İhtimal...
Yıldızların o ihtişamlı parıltılarını seyrederken iç geçirdim elimde olmadan... Hiç birine ulaşma imkanımız olmaması ne kötü... Oysa hep gözümüzün önündelerken... Gözünün önünde ama imkansız... Bakıyorsun ama dokunamıyorsun... Görüyorsun ama hissedemiyorsun...
Bunları düşünürken bir ihtimal vardı ve o gülümsetti beni... Gözümün değdiği yıldıza, gözünün değmiş olma ihtimali...
Şimdi gecenin bir yarısı ve ben radyoda çalan parçalardan fal tutuyorum kendime... Tabi malum elimde sigara... Şuan gözümün önündeki en parlak yıldıza bakıyorum... Belki diyorum sende balkonundan aynı yıldıza bakıyorsundur...
Kimbilir?
Biliyorum çok düşük bir ihtimal ama beni gülümsetiyor...
Ulaşamayacağımız o yıldızlar belki bakışları buluşturuyordur...
Kimbilir?
Sonsuz saadet diye birşey yokmuş bu dünya da artık çok iyi anladım... Sonsuz iyilik olmadığı gibi... Hepimiz hayatın acılarından nasibimizi alıyoruz... Mutluluklar bir an sürüyor, acılar bir ömür boyu... İyilikler kıymetli madenler gibi hep çok derinler de ve hep az miktar da... Oysa kötülük heryer de... Çöplükler gibi yığınlarca... Pis kokularıyla burnumuzun dibinde... Malesef...
Mutlu olmayı mutluluğu bulmayı umuyoruz hep... Bugün olmadı belki yarın diyerek... Hep umut ederek ama çoğu kez bu ümidi yitirerek... Dün ellerimin arasından akıp gitti su gibi... Bugünde akıyor ve tutamıyorum... Hep yarınlara kalıyor mutluluk ve ihtimalleri...
Yarınlara ne çok anlam yüklemişiz ne tuhaf... Ne beklediğimizi bilmeden bizi mutlu edecek o bilinmezi bekliyoruz... Bulursak mutlu olurmuyuz ya da ne kadar sürer bilmeden...
Sıcak bir Haziran gecesi... Dünleri ve yarınları hangi ruh haliyle değerlendirebilirim ki? Elbette biraz melankolik... Hele hele ruhun yüzmeyi öğrenmeden okyanusa düşmüşse ve sen çırpındıkça batacağını biliyorsan... İşte öyle karmaşık bir düşünce biçimi... Tıpkı beni değerlendirdikleri gibi çelişkili... Hemde çokça...
Biraz içim acıyarak, biraz korkarak, biraz ümit ederek ve boğulma ihtimalini düşünerek... Düşünüyor ve belkide çok anlamsız şeyler yazıyorum... Hoşgörüye sığınarak...
Rüzgar esiyor hissediyorum, yıldızlar parlıyor görüyorum... Kaleme dokunuyor, kağıda yazıyorum... Peki yaşıyor muyum? Yoksa hepsi bir rüya mı? Yalan dünyada olabildiğince gerçek mi herşey...?
Tek kazancımızın "gerçek sevgi" olduğunu biliyorum, bu yüzden soyutluyorum kendimi sevgisizlikten... Kendimi ve herkesi affederek... Yanlışlarımın envanterini çıkararak...
Koskoca okyanusta küçücük bir damlayım, okyanusunda farkındamıyım? Düşündükçe ufalıyorum...
"insan suya düştüğü için boğulmaz, çıkamadığı için boğulur..." Gel de çık içinden, çıkabilirsen...?
Hiç kimseyle kavga etmek istemiyorum, sadece okyanusun ve içinde olmanın tadını çıkartmak istiyorum... Bu ihtimal bile bir küçük mutluluk yaşatıyor, keyfine varıyorum...
Başkalarının düşüncelerine göre yaşanmıyor... Kendimizi kandırıyoruz... Birini yargılarken yada biri bizi yargılarken elimize hiç birşey geçmediğini anlayamıyoruz... En büyük hakim içimizdeki vicdan... Onun sesine kulak vermeye çalışıyor ve çoğunluğun yorumlarından uzak duruyorum...
Anladım ki akıntıya karşı kürek çekilmiyor... Bırak nereye kadar akacaksa aksın... Suyun yönünü değiştirmek hiç kolay değil... Razıyım ben vicdanımın yargısına... Ne istediğimi ve ne istemediğimi biliyorum... Ve bundan fazlasını da bilmiyorum... Bu nehirde karşılaşacaklarım benim kaderimdir... Buradan başka bir yerde akamam, damlamarıma karışanlarla büyümek işte en büyük kazanç... Benden çok şey alıp götürdü bir çok damla ama bende bıraktıkları daha fazla...
Su gibi şeffaf olmaya çalıştım... Ve onun kadar kirlenmeye müsait... Temizlerken kirlenip, kirlendikçe temizlenip o son noktaya varana kadar gidiyorum... Gidiyorum damlalarımla beraber...
Benimle beraber akan aynı nehrin bütün damlalarına selam olsun...
22,06,2007
SARDUNYAM


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla







