Urfalı hikmet şairi Nabî'nin (Ö.1712) bir beyti vardır. Buyurur ki:
Çekdik o denlü sâgar-ı ümmîde intizâr
Bezme gelince duhter-i rez mû-sefîd olur
Ümit kadehinin yolunu öylesine uzun zamandır beklemedeyiz ki, meclise gelinceye kadar asma kızının saçları ağaracak.
Bir insanın umutla bekleyişindeki uzunluğu ve o süre içindeki çaresizliğini anlatan bu beyitte Nabî Efendi seçkin bir mübalağa yapıyor ve neredeyse bir ömür boyu yolu gözlenen bir sevgiliden, bir umuttan bahsediyor. Üzümün kızına vurgun olan şair, onun yolunu gözlerken ihtiyarlıyor ve hiç ulaşamadığı, hiç gelmeyen sevgiliye nihayet saçları ağarınca sahip oluyor. Elbette âşık için bu da bir şeydir; amma "Ba'de harâbi'l-Basra" deyimi de boşa uydurulmamıştır.
Beytin dünyasına biraz daha girmek için söylemeliyiz ki bir meclis kurulup da o meclise revnak veren şarap gecikince mecliste nasıl bir sıklet hasıl olduğunu erbabı bilir. Bunu İlahî aşk mânâsında düşünürseniz mecliste mürşidin sözlerinden kendi nasibine düşen halavet ve ilhamı bir müjde niyetine almayı bekleyen bir kişinin, sohbetin başlamasını nasıl arzu ile beklediğini göz önüne getirmeniz gerekir. Yani meyhanede şarap bekleyen ile tekkede İlahî aşk ilhamı bekleyen iki kişinin bekleyişleri arasında da, mestlikleri ve sarhoşlukları arasında da bir aynîlik vardır. Belki tek fark, sarhoş olduktan sonraki görüştedir. İlahî aşk ile sarhoş olan ikiyi bir görürken, şarap sarhoşu biri iki görür.
Beyitte mû-sefîd olmak (saçı ağarmak) eylemiyle alakalı da bir telmih söz konusu edilmiştir. Rivayete göre Hz. İsa nefesiyle ölüleri dirilterek mucize gösterir ve insanları hak dine davet edermiş. Bir gün müşrikler Şam'da kendisinden yine bir mucize göstermesini ve bir ölüyü diriltmesini istemişler. O da kabul edip kimi diri görmek istediklerini sormuş. Hz. Nuh'un oğullarından Sam'ın mezarının Şam'da olduğunu bilen müşrikler Sam'ı diriltmesini istemişler. Hep birlikte kabrin başına gidildiğinde Hz. İsa, "-Kum yâ Sam (Kalk ey Sam)!" diye çağırmış. Derhal mezar yarılıp içinden saçı sakalı bembeyaz olmuş heybetli bir adam çıkmış. Müşrikler inat edip, "Bunun Sam olduğunu nereden bilelim?" diye sorduklarında Hz. İsa Sam'a dönüp, "Ey Sam! Sizin zamanınızda saç ve sakal ağarması âdetten değildi. Senin saçların neden bembeyaz?" diye sormuş. Cevap: "Saçım ve sakalım beyaz mı? Buna ben de hayret ederim. Meğer ki sen 'Kalk ey Sam!' deyince kıyamet koptu da hesap için mahşer yerine çağrılıyorum sanarak çok korktum. Muhtemeldir ki bu korkuyla ağarmış olsun!"
İmdi, asmanın kızının da meclise gelmekten ürkmesinin ilk sebebi meclistekilerin itibarlı kişiler oluşu; ikinci sebebi de bu meclisi yine bir toplanma (haşr) yeri saymasından olmalıdır. Çünkü üzümün kızının suçu hesaba gelmez. Dehşetle saçının ağarması da bu korkunun içinde bulunmasındandır.
DAĞ BAŞINI DUMAN ALMIŞ
Selim Sırrı Tarcan iki yıllık beden eğitimi öğretimi için gittiği İsveç'ten gelirken sırf müzik merakıyla, Felix Korling'in bestesi olan "Tre Trallade Jantor (Şakıyan üç genç kız)" adlı şarkının notalarını da getirir. Nuruosmaniye Erkek Öğretmen Okulu'ndan meslektaşı olan öğretmen ve şair Ali Ulvi Elöve'den, bu güfteye Türkçe bir marş sözü yazmasını ister. Yıllardan 1916'dır. İstanbul işgal altındadır ve Türk gençlerinin hem spor hem de umumi yürüyüşlerde söylemesi için bir "beden terbiyesi" marşına ihtiyaç görülmüş, bunun için Umum Osmanlı Genç Dernekleri Teşkili Hakkında İlk Kanun çıkartılmıştır. Tüzüğün 12. maddesinde "Dernek gençleri yürüyüş halinde merbut şarkıyı terennüm edecekler" denilerek ek'te Ali Ulvi Bey'in şu sözlerine yer verilmiştir:
Dağ başını duman almış
Gümüş dere durmaz akar
Güneş ufuktan şimdi doğar
Yürüyelim arkadaşlar
Sesimizi yer, gök, su dinlesin
Sert adımlarla her yer inlesin
Bu gök, deniz, nerede var
Nerede bu dağlar, taşlar
Bu ağaçlar, güzel kuşlar
Yürüyelim arkadaşlar
Sesimizi yer, gök, su dinlesin
Sert adımlarla her yer inlesin
Aradan yıllar geçer. 1955'te İsveç'ten bir kız jimnastik ekibi İstanbul'a gelir. Spor ve Sergi Sarayı'nda yaptıkları gösteriyi piyano eşliğinde söyledikleri bir şarkıyla bitirirler: Tre Trallade Jantor. O sırada salondaki bütün izleyiciler ayağa kalkıp "Dağ başını duman almış" sözleriyle besteye katılırlar. İki dilde aynı terennümün heyecan verici bir manzara oluşturduğunu bir düşünün. Maamafih. İsveç'çe şarkı güftesi biraz hafif meşrep bir hikâyeyi anlatsa bile.
Beden Terbiyesi Marşı benim çocukluğumda ilk mektepte öğretilir ve koro halinde yürüyüşlerde söylenirdi. Evin en küçüğüne sordum, bilmiyordu.
[BERCESTE]
Hem yakarsın berk-i şimşîr-i sitemle âlemi
Hem yine dersin ser-i kûyumda efgân olmasın
(Hem sitem kılıcının yıldırımıyla (sitem dolu yakıcı sözler ederek) âlemi yakıyorsun; hem de dönüp mahallemde çığlık istemem diyorsun (biçare âşıkların) bu yanıştan dolayı feryad etmesinler de ne yapsınlar?)
( Lâedrî)
Alıntı - İskender PALA


LinkBack URL
About LinkBacks

Alıntı Yaparak Cevapla
