Keratokonus nedir?
Gözümüzün saat camı olarak nitelendirilen en dıştaki saydam tabakasının öne doğru bombeleşmesi ile karakterize genetik olduğu düşünülen bir hastalıktır. Uzun süreli olarak aşırı derecede gözün ovulmasının ve kaşınmasının hastalığın çıkışında ve ilerlemesinde bir risk faktörü olduğu ileri sürülmektedir. Tedavisi gözlük, kontakt lens veya ileri evrelerde göz nakli ile mümkündür.
Kuru Göz nedir ?
Kuru göz, gözyaşının yetersizliği durumudur. Göz çevresindeki gözyaşı bezleri tarafından salgılanan, ve göz kapaklarının kırpılması ile göz yüzeyine yayılan gözyaşı, yine gözkırpma ile gözkapaklarındaki küçük kanalcıklar (punktumlar) ve daha sonra nasolakrimal kanal yardımıyla burun içine yönlenerek gözü terkeder.
Gözyaşı tabakası, hemen göz üzerine yayılan bir mukus tabaka, ortada sulu (aköz) tabaka, ve en dışta yağlı (lipid) tabakalardan oluşur. Bu üç tabakadan herhangi birinin eksikliği veya bozukluğu, kuru göz şikayet ve bulgularının ortaya çıkmasına neden olur.
Kuru Göz hastalarının şikayetleri nelerdir?
Kuru göz hastaları gözlerde kuruluk hissi, yanma, batma, yabancı cisim hissi, kızarıklık, rüzgar veya sigara dumanından rahatsızlık, göz çevresinde mukus iplikçiklerin oluşması, ve/veya kontakt lens kullanmakta zorluk şikayetleri ile doktora başvururlar. Bu hastalar, zaman zaman kuruluğa bağlı irritasyon ile paradoksik sulanmadan da şikayet edebilir.
Kuru Göz nedenleri nelerdir?
Gözyaşı salgısı, erkek ve kadınlarda, ilerleyen yaşla birlikte azalır. Ancak, kuru göz, özellikle menapoz sonrası kadınlarda sık görülür. Bunun dışında, idrar söktürücü, tansiyon düşürücü, anti-allerjik, anti-depresan ilaçlar, uyku ilaçları ve alkol göz kuruluğuna neden olabilir.
Ciddi kuru göz, ağız kuruluğu ile birlikte giden Sjögren Sendromu ile birlikte olabilir. Bu durumda, hastalarda, sıklıkla eklem romatizması olmak üzere, tüm vücut sistemlerini tutan bir immün disfonksiyon veya bağ dokusu hastalığı mevcuttur. Sjögren sendromu, genellikle 50 yaş civarında kadınlarda görülür.
Yukarıdakilerin dışında kimyasal yanıklar, cerrahiler ve burada detaylandırılmayacak başka birtakım hastalıklarda da kuru göz görülebilir.
Kuru Göz tanısı nasıl konulur?
Göz doktoru tarafından yapılan basit bir göz muayenesi ile kuru göz tanısı kolayca konulabilir. Hastanın öyküsü de tanıya çok yardımcıdır. Bunun dışında, gözyaşının özel boyalarla boyanması veya 'gözyaşı şeritleri' ile gözyaşı miktarının tayini de tanıda kullanılabilecek basit testlerdir.
Kuru Göz nasıl tedavi edilir?
Gözü nemli tutabilmek için, gözyaşının yerini tutan birçok yapay gözyaşı damlası ve jeli bulunmaktadır. Yapay gözyaşını günde 4-5 kereden daha sık kullanma ihtiyacını hisseden hastalar için koruyucu madde içermeyen, tek kullanımlık yapay gözyaşı preparatları da bulunmaktadır. Bu tek kullanımlık damla ve jeller, hastalar tarafından,
Gün boyu, arzu edildikleri sıklıkta kullanılabilmektedirler.
Kuru gözde diğer bir yaklaşım, mevcut gözyaşının korunmasıdır. Gözlük kenarları kapatılabilir veya yüzücü gözlükleri kullanılabilir. Kuru göz hastaları özellikle geceleri uyudukları odanın nemlendirici cihazlarla nemlendirilmesinden de fayda görürler. Yine mevcut gözyaşını korumak amacıyla, gözyaşını gözden uzaklaştıran küçük kanalcıklar, göz doktoru tarafından, basit bir işlemle, geçici veya kalıcı olarak kapatılabilir.
Yukarıdakilerin dışında gözyaşı yapımını arttıran birtakım ilaçlar da mevcuttur. Ancak, aynı zamanda salya yapımını da arttıran ve terleme, bulantı, kalp çarpıntısı gibi yan etkileri olabilen bu ilaçlar ancak doktor denetimi altında kullanılabilirler.
Esasen bir immün düzenleyici ilaç olan Siklosporin, son zamanlarda kuru göz tedavisinde uygulanan en yeni ilaçlardan biridir. Suspansiyon formunda göze damlatılabilen bu ilacın, majör gözyaşı bezinin inflamasyonunu azaltarak gözyaşı yapımını artttırdığı bildirilmektedir.
Kuru gözde, başta androjenler ve immün modülatörler olmak üzere yeni tedavi yöntemleri üzerinde çalışmalar devam etmektedir.
Gözde uçuk olur mu ?
Herpes virüsü vücudun diğer bölgelerini olduğu kadar gözü de etkileyebilir. Kızarıklık, batma yakınmalarına neden olabilir. Mutlaka bir göz doktoru tarafından görülmeli ve erken dönemde tedavi edilmelidir.
Gözde allerji nedir ? Nasıl korunulur ?
Bu hastalık, allerjen yani vücutta savunma sistemini harekete geçiren bir uyarana karşı (çoğu zaman polenler, makyaj malzemesi gibi kimyasal maddeler veya sebebi bilinmeyen bir nedenle) gözümüzün verdiği yanıttır. Kızarıklık, kaşıntı, batma ve sulanma gibi belirtiler verebilir. Tekrarlayabilir. Koruyucu veya tedavi edici damlalar kullanılabilir,güneş ve bilinen allerjenlerden uzak durulmalıdır.
Şeker hastalığı gözü nasıl etkiler? (Diabetik Retinopati)
Şeker hastalığı gözü nasıl etkiler?
Şeker hastalığı,pankreas dokusundan salgılanan insülin hormonunun eksikliğine veya etkisizliğine bağlı kan şekerinin yükselmesine sebebiyet verdiği gibi, aynı zamanda bir küçük damar hastalığıdır.Tip1 diabet genelde 30 yaşından önce başlar insülin eksikliği mevcuttur.İnsülin enjeksiyonları gerekir.Tip2 diabet genelde 40 yaşından sonra görülür,vücutta insülin eksik veya kullanımında bozukluk vardır.Diet,ağızdan alınan antidiabetik ilaçlar ve bazı hastalarda insülin enjeksiyonları gerektirir.Diabetik retinopati, şekere hastalığına bağlı olarak gözün arka bölümünde ışığa hassas bir doku olan retina tabakasının(ağ tabaka) damarlarının etkilenmesi ile ortaya çıkan ve körlüğe sebebiyet veren bir durum olup, diabetin tek tedavi edilebilir komplikasyonudur.Genelde iki göz de etkilenir.Hastalığın başlangıcında hastanın hiç şikayeti olmayabilir, bulgular zamanla ortaya çıkar.Hafif veya ağır, ancak muayene edilen diabetli bir hastada retinopatinin görülme oranı %40-45 civarındadır.Bu oran hastalığın süresi ile artış gösterebilir. Erken safhada yakalanan hastaların tedavileri mümkündür. Bu sebeple hastaların hiç bir şikayeti olmasa da yılda 1 kez retina muayeneleri olması gerekir. Buluğ çağı,gebelik,katarakt ameliyatı,insüline yeni geçiş gibi dönemlerde muayene sıklaştırılmalıdır.Diabetin sıkı kontrolü, gerektiğinde insüline geçiş, kan lipid ve kolesterolünün ve diğer dahili problemlerin kontrol altına alınması,sigarayı bırakmak hastalığın ilerlemesini yavaşlatır,ancak durdurmaz.Bu sebeple kan şeker düzeyleri çok iyi kontrol edilse bile,retina muayeneleri ihmal edilmemelidir.Şeker hastalarında kan şekerinin hızlı değişiklikleri ile geçici görme bulanıklıkları da gelişebilir.Katarakt oluşumu da normal topluma göre daha sıktır.Görme sinirinin küçük damarlarının tıkanması nadir görülen bir durum olup,optik nöropati adını alır.Bu yazıda diabetik retinopati üzerinde durulacaktır.
Diabetik retinopatinin evreleri nelerdir?
1-Zemin diabetik retinopati:Ağ tabaka damarlarının tıkanması ve duvarlarının bozulması ile küçük damar genişlemeleri(mikroanevrizma),kan elemanlarının retinaya sızması ile küçük retina içi kanamalar,sert eksuda adı verilen sarı birikintiler görülür.Retinanın makula adı verilen en hassas bölgesi etkilenmedikçe görme yakınması olmaz(Resim1)
2-Makulopati
amanla makula bölgesi damarları etkilenince,bu bölgedeki damarların zedelenmesi ile, beslenme bozukluğu(iskemi),sıvı sızması(ödem),ve bu bölgeye yerleşen kanama ve eksudalar görmeyi etkiler.Hasta bulanık ve az görmeden yakınmaya başlar.
3-Proliferatif diabetik retinopati
iğer bulgulardan daha az görülür.Beslenme bozukluğuna(iskemi) cevap olarak retina bazı sinyaller ve kimyasal maddeler oluşturur ve istenmeyen yerlerde yeni damarlar gelişir.Bu yeni damarlar göz içine yoğun kanamaya(vitreus hemorajisi),etraflarında gelişen ve gözün içini dolduran yumurta akı kıvamındaki jele(vitreus) doğru uzanan bantların yaptığı çekinti ile retinanın yerinden kabarmasına(dekolman),göz tansiyonunun yükselmesine(glokom) sebebiyet verir.Bu gelişmeler ise körlükle sonuçlanır.(Resim2)
Retina anjiografisi nedir,nasıl uygulanır?
Retina anjiografisi,flöresein adı verilen bir boyanın 5cc kadar kol toplardamarlarından birine verilmesi, 8-10 saniye içinde göze ulaşan boyanın gösterdiği retina damarsal sisteminin fotoğraflanması esasına dayanır.Retina hastalıklarının tanısı ve tedavi edilecek bölgelerin gösterilmesinde kullanılmaktadır.Damarları açma özelliği yoktur.Radyoopak madde kullanılmaz.İşlem sırasında bazı hastalarda geçici bulantı olabilir.İşlemden sonra 2 gün kadar hastanın cilt rengi sararır, idrar rengi koyulaşır.Çok nadir olarak boya allerji yapabilir.Ağır karaciğer ve böbrek hastalarında, hamilelerde kullanımı önerilmez.(Resim3)
Nasıl tedavi ediyoruz?Laser ışık koagülasyonu nasıl uygulanır?
Hastanın yakınması olmadan göz hekimine başvurması çok önemlidir.Erken evrede LASER ışık koagülasyonu ile,tedavi edilen hastaların %80-90 civarındaki bir gurubunda körlüğü engellemek mümkündür.Tedavinin etkinliği ve yöntemleri, yaklaşık 40 yıllık çalışmalarla ortaya konulmuştur.Tedavide, artık yerleşmiş olan bu prensipleri uyguluyoruz.Tedavi için gözün üzerine bir kontakt lens yerleştirilir.Laser ışığı bu lens vasıtası ile tedavi edilecek bölgelere ulaştırılarak yanıklar oluşturur.İşlem genelde tolere edilebilir,ancak bazı durumlarda ağrı duyulabilir.Bu sebeple ağrı kesici bir tablet alınması uygundur.LASER tedavisinin amacı, görmeyi hastanın başvurduğu düzeyde tutmaya çalışmaktır.Ancak işlemden sonra bir miktar görme azalması olabilirse de,ileride görülecek daha şiddetli görme azlığının engellenmesi açısından bu kabul edilebilir.İşlemden hemen sonra görme yakınmaları artabilir, ancak bir süre sonra eski düzeye döner.Laserin uygulandığı bölgeye göre merkezi veyaçevresel görme,karanlık-aydınlık uyumunda,renk görmede etkilenmeler gelişebilir.Laser tedavisi tıkanmış olan küçük damarları açamaz, sadece sızıntı(ödem) bölgelerine ve yeni gelişen damarlara etki edebilir.
Laserin başarısı,hastanın erken başvurusu ile doğru orantılıdır.(Resim4)
Vitrektomi ameliyatı nedir?
Tedavi için geç kalmış ve bazen laser tedavisine rağmen ilerleme gösteren hastalarda,gözün içine 1 mm den ince özel alelerle girilerek uygulanan bir cerrahidir.Çoğunlukla proliferatif safhanın komplikasyonları sebebi ile uygulanır.Göz içi sıvısı(vitreus) içindeki kanamaların ve çekinti yapan bantların temizlenmesi ve retinanın tekrar eski anatomik yapısına kavuşması hedeflenir.Temizlenen göz içi sıvısı yerine seum fizyolojik veya başka bir sıvı ile göz içi doldurulur.Bu tedavi için de bir süre olup, başarısı yine zamanlamaya bağlıdır.Ameliyatın anatomik başarısı,belirlenen bu hedeflere ulaşmaktır,fonksiyonel başarıya,yani erişilecek görme düzeyine gelince bir sinir dokusu olan ve yenilenmeyen retinada elde edilebilecek görme düzeyi ancak ameliyattan sonra belirlenebilir.Ameliyat sırasında gözün içine hava,gaz,silikon gibi TAMPON MADDELER verilmesi gerekebilir.Bu maddeler içinde silikonun tekrar geri alınması söz konusudur.Diğerleri kendiliklerinden emilir.Ameliyatın en sık görülen yan etkisi katarakt gelişimini hızlandırmasıdır.yeniden kanama da gelişebilir.Bu gibi durumlarda yeniden cerrahi gerekebilir.(Resim5)
Yeni gelişmeler
Usulüne uygun ve doğru zamanlanmış yukarıda bahsedilen tedaviler ve hastanın dahili problemlerinin kontrole alınması ile, diabetik retinopati sebebi ile gelişen körlük oranları %5 e düşmüştür.Ancak en keskin gören nokta olan makula bölgesindeki sıvı birikimi(ödem) ve eksudalarda görmeyi daha iyi korumak için çalışmalara devam edilmektedir.Bu amaçla, tartışmalı olmakla beraber, göz içine dışarıdan kortikosteroid enjeksiyonları denenmektedir.Bu tedavilerin bir süresi olduğundan enjeksiyonların tekrarı gerekebilir.Yan etkileri en sık göz içi basıncının yükselebilmesi(her hastada yükselmez),katarakt,nadiren enfeksiyondur.Retinanın yeni damar oluşturan sinyalleri ortaya çıkarmaması ve damar sağlamlığını koruması için de, bu işlemde rolü olan bir faktöre karşı geliştirilen anti VEGF adını alan bir gurup yeni ilacın göz içine verilmesi ile ilgili çalışmalar yapılmaktadır.Ayrıca ağızdan alınan bazı ilaçlarla bu sinyalleri engellemek için yapılan çalışmalar da vardır.Tüm bu çalışmaların amacı, görmeyi daha iyi hale getirmektir.

Resim 1
emin diabetic retinopati
etina içinde kanama ve eksudalar

Resim2
roliferatif diabetic retinopati
ptik sinir başı ve retinada yeni damarlar

Resim3:Flöresein anjiografi resmi

Resim4
aser tedavisi yapılmış retina

Resim5:Göz içi(vitreus)kanaması ve bantlar
Hipertansiyonun göz bulguları
HİPERTANSİF RETİNOPATİ NEDİR?
Hipertansif Retinopati, gözün iç ve arkasında yer alan ve görme işlevini oluşturarak görüntü uyaranlarını beyne ileten retinada (ağ tabaka ya da sinir tabakası), hipertansiyon ve arterioskleroz nedeniyle hasara yol açan damarsal bir hastalıktır.
HİPERTANSİYON NEDİR?
Hipertansiyon, kan basıncının patolojik yükselmesi olarak tanımlanabilir. Sınırı Dünya Sağlık Örgütünün tanımına göre sistolik (maksimal veya büyük tansiyon) 140 mmHg, diastolik (minimal veya küçük tansiyon) 95 mmHg. dır.Toplumun yaklaşık yarısını etkiler. Tekrarlanan kan basıncı ölçümleri, benzer ırk ve çevresel alt yapıdan gelen insanlarla karşılaştırıldığında anormal bulunursa hipertansiyon olarak kabul edilir. Tanı ve tedavideki gelişmelerle hipertansiyona bağlı hastalık ve ölüm hızı oranlarındaki azalmaya rağmen hastalığın komplikasyonlarının tedavisi hekimler için problem olmaya devam etmektedir.
Damarsal hastalığın ilerlemesinde kan basıncı yüksekliğinin rolü tartışmalıdır. Hipertansiyon kan basıncının yükseldiği dönem olarak kabul edilir. Daha farklı bir durum olan hipertansif hastalıkta ise beyin, kalb, böbrek ve gözlerdeki damarsal lezyonlarla birlikte atardamar basıncında devamlı patolojik yükselme ve çevresel damar direncinde artış vardır. Hipertansif hastalık toplumun yaklaşık %5 inde ortaya çıkar. Sistolik basıncın yükselmesi primer olarak kalbin dışa atımına bağlı olmasına rağmen diastolik basıncın yükselmesi sistolden sonra artan çevresel damar direncine, dolayısıyla hipertansif hastalığa ait klinik anomalilerin göstergesidir.
‘Esansiyel Hipertansiyon’ hastaların yaklaşık % 90 ını oluşturur ve özgün bir nedeni yoktur. Iyi huylu tipi yaygındır, sinsi başlar, kadınlarda erkeklerden daha fazladır, güçlü ailesel yatkınlık ve dominant geçiş gösterir ve komplikasyonları hastalığın ortaya çıkmasından 10-15 yıl sonra gelişebilir. Kötü huylu tipi ise genellikle genç yetişkinlerde, sıklıkla 30’lu yaşlarda görülür, doğrudan veya hipertansif hastalıklarda hızlı kan basıncı yükselmesine bağlı olarak ortaya çıkabilir. Daha çok böbrek kaynaklıdır ve diastolik basıncın 120 mmHg’nın üzerine çıkması ile kendini gösterir. Baş ağrısı, kusma, kovülsiyonlar ve koma ile beraber ensefalopati sık görülür. Göz bulguları da ciddidir.
ARTERİOSKLEROZ NEDİR?
Arterioskleroz atardamarlarda sertleşme ve kalınlaşmayı ifade eden genel bir terimdir. Arteriosklerozda hipertansiyon daha çok sistolik basıncın yükselmesine bağlıdır. ‘Ateroskleroz’ (intima katında değişiklikler), ‘Medial skleroz’ (media katında değişiklikler) ve ‘Arterioloskleroz’ (intima ve mediada değişiklikler) olarak sınıflanabilir. Ateroskleroz ve arterioloskleroz retina damarlarını etkileyen en sık arterioskleroz tipleridir. Çok karıştırılır ve birbirlerinin yerine kullanılırlar.
*Aterosklerozun karakteristik lezyonu olan aterom plağı, daha çok büyük atardamar duvarlarının katmanları arasında birikmiş lipid (yağlı madde) yüklü hücrelerden gelişmiştir. Genellikle kalsifikasyon (kireçleşme) ve fibrozis (lifli bağ doku oluşumu) ile birlikte olur ve lümeni tıkayarak damar tıkanıklığına yol açabilir.
*Arteriolosklerozda ise atardamar dalcıklarının duvarları, katmanlarındaki ilerleyici değişiklik ve kalınlaşmalar sonucu ‘soğan kabuğu’ görünümü almasıyla karakterizedir.
Arterioskleroz, atardamar ve dallarını etkileyen bir yaşlanma sürecidir. Yüksek kan basıncına bağlı değildir fakat bundan etkilenebilir. 60’lı yaşlardan sonra ve öncelikli olarak büyük damarları etkiler. Gözdibi muayenesinde görece olarak düzgün ve yaygın daralmış atardamar dalları, keskin köşeli dallanmalar ve damar duvarının saydamlığı değişmeksizin kan sütunundaki renk değişikliği görülür.
HİPERTANSİYONDA RETİNA-GÖZDİBİ DEĞİŞİKLİKLERİ NELERDİR?
Richard Bright böbrek hastalıklarıyla görme bozuklukları arasındaki ilişkiyi tanımlayan ilk kişi olmasına rağmen, von Helmholtz 1851 de oftalmoskopu bulana kadar retina damarları incelenememiştir. Bu alandaki en saygın oftalmolog ise retina damarlarındaki sklerotik değişiklikler ve retina, merkezi sinir sistemi ve boşaltım sistemindeki damar değişikliklerinin ilişkileri hakkındaki gözlemleri hala klasik kabul edilen Marcus Gunn’dır.
Sistemik kan basıncının yükselmesi, otoregülasyon yoluyla retina atardamar dallarının lokal ve genel olarak daralmasına neden olur. Damarlarda çeper, yansıma ve çaprazlaşma değişiklikleri meydana gelir. Yüksek basıncın süresindeki uzama nedeniyle ‘iç kan-retina bariyerinin yıkılması’ sonucu plazma ve kırmızı kan hücreleri damar dışına sızar. Retinanın oftalmoskola muayenesinde retina kanamaları, atılmış pamuk tarzında eksudalar (retinanın iç tabakalarındaki sinir lifi aksonlarının dejeneratif değişikliklerinin yol açtığı bir grup hücresel cisimcik), retina içi lipid ( yağlı madde), ciddi hipertansiyonda yağlı maddelerin makula yıldızı şeklinde yerleşmesi ve retina damar uç-dalcıklarının tıkanması görülebilir.
Retina kanamaları çoğunlukla yüzeyel sinir lifi katına uyan mum alevi şeklinde olurlar. Daha derin katlardaki sık yerleşimli yuvarlak ve mürekkep lekesi şeklinde kanamalar ve bunlara eşlik eden sarı-beyaz renkli retina içi yağlı maddelerin varlığı hipertansiyonun ciddiyetini gösterir. Atılmış pamuk tarzı eksudalar, gri-beyaz renkte tüysü görünümdedirler ve daha çok arka kutupta yerleşirler, birkaç haftada kaybolurlar, çevrelerine saçılmış küçük damar baloncukları görülebilir.
Herhangi bir nedenle olan akut hipertansiyon, görme siniri başında ödemle kendini gösteren hızlanmış veya malin bir evreye girebilir. Retinadaki iç kan-retina bariyerinin yıkılması mikrokistik tipte bir retina ödemine yol açabilir. Akut hipertansiyondaki yüksek kan basıncı esas olarak retina pigment epitelini ve koroidi yani retinanın altındaki damar katını etkiler. Koroid damarlarının etkilenmesi ile dış kan-retina bariyeri de yıkılır ve koridin uç dalcıklarında tıkanma meydana gelebilir. Retinadaki damar değişiklikleri, iskemik değişiklikler ve retina pigment epiteli değişiklikleri fundus floresein anjiogreafisi (FFA) yapılarak izlenebilir.
Hızlanmış veya akut bir hipertansiyonda optik sinir başının şişmesi ve optik sinir damar dalcıklarının genişlemesi tartışmalı bir konu olmakla birlikte, bunun nedeni muhtemelen atar damar dallarındaki tıkanıklığa bağlı iskemi ve genişlemiş uç dalcıklardan serum sızmasıdır. Bazı olgularda muhtemelen iskemik ve mekanik faktölere bağlı artmış kafa içi basıncının eşlik ettiği hipertansif ensefalopatinin rolü de olabilir.
Kronik hipertansiyonda koroid atardamarları üzerinde gelişen koyu pigmentli çizgi (Siegrist çizgileri) nadir bir bulgu olup, sklerotik koroid damarları üzerinde uzanan retina pigment epitelinin hiperplazisi ve bu bölgedeki koroid uç dalcıklarının incelmesine bağlıdır.
HİPERTANSİYON VE ARTERİOSKLEROZDA DAMAR DEĞİŞİKLİKLERİ NELERDİR?
Kural olarak arteriosklerotik değişiklikler damar duvarının kalınlaşmasından dolayı olmakla birlikte, hipertansiyonun esas olarak damar spazmına bağlı olduğu düşünülmektedir. Hipertansiyonun arteriosklerotik değişikliklerin gelişmesinde çok önemli bir etkiye sahip olması nedeniyle onları tamamen ayrı düşünmek olası değildir.
Arterisklerozun şiddeti diastolik basıncın yüksekliği ile daha fazla ilgilidir. Retina damarlarında karakteristik değişiklikler genellikle bütün vücut atardamar dallarında uniform olarak dağılır ve oftalmoskopik görünüm hemen hemen genel dolaşımın durumunu yansıtır.
Atardamar daralması:
Yaygın atardamar daralması hipertansif retinopatinin tipik bir belirtisidir. Akut hipertansiyonda akut bir damar spazmı yanıtı olarak görülmekle birlikte daha sık olarak kronik hipertansiyonda görülmektedir. Damar çapındaki bu azalma, hipertansiyonda retina atardamar çap / toplardamar çapı oranının azalmasına neden olur. Normalde bu oran 2/3 tür. Değerlendirme, normal orana veya aynı yaştaki normal tansiyonlu kişinin ortalama damar çapına kıyaslayarak yapılır. Bölgesel atardamar daralmaları, damar duvarının bir alandaki spazmına bağlıdır ve geri dönüşümlü olabilir. Derecelendirilmesi, spazmın şiddetini yansıtır. Görme siniri başına yakın çap değişiklikleri fizyolojik olabilir.
Damarsal ışık yansıması:
Damar duvarındaki kalınlık artışı ışığın yansımasında ilerleyici bir değişikliğe neden olur. Normalde damar duvarı görülemez, sadece lümendeki kırmızı kan hücreleri kolonu bizim damar olarak kabul ettiğimiz kırmızı bir çizgi şeklinde görülebilir. Damar duvarının dış bükey yüzeyinden giren ışığın yansıması kan kolonunun ortasında gözüken ikinci bir ışık çizgisine neden olur ki bu normal ışık yansımasıdır. Duvar kalınlaşınca ışık yansımasının parlaklığı kaybolarak daha kaba, donuk ve dağınık bir hal alır ki bu görünüm arterilosklerozun en erken belirtisidir.
Damarsal lümen değişiklikleri:
Atardamar dallarındaki duvar kalınlığının artması ve lümeninin daralmasına ek olarak ışığın difüzyonu damara kırmızımsı kahverengi bir ‘bakır tel’ görünümü verir. Hipertansiyonun iyi kontrolü ile bu bulgu görece olarak azalır. Arteriolosklerotik süreç devam ederse lümendeki daralmayla birlikte duvardaki kalınlaşma sürer ve kan kolonunun ince bir çizgi olarak görülemediği ‘gümüş tel’ görünümü ortaya çıkar. Bu dönemde damarlar kanı taşıyabilir gibi görünmemekle birlikte floresein anjiografik muayeneyle perfüzyonun çoğunlukla devam ettiği anlaşılır. Bu durum, kontrollü hipertansiyonda sık olmayan bir bulgudur.
Atardamar / toplardamar çaprazlaşma değişiklikleri:
Retina atar ve toplardamarları, genellikle toplardamarın öne doğru uzandığı çaprazlaşma yerinde ortak bir dış kılıfa girerler. Damar duvarındaki değişiklikler, bu bölgede toplardamarda bası ve lümenin daralmasına yol açan bir ‘çentiklenme’ meydana getirir, damarın yön değiştirmesine de neden olabilir. Bu durum kan kolonunun hafifçe incelmesinden ciddi incelmesine ve görünen kan kolonunun kesilmesine kadar giden derecelerde olabilir. Çaprazlaşma değişiklikleri kronik hipertansif hastalığın karakteridir.
Retina Anevrizmaları:
Mikroanevrizmalar yani uç dalcıklardaki genişlemeler damar hastalıklarının geniş bir bölümünde görülen, hipertansiyona özgü olmayan bir bulgudur, damar duvarının zayıf alanlarında lokalize baloncuklar şeklinde olurlar.
Makroanevrizmalar yani damarsal dal baloncukları ise hipertansiyonda görülebilen damar değişiklileridir. Retinal makroanevrizmalı 120 hastalık bir çalışmada, olguların %75 inin kadın ve %67 sinin hipertansiyonlu olduğu gösterilmiştir.
İKİNCİL HİPERTANSİYON (HİPERTANSİF HASTALIK) RETİNAYI NASIL ETKİLER?
İkincil yani sistemik hastalıklara bağlı olarak gelişen hipertansiyon genellikle retinada akut damarsal spazm ile karakterizedir. İkincil hipertansiyonda arterioloskleroz, hipertansiyonun kronikleşmesi ve eşlik eden arteriolar hastalık dışında seyrek görülür. Retina değişikliklerinin daha çok atardamarlardaki büzüşmeden kaynaklandığı ve benzer değişikliklerin hem böbreklerde hem de gözlerde olabileceği gösterilmiştir. Retinada yaygın ve bölgesel damar daralması, kanamalar ve eksudalar, muhtemel nöroretinal ödem ve kronik retinal arteriolosklerozun yokluğu dikkati çeker.
Hipertansif hastalık akut glomerulonefrit ve gebelik toksemisinde, kollajen hastalıklar, böbreküstü bezi tümörleri, böbrek parenkim hastalıkları, aort koarktasyonu, damarsal anomali ve tıkanmalar, salgı sistemi hastalıkları ve menapozda görülebilir.
Hipertansif hastalığın şiddeti ile oftalmoskopik bulguların ilişkisi, birçok sınıflandırmaya neden olmuştur. 1947 de Amerikan Oftalmoloji Birliği tarafından bir rapor halinde bastırılarak damarsal değişikliklerin dereceledirilmesinde kullanımı sağlanmıştır. Evrelendirme tanı ve takipte, özellikle tedavinin etkinliğini izlemede önemli olmuştur.
HİPERTANSİYON NASIL TEDAVİ EDİLİR?
Hipertansiyonun ve hipertansif hastalığın ilaçla tedavisi, ilaçlardaki yeniliklerle önemli gelişmeler göstermiştir. Komplikasyon ve ölüm oranı giderek azalmaktadır. Hipertansiyonun tedavisi genel hijyenik önlemler ve ilaç tedavisini içerir. Genel önlemler eğitim, kilo kontrolü, sodyum tuzu kısıtlaması, egzersiz ve hayat tarzının kontrolüdür. İlaç tedavisi ise diüretikler (idrar söktürücüler), sedatifler (sakinleştiriciler), adrenerjik inhibitörler (Beta blokerler, Alfa reseptör blokerleri), ACE inhibitörleri, kalsiyum antagonistleri ve vazodilatatörler ( damar genişleticiler) olarak sayılabilir.
HİPERTANSİF RETİNOPATİNİN HASTA AÇISINDAN ÖNEMİ NEDİR?
Hipertansif retinopatinin tespiti ve evrelendirilmesi, genel hastalığın tanı ve takibinde, tedavi etkinliğini izlemede ciddi bir öneme sahiptir. Hipertansiyondaki retina değişiklikleri basit, pratik ve komplikasyonlu veya komplikasyonsuz hipertansiyondaki prognozu ( hastalığın nihai tablosunu) belirleyen önemli bir rehberdir.
Retina Dekolmanı
RETİNA DEKOLMANI (RD) NEDİR?
Retina gözün iç ve arka bölümünü kaplayarak, gözün optik ortamlarında başlayan görme işlevini kendisinde gerçekleştiren ve görüntü uyaranlarını görme siniri aracılığıyla beyne ileten tabakadır ( ağ tabaka ).
‘Retina dekolmanı’,retinanın en dış katı olan retina pigment epiteli (RPE) ile fotoreseptör (ışığa hassas) katları arasında sıvı birikerek, nörosensoryel retinanın yani sinir-duyu katmanının RPE den ayrılmasıdır. Dekole (ayrılmış) retina bölgesinde görme fonksiyonunun kaybı, tam görme kaybına kadar ilerleyebilir.
Retina dekolmanı (RD) sırasında fotoreseptörler arası alanın genişlemesi ve fotoreseptörlerarası madde kompozisyonunda meydana gelen değişiklikler de olaya eşlik eder. Bu süreçte RPE nin metabolik etkisi, koroidin yani alttaki damar tabakasının osmotik basıncı, vitreus adı verilen göz içi jölenin bütünlüğü gibi retinayı yerinde tutan normal güçlere karşı güçler harekete geçer.
Çeşitli göz içi inflamasyon ve infeksiyonlar, vitreus jölesinin sıvılaşması ve arka vitreus dekolmanı (AVD), retina yırtıkları, kanamalar ve tümörler gibi birçok nedenle retina altında biriken ve retinanın ayrılmasına yol açan hücre dışı materyel, ‘subretinal sıvı’ olarak adlandırılır.
RD BELİRTİLERİ NELERDİR?
Retina dekolmanı gelişen hastalar başlangışta ışık çakmaları, oval-yuvarlak şekiller ve örümcek ağı şeklinde görüntüler görme, siyah veya kırmızı renkte yağan noktalar ve nihayet dekole yani ayrılmış retina bölgesine uyan görme alanı kaybı tarif ederler. Dekolmanın tipine, yerine ve süresine göre belirtilerin şiddeti farklılaşabilir.
RD NIN FARKLI TİPLERİ NELERDİR?
Retina dekolmanının üç tipi vardır : I. Regmatojen (yırtıklı) RD, II. Traksiyonel (çekintili) RD III. Eksudatif (seröz) RD.
I. Yırtıklı retina dekolmanı :
En sık karşılaşılan retina dekolmanıdır. Bu tip dekolmanların oluşmunda rol oynayan durumlar; vitereus jelinin likefaksiyonu (sıvılaşması) ve sinerezisi (pıhtılaşması), arka vitreus dekolmanı (AVD), retina yırtığı oluşumuna yol açabilen gelişimsel veya edinsel retinal ve vitreoretinal dejeneresanslar ve sıvılaşmış vitreusun retina altına geçmesini sağlayan retina yırtıklarıdır.
Vitreus, hacmı yaklaşık 4 ml ve ağırlığı da yaklaşık 4 g. olan bir jöledir ve göz hacmının 4/5 ini kaplar. Vitreusun %98 i sudur, lifsel çatkısı Tip II kollajenden oluşur. Bu yapıyı destekleyen diğer komponentler ise yüksek molekül ağırlıklı ‘hyaluronan’ ve kortikal (kabuğa ait) alanda yerleşmiş seyrek hücreler olan ‘hyalositler’ dir. Vitreusun bu sıkıştırılamayan, çok viskoelastik yapısı ona iyi bir biçimlendirici ve şok emici işlev kazandırmıştır. Vitreus, kendisine komşu olan tüm yapılara yaslanmaktadır ancak vitreus tabanında çok sıkı bir yapışıklık gösterir, optik sinir çevresinde, sarı nokta diye bilinen foveal ve parafoveal alanda,büyük retina damarları boyunca ve lens arka yüzünde de zayıf yapışıklıklar gösterir.
Yaşlanmayla, vitreus jeli bozuşarak sıvılaşır (likefaksiyon), kolajen lifler ağında büzüşme ve çökelme ile jel hacmı küçülür ve mini gölcükler oluşur. AVD oluşabilmesi için, yoğunlaşmış arka vitreus kabuğunun yırtılması ile sıvı vitreus jelinin vitreusun ara alana geçmesi, arka vitreus yüzeyini iç retina zarından ayırması gerekir. AVD görülme oranı yaşla birlikte artar, 70 yaşın üzerinde %70 dolayında gerçekleşir ve hastalarda ışık çakmaları ve uçuşan cisimlerin görülmesi şeklinde belirti verir. Yoğunlaşmış vitreus, gözün yuvarlak hareketleri ile retinayla yapışıklık yerlerinde çekintiye neden olur ve bu çekme gücü de retina yırtıklarına yol açabilir.
Işık çakması ve uçuşan cisimler gören hastalarda oluşan retina dekolmanlarında yaklaşık % 15 oranında retina yırtığı vardır ve böyle şikayete neden olan gözlerde retina yırtıklarının retina dekolmanına yol açma oranı % 33-55 tir.
Yırtıklı retina dekolmanlarının % 60 ında hastalar dekolman oluşmadan önce vitreus çekintisine bağlı ışık çakmaları, optik sinir önünde ayrılan vitreus korteksine bağlı oval-yuvarlak opaziteler ve kollajen liflerin görüntüsüne bağlı örümcek ağı gibi şekiller, yırtılan retina bölgesinden dökülen RPE hücrelerine veya yırtılan damarlardan kaynaklanan kan hücrelerine bağlı çok sayıda siyah veya kırmızı noktalar görürler. Ayrılmış retina alanına uyan görme alanı kaybı gelişir.
Olguların % 40 ı hastada hiçbir belirti olmaksızın, dekolmana bağlı görme alanı kaybı ile ortaya çıkar.
Retina muayenesinde dekole retina yüzeyinin dışbükey ve kırışık olduğu görülür, olguların % 97 sinde retinadaki yırtık bulunur. Retina altı sıvısı yerçekimiyle pek yer değiştirmez. Retina altı sıvısının kısmen direne olması nedeniyle göz içi basıncında en az 5 mm Hg. lık düşme meydana gelir.
Yırtıklı RD uzun süre kaldığı zaman fikse kıvrımlar, yatışık ve dekole retina sınırında demakasyon çizgisi, retina içi fibrozis (lifli bağ doku oluşumu) ve makrokistler şeklinde ikincil retina değişiklikleri görülür. Retina ince, transparan ve daha düz bir görünüm kazanır.
Yırtıklı RD oluşumunda rol oynayan retina defekt ve dejeneresansları hangileridir?
Yırtıklı RD oluşumunda rol oynayan birçok periferik (çevresel) retina defekt ve dejeneresansı vardır. Bunların başlıcaları önem sırasına göre aşağıdadır.
Çevresel retina defektleri :
1. Atnalı şeklinde ya da flepli retina yırtıkları: Vitreoretinal yapışıklıkların varlığında çekinti sonucu oluşan U veya V şeklindeki tam kat retina yırtıklarıdır . Diğer retina defektlerine göre daha yüksek oranda retina dekolmanına yol açarlar.
2. Serbest kapaklı (operkulumlu) retina delikleri de tam kat retina yırtıklarıdır, genellikle yuvarlağa yakın şekilde ve tek başına bulunurlar.
3. Yuvarlak atrofik delikler, üzerindeki vitreus sağlamsa tehlikesizdirler. Nadiren karşısındaki vitreus sıvılaşarak dekolmana neden olabilir.
4. Dezenseriyon (retina diyalizi) retina çevresindeki pigmentsiz epitelin duyusal retinadan çepeçevre ayrılmasıdır. Gençlerde, özellikle alt dış kadranda ve sıklıkla travma öyküsüyle birlikte dekolmana yol açabilir.
Çevresel retina dejeneresansları :
1) Lattice dejeneresans (kafes tarzı dejeneresans): RD na en çok neden olan dejeneresanstır, bu olguların yaklaşık % 30 unda bulunur. Toplumda görülme sıklığı % 8 dir ve bu kişiler yaşamları süresince % 1-2 oranında RD geliştirme riskine sahiptirler. AVD varsa yırtık riski % 24 e çıkar.
2) Kistik retina püskülleri: RD larının yaklaşık % 10 undan sorumludur. Sıklıkla tek taraflıdır ve belirti vermez.
3) Bastırmaksızın beyaz dejeneresans (white without pressure - WWP): Arka sınırlarına dev retina yırtıkları yerleşebilirler.
4) Retinoskizis: Aslında yırtıklı RD nın bir alt grubudur, sıklığı % 2.5 olup 40 yaş üzerinde % 7 civarındadır. % 99 u belirti vermez. Retinoskizis üzerinde iç ve dış retina delikleri varlığında tehlikeli olabilir.
YIRTIKLI RETİNA DEKOLMANI KİMLER İÇİN RİSKLİDİR?
Katarakt ameliyatı geçirmiş olmak (vitreus sıvılaşmasına ve AVD ye neden olarak) , YAG laser kasülotomi uygulanması (çekinti ve enflamasyona neden olarak), miyopi, diğer gözde retina dekolmanı olması (RD larının % 10-20 si iki taraflıdır), aile öyküsü, hastanın yaşı, travma öyküsü, serum kortizol düzeyinin düştüğü bahar ve yaz ayları, miyotik (göz bebeği daraltan damla) kullanımı gibi risk faktörleri bilinmektedir.
Koruyucu tedaviye karar vermede çevresel retina defekt veya dejeneresanslarının tipi kadar, risk faktörlerinin varlığı ve lezyonun hastada belirti verip vermemesinin de önemi büyüktür.
II. Çekintili Retina dekolmanı :
Retina yüzeyindeki veya vitreus içindeki membranlar tarafından nörosensoryel retinanın çekilmesi sonucunda oluşurlar.
Retina yüzeyi, diğer retina dekolmanlerından farklı olarak, gözün ön segmentine göre konkav bir yapılaşma gösterir. Retina yırtığı yoktur, ancak çekintinin artması ile yırtıklı dekolmana dönüşebilir. Dekole retina alanı hareketsizdir ve nadiren uzak çevreye kadar uzanır.
Çekintili RD nın en sık nedeni Proliferatif Diyabetik Retinopati , Proliferatif vitreoretinopati (PVR) , delici göz yaralanmaları ve prematüre retinopatisidir. Yırtıklı retina dekolmanlarında ilk operasyondan sonra %7-10 oranında PVR gelişerek çekintili RD oluşabilir, bunların tekrar operasyonu gerekir.
III. Seröz retina dekolmanı:
Enflamatuar veya tümöral bir retina veya damarsal hastalık sonucunda RPE nin hasarına ve kan-retina bariyerlerinin bozulmasına bağlı olarak retina altı alana sıvı birikmesiyle nörosensoryel retinanın RPE den ayrılmasıdır.
Retina yüzeyi düzdür, yırtıklı RD gibi kırışıklık göstermez. Retina yırtığı yoktur. Karakteristik özelliği retina altı sıvısının yerçekimine göre yer değiştirmesidir. Sıklıkla iki taraflıdır.
Daha çok Harada Hastalığı, arka sklerit, kollagen-damarsal hastalıklar, sempatik oftalmi, malin hipertansiyon, gebelik ve toksemi, malin melanom, koroid hemenjiomu ve metastatik tümörlerde görülür. Hastalarda vitritis varsa uçuşan cisimler görebilirler.
RD NASIL TEDAVİ EDİLİR?
Regmatojen (yırtıklı) retina dekolmanlarında cerrahi yöntemler uygulanır. Bunlar dıştan kalıcı veya geçici bir materyelle skleraya bası, lazer, krio veya diyatermi kullanılarak yırtığın kapatılması, göz içi tamponad (pnömatik retinopeksi) ve vitrektomi ameliyatlarıdır.
Traksiyonel (çekintili) retina dekolmanlarında tedavi yine cerrahidir. Vitrektomi ve membranektomi, göz içi tamponadlar (hava, silikon yağı ve genleşebilen gazlar gibi), sklera basısı ve endolaser uygulamasını kapsar.
Eksudatif (seröz) retina dekolmanlarının tedavisinde nedene yönelik uygulamalar, kortikosteroid ve radyasyon tedavisi, laser ve krioterapi yapılır.
Yırtıklı retina dekolmanlarında ameliyattan sonra anatomik başarı oranı % 90 dolayındadır. Ancak, bu hastaların sadece % 35-60 ında 0.4 ve daha iyi bir görme keskinliği elde edilebilmektedir. Görsel sonucu olumsuz etkileyen en önemli faktör, arka kutup denilen merkezdeki sarı nokta bölgesinin dekole olmasıdır. Arka kutup dekolmanının süresi, yüksekliği, retina dekolmanının genişliği, hastanın yaşı, daha önce bir göz yaralanması veya katarakt ameliyatı geçirmiş olması da cerrahi başarıyı önemli ölçüde etkiler. RD cerrahisinin komplikasyonları ve nüks olup olmaması da sonucu etkileyen diğer faktörlerdir.
Çekintili dekolmanında cerrahi başarı oranları daha düşük ve onu etkileyen faktörler daha karmaşıktır.
Seröz retina dekolmanında görsel sonuç nedene, erken ve doğru tanıya ve uygulanan tedaviye göre değişir.
Koruyucu Tedavi Nedir?
Yırtıklı RD koruyucu tedavisi 1934 te başlamıştır, retina yırtıklarının veya yırtık oluşumuna yol açabilecek defekt ve dejeneresansların diyatermi, xenon arkı, kriopeksi ve günümüzde daha ziyade lazer fotokoagülasyon spotları ile çevrelenmesi veya ekvatora ya da ekvator önüne çepeçevre baraj yapılmasıdır. Doğru karar ve uygulama ile RD insidensinin anlamlı olarak azaldığı birçok araştırmacı tarafından gösterilmiştir.
Birçok çevresel retina lezyonu (meridyonel kıvrımlar, kapalı ora girintileri, kistik püsküller, periferik kistik dejeneresanslar, kaldırım taşı dejeneresansları, bastırmakla beyaz dejeneresanslar, vitreoretinal çekintisi olmayan pigment kümeleri)
sadece ayırıcı tanısı yapılması gereken fakat koruyucu tedavi gerektirmeyen lezyonlardır. RD na neden olmazlar.
Ancak, önceki bölümde sıraladığımız dekolmana hazırlayıcı lezyonlar; başta atnalı yırtıklar ve retina diyalizleri olmak üzere, kapaklı retina delikleri, yuvarlak atrofik delikler, kafes tarzı dejeneresanslar, kistik retina püskülleri, bastırmaksızın beyaz dejeneresanslar, çekintili periferik pigment kümeleri ve delikli retinoskizisler, akut AVD belirtileri ve risk faktörleri açısından değerlendirilerek gerektiğinde koruyucu tedaviye alınmalıdırlar.
Behçet hastalığı nedir ? Behçet hastalığının adı nereden geliyor ?
Behçet hastalığı ağızda ve cinsel bölgede tekrar eden "aft" şeklinde yaralar ve gözde üveit yapan bir hastalık olarak ilk kez Prof. Dr. Hulusi Behçet tarafından 1937 yılında tanımlanmıştır. Ancak Behçet hastalığı vücutta hemen bütün sistemleri tutabilen, eklem, büyük ve küçük damarlar, solunum, santral sinir sistemi ve sindirim sistemi organlarının tutulumuna neden olabilen müzmin iltihaplı bir hastalıktır. Hastalığın bulgu ve belirtileri tutulum gösteren organlarda alevlenmeler şeklinde görülür ve bazı belirtiler uzun süre görülür tarzda devam etsede kişiden kişiye değişen, lezyonların görülmediği ve kişinin şikayet etmediği dönemler de yaşanmaktadır.

Resim 1. Ön üveitte yoğun lökosit cevabı nedeni ile hücrelerin ön kamara alt kısmına yer çekimine bağlı olarak çökmesi sonucu görülen "hipopyon".
Behçet hastalığında göz tutulumu nasıl olur, belirtileri nelerdir ?
Behçet hastalığının göz tutulumu ön üveit, arka üveit veya ön ve arka üveitin bir arada görüldüğü "panüveit" şeklinde olabilir. Göz tutulumu olan hastalarda yukarıda anlatılan üveit belirtileri görülür. Bu belirtiler arasında "hipopyon" dediğimiz Behçet hastalarında daha sık görülen bir belirti yer alır ve hastalığın ağır hasar bırakacak tarzda seyredebileceği olasılığını gösterir (bakınız resim 1).
Behçet hastalığında göz tutulumu sıklığı nedir ve ne zaman ortaya çıkar ?
Behçet hastalığında göz tutulumu hastaların yaklaşık %45-55'inde görülür. Bu oranlar hastaneye başvuran hastalardan elde edilen veriler olması nedeni ile toplumdaki gerçek oranı yansıtmamaktadır. Behçet hastalığı tanısı bazen göz hastalığının başlaması ile birlikte konulur. Bunun sebebi diğer sistem bulgularının hastayı hekime gitmeye zorluyor olmayışıdır. Diğer sistem bulguları nedeni ile tanı konulan hastalarda bir süre sonra göz tutulumu ortaya çıkabiliyorsa da bu oran oldukça düşüktür. Göz tutulumu tek gözde başlayıp aynı gözde devam edebilir. Ancak çoğunlukla hastalık her iki gözdedir.
Behçet hastalığında kimler göz tutulumu ve şiddeti açısından yüksek risk altındadır ?
Behçet hastalığında göz tutulumu ve hastalığın gözdeki görünümü olan üveitin ağır geçmesi ve bu bağlamda ciddi görme kayıplarına yol açması hastalığın erken yaşta başlaması ve erkek cinsiyeti ile ilişkilidir. Göz tutulumu erkeklerde kadınlara oranla daha sıktır. Göz tutulumu olması aynı zamanda hastalığın ağır seyredeceğinin bir bulgusu olmaktadır. Göz hastalığının ciddi ve hasar bırakacak tarzda seyredeceğinin en önemli işareti aktivasyon dediğimiz alevlenme bulgularının sık ve yoğun şekilde seyreder tarzda olmasıdır.
Behçet hastalığında göz tutulumu nasıl seyreder ve ne gibi faktörler üveit ataklarını uyarır ?
Göz tutulumunun klinik görünümünün bir özelliği olan atakların sıklığı ve şiddeti hastadan hastaya fark göstermektedir. Söz konusu atakların ortaya çıkıp kaybolması gözün normal doku ve yapılarının kalıcı hasar geliştirmesine neden olur; bu da üveitin en önemli prognostik değerlendirmesi olan kalıcı görme kayıplarına yol açar. Üveit ataklarının ortaya çıkışının herhangi bir ön işareti yoktur. Hastalığın çok iyi takip edilmesi takipler esnasında gözlenen klinik değişimlere göre tedaviler düzenlenmesi, tedavilerin protokol dahilinde yapılması ve protokollerdeki parametrelerin sağlanamaması halinde ikili tedaviye geçilmesi önem taşımaktadır. Stres, aşırı yorgunluk, düzensiz ilaç kullanımı ve ateşli hastalıklar üveit ataklarını uyarabilir. Özellikle ilaçların önerildiği şekilde ve düzenli olarak kullanılmaması hastalığın alevlenmesine yol açabilir. Olayın bu boyutu göz önüne alınarak tedavinin düzgün olarak yapılması konusunda uyarılara devam edilmelidir.
Behçet hastalığında göz tutulumu olan her hastada tedavi gerekir mi ?
Göz merceği "lensin" gerisinde vitreus boşluğunu dolduran vitreusun iltihabı "vitritis" olarak bilinmektedir. Göz bulgusu olarak sadece vitritis saptanan hastalara tedavi verilmeyebilir. Ön üveiti olan hastalara iltihabın baskılanması için kortikosteroid içeren topikal göz damlaları ve merhemi verilir. İris ile göz merceği arasında oluşabilecek yapışıklıkların ayrılması amacı ile göz bebeğini (pupilla) genişletici damlalar belirlenen sıklıklarla verilir. Yapışıklık gelişme riski yüksek olan hastalara pupillayı kuvvetli olarak genişleten ilaçlar daha sık aralıklar ile verilir. Arka veya panüveiti olan hastalara ise sistemik kortikosteroid ve bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlar hastalığın şiddetine göre belli dozlarda ve tek veya kombine olarak uygulanabilir. Sistemik kortikosteroidler ve bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlar göz tutulumu dışında hastalığın büyük damar ve nörolojik tutulum gibi ciddi formlarında da kullanılır.
Behçet hastalığında görme kaybı riski nedir ?
Ataklar esnasında göz dokularında meydana gelen geçici hasarlar nedeni ile görme azalması oluşur. Tekrarlayıcı ve şiddetli ataklar sonrası gözün özellikle arka tabakalarında meydana gelen hasar nedeni ile kalıcı görme kayıpları oluşur. Göz tutulumu görme merkezini hasarlayıcı şekilde olmayan ve/veya kadın olan hastalarda görme uzun süreli iyi düzeyde korunabilmektedir. Türkiye ve Japonya gibi ülkelerde görme kaybı riskinin daha fazla oluşu Behçet hastası sayısının fazla olmasından kaynaklanır. Kuzey Amerika gibi ülkelerde ise hastalık daha seyrek görülür.
Behçet hastalığında göz tutulumu olan hastalar nasıl takip edilir ?
Göz tutulumu olan hastalar göz kliniklerinin uvea hastalıkları birimlerince belli aralıklarla düzenli olarak takip edilir. Hastaların yeni belirtilerin ortaya çıkışı açısından dikkatli olmaları istenir ve kontrol muayenesi dışında atak gelişimi şüphesi olması halinde bile acil olarak takip edildikleri göz kliniğine başvurmaları önerilir. Hastaların kontrol muayenelerine düzenli olarak gelmeleri hastalığın seyrinin takibi, ilaç tedavisinin şeklinin, dozunun ve yan etkilerinin belirlenmesi, ve hastalığın komplikasyonlarının saptanması açısından önem taşır.
Vitrektomi nedir?
Vitrektomi ya da diğer ismi ile pars plana vitrektomi 1 mm den daha ince çaplı kesici ve emici bir aletin gözün içine sokularak, göz arkasındaki jelin çıkartıldığı bir ameliyat şeklidir. Bu teknik ile birçok göz hastalığı tedavi edilir. Gözün arka boşluğundaki kanamaların temizlenmesi, retina (ağ tabaka) dekolmanlarının (ayrılmalarının) tedavisi, ağtabaka üzerinde gelişen zarların temizlenmesi, göziçine kaçan yabancı cisimlerin çıkartılması gibi çok sayıda uygulaması vardır.
Şeker hastalığında vitrektomi ameliyatı ile ne amaçlanır?
Şeker hastalığında kan şekeri düzeyi kontrol edilmez ise genellikle hastalık başladıktan 5 yıl kadar sonra ağ-tabakası (retina) kanamaları, ağtabakası içine yağ ve sıvı sızması ve bu tabakanın kalınlaşması, ilerleyen dönemlerde kanamanın göziçine yayılması ve ağtabaka ayrılmaları ve yırtılmaları gelişebilir. Bu sorunların giderilmesinde vitrektomi teknikleri kullanılır. Bu ameliyat ile kanamalar temizlemir, retina ayrılmaları tamir edilir, ağ-tabakadaki yağ ve sıvı birikiminin azaltılması için ağtabaka üzerindeki zarlar çıkartılır. Unutulmaması gereken nokta şeker hastalarının bu döneme gelmemesi için kan şekerlerini düzenli olarak normal sınırlarda tutmalarının gerektiğidir.
Retinal Protezler (Yapay Görme Sağlayan Araçlar) ne aşamada?
Retinal Protezler
Yapay görme nedir?
Görsel bilginin işlenerek değerlendirilmesi sonrasında bireye bir başka duyu şeklinde sunulmasıdır. Halen güncel olarak üzerinde durulan protezli görme ise, canlı sinir hücrelerinin elektriksel uyarımı ile gözün görme tabakası olan retinaya veya görme yollarına işlenmiş bilginin aktarılmasıdır. Bir tedavi usulü olmaktan ziyade, görsel protezler görmesi olmayan veya görmesi çok düşük olan hastaların rehabilitasyonu açısından değerlendirilmektedir.
Kaç çeşit görsel protez vardır?
Temel olarak görsel protezler üçe ayrılabilir: Beyin dokusuna yerleştirilen kortikal protez, görme siniri olan optik sinirin çevresine yerleştirilen optik sinir protezi ve retina dokusuna yerleştirilen retinal protez.
Hangi grup hastalar görsel protez uygulamaları için uygundur? Belli bir grup hastaya belli tip protez düşünülebilir mi?
Retina dokusunun dış katmanlarının hasarlandığı ama iç katmanlarının göreceli olarak korunduğu, görme sinirinin ve beynin yeterli işlev gördüğü hastaların rehabilitasyonunda retinal protezler düşünülebilir (örneğin: retinitis pigmentosalı ve yaşa bağlı makula dejeneresansı komplikasyonu olan coğrafik atrofili hastalar). Retina dokusunun büyük oranda kaybedilmesine rağmen görme sinirinin canlılığını koruduğu hastalıklarda optik sinir protezi uygun olabilir. Retina dokusu ve optik sinir yollarının hasarlandığı ileri durumlarda ise kortikal protez gündeme gelir.
Retinitis pigmentosa nedir?
Retinitis pigmentosa (RP) terimi, retinada görmeyi sağlayan sinir hücreleri olan fotoreseptör hücrelerinin kalıtsal bir dejenerasyonunu (bozunumunu) ifade etmektedir.

Şekil 1: Retinitis pigmentosalı bir olgunun gözdibi fotoğrafı
Retinitis pigmentosanın bulguları nelerdir?
RP’de ilk belirtiler, genellikle genç yaşta ortaya çıkan gece görme bozukluğu ve görme alanında çevresel kayıplardır. Hastalık ilerleyicidir. Hasta erişkin yaşa geldiğinde daralmış çevre görme alanı ve azalmış maküler fonksiyona sahiptir. İlerlemiş hastalıkta, retina damarlarının bozulmaları, iç retinal sinir hücrelerinin etkilenmesi ve görme siniri başının solukluğu izlenir.
Yaşa bağlı makula dejeneresansı nedir?
Genellikle 55 yaş ve üzerinde görülen, gözün keskin görme noktasını etkileyerek, merkezi görmeyi bozan birçok faktöre bağlı bir hastalıktır. Çeşitli tipleri vardır ve tipine göre belirtiler, sabit seyredebilir, görme kısmen olumsuz etkilenir veya belirtiler ilerleyerek retinanın özellikle dış katlarının zarar görmesi nedeniyle görme oldukça azalır.

Şekil 2: Yaşa bağlı makula dejenerasyonu (coğrafik atrofi) bulunan bir olgunun gözdibi fotoğrafı
Hastalığın tipi, görme derecesi önemli midir? Bir göz sağlamsa, sorunlu olan diğer göze uygulanması düşünülür mü?
Hastalığın tipi önemlidir, halen ilerlemekte olan hastalıklarda bu yöntem bir tedavi usülü olmadığı için uygulanması düşünülemez. Bir gözün sağlam olması durumunda da, günümüzdeki teknoloji ile üretilen görsel protezlerin diğer göze uygulanması öngörülmemektedir. Retinal protez uygulanması planlanan hastaların görmeleri, ışık hissi yokluğu ile el hareketleri seviyesi arasında değişmektedir. Bu hastalara ayrıca elektrofizyolojik ve psikofiziksel testler uygulanıp, iç retinal katların ve görme sinirinin işlevselliği değerlendirilmektedir.
Retinal protez tiplerinin çalışma mekanizması ve şeması nasıldır?
Retinal protezler göz içinde yerleştirilme yerlerine göre:
- Epiretinal (retinanın üzeri)
- Subretinal (retina ile pigment epitel tabakası arası)
- Suprakoroidal transretinal (pigment epitel tabakası ile damar ağı tabakası arası)
olarak sınıflandırılmaktadırlar.

Şekil 3: Retinal protezin yerleşim yerine göre isimlendirilmesi. Gözün yandan kesiti ve retina dokusunun ayrıntılı çizimi görülmektedir. Subretinal protez, retina dokusu ile pigment epitel tabakası arasına, epiretinal protez retinanın üzerine yerleştirilir. Suprakoroidal protez ise pigment epitel ve damar ağı tabakası arasına yerleştirilmektedir.
Elekronik retinal protez teknolojisinde, küçük bir kamera ile görüntü alınır, görüntü elektriksel bir şekle dönüştürülür ve görme sisteminin sinirlerine iletilir. Protezin bir kısmı gözün çevresindedir, elektrotları taşıyan kısmı ise göziçine yerleştirilir. Elektrot bölgesinden retinaya uygulanan kontrollü elektriksel uyarılar, aktif elektroda karşılık gelen bölgede ışık noktası (fosfen) algılanmasını sağlar. Elektrotların elektriksel uyarımı ile, hastanın birçok ışık noktasını görmesi, bunları bir araya getirerek görüntüyü algılaması mümkün olur.

Şekil 4: Retinal protezin çalışma mekanizmasının genel şeması. Gözlük üzerine monte edilen mini kameradan alınan görüntü mikroişlemleyiciler ile elektriksel uyarılara dönüştürülerek, kablo aracılığı ile gözün içine yerleştirilmiş olan retinal protezin üzerindeki elektrotlara iletilir. Geliştirilmekte olan yeni protezlerde bütün aksamın göziçine yerleştirilmesi, enerji ve uyarıların telemetri adı verilen kablosuz bir yöntemle temin edilmesi planlanmıştır.
Halen rutinde kullanılıyor mu? Kaç hastaya uygulandı?
Retinal protez sınırlı merkezlerde ve özel izne tabi olarak hastalara uygulanmaktadır. Henüz rutin uygulanmamaktadır. Bilgimiz dahilinde, kısa süreli elektriksel uyarım denemeleri dışında, uzun süre gözde kalmak üzere, epiretinal protez 6 hastaya, subretinal protez 1 hastaya, suprakoroidal transretinal protez 2 hastaya uygulanmıştır. Elektroteröpatik olarak isimlendirilen bir diğer mikrofotodiyot dizini olan ASR (artificial silicon retina) yaklaşık 30 hastaya uygulanmıştır, takipleri devam etmektedir.
Retinal protezde başarı ne demektir?
Hiç ışık görmeyen veya sadece ışığı fark eden gözlere uygulanmış olan retinal protezlerin amacı, öncelikle hastaların ışık ile karanlığı ayırt etmesi, yüksek kontrastlı cisimleri fark edebilmesi ve kendi başlarına hareket edebilmelerinin sağlanmasıdır. Elektronik çiplerde bulunan 16 elektrot ile elektriksel uyarının bunu sağladığı gösterilmiştir. Şimdi üzerinde çalışılan ve yakın zamanda insanlara tatbik edilmesi düşünülen 60 elektrot içeren protezlerin daha ayrıntılı görüntü algılatması beklenmektedir.
Teknolojik açıdan ve uygulama tekniği olarak beklentiler neler olabilir?
Normal insanlarda yapılmış olan simülasyon testleri 256 elektrotun yakın okumayı sağlayabileceğini göstermiştir. Görülmektedir ki elektrot sayısı arttıkça rezolüsyon artacaktır. 2020’li yıllarda 1000 elektrot içerecek protezlerle ilgili geliştirme projeleri devam etmektedir. Bu konuda karşılaşılabilecek önemli bir sorun, elektrot sayısı arttıkça göz içine yerleştirilmesi gereken protez büyüklüğünün artmasıdır.
Retinal protez konusunda dünyadaki merkezler nerelerdedir?
Epiretinal protez konusunda:
- Doheny Retina Enstitüsü’nde, Mark Humayun
- Second Sight, LLC.’da, Robert Greenberg
- Harvard/Massachusettes Institute of Technology’de, Joseph Rizzo
- Kresge Eye’da, Raymond Iezzi
- Alman Konsorsiyumu’nda (EPİ-Ret projesi), Rolf Eckmiller ve Martin Stieglitz
çalışmaktadır.
Subretinal protez konusunda:
- Optobionics’de, Alan Chow
- Alman Konsorsiyumu’nda, Eberhart Zrenner
çalışmaktadır.
Ayrıca, Japonya’da, Belçika’da, Avustralya’da ve Güney Kore’de de retinal protez araştırmaları sürdürülmektedir.
Prematüre Retinopatisi (ROP)
Erken doğan bebekler gözün retina yani “ağ tabakası” tam olarak gelişmeden dünyaya gelirler. Bebeğin doğumunu takip eden aylarda ağ tabaka gelişimini tamamlamaya devam eder. Bazı bebeklerde ağ tabakada normal olmayan damarlar, bunların kanaması ve göziçine büyümesi ile ağ tabaka ayrılmaları ve sonunda körlük gelişir.
Bunu engellemek çoğu zaman olanaklıdır. Doğum tartısı 1500 gramın altında olanlar ile gebelik yaşı (anne karnında geçen süre) 32 hafta ve altında olan bebekler doğumdan sonraki 4-6 hafta içinde göz hekimleri tarafından muayene edilirler. Retina gelişimi tamamlanmış olanlar takipten çıkartılır, retina gelişimi tamamlanmamış olanlarda anormal kan damarları oluşumu başlayınca laser ya da soğuk (krio) tedavisi ile tedavi edilirler. Bebek ne kadar erken doğar ve doğum kilosu da ne kadar düşük olursa risk o kadar fazladır.
Tedaviden amaç ağ tabakanın damarları oluşmamış kısımlarının ortadan kaldırılması ve böylece görme merkezindeki bölümün kurtarılarak körlüğün önüne geçilmesidir. Zamanında tanı konulan bebeklerde tedavinin başarı oranı yüksektir. Bebeklerin tamamı olmasa bile çoğu kurtulurlar. Şaşılık ve miyopi gibi göz problemlerinin prematüre bebeklerde zamanında doğan ve doğum tartısı normal bebeklere göre daha sık görüldüğü unutulmamalıdır.
Katarakt nedir?
Halk dilinde perde veya aksu da denilen katarakt göz merceğinde oluşan bulanık yada kesif bölgelerdir.Göz merceği irisin ve gözbebeğinin arkasındadır.Görevi, gözün arka bölümünün iç yüzünü kaplayan ve ışığa duyarlı olan retina üzerinde görüntü oluşumunu sağlamaktır.Mercek bulanıklaşmaya başlarsa ışınların geçişi engelleneceğinden görüş bozulabilir.
Katarakt oluştuğunda merceğin kimyasal bileşiminde de değişiklik meydana gelir.Ancak bu kimyasal değişimin nedenleri henüz tam olarak bilinememektedir. Yaşlılıkta oluşan katarakt en çok bilinenidir.Fakat bu tip katarakta elli hatta daha genç yaşlarda da rastlanılmaktadır.Ayrıca şeker,diğer sistem hastalıkları, uyuşturucular ve göz yaralanmaları ile birlikte de katarakt oluşabilmektedir. Bebekler kalıtımsal olarak kataraktlı doğabildikleri gibi yaşamlarının ilk yıllarında da katarakt oluşabilmektedir.
Kataraktlar genellikle yavaş oluşurlar.Ağrı,sulanma,kızarma yoktur.Bazı kataraktlar, görüşü ciddi şekilde azaltacak bir düzeye ulaşmazken,bazıları da görüşü bütünüyle önler.Bir kataraktın görüşü etkilemesi:
1) Büyüklüğüne
2)Yoğunluğuna,
3) Mercekte oluştuğu yere bağlıdır.
Hastanın farkedebileceği şikayetler şunlar olabilir:
Sisli, puslu, bulanık görme, bazen çift görme de olur; ancak katarakt ilerledikçe bu durum da genellikle kaybolur.
Gözlük camlarını sık sık değiştirme ihtiyacı doğar. Ancak Katarakt belli bir noktayı aşınca, cam değiştirme de görüşü iyileştiremez olur.
Gözler üzerinde bir film varmış gibi hissetme, bir tülün veya bir çağlayanın ardından bakıyormuş gibi görme… Kataraktlı kimse, daha iyi görmek için sık sık gözlerini kırpıştırır.
Genelde kara olan göz bebeği renginin değişmesi…Göz incelenirken göz bebeği gri, sarı veya beyaz görülebilir, ancak bu değişiklikler her zaman farkedilmeyebilir.
Işık problemleri , örneğin gece araba kullanılması giderek güçleşir, çünkü merceğin puslu kısmı, karşıdan gelen far ışınlarını dağıtır ve bunların çift görünmesine veya gözün kamaşmasına neden olur. Keza kataraktı olan kimse, okurken ya da yakın işler yaparken yeterli ışık bulamamaktan yakınır.
“ikinci görüş”: Bazı kişilerde katarakt belli bir düzeye varınca,geçici bir okuma rahatlığına kavuşurlar.Katarakt geliştikçe görüş tekrar bozulmaya başlar. Bu septomların hiçbirisi,o kimsede katarakt olduğunu kanıtlamaz, ya da kataraktın alınması gerektiği anlamına gelmez. Ancak bu belirtilerden her hangi birisi olan kişi, bir göz hekimine mutlaka başvurmalıdır.
Ne zaman katarakt ameliyatı olmalıyız?
Görme bozukluğu kişinin günlük yaşamını aksatacak kadar ilerlediğinde kataraktı ameliyatla alınmalıdır.Eğer katarakt tamamen olgunlaşıp buzlu cam gibi opak hale gelmişse daha acil bir şekilde tedavi edilmelidir. Olgunlaşmış bir kataraktın şişmesi ve hatta göz içinde dağılması bile mümkündür. Bu gibi değişimler,kalıcı görüş kaybı tehlikesi taşırlar.
Doğumsal kataraktlarda ise, görmenin engellendiği her durumda derhal ameliyat yapılmalıdır
Sarkık Göz Kapakları ve Göz Altı Torbaları
Genellikle kalıtsal ve/veya yaşlanma nedeniyledir. Sigara içme veya allerji, gözkapaklarında daha genç yaşta sarkmaya neden olabilir. Gözkapağı çevresindeki torbalar, gevşek deri, kas, yağ ve bazı durumlarda da sıvı içerir.
Blefaroplasti, bu anormal yapıların düzeltilmesi için yapılan cerrahi işlemdir. İşlevsel veya kozmetik amaçlı olabilir.
Kapak Düşüklüğü
Kapak düşüklüğü (ptozis) üst gözkapağı seviyesinin normalden aşağıda olmasıdır. Bu düşüklük göz bebeğini kapatarak görmeyi engelleyebilir. Şiddetli olgularda görmeyi sağlamak için baş pozisyonu veya göz kapağının elle kaldırılmasından yardım alınır.
Kapak düşüklüğü kapağı kaldıran kasın yeterince gelişmemesi nedeniyle doğuştan olabilir veya yaşlanmaya bağlı olabilir. Doğuştan olanlarda zayıf kası kısaltmak veya daha şiddetli olgularda bir askı kullanmak gerekir. Katarakt ve dekolman gibi göz ameliyatlarından sonra da kapak düşüklüğü gelişebilir.

İki taraflı kapak düşüklüğü- ameliyat öncesi

Ameliyat sonrası
Kaş Düşüklüğü
Yüzün diğer bölümleri gibi kaşlar da yaşla birlikte gerginliğini kaybeder ve sarkar. Kaşların düşmesi üst göz kapağının açılmasını engelleyecek kadar şiddetli olabilir. Alın ve/veya kaş gerdirme; kaşın eski durumuna getirilmesini sağlayan cerrahi işlemlerdir. Bu işlem blefaroplasti ile beraber veya yalnız yapılabilir ve işlevsel veya kozmetik nedenli olabilir.
Göz kapaklarının içe dönmesi (Entropion)
Göz kapaklarının ve kirpiklerin içe dönmesi, gözün yüzeyel tabakalarında harabiyete, batma, yaşarma, ağrı gibi belirtilere, ileri durumlarda korneada (gözün saydam tabakası) yara oluşmasına ve görme kaybına neden olabilir.Bu durum da cerrahi olarak düzeltilmelidir.

Ameliyat öncesi

Ameliyat sonrası


Göz kapaklarının dışa dönmesi (Ektropion)
Alt göz kapağı dışa döner ve göze teması kesilirse, göz yaşı dağılımı yeterli olmaz. Bu durum kuru göze ve infeksiyona yol açabilir. Yaşarma, batma, yanma gibi belirtiler oluşabilir. Cerrahi girişimle tekrar normal kapak pozisyonu sağlanır.
Gözkapaklarının İstemsiz Sıkılması (Blefarospazm)
Bu sorun kadınlarda daha sık görülür, genellikle 40 yaşından sonra ortaya çıkar. Nedeni, gözkapaklarını kapatan kasların hastanın iradesi dışında aşırı biçimde kasılmasıdır. Bu yüzden hasta istemese bile gözkapakları kapanır. Hastalar günlük hayatlarını sürdürmekte zorluk çeker, başkasının yardımına ihtiyaç duyarlar. Tedavi için öncelikle botulinum toksini adı verilen ilaçlar kullanılır. Bu ilaç gözkapağına ve çevresine belirli noktalara enjekte edilir ve gözkapağı kaslarının aşırı kasılmasını önler. İlacın etki süresi, genellikle 3-4 aydır. Bu süreden sonra tedavinin tekrar edilmesi gerekebilir.

Göz kapaklarının çok açık olması (Kapak retraksiyonu)
Göz kapaklarının çok açık olması (KAPAK RETRAKSİYONU)
Normalden geniş kapak aralığı vardır ve göz kuruluğuna yol açabilir. Neden çoğunlukla tiroid (guatr) hastalığıdır. Kapak düşüklüğü ameliyatından sonra aşırı düzeltme sonucunda da ortaya çıkabilir. Ameliyatla düzeltilebilir.
Göz çevresi ve alın kırışıklıkları
Göz çevresi ve alındaki kırışıklıklar yaşla birlikte ciltte meydana gelen değişikliklere bağlıdır. Cilt altındaki kasların aşırı kasılması da cilt kırışıklıklarını arttıran bir etkendir. Cilt kırışıklarını düzeltmek için botulinum toksin enjeksiyonları, dolgu maddeleri ve çeşitli cerrahi yöntemler kullanılabilir. Botulinum toksin enjeksiyonları kasların aşırı kasılmasını önlerken dolgu maddeleri ciltteki doku kayıpları yerine koyar. Her iki tedavi de ayaktan uygulanır ve tedaviden sonra hasta normal günlük hayatına devam edebilir.
Gözkapağı Kanserleri
Gözkapağı cildinde kanser görülme sıklığı az değildir ve giderek artmaktadır. Göz kapaklarında yeni oluşan veya büyüyen kitleler, tümör olasılığı nedeniyle dikkatlice muayene edilmelidir. Oküloplastik ve rekonstrüktif cerrah bu tümörlerin çıkartımı ve gözkapağının onarımı için çeşitli teknikler kullanır. Tüm tümörlerde olduğu gibi erken tanı ve tedavi önemlidir.
Bebeklerde ve Çocuklarda Göz Sulanması (Doğumsal Dakriostenoz)
Gözyaşı bezi yeterli üretim yapıyor ama kanal tıkalı ise gözyaşı yüze doğru akar. Yeni doğanlarda gözyaşının aktığı kanallar kapalı olabilir. Çoğunlukla birkaç ayda kendiliğinden açılır. Açılmazsa masaj, sondalama, silikon tüp ile entübasyon veya cerrahi olarak en uygun yöntem seçilerek düzeltilmesi gerekir. Erken dönemde (ilk 12 ay) basit yöntemler ile tedavi sağlanabilir. İhmal edilmiş ve/veya yeterli tedavi yapılmamış hastalarda zamanla infeksiyon eklenir ve gözün diğer bölgelerini etkileyebilir.Bu durumda ve 1 yaşına kadar devam eden sulanmalarda ilk olarak sedasyon altında kanala sondalama uygulanmalıdır. Sulanma devam ederse; sondalama tekrarı yapılabilir veya aynı zamanda kanala silikon tüp uygulanabilir.Bu uygulama ile % 95 başarı elde edilir.

Sol gözde sulanma

Silikon entübasyonu
Gözün Kaybı
Yaralanma, tümörler veya başka göz hastalıkları, göziçi dokuların boşaltılması veya gözün tamamen alınmasını gerektirebilir. Bu, psikolojik açıdan alışılması zor bir durumdur. Diğer gözle eş renk ve büyüklükte uyumlu hareket edebilen yapay bir göz (protez) bu durumu kolaylaştırabilir. Günümüzde yıllar önce gözü alınan hastalara dahi hareketli göz protezleri uygulanabilmektedir.
Genel bir kural olarak, sağlık sigortası kurumları işleve yönelik oküloplastik cerrahi ameliyatlarının giderlerini karşılar. Buna karşılık, estetik amaçlı girişimlerin giderlerini karşılamaz.
Glokom Nedir ?
Halk arasında "Göz Tansiyonu" adıyla da bilinen glokom, milyonlarca insanı etkileyen yaygın bir göz hastalığıdır. Tedavi edilmez ise görme kaybına neden olabilir. Glokomda, göz içindeki sıvı basıncı, görme yeteneği için gerekli olan göz sinirine zarar verecek düzeyde yüksektir.
Sıklıkla 40 yaşın üzerinde oluşan glokom genellikle yıllar içinde çok sinsi ilerler. Bu; en sık görülen glokom tipi olup "Primer Açık Açılı Glokom" olarak adlandırılır. Bu süre içinde glokomlu kişilerin bir bölümünde de hastalığa ait herhangi bir belirti görülmez. Glokom, birçok hasta tarafından ancak ileri dönemde ve belirgin görme kaybı ortaya çıktığında fark edilebilir. Glokomda görme kaybı oluştuktan sonra geri dönüş olmadığından erken tanı önemlidir. Normal göz muayenesi sırasında tespit edilen anormal göz içi basıncı artışı hastalığın ilk belirtisi olabilir. Göz doktorunca düzenli aralıklarla yapılan muayeneler glokomun erken tanı ve tedavisi için en iyi yoldur.
Diğer bir glokom türü ise yine ileri yaşlarda ani olarak krizle ortaya çıkan dar açılı glokomdur. Şiddetli göz ağrısı, görme azalması, gözde kızarıklık ve bulantı, kusma ile karakterize bir tablodur. Acil tedavi gerektirir. Bebeklikte ve çocukluk çağında izlenen türlerinde gözde sulanma, ışığa karşı hassasiyet ve gözde büyüme izlenir.
Glokoma ne sebep olur?
Normalde bazı göz dokularının beslenmesi için göz içerisinde sürekli olarak bir sıvı yapılır ve bu göz içi sıvısı aynı zamanda süreki olarak da bazı yollarla (trabeküler şebeke) gözü terk eder. Glokom, göz içi sıvısını dışarı boşaltan kanallarda yapısal olarak tıkanıklık oluşması nedeniyle sıvının yeterli boşalmaması ve buna bağlı olarak göz içi basıncının artması sonucu oluşur. Yükselen göz içi basıncı görme sinirine zarar vererek sinirin ölümüne neden olur. Bazı hastalarda ise göz içi basıncı normal olduğu halde görme sinirindeki kan akımının bozuk olması nedeniyle görme siniri aynı şekilde tahrip olur (Normal Basınçlı Glokom). Görme siniri hücreleri öldüğü zaman da kalıcı görme kaybı oluşur.
Glokom nasıl teşhis edilir?
Glokom dikkatli bir göz muayenesi ile teşhis edilir. Teşhise yönelik göz muayenesinde göz doktoru:
-Tonometre adı verilen bir aletle göz içi basıncınızı ölçer. Göz dibi muayenesi yaparak göz sinirlerini inceler.
-Gerekli görürse görme alanında kayıp olup olmadığını belirlemek için görme alanı testi yapar.
-Görme siniri ve sinir lifi tabakasını inceleyen ileri yöntemler de uygulanabilir.
Hatırlayın ki glokom herkeste olabilir. Glokoma bağlı görme kaybını engellemenin tek yolu erken tanıdır. Görme alanında glokoma bağlı belirgin hasar olmadıkça hasta bu kayıpların farkına varamaz. Bu nedenle düzenli aralıklarla göz muayenelerinin ve görme alanı gibi ileri tetkiklerin yapılması önemlidir.
Kimler glokoma eğimlidir?
Glokom dünyada milyonlarca kişide görülen ve her insanda ortaya çıkabilecek bir hastalıktır. Bununla birlikte bazı faktörler hastalığın ortaya çıkma riskini arttırabilir.
Glokom riskini arttıran faktörler şunlardır:
-İlerleyen yaş
-Ailede glokom öyküsü (Gnetik yatkınlık)
-Sigara
-Şeker hastalığı
-Yüksek-Düşük kan basıncı
-Miyopi
-Uzun süreli kortizon tedavisi
-Göz yaralanmaları
-Migren
Bu özelliklere sahip kişilerin glokom yönünden göz muayenelerini yaptırmaları uygun olur.
Glokom iyileşebilir mi?
Glokom tanı konulduktan sonra tamamen iyileştirilip ortadan kaldırılamaz; fakat birçok olguda uygun tedavi ile başarılı olarak kontrol altında tutulabilir, görme kaybının ilerlemesi engellenebilir.
Eğer glokomunuz varsa, hastalığın tedavisi ve izlenmesi hayatınızın geri kalan bölümünde sürekli olarak devam edecektir. Bu nedenle göz doktorunuzun izleme programına düzenli olarak uymanız ve önerien tedaviyi dikkatle uygulamanız çok önemlidir.
Glokom nasıl tedavi edilir?
Açık açılı glokom öncelikle göz içi basıncını düşüren çeşitli ilaçlarla tedavi edilir. Bu ilaçlar genellikle göz damlası şeklindedir. Gerekirse cerrahi ve laser girişimleri de uygulanabilir. Bu tedavilerin amacı hastanın kalan görmesinin korunması olup görmeyi arttırmazlar. Kriz ile ortaya çıkan dar açılı tipinde tedavi çok acildir. Doğuştan glokomda ise tedavi esas olarak cerrahidir. Bazı hastalarda birden fazla cerrahi girişim de gerekebilir.
Göz damlaları ne sıklıkla kullanılmalıdır?
Göz damlalarının her gün kullanılması zorunludur. Önerilen ilaç tedavisine bağlı olarak göz damlasını ya da damlalarını günde bir veya birkaç kez düzenli aralıklarla damlatabilirsiniz. Önemli olan her zaman doktorunuzun önerilerini izlemenizdir.
Her zaman aynı damlaları mı kullanacağım?
Glokomun ilerleyici bir hastalık olması sebebiyle göz doktorunuzun göz damlalarınızı değiştirmek veya tedavinize başka göz damlalarını eklemek zorunda kalabilir. Bu değişikliklerin yapılmasındaki ilk neden göz içi basıncını kontrol altında tutabilmek ve görme alanınızı korumaktır. Ayrıca kullandığınız damlaların ortaya çıkabilecek yan etkileri de bu değişikliklerin yapılmasını gerektirebilir.
Glokom tedavisi sırasında göz damlalarının değiştirilmesine neden olabilecek bazı faktörler şunlardır:
- Etkinlik-Göz damlaları göz içi basıncını yeterli derecede kontrol ediyor mu?
- Medikal yan etkiler-Göz damlalarının kötü yönde etkileyebileceği başka bir hastalığınız var mı?
- Gözde allerjik veya başka reaksiyonlara yol açıyor mu?
- Yaşam tarzını etkileyen yan etkiler-Göz damlaları günlük yaşamınızı etkiliyor mu?
Eğer günlük yaşamınızı sınırlayan yan etkilerle karşılaşırsanız onları doktorunuza bildiriniz.
İzlemem gereken basit kurallar var mı?
Evet
İlacınızı doktoruuzun önerdiği şekilde kullanın! İlacınızı hergün aynı saatte alın! Bu şekilde göz damlanızı hem daha kolay hatırlayabilirsiniz hem de daha etkili olmasını sağlarsınız.
Günlük normal yaşamınızı etkileyen herhangi bir yan etkiyi doktorunuz ile görüşün.
Doktorunuzun programladığı kontrol randevularınıza uyun! Hastalığınız ancak doktorunuzun düzenli kontrolü altında olduğunuz zaman başarılı olarak tedavi edilebilir.
Göz doktorunuzu diğer hastalıklarınız için aldığınız ilaçlar hakkında uyarın! Göz doktorunuzun dışında başka bir doktora muayene olduğunuzda ona sizin glokomunuz olduğunu da bildirin.
Glokom kalıtsal olabileceği için ailenizdeki bütün bireyleri düzenli olarak göz muayenesi olmaları için uyarın!
Periyodik görme alanı muayenelerinizi doktorunuzun önerisiyle yaptırın.
HATIRLAYIN:
Glokom tedavisinde sizin rolünüz çok önemlidir. Glokom kronik bir hastalık olduğundan tedavi ömür boyu sürer ve kararlılık ister. Fakat unutmayın, sizin için çok değerli olan görme yeteneğinizi koruyacak olan bu kararlılıktır.