkilenmeler gelişebilir.Laser tedavisi tıkanmış olan küçük damarları açamaz, sadece sızıntı(ödem) bölgelerine ve yeni gelişen damarlara etki edebilir.
    Laserin başarısı,hastanın erken başvurusu ile doğru orantılıdır.(Resim4)

    Vitrektomi ameliyatı nedir?

    Tedavi için geç kalmış ve bazen laser tedavisine rağmen ilerleme gösteren hastalarda,gözün içine 1 mm den ince özel alelerle girilerek uygulanan bir cerrahidir.Çoğunlukla proliferatif safhanın komplikasyonları sebebi ile uygulanır.Göz içi sıvısı(vitreus) içindeki kanamaların ve çekinti yapan bantların temizlenmesi ve retinanın tekrar eski anatomik yapısına kavuşması hedeflenir.Temizlenen göz içi sıvısı yerine seum fizyolojik veya başka bir sıvı ile göz içi doldurulur.Bu tedavi için de bir süre olup, başarısı yine zamanlamaya bağlıdır.Ameliyatın anatomik başarısı,belirlenen bu hedeflere ulaşmaktır,fonksiyonel başarıya,yani erişilecek görme düzeyine gelince bir sinir dokusu olan ve yenilenmeyen retinada elde edilebilecek görme düzeyi ancak ameliyattan sonra belirlenebilir.Ameliyat sırasında gözün içine hava,gaz,silikon gibi TAMPON MADDELER verilmesi gerekebilir.Bu maddeler içinde silikonun tekrar geri alınması söz konusudur.Diğerleri kendiliklerinden emilir.Ameliyatın en sık görülen yan etkisi katarakt gelişimini hızlandırmasıdır.yeniden kanama da gelişebilir.Bu gibi durumlarda yeniden cerrahi gerekebilir.(Resim5)

    Yeni gelişmeler

    Usulüne uygun ve doğru zamanlanmış yukarıda bahsedilen tedaviler ve hastanın dahili problemlerinin kontrole alınması ile, diabetik retinopati sebebi ile gelişen körlük oranları %5 e düşmüştür.Ancak en keskin gören nokta olan makula bölgesindeki sıvı birikimi(ödem) ve eksudalarda görmeyi daha iyi korumak için çalışmalara devam edilmektedir.Bu amaçla, tartışmalı olmakla beraber, göz içine dışarıdan kortikosteroid enjeksiyonları denenmektedir.Bu tedavilerin bir süresi olduğundan enjeksiyonların tekrarı gerekebilir.Yan etkileri en sık göz içi basıncının yükselebilmesi(her hastada yükselmez),katarakt,nadiren enfeksiyondur.Retinanın yeni damar oluşturan sinyalleri ortaya çıkarmaması ve damar sağlamlığını koruması için de, bu işlemde rolü olan bir faktöre karşı geliştirilen anti VEGF adını alan bir gurup yeni ilacın göz içine verilmesi ile ilgili çalışmalar yapılmaktadır.Ayrıca ağızdan alınan bazı ilaçlarla bu sinyalleri engellemek için yapılan çalışmalar da vardır.Tüm bu çalışmaların amacı, görmeyi daha iyi hale getirmektir.


    Resim 1emin diabetic retinopatietina içinde kanama ve eksudalar


    Resim2roliferatif diabetic retinopatiptik sinir başı ve retinada yeni damarlar


    Resim3:Flöresein anjiografi resmi


    Resim4aser tedavisi yapılmış retina


    Resim5:Göz içi(vitreus)kanaması ve bantlar






    Hipertansiyonun göz bulguları

    HİPERTANSİF RETİNOPATİ NEDİR?
    Hipertansif Retinopati, gözün iç ve arkasında yer alan ve görme işlevini oluşturarak görüntü uyaranlarını beyne ileten retinada (ağ tabaka ya da sinir tabakası), hipertansiyon ve arterioskleroz nedeniyle hasara yol açan damarsal bir hastalıktır.

    HİPERTANSİYON NEDİR?
    Hipertansiyon, kan basıncının patolojik yükselmesi olarak tanımlanabilir. Sınırı Dünya Sağlık Örgütünün tanımına göre sistolik (maksimal veya büyük tansiyon) 140 mmHg, diastolik (minimal veya küçük tansiyon) 95 mmHg. dır.Toplumun yaklaşık yarısını etkiler. Tekrarlanan kan basıncı ölçümleri, benzer ırk ve çevresel alt yapıdan gelen insanlarla karşılaştırıldığında anormal bulunursa hipertansiyon olarak kabul edilir. Tanı ve tedavideki gelişmelerle hipertansiyona bağlı hastalık ve ölüm hızı oranlarındaki azalmaya rağmen hastalığın komplikasyonlarının tedavisi hekimler için problem olmaya devam etmektedir.
    Damarsal hastalığın ilerlemesinde kan basıncı yüksekliğinin rolü tartışmalıdır. Hipertansiyon kan basıncının yükseldiği dönem olarak kabul edilir. Daha farklı bir durum olan hipertansif hastalıkta ise beyin, kalb, böbrek ve gözlerdeki damarsal lezyonlarla birlikte atardamar basıncında devamlı patolojik yükselme ve çevresel damar direncinde artış vardır. Hipertansif hastalık toplumun yaklaşık %5 inde ortaya çıkar. Sistolik basıncın yükselmesi primer olarak kalbin dışa atımına bağlı olmasına rağmen diastolik basıncın yükselmesi sistolden sonra artan çevresel damar direncine, dolayısıyla hipertansif hastalığa ait klinik anomalilerin göstergesidir.
    ‘Esansiyel Hipertansiyon’ hastaların yaklaşık % 90 ını oluşturur ve özgün bir nedeni yoktur. Iyi huylu tipi yaygındır, sinsi başlar, kadınlarda erkeklerden daha fazladır, güçlü ailesel yatkınlık ve dominant geçiş gösterir ve komplikasyonları hastalığın ortaya çıkmasından 10-15 yıl sonra gelişebilir. Kötü huylu tipi ise genellikle genç yetişkinlerde, sıklıkla 30’lu yaşlarda görülür, doğrudan veya hipertansif hastalıklarda hızlı kan basıncı yükselmesine bağlı olarak ortaya çıkabilir. Daha çok böbrek kaynaklıdır ve diastolik basıncın 120 mmHg’nın üzerine çıkması ile kendini gösterir. Baş ağrısı, kusma, kovülsiyonlar ve koma ile beraber ensefalopati sık görülür. Göz bulguları da ciddidir.

    ARTERİOSKLEROZ NEDİR?
    Arterioskleroz atardamarlarda sertleşme ve kalınlaşmayı ifade eden genel bir terimdir. Arteriosklerozda hipertansiyon daha çok sistolik basıncın yükselmesine bağlıdır. ‘Ateroskleroz’ (intima katında değişiklikler), ‘Medial skleroz’ (media katında değişiklikler) ve ‘Arterioloskleroz’ (intima ve mediada değişiklikler) olarak sınıflanabilir. Ateroskleroz ve arterioloskleroz retina damarlarını etkileyen en sık arterioskleroz tipleridir. Çok karıştırılır ve birbirlerinin yerine kullanılırlar.
    *Aterosklerozun karakteristik lezyonu olan aterom plağı, daha çok büyük atardamar duvarlarının katmanları arasında birikmiş lipid (yağlı madde) yüklü hücrelerden gelişmiştir. Genellikle kalsifikasyon (kireçleşme) ve fibrozis (lifli bağ doku oluşumu) ile birlikte olur ve lümeni tıkayarak damar tıkanıklığına yol açabilir.
    *Arteriolosklerozda ise atardamar dalcıklarının duvarları, katmanlarındaki ilerleyici değişiklik ve kalınlaşmalar sonucu ‘soğan kabuğu’ görünümü almasıyla karakterizedir.
    Arterioskleroz, atardamar ve dallarını etkileyen bir yaşlanma sürecidir. Yüksek kan basıncına bağlı değildir fakat bundan etkilenebilir. 60’lı yaşlardan sonra ve öncelikli olarak büyük damarları etkiler. Gözdibi muayenesinde görece olarak düzgün ve yaygın daralmış atardamar dalları, keskin köşeli dallanmalar ve damar duvarının saydamlığı değişmeksizin kan sütunundaki renk değişikliği görülür.

    HİPERTANSİYONDA RETİNA-GÖZDİBİ DEĞİŞİKLİKLERİ NELERDİR?
    Richard Bright böbrek hastalıklarıyla görme bozuklukları arasındaki ilişkiyi tanımlayan ilk kişi olmasına rağmen, von Helmholtz 1851 de oftalmoskopu bulana kadar retina damarları incelenememiştir. Bu alandaki en saygın oftalmolog ise retina damarlarındaki sklerotik değişiklikler ve retina, merkezi sinir sistemi ve boşaltım sistemindeki damar değişikliklerinin ilişkileri hakkındaki gözlemleri hala klasik kabul edilen Marcus Gunn’dır.
    Sistemik kan basıncının yükselmesi, otoregülasyon yoluyla retina atardamar dallarının lokal ve genel olarak daralmasına neden olur. Damarlarda çeper, yansıma ve çaprazlaşma değişiklikleri meydana gelir. Yüksek basıncın süresindeki uzama nedeniyle ‘iç kan-retina bariyerinin yıkılması’ sonucu plazma ve kırmızı kan hücreleri damar dışına sızar. Retinanın oftalmoskola muayenesinde retina kanamaları, atılmış pamuk tarzında eksudalar (retinanın iç tabakalarındaki sinir lifi aksonlarının dejeneratif değişikliklerinin yol açtığı bir grup hücresel cisimcik), retina içi lipid ( yağlı madde), ciddi hipertansiyonda yağlı maddelerin makula yıldızı şeklinde yerleşmesi ve retina damar uç-dalcıklarının tıkanması görülebilir.
    Retina kanamaları çoğunlukla yüzeyel sinir lifi katına uyan mum alevi şeklinde olurlar. Daha derin katlardaki sık yerleşimli yuvarlak ve mürekkep lekesi şeklinde kanamalar ve bunlara eşlik eden sarı-beyaz renkli retina içi yağlı maddelerin varlığı hipertansiyonun ciddiyetini gösterir. Atılmış pamuk tarzı eksudalar, gri-beyaz renkte tüysü görünümdedirler ve daha çok arka kutupta yerleşirler, birkaç haftada kaybolurlar, çevrelerine saçılmış küçük damar baloncukları görülebilir.

    Herhangi bir nedenle olan akut hipertansiyon, görme siniri başında ödemle kendini gösteren hızlanmış veya malin bir evreye girebilir. Retinadaki iç kan-retina bariyerinin yıkılması mikrokistik tipte bir retina ödemine yol açabilir. Akut hipertansiyondaki yüksek kan basıncı esas olarak retina pigment epitelini ve koroidi yani retinanın altındaki damar katını etkiler. Koroid damarlarının etkilenmesi ile dış kan-retina bariyeri de yıkılır ve koridin uç dalcıklarında tıkanma meydana gelebilir. Retinadaki damar değişiklikleri, iskemik değişiklikler ve retina pigment epiteli değişiklikleri fundus floresein anjiogreafisi (FFA) yapılarak izlenebilir.
    Hızlanmış veya akut bir hipertansiyonda optik sinir başının şişmesi ve optik sinir damar dalcıklarının genişlemesi tartışmalı bir konu olmakla birlikte, bunun nedeni muhtemelen atar damar dallarındaki tıkanıklığa bağlı iskemi ve genişlemiş uç dalcıklardan serum sızmasıdır. Bazı olgularda muhtemelen iskemik ve mekanik faktölere bağlı artmış kafa içi basıncının eşlik ettiği hipertansif ensefalopatinin rolü de olabilir.
    Kronik hipertansiyonda koroid atardamarları üzerinde gelişen koyu pigmentli çizgi (Siegrist çizgileri) nadir bir bulgu olup, sklerotik koroid damarları üzerinde uzanan retina pigment epitelinin hiperplazisi ve bu bölgedeki koroid uç dalcıklarının incelmesine bağlıdır.


    HİPERTANSİYON VE ARTERİOSKLEROZDA DAMAR DEĞİŞİKLİKLERİ NELERDİR?
    Kural olarak arteriosklerotik değişiklikler damar duvarının kalınlaşmasından dolayı olmakla birlikte, hipertansiyonun esas olarak damar spazmına bağlı olduğu düşünülmektedir. Hipertansiyonun arteriosklerotik değişikliklerin gelişmesinde çok önemli bir etkiye sahip olması nedeniyle onları tamamen ayrı düşünmek olası değildir.
    Arterisklerozun şiddeti diastolik basıncın yüksekliği ile daha fazla ilgilidir. Retina damarlarında karakteristik değişiklikler genellikle bütün vücut atardamar dallarında uniform olarak dağılır ve oftalmoskopik görünüm hemen hemen genel dolaşımın durumunu yansıtır.

    Atardamar daralması:
    Yaygın atardamar daralması hipertansif retinopatinin tipik bir belirtisidir. Akut hipertansiyonda akut bir damar spazmı yanıtı olarak görülmekle birlikte daha sık olarak kronik hipertansiyonda görülmektedir. Damar çapındaki bu azalma, hipertansiyonda retina atardamar çap / toplardamar çapı oranının azalmasına neden olur. Normalde bu oran 2/3 tür. Değerlendirme, normal orana veya aynı yaştaki normal tansiyonlu kişinin ortalama damar çapına kıyaslayarak yapılır. Bölgesel atardamar daralmaları, damar duvarının bir alandaki spazmına bağlıdır ve geri dönüşümlü olabilir. Derecelendirilmesi, spazmın şiddetini yansıtır. Görme siniri başına yakın çap değişiklikleri fizyolojik olabilir.



    Damarsal ışık yansıması:
    Damar duvarındaki kalınlık artışı ışığın yansımasında ilerleyici bir değişikliğe neden olur. Normalde damar duvarı görülemez, sadece lümendeki kırmızı kan hücreleri kolonu bizim damar olarak kabul ettiğimiz kırmızı bir çizgi şeklinde görülebilir. Damar duvarının dış bükey yüzeyinden giren ışığın yansıması kan kolonunun ortasında gözüken ikinci bir ışık çizgisine neden olur ki bu normal ışık yansımasıdır. Duvar kalınlaşınca ışık yansımasının parlaklığı kaybolarak daha kaba, donuk ve dağınık bir hal alır ki bu görünüm arterilosklerozun en erken belirtisidir.

    Damarsal lümen değişiklikleri:
    Atardamar dallarındaki duvar kalınlığının artması ve lümeninin daralmasına ek olarak ışığın difüzyonu damara kırmızımsı kahverengi bir ‘bakır tel’ görünümü verir. Hipertansiyonun iyi kontrolü ile bu bulgu görece olarak azalır. Arteriolosklerotik süreç devam ederse lümendeki daralmayla birlikte duvardaki kalınlaşma sürer ve kan kolonunun ince bir çizgi olarak görülemediği ‘gümüş tel’ görünümü ortaya çıkar. Bu dönemde damarlar kanı taşıyabilir gibi görünmemekle birlikte floresein anjiografik muayeneyle perfüzyonun çoğunlukla devam ettiği anlaşılır. Bu durum, kontrollü hipertansiyonda sık olmayan bir bulgudur.

    Atardamar / toplardamar çaprazlaşma değişiklikleri:
    Retina atar ve toplardamarları, genellikle toplardamarın öne doğru uzandığı çaprazlaşma yerinde ortak bir dış kılıfa girerler. Damar duvarındaki değişiklikler, bu bölgede toplardamarda bası ve lümenin daralmasına yol açan bir ‘çentiklenme’ meydana getirir, damarın yön değiştirmesine de neden olabilir. Bu durum kan kolonunun hafifçe incelmesinden ciddi incelmesine ve görünen kan kolonunun kesilmesine kadar giden derecelerde olabilir. Çaprazlaşma değişiklikleri kronik hipertansif hastalığın karakteridir.

    Retina Anevrizmaları:
    Mikroanevrizmalar yani uç dalcıklardaki genişlemeler damar hastalıklarının geniş bir bölümünde görülen, hipertansiyona özgü olmayan bir bulgudur, damar duvarının zayıf alanlarında lokalize baloncuklar şeklinde olurlar.
    Makroanevrizmalar yani damarsal dal baloncukları ise hipertansiyonda görülebilen damar değişiklileridir. Retinal makroanevrizmalı 120 hastalık bir çalışmada, olguların %75 inin kadın ve %67 sinin hipertansiyonlu olduğu gösterilmiştir.

    İKİNCİL HİPERTANSİYON (HİPERTANSİF HASTALIK) RETİNAYI NASIL ETKİLER?
    İkincil yani sistemik hastalıklara bağlı olarak gelişen hipertansiyon genellikle retinada akut damarsal spazm ile karakterizedir. İkincil hipertansiyonda arterioloskleroz, hipertansiyonun kronikleşmesi ve eşlik eden arteriolar hastalık dışında seyrek görülür. Retina değişikliklerinin daha çok atardamarlardaki büzüşmeden kaynaklandığı ve benzer değişikliklerin hem böbreklerde hem de gözlerde olabileceği gösterilmiştir. Retinada yaygın ve bölgesel damar daralması, kanamalar ve eksudalar, muhtemel nöroretinal ödem ve kronik retinal arteriolosklerozun yokluğu dikkati çeker.
    Hipertansif hastalık akut glomerulonefrit ve gebelik toksemisinde, kollajen hastalıklar, böbreküstü bezi tümörleri, böbrek parenkim hastalıkları, aort koarktasyonu, damarsal anomali ve tıkanmalar, salgı sistemi hastalıkları ve menapozda görülebilir.
    Hipertansif hastalığın şiddeti ile oftalmoskopik bulguların ilişkisi, birçok sınıflandırmaya neden olmuştur. 1947 de Amerikan Oftalmoloji Birliği tarafından bir rapor halinde bastırılarak damarsal değişikliklerin dereceledirilmesinde kullanımı sağlanmıştır. Evrelendirme tanı ve takipte, özellikle tedavinin etkinliğini izlemede önemli olmuştur.

    HİPERTANSİYON NASIL TEDAVİ EDİLİR?
    Hipertansiyonun ve hipertansif hastalığın ilaçla tedavisi, ilaçlardaki yeniliklerle önemli gelişmeler göstermiştir. Komplikasyon ve ölüm oranı giderek azalmaktadır. Hipertansiyonun tedavisi genel hijyenik önlemler ve ilaç tedavisini içerir. Genel önlemler eğitim, kilo kontrolü, sodyum tuzu kısıtlaması, egzersiz ve hayat tarzının kontrolüdür. İlaç tedavisi ise diüretikler (idrar söktürücüler), sedatifler (sakinleştiriciler), adrenerjik inhibitörler (Beta blokerler, Alfa reseptör blokerleri), ACE inhibitörleri, kalsiyum antagonistleri ve vazodilatatörler ( damar genişleticiler) olarak sayılabilir.

    HİPERTANSİF RETİNOPATİNİN HASTA AÇISINDAN ÖNEMİ NEDİR?
    Hipertansif retinopatinin tespiti ve evrelendirilmesi, genel hastalığın tanı ve takibinde, tedavi etkinliğini izlemede ciddi bir öneme sahiptir. Hipertansiyondaki retina değişiklikleri basit, pratik ve komplikasyonlu veya komplikasyonsuz hipertansiyondaki prognozu ( hastalığın nihai tablosunu) belirleyen önemli bir rehberdir.





    Retina Dekolmanı

    RETİNA DEKOLMANI (RD) NEDİR?
    Retina gözün iç ve arka bölümünü kaplayarak, gözün optik ortamlarında başlayan görme işlevini kendisinde gerçekleştiren ve görüntü uyaranlarını görme siniri aracılığıyla beyne ileten tabakadır ( ağ tabaka ).

    ‘Retina dekolmanı’,retinanın en dış katı olan retina pigment epiteli (RPE) ile fotoreseptör (ışığa hassas) katları arasında sıvı birikerek, nörosensoryel retinanın yani sinir-duyu katmanının RPE den ayrılmasıdır. Dekole (ayrılmış) retina bölgesinde görme fonksiyonunun kaybı, tam görme kaybına kadar ilerleyebilir.

    Retina dekolmanı (RD) sırasında fotoreseptörler arası alanın genişlemesi ve fotoreseptörlerarası madde kompozisyonunda meydana gelen değişiklikler de olaya eşlik eder. Bu süreçte RPE nin metabolik etkisi, koroidin yani alttaki damar tabakasının osmotik basıncı, vitreus adı verilen göz içi jölenin bütünlüğü gibi retinayı yerinde tutan normal güçlere karşı güçler harekete geçer.

    Çeşitli göz içi inflamasyon ve infeksiyonlar, vitreus jölesinin sıvılaşması ve arka vitreus dekolmanı (AVD), retina yırtıkları, kanamalar ve tümörler gibi birçok nedenle retina altında biriken ve retinanın ayrılmasına yol açan hücre dışı materyel, ‘subretinal sıvı’ olarak adlandırılır.

    RD BELİRTİLERİ NELERDİR?
    Retina dekolmanı gelişen hastalar başlangışta ışık çakmaları, oval-yuvarlak şekiller ve örümcek ağı şeklinde görüntüler görme, siyah veya kırmızı renkte yağan noktalar ve nihayet dekole yani ayrılmış retina bölgesine uyan görme alanı kaybı tarif ederler. Dekolmanın tipine, yerine ve süresine göre belirtilerin şiddeti farklılaşabilir.

    RD NIN FARKLI TİPLERİ NELERDİR?
    Retina dekolmanının üç tipi vardır : I. Regmatojen (yırtıklı) RD, II. Traksiyonel (çekintili) RD III. Eksudatif (seröz) RD.


    I. Yırtıklı retina dekolmanı :
    En sık karşılaşılan retina dekolmanıdır. Bu tip dekolmanların oluşmunda rol oynayan durumlar; vitereus jelinin likefaksiyonu (sıvılaşması) ve sinerezisi (pıhtılaşması), arka vitreus dekolmanı (AVD), retina yırtığı oluşumuna yol açabilen gelişimsel veya edinsel retinal ve vitreoretinal dejeneresanslar ve sıvılaşmış vitreusun retina altına geçmesini sağlayan retina yırtıklarıdır.

    Vitreus, hacmı yaklaşık 4 ml ve ağırlığı da yaklaşık 4 g. olan bir jöledir ve göz hacmının 4/5 ini kaplar. Vitreusun %98 i sudur, lifsel çatkısı Tip II kollajenden oluşur. Bu yapıyı destekleyen diğer komponentler ise yüksek molekül ağırlıklı ‘hyaluronan’ ve kortikal (kabuğa ait) alanda yerleşmiş seyrek hücreler olan ‘hyalositler’ dir. Vitreusun bu sıkıştırılamayan, çok viskoelastik yapısı ona iyi bir biçimlendirici ve şok emici işlev kazandırmıştır. Vitreus, kendisine komşu olan tüm yapılara yaslanmaktadır ancak vitreus tabanında çok sıkı bir yapışıklık gösterir, optik sinir çevresinde, sarı nokta diye bilinen foveal ve parafoveal alanda,büyük retina damarları boyunca ve lens arka yüzünde de zayıf yapışıklıklar gösterir.

    Yaşlanmayla, vitreus jeli bozuşarak sıvılaşır (likefaksiyon), kolajen lifler ağında büzüşme ve çökelme ile jel hacmı küçülür ve mini gölcükler oluşur. AVD oluşabilmesi için, yoğunlaşmış arka vitreus kabuğunun yırtılması ile sıvı vitreus jelinin vitreusun ara alana geçmesi, arka vitreus yüzeyini iç retina zarından ayırması gerekir. AVD görülme oranı yaşla birlikte artar, 70 yaşın üzerinde %70 dolayında gerçekleşir ve hastalarda ışık çakmaları ve uçuşan cisimlerin görülmesi şeklinde belirti verir. Yoğunlaşmış vitreus, gözün yuvarlak hareketleri ile retinayla yapışıklık yerlerinde çekintiye neden olur ve bu çekme gücü de retina yırtıklarına yol açabilir.

    Işık çakması ve uçuşan cisimler gören hastalarda oluşan retina dekolmanlarında yaklaşık % 15 oranında retina yırtığı vardır ve böyle şikayete neden olan gözlerde retina yırtıklarının retina dekolmanına yol açma oranı % 33-55 tir.

    Yırtıklı retina dekolmanlarının % 60 ında hastalar dekolman oluşmadan önce vitreus çekintisine bağlı ışık çakmaları, optik sinir önünde ayrılan vitreus korteksine bağlı oval-yuvarlak opaziteler ve kollajen liflerin görüntüsüne bağlı örümcek ağı gibi şekiller, yırtılan retina bölgesinden dökülen RPE hücrelerine veya yırtılan damarlardan kaynaklanan kan hücrelerine bağlı çok sayıda siyah veya kırmızı noktalar görürler. Ayrılmış retina alanına uyan görme alanı kaybı gelişir.

    Olguların % 40 ı hastada hiçbir belirti olmaksızın, dekolmana bağlı görme alanı kaybı ile ortaya çıkar.

    Retina muayenesinde dekole retina yüzeyinin dışbükey ve kırışık olduğu görülür, olguların % 97 sinde retinadaki yırtık bulunur. Retina altı sıvısı yerçekimiyle pek yer değiştirmez. Retina altı sıvısının kısmen direne olması nedeniyle göz içi basıncında en az 5 mm Hg. lık düşme meydana gelir.

    Yırtıklı RD uzun süre kaldığı zaman fikse kıvrımlar, yatışık ve dekole retina sınırında demakasyon çizgisi, retina içi fibrozis (lifli bağ doku oluşumu) ve makrokistler şeklinde ikincil retina değişiklikleri görülür. Retina ince, transparan ve daha düz bir görünüm kazanır.


    Yırtıklı RD oluşumunda rol oynayan retina defekt ve dejeneresansları hangileridir?

    Yırtıklı RD oluşumunda rol oynayan birçok periferik (çevresel) retina defekt ve dejeneresansı vardır. Bunların başlıcaları önem sırasına göre aşağıdadır.

    Çevresel retina defektleri :
    1. Atnalı şeklinde ya da flepli retina yırtıkları: Vitreoretinal yapışıklıkların varlığında çekinti sonucu oluşan U veya V şeklindeki tam kat retina yırtıklarıdır . Diğer retina defektlerine göre daha yüksek oranda retina dekolmanına yol açarlar.

    2. Serbest kapaklı (operkulumlu) retina delikleri de tam kat retina yırtıklarıdır, genellikle yuvarlağa yakın şekilde ve tek başına bulunurlar.

    3. Yuvarlak atrofik delikler, üzerindeki vitreus sağlamsa tehlikesizdirler. Nadiren karşısındaki vitreus sıvılaşarak dekolmana neden olabilir.

    4. Dezenseriyon (retina diyalizi) retina çevresindeki pigmentsiz epitelin duyusal retinadan çepeçevre ayrılmasıdır. Gençlerde, özellikle alt dış kadranda ve sıklıkla travma öyküsüyle birlikte dekolmana yol açabilir.


    Çevresel retina dejeneresansları :
    1) Lattice dejeneresans (kafes tarzı dejeneresans): RD na en çok neden olan dejeneresanstır, bu olguların yaklaşık % 30 unda bulunur. Toplumda görülme sıklığı % 8 dir ve bu kişiler yaşamları süresince % 1-2 oranında RD geliştirme riskine sahiptirler. AVD varsa yırtık riski % 24 e çıkar.

    2) Kistik retina püskülleri: RD larının yaklaşık % 10 undan sorumludur. Sıklıkla tek taraflıdır ve belirti vermez.

    3) Bastırmaksızın beyaz dejeneresans (white without pressure - WWP): Arka sınırlarına dev retina yırtıkları yerleşebilirler.

    4) Retinoskizis: Aslında yırtıklı RD nın bir alt grubudur, sıklığı % 2.5 olup 40 yaş üzerinde % 7 civarındadır. % 99 u belirti vermez. Retinoskizis üzerinde iç ve dış retina delikleri varlığında tehlikeli olabilir.

    YIRTIKLI RETİNA DEKOLMANI KİMLER İÇİN RİSKLİDİR?
    Katarakt ameliyatı geçirmiş olmak (vitreus sıvılaşmasına ve AVD ye neden olarak) , YAG laser kasülotomi uygulanması (çekinti ve enflamasyona neden olarak), miyopi, diğer gözde retina dekolmanı olması (RD larının % 10-20 si iki taraflıdır), aile öyküsü, hastanın yaşı, travma öyküsü, serum kortizol düzeyinin düştüğü bahar ve yaz ayları, miyotik (göz bebeği daraltan damla) kullanımı gibi risk faktörleri bilinmektedir.

    Koruyucu tedaviye karar vermede çevresel retina defekt veya dejeneresanslarının tipi kadar, risk faktörlerinin varlığı ve lezyonun hastada belirti verip vermemesinin de önemi büyüktür.

    II. Çekintili Retina dekolmanı :
    Retina yüzeyindeki veya vitreus içindeki membranlar tarafından nörosensoryel retinanın çekilmesi sonucunda oluşurlar.

    Retina yüzeyi, diğer retina dekolmanlerından farklı olarak, gözün ön segmentine göre konkav bir yapılaşma gösterir. Retina yırtığı yoktur, ancak çekintinin artması ile yırtıklı dekolmana dönüşebilir. Dekole retina alanı hareketsizdir ve nadiren uzak çevreye kadar uzanır.

    Çekintili RD nın en sık nedeni Proliferatif Diyabetik Retinopati , Proliferatif vitreoretinopati (PVR) , delici göz yaralanmaları ve prematüre retinopatisidir. Yırtıklı retina dekolmanlarında ilk operasyondan sonra %7-10 oranında PVR gelişerek çekintili RD oluşabilir, bunların tekrar operasyonu gerekir.

    III. Seröz retina dekolmanı:
    Enflamatuar veya tümöral bir retina veya damarsal hastalık sonucunda RPE nin hasarına ve kan-retina bariyerlerinin bozulmasına bağlı olarak retina altı alana sıvı birikmesiyle nörosensoryel retinanın RPE den ayrılmasıdır.

    Retina yüzeyi düzdür, yırtıklı RD gibi kırışıklık göstermez. Retina yırtığı yoktur. Karakteristik özelliği retina altı sıvısının yerçekimine göre yer değiştirmesidir. Sıklıkla iki taraflıdır.

    Daha çok Harada Hastalığı, arka sklerit, kollagen-damarsal hastalıklar, sempatik oftalmi, malin hipertansiyon, gebelik ve toksemi, malin melanom, koroid hemenjiomu ve metastatik tümörlerde görülür. Hastalarda vitritis varsa uçuşan cisimler görebilirler.

    RD NASIL TEDAVİ EDİLİR?
    Regmatojen (yırtıklı) retina dekolmanlarında cerrahi yöntemler uygulanır. Bunlar dıştan kalıcı veya geçici bir materyelle skleraya bası, lazer, krio veya diyatermi kullanılarak yırtığın kapatılması, göz içi tamponad (pnömatik retinopeksi) ve vitrektomi ameliyatlarıdır.

    Traksiyonel (çekintili) retina dekolmanlarında tedavi yine cerrahidir. Vitrektomi ve membranektomi, göz içi tamponadlar (hava, silikon yağı ve genleşebilen gazlar gibi), sklera basısı ve endolaser uygulamasını kapsar.

    Eksudatif (seröz) retina dekolmanlarının tedavisinde nedene yönelik uygulamalar, kortikosteroid ve radyasyon tedavisi, laser ve krioterapi yapılır.

    Yırtıklı retina dekolmanlarında ameliyattan sonra anatomik başarı oranı % 90 dolayındadır. Ancak, bu hastaların sadece % 35-60 ında 0.4 ve daha iyi bir görme keskinliği elde edilebilmektedir. Görsel sonucu olumsuz etkileyen en önemli faktör, arka kutup denilen merkezdeki sarı nokta bölgesinin dekole olmasıdır. Arka kutup dekolmanının süresi, yüksekliği, retina dekolmanının genişliği, hastanın yaşı, daha önce bir göz yaralanması veya katarakt ameliyatı geçirmiş olması da cerrahi başarıyı önemli ölçüde etkiler. RD cerrahisinin komplikasyonları ve nüks olup olmaması da sonucu etkileyen diğer faktörlerdir.

    Çekintili dekolmanında cerrahi başarı oranları daha düşük ve onu etkileyen faktörler daha karmaşıktır.

    Seröz retina dekolmanında görsel sonuç nedene, erken ve doğru tanıya ve uygulanan tedaviye göre değişir.

    Koruyucu Tedavi Nedir?

    Yırtıklı RD koruyucu tedavisi 1934 te başlamıştır, retina yırtıklarının veya yırtık oluşumuna yol açabilecek defekt ve dejeneresansların diyatermi, xenon arkı, kriopeksi ve günümüzde daha ziyade lazer fotokoagülasyon spotları ile çevrelenmesi veya ekvatora ya da ekvator önüne çepeçevre baraj yapılmasıdır. Doğru karar ve uygulama ile RD insidensinin anlamlı olarak azaldığı birçok araştırmacı tarafından gösterilmiştir.

    Birçok çevresel retina lezyonu (meridyonel kıvrımlar, kapalı ora girintileri, kistik püsküller, periferik kistik dejeneresanslar, kaldırım taşı dejeneresansları, bastırmakla beyaz dejeneresanslar, vitreoretinal çekintisi olmayan pigment kümeleri)
    sadece ayırıcı tanısı yapılması gereken fakat koruyucu tedavi gerektirmeyen lezyonlardır. RD na neden olmazlar.

    Ancak, önceki bölümde sıraladığımız dekolmana hazırlayıcı lezyonlar; başta atnalı yırtıklar ve retina diyalizleri olmak üzere, kapaklı retina delikleri, yuvarlak atrofik delikler, kafes tarzı dejeneresanslar, kistik retina püskülleri, bastırmaksızın beyaz dejeneresanslar, çekintili periferik pigment kümeleri ve delikli retinoskizisler, akut AVD belirtileri ve risk faktörleri açısından değerlendirilerek gerektiğinde koruyucu tedaviye alınmalıdırlar.




    Behçet hastalığı nedir ? Behçet hastalığının adı nereden geliyor ?

    Behçet hastalığı ağızda ve cinsel bölgede tekrar eden "aft" şeklinde yaralar ve gözde üveit yapan bir hastalık olarak ilk kez Prof. Dr. Hulusi Behçet tarafından 1937 yılında tanımlanmıştır. Ancak Behçet hastalığı vücutta hemen bütün sistemleri tutabilen, eklem, büyük ve küçük damarlar, solunum, santral sinir sistemi ve sindirim sistemi organlarının tutulumuna neden olabilen müzmin iltihaplı bir hastalıktır. Hastalığın bulgu ve belirtileri tutulum gösteren organlarda alevlenmeler şeklinde görülür ve bazı belirtiler uzun süre görülür tarzda devam etsede kişiden kişiye değişen, lezyonların görülmediği ve kişinin şikayet etmediği dönemler de yaşanmaktadır.


    Resim 1. Ön üveitte yoğun lökosit cevabı nedeni ile hücrelerin ön kamara alt kısmına yer çekimine bağlı olarak çökmesi sonucu görülen "hipopyon".

    Behçet hastalığında göz tutulumu nasıl olur, belirtileri nelerdir ?

    Behçet hastalığının göz tutulumu ön üveit, arka üveit veya ön ve arka üveitin bir arada görüldüğü "panüveit" şeklinde olabilir. Göz tutulumu olan hastalarda yukarıda anlatılan üveit belirtileri görülür. Bu belirtiler arasında "hipopyon" dediğimiz Behçet hastalarında daha sık görülen bir belirti yer alır ve hastalığın ağır hasar bırakacak tarzda seyredebileceği olasılığını gösterir (bakınız resim 1).

    Behçet hastalığında göz tutulumu sıklığı nedir ve ne zaman ortaya çıkar ?
    Behçet hastalığında göz tutulumu hastaların yaklaşık %45-55'inde görülür. Bu oranlar hastaneye başvuran hastalardan elde edilen veriler olması nedeni ile toplumdaki gerçek oranı yansıtmamaktadır. Behçet hastalığı tanısı bazen göz hastalığının başlaması ile birlikte konulur. Bunun sebebi diğer sistem bulgularının hastayı hekime gitmeye zorluyor olmayışıdır. Diğer sistem bulguları nedeni ile tanı konulan hastalarda bir süre sonra göz tutulumu ortaya çıkabiliyorsa da bu oran oldukça düşüktür. Göz tutulumu tek gözde başlayıp aynı gözde devam edebilir. Ancak çoğunlukla hastalık her iki gözdedir.

    Behçet hastalığında kimler göz tutulumu ve şiddeti açısından yüksek risk altındadır ?
    Behçet hastalığında göz tutulumu ve hastalığın gözdeki görünümü olan üveitin ağır geçmesi ve bu bağlamda ciddi görme kayıplarına yol açması hastalığın erken yaşta başlaması ve erkek cinsiyeti ile ilişkilidir. Göz tutulumu erkeklerde kadınlara oranla daha sıktır. Göz tutulumu olması aynı zamanda hastalığın ağır seyredeceğinin bir bulgusu olmaktadır. Göz hastalığının ciddi ve hasar bırakacak tarzda seyredeceğinin en önemli işareti aktivasyon dediğimiz alevlenme bulgularının sık ve yoğun şekilde seyreder tarzda olmasıdır.

    Behçet hastalığında göz tutulumu nasıl seyreder ve ne gibi faktörler üveit ataklarını uyarır ?
    Göz tutulumunun klinik görünümünün bir özelliği olan atakların sıklığı ve şiddeti hastadan hastaya fark göstermektedir. Söz konusu atakların ortaya çıkıp kaybolması gözün normal doku ve yapılarının kalıcı hasar geliştirmesine neden olur; bu da üveitin en önemli prognostik değerlendirmesi olan kalıcı görme kayıplarına yol açar. Üveit ataklarının ortaya çıkışının herhangi bir ön işareti yoktur. Hastalığın çok iyi takip edilmesi takipler esnasında gözlenen klinik değişimlere göre tedaviler düzenlenmesi, tedavilerin protokol dahilinde yapılması ve protokollerdeki parametrelerin sağlanamaması halinde ikili tedaviye geçilmesi önem taşımaktadır. Stres, aşırı yorgunluk, düzensiz ilaç kullanımı ve ateşli hastalıklar üveit ataklarını uyarabilir. Özellikle ilaçların önerildiği şekilde ve düzenli olarak kullanılmaması hastalığın alevlenmesine yol açabilir. Olayın bu boyutu göz önüne alınarak tedavinin düzgün olarak yapılması konusunda uyarılara devam edilmelidir.

    Behçet hastalığında göz tutulumu olan her hastada tedavi gerekir mi ?
    Göz merceği "lensin" gerisinde vitreus boşluğunu dolduran vitreusun iltihabı "vitritis" olarak bilinmektedir. Göz bulgusu olarak sadece vitritis saptanan hastalara tedavi verilmeyebilir. Ön üveiti olan hastalara iltihabın baskılanması için kortikosteroid içeren topikal göz damlaları ve merhemi verilir. İris ile göz merceği arasında oluşabilecek yapışıklıkların ayrılması amacı ile göz bebeğini (pupilla) genişletici damlalar belirlenen sıklıklarla verilir. Yapışıklık gelişme riski yüksek olan hastalara pupillayı kuvvetli olarak genişleten ilaçlar daha sık aralıklar ile verilir. Arka veya panüveiti olan hastalara ise sistemik kortikosteroid ve bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlar hastalığın şiddetine göre belli dozlarda ve tek veya kombine olarak uygulanabilir. Sistemik kortikosteroidler ve bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlar göz tutulumu dışında hastalığın büyük damar ve nörolojik tutulum gibi ciddi formlarında da kullanılır.

    Behçet hastalığında görme kaybı riski nedir ?
    Ataklar esnasında göz dokularında meydana gelen geçici hasarlar nedeni ile görme azalması oluşur. Tekrarlayıcı ve şiddetli ataklar sonrası gözün özellikle arka tabakalarında meydana gelen hasar nedeni ile kalıcı görme kayıpları oluşur. Göz tutulumu görme merkezini hasarlayıcı şekilde olmayan ve/veya kadın olan hastalarda görme uzun süreli iyi düzeyde korunabilmektedir. Türkiye ve Japonya gibi ülkelerde görme kaybı riskinin daha fazla oluşu Behçet hastası sayısının fazla olmasından kaynaklanır. Kuzey Amerika gibi ülkelerde ise hastalık daha seyrek görülür.

    Behçet hastalığında göz tutulumu olan hastalar nasıl takip edilir ?
    Göz tutulumu olan hastalar göz kliniklerinin uvea hastalıkları birimlerince belli aralıklarla düzenli olarak takip edilir. Hastaların yeni belirtilerin ortaya çıkışı açısından dikkatli olmaları istenir ve kontrol muayenesi dışında atak gelişimi şüphesi olması halinde bile acil olarak takip edildikleri göz kliniğine başvurmaları önerilir. Hastaların kontrol muayenelerine düzenli olarak gelmeleri hastalığın seyrinin takibi, ilaç tedavisinin şeklinin, dozunun ve yan etkilerinin belirlenmesi, ve hastalığın komplikasyonlarının saptanması açısından önem taşır.




    Vitrektomi nedir?

    Vitrektomi ya da diğer ismi ile pars plana vitrektomi 1 mm den daha ince çaplı kesici ve emici bir aletin gözün içine sokularak, göz arkasındaki jelin çıkartıldığı bir ameliyat şeklidir. Bu teknik ile birçok göz hastalığı tedavi edilir. Gözün arka boşluğundaki kanamaların temizlenmesi, retina (ağ tabaka) dekolmanlarının (ayrılmalarının) tedavisi, ağtabaka üzerinde gelişen zarların temizlenmesi, göziçine kaçan yabancı cisimlerin çıkartılması gibi çok sayıda uygulaması vardır.



    Şeker hastalığında vitrektomi ameliyatı ile ne amaçlanır?

    Şeker hastalığında kan şekeri düzeyi kontrol edilmez ise genellikle hastalık başladıktan 5 yıl kadar sonra ağ-tabakası (retina) kanamaları, ağtabakası içine yağ ve sıvı sızması ve bu tabakanın kalınlaşması, ilerleyen dönemlerde kanamanın göziçine yayılması ve ağtabaka ayrılmaları ve yırtılmaları gelişebilir. Bu sorunların giderilmesinde vitrektomi teknikleri kullanılır. Bu ameliyat ile kanamalar temizlemir, retina ayrılmaları tamir edilir, ağ-tabakadaki yağ ve sıvı birikiminin azaltılması için ağtabaka üzerindeki zarlar çıkartılır. Unutulmaması gereken nokta şeker hastalarının bu döneme gelmemesi için kan şekerlerini düzenli olarak normal sınırlarda tutmalarının gerektiğidir.




    Retinal Protezler (Yapay Görme Sağlayan Araçlar) ne aşamada?

    Retinal Protezler

    Yapay görme nedir?
    Görsel bilginin işlenerek değerlendirilmesi sonrasında bireye bir başka duyu şeklinde sunulmasıdır. Halen güncel olarak üzerinde durulan protezli görme ise, canlı sinir hücrelerinin elektriksel uyarımı ile gözün görme tabakası olan retinaya veya görme yollarına işlenmiş bilginin aktarılmasıdır. Bir tedavi usulü olmaktan ziyade, görsel protezler görmesi olmayan veya görmesi çok düşük olan hastaların rehabilitasyonu açısından değerlendirilmektedir.

    Kaç çeşit görsel protez vardır?
    Temel olarak görsel protezler üçe ayrılabilir: Beyin dokusuna yerleştirilen kortikal protez, görme siniri olan optik sinirin çevresine yerleştirilen optik sinir protezi ve retina dokusuna yerleştirilen retinal protez.

    Hangi grup hastalar görsel protez uygulamaları için uygundur? Belli bir grup hastaya belli tip protez düşünülebilir mi?
    Retina dokusunun dış katmanlarının hasarlandığı ama iç katmanlarının göreceli olarak korunduğu, görme sinirinin ve beynin yeterli işlev gördüğü hastaların rehabilitasyonunda retinal protezler düşünülebilir (örneğin: retinitis pigmentosalı ve yaşa bağlı makula dejeneresansı komplikasyonu olan coğrafik atrofili hastalar). Retina dokusunun büyük oranda kaybedilmesine rağmen görme sinirinin canlılığını koruduğu hastalıklarda optik sinir protezi uygun olabilir. Retina dokusu ve optik sinir yollarının hasarlandığı ileri durumlarda ise kortikal protez gündeme gelir.

    Retinitis pigmentosa nedir?
    Retinitis pigmentosa (RP) terimi, retinada görmeyi sağlayan sinir hücreleri olan fotoreseptör hücrelerinin kalıtsal bir dejenerasyonunu (bozunumunu) ifade etmektedir.

    Şekil 1: Retinitis pigmentosalı bir olgunun gözdibi fotoğrafı

    Retinitis pigmentosanın bulguları nelerdir?
    RP’de ilk belirtiler, genellikle genç yaşta ortaya çıkan gece görme bozukluğu ve görme alanında çevresel kayıplardır. Hastalık ilerleyicidir. Hasta erişkin yaşa geldiğinde daralmış çevre görme alanı ve azalmış maküler fonksiyona sahiptir. İlerlemiş hastalıkta, retina damarlarının bozulmaları, iç retinal sinir hücrelerinin etkilenmesi ve görme siniri başının solukluğu izlenir.

    Yaşa bağlı makula dejeneresansı nedir?
    Genellikle 55 yaş ve üzerinde görülen, gözün keskin görme noktasını etkileyerek, merkezi görmeyi bozan birçok faktöre bağlı bir hastalıktır. Çeşitli tipleri vardır ve tipine göre belirtiler, sabit seyredebilir, görme kısmen olumsuz etkilenir veya belirtiler ilerleyerek retinanın özellikle dış katlarının zarar görmesi nedeniyle görme oldukça azalır.

    Şekil 2: Yaşa bağlı makula dejenerasyonu (coğrafik atrofi) bulunan bir olgunun gözdibi fotoğrafı

    Hastalığın tipi, görme derecesi önemli midir? Bir göz sağlamsa, sorunlu olan diğer göze uygulanması düşünülür mü?
    Hastalığın tipi önemlidir, halen ilerlemekte olan hastalıklarda bu yöntem bir tedavi usülü olmadığı için uygulanması düşünülemez. Bir gözün sağlam olması durumunda da, günümüzdeki teknoloji ile üretilen görsel protezlerin diğer göze uygulanması öngörülmemektedir. Retinal protez uygulanması planlanan hastaların görmeleri, ışık hissi yokluğu ile el hareketleri seviyesi arasında değişmektedir. Bu hastalara ayrıca elektrofizyolojik ve psikofiziksel testler uygulanıp, iç retinal katların ve görme sinirinin işlevselliği değerlendirilmektedir.

    Retinal protez tiplerinin çalışma mekanizması ve şeması nasıldır?
    Retinal protezler göz içinde yerleştirilme yerlerine göre:
    • Epiretinal (retinanın üzeri)
    • Subretinal (retina ile pigment epitel tabakası arası)
    • Suprakoroidal transretinal (pigment epitel tabakası ile damar ağı tabakası arası)
    olarak sınıflandırılmaktadırlar.


    Şekil 3: Retinal protezin yerleşim yerine göre isimlendirilmesi. Gözün yandan kesiti ve retina dokusunun ayrıntılı çizimi görülmektedir. Subretinal protez, retina dokusu ile pigment epitel tabakası arasına, epiretinal protez retinanın üzerine yerleştirilir. Suprakoroidal protez ise pigment epitel ve damar ağı tabakası arasına yerleştirilmektedir.
    Elekronik retinal protez teknolojisinde, küçük bir kamera ile görüntü alınır, görüntü elektriksel bir şekle dönüştürülür ve görme sisteminin sinirlerine iletilir. Protezin bir kısmı gözün çevresindedir, elektrotları taşıyan kısmı ise göziçine yerleştirilir. Elektrot bölgesinden retinaya uygulanan kontrollü elektriksel uyarılar, aktif elektroda karşılık gelen bölgede ışık noktası (fosfen) algılanmasını sağlar. Elektrotların elektriksel uyarımı ile, hastanın birçok ışık noktasını görmesi, bunları bir araya getirerek görüntüyü algılaması mümkün olur.

    Şekil 4: Retinal protezin çalışma mekanizmasının genel şeması. Gözlük üzerine monte edilen mini kameradan alınan görüntü mikroişlemleyiciler ile elektriksel uyarılara dönüştürülerek, kablo aracılığı ile gözün içine yerleştirilmiş olan retinal protezin üzerindeki elektrotlara iletilir. Geliştirilmekte olan yeni protezlerde bütün aksamın göziçine yerleştirilmesi, enerji ve uyarıların telemetri adı verilen kablosuz bir yöntemle temin edilmesi planlanmıştır.

    Halen rutinde kullanılıyor mu? Kaç hastaya uygulandı?
    Retinal protez sınırlı merkezlerde ve özel izne tabi olarak hastalara uygulanmaktadır. Henüz rutin uygulanmamaktadır. Bilgimiz dahilinde, kısa süreli elektriksel uyarım denemeleri dışında, uzun süre gözde kalmak üzere, epiretinal protez 6 hastaya, subretinal protez 1 hastaya, suprakoroidal transretinal protez 2 hastaya uygulanmıştır. Elektroteröpatik olarak isimlendirilen bir diğer mikrofotodiyot dizini olan ASR (artificial silicon retina) yaklaşık 30 hastaya uygulanmıştır, takipleri devam etmektedir.

    Retinal protezde başarı ne demektir?
    Hiç ışık görmeyen veya sadece ışığı fark eden gözlere uygulanmış olan retinal protezlerin amacı, öncelikle hastaların ışık ile karanlığı ayırt etmesi, yüksek kontrastlı cisimleri fark edebilmesi ve kendi başlarına hareket edebilmelerinin sağlanmasıdır. Elektronik çiplerde bulunan 16 elektrot ile elektriksel uyarının bunu sağladığı gösterilmiştir. Şimdi üzerinde çalışılan ve yakın zamanda insanlara tatbik edilmesi düşünülen 60 elektrot içeren protezlerin daha ayrıntılı görüntü algılatması beklenmektedir.

    Teknolojik açıdan ve uygulama tekniği olarak beklentiler neler olabilir?
    Normal insanlarda yapılmış olan simülasyon testleri 256 elektrotun yakın okumayı sağlayabileceğini göstermiştir. Görülmektedir ki elektrot sayısı arttıkça rezolüsyon artacaktır. 2020’li yıllarda 1000 elektrot içerecek protezlerle ilgili geliştirme projeleri devam etmektedir. Bu konuda karşılaşılabilecek önemli bir sorun, elektrot sayısı arttıkça göz içine yerleştirilmesi gereken protez büyüklüğünün artmasıdır.

    Retinal protez konusunda dünyadaki merkezler nerelerdedir?
    Epiretinal protez konusunda:
    • Doheny Retina Enstitüsü’nde, Mark Humayun
    • Second Sight, LLC.’da, Robert Greenberg
    • Harvard/Massachusettes Institute of Technology’de, Joseph Rizzo
    • Kresge Eye’da, Raymond Iezzi
    • Alman Konsorsiyumu’nda (EPİ-Ret projesi), Rolf Eckmiller ve Martin Stieglitz
    çalışmaktadır.
    Subretinal protez konusunda:
    • Optobionics’de, Alan Chow
    • Alman Konsorsiyumu’nda, Eberhart Zrenner
    çalışmaktadır.
    Ayrıca, Japonya’da, Belçika’da, Avustralya’da ve Güney Kore’de de retinal protez araştırmaları sürdürülmektedir.






    Prematüre Retinopatisi (ROP)

    Erken doğan bebekler gözün retina yani “ağ tabakası” tam olarak gelişmeden dünyaya gelirler. Bebeğin doğumunu takip eden aylarda ağ tabaka gelişimini tamamlamaya devam eder. Bazı bebeklerde ağ tabakada normal olmayan damarlar, bunların kanaması ve göziçine büyümesi ile ağ tabaka ayrılmaları ve sonunda körlük gelişir.


    Bunu engellemek çoğu zaman olanaklıdır. Doğum tartısı 1500 gramın altında olanlar ile gebelik yaşı (anne karnında geçen süre) 32 hafta ve altında olan bebekler doğumdan sonraki 4-6 hafta içinde göz hekimleri tarafından muayene edilirler. Retina gelişimi tamamlanmış olanlar takipten çıkartılır, retina gelişimi tamamlanmamış olanlarda anormal kan damarları oluşumu başlayınca laser ya da soğuk (krio) tedavisi ile tedavi edilirler. Bebek ne kadar erken doğar ve doğum kilosu da ne kadar düşük olursa risk o kadar fazladır.


    Tedaviden amaç ağ tabakanın damarları oluşmamış kısımlarının ortadan kaldırılması ve böylece görme merkezindeki bölümün kurtarılarak körlüğün önüne geçilmesidir. Zamanında tanı konulan bebeklerde tedavinin başarı oranı yüksektir. Bebeklerin tamamı olmasa bile çoğu kurtulurlar. Şaşılık ve miyopi gibi göz problemlerinin prematüre bebeklerde zamanında doğan ve doğum tartısı normal bebeklere göre daha sık görüldüğü unutulmamalıdır.


    Katarakt nedir?

    Halk dilinde perde veya aksu da denilen katarakt göz merceğinde oluşan bulanık yada kesif bölgelerdir.Göz merceği irisin ve gözbebeğinin arkasındadır.Görevi, gözün arka bölümünün iç yüzünü kaplayan ve ışığa duyarlı olan retina üzerinde görüntü oluşumunu sağlamaktır.Mercek bulanıklaşmaya başlarsa ışınların geçişi engelleneceğinden görüş bozulabilir.





    Katarakt oluştuğunda merceğin kimyasal bileşiminde de değişiklik meydana gelir.Ancak bu kimyasal değişimin nedenleri henüz tam olarak bilinememektedir. Yaşlılıkta oluşan katarakt en çok bilinenidir.Fakat bu tip katarakta elli hatta daha genç yaşlarda da rastlanılmaktadır.Ayrıca şeker,diğer sistem hastalıkları, uyuşturucular ve göz yaralanmaları ile birlikte de katarakt oluşabilmektedir. Bebekler kalıtımsal olarak kataraktlı doğabildikleri gibi yaşamlarının ilk yıllarında da katarakt oluşabilmektedir.

    Kataraktlar genellikle yavaş oluşurlar.Ağrı,sulanma,kızarma yoktur.Bazı kataraktlar, görüşü ciddi şekilde azaltacak bir düzeye ulaşmazken,bazıları da görüşü bütünüyle önler.Bir kataraktın görüşü etkilemesi:

    1) Büyüklüğüne

    2)Yoğunluğuna,
    3) Mercekte oluştuğu yere bağlıdır.

    Hastanın farkedebileceği şikayetler şunlar olabilir:

    Sisli, puslu, bulanık görme, bazen çift görme de olur; ancak katarakt ilerledikçe bu durum da genellikle kaybolur.

    Gözlük camlarını sık sık değiştirme ihtiyacı doğar. Ancak Katarakt belli bir noktayı aşınca, cam değiştirme de görüşü iyileştiremez olur.

    Gözler üzerinde bir film varmış gibi hissetme, bir tülün veya bir çağlayanın ardından bakıyormuş gibi görme… Kataraktlı kimse, daha iyi görmek için sık sık gözlerini kırpıştırır.

    Genelde kara olan göz bebeği renginin değişmesi…Göz incelenirken göz bebeği gri, sarı veya beyaz görülebilir, ancak bu değişiklikler her zaman farkedilmeyebilir.

    Işık problemleri , örneğin gece araba kullanılması giderek güçleşir, çünkü merceğin puslu kısmı, karşıdan gelen far ışınlarını dağıtır ve bunların çift görünmesine veya gözün kamaşmasına neden olur. Keza kataraktı olan kimse, okurken ya da yakın işler yaparken yeterli ışık bulamamaktan yakınır.

    “ikinci görüş”: Bazı kişilerde katarakt belli bir düzeye varınca,geçici bir okuma rahatlığına kavuşurlar.Katarakt geliştikçe görüş tekrar bozulmaya başlar. Bu septomların hiçbirisi,o kimsede katarakt olduğunu kanıtlamaz, ya da
    kataraktın alınması gerektiği anlamına gelmez. Ancak bu belirtilerden her hangi birisi olan kişi, bir göz hekimine mutlaka başvurmalıdır.

    Ne zaman katarakt ameliyatı olmalıyız?

    Görme bozukluğu kişinin günlük yaşamını aksatacak kadar ilerlediğinde kataraktı ameliyatla alınmalıdır.Eğer katarakt tamamen olgunlaşıp buzlu cam gibi opak hale gelmişse daha acil bir şekilde tedavi edilmelidir. Olgunlaşmış bir kataraktın şişmesi ve hatta göz içinde dağılması bile mümkündür. Bu gibi değişimler,kalıcı görüş kaybı tehlikesi taşırlar.
    Doğumsal kataraktlarda ise, görmenin engellendiği her durumda derhal ameliyat yapılmalıdır


    Sarkık Göz Kapakları ve Göz Altı Torbaları

    Genellikle kalıtsal ve/veya yaşlanma nedeniyledir. Sigara içme veya allerji, gözkapaklarında daha genç yaşta sarkmaya neden olabilir. Gözkapağı çevresindeki torbalar, gevşek deri, kas, yağ ve bazı durumlarda da sıvı içerir.
    Blefaroplasti, bu anormal yapıların düzeltilmesi için yapılan cerrahi işlemdir. İşlevsel veya kozmetik amaçlı olabilir.




    Kapak Düşüklüğü

    Kapak düşüklüğü (ptozis) üst gözkapağı seviyesinin normalden aşağıda olmasıdır. Bu düşüklük göz bebeğini kapatarak görmeyi engelleyebilir. Şiddetli olgularda görmeyi sağlamak için baş pozisyonu veya göz kapağının elle kaldırılmasından yardım alınır.
    Kapak düşüklüğü kapağı kaldıran kasın yeterince gelişmemesi nedeniyle doğuştan olabilir veya yaşlanmaya bağlı olabilir. Doğuştan olanlarda zayıf kası kısaltmak veya daha şiddetli olgularda bir askı kullanmak gerekir. Katarakt ve dekolman gibi göz ameliyatlarından sonra da kapak düşüklüğü gelişebilir.




    İki taraflı kapak düşüklüğü- ameliyat öncesi

    Ameliyat sonrası









    Kaş Düşüklüğü

    Yüzün diğer bölümleri gibi kaşlar da yaşla birlikte gerginliğini kaybeder ve sarkar. Kaşların düşmesi üst göz kapağının açılmasını engelleyecek kadar şiddetli olabilir. Alın ve/veya kaş gerdirme; kaşın eski durumuna getirilmesini sağlayan cerrahi işlemlerdir. Bu işlem blefaroplasti ile beraber veya yalnız yapılabilir ve işlevsel veya kozmetik nedenli olabilir.







    Göz kapaklarının içe dönmesi (Entropion)

    Göz kapaklarının ve kirpiklerin içe dönmesi, gözün yüzeyel tabakalarında harabiyete, batma, yaşarma, ağrı gibi belirtilere, ileri durumlarda korneada (gözün saydam tabakası) yara oluşmasına ve görme kaybına neden olabilir.Bu durum da cerrahi olarak düzeltilmelidir.


    Ameliyat öncesi


    Ameliyat sonrası
















    Göz kapaklarının dışa dönmesi (Ektropion)

    Alt göz kapağı dışa döner ve göze teması kesilirse, göz yaşı dağılımı yeterli olmaz. Bu durum kuru göze ve infeksiyona yol açabilir. Yaşarma, batma, yanma gibi belirtiler oluşabilir. Cerrahi girişimle tekrar normal kapak pozisyonu sağlanır.










    Gözkapaklarının İstemsiz Sıkılması (Blefarospazm)

    Bu sorun kadınlarda daha sık görülür, genellikle 40 yaşından sonra ortaya çıkar. Nedeni, gözkapaklarını kapatan kasların hastanın iradesi dışında aşırı biçimde kasılmasıdır. Bu yüzden hasta istemese bile gözkapakları kapanır. Hastalar günlük hayatlarını sürdürmekte zorluk çeker, başkasının yardımına ihtiyaç duyarlar. Tedavi için öncelikle botulinum toksini adı verilen ilaçlar kullanılır. Bu ilaç gözkapağına ve çevresine belirli noktalara enjekte edilir ve gözkapağı kaslarının aşırı kasılmasını önler. İlacın etki süresi, genellikle 3-4 aydır. Bu süreden sonra tedavinin tekrar edilmesi gerekebilir.








    Göz kapaklarının çok açık olması (Kapak retraksiyonu)

    Göz kapaklarının çok açık olması (KAPAK RETRAKSİYONU)
    Normalden geniş kapak aralığı vardır ve göz kuruluğuna yol açabilir. Neden çoğunlukla tiroid (guatr) hastalığıdır. Kapak düşüklüğü ameliyatından sonra aşırı düzeltme sonucunda da ortaya çıkabilir. Ameliyatla düzeltilebilir.





    Göz çevresi ve alın kırışıklıkları

    Göz çevresi ve alındaki kırışıklıklar yaşla birlikte ciltte meydana gelen değişikliklere bağlıdır. Cilt altındaki kasların aşırı kasılması da cilt kırışıklıklarını arttıran bir etkendir. Cilt kırışıklarını düzeltmek için botulinum toksin enjeksiyonları, dolgu maddeleri ve çeşitli cerrahi yöntemler kullanılabilir. Botulinum toksin enjeksiyonları kasların aşırı kasılmasını önlerken dolgu maddeleri ciltteki doku kayıpları yerine koyar. Her iki tedavi de ayaktan uygulanır ve tedaviden sonra hasta normal günlük hayatına devam edebilir.




    Gözkapağı Kanserleri

    Gözkapağı cildinde kanser görülme sıklığı az değildir ve giderek artmaktadır. Göz kapaklarında yeni oluşan veya büyüyen kitleler, tümör olasılığı nedeniyle dikkatlice muayene edilmelidir. Oküloplastik ve rekonstrüktif cerrah bu tümörlerin çıkartımı ve gözkapağının onarımı için çeşitli teknikler kullanır. Tüm tümörlerde olduğu gibi erken tanı ve tedavi önemlidir.

    Bebeklerde ve Çocuklarda Göz Sulanması (Doğumsal Dakriostenoz)


    Gözyaşı bezi yeterli üretim yapıyor ama kanal tıkalı ise gözyaşı yüze doğru akar. Yeni doğanlarda gözyaşının aktığı kanallar kapalı olabilir. Çoğunlukla birkaç ayda kendiliğinden açılır. Açılmazsa masaj, sondalama, silikon tüp ile entübasyon veya cerrahi olarak en uygun yöntem seçilerek düzeltilmesi gerekir. Erken dönemde (ilk 12 ay) basit yöntemler ile tedavi sağlanabilir. İhmal edilmiş ve/veya yeterli tedavi yapılmamış hastalarda zamanla infeksiyon eklenir ve gözün diğer bölgelerini etkileyebilir.Bu durumda ve 1 yaşına kadar devam eden sulanmalarda ilk olarak sedasyon altında kanala sondalama uygulanmalıdır. Sulanma devam ederse; sondalama tekrarı yapılabilir veya aynı zamanda kanala silikon tüp uygulanabilir.Bu uygulama ile % 95 başarı elde edilir.


    Sol gözde sulanma


    Silikon entübasyonu




    Gözün Kaybı

    Yaralanma, tümörler veya başka göz hastalıkları, göziçi dokuların boşaltılması veya gözün tamamen alınmasını gerektirebilir. Bu, psikolojik açıdan alışılması zor bir durumdur. Diğer gözle eş renk ve büyüklükte uyumlu hareket edebilen yapay bir göz (protez) bu durumu kolaylaştırabilir. Günümüzde yıllar önce gözü alınan hastalara dahi hareketli göz protezleri uygulanabilmektedir.

    Genel bir kural olarak, sağlık sigortası kurumları işleve yönelik oküloplastik cerrahi ameliyatlarının giderlerini karşılar. Buna karşılık, estetik amaçlı girişimlerin giderlerini karşılamaz.


    Glokom Nedir ?

    Halk arasında "Göz Tansiyonu" adıyla da bilinen glokom, milyonlarca insanı etkileyen yaygın bir göz hastalığıdır. Tedavi edilmez ise görme kaybına neden olabilir. Glokomda, göz içindeki sıvı basıncı, görme yeteneği için gerekli olan göz sinirine zarar verecek düzeyde yüksektir.
    Sıklıkla 40 yaşın üzerinde oluşan glokom genellikle yıllar içinde çok sinsi ilerler. Bu; en sık görülen glokom tipi olup "Primer Açık Açılı Glokom" olarak adlandırılır. Bu süre içinde glokomlu kişilerin bir bölümünde de hastalığa ait herhangi bir belirti görülmez. Glokom, birçok hasta tarafından ancak ileri dönemde ve belirgin görme kaybı ortaya çıktığında fark edilebilir. Glokomda görme kaybı oluştuktan sonra geri dönüş olmadığından erken tanı önemlidir. Normal göz muayenesi sırasında tespit edilen anormal göz içi basıncı artışı hastalığın ilk belirtisi olabilir. Göz doktorunca düzenli aralıklarla yapılan muayeneler glokomun erken tanı ve tedavisi için en iyi yoldur.

    Diğer bir glokom türü ise yine ileri yaşlarda ani olarak krizle ortaya çıkan dar açılı glokomdur. Şiddetli göz ağrısı, görme azalması, gözde kızarıklık ve bulantı, kusma ile karakterize bir tablodur. Acil tedavi gerektirir. Bebeklikte ve çocukluk çağında izlenen türlerinde gözde sulanma, ışığa karşı hassasiyet ve gözde büyüme izlenir.


    Glokoma ne sebep olur?
    Normalde bazı göz dokularının beslenmesi için göz içerisinde sürekli olarak bir sıvı yapılır ve bu göz içi sıvısı aynı zamanda süreki olarak da bazı yollarla (trabeküler şebeke) gözü terk eder. Glokom, göz içi sıvısını dışarı boşaltan kanallarda yapısal olarak tıkanıklık oluşması nedeniyle sıvının yeterli boşalmaması ve buna bağlı olarak göz içi basıncının artması sonucu oluşur. Yükselen göz içi basıncı görme sinirine zarar vererek sinirin ölümüne neden olur. Bazı hastalarda ise göz içi basıncı normal olduğu halde görme sinirindeki kan akımının bozuk olması nedeniyle görme siniri aynı şekilde tahrip olur (Normal Basınçlı Glokom). Görme siniri hücreleri öldüğü zaman da kalıcı görme kaybı oluşur.
    Glokom nasıl teşhis edilir?
    Glokom dikkatli bir göz muayenesi ile teşhis edilir. Teşhise yönelik göz muayenesinde göz doktoru:
    -Tonometre adı verilen bir aletle göz içi basıncınızı ölçer. Göz dibi muayenesi yaparak göz sinirlerini inceler.
    -Gerekli görürse görme alanında kayıp olup olmadığını belirlemek için görme alanı testi yapar.
    -Görme siniri ve sinir lifi tabakasını inceleyen ileri yöntemler de uygulanabilir.
    Hatırlayın ki glokom herkeste olabilir. Glokoma bağlı görme kaybını engellemenin tek yolu erken tanıdır. Görme alanında glokoma bağlı belirgin hasar olmadıkça hasta bu kayıpların farkına varamaz. Bu nedenle düzenli aralıklarla göz muayenelerinin ve görme alanı gibi ileri tetkiklerin yapılması önemlidir.


    Kimler glokoma eğimlidir?
    Glokom dünyada milyonlarca kişide görülen ve her insanda ortaya çıkabilecek bir hastalıktır. Bununla birlikte bazı faktörler hastalığın ortaya çıkma riskini arttırabilir.

    Glokom riskini arttıran faktörler şunlardır:
    -İlerleyen yaş
    -Ailede glokom öyküsü (Gnetik yatkınlık)
    -Sigara
    -Şeker hastalığı
    -Yüksek-Düşük kan basıncı
    -Miyopi
    -Uzun süreli kortizon tedavisi
    -Göz yaralanmaları
    -Migren
    Bu özelliklere sahip kişilerin glokom yönünden göz muayenelerini yaptırmaları uygun olur.

    Glokom iyileşebilir mi?
    Glokom tanı konulduktan sonra tamamen iyileştirilip ortadan kaldırılamaz; fakat birçok olguda uygun tedavi ile başarılı olarak kontrol altında tutulabilir, görme kaybının ilerlemesi engellenebilir.

    Eğer glokomunuz varsa, hastalığın tedavisi ve izlenmesi hayatınızın geri kalan bölümünde sürekli olarak devam edecektir. Bu nedenle göz doktorunuzun izleme programına düzenli olarak uymanız ve önerien tedaviyi dikkatle uygulamanız çok önemlidir.

    Glokom nasıl tedavi edilir?
    Açık açılı glokom öncelikle göz içi basıncını düşüren çeşitli ilaçlarla tedavi edilir. Bu ilaçlar genellikle göz damlası şeklindedir. Gerekirse cerrahi ve laser girişimleri de uygulanabilir. Bu tedavilerin amacı hastanın kalan görmesinin korunması olup görmeyi arttırmazlar. Kriz ile ortaya çıkan dar açılı tipinde tedavi çok acildir. Doğuştan glokomda ise tedavi esas olarak cerrahidir. Bazı hastalarda birden fazla cerrahi girişim de gerekebilir.

    Göz damlaları ne sıklıkla kullanılmalıdır?
    Göz damlalarının her gün kullanılması zorunludur. Önerilen ilaç tedavisine bağlı olarak göz damlasını ya da damlalarını günde bir veya birkaç kez düzenli aralıklarla damlatabilirsiniz. Önemli olan her zaman doktorunuzun önerilerini izlemenizdir.

    Her zaman aynı damlaları mı kullanacağım?
    Glokomun ilerleyici bir hastalık olması sebebiyle göz doktorunuzun göz damlalarınızı değiştirmek veya tedavinize başka göz damlalarını eklemek zorunda kalabilir. Bu değişikliklerin yapılmasındaki ilk neden göz içi basıncını kontrol altında tutabilmek ve görme alanınızı korumaktır. Ayrıca kullandığınız damlaların ortaya çıkabilecek yan etkileri de bu değişikliklerin yapılmasını gerektirebilir.

    Glokom tedavisi sırasında göz damlalarının değiştirilmesine neden olabilecek bazı faktörler şunlardır:
    - Etkinlik-Göz damlaları göz içi basıncını yeterli derecede kontrol ediyor mu?
    - Medikal yan etkiler-Göz damlalarının kötü yönde etkileyebileceği başka bir hastalığınız var mı?
    - Gözde allerjik veya başka reaksiyonlara yol açıyor mu?
    - Yaşam tarzını etkileyen yan etkiler-Göz damlaları günlük yaşamınızı etkiliyor mu?

    Eğer günlük yaşamınızı sınırlayan yan etkilerle karşılaşırsanız onları doktorunuza bildiriniz.

    İzlemem gereken basit kurallar var mı?
    Evet
    İlacınızı doktoruuzun önerdiği şekilde kullanın! İlacınızı hergün aynı saatte alın! Bu şekilde göz damlanızı hem daha kolay hatırlayabilirsiniz hem de daha etkili olmasını sağlarsınız.

    Günlük normal yaşamınızı etkileyen herhangi bir yan etkiyi doktorunuz ile görüşün.
    Doktorunuzun programladığı kontrol randevularınıza uyun! Hastalığınız ancak doktorunuzun düzenli kontrolü altında olduğunuz zaman başarılı olarak tedavi edilebilir.

    Göz doktorunuzu diğer hastalıklarınız için aldığınız ilaçlar hakkında uyarın! Göz doktorunuzun dışında başka bir doktora muayene olduğunuzda ona sizin glokomunuz olduğunu da bildirin.

    Glokom kalıtsal olabileceği için ailenizdeki bütün bireyleri düzenli olarak göz muayenesi olmaları için uyarın!
    Periyodik görme alanı muayenelerinizi doktorunuzun önerisiyle yaptırın.

    HATIRLAYIN:
    Glokom tedavisinde sizin rolünüz çok önemlidir. Glokom kronik bir hastalık olduğundan tedavi ömür boyu sürer ve kararlılık ister. Fakat unutmayın, sizin için çok değerli olan görme yeteneğinizi koruyacak olan bu kararlılıktır.





    Vazifeyi ihmale sürükleyen merhamet,memlekete ihanettir !!!

  7. #7
    Ali
    Ali çevrimdışı
    Ali adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    13-09-2005
    Mesajlar
    3,381
    Karizma Gücü
    7
    Üveit nedir ? Üveit atağı nedir ?


    Gözün iris, siliyer cisim ve koroid'den oluşan tabakalarında (bazen damar tabaka da denilir) meydana gelen iltihaplanmaya "üveit" adı verilir. Müzmin seyirli olan bu hastalıkta zaman içinde tekrarlayan şekilde görülen alevlenmelere "üveit atağı" adı verilir. Uvea bölgesindeki iltihaplar yerleşim durumlarına göre 2 gruba ayrılır. Önde daha çok irisin ve siliyer cismin ön bölgesinin iştirak ettiği iltihaplar "ön üveit" olarak adlandırılır ve tedaviye kolay ve iyi cevap verir. Arka bölgede koroid ve bazen da retinanın iştirak ettiği iltihaplar ise "arka üveit" olarak adlandırılır. Arka üveit özellikle tedavisiz bırakıldığında ciddi kalıcı görme kayıplarına yol açabilir. "Pars planit" ise koroid ve retinanın periferik bölgesinde yani siliyer cisme yakın bölgelerinde meydana gelen özel iltihabi durumlara verilen addır. Görmenin riske edilmediği durumlarda tedavisiz sık kontroller ile izlenebilir. Ciddi hasar bırakmayan özelliğe sahiptir. Arka üveitlerde koşuluk yolu ile retinanın iştiraki yada kendisinin direkt olarak olaya katılması ile görülen durum "korioretinit" olarak bilinir. Gözün arka kısmında görme siniri ve makula dediğimiz merkezi bölgeleri ilgilendiren iltihaplar ciddi görme azalmasına yol açar, periferik bölgede ise görme keskinliği direkt olarak etkilenmez adacık tarzında görme kayıplarına neden olur.

    Üveitin nedenleri nelerdir ?

    Üveitte sorumlu etkenler çoğunlukla bilinmemektedir, bunları "idiyopatik" olarak adlandırıyoruz. Bir grup üveitler ise vücudun diğer bir bölgesindeki spesifik bir hastalığın eşliğinde görülebilir. Bunlar arasında sifiliz, tüberküloz, bruselloz, herpes, ve AIDS gibi enfeksiyöz hastalıklar vardır. Ayrıca kollajen doku ve otoimmün kaynaklı olarak tanımladığımız sistemik hastalıklar eşliğinde de üveit görmekteyiz. Bunlara örnek olarak Behçet hastalığı, sarkoidoz, ankilozan spondilit, ve romatoid artrit verilebilir. Yine bazı tümörlerin eşliğinde de üveit gelişebilir. Bu nedenle üveit gelişen hastaların göz doktorlarınca ayrıntılı tıbbi hikayeleri alınmalı ve ayrıntılı göz muayenesi yapılmalıdır. Sistemik hastalık şüphesi uyandıran hastalara ise altta yatan hastalığın ortaya çıkarılması için ilgili vücut muayenesi ve laboratuar testleri gerekebilir. Üveit atağının belirtileri nelerdir ?

    Üveit gözün ön bölgesinde lokalize olduğunda alevlenme dönemlerinde gözde kızarıklık, bulanık görme veya görmede azalma, göz çevresinde ağrı, ışığa karşı hassasiyet ve uçuşmalar şeklinde belirti verir. Alevlenme veya aktivasyon arkada ise belirtiler çoğunlukla bulanık görme ve görme azalması şeklindedir. Alevlenme merkezi bölgede ise ortaya çıkış ani görme azalması şeklindedir ve dokularda hasar oluşturduğundan kalıcı görme kayıpları ortaya çıkar. Merkezi bölgenin dışında meydana gelen alevlenme ve hasarlar görmede bulanıklık ile kendini gösterir ve bunlar her ne kadar sekel bırakarak sonlansa da makula etkilenmediği sürece kalıcı görme kaybı yoktur.
    Üveit tedavisinde kullanılan ilaçlar nelerdir ?

    İzole, idiyopatik veya sistemik hastalıkların varlığında olan üveitler detaylı olarak değerlendirildikten sonra tedavi programlarına alınır. Örneğin tüberküloz enfeksiyonu nedeni ile üveit gelişen bir hastanın üveit tedavisi ile birlikte tüberküloz enfeksiyonunun tedavisi yapılmalıdır.

    Üveit tedavisinde kullanılan başlıca ilaçlar:

    I. Kortikosteroidler: İzole ön üveiti olan hastalarda genellikle kortikosteroid içeren damlalar ve bazen merhemler kullanılır. Arka veya panüveiti olan hastalara ise sistemik kortikosteroidler verilir. Sistemik kortikosteroid kullanamayan, tek taraflı tutulumu olan, pars planitli veya hastalığın takibinde makula ödemi gelişen hastalara ise gözün çevresinden kortikosteroid enjeksiyonu uygulanabilecek tedavi modellerinden biridir. Kortikosteroid tedavisi aniden kesilmemelidir ve zaman içerisinde hastalığın ve alevlenmenin şiddeti göz önünde bulundurularak azaltılmalı ve fizyolojik dozda devam edilmelidir. Kortikosteroidler ciddi yan etkileri olan ilaçlardır.
    II. Bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlar (azatioprin, siklosporin A, siklofosfamid ve interferon gibi): Arka veya panüveiti olan olgularda tutulumun şiddeti ve atakların sıklığına göre bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlar tek veya kombine olarak kullanılır. Bu tip hastalarda bu ilaçların sürekli kullanımı programlanan şekilde devam ederken yeni ve özellikle görmeyi tehdit eden alevlenmelerde sistemik kortikosteroidler zaman zaman devreye sokulabilir.
    III. Diğer: Ön üveitte kortikosteroid içeren damlaların yanı sıra göz bebeğini genişletici damlalar yapışıklıkları önlemek ve göz çevresindeki ağrıyı azaltmak amacı ile kullanılırlar. Kolşisin ve talidomid zaman zaman kullanılır. Son dönemlerde kullanılan etenercept ve remicate konusunda çalışmalar devam etmektedir.


    Bu ilaçların özellikleri ve yan etkileri nelerdir?

    Her ilacın bir veya birden çok yan etkisi bulunur. Düzenli kontrole gelen hastalardan istenilen kan tahlilleri ilaçların yan etkilerini kontrol etme şansı verir. Kortikosteroidlerin vücutta yağ dağılımının değişimi, ciltte çatlama ve sindirim, iskelet ve kalp-damar sistemi üzerinde yan etkileri olduğu gibi, gözde de glokom ve katarakt yapma riski vardır. Siklosporin A böbrekler ve kalp-damar sistemi üzerinde, azatioprin ise kemik iliği ve karaciğer üzerinde yan etkilere sahiptir.
    Soru: İlaç kullanan hastaların dikkat etmesi gereken hususlar nelerdir ?
    Cevap: Hastalara bu ilaçların verilmesi halinde gerekli açıklamalar yapılmalıdır ve yan etkilerin takibi için tahliller istenmelidir. Ayrıca hastalardan beklenilen hekimin önerilerine dikkatle uymaları ve takiplerini düzenli olarak yaptırmalarıdır. Bu arada ilaçların düzensiz kullanımı veya aniden kesilmeleri sonucu üveit atakları gelişebileceğinden bu hususta da titiz davranılmalıdır.

    İlaç tedavisinin süresi nedir ?

    Tedavide kullanılan ilaçlar, iltihap belirtilerini baskılamasına karşın hastalığı tedavi etmemektedir. Bu nedenle tedavinin iyi planlanması ve hekimin oluşturduğu protokole göre makul bir süre kullanılması gereklidir. Özel bazı üveit tiplerinde tedavisiz dahi takip mümkündür.

    Ne gibi durumlarda göz ameliyatı önerilir ?

    Üveitli gözlerde zaman içinde hastalığa veya tedavide kullanılan ilaçlara bağlı komplikasyonlar gelişebilir. Katarakt bu komplikasyonlardan biridir ve tedavisi ameliyat ile yapılır. Bazı özel üveit tipleri dışında genellikle göz içine mercek yerleştirilebilir. Yeni damar oluşumları neticesinde meydana gelen ve gerilemeyen vitreus içi kanama, vitreus içinde yoğun iltihabi yanıt neticesinde gelişen yoğunlaşma ve kesiflikleri olan ve ayrıca ilaçla tedaviye yanıt alınamayan kistoid makula ödemli hastalara ise vitrektomi adı verilen ameliyatın uygulanması gerekebilir.



    Blefarit ne demektir ?

    Blefaron Latincede gözkapağı anlamına gelir. Blefarit gözkapağının iltihabi bir hastalığıdır. Her iki cinsiyette, her yaşta görülebilir ve oldukça yaygındır. Blefarit süreğen bir hastalıktır, tedaviye rağmen tekrarlayabilir.

    Blefarit hastalığı, anatomik ve klinik özellikleri açısından ön ve arka blefarit olarak ikiye ayrılır. Ön blefaritte gözkapağının özellikle dış kenarı, kirpik dipleri etkilenir. Ön blefarit, bakterilerin aşırı miktarda çoğalmasına veya derinin yağlı-kepekli olmasına bağlıdır. Arka blefarit ise kapağın göze değen arka kısmını etkiler ve buradaki gözyaşı yağ bezlerinin anormal olmasıyla ilişkilidir.

    Vücutta ve gözde başka hastalıklarla birlikte olabilir mi?
    Blefaritli hastalarda akne rosasea ve seboreik dermatit gibi cilt hastalıkları sık olarak görülür. Bu hastalıklardan ilki, yüz derisinde kızarıklık ve kabalaşma, diğeri ise ciltte aşırı yağlanma ve saç kepeklenmesi gibi belirtilerle kendini gösterir.

    Blefaritli hastalarda konjonktivit, kuru göz, kirpik batması gibi diğer göz hastalıkları da sıktır.

    Blefaritin nedeni nedir ?
    Blefaritin gelişmesinde gözkapağında normalde de bulunan bazı bakterilerin aşırı miktarda çoğalması önemli bir rol oynar. Bu bakterilerin artıkları, toksinleri iltihabi belirtilere neden olur. Cildin yağlı olması ve gözkapağındaki yağ bezlerinin anormal olması, bakterilerin çoğalmasını kolaylaştırır. Çeşitli virüsler, allerjik etkenler, ilaçlar, sigara dumanı, kimyasal maddeler de blefarite yolaçabilir.

    Blefaritin belirtileri nelerdir ?
    Blefarit her iki gözde batma, yanma hissi, kızarıklık, sulanma, kaşıntı, çapaklanma gibi yakınmalara neden olabilir. Gözkapaklarında kızarma, şişlik, kirpiklerde düzensizlik, yapışıklık ve dökülme meydana gelebilir. Blefarit tanısı göz muayenesi ile konur.

    Blefarit başka sorunlara yolaçabilir mi ?
    Blefarit, gözkapağı bezlerinde tekrarlayan, akut iltihaplara (arpacık) ve sert şişkinliklere (şalazyon) zemin oluşturabilir. Özellikle yaşlılarda kirpiklerde içe dönmesi, göze batması ve dökülme gibi sorunlar gelişebilir.

    Blefarit gözün görme işlevini etkilemez. Çok nadiren gözün kornea tabakasında iltihaba ve görme sorunlarına neden olabilir.

    Göziçi ameliyat geçirecek hastalarda, ameliyattan sonra enfeksiyon gelişmesi riskini arttırabilir.

    Blefaritin Tedavisi Nasıldır ?
    Gözkapağı kenarlarının düzenli temizlenmesi ve bakımı tedavinin temelidir. Hastalar gözkapağı bakımını uzun süre uygulamalıdır.

    Bu bakımda önce gözkapağı kenarına, yakmayacak biçimde, sıcak pansuman uygulanır. Böylece birikmiş ve sertleşmiş olan yağlı maddeler, kabuklar yumuşar. Daha sonra ıslak bir gazlı bez ya da kulak pamuğuyla gözkapağı kenarına sürtülür, kirpik dipleri ve çevresindeki birikintiler temizlenir. Son aşamada gözkapağı kenarına antibiyotikli-steroidli ilaçlar uygulanır. Gözkapağı temizliği için göz doktorunuz hazır karışımları veya bebek şampuanlarını kullanmanızı tavsiye edebilir. Bu tedaviye bazı hastalarda yapay gözyaşı damlalar da eklenir.

    Bazı hastalara 1-2 ay süreyle ağızdan antibiyotikli ilaç kullanması önerilir.





    Nöro-oftalmoloji (Göz Nörolojisi) bilimi hangi konular ile ilgilenir?

    Sinirler vücudun tüm oragnlarının çalışması için gerekli olan elektrik donanımıdır. Atardamarlar bir organın çalışması için gerekli suyu getiren temiz kanı taşıyan damarlar, toplardamarlar ise kullanılmış su atıklarını temizlenmek üzere kalbe götüren damarlardır.
    Elektrik de su da olmazsa bir organ çalışamaz.

    Göz için de durum aynıdır, sinirleri ve damarları tam çalışmayan bir gözde çeşitli sorunlar olabilir. Gözün iç yapısı beyinle akrabadır. Bu nedenle beyinde olan veya sinirleri etkileyen birçok hastalık gözü de etkileyebilir. Bu sayede göze bakarak teşhis edilebilir. Bir çeşit göz felci de denebilecek bu hastalıklar vücutta oluşabilecek bir felcin ön habercisi olabilir. Erken teşhis ve tedavi ile vücut felci engellenebilir. Benzer şekilde vücudun tümünü etkiyelen bazı kas ve hormon hastalıkları da gözde belirti verebilir ve bu sayede erkenden teşhis ve tedavi edilebilir.
    Bu belirtiler ve özellikle önemli olabilecek nedenleri başlıca şunlardır:
    • Gelip geçici görme kaybı: Saniyeler veya dakikalar süren tek veya çift gözde perde inmesi, kararma veya beneklenme şeklinde görme kaybı göze veye beynin görme merkezine giden damarlardan birinde geçici daralma veya tıkanma belirtisi olabilir. Acilen göz ve kalp doktorunun görmesi gereklidir. Gençlerde kalp kapakçıklarında, ileir yaşlarda boyundaki şah damarı ya da kalp damarlarındaki sorunlara bağlı olabilir. Tedavi edilmemesi damarda tam tıkanıklığa ve dolayısıyla görmede kalıcı kayba yol açabilir. Uzun süren ışıklanmalarla başlayan geçici görme kayıpları ise migrene bağlı olabilir.
    • Ani görme kaybı: Göze veye beynin görme merkezine giden damarlardan birinde daralma veya tıkanma belirtisi olabilir. Birkaç saat içinde göz doktorunun görmesi gerekir. Bazen de damarlarda değil göz sinirlerinde iletim bozukluğu yapan hastalıklara bağlı olabilir. Hasta hastalığının nedenini bilemiyeceği için, ister tek gözde ister iki gözde ani görme kaybı olduğunda acilen göz doktoruna muayene olmak gereklidir. Geçmesini beklemek geçmemesine yol açabilir.
    • Yavaş ilerleyen görme kaybı: Genellikle katarakt, glokom, sarı nokta hastalığı gibi göz içi nedenlere bağlı olan yavaş ilerleyen görme kaybı nadiren de olsa beyinde göz sinirine baskı yapan yaşamı tehdit edebilecek bir nedene bağlı olabilir. İhmal edilmeden göz hekimine başvurulmalı ve nedeni mutlaka bulunmalıdır.
    • Çift görme: Kasları çalıştıran sinirlerde veya kaslarda olan bir soruna bağlı olarak gözleri hareket ettiren kaslarda dengesiz bir çalışma olduğu takdirde gözler birbirine paralel bir durumda olamaz ve her iki göz farklı mesajları beyine gönderince çift görme olur. Olabildiğince çabuk göz doktoruna muayene olunarak, nedenin ne oldupunun anlaşılması gerekir. Sinirlerde olan sorunlar eğer beyin kaynaklı ise nörolojik hastalıklar araştırılmalı ve tedavi edilmelidir. Eğer damar kaynaklı ise yine beyindeki durum ve kalpteki nedenler incelenmeli ve tedavi edilmelidir. Tedavi, eğer vücuttaki diğer kasları etkileyebilen bir kas hastalığı sözkonusu ise nöroloji ile eğer hormon hastalıklarına bağlı olarak göz kaslarında bir sorun olmuşsa endokrin doktorları ile birlikte planlanmalıdır.
    • Göz kapağında açılma veya düşme: Göz kapaklarını çalıştıran sinirlerde veya kaslarda olan bir soruna bağlı olarak gözleri hareket ettiren kaslarda dengesiz bir çalışma olduğu takdirde göz kapaklarından birinde veya her ikisinde düşme veya açılma olabilir. Açılma daha çok guatr hastalığında görülürken, düşme kas hastalıklarına veya beyin damarlarında genişlemeye bağlı olarak ortaya çıkabilir. Beyin damarlarında genişleme haytaı tekdit eden bir durum olduğu için özellikle kapakların birinde düşme olduğunda ve hele o gözde gözbebeğinde büyüme olduğunda acilen hekime başvurulmalıdır.
    • Göz bebeklerinde eşitsizlik: Göz bebeklerinin büyüklüğü arasında fark olması aslında doğal bir durumdur. Ama bu fark büyük olduğunda veya aydınlık ya da karanlık ortamlarda fark açıldığında yine boyun veya beyin damarlarla ilgili önemli bir sorunu veya önemli bir akciğer hastalığını işaret ediyor olabilir. Zaman geçirmeden göz hekimine başvurulması hayat kurtarıcı olabilir.
    • Yüzde kasılmalar: İki gözde veya yüzün bir yarısında olabilen kasılmalar eski bir yüz felcine bağlı olabileceği gibi, beyinde kalınlaşmış bir damarın sinire zaman zaman baskı yapmasına bağlı olabilir. Bazen de önemli bir nedeni olmayan ama sosyal yaşamda sıkıntı doğuran bu rahatsızlıkların tedavisi mümkündür.
    • Kaza ve darbeler: Göz kapaklarının kas veya sinirleri, göz kaslarının kendileri veya sinirleri ile göz siniri yaralanabilir. Erken dönemde kişinin farkedebileceği belirti vermeyebilen kaza ve darbelerin ancak göz doktorunun muayenesi ile erken teşhis ve tedavisi sağlanabilir.

    Bütün bu bilgilerden anlaşılacağı üzere Nöro-oftalmoloji ya da göz nörolojisi alanı bir hastalığın teşhisinde bazen rehber, bazen trafik polisi, bazen gözün vücutla ilişkisinde dış ilişkiler uzmanı olarak görev yapar ve çoğu zaman hayat veya görme kurtarıcı rol oynar.







    Gelip geçici görme kaybı önemli bir hastalığın bulgusu olabilir mi?


    Saniyeler veya dakikalar süren tek veya çift gözde perde inmesi, kararma veya beneklenme şeklinde görme kaybı göze veye beynin görme merkezine giden damarlardan birinde geçici daralma veya tıkanma belirtisi olabilir. Acilen göz ve kalp doktorunun görmesi gereklidir. Gençlerde kalp kapakçıklarında, ileir yaşlarda boyundaki şah damarı ya da kalp damarlarındaki sorunlara bağlı olabilir. Tedavi edilmemesi damarda tam tıkanıklığa ve dolayısıyla görmede kalıcı kayba yol açabilir. Uzun süren ışıklanmalarla başlayan geçici görme kayıpları ise migrene bağlı olabilir.






    Ani görme kaybı nedendir?

    Göze veye beynin görme merkezine giden damarlardan birinde daralma veya tıkanma belirtisi olabilir. Birkaç saat içinde göz doktorunun görmesi gerekir. Bazen de damarlarda değil göz sinirlerinde iletim bozukluğu yapan hastalıklara bağlı olabilir. Hasta hastalığının nedenini bilemiyeceği için, ister tek gözde ister iki gözde ani görme kaybı olduğunda acilen göz doktoruna muayene olmak gereklidir. Geçmesini beklemek geçmemesine yol açabilir.




    Yavaş ilerleyen görme kaybı nedeni ne olabilir?

    Genellikle katarakt, glokom, sarı nokta hastalığı gibi göz içi nedenlere bağlı olan yavaş ilerleyen görme kaybı nadiren de olsa beyinde göz sinirine baskı yapan yaşamı tehdit edebilecek bir nedene bağlı olabilir. İhmal edilmeden göz hekimine başvurulmalı ve nedeni mutlaka bulunmalıdır.





    Çift görme nedenleri nelerdir?

    Kasları çalıştıran sinirlerde veya kaslarda olan bir soruna bağlı olarak gözleri hareket ettiren kaslarda dengesiz bir çalışma olduğu takdirde gözler birbirine paralel bir durumda olamaz ve her iki göz farklı mesajları beyine gönderince çift görme olur. Olabildiğince çabuk göz doktoruna muayene olunarak, nedenin ne oldupunun anlaşılması gerekir. Sinirlerde olan sorunlar eğer beyin kaynaklı ise nörolojik hastalıklar araştırılmalı ve tedavi edilmelidir. Eğer damar kaynaklı ise yine beyindeki durum ve kalpteki nedenler incelenmeli ve tedavi edilmelidir. Tedavi, eğer vücuttaki diğer kasları etkileyebilen bir kas hastalığı sözkonusu ise nöroloji ile eğer hormon hastalıklarına bağlı olarak göz kaslarında bir sorun olmuşsa endokrin doktorları ile birlikte planlanmalıdır.




    Göz bebeklerindeki büyüklük farkı önemli midir?


    Göz bebeklerinin büyüklüğü arasında fark olması aslında doğal bir durumdur. Ama bu fark büyük olduğunda veya aydınlık ya da karanlık ortamlarda fark açıldığında yine boyun veya beyin damarlarla ilgili önemli bir sorunu veya önemli bir akciğer hastalığını işaret ediyor olabilir. Zaman geçirmeden göz hekimine başvurulması hayat kurtarıcı olabilir.






    Göz Yaralanmalarında Yaklaşım


    Göz, oldukça hassas olan yapısı itibariyle, çocukluk döneminde daha fazla olmak üzere hayatın her döneminde, dış etkenlere ve yabancı cisimlere bağlı travmalardan etkilenebilir.
    Yaralanmalı gözde zamanında ve yeterli tedavi uygulanmadığında körlük gelişebilir. Yaralanmalı gözde gelişen görme kaybı ve çevre yapılarını ilgilendiren estetik sorunlar tazminat ve ceza hukuku kapsamında yaptırımlar gerektirir.


    Göz yaralanmaları gözün dış katmanları ile sınırlı göz dışı yaralanmalar şeklinde görülebileceği gibi göz içi yaralanmalar şeklinde gerçekleşebilir. Yaralanmalı gözde ilk yardım yaralanmanın bulunduğu ortam koşuları ve yaralanmanın ciddiyeti dikkate alınarak gerçekleştirilmelidir. Ağır vücut travmasını da içeren yaralanmalarda, öncelikle yaşamsal destek verilmeli ve sonrasında göz dışı yapılar ve göz bebeği (pupilla) kuvvetli bir aydınlatma altında dikkatle izlenmelidir. Yaralanma bir gözde ise diğer gözdekinden olan farlılıkları; iki gözde ise gözlerin görünümleri ve görmeleri arasındaki farklılıklar dikkate alınmalıdır. Göz yaralamalarında yaralanmaya neden olan cismin tanımlanması çok önemlidir. Özellikle sönmemiş kireç vb alkali yanıklar gözün dış görme tabakasında (kornea) kalıcı nedbe oluşturarak önemli görme kaybı ile sonuçlanabilirler. Bu nedenle, böyle bir temasın gerçekleştiği bilindiğinde hiç zaman geçirmeden olanaklar çerçevesinde göz dışından yabancı cisim parçacıkları uzaklaştırılmalı, ısrarla gözkapakları aralanarak yıkanmalı, bu maksatla göz dışı anestezik damla (Benoxinate®, Alcaine®) uygulaması ile ilk yarım saatte göz yıkanması işlemi sağlanarak mutlaka göz hekimi kontrolü yaptırılmalıdır. Sanayi hizmetlerinde daha sık karşılaşılan ve “göze çapak kaçması” olarak tanımlanan yüzeysel göz yaralanmalarında çoğunlukla yabancı cisim göz dışında izlenebilir. Bununla birlikte, bu yabancı cismin göz içine uzanabileceği, başka bir yabancı cismin göz içine geçmiş olabileceği, göz dışı ve göz içinde iltihap geliştirerek körlüğe yol açabileceği akılda tutulmalıdır. Bu durum, yabancı cisim kolaylıkla dışarı alınabildiği koşullarda bile göz hekimi muayenesini gerektirir; zira çok küçük yabancı cisimler göz içinde çok büyük hasar oluşturabilirler, üstelik bunların göz içine giriş yerleri bazen dışardan da görülemez. Kayak ve kaynak yaparken de izlenebildiği gibi morötesi ve kızılötesi ışınlar göz dışı tabakalarında ve bazen gözün sarı noktasında (maküla) sıklıkla geçici, bazen kalıcı hasarlar ve görme kayıpları oluşturabilirler. Bu durum özellikle güneş tutulmalarında kızılötesi ışınların oluşturdukları görme kayıplarında izlenebilmektedir. Bu maksatla uygun filtreler içeren gözlüklerin kullanımı şarttır. Yaralanmalı gözde yanma, batma hissi, kızarıklık, çapaklanma görünümü görme azalması ile birlikte ise acilen; görme azalması olmasa bile en yakın zamanda (tercihan ilk 72 saat) göz hekimi kontrolünü gerektirir. Gözde kesi oluşturan veya göze giren yabancı cismin kirli olduğu bilindiğinde en kısa zamanda tetanos profilaksisi dahil oral yada damar yoluyla verilecek antibiyotik ve kortizon uygulamalarına gereksinim vardır. Göz içinde metalik yapıda yabancı cisimden şüphelenildiğinde asla magnetik rezonans inceleme (MRI) yaptırılmamalıdır. Kesi hattının derinliği ve kahverengi görünümdeki göz içi dokuların dışardan izlenebildiği açık yaralanmalı göze asla göz pomadı dahil herhangi bir merhem sürülmemelidir. Bu durumda göz, kuru, mümkünse steril ve koruyucu bir kapama ile kapatılarak en kısa yoldan hasta göz hekimine ulaştırılmalıdır. Göz dokularını ilgilendiren her türlü kesinin tamirinin göz hastalıkları hekimi tarafından yapılmasına özen gösterilmelidir. Künt cisimlerle (yumruk dahil) olan yaralanmalar dahil her türlü göz içi yaralanmada geç dönemde körlük oluşturabilecek komplikasyonlar (örneğin glokom, retina dekolmanı) gelişebileceği göz önüne alınarak en az 6 ay süreyle göz hekimi kontrolüne devam edilmelidir. Ayrıca, göz içi yaralanmalarının çok düşük olasılıkta olsa bile eken yada geç dönemde (yıllar) yaralanmalı göz yanı sıra sağlam gözünde iltihaplanmasına, yani “sempatik oftalmi” ile herki gözün kaybına varabilen durumlar geliştirebileceği unutulmamalıdır.


    Tek gözde ani kırmızı kan oturması tehlikeli mi?

    Konjonktiva gözün beyaz kısmını örten yumuşak dokudur. Konjonktiva altı kanamalar küçük çarpmalar sonucu gelişebilir ağrısızdır ve görme kaybı yapmaz. Bazan geniş olduğunda ürkütücü bir görünüm alabilir. Gözün diğer dokularında hasar yok ise kalıcı bir hasar bırakmadan düzelir.






    Göze yabancı cisim kaçtığında ne yapmalıyız?

    Kornea gözün ön duvarını oluşturan saydam tabakadır. Tırnak, ağaç dalı, kağıt kenarı, oyuncak gibi cisimlerle kornea sıyrıkları gelişebilir. Matkap, taşlama, çekiçleme gibi atölye işleri yaparken sıçrayan yabancı cisimlerle (demir çapağı) kornea yaralanmaları görülebilir. Bu tür yaralanmalarda şiddetli batma hissi ön plandadır. Genellikle sıçrayan küçük metal parçaları kornea yüzeyine saplanmış ancak derine gitmemişlerdir. Islak bir ortam olduğundan pasları etraf dokulara yayılabilir. Acil tedavi gerektirir, yabancı cismin çıkarılması, antibiyotikli göz damlaları kullanımı ve gözün bantla kapatılması gerekebilir. Daha sonra gelişebilecek enfeksiyonlar yönünden de belli aralıklarla kontrol gerekir. Göze herhangi bir yabancı cisim kaçtığında mutlaka hekime başvurulmalı ve kendi imkanları ile çıkarmaya çalışılmamalıdır. Aksi takdirde ciddi görme kayıpları ile sonuçlanabilen enfeksiyonlar, kornea bulanıklıkları gelişebilir.






    Kaynak yaparken göz yaralanmaları

    Ultraviyole ışın (UV) hasarı koruyucu gözlük kullanmayan kaynakçılarda, güneşli havada kayak yapanlarda, deniz kenarında, solariumda görülebilir. Yabancı cisim hissi, sulanma ve göz kapaklarında kasılma (spasm) ile karakterize kornea yüzey hasarı gelişebilir (UV keratiti). Çok ağrılı bir durumdur, uygun gözlüklerin kullanılması ile kolaylıkla önüne geçilebilir.






    Gözde kimyasal yanık olduğunda (kimyevi maddelerin göze kaçması) ne yapalım?


    Kimyasallarla oluşabilen yanıklar göze ait en ciddi yaralanmalar arasındadır. Gözde oluşan hasar az ve geçici olabilir (örn. Sabun köpüğü, saç spreyleri) veya şiddetli ve körlüğe kadar gidebilen etkiler oluşturabilir (alkali ve asit yanıkları). Alkali yanıklar asit yanıklardan daha tehlikelidir. Evde yer ve lavabo temizliğinde kullanılan birçok kimyasal madde alkalidir bu yüzden çok dikkatli kullanılmalı ve çocukların erişebileceği yerlerde bırakılmamalıdır. Sıklıkla kullanım sırasında göze sıçraması veya gözlerin ovuşturulması ile el cildinden göze bulaşma şeklinde olur. Sönmemiş kireç de bina yapı, onarım ve dekorasyon ortamlarında sıkça karşılaşılan ağır alkali yanıklara neden olmaktadır. Asit yanıkları arasında araba aküsü patlaması önde gelen nedenler arasındadır. Kimyasal yanık durumunda hasarı azaltmak için yapılması gereken ilk iş hemen gözün bol su ile yıkanmasıdır. Her ne kadar izotonik tuzlu su en iyi seçenek olsa da çeşme suyu da yeterli olabilir. Yıkama işlemi sırasında kapakların açılması gereklidir, kapakların üzerinden yapılan bir yıkama işlemi yeterli olmaz, hasta genellikle gözünü şiddetli batma hissi nedeni ile açamaz bu nedenle anestetik göz damlaları hem hastayı rahatlatır hem de yıkama işlemini kolaylaştırır, kapakları açmak ve daha etkin yıkama yapmak için özel aletlerin kullanılması da faydalı olabilir. Yıkama işleminden sonra acil hekim kontrolü için başvurmak gereklidir.
    Halk arasında “Japon yapıştırıcı” olarak bilinen siyanoakrilat yapıştırıcıların göze kaçması durumunda kurumasına fırsat vermeden antibiyotikli göz pomadı bol bir şekilde sürülüp acilen göz hekimine müracaat edilmesi gerekir.




    Göze yumrukla vurulması gibi künt travmalar ne tür problemlere yol açabilir?


    Künt cisimlerle oluşan yaralanmalar daha sıklıkla görülür, parmak, yumruk, dirsek, top gibi sert cisimlerin çarpması sonucu gelişir. Ani darbe sonucu gözün sıkışması ve şekil değiştirmesi göziçi kanamalara ve lensin kesifleşerek katarakt gelişimine yol açabilir. Kanamalar ön kamara (kornea ile renkli tabaka olan iris arasında), gözün arka kısmındaki sıvı (vitreus) veya retina tabakasında olabilir.
    Şiddetli künt travmalar göz duvarının yırtılması (rüptür) ile sonuçlanabilir, bu durumda acil cerrahi müdahale gerekir.
    Künt darbeler gözün ağ tabakasında (retina) da problemlere yol açabilirler, bu tabakada olaşabilecek yırtıklara bağlı gelişen retina ayrılması (dekolman) acil olarak tedavi edilmediği takdirde kalıcı görme kayıpları ile sonuçlanabilir. Künt darbeler sonucu retina tabakasının en hassas olan ve ışınların odaklandığı bölgesi olan sarı nokta (maküla) bölgesinde şişme sonucu görme kayıpları da gelişebilir. İlk anda farkına varılmasa da aylar veya yıllar sonra travmanın geç etkileri olan katarakt, göz tansiyonu ve retina ayrılması gibi durumlarla da karşılaşılabilir o yüzden travma olgularında uzun süreli takip de önemlidir.







    Delici göz yaralanmalarında ne yapmalısınız?


    Taşlama, çekiçleme gibi işlerde çalışırken göze yabancı cisim kaçması önemli bir durumdur, enerjisi yüksek olan küçük metal parçaları göz duvarını delip gözün içine girebilir bu nedenle fazla şikayet vermese de acilen göz hekimine muayene olmayı gerektiren bir durumdur. Yabancı cismin göziçi dokularda yarattığı hasarın yanısıra beraberinde göze giren mikropların neden olabileceği ağır enfeksiyonlar da ciddi görme kayıplarına neden olabilir. Oluşan hasarın tamiri ve yabancı cismin çıkarılması için cerrahi müdahele gerekir.
    Delici göz yaralanmaları bıçak, makas gibi keskin cisimlerle veya yüksek hızlı küçük metallerle (örn. saçma, demir parçası) oluşabilir. Ülkemizde sık görülen trafik kazalarında cam parçaları da delici yaralara sebep olabilmektedir, emniyet kemerinin takılması bu tür yaralanmaları azaltıcı rol oynadığı da bilinmektedir. Delici bir yaralanma durumunda göz duvarının bütünlüğünün bozulması söz konusudur ve acilen cerrahi müdahele gerektirir. Yaralanmanın şekline ve olgunun aşı durumuna göre tetanoz aşısı yapılması de gerekebilir.
    Delici yaralanma geçirmiş bir göze bası uygulanmaması gerekir, hastanın göz kapaklarını güç kullanarak açmaya çalışmak basıyı arttırabilir ve göziçi dokuların yaradan fıtıklaşmasına neden olabilir.
    Birçok göz yaralanmasının çalışırken veya spor yaparken koruyucu gözlüklerin kullanılması ile önlenebileceği unutulmamalıdır.
    Yaralı göz ovuşturulmamalı, batan bir cisim var ise çıkarılmaya çalışılmamalı, eski göz merhemleri ve damlaları kullanılmamalı, aspirin ve diğer antiinflamatuvar ilaçlar kanamayı artırabileceği için alınmamalıdır.






    Az görme nedir?

    Kişinin günlük aktivitelerini engelleyecek düzeydeki görme kaybı olarak tanımlanabilir. Bu durumda, kişinin görmesi gözlük, kontakt lens ve diğer metodlarla istenilen seviyeye çıkarılamamaktadır. Genel olarak, kişinin iyi gören gözündeki görme keskinliği 0.3 ve altındadır. Günümüzde yaşam süresinin uzaması ile yaşlı popülasyonda meydana gelen artış sonucu az gören kişi sayısında artma izlenmektedir. En sık nedeni bir yaşlılık hastalığı olan "Yaşa-bağlı makula dejenerasyonudur". Bunun yanısıra glokom (karasu), şeker hastalığı, yaralanmalar da diğer nedenler arasındadır. Az görme hali körlük değildir ve kişi farklı metodlarla kendine yeter bir duruma getirilebilir.






    Az görmenin rehabilitasyonu

    2 farklı metod vardır:1. Optik dışı yöntem: Büyük rakamlı saatler, telefonlar ve özel olarak basılmış kağıt paralar ile az gören kişi daha rahat bir şekilde görebilir.2. Optik metodlar: Buradaki en önemli prensip büyütmedir (magnifikasyon). Bu cihazlara "az görmeye yardımcı cihazlar" denir. Bu aletlerle görüntü büyütülerek ağ tabakanın sağlam alanlarına düşürülür ve böylece kişi daha net görür. Bunun için;a. Büyüteçlerb. Gözlüğe takılabilen yüksek numaralı büyütücü camlar ve teleskoplarc. Elektronik- kapalı devre televizyon sistemlerinden faydalanabilinir.
    Özellikle büyütücü gözlüklerle okurken yazıyı odaklamak için okunacak şeyi göze oldukça yakında tutmak gerekir. Yazıyı göze yakın tutmanın veya televizyona yakından bakmanın az gören kişilere herhangi bir zararı yoktur. Bu seçeneklerden kişi için en uygunu detaylı az görme muayenesi sonucu belirlenir. Ancak seçilen yöntemin başarısı için hastanın motivasyonu şarttır.







    Gözde kanser olur mu?


    Göz ve çevresinde iyi huylu veya kötü huylu (kanser) kitleler nadir gözükmekle birlikte, saptandığında, gözün ve hatta yaşam kaybına kadar varabilecek olumsuzluklar yaratabilir. Göz ve çevre dokularında yerleşen tümörlerin doğru tanısı, tedavinin zamanında yapılabilmesi yönünden önem taşır.

    Göz Hastalıklarının göz ve çevre dokulardan köken alan veya bu bölgeye metastaz yapan tümörleriyle ilgilenen bilim dalı ‘Oküler Onkoloji’ olarak adlandırılmaktadır. Oküler Onkoloji, bir üst bilim dalı olarak, göz ve etrafındaki tümörlerin diğer göz hastalıklarıyla ayırıcı tanısını sağlamayı, bu tedavi sürecinde gözün ve görmenin mümkün olduğunca korunmasını, yaşam süresini uzatmayı ve tedavi sonucunda estetik görünümün korunarak iyi bir yaşam kalitesi sunmayı amaçlar. Bu konunun uzmanları genellikle eğitim veren devlet hastaneleri ve tam donanımlı üniversite hastanelerinde görev yapmaktadır.





    Göz Tümörlerinde Yaklaşım


    Gözde yer alan kitleler tüm tümörlerde olduğu gibi iyi huylu veya kötü huylu olabilir. Göz tümörlerinde bu ayırımın yapılması, uygulanacak tedavi yönteminin belirlenebilmesi için büyük önem taşır. Örneğin kötü huylu bir tümör söz konusuysa, takiple zaman kaybetmek hastanın hayatına mal olabilir. Buna karşılık iyi huylu bir tümörün yanılgıyla kötü huylu olarak tedavi edilmesi de gereksiz yere gözün ve görmenin kaybedilmesiyle sonuçlanabilir. Bu nedenlerle göz tümöründen şüphelenilen durumlarda mutlak bir oküler onkoloji uzmanı tarafından değerlendirme gereklidir.



    Göz Tümörleri Nerede Bulunur?

    Göz tümörleri göz içinde veya göz dışında (orbita, göz kapakları vs) yerleşim gösterebilir. Göz içinde yerleşim gösteren tümörler üveit, katarakt, glokom gibi ikincil göz problemlerine neden olabilir veya karışabilir ve zaman kaybedilmesine yol açabilir. Bu nedenle şüpheli durumlarda muhtemel bir tümör mevcudiyeti olabileceği varsayılarak bir oküler onkoloji uzmanınca araştırılmalıdır.





    Göz Tümörleri Nereden Kaynaklanır?

    Göz tümörleri birincil olarak göz ve etrafı dokudan, ikincil olarak çevre dokulardan yayılma yoluyla ve uzak organlardan metastaz yoluyla oluşabilir. Göz içindeki tümörler gözün katmanlarından veya göz içi dokulardan kaynaklanır. Göz dışı tümörler de gözkapakları ve orbita gibi bölgelerden köken alır.




    Retinoblastom nedir?


    Göz tümörleri çocukluk çağında da görülebilir. Çocukluk çağında en sık görülen göz içi tümörü retinoblastomdur. Kötü huylu bir tümör olan retinoblastomun en sık görüldüğü dönem doğumdan sonraki 3 yaşa kadardır. Bu tümörün ailesel geçişli ve veya sadece o çocukta ortaya çıkan sporadik olmak üzere iki klinik tipi vardır. Ailesel geçişli olgularda anne veya babada geçirilmiş veya hayatın bir döneminde gizli kalmış bir retinoblastom öyküsü vardır. Bu olgularda tümör her iki gözde ve birden çok sayıda gözlenir. Sporadik tipte ise ailede tümör öyküsü bulunmaz; hastalık genellikle tek bir gözde sınırlıdır.
    Retinoblastomu olan çocukta saptanan bulgulardan en önemlisi göz bebeğine ışık tutulduğunda beyaz bir yansımanın alınmasıdır. Bu durum çeşitli nedenlerle çekilen fotoğraflarda da görülebilir. Normal bir çocukta fotoğrafta gözlerden kırmızı-pembe bir renk gelir. Her iki gözün eşit olmaması veya beyaz yansıma çok önemlidir ve acilen göz hekimine danışılmalıdır. Bunun yanında, çocukluk çağında gözlerde kayma (şaşılık), katarakt, glokom ve görme azlığı gibi şikayetler varsa altta yatan sebep retinoblastom olabilir. Bu nedenle göz muayenesi ve oküler onkoloji uzmanına danışma ihmal edilmemelidir.

    Geçmişte retinoblastom tedavisi sadece gözün alınmasıyla sonuçlanırken son yıllarda önemli aşamalar kaydedilmiştir. Geliştirilen kemoterapi (ilaçla tedavi) protokolleri, gözü kurtarma ve diğer tedavi yöntemlerinin uygulanmasına imkan verecek şekilde tümörde küçülme (kemoredüksiyon) oluşturarak başarıda önemli rol oynamıştır. Kemoredüksiyon adlı yöntem ile tümör küçüldükten sonra radyoterapi (plak tedavisi veya dışardan verilebilen ışın tedavisi), kriyoterapi (dondurma tedavisi) ve lazer tedavisi gibi yöntemlerin başarı şansı artmaktadır. Bu çocukların 7 yaşına kadar çok sık aralıklarla kontrol edilmesi gereği vardır.

    Tedavide bilinmesi gereken bir diğer nokta, bu çocukların hayatın ileri evrelerinde ikinci bir kötü huylu tümörle karşılaşma riskinin normal çocuklara göre çok daha fazla olmasıdır.

    Tedavide geç kalındıysa gözün alınması kaçınılmaz olabilecektir; bunun yanında gecikmiş olgularda yaşamsal risk de artmaktadır.

    Ailesel retinoblastom öyküsü varsa veya 2. bir çocuk düşünülüyorsa anne-baba yeni çocuk sahibi olmadan önce mutlaka genetik danışmanlık almalıdır.





    Melanom nedir?


    Erişkin yaşta en sık görülen kötü huylu göz içi tümörü uvea melanomudur. Bu tümör göz içindeki pigment içeren hücrelerden kaynaklanır. Göz içinde mantar veya kubbe şekilli büyüme göstererek gözde retina dekolmanı, görme azalması, kanama gibi bulgulara yol açabilir. Erken evrelerde ışık çakması, geçici bulanık görme gibi fazla dikkat çekmeyen belirtiler verebilir.
    Gözünün beyaz kısmında (sklera) siyah lekeler veya cildinde çok sayıda nevüs (ben) bulunan kişiler düzenli olarak göz dibi muayenesi yaptırmalıdır.
    Bir diğer durum göze rengini veren iris dokusunda meydana gelebilecek renk değişiklikleri ve kalınlaşmalardır. Zaman içinde büyüme gösteren bu tür bir leke için mutlaka göz hekimine danışılmalıdır.

    Erken evrelerde kitle küçük ise tedavide lazer yöntemleri başarılı olabilmektedir. Daha ileri dönemlerde tedavide, tümörün yerleşimine göre, radyoterapi, plak tedavisi, cerrahi yöntemler kullanılabilir. Gecikmiş ve ilerlemiş olgularda ise gözün alınması gerekmektedir. Erken tanı ve uygun tedaviler ile gözün ve faydalı bir görmenin korunması mümkün olmakta ve hastaların yaşam kalitesi korunabilmektedir.

    Tedavideki tüm gelişmelere ve başarılara rağmen uvea melanomu vücuda yayılma eğilimi gösteren bir kanser türüdür. Gelecekte metastaz riski taşıyıp taşımadığını öğrenmek isteyen hastalara tümör dokusundan örnek alınarak monozomi 3 adı verilen genetik sorun araştırması yapmak mümkündür.







    Kapak Tümörleri nelerdir ve tedavisi nasıldır?


    Göz kapağı bölgesinde tümör gelişimi gözün diğer bölgelerine göre daha sıktır. Bu tümörlerin bir oküler onkoloji uzmanı tarafından değerlendirilerek iyi huylu mu yoksa kötü huylu mu olduğunun belirlenmesi ve tedavinin ona göre planlanması gereklidir.

    Bu bölgede en sık bazal hücreli karsinom ve yassı hücreli karsinom adı verilen kötü huylu kitleler görülmektedir. Kapak cildinde geçmeyen ve kapanmayan yara, şekil bozukluğu, ülser, kanamalı bölgeler, sivilce gibi kabarıklıklar, renk değişiklikleri şüphe uyandırmalıdır.

    Göz kapağı anatomik yönden özellikli bir bölge olduğu için bu bölgedeki tümör cerrahisinin ve estetik düzeltmenin bir oküler onkoloji uzmanı tarafından yapılmasında fayda vardır. Uygun tedavi yapılırsa gerek tedavi gerekse estetik görünüm yönünden tatminkar sonuçlar almak mümkündür.





    Orbita Tümörleri nelerdir?


    Gözün de içinde yer aldığı kemik yuva olan orbitadaki her türlü tümör, kist gibi kitleler oküler onkolojinin sorumluluk alanıdır. Orbita tümörleri hem çocukluk hem de erişkin çağda görülebilir. Gözün öne çıkması, çevresinde renk farklılıkları, görme değişiklikleri, çift görme gibi belirtiler verebilir. Çocukluk çağında rabdomiyosarkom adı verilen tümör çok önemlidir, hızla büyüme gösterir ancak doğru tanı konduğu takdirde tedavisi çok başarılıdır. Tanıda ileri radyolojik incelemeler (Manyetik Rezonans Görüntüleme ve Bilgisayarlı Tomografi) yardımcıdır. Hekimin biyopsi yapma isteği haklı görülmelidir.

    Erişkinlerde genellikle damarsal kitleler (kavernöz hemanjiyom) gözlenebilir. Bunlar uzun süreler içinde gelişir, gözün dışarı çıkması, görmede azalma dikkat çekebilir. Bu tip kitleler cerrahi olarak çıkarılmaktadır.

    Erişkinlerde ani başlangıçlı ağrı, hareket kısıtlılığı, görme sorunları kapaklarda şişlikler yalancı tümör adı verilen iltahabi bir sorunu da işaret edebilir.

    Tiroid bezi sorunları göze de yansıyarak göz çevresinde şişme, gözün dışa çıkması, ve hareket sorunlarına yol açabilir.





    Metastatik Tümörler nelerdir?


    Vücudun çeşitli bölgelerinde gelişen değişik kanser türleri göze ve göz etrafı dokulara metastaz (yayılım) yapabilir. Bu nedenle sistemik kötü huylu tümörü olan hastalarda görme ile ilgili şikayetler oluştuğunda hastanın bir oküler onkoloji uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerekir. Günümüz şartlarında gözdeki kitleler lazer, radyoterapi gibi yöntemlerle tedavi edilebilmektedir. Ancak çoğu zaman başka bir bölgede de aktif bir tümör olabileceğini gösterdiğinden genel vücut taraması yapılması çok önemlidir.





    Elektrofizyoloji ve Elektrodiagnostik ne demektir ve göz hastalıklarının tanısında nerede kullanılır?


    Elektrofizyoloji ve Elektrodiagnostik ne demektir?
    Günümüz tıbbının birçok bölümü elektronik biliminin gelişmelerinden faydalanarak bazı hastalıkların teşhisinde elektrofizyolojik testleri kullanırlar. Kalp, kas, beyin ve göz vb organların değişik bölümlerinden ortaya çıkan mikrovolt düzeyindeki elektrikler, elektronik ve bilgisayar teknolojileri yardımıyla kaydedilebilmekte ve diğer yapılardan gelen akımlardan ayıklanarak tek bir yapıya özel elektrik akımları gösterilebilmekte ve ölçülebilmektedir. Elektrofizyoloji, doku ve organdaki canlılık ve işlevin ortaya çıkardığı biyoelektriğin ölçülmesi; elektrodiagnostik ise, ölçülen bu biyoelektrikte görülen normalden sapmaların değerlendirilmesi yoluyla hastalıkların teşhisidir.


    Göz Hastalıklarında Elektrofizyoloji Nedir?
    Bazı hastalıklarında patolojinin gözün hangi kısmında ya da tabakasında olduğunun araştırılmasında kullanılan özel testlerdir. Bu testler, birbirine benzeyebilen bazı göz hastalıklarının ayırt edilmesine, doğru teşhis konulmasına yararlar.
    Önce hastadan dikkatli bir hastalık hikayesi alınır ve ayrıntılı göz muayenesi yapılır. Bulgular gerekli görülen elektrofizyolojik testler ile birleştirilince, retina pigment epitelinden (RPE) beyinde görme merkezinin bulunduğu oksipital kortekse (OK) kadar, görme yollarındaki patolojilerin somut olarak ortaya çıkarılması ve izlenmesi mümkün olur.

    Göz Hastalıklarının Teşhisinde Hangi Elektrofizyolojik Testler Kullanılır?
    Göz hastalıklarında kullanılan testler şunlardır;
    1. VER: “Görme Uyarımına Kortikal “görme merkezinin” Cevabı“ anlamına gelir.
    2. Elektroretinografi (ERG)
    3. Elektrookulografi (EOG)

    VER Nedir, Nerede Kullanılır?
    Bir televizyon ekranında, saniyede iki değişim hızıyla, dama tahtası şeklinde, siyah beyaz ve sürekli tersiyle değişen karelerin görüntüsü gözün retina tabakasını uyarır. Test yapılırken, hastaya varsa uzak gözlüğünü taktırılarak, retinada görüntülerin net oluşması sağlanır. Görme yolları vasıtasıyla oluşan biyoelektrik, başımızın en arka kısmında yer alan beynin görme merkezine ulaşır ve orayı (oksipital korteks) uyarır. Burada oluşan mikrovolt düzeyindeki elektrik potansiyeli, bu bölgenin üzerine yerleştirilen elektrotlarla tespit edilir. Uyarı ile ölçüm eş zamanlı olup, beynin sürekli olarak ürettiği elektrik dalgalarından bilgisayar vasıtasıyla ayrılarak, müstakil ve özel dalga şekilleri ortaya çıkarılır. Bu dalgaların oluşum zamanındaki (latans, milisaniye olarak ölçülür) uzamalar veya dalganın şeklindeki değişiklik ile genliğindeki (amplitüd, mikrovolt olarak ölçülür) azalmalar kaydedilir ve değerlendirilir. Makula (sarı nokta), görme siniri ve beyin içindeki görme yollarını etkileyen, biyoelektriğin iletim hız ve miktarını değiştiren her olay, elde edilen dalgalara tesir eder. Sonuçta, VER görme yollarının iletim kalitesini ortaya koyarak, bir patolojinin olup olmadığını, bazı özellikleri ile de türü hakkında bize ipuçları verir.





    Elektroretinografi (ERG) Nedir, Ne İşe Yarar?
    Gözün aydınlık ve karanlık ortamlarda, beyaz ve renkli ışıklarla, değişik şiddetlerde uyarılması ile retinanın değişik katlarında ortaya çıkan biyoelektrik, kornea üzerine veya çok yakınına yerleştirilen hassas elektrotlar yardımı ile kaydedilir. Elde edilen dalga şekilleri ve voltaj büyüklükleri ölçülerek, retinanın klinik olarak ayırt edilmekte zorluk çekilen bir hastalığının tanınması veya teşhisi konulmuş bir hastalığın evresinin belirlenmesi ya da birbirine benzeyebilen hastalıkların ayırt edilmesi mümkün olur.

    Elektrookülografi (EOG) Nedir, Ne İşe Yarar?
    Gözün ön kutbu ile arkası arasında sürekli var olan bir potansiyel elektrik farkı vardır. Retina pigment epitel tabakasından doğan bu potansiyel, göz hareketleri ile değişir. Gözün iç ve dış köşelerine yerleştirilen elektrotlar vasıtasıyla ölçüm yapılır. Aydınlıkta ölçülen en büyük genlik (amplitüd, mikrovolt türünden), karanlıkta ölçülen en düşük değere bölünmesi ile elde edilen rakamlara bakılarak, RPE tabakasının durumu ve buradan kaynaklanan hastalıkların adının ve düzeyinin belirlenmesi, klinik bulgular da dikkate alınarak, mümkün olabilir...

    alıntıdır....





    Vazifeyi ihmale sürükleyen merhamet,memlekete ihanettir !!!

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •