• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon
11 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1

    Kayıt Tarihi
    19-07-2005
    Mesajlar
    5,994
    Karizma Gücü
    0

    hakan bozkurtla iletisim üzerine..

    Hayat servis sanatıdır, herkesin gönlü Mevlana. Bundan kuşku duymuyorum fakat servis üzgünüm ki sıfır! İncelik ilimden önce gelir, insan ruhunda bir incelik vardır diye düşünüyorum. Bir kişi üç dil bilebilir, iki fakülte bitirebilir, cebi de dolu olabilir ama servisi yoksa sıfırdır.

    Türk insanın yüzde 80’inin yüzünde soğuk tebessüm vardır. Oysa ben yaşamda hiçbir şeye mazeret yoktur diyorum. Türk insanının iki tane en önemli kör noktası vardır. Boş mazeret üretmede ve eleştiri kabullenmemede bir numarayız. Hayat şartlarını mazeret göstererek yüzümüzden tebessümü siliyoruz.

    Hayatımızın her anında evde, işte, ilişkilerimizde her an iletişim kazaları yaşıyoruz. Ya biz karşımızdakine derdimizi anlatamıyoruz ya da karşımızdaki bizi anlamıyor. Ve ipler birdenbire geriliyor. Kopma noktasına geliyor. Karşılaştığımız bu iletişim kazaları ya da iletişim cinayetlerinin final noktasını kör noktalar oluşturuyor. Kör nokta kavramını Türkiye’de ilk defa kendisinin geliştirdiğini söyleyen tiyatro sanatçısı Hakan Bozkurt, kör noktayı bizim göremediğimiz ama karşımızdaki insanların gördüğü negatif yansımalar olarak tanımlıyor. İlkokuldayken öğretmenin attığı dayakla iki yıl kekeme kalan Bozkurt, yıllarca TRT’de seslendirme yapmış, 20 yıldan bu yana da tiyatro sanatının içinde. Devlet sanatçısı Nedret Selçuker ve spiker Enver Seyitoğlu ile birlikte çalışmalarını sürdürüyor. Her hafta sonu da Üsküdar’daki boğaza nazır Dilruba Restaurant’ta ders veriyor.


    Sayısız profesör eğitimci, belediye başkan adayı, parlamenterler, bakanlık müfettişleri ve daha birçok kişi Hakan Bozkurt’tan seminer almak üzere kapısını aşındırıyorlar. Geçen ay İETT şoförlerine verdiği seminerle onların gönlünde taht kuran Bozkurt, mazeret hocası olarak bugünlerde İstanbul sokaklarında nam salmış durumda. Öyle ki, sokakta yürürken bir otobüs şoförü arabasını durdurup, “canım mazeret hocam” şeklinde kendisini kucaklamayı ihmal etmiyor. Çünkü Hakan Bozkurt’un hayatını kurtaran başarı cümlesi: “Mazeret yok”, onların da çok işine yarıyor. Seminerlerinde de herkese yüksek sesle bu cümleyi tekrarlattırarak, kör nokta terapisi yapıyor. Şoförlere verdiği seminerlerle hayatının sınavını yaşadığını söyleyen Bozkurt, onlara soğuk bakmamayı öğreterek ayna karşısında egzersizler yaptırıyor. Bozkurt’un geçen ay Uluslar arası Tiyatro Festivali nedeniyle gittiği Fransa’da akademisyenlere verdiği kör nokta semineri de bu anlamda büyük ilgi gördü. Çünkü beş saat süresince Fransız halkının kör noktalarını gözler önüne serdi.

    Türk milleti olarak mazeret bulmada ve eleştirilme konusunda dünyada bir numara olduğumuzu söyleyen Bozkurt, eğer elinde yetkisi olsa yarından tezi yok bir ‘kompleks ve kapris yok etme fakültesi’ açmak istiyor. Ve millet olarak bu fakülteden mezun olanların sayısı arttıkça kör noktalarımızdan kurtulacağımızın altını çiziyor.

    Bozkurt, kendisinin yazdığı ve oynadığı tek kişilik oyunu Hayatın Provası Yoktur’u sezon başında tüm İETT şoförlerine sahneleyecek. Kör nokta kitabı ise 2004’te yayınlanmak üzere hazırlanıyor. İnsanlara kör noktalarını üslubuna uygun bir şekilde aktaran Hakan Bozkurt sorularımız yanıtladı:

    Kör nokta nedir?

    Bizim göremediğimiz ama karşımızdaki insanların gördüğü negatif yansımalardır. Kişinin karakter yapısıyla, iç alemiyle bu çalışmaların kesinlikle ilgisi yoktur, tamamıyla dışavurumla ilgilidir. Göz teması, ses tonu, yüzümüzdeki soğukluk, kelimelere can verilememesi, çok hızlı konuşulması, sürekli konuşan beden dilimizin beton gibi oluşu, sağlıklı ve doğru nefes alınamaması vb. davranışlarımızın ‘hayatın servisi’ anında, her an yerinde, zamanında ve dozunda dışarıya yansıyamaması iletişimde kör noktaların oluşmasına neden olur. Aslında iletişim kazalarının oluşmasının en büyük nedeni bana göre kişinin kendisine engel olmasıdır. Yani bir türlü kendi önümüzden çekilemedik!

    Kör noktalar nasıl çözülebilir?

    Bu sayısız kör noktaları çözümlerken kişiye teori sunmak yerine uygulama yaptırıyoruz. Müzik eşliğinde boy aynası karşısında hitabetle beraber topluluk karşısında konuşmanın sırlarına ve detaylarına girerek uygulamalı çalışarak, kişinin kendisiyle yeniden tanışmasını ve bunu gerçek hayatta kullanmasını sağlıyoruz. Eğer bir insan değişmek istemiyorsa o insana hiç kimse yardımcı olamaz. Samimi çaba gerekli. Sağlıklı iletişim, insanın kendisiyle barışık olmasıyla sağlanır. Kendisiyle barışık olmayanlar her gün halkasına negatif bir zincir daha eklemeye devam ederler. Yüzü gülmez, göz temasında pozitif enerji olmadığı gibi beton bir yüze sahip olur. İlişkilerinizde ne kadar iyi niyetli olursanız olun kör noktalarınıza yakalanıyorsanız başarılı olamazsanız. Her insanın kör noktası mutlaka vardır, çalışmalarla bu noktaları azaltıyoruz.

    Hayat servis sanatıdır, herkesin gönlü Mevlana. Bundan kuşku duymuyorum fakat servis üzgünüm ki sıfır! İncelik ilimden önce gelir, insan ruhunda bir incelik vardır diye düşünüyorum. Bir kişi üç dil bilebilir, iki fakülte bitirebilir, cebi de dolu olabilir ama servisi yoksa sıfırdır. Karşılıklı iletişimde göz teması, ses tonu, beden dili ilk on saniyede karşınızdaki kişiye aktarılır. Doğru aktarılmadığı zaman iletişim cinayetleri ortaya çıkar. Kör noktalarımız çoğaldığı zaman hayat insanın ağzını burnunu kırar, sandalyeye oturtur. Bazen sandalye bile bulamazsınız. İçimizdeki o dokuz güçten hiç haberimiz olmadı.

    Nedir bu dokuz güç?

    Başta özeleştiri, empati, sinerji, istişare, sağduyu, motivasyon, sevgi, inisiyatif ve en çok sınıfta kaldığımız güç sabırdır. Yaşamadan yaşatılamaz. Eğer duygu ve düşüncelerinizi yaşarsanız karşı taraf yaşayabilir.

    Kör noktalar nasıl oluşuyor?

    Aile ve çevre kör noktaların oluşmasında etkendir ama tamamen suçu onlara yükleyemeyiz. Öncelikle kendi kendimize yaslanmayı öğrenmeliyiz. Tabii ki şöyle de bir gerçek var. Büyüklerimiz ‘kes, yapma, sus’, ile özgüvenimizi parçaladılar. Bu yüzden yerinde, zamanında, dozunda, duygu ve düşüncelerimizi sağlıklı aktaramıyoruz. Kendimizi gerçekleştiremedik. Sevdiğimize ‘seni seviyorum’ diyemedik, olumsuz düşüncelerimizi de aktaramadık. Çalışmalarımızda bilgi ve pratikle kişinin özgüven katsayısını yükseltiyoruz. Toplumda insanlar merhaba demekten, yolda yürümekten yoksunlar. Arabayla giderken önümü kesen çöpçü arabasındaki çöpçüye selam verdim. O kadar çok şaşırdı ki, 15 senedir hiç kimsenin kendisine görev anında “merhaba demedi, hatır sormadı” deyip onun ağlamasına tanık oldum. Sorun yeterlilik değil, değerlilik katsayısı. Sabahleyin iş yerimizde birbirimize soğuk bir ses tonuyla, beton bir yüzle günaydın diyoruz ama aslında bu ‘boynun kopsun’ demekle aynı anlama geliyor. Bir türlü normalleşemiyoruz.

    Türk insanın kör noktaları hakkında ne diyeceksiniz?


    Türk insanın yüzde 80’inin yüzünde soğuk tebessüm vardır. Oysa ben yaşamda hiçbir şeye mazeret yoktur diyorum. Türk insanının iki tane en önemli kör noktası vardır. Boş mazeret üretmede ve eleştiri kabullenmemede bir numarayız. Hayat şartlarını mazeret göstererek yüzümüzden tebessümü siliyoruz. 40 yıllık evli olan adam karısına seni seviyorum demez. Tepkili bir toplumuz. Tepkiyi değil yaklaşım hayatımıza eklemeliyiz.

    Kör nokta başlığı altında seminerler veriyorsunuz, sizce toplumun hangi kesiminin bu seminere daha çok ihtiyacı var?
    Türkiye’de kapıcıdan cumhurbaşkanına herkesin bu seminerlere gereksiz enaniyetini bırakarak katılması gerekir. Psikologlar ve psikiyatristler de bence bu eğitimden geçmeli. Onların daha çok ihtiyacı var, çünkü hastalarla iç içeler. Kişisel gelişim uzmanları dahil tüm eğitimciler, futbolcular, akademisyenler, mankenler, siyasiler yani 7’den 77’ye herkes bu seminerden mutlaka servis için geçmeli diyorum. Birçok kişisel gelişimci uzmanları seminerler veriyorlar ama bu konuda tevazu gösteremeyeceğim, bilgilerinin üstüne pozitif enerjilerini katamıyorlar. Bu da hatırı sayılır bir katsayıyı gerektirir.

    Hakan Bozkurt’un anahtar cümleleri
    - Hayat servis sanatıdır, servisini iyi yapanlar kazanır

    - Ön hazırlık + fırsat şans getirir

    - Direnç= korku, kaygı, endişe demektir

    - Mutlu olmanın yolu mutlu etmekten geçer

    - Yaşam yolunda herkesi kandırabilir, ardından övgüler tebrikler alınabilir, fakat aynadaki insanı kandırıyorsanız sonuç acı ve gözyaşıdır

    - Yaşamadan yaşatılamaz

    - Ses tonu karakterimizi belirler

    - Kelimelerinize ve görüntünüze renk vermezseniz talihinizi sakatlarsınız

    - İncelik ilimden önce gelir

    - Sevmek insan tarafımızı bulmaktır

    - Hayatınızın terk edilmiş bir salonda, terk edilmiş bir idare lambasının fitili gibi tüte tüte erimesine izin vermeyiniz.

    - İnsanlar aşağılama ile eleştiri arasındaki farkı bilmiyor

    - İnsan kainata sığmıyor, bir dakikaya sığabiliyor.

    - İçinizdeki cezaevinden kurtulun

    - Akıl insanı batırır, gönül mutlu kılar

    - Hırs öldürücüdür, coşku mutlu kılar

    - Hayatta çoğu zaman yapacağımız yapamadan gidiyoruz.
    umudunguncesi





  2. #2
    VAK VAK Özlem adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-04-2006
    Mesajlar
    5,251
    Karizma Gücü
    8
    - Hayatta çoğu zaman yapacağımızı yapamadan gidiyoruz.
    Ne yazık ki..



    -kaç yıldır bu sokaktan geçiyorsun, başka yol bulamadın mı ?
    -demek sen de kaç yıldır bu sokaktasın. hala çıkamadın mı ?...

  3. #3
    egeli_sel adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    29-11-2005
    Mesajlar
    9,683
    Karizma Gücü
    0
    - Mutlu olmanın yolu mutlu etmekten geçer
    Kesinlikle doğru
    Başka birini mutlu ettiğim zaman ben ondan daha çok mutlu oluyorum
    Paylaşımın için teşekkürler.



    :hzOSEM:hz


    ÇILDIRIN, ÇILDIRIN, ÇILDIRIN


  4. #4

    Kayıt Tarihi
    16-01-2008
    Mesajlar
    12
    Karizma Gücü
    0
    MERHABA

    KELEBEK &#199CUK Çİ&#199KLERİM DİPLMASI

    AY ADAM (Ömer İkbal Şendilbent)

    Bu gün kararınızı verip geçmişinde yaşattığın duygu ve düşüncelerin İle yüzleşme vaktidir. Dünya turuna çıkabilirsin. Elinde kocaman bir sıfır ile dönmemek için bir kez daha aynaya dön ve bak. Kendini bir ayna gibi hissedersen eğer, karşındakini de öyle görüyorsun demektir. Bastırdığın duyguların seni biraz rahatlık boyutundan uzaklaştırıyor ve doğal olmaktan çıkarıyor. Dünya keşfine çıkmadan önce kendini keşfetmekten asla vazgeçme. Kendin gibi görevine sahip çıktığın gibi bırak insanlar rahatlık alanlarıyla kendi özellerine çiçek eksinler. İkbal sahibi olmak kolay değil. Eğer yaşamıyorsanız, yaşatamazsınız. İnsanların kısmetini açabilmeniz için biraz daha kendinizde huzur ve başarı, mutluluğu yakalayın. Birliktelikler çabuk paylaşılır. Sonra, yıkıcılık, bencillik, ikiyüzlülük, yalancı kukla bir celse de biter. Suiistimal ettiğimiz şeyler aptalca ve ceviz kabuğuna sığmayan şeylerdir.Geleceğe ait fikirlerinizin içinde olması gereken şey oyun oynayabilmektir. Dürüst olun. Saygılı olun. Zeki, samimi olun. Doğal ve sorumluluk içerisinde Sorumlu, kişilikli insan yetiştirebilmek için sağduyu şarttır. Bence sağduyunuzun sesine kulak verin ve daha çok besleyin. Çünkü zayıf noktanız burada saklı. Şunu bilmelisiniz ki Bilginin tek başına hiçbir anlamı yoktur. Eyleme dönülmedikçe… Bilgi eylem içinde anlam kazanır. Davranışlar oluşur. Ve davranışlar doğal hale gelir. İnsanın farklılığı, kişiliği, karakteri ve amacına kadar sürer gider. Düzen ve saygı Önceden incelenmiş belli bir prensiplere göre sıralanmış hal ve hareketlerdir. Her kişi değerlidir. İnsanları oldukları gibi kabul etmek insanın kendisini eğrisiyle doğrusuyla kabul etmesi demektir. “ İnsanlar üç üniversitede bitirseler, on dil de bilseler, dünyanın bütün kitaplarını ezberleseler dahi servisleri yoksa hiçtirler


    ”Kelebek Çocuğun sesine kulak verin. “ Özgürleşin! Gülümseyin! Fark Yaratın! Bütünleşin! Ne Kadar Güven İçerisinde Görünürse Görünsün, Çocuk,Genç, Yaşlı; Zengin Ve ya Yoksul Tüm Canlı Varlıkların Sana Gereksinimi Vardır. Kendinizin Armağan Olduğunu Unutmayın. Gezebiliyor, Duyabiliyor,Görebiliyorsunuz. Farkında lığa varın”

    Süreyya Aktaş
    Yaşam Koçu

  5. #5

    Kayıt Tarihi
    16-01-2008
    Mesajlar
    12
    Karizma Gücü
    0
    ANAHTAR



    Sevgili kelebek çocuk….

    “Sen bir hiçsin! ... Kendini özgür bırakıncaya kadar.”


    Geçmişimde olan biten tüm yaşamış olduğum kötü anılarımı bağışlıyorum. İçimdeki “TIRTIL DÜŞÜNCELERİMİ” bağışlıyorum. Daha “VERİMLİ”, daha “ÖZVERİLİ”, daha “YARDIMSEVER” olmak ve “BAŞARI” için seçtiğim yolu “BAĞIŞLIYORUM”

    - Nereye kadar gidebilirsem gideyim “GEÇMİŞİM İLE GELECEĞİM” arasında en önemli olan “BU GÜN” kelimesinde “DÖNÜŞÜM” noktamı yakaladığımda verdiğim “KARARLARIMI” bağışlıyorum. Uzun yıllar “BAŞARISIZLIĞIN” gölgesinde “KENDİNİ İFADE” etmeden yaşarken “İNANCIM” sonsuz, “BEN, KENDİMİ GER&#199KTEN SEVİYORUM. VE KANDİMİ BAĞIŞLIYORUM” . İçimdeki kelebek çocuğu da seviyorum ve bağışlıyorum. Bir gün, “TÜRKİYE” sonrada “DÜNYA” beni konuşacak diye düşünen SESİMİ bağışlıyorum. İnsanları “DEĞİŞTİRİP, GELİŞTİRİP, DÖNÜŞÜME” uğrattığım zaman, işte, o zaman bir yerlerde olmanın hazzı içerisine gireceğim. Sevgili Kelebek Çocuk ise hep mutlu ve içindeki huzurla bütünleşecek. Değişim yıldızımın gölgesinde bulunmaktan zevk aldığım, Ve dönüşüm güneşimin farkındalık imajına ulaşabilmesi için elimden geleni yapacağım. DEĞİŞİM YILDIZIMI BAĞIŞLIYORUM…


    Gelişim ayı ise bana tecrübelerime fark attıracak.

    Yaşamım boyunca aldığım “KARARLARI” sonuna kadar götürmeye çalışsam da lakin öyle bir an geliyor ki yıkılmamak için kendimi zor tutuyorum. Geçmişimle geleceğim arasında yaşadığım bu günü farkında lığa dönüştürmeye çalışıyorum. Ve geçmişimi bağışlıyorum. Geleceğimi “BENİ BANA GETİR YAR TRENE” bindirip, sadece bugün için başarı yolculuğuna çıkarıyorum. İnsanları sonuna kadar duyarlılığa davet ederek bakan göz- gören göz ve farklı göz ile yetiştirmeye çalışıyorum. Bakan göz ile soran-sorgulayan oluyorlar. Gören gözle müdahale eden, sorumlu oluyorlar. Farklı göz ile yetiştirmeye çalıştığım insanlarsa sağduyulu ve kişilikli insana dönüşüyorlar. Ve böylece vizyonumu yapmakla yetinmiyor, misyonumla katkıda bulunuyorum. İçimizdeki çocuk, özgürleşiyor, gülümsüyor


    ve farkında lığa varıyor.



    Sen, sevgili kelebek çocuk...


    “Sen bir hiçsin! ... Kendini özgür bırakıncaya kadar.”


    Artık “KİŞİSEL GELİŞİM” için “DEĞİŞİM” ve “GELİŞİM” yolumu dönüşüme gönderiyorum. Zihnimin karmaşa içerisinde olan dolaplarımı düzenliyorum. Fazla “BİLGİLERİMİ” gizli dolaba yerleştirip “ANAHTAR” ile kilitliyorum. Beynimi dört gruba ayırtıyorum. Ve her birine de kendi bölgelerinde dörde ayırtıp ayıklıyor ve yerleştiriyorum. Benim için önemli olan bölgemi tam teşkilatlı çalıştırmak için dikkat çerçevemi konsantrasyon ile birleştiriyorum. Analiz ve bilim bölgemde çalıştığım işleri ve aldığım kurs belgelerini A bölgesine yerleştiriyorum. Ve kilitliyorum. Anahtarını “ ÇİLİNGİRCİYE” veriyorum. B bölgeme yöneticiliğimi ve idareciliğimi yerleştiriyorum ve kilitliyorum. Anahtarı yine “ÇİLİNGİRCİYE” veriyorum. Dosyalama işlemlerimi her an arşivde hazır bekletiyorum. D bölgesine tüm hayal gücümü yerleştiriyorum. Her an hayal gücüm benimle olabilecek derecede yalnız atın gemlerinin kontrolü benimle birlikte olacak bir şekilde tutuyorum. Ve ben C bölgeme odaklanıyorum. Vazgeçmeden kendimi her an yenileyerek ön hazırlık içerisinde bekliyorum. Fırsatları kaçırmamak için kendimi değişime ve gelişime adıyorum. Fırsat çıktığı an şansımı getirecek ve ben dönüşüme uğrayacağım. Günü bekliyorum.



    O an Kelebek Çocuk Türkiye’ de ve Dünya’ da bir numara olabilir. Tekrarlıyorum. Vazgeçmeden yoluma devam ediyorum. C Bölgemi de kendi arasında dörde ayırtıyorum. Liderlik için elimden geleni yapacağım. Ve yapıyorum.


    Sevgili kelebek çocuk….

    “Sen bir hiçsin! ... Kendini özgür bırakıncaya kadar.”


    Sen bir hiçsin! . Hala kendi sorumluluklarını başkasına yıkmaya çalışıyorsun. Hatta bazen başkalarını suçladığın bile oluyor. “ÖZGÜRLÜĞÜN SINIRLI” Açık yürekliliğim ile söylemek gerekirse yaşadığın beklenmedik sorunlar karşısında özgüvenin de sarsılmalar yaşıyorsun. Çözümlenmesi gereken senin kaçtığın sorunlar... Yaptığın hatalardan çıkarman gereken ders kendini bağışlamandır. Yüreğin ve beynin “DENGE” içerisinde değil. Ağzından çıkanı kulağın duymuyor. Kararlarını “ERTELİYORSUN” Sözünde durmuyorsun. Sınırlarından dolayı hep bir mazeret buluyorsun. İçinde sakladığın ve hala çözemediğin yada henüz hazır olmadığın kendinle “YÜZLEŞMEKTEN” kaçıyorsun. Buna hazır olmadığın korkuların ile yaşamanın sana çıkardığı “BİLAN&#199” çok büyük.


    Sen bir hiçsin! ... Hala kendi sorumluluklarını başkasına yıkmaya çalışıyorsun. Hatta başkalarını değersiz görüyorsun. “YALNIZLIĞIN SINIRLI” Çözmen gereken en büyük sorunun sorumsuzluk. Neden başkasına yıkıp,sığınma ihtiyacı yaşıyorsun. Bir düşün! … Kendini güçlü hissettiğin zamanları... Ayakta kalmak için çabaladığın günlerini... O günleri düşünürsen seni hep bir adım ileri götüren tutum ve davranışlarını yeniden avuçlarına alma zamanı olduğunun farkına varırsın. Seni başarısızlığa ve reddedilmeye iten çözümlenememiş tırtıl düşüncelerini bir kez daha bilinçli bir şekilde gözlemlemen gerekmez mi?...



    Sen bir hiçsin! ... Hala kendi sorumluluklarını başkasına yıkmaya çalışıyorsun. Hatta başkalarını küçük görüyorsun. Senin gibi düşünen insanlar yaklaşık sen doğduğundan beri etrafında dolaşıyorlar. “CESARET” t veriyorlar, kararlarına destek veriyorlar ve seni motive ediyorlar. Sana güçlerini gösteren insanlardan uzak durmamalısın. Gelişim, değişim ve dönüşüm adına yola çıkmalısın. Daha coşkulu, daha kararlı bir gelecek arzulamalısın. Kendini ifade edebilecek yerler bulmalı aradığın güvence ile ayakta kalabilmelisin. Bunun için büyük amaçlar belirlemeli ve zincirlenmiş kapılarının anahtarını bulabilmek için bir “ÇİLİNGİRCİ” bulmalısın. Zincirlenmiş bir kapının anahtarının başkasında olması ve kaybedilmesi ne acı.



    Kelebek Çocuğun sesine kulak verin: Özgürleşin! Gülümseyin! Fark Yaratın! Bütünleşin! ”... Ne Kadar Güven İçerisinde Görünürse Görünsün, Çocuk, Genç, Yaşlı; Zengin Ve ya Yoksul Tüm Canlı Varlıkların Sana Gereksinimi Vardır. Kendinizin Armağan Olduğunu Unutmayın. Gezebiliyor, Duyabiliyor, Görebiliyorsunuz. Farkında lığa varın...



    İstanbul, 14 Şubat 2005

    Süreyya Aktaş

  6. #6

    Kayıt Tarihi
    16-01-2008
    Mesajlar
    12
    Karizma Gücü
    0
    Birlikteliktir Yaşamın Dört Rengi Kelebeğin Sağduyusudur.






    Sonsuzluğun ağırbaşlılığı, - “HUZUR, MUTLU, G&#220EN” kısa bir an içinde olsa,
    içimi sarıp ısıtıyor beni… Rüyada gibiyim. Doğaya dönüş arzularım, sanki bir uyanış...
    Bir “DİRENİŞ”... “DUYGU” farklı olduğunu anımsatıyor. “SEZGİ” güçlülüğü yaşamın dört rengiyle birleştirmiş ve dinlendiriyor.
    Ve hayatın, ve hayata olan “İNANÇ” Sembolünü kucaklıyor. “ÜZÜNTÜ” duygusunun mavimsi hali, “SEVİNÇ”
    duygularıyla yer değiştiriyor.. Doğuştan gelen algı yeteneklerimin “FARKINDALIĞI” için öncülük eden psişik, tinsel,
    ruhsallığımın boyutu mekanikleşiyor. Yöntemleriyle mavi sonsuzluğa doğru...
    “ANLAMANIN GİZEMİ” Çözülüyor.. Mavi sonsuzluk yolculuğumla “BENİ BANA GETİR YAR TRENİM” ...
    bindiğimde vücut ve beyin enerjisi ile büyüme ve hareketin sembolüne dönüşüyor...
    “BARIŞ” bolluk, arkadaşlık, dostluk, ümit, verimlilik savuruyor “SAĞDUYU”
    ah...”DUYGULARIM” ah... “BÜYÜME ve HAREKET” Sembolü… Yeşil yapraklara dönüşüyor... Ve çoğalıyor...
    “Çİ&#199KLERİM” açıyor bahçelerinde...Uçuyor bir “KELEBEK SAĞDUYUSU” rüyaların anlaşılmazlığında…

    “İSTEKLER” gerçekleştirileceği noktada... Çiçeklerin yardımıyla... “KENDİNE G&#220EN” iyimserlik kokuyor.

    SIKINTILARI, KEDERİ, HASTALIĞI atıp “ZENGİNLİK” kazandırıyor... İsteklerin nasıl gerçekleştirileceği nokta da...
    O an “ŞEFKAT” kolları saf ve aşk duyguları, “BİLİNÇ DIŞI” sinir sistemine yolculuğuna devam ederken,duygusal “DENGE” sahip olduğu
    “ENERJİ” ile “GERGİN” ve “DEPRESİF” bir hal alıyor.. Ve, “ YAŞAM” yaşamın dört rengi birleşiyor..... İnsan! ! ! ! ...? ? ? Doğasına...
    ”YALNIZ” değilsiniz artık, “BİRLİKTELİK” için el ele... “MUTLU”, “ YARDIMSEVER”. “SEVECEN”. PAYLAŞIM”, BİRLİKTELİK”
    “ SEVGİ”, “ SAYGI”, “HOŞGÖRÜ” , “GÜMÜŞ TEPSİM” SÜREYYA YILDIZINI” üzerinize döküyorum..
    Nasiplenin.
    Bu “DÜNYA da “KOZA” yok artık.
    Beni Başak Yerlerde Kozalarım Bekliyor.
    Onlar için “KELEBEK ÖZGÜR &#199CUK" Uçuyor.
    Hoşça Ve “Kelebek Dokunuşu” ile kalın.


    İstanbul, 17.04.2006

    Süreyya Aktaş
    www.sureyyaaktas.com

  7. #7

    Kayıt Tarihi
    16-01-2008
    Mesajlar
    12
    Karizma Gücü
    0
    Birlikteliktir, Tekrarlamak





    Eğer isteklerimin olacağını bilsem: “ -" Hayatta “EŞEK” olmak isterdim. Hayatta, Çünkü “BİLGİ” dağarcığım artıkça hiçbir şey bilmediğimi görüyorum. &#199VREME bakıyorum. Lakin benim gibi düşünen çok az kişi var. Ve bunlar topluluğumuzda , “DELİ DAMGASI” vurulmuş insanlar diye adlandırılıyor….
    Eğer isteklerimin olacağını bilsem: -" Hayatta “DELİ” olmak isterdim.” Hayatta, Peki “GER&#199K DELİ” olsaydım ne yapardım yada ne düşünürdüm. Yaşam “FARK” eder miydi? . Evet.... yaptıklarımdan ve yapabileceklerimden dolayı “ DELİ diyorlar BANA desinler” bir gün “DORUK NOKTASINA” geldiğimde o zaman D&#194İ” diyecekler. Eh! ... “EŞEK İLE DELİ” bir araya gelince çalsın davullar oynasın kızlar.
    Eğer isteklerimin olacağını bilsem: “ - Koyunlarım arkada ağzımda kaval bir “&#199BAN” olurdum.” Betonda otlatır dağlarda yatırırdım. “OT” yerine RENKLİ YILDIZLAR” yutarlardı.
    Eğer isteklerimin olacağını bilsem: -" Hayatta “BETON YIĞININDAN” başka her şey olurdum. Belki onu da olmak isterdim. Çünkü insanlarımız “ROBOTLAŞMIŞ” yada bana göre öyle; “ROBOT MAKİNELERİ” kurmuşuz ve ana kumanda başkalarının elinde bir sağa bir sola zağlamaktalar. Hayatta aslında ben “ROBOTTA” olmak isterdim. Bazen “VURDUM DUYMAZ, AMAÇSIZ” yaşardım. Bazen de “HIR&#199N” olurdum.
    Eğer isteklerimin olacağını bilsem: -" Hayatta, “SEVGİ” seçerdim öncelikle; her sabah “G&#220” alır yollara dağıtırdım. Bazen hastaların bazen de yaşlıların yanlarına gider “YAŞAM HİKAYELERİNİ” dinlerdim. Bu “YAŞAMLARI” alıp kitap haline sokardım. Peki bunlar neye göre kitap olurdu. “ &#214ÜM, YAŞAM, DOĞUM”
    Eğer isteklerimin olacağını bilsem: "- Hayatta, Bir “EV SAHİBİ” olur ama eve sahip olmazdım. Fazla eşyam olmazdı. Ama boydan boya kitaplığı ve boydan boya elektronik eşyalarım olurdu. Evim bahçeye bakardı. Ve deniz uzaktan turkuvaz bir kuşa benzerdi. Bana sevdiklerimden haber getirirdi.
    Eğer isteklerimin olacağını bilsem: -" Hayatta, Gökyüzüne “Çİ&#199KLER” ekerdim. Onlar bana tohum gönderirlerdi. “YILDIZ” diye ben toprağa ekerdim. “GÜNEŞ” olurdum. “AY’A” yakın olmak için... Dört mevsimi yaşardım. Kışın “MUŞMULA” oluncaya kadar üşürdüm. “MANDALİNA” kabuklarını sobanın üzerinde kararıp yanıncaya kadar kızartıp sonra yerdim. Yemek yemezdim. Midemi şişirinceye kadar.
    Eğer isteklerimin olacağını bilsem: - " Hayatta, Yaramaz çocuklar gibi “KENDİMİ İPE ASARDIM”. Başım aşağıda ayaklarım yukarıda olurdu. O halde iken “ELMA ŞEKERİ” yemek isterdim. Daha çok şeyler yapmak isterdim. “STRESİ BEYİN GÜCÜM” ile ellerime alırdım. ve “OYUN OYNAMASINI” öğretirdim. “SEVGİ, SAYGI, HOŞGÖRÜ” değerlerini daha çok “BENİMSERDİM”. Daha çok kendime zaman ayırtır, sevdiğim insanlar ile birlikte olurdum...
    Eğer isteklerimin olacağın bilsem: -" Hayatta, Yollara çıkar avazım çıktığınca...”SENİ SEVİYORUM SÜREYYA DİYE” kutup yıldızına ninniler söylerdim. “RAHAT” uyusun diye...
    Eğer isteklerimin olacağını bilsem: - " Hayatta, Daha çok gülerdim. Kahkahalarla...
    Eğer isteklerimin olacağını bilsem: -" Hayatta, Yıldızlar kadar parlardım.
    Eğer isteklerimin olacağını bilsem: -" Hayatta, Herkese daha çok “SENİ SEVİYORUM” derdim. Ve “TEŞEKKÜR ETMESİNİ” öğretirdim.
    Eğer isteklerimin olacağını bilsem: -" Hayatta, Yaşamımı ellerimin altına alırdım. “BAŞARI” için “MERDİVEN” koyardım. Merdiveni tırmanırdım.
    Eğer isteklerimin olacağını bilsem: -" Hayatta, Bütün herkese “DOST” elimi uzatırdım. Fakat, bilinçliliğimi kaybetmezdim.
    Eğer isteklerimin olacağını bilsem: -" Hayatta, Etkili konuşurdum. Beynime şarj takar her an şarjda bırakırdım. Ve böylece bana hiç kimsenin ulaşamayacağını düşünür ve onu sağlardım.
    Eğer isteklerimin olacağını bilsem: -" Hayatta, “HEDEFLRİMİ kırar, “YÜREK” kırmazdım. Onlar için yola çıkardım.
    Eğer isteklerimin olacağını bilsem: -" Hayatta, “KİŞİSEL GELİŞİM” İle ilgilenir “SOSYOLOG” olmak isterdim.
    Ve, Eğer isteklerim olmazsa: -" Hayatta yaşamımda “ DEĞİŞEN” bir şey olmadı ve böylece bir şey “KAYBETMEDİM” diye düşünür, “GELİŞİM ve DÖNÜŞÜM” için hep yapıcı olurdum.
    Kaybettiklerim ve Kazandıklarımda hep “ TEKRARLA” derdim…

    İstanbul, 20 Kasım 2000

    Süreyya Aktaş

  8. #8

    Kayıt Tarihi
    16-01-2008
    Mesajlar
    12
    Karizma Gücü
    0
    DÜŞÜNEN ÖZGÜR İNSAN

    "http://www.youtube.com/v/guzdodYapNE&rel=1

    Bu gün hem canım sıkılıyor hem de sıkılmıyor. Yine işsiz kaldım. Şu bildiğimiz işlerden hani başkalarının altında çalışıyoruz ve bir türlü kendimizi o mekana “BENİMSETEMİYORUZ.” - Anlatmaya çalışıyoruz, “ANLATAMIYORUZ.” “VERİYORUZ… ALAMIYORUZ , KENDİNİ İFADE” edemiyoruz. Aslında “KENDİNİ İFADE” etmesine ediyoruz da bir türlü “ANLAŞILAMIYORUZ”... Hatta “KORKUYORUZ” Kendini İfade etmekten…
    - Bu kelime bir şeyler anlatıyor... Evet; her şeyi...
    Fakat, adını koyamıyorum. İşsiz kaldığım için hem seviniyorum, hem sevinmiyorum.
    Sevinmeyişimin sebebi: - “HAYATIM MONOTONLAŞIYOR.” Ve ben kilo alıyorum. Çok yemek yediğimden değil. Çok oturup, çok yatmaktan hiç değil… “KORKULARIM DAMGA VURUYOR ÖZGÜRLÜĞÜME, ANLAMSIZLIK, &#214ÜM, YALNIZLIK, ÖZGÜRLÜK İşe yarayamazlıktan, tembel mi tembel olmaktan... Sonra kendimi beğenmiyorum ve kendimi küçümsüyorum. Böylece kendimi yalnız hissediyorum. Vurdum duymaz oluyorum. Kendimi reddediyorum... Kendimi suçluyorum.. kendimi değersiz görüyorum. Kendimi kabul etmiyorum.
    Sevincimin sebebi: - Sayılar ile uğraşmıyorum. Özgür oluyorum. Internet’ten iş müracaatı yapıyorum. Tam dört ay geçti. “MORALİMİ VE ENERJİMİ” bozmamalıyım diye düşünüyorum. Hep olumsuz cevap geliyor. Yada hiç cevap gelmiyor.
    “YA HEP!... YA HİÇ…”
    İnsan kaynaklarına bir şeyler karalıyorum. Hatta kapatmalarını tavsiye ediyorum. Sebebi deneyimli olmam mı? ... yetenekli olmam mı? ....Cevap veren yok. Sadece bir ses...
    Soran, sorgulayan, sorumlu, müdahale eden, kişilikli, SAĞDUYULU…
    Sekreterliğe kabul etmiyorlar. Ön muhasebeye alınmıyorum. Çay ve temizlik işlerini bana yakıştırmıyorlar. Kabul edenler ise PART TIME çalıştırıyorlar. Şu andaki iş ortamında ise ben çalışmak istemiyorum. Aslında benim işi yapmayı düşünüyorum. Tüm Dünyada İnsan Kaynakları- Organizasyon Şirketleri -Sağlık Kuruluşları, Danışman Şirketleri “ İletişim- Eğitim- Sağlık- Ekonomi- Kültür-Sanat- proje yolları benden sorulmalı... Bu şirketleri düzenlemeliyim. Burada Sandalye Delisi....Show yapanlara gününü göstermeliyim. Para için değil, İnsan için Karşılıklı Bağımlı... (Tanış- Danış) olmam gerektiğini düşünüyorum. İnsanlar ile tanışmalıyım. İnsanlara ulaşmalıyım. Ve insanların sorunlarına kelebek dokunuşu ile sağduyu iğnesi vurmalıyım.. Topluluksal Kültürümüzü yeniden düzenlemeliyim. Önce A.B.D Ve Sonra TÜRİYE Bürokrasilerine “KELEBEK &#199CUK” diploması vermeliyim. Bir diplomada benden alsınlar... “SAĞDUYU” Tüm insanlar “Sağduyu Yolculuğu için “ Beni bana getir yar tren” molalarından geçmeli... Dört kapıdan girip Zincirlenmiş kapılarının anahtarlarını benden almalılar....Tırtıl noktaları ile yüzleştikten sonra “Kelebek Çocuk Çiçeklerim Diploması” dağıtmalıyım. Otuz yıldır okuduğum kitaplardaki ses.... hep aynı biri birinden farklı değil. kopyalama sistemi. “Asla vazgeçme” diyor... “ Oley...Oley...Oley” diyor... “ Her sorun bir fırsattır” diyor. Kişisel değişim, gelişim yolları diyor...İçimizdeki sınırladığımız korkuların seçtiği nokta da hayallerimizden, hedeflerimizden bahsediyor. Ruh sağlığından, İletişimden, İnsan olmaktan... Kişilikten, karakterden, sevgiden Başarıdan, kazan için kazandan, çözümü al pazardan Ne zeka kalıyor ne akıl.... Bilgisayarın beyni de yetmiyor Nil’in gün’ lüğüne, fazlalıkları at geri dönüşüm kutusuna... ben enerjiyim diyor... Drahomalar...yogalar...Bio enerjiler...bir el kitabı... Değil başkası, kendime de yabancılaşıyorum. Kitaplar...kitaplar... kitaplar var beynimizde Demesine diyor da bunlar benim sesim değil. Yirmi yıldır “ Kendini İfade” etmeye gelince hep uç noktalarda...Ya tam susuyor...Ya da hep konuşuyor... Dinlemek yok... Bu gün değişik, farklı bir şey benim duygularım...Okyanus... fakat okyanustan farklı. Güneş...fakat güneşten farklı... Yıldız, fakat yıldızdan farklı, Ay, fakat Aydan farklı, Gümüş renginde...Grimsi...”FARK FARKINDALIK”...”FARK SAĞDUYU”
    Mavi sonsuzluk gibi... Uçsuz, bucaksız... Benim gibi düşünen insanlar kişilik noktalarına “yeter artık” diyor. O sesi duyuyorum. O çiçeğe ya ben konuyorum. Yada o beni buluyor.

    Internet’teyim. Araştırıyorum. Bilinçli fakat başı boş “GOOGLE” bir şeyler arıyorum. Bütün tanıdığım isimleri yazıyorum. Ara diyorum. Buluyorum. Okuyorum. İnsan Kaynaklarına aklıma geleni yazıyorum ve İletişim bölümüne yolluyorum. Danışmanlara iş müracaatı yapıyorum. Arkasından sorumsuzluklarından bahsediyorum. Herkes bir web sayfası açmış, yalan yanlış. Bazıları iyiye bazıları kötüye sevk ediyor... Bazılarının ise gerçekten kendini bile ifade etmeyen web sayfaları var. Neye hizmet ediyorlar diye düşünüyorum.. Karar veriyorum.. Eylem zamanı....Karşıma Tanıdığım insanın web sayfası çıktı. girdim. Beni çok heyecanlandırdı. Belki ertelediğim yeteneklerimi ve becerilerimi tekrar kazanabilirim diye... düşündüm. Hemen duygularımı ifade ettim. Kurucusuna... Bir hafta geçmeden mesajıma teşekkür eden bir mesaj geldi. Çok heyecanlandım....İçim enerji doldu. Sorumlu, müdahale eden bir insan yakaladım diye... Sorumluluk sahibi bir insan. Bu da beni heyecanlandırdı. Bir kez daha duygularımı ifade eden mesaj gönderdim. Bana yine enerji veren bir mesaj geldi. Devamlı bu web sayfasına takılmaya başladım. Yaklaşık bir buçuk ay. Okuyorum. Fakat beni bağlayacak bir konu yok. Deli olduğumu düşündüm. Neden bilgisayarın başına oturuyorum ve bu saçmalıkları okuyorum. Herkes birbirini yiyor. Kayda değer konu yok. Okuduğum üç kişi var. duygu insanı....Sonradan öğrendim. Üç boyutlu tek insan olduğunu...Aradığım nedir? Niçin bu siteyi okuyorum...Deliler okur... Birkaç defa ben de forum açtım. İnsanlar belki bana hayır derler, müdahale ederler. Hatta yazdıklarıma cevap gelir diye... Sesimi duyurmak adına... Kurucusundan geldiğine göre katılımcılarından da gelir. diye düşünüyorum. Yanıldım. Bir şey keşfettim. Forumu her açtığımda beni de okumuş sayıyor. Günde on defa tıklatsam ayda üç yüz yapar. Bu demektir ki üç yüz tane okuyan insan var. Hedefim üç yüz kişi... Günde üç yüz kişiyi Sağduyu yolculuğuna çıkarmak... Arkadaşlar bana mesaj yazmıyorlar. Ben de kendime yazarım. Şart mı başkası... Kendi kendime bir şeyler paylaşırım. Hem sorar hem cevaplarım....okurum...yazarım...burası benim. Dedim. Çünkü kurucusunun sesi duyuluyor. Sorumlu, müdahale eder İki kişi msn adresime girdi.. Kabul edince. Tanıştık. sohbet ettik. Yazılarımdan hoşlandıklarını söylediler. Fakat, hiç kimse neden iştirak etmediğini merakta etmiyor değiliz dediler. Benden korkuyorlar dedim. Fazla vaktim yoktu.... msn de çok konuşamadık... Sabret dedim web sitesinden izle... web sitesine tekrar girdim. Ayrılan ayrılana...çok üzüldüm. Bu durumu engellemeye çalışmadım değil. Nedeni mi? Kendinden kaçtığı için... Biri bana gönderi mesaj atmış isim belirtmeyeceğim. Burası edebiyat köşesi değil. Burada fikir tartışılır diye... Ve yöneticileri de msn adresime geldi. Kim olduğumu öğrenmeye çalıştı. Sabırsızdı. Yüreğime dokundu. Çünkü tüm düşüncelere saygı duyulmalı idi. Gerçekten okunmuş olsaydı. Payına düşen elmanın yarısını alırdı. Düşünce boyutuna yazılan yazılardı. Eğer, konu fikir üretmekti ise: Her insanın fikirlerine saygı duyulmalıydı. Bakmak, görmek, fark etmek... Farklılık Farkındalık...Başka Bir Şey değil... Kabul etmeseler de İnsanlar yazdıklarımdan ders alıyor. Bazı kişilere karşı tepki uyandırmamaları için msn adresime geliyorlar....Çünkü korkuyorlar, kendilerini ifade edemiyorlar. web deki bütün yazılarımı sildim. İkinci kriz beni okuyanlar sinirlendiler...msn’ me mesaj geldi....Ne Yapmaya Çalışıyorsunuz? ...Susturulmak istendim. Hiç bana göre değil. İnsanları konuşturmak isterken...

    “KELEBEK &#199CUK” yaptığım yıllarıma döndüm... “Yeter Artık’ Kendimi ifade ediyorum. Bunlara ders vermem lazım. Kişisel Sorumluluk, yazmak için yazmak... Okumak için okumak olmamalı idi. Hemen sıvadım kolları koyuldum işe...gidenler gitti. kalan sağlar bizimdir.- Düşüncelerime ve duygularıma dokundunuz... Bakayım burada kimler koza... kimler kelebek...Kimler benden nasibini alacak... İnsanlar benimle bir şeylerini paylaşmak istemeyince ben de aldım kozalarımı elime...Kendi kendime birliktelik adam oyunu oynanmaya başladım. Yaz babam yaz... Vakit kısıtlı ben de düşüncelerimin ve duygularımın kısa halini yazdım...Kimine göre saçma sapan... Bana göre birliktelik... Bakalım kimlere nasip olacak “Kelebek Çocuk Çiçeklerim Diploması”.... On beş gün kimseden cevap yok. Diğer yazdıklarım da ortada yok. Sildim... Suskunlar...Birileri soracak, sorgulayacaklar, sorumluluklarını alacaklar... Biri mutlaka müdahale edecek. Hedefim, üç yüz kişide on kişi... Kendime Güveniyorum....Herkes olumlu ve olumsuz kendini ifade edecek..... Ve sesler çıktı......Güçlü...Kararlı...Kendinden Emin... Artık üç yüz kişinin sesleri bir yerlerde yankılanacak... On kişi ise bundan nasibini alacak.....



    İstanbul, 24 Nisan 2002

    Süreyya Aktaş

  9. #9

    Kayıt Tarihi
    16-01-2008
    Mesajlar
    12
    Karizma Gücü
    0
    ÖZGÜR KADIN **** ASLA VAZGEÇME

    Hayatının en güzel yıllarını sinir krizleri ve başarısızlıkla geçirdin. Eline hiç bir şey geçmedi maddi olarak kaybettin. Yaşadığın sürece yalnız bir şey kazandın. Hiç olduğunu... Her an insanlara gülücük dağıtırken senin yüreğinin derinliklerinde saklanan “Sağduyu Farkındalığını” göremediler. Sevgi, Saygı, Hoşgörü Yolculuğunda hiç ölmeyecekmiş gibi, başarılı, kendilerine güvenen insanlar ne kaybettiklerini yada ne kazandıklarının farkına varamadılar. “Kendini İfade” şekilleri hissi oldu..“Sen Bir Hiçsin! .” Diyen bir İnsan Her An Farkındalık Boyutundadır. Sen, “Özgür Kadın” Dünyanın bütün ormanlarını Gez. Bütün Çiçeklerinden Renk Al. Kelebekleri Çok Sev. Gökkuşağının Tüm Renkleri Kanatların Olsun. Doğayı İçine Çek. Tüm Kokularını Hisset. Kendin Ve Yapacaklarından Asla Vazgeçme… Uç Uçabildiğin Tüm Gezegenlere
    Kelebek Çocuğun Sesine Kulak Verin.
    Özgürleşin!.. Gülümseyin!.. Fark Yaratın!.. Bütünleşin!..
    Ne Kadar Güven İçerisinde Görünürse Görünsün,
    Çocuk, Genç, Yaşlı; Zengin Ve ya Yoksul
    Tüm Canlı Varlıkların Sana Gereksinimi Vardır.
    Kendinizin Armağan Olduğunu Unutmayın.
    Gezebiliyor, Duyabiliyor, Görebiliyorsunuz.
    Farkında lığa varın”

    KELEBEK &#199CUK

  10. #10

    Kayıt Tarihi
    16-01-2008
    Mesajlar
    12
    Karizma Gücü
    0
    KOZA VE KELEBEK &#199CUK

    Sevgili KOZA Arkadaşım...
    Eğer yeniden hayatınızı kuracağınızı bilsem, mutlu olmak için yola çıkmanıza,

    Eğer yeniden en çok nereye gidebileceğinizi bilsem, engellerin üzerine gitmenize,

    Eğer motive edecek yerlerinizi bilsem, içinizdeki sese dönmenize,

    Eğer hayatınıza nereden başlamanız gerektiğini bilsem, beynimizi kemiren, çözümünü bekleyen o kadar sorunlu düşüncelerinize,
    Dönüşüm yaptırırdım. Biliyorum ki hepimiz geçmişimizde olumsuz çok şeyler yaşadık. Yaşadıklarımızı sizin adınıza ve kendi adıma boş bir çerçeveden çöp kutusuna atıyor ve temizliyorum. Yeniden bu çerçeve içerisinde kendimi ve sizleri geliştiriyor, değiştiriyor ve dönüştürüyorum. Kendime sizin adınıza bir banka hesabı açıp, içine sağduyu tohumlarını yatırıyorum.
    Ve ben sizin için kendimi dönüştürüyorum.
    -“ Uyuşturucular ve ilaçlar zayıf insanların sığındıkları birer tapınaktır.”
    Unutmayın. Bana beni yada sizi bana getiren olaylar karşısında hayatımı bir daha gözden geçirmem gerektiğini ve dönüşüm kapımdaki “FARKINDALIK” boyutunu sizlere öğretmem gerektiğini bir kez daha vurguluyorum. Artık bunu nasıl yapmalıyım demiyorum.
    Sizin adınıza:
    - Daha çok aynaya bakıyorum.
    - Daha çok gülüyorum.
    - Daha çok yenilikler yaparak yeni insanlar tanıyorum.
    - Daha Çok farkında lığı yakalıyorum.
    - Daha çok bu benim için ve sizin için bir yaşam biçimi olmalı diye düşünüyorum.
    Sevgili KOZA Arkadaşım:
    Ben sizler için çalışıyorum…. Korkularınızla yüzleştiriyorum… Peki Benim için siz ne yapmalısınız? ... Kendinize sordunuz mu? Lütfen. Kendinize sorun. Bir kez daha... Düşünün kendinize ve başkalarına neler yapabileceğinizi...
    Emek Sabır İster.
    Başarı Azim İster.
    Kendinize güvenin
    Başkalarının güvenin…
    Zihinsel, Sosyal, Fiziksel yapısına katkı ve üretkenlik sağlayın...

    Süreyya Aktaş
    Yaşam Koçu

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •