• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 4 1234 SonSon
36 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    www.TurkForum.net
    Kayıt Tarihi
    31-01-2005
    Mesajlar
    10,943
    Karizma Gücü
    10

    Günün Kıssa veya Hikayesi...

    Arkadaşlar hergün vakit buldukça "1" tane kıssa veya dini hikaye eklemek istiyorum.

    Bu başlıkla mümkün olduğunca ilgileneceğim. Ancak tabiki de benden ziyade kıssa veya hikaye anlatmak isteyen arkadaşlarımız olursa lütfen günde "1" tane kıssa veya hikayeyi bu başlık altından paylaşalım.

    O hikaye veya kıssa hakkında paylaşımlarımızı, düşüncelerimizi, izlenimlerimizi, vs. bu başlık altından paylaşalım.

    Benden hariç olarak bu başlık altından kıssa veya hikaye yazmak isteyen arkadaşlar lütfen paylaşımını yapmadan önce beni en azından bir özel mesaj ile bilgilendirsin.

    Tarihe ve saate göre hergün "1" tane kıssa veya hikayeyi bu başlık altından paylaşacak şekilde paylaşımlarınıza yer vereceğim.

    Ancak bu kurala uymayan üyelerimizin maalesef paylaşım ve mesajları silmek durumunda kalacağımı önceden belirtmek isterim.

    Mümkün olduğu kadar bu başlığa ilgi göstereceğinizi ümit ediyorum...

    İlk kıssa benden olsun...

    Saygılarımla.
    Tüm Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll
    ²¹°¹³²¹³ °¹²¹³¹³









    Dünyadaki en büyük değişimleri gerçekleştirenler, değişime önce kendilerinden başlayanlardır... (G. B. Shaw)

    Memnun değilsen Değişime Yardımcı Ol !..
    Fikir üret ki, Şikayet Etme Hakkın Olsun.

  2. #2
    www.TurkForum.net
    Kayıt Tarihi
    31-01-2005
    Mesajlar
    10,943
    Karizma Gücü
    10
    BİR BABANIN OĞLUNA EVLİLİK TAVSİYESİ

    Bir baba evlenmek üzere olan oğluna tavsiyelerde bulunuyormuş…

    "Son tavsiyemi mutfakta anlatmak istiyorum" demiş.

    Mutfağı ve yemek yapmayı bilmeyen delikanlı "Olur" demiş çekine çekine…

    Baba, ocağa aynı büyüklükte üç kap koymuş, hepsini suyla doldurup üçünün de altını yakmış.

    "Şimdi, istediğim her şeyden iki tane vereceksin bana" demiş oğluna... Sırasıyla havuç, yumurta ve kavrulmamış kahve çekirdeği istemiş... Oğlu hepsinden ikişer tane vermiş babasına.

    Adam iki havucu birinci kaba, iki yumurtayı ikinci kaba ve iki kavrulmamış kahve çekirdeğini üçüncü kaba koymuş. Her üçünü de yirmi dakika süreyle kaynatmış. Daha sonra kapları indirip yemek masasına buyur etmiş oğlunu.

    Yemek masasında üç tabak duruyormuş. Kaplarda kaynayan havuçları, yumurtaları ve kahve çekirdeklerini büyük bir özenle tabaklara yerleştirmiş. Sonra oğluna dönüp sormuş:

    "Ne görüyorsun?"

    Oğlu düşünürken açıklamaya başlamış:

    "Havuçlar haşlandıkça aslını kaybedip yumuşamış.
    Yumurtalar görünüşte baştaki gibi sert duruyorlar ama içleri katılaşmış.
    Kahve taneleri ise olduğu gibi duruyor, başta neyseler sonunda da öyleler..
    "

    Sonra asıl tavsiyesine sıra gelmiş:

    "Evlilikte aşk ve şefkat birlikte olmalıdır. Aşksız bir evlilikte her iki eş de şu gördüğün havuçlar gibi birbirlerini tüketirler, eskitirler, pörsütürler.

    Şefkatsiz bir evlilikte ise eşler birbirlerine ne kadar tahammül etseler de, şu gördüğün yumurtalar gibi içten içe katılaşırlar, birbirlerinden uzaklaşırlar.

    Aşkın da şefkatin de olduğu bir evlilikte ise, şartlar ne olursa olsun, eşler tıpkı şu kahve taneleri gibi, birbirlerinin yanında kalırlar, kendi kişiliklerini yitirmezler. Kahve tanelerinin tekrar kaynatılmaya hazır olmaları gibi, onlar da birbirleriyle baş başa uzun yıllar geçirmeye isteklidirler.


    Oğlu aldığı bu dersten tatmin olmuşa benziyordu. "Asıl ders bu değil!" dedi baba. Oğlunun elinden tuttu, ocağın üzerinde bıraktığı kapların içinde kalan suları gösterdi.

    "Havuçlardan ve yumurtalardan arta kalan suya bak... İkisinde de bir tat yok " Kahve çekirdeklerini çıkardığı kaptaki suyu yavaşça bir fincana boşalttı. Mis gibi taze kahve kokuyordu. Fincanı oğluna uzattı. "İçmek istersin herhalde" dedi. Oğlu kahvesini yudumlarken konuşmasını sürdürdü. "Kahve çekirdekleri gibi birbirlerini tüketmeyen eşlerin paylaştığı yuva da işte böyle olur. Mis gibi, temiz ve huzur verici. Başka herkesin fincanına koyup yudumlayacağı taze kahve gibi... Çünkü onlar birbirlerini harcamayarak, birbirlerine aşkla ve şefkatle davranarak hayata kendi tatlarını, kokularını ve renklerini katmayı başarırlar."

    Herkese kahve çekirdekleri benzeri evlilikler dileğimle...
    Tüm Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll
    ²¹°¹³²¹³ °¹²¹³¹³









    Dünyadaki en büyük değişimleri gerçekleştirenler, değişime önce kendilerinden başlayanlardır... (G. B. Shaw)

    Memnun değilsen Değişime Yardımcı Ol !..
    Fikir üret ki, Şikayet Etme Hakkın Olsun.

  3. #3
    berson adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-02-2007
    Mesajlar
    542
    Karizma Gücü
    0
    Bir dostum postalamış bana,hoşuma gitti.Umarım sizlerde beğenirsiniz.
    Çin'de bir adam, her gün boynuna dayadigi kalin sopanin iki ucuna asılı testilerle dereden su tasirmis evine.. Bu testilerden birinin Yan kisminda çatlak varmis...Digeri ise hiç kusursuz ve çatlaksizmis Ve her seferinde bu kusursuz testi adamin doldurdugu suyun tümünü tasir, ulastirirmis eve..
    Ama her zaman boynunda tasidigi testilerden çatlak olani eve yari dolu olarakvarirmis. Iki sene her gün bu sekilde geçmis. Adam her iki testiyi suyla doldurmus ama evine vardiginda sadece 1,5 testi su kalirmis...
    Tabi ki kusursuz, çatlaksiz testi vazifesini mükemmel yaptigi için çok gururlaniyormus...
    Fakat zavalli çatlagi olan kusurlu testi, çok utaniyormus. Doldurulan suyun sadece yarisini eve ulastirabildigi için de çok üzülüyormus.Iki yilin sonunda bir gün, görevini yapamadigini düsünen çatlak testi, irmak kenarinda adama söyle demis: "Kendimden utaniyorum. Su yanimdaki çatlak nedeniyle, sular eve gidene kadar akip gidiyor.."
    Adam gülümseyerek dönmüs testiye; "Göremedin mi? yolun senin tarafinda olan kismi çiçeklerle dolu. Fakat kusursuz testinin tarafinda hiç yok. Çünkü ben basindan beri senin kusurunu, çatlagini biliyordum.. Senin tarafina çiçek tohumlari ektim. Ve hergün o yolda ben su tasirken, sen onlari suladin.. 2 senedir o güzel çiçekleri toplayip, masami süslüyorum. Sen kusursuz olsaydin, O çatlagin olmasaydi, evime böyle güzellik ve zarafet veremeyecektim" diye cevap vermis..


    Kıssadan hisse: Her birimizin kendine has kusurlari vardir.Hepimiz birer çatlak testiyiz..Fakat sahip oldugumuz bu kusurlar ve catlaklardir hayatlarimizi ilginç yapan, mükafatlandiran, renklendiren.. Etrafinizdaki her kisiyi, olduklari gibi kabullenin.. Dislarindaki kusurlari degil, içlerindeki güzellikleri görün...

    DEMIŞLERKI =:"Herkese portakal gelirken, niye bana eksi limon geldi?" diyeceginize, limonunuzla limonata yaparak
    herkesten farkliligi yasayin...
    Selamlar herkese.
    Sahte mürşitlerin gizlemeye güçleri işte buna yetmez.
    Onlar; enâniyet, ulûhiyet iddiâlarını
    ne kadar gizlemeye çalışsalar da,
    mü’min kullardan gizleyemezler.
    “Siz mü’minin firâsetinden kaçının.
    Onlar ALLÂH’ın nûru ile bakar”

    hitâbını iyi anla!..

    PİR H.GALİP HASAN KUŞÇUOĞLU

  4. #4
    www.TurkForum.net
    Kayıt Tarihi
    31-01-2005
    Mesajlar
    10,943
    Karizma Gücü
    10
    Sinirlendiğinizde mutlaka bu hikayeyi hatırlayın...

    Adam yeni kamyonuna bakmak için evinden çıktığında, üç yaşındaki oğlunun gayet mutlu bir biçimde elindeki çekiçle kamyonunun kaportasını mahvettiğini görmüş. Hemen oğlunun yanına koşmuş ve çocuğun eline çekiçle vurmaya başlamış. Biraz sakinleşince oğlunu hemen hastaneye götürmüş. Doktor, çocuğun kırılan kemiklerini kurtarmaya çalıştıysa da elinden bir şey gelmemiş ve çocuğun iki elinin parmaklarını kesmek zorunda kalmış. Çocuk ameliyattan çıkıp gözlerini açtığında, bandajlı ellerini fark etmiş ve gayet masum bir ifadeyle, “Babacığım, kamyonuna zarar verdiğim için çok üzgünüm.” demiş ve sonra babasına şu soruyu sormuş: “Parmaklarım ne zaman yeniden çıkacak?” Babası eve dönmüş ve hayatına son vermiş...

    Birisi masaya süt döktüğünde ya da bir bebeğin ağladığını işittiğinizde bu öyküyü hatırlayın. Çok sevdiğiniz birine karşı sabrınızı yitirdiğinizi anladığınızda, önce biraz düşünün. Kamyonlar onarılabilir, ama kırılan kemikler ve incinen duygular hiçbir zaman onarılamaz; genellikle kişiyle performansı arasındaki farkı göremeyiz. İnsan hata yapar. Hepimiz hata yaparız. Fakat öfkeyle ve düşünmeden yapılan şeyler, insanı sonsuza kadar rahatsız eder. Harekete geçmeden önce durun ve düşünün. Sabırlı olun. Anlayış gösterin ve sevin.
    Tüm Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll
    ²¹°¹³²¹³ °¹²¹³¹³









    Dünyadaki en büyük değişimleri gerçekleştirenler, değişime önce kendilerinden başlayanlardır... (G. B. Shaw)

    Memnun değilsen Değişime Yardımcı Ol !..
    Fikir üret ki, Şikayet Etme Hakkın Olsun.

  5. #5
    Nolmus_Ki adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    05-11-2007
    Mesajlar
    32
    Karizma Gücü
    0
    Güzel hikayeler serbay teşekkürler
    Nee gülüüüün! Ney sana mı gülüuuum. :hehe:

    Bizden Duygusal Olmamızı Beklemeyin, Biz Nuri Alço, Tecavüzcü Coşkun'un Filmleri İle Büyüdük.

    http://www.turkforum.net/signaturepics/sigpic337763_1.gif

  6. #6
    www.TurkForum.net
    Kayıt Tarihi
    31-01-2005
    Mesajlar
    10,943
    Karizma Gücü
    10
    SERVET İLE ÖVÜNMEK


    Harun Reşit ile Behlül Dânâ Hazretleri sohbet ediyordu. Bir ara Hazret:

    -Ey Halife! Farz et ki büyük bir çölde kaybolmuşsun. Susuzluktan ölmek üzeresin. O anda birisi gelip , elinde ki su dolu kırbayı sana satmak istese kaç para verirsin ? diye sordu.

    Halife gülerek:

    -Ne kadar isterse veririm, dedi.

    -Peki, o suya karşılık servetinin yarısını istese verir misin?

    -Veririm.

    Şeyh :

    -Doğru söyledin , dedi ve devam etti : Ey Halife! Diyelim ki servetinin yarısı ile o suyu alıp içtin ve bir müddet daha yaşama imkanı buldun. Fakat az sonra içtiğin suyu çıkarman gerekir. Ama buna muvaffak olamasan, bütün uğraşmalarına rağmen idrarını yapamasan ve âdeta ölecek hale gelsen... o anda yine birisi karşına çıkıp: "Seni tedavi edebilirim, ancak servetinin öbür yarısını isterim!..." dese, ne dersin?

    Halife hiç düşünmeden:

    - Elbette razı olurum, dedi.

    Bunun üzerine Behlül Dânâ :

    - Öyleyse Ey Emirül Mü'minin ! Önce içtiğin, sonra da idrar yolu ile dışarı attığın bir yudum su kıymetinde bile olmayan servetine sakın güvenme!... Hiç kimseye karşı mal, mülk ve servetinle övünme!!! buyurdu.
    Tüm Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll
    ²¹°¹³²¹³ °¹²¹³¹³









    Dünyadaki en büyük değişimleri gerçekleştirenler, değişime önce kendilerinden başlayanlardır... (G. B. Shaw)

    Memnun değilsen Değişime Yardımcı Ol !..
    Fikir üret ki, Şikayet Etme Hakkın Olsun.

  7. #7
    çağrı49 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    06-11-2007
    Mesajlar
    617
    Karizma Gücü
    5
    HZ. ALİ'NİN RÜYA YORUMU


    Ashabtan (Peygamberimizin arkadaşları) Abdullah oğlu Cabir bir rüyasında, büyük ineklerin küçük inekleri sağdığını, hastaların sağları ziyaret ettiğini, kuru bir çay kenarında yemyeşil bahçeler bulunduğunu, minberde (camilerde imamın hutbe okuduğu yer) koca koca putlar durduğunu gördü. Bu, sıradan bir rüyaya benzemiyordu. Bunun önemli bir mesajı olmalıydı. Bu rüyayı yoracak kişi olarak ilk defa Hz. Ali aklına geldi. Hz. Peygamberin "İlim beldesinin kapısı" diye nitelediği Hz. Ali ancak güvenilir bir açıklama getirebilirdi. Bu düşüncelerle rüyasını yordurmak üzere Hz. Ali'ye müracaat etti. Rüyasını tane tane anlattı ve
    ne anlama geldiğini yormasını rica etti. Hz. Ali "Yanlış yorumdan Allah korusun" diyerek söze başladı ve şöyle devam etti. "Büyük ineklerin küçük inekleri sağması, yetki ve mevkilerini halkı soymak için kullanan görevlileri (amir ve memurları); hastaların sağları ziyaret etmesi, yoksulların hallerini arzetmek için zenginlerin peşinde koşmasını; kuru çay kenarında bulunan yemyeşil bahçeler, uzaktan veya dışardan bakıldığında çok büyük sanılan ve öyle ünlenmiş ama aslında içleri kupkuru çölden ibaret olan ilim adamlarını; minberde duran koca koca putlar ise, layık olmadığı halde ilmin, dinin ve devletin yüce makamlarına yükselmiş kimseleri ifade eder."
    hoşçakalın
    .
    " BİLENLE BİLMEYEN BİR OLMAZ"

    Bakara 140-

    Yoksa siz, “İbrahim de, İsmail de, İshak da, Yakub ile Yakuboğulları da yahudi, ya da hıristiyan idiler” mi diyorsunuz? De ki: “Sizler mi daha iyi bilirsiniz, yoksa Allah mı?” Allah tarafından kendisine ulaşan bir gerçeği gizleyen kimseden daha zalim kimdir? Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.

    Şûrâ Sûresi 13

    “Dini dosdoğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin!” diye Nûh’a emrettiğini, sana vahyettiğini, İbrâhim’e, Mûsâ’ya ve İsâ’ya emrettiğini size de din kıldı. Fakat senin kendilerini çağırdığın şey , Allah’a ortak koşanlara ağır geldi. Allah ona dilediğini seçer. İçtenlikle kendine yönelenleri de ona ulaştırır.

  8. #8
    çağrı49 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    06-11-2007
    Mesajlar
    617
    Karizma Gücü
    5
    MUKABELE EDİLMEZSE, ZÂLİMİN HASMI BİZZAT HZ. ALLAH'TIR!

    Erzurum'un büyük velîsi İbrahim Hakkı (k.s.) hazretlerini çocukken İsmâil Fakîrullah (k.s.) hazretlerine teslim ederler. İyi bir terbiye alması için çocukluğunun mühim bir devresini Fakîrullah hazretlerinin yanında geçiren İbrahim Hakkı hazretleri, bir gün eline aldığı bir testiyle çeşmeye gider, doldururken oraya gelen bir atlı:

    -Çekil bakayım önümden be çocuk! diye İbrahim Hakkı hazretlerini azarlayarak atını çeşmeye sürer. O da testisini alıp bir kenara çekilmeye uğraşırken atını mahmuzlayan adam, onu bir köşeye sıkıştırır. Testisini bırakıp kendisini kurtarmak zorunda kalır İbrahim Hakkı hazretleri... Bu esnada at da üzerine basıp testiyi kırar. Ağlayarak hocasının huzuruna gelir ve:

    -Çeşmeden su alırken atını koşturarak gelen biri, atını üzerime sürdü. Can havliyle kendimi kurtarmaya çalışırken testimi de tepeletip kırdı! der. Hocası sorar:

    -Testini kıran atlıya sen bir şey söyledin mi?

    -Hayır, der, hiçbir şey söylemedim.

    -Çabuk git ve o adama bir-iki laf söyle, der.

    İbrahim Hakkı hazretleri gider, çeşmenin başında atını tımar etmeye başlayan adamın yanına varıp bekler. Fakat bir türlü terbiyesini bozup da:

    -Benim testimi niye kırdın zâlim adam?! diyemez.

    Dönüp geldiğinde hocası Fakîrullah hazretleri sorar:

    -Ona bir şeyler söyleyebildin mi?

    -Söyleyemedim efendim; niyetlendim, lâkin bir türlü dilimi çevirip de ağır bir söz sarf edemedim! Hocası bağırır:

    -Sana diyorum, çabuk git ve o adama bir şeyler söyle, mukabele et! Yoksa sonu felâket!..

    İbrahim Hakkı hazretleri bu defa kararlı olarak koşup çeşmenin başına gelir. Bir de bakar ki, testisini kıran adamı, kendi atı, attığı çiftelerle çeşmenin havuzuna yuvarlamış, ölüsü yatmaktadır! Koşarak gelip, hocası İsmâil Fakîrullah hazretlerine bu vahim vaziyeti anlatır. Hocası bu hâle üzülür:

    -Vah vah! Bir testiye bir adam! Üzüldüm buna doğrusu! der. Huzurundakiler bundan bir şey anlamadıklarını söyleyince, büyük velî şöyle îzah eder: 'O atlı adam, İbrahim Hakkı'ya zulmetti. Zulme uğrayan da tek kelimeyle olsun mukabelede bulunmadı, zâlimi Allâh'a havâle etti. Allâh Teâlâ'nın da gayretine dokunup zâlimi cezâlandırdı. Şayet İbrahim Hakkı da onun zulmüne karşılık verip, ona bir şeyler söyleseydi, ödeşeceklerdi. Fakat İbrahim, büsbütün mazlum oldu. Bense ödeştirmek için uğraşıyordum, maalesef muvaffak olamadım!'
    Hoşçakalın.
    " BİLENLE BİLMEYEN BİR OLMAZ"

    Bakara 140-

    Yoksa siz, “İbrahim de, İsmail de, İshak da, Yakub ile Yakuboğulları da yahudi, ya da hıristiyan idiler” mi diyorsunuz? De ki: “Sizler mi daha iyi bilirsiniz, yoksa Allah mı?” Allah tarafından kendisine ulaşan bir gerçeği gizleyen kimseden daha zalim kimdir? Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.

    Şûrâ Sûresi 13

    “Dini dosdoğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin!” diye Nûh’a emrettiğini, sana vahyettiğini, İbrâhim’e, Mûsâ’ya ve İsâ’ya emrettiğini size de din kıldı. Fakat senin kendilerini çağırdığın şey , Allah’a ortak koşanlara ağır geldi. Allah ona dilediğini seçer. İçtenlikle kendine yönelenleri de ona ulaştırır.

  9. #9
    mehmetcik1979 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    11-04-2007
    Mesajlar
    3,257
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    6
    YAPILAN İYİLİK KONUŞULMAMALIDIR

    Vaktiyle bulunduğu küçük yerde geçim sıkıntısı çeken dürüst ve temiz yaratılışlı genç bir adam, bir gün memleketine çok uzakta bulunan bir şehir merkezine giderek iş bulup çalışmaya, kendine yeni bir hayat düzeni kurmaya karar verdi Bu niyetle vakit kaybetmeden hazırlanıp yola koyuldu Genç adam bu yolculuğu sırasında yorum ve açıklaması kendisi için imkânsız olan bir takım olaylarla karşılaştı

    Bunlardan biri şuydu: Bazı kimseler bir tarlaya buğday ekiyorlar, ekilen buğdaylar hemen yetişip olgunlaşıyor, onlar da hiç vakit kaybetmeden hasat ediyorlar, sonra bunları ateşe verip yakıyorlardı

    İkinci olarak şuna şahit olmuştu: Bir adam büyük bir taşı kaldırmaya çalışıyor, kaldıramıyor; ama bu taşa bir tane daha ekleyince kaldırabiliyor, bir üçüncüyü ekleyince daha da rahat kaldırabiliyordu

    Şahit olduğu bir başka olay da şu idi: Bir adam bir koyuna binmiş, onun üzerine birkaç kişi daha binmiş koşturuyorlar, arkalarından birileri de onlara yetişmek için çabalıyor ama yetişemiyorlardı

    Adam bunlarla kafası Karışmış birhalde uzun yolculuğun nasıl geçtiğini anlamadan şehrin kapısına geldi Burada nurani bir ihtiyar kendisini durdurup nereden geldiğini, niçin geldiğini yolculuğun nasıl geçtiğini sordu Adam herşeyi anlattı ve yolda karşılaştığı alışılmamış hadiseleri de serüvenine eklemeyi unutmadı Bunun üzerine ihtiyar bu genç adama rastladığı olayları bir bir açıkladı:

    "Senin yolda ilk rastladığın buğday ekip hemen hasat eden ve sonra ateşe verip yakan insanlar, iyilik edip de onu sağda solda konuşarak değerini sıfıra indiren insanları simgeler

    Taş kaldırmaya çalışan kimse de şunu anlatır: İnsana ilk işlediği günah ağır gelir, onun altında ezilir Ama ona tevbe etmeden başka günahlar işlemeye devam ederse artık o günahlar ona hafif gelmeye başlar

    Koyun ve ona binenlere gelince, koyun cennet hayvanıdır Sırtındakileri cennete taşımaktadır Koyuna ilk defa binen alimlerdir Ondan sonra binenler her sınıftan müminlerdir Bunlara yetişmek için koşanlar ise inançsızlardır
    Sevgi ve Saygılarımla.
    "LA İLAHE İLLALLAH"

    ALLAH BU SIRRIN ANLAMINI YAŞAMAYI CÜMLEMİZE NASİB ETSİN

  10. #10
    mehmetcik1979 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    11-04-2007
    Mesajlar
    3,257
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    6
    DEĞİŞEN SİZİN KALBİNİZ




    Bir padişah, bir iki vezirini ve diğer erkandan birkaçını yanına alarak payitahta (başkente) yakın yerleşim merkezlerinde bir gezintiye çıkmıştı Payitahttan ayrılıp bir kaç saatlik bir yol katettikten sonra yolları üzerindeki bir nar bahçesinin kıyısında dinlenme molası verdiler Olgunlaşmış, tam kıvamını bulmuş olan narlar insanın iştahını kabartıyordu Padişah bahçe içinde çalışmakta olan yaşlı bir adamı yanına çağırdı sordu:

    - Bu güzel nar bahçesi kimin?

    - Bu nar bahçesi benimdir efendim, babamdan miras kaldı

    - Oğlun, uşağın var mı?

    - Allah bize oğul uşak vermedi efendim, bir karı kocadan ibaret iki kişilik bir aileyiz

    - Peki ben de bu ülkenin hükümdarıyım, şuradan bir nar şerbeti sıksan da içsek

    İhtiyar "başüstüne" dedi ve hemen gidip bah çe içindeki kulübeden kalaylı, tertemiz bir tas getirdi En yakındaki ağaçtan iki nar kopardı ve sıktı İki nar tam bir tası doldurdu Padişah içti ve

    çok beğendi Bütün vücuduna bir zindelik ve ferahlık yayılmıştı İhtiyar çifçi padişahın beraberindeki herkese sırayla nar şerbeti ikram etti Padişah ve adamları bedenlerinin kazandığı bu zindelikle biraz yol almak için ihtiyara veda edip yola koyuldular Yolda şeytan padişahın kafasını karıştırmaya başladı "Madem birer ayakları çukurda olan bu yaşlı karı-kocanın mirasçıları yok, ne yapacaklar böyle güzel nar bahçesini, karşılığında bir kaç kuruş verip de bu bahçeyi ellerinden alayım" diye düşündü Padişah ve adamları akşama doğru geri dönerlerken aynı bahçenin yanında yine konakladılar Padişah ihtiyardan bir tas daha nar şerbeti yapmasını istedi İhtiyar sabahki kadar candan ve gönülden olmasa da bir tas nar şerbeti yapıp sundu Fakat padişah bu defa nar şerbetinin tadını pek beğenmedi Sabahkine hiç benzemiyordu Sordu:

    - Baba ne oldu böyle, bu nar şerbeti sabahki ile aynı nardan değil mi? Bunun tadı hiç de hoş değil

    - Aynı nardan evlat, aslında tadında da bir değişiklik yok, asıl değişen sizin kalbiniz Tebaanızın malına göz koydunuz, bunun için de narların tadı değişti
    sevgi ve saygılarımla.
    "LA İLAHE İLLALLAH"

    ALLAH BU SIRRIN ANLAMINI YAŞAMAYI CÜMLEMİZE NASİB ETSİN

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Bir günün hikayesi...
    2005 Konuları bölümünde Spedy tarafından açılmış
    Yanıt: 11
    Son Mesaj: 06.04.07, 16:50
  2. Günün Şeker'i
    2006 Konuları bölümünde Mustafa tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 22.03.06, 09:56

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •