Merhabalar,
Türkçe Öğretmenimiz (Lise), Milli, Mücadele yi anlatan şiir veya benzeri bir şey istedi.Yardımlarınız dokunursa çok sevinirim..
Merhabalar,
Türkçe Öğretmenimiz (Lise), Milli, Mücadele yi anlatan şiir veya benzeri bir şey istedi.Yardımlarınız dokunursa çok sevinirim..
MUSTAFA KEMAL'İN KAĞNISI
Yediyordu Elif kağnısını,
Kara geceden geceden.
Sankim elif elif uzuyordu, inceliyordu,
Uzak cephelerin acısıydı gıcırtılar,
İnliyordu dağın ardı, yasla,
Her bir heceden heceden.
Mustafa Kemal'in kağnısı derdi, kağnısına
Mermi taşırdı öteye, dağ taş aşardı.
Çabuk giderdi, çok götürürdü Elifçik,
Nam salmıştı asker içinde.
Bu kez yine herkesten evvel almıştı yükünü,
Doğrulmuştu yola önceden önceden.
Öküzleriyle kardeş gibiydi Elif,
Yemezdi, içmezdi, yemeden içmeden onlar,
Kocabaş, çok ihtiyardı, çok zayıftı,
Mahzundu bütün bütün Sarıkız, yanı sıra,
Gecenin ulu ağırlığına karşı,
Hafifletir, inceden inceden.
İriydi Elif, kuvvetliydi kağnı başında
Elma elmaydı yanakları üzüm üzümdü gözleri,
Kınalı ellerinden rüzgâr geçerdi, daim;
Toprak gülümserdi çarıklı ayaklarına.
Alını yeşilini kapmıştı, geçirmişti,
Niceden, niceden.
Durdu birdenbire Kocabaş, ova bayır durdu,
Nazar mı değdi göklerden, ne?
Dah etti, yok. Dahha dedi, gitmez,
Ta gerilerden başka kağnılar yetişti geçti gacır gucur
Nasıl dururdu Mustafa Kemal'in kağnısı.
Kahroldu Elifçik, düşünceden düşünceden
Aman Kocabaş, ayağını öpeyim Kocabaş,
Vur beni, öldür beni, koma yollarda beni.
Geçer götürür ana, çocuk, mermisini askerciğin,
Koma yollarda beni, kulun köpeğin olayım.
Bak hele üzerinden ses seda uzaklaşır,
Düşerim gerilere, iyceden iyceden.
Kocabaş yığıldı çamura,
Büyüdü gözleri, büyüdü yürek kadar,
Örtüldü gözleri örtüldü hep.
Kalır mı Mustafa Kemal'in kağnısı, bacım,
Kocabaşın yerine koştu kendini Elifçik,
Yürüdü düşman üstüne, yüceden yüceden.
Fazıl Hüsnü DAĞLARCA
ATATÜRK KURTULUŞ SAVAŞINDA
Ne bulutlar gitti, ne padişahlardan bir haber geldi.
Kemal Paşa derler bir yiğit vardı.
Bu sefer de millet türkülerle Kemal Paşaya haber saldı.
V
Kemal Paşa, yenilmez yiğit, şanlı komutan!
Savaş girer gibi yetiş bize!
Yetiş bize, çöllerde bile olsan!
İnanç doldur, güç doldur içimize!
Bin kere yurdumuzu kurtaran!
Bir görseydin ağlardın hâlimize!
Kuşun kanadında türküler
Kemal Paşanın gönlüne vardı,
Cevabından önce kendi geldi.
VI
Bir gemi yanaştı Samsuna sabaha karşı
Selâm durdu kayığı, çaparı, takası,
Selâm durdu tayfası
Bir duman tüterdi bu geminin bacasından bir duman
Duman değildi bu!
Memleketin uçup giden kaygılarıydı.
Samsun limanına bu gemiden atılan
Demir değil!
Sarılan anayurda
Kemal Paşanın kollarıydı.
Selâm vererek Anadolu çocuklarına
Çıkarken yüce komutan
Karadenizin hâlini görmeliydi.
Kalkıp ayağa ardısıra baktı dalgalar
Kalktı takalar,
İzin verseydi Kemal Paşa
Ardından gürleyip giderlerdi.
Erzuruma kadar.
Bu ne inançtı ki, Kemal Paşa
Atının teri kurumadan
Sürüp geldin yeni yeni savaşların peşinde
VII
Bir selâm gibi gitti Erzuruma,
Bin selâm gibi geldi Sivasa Erzurumdan.
Dağlar alçaldı yol vermeğe,
Temizlendi ılkımından karından.
Analar bacılar yola döküldü,
Cephane taşıdı arkasından.
Irmaklar suyundan faydalattı,
Ağaçlar daldasından.
Yer gök inledi bir yol daha
Kurtuluş savaşından.
.............................................
Düşman koymuş meydanları kaçıyordu.
XI
Kattı Kemal Paşanın ordusu düşmanı uğruna
Pişman eti anasından doğduğuna.
Çevirdi Sakarya, çevirdi süvariler,
Veryansın etti topçu,
Veryansın etti piyadeler.
Kattı Kemal Paşanın ordusu sürdü gitti,
Yetiştikçe vurdu düşmana.
Hayın düşman sarhoş gibi sallana sallana
On beş günde İzmiri dar buldu,
Ölen kurtuldu, sağ kalan teslim oldu.
Kaçtı gemiler.
Alnı sargılı, kolu sargılı, boynu sargılı,
Ahmetler, Bekirler, Aliler,
Mahmutlar, Kâzımlar, İsmailler
Peşlerinden yettiler,
Diz çöküp Kordonboyuna
Ta yürekten çekip tetiği
Gemilere yaylım ateş ettiler.
Bu ne inançtı ki, Gazi Paşa!
Atının teri kurumadan
Sürüp gittin yeni yeni savaşların peşinde.
XII
Sana borçluyuz ta derinden!
Çünkü yurdumuzu sen kurtardın,
Hasta, yorgun düşmüştük,
Yaralarımızı iyice sardın.
Yiğittin, inanç doluydun yapıcıydın,
Sanatkârdın, denizler kadar engin;
Kimsenin görmediğini görürdü
Sevgiyle bakan gözlerin.
Dedin ki: Bu millet, bu büyük millet
Yüzyıllar boyunca geri kalmış;
Bu yurt, bu güzel yurt, bizim yurdumuz
Her yanından yaralar almış.
Dedin ki: Bir güzel savaşmalı
Kurmak için yeniden;
Bilgiyle, inançla, çoşkunlukla
"Övün, çalış, güven!"
Sana borçluyuz ta derinden!
Işığısın bu yurdun.
Dilimizi, ulusallığımızı öğrettin bize,
Çünkü cumhuriyetimizi sen kurdun.
Hürriyeti sen yaydın içimize,
Halkçıyız dedin halk içinden,
İnançta hür yetiştirdin bizi,
Borçluyuz sana ta derinden!
Devrimlerle yüceltti, çok yüceltti,
Bu milleti temiz ellerin.
Sana borçluyuz ta derinden
En büyüğü Mustafa Kemallerin!
Cahit KÜEBİ
Bunların dışında da birçok şiir bulmak mümkün. İlk aklıma gelenler bunlardı.
Beni övme sözlerini bırakınız. Gelecek için neler yapacağız, onları söyleyiniz !MUSTAFA KEMAL
![]()
İlginiz için çok teşekkür ederim..![]()
ATATURK'TEN SON MEKTUP (Halim Yagcioglu)
Siz beni hala anlayamadiniz
Ve anlamayacaksiniz caglarca da
Hep tutturmus "Yil 1919 Mayisin 19u" diyorsunuz
Ve eskimis sozlerle beni ovuyor, ovuyorsunuz
Mustafa Kemal'i anlamak bu degil.
Mustafa Kemal ulkusu sadece soz degil
Birakin o altin yapragi artik
Birakin rahat etsin anilarda sehitler
Siz bana neler yaptiniz ondan haber verin
Hakkindan gelebildiniz mi yoklugun, sefaletin?
Mustafa kemal'i anlamak yerinde saymak degil
Mustafa Kemal ulkusu sadece soz degil.
Bana mustular getirin bir daha
Uygar uluslara esit yeni buluslardan
Kuru soz degil is istiyorum sizden anladiniz mi?
Uzaya Turk adini Ataturk kapsulleriyle yazdiniz mi?
Mustafa Kemal'i anlamak avunma degil
Mustafa Kemal ulkusu sadece soz degil.
Hala o acikli agitlar dudaklarinizda
Hala oturmus bana On Kasimlarda agliyorsunuz
Uyanin artik diyorum, uyanin, uyanin!
Uluslar fethine cikiyor uzak dunyalarin
Mustafa Kemal'i anlamak goz boyamak degil!
Mustafa Kemal ulkusu sadece soz degil
Beni seviyorsaniz eger ve anliyorsaniz
Laboratuvarlarda sabahlayin, kahvelerde degil
Bilim agartsin saclarinizi, kitaplar
Ancak boyle aydinlanir o sonsuz karanliklar
Mustafa Kemal'i anlamak aglamak degil
Mustafa Kemal ulkusu sadece soz degil
Demokrasiyi getirmisim size ozgurlugu
Goruyorum ki hala ayni yerdesiniz hic ilerlememis
Birbirinize dusmussunuz halka egilmek dururken
Hani koylerde isik, hani bolluk, hani kaygisiz gulen?
Mustafa Kemal'i anlamak itismek degil
Mustafa Kemal ulkusu sadece soz degil.
Arayi kapatmanizi istiyorum uygar uluslarla
Bilime, sanata varilmaz rezil dalkavuklarla
Bu vatan, bu canim vatan sizden calismak ister
Paydos ovunmeye, paydos avunmaya, yeter yeter
Mustafa Kemal'i anlamak aldatmak degil
Mustafa Kemal ulkusu sadece soz degil.
KUVAYI MILLIYE'DEN (Nazim Hikmet)
Dusundu birdenbire kayalardaki adam
kaynaklari ve yollari dusman elinde kalan butun nehirleri
Kim bilir onlar ne kadar buyuk
ne kadar uzundular?
Bircogunun adini bilmiyordu
yalniz, Yunan'dan once ve Seferberlik'ten evvel
gecerdi Gediz'in sularini basi donerek.
Daglarda tek
tek
atesler yaniyordu
Ve yildizlar oyle isiltili, oyle ferahtilar ki
sayak kalpakli adam
nasil ve ne zaman gelecegini bilmeden
guzel, rahat gunlere inaniyordu
ve gulen biyiklariyla duruyordu ki mavzerinin yaninda
birdenbire bes adim saginda onu gordu.
Pasalar onun arkasindaydilar.
O, saati sordu.
Pasalar: "Uc" dediler,
Sarisin bir kurda benziyordu.
Ve mavi gozleri cakmak cakmakti.
Yurudu ucurumun basina kadar,
egildi, durdu.
Biraksalar
Ince, uzun bacaklari ustunde yaylanarak
ve karanlikta akan bir yildiz gibi kayarak
Kocatepe'den Afyon ovasina atlayacakti.
ATATURK BIR CIKISTIR, VARIS DEGIL! - Orhan Asena
Ataturk bir cikistir, varis degil.
Varmak tukenmek demek, Ataturk tukenmez,
varmak olum demek, Ataturk olmez.
Ben olurum, benimle bir eksilir Ataturk,
sen dogarsin, o dogar, baskalari dogar;
sizinle bin dogar, bin cogalir, bin yucelir,
dunya surer, yasam surer, surer Ataturk.
Ataturk bir yonun adi, ozgurluge, uygarliga, ileriye
bir parlamis bir sonmus, iste yolun demis,
Ataturk bir ufkun adi, dagin degil,
Himalaya kadar bile olsa dagin degil.
Dag durur, oysa ufuk yurur.
Her ufukta Ataturk buyur.
Her ufukta yenilenir bir kez.
Ataturk bir ilkhizdir dogadaki,
tohumu catlatan bir guc
kozayi delen ilk vurus
kusun kanadindaki ilk gunu
kos demis, atil demis sana, durulur mu?
Ataturk durmus mu ki sen durasin?
Ataturk susmus mu ki sen susasin?
Ataturk olmus mu ki sen olesin?
Ataturk bir kavganin adi her gun yenilenen
her gun degisen dusmana karsi.
Bilgisizliktir bu dusmanin adi cok kez,
geriliktir, aptalliktir, donekliktir.
Cikarcilik, nemegerekcilik, vurdumduymazlik,
korkaklik, eyyamcilik, yalancilik,
bir bakarsin topla tufekle yurur ustune,
bir bakarsin gulucuklerle, oksamalarla gelmis,
bir bakarsin, seni ta icinden kemirir bir kurtcuk.
Ataturk bir ak torenin, bir buluncun adi,
hergun bizi bir kez daha uyaran,
hergun bizi bir kez daha yuruten doruga.
Yigitlige, namusluluga, dogruluga,
her gun bir kez daha yarisalim diye kendisiyle
o en guzele, en yuceye, en dogruya.
24.9.1991 - Ankara
ON YIL DESTANI (Mehmet Asik)
Onuncu yili bu Cumhuriyet'in
Kutlu olsun yurdun buyuk bayrami
Guluyor on yildir yuzu milletin
Kutlu olsun Cumhuriyet bayrami.
Ne yaptilar kahbe dusmanlar bize
Pek cogunu doktuk onun denize
Simdi bir bir anlatayim ben size
Kutlu olsun Cumhuriyet bayrami
Biz Turkleriz her seylere ozenen
Istikbalin serefini kazanan
Hicbir dusman ugrasamaz bizinen
Kutlu olsun Cumhuriyet bayrami
Cumhuriyet halkin hakimiyeti
Hep Turklerin boyle idi niyeti
Anlasildi Cumhuriyet kiymeti
Kutlus olsun Cumhuriyet bayrami
Turkiye'dir vatanimiz ilimiz
Cumhuriyet acti bizim gonlumuz
Ilerlesin bizim guzel dilimiz
Kutlu olsun Cumhuriyet bayrami
Eski kanun kadnlari bosadan
Yeni kanun hanimi hur yasatan
Bu fikirler gelir Gazi Pasa'dan
Kutlu olsun Cumhuriyet bayrami
Muallimlik icin yetisen gencler
Butun halka bilgi vermeye baslar
Laik hukumeti kuran kardaslar
Kutlu olsun Cumhuriyet bayrami
Hukumeti biz yurekten severiz
Hangi dusman karsi dursa doveriz
Turk milleti kahramandir overiz
Kutlu olsun Cumhuriyet bayrami
Millet, Meclisiyle verip basbasa
Yasa Cumhuriyet Reisim yasa
Yapalim bayrami biz kosa kosa
Kutlu olsun Cumhuriyet bayrami
Budur onuncu yil donum devrani
Gezip Ankara'yi etsem seyrani
Asik Mehmet yazar bayram destani
Kutlu olsun Cumhuriyet bayrami
ONUNCU YIL MARSI (Behcet Kemal Caglar,
Faruk Nafiz Camlibel)
Ciktik acik alinla on yilda her savastan
On yilda onbes milyon genc yarattik her yastan.
Basta butun dunyanin saydigi Baskumandan
Demir aglarla orduk Anayurdu dort bastan.
Turk'uz Cumhuriyet'in gogsumuz tunc siperi
Turk'e durmak yarasmaz, Turk onde Turk ileri
Bir hizla kotulugu geriligi bogariz
Karanligin ustune gunes gibi dogariz
Turk'uz butun baslardan ustun olan baslariz
Tarihten once vardik, tarihten sonra variz
Turk'uz Cumhuriyet'in gogsumuz tunc siperi
Turk'e durmak yarasmaz, Turk onde, Turk ileri
Cizerek kanimizla oz yurdun haritasini
Dindirdik memleketin yillar suren yasini
Butunledik her yonden istiklal kavgasini
Butun dunya ogrendi Turklugu saymasini
Turk'uz Cumhuriyet'in gogsumuz tunc siperi
Turk'e durmak yarasmaz, Turk onde Turk ileri
Ornektir milletlere actigimiz yeni iz
Imtiyazsiz, sinifsiz kaynasmis bir kutleyiz
Uyduk goruste bilgiye, gidiste ulkuye biz
Tersine donse dunya yolumuzdan donmeyiz
Turk'uz Cumhuriyet'in gogsumuz tunc siperi
Turk'e durmak yarasmaz, Turk onde, Turk ileri.
CUMHURIYETIMIZIN 50. YIL MARSI (Bekir Sitki Erdogan)
Mujdeler var yurdumun topragina tasina
Erdi Cumhuriyetim elli seref yasina
Bu ruzgarla sahlanmis dalga dalga bayragim
Baska bir tug yarasmaz Turk'un ozgur basina.
Cumhuriyet, ozgurluk, insanca varlik yolu
Ataturk'un cizdigi cagdas uygarlik yolu
Yillari bir cig gibi asarak hafta hafta
Kosuyoruz durmadan kadin-erkek bir safta
Elimizde mesale, ilke ilke Ataturk
Isiklara donattik ulkeyi her tarafta
Cumhuriyet ozgurluk, insanca varlik yolu
Ataturk'un cizdigi cagdas uygarlik yolu
Ayni kandan feyz alir bunca toprak, bunca tas
Kilic tutan bilekler, verdi sabanla savas
Teknigin dev nabzinda her adim, her dakika
Carklarda ayni tempo, yureklerde ayni mars
Cumhuriyet ozgurluk, insanca varlik yolu
Ataturk'un cizdigi cagdas uygarlik yolu
Biz yurekten bagliyiz elli yildir bu yolda
"Yurtta baris" ilk hedef, "Cihanda sulh" parola
Koparamaz hicbir guc bizi milli birlikten
Ata'mizin izinde kosuyoruz kol kola
Cumhuriyet ozgurluk, insanca varlik yolu
Ataturk'un cizdigi cagdas uygarlik yolu
Yasasin hur ulusum, soylu gencim, benligim
Yasasin sanli ordum, sarsilmaz guvenligim
Ersin elli yillarim nice mutlu caglara
Ornek olsun cihana devletim, duzenligim
Cumhuriyet ozgurluk, insanca varlik yolu
Ataturk'un cizdigi cagdas uygarlik yolu.
Kor cehalet cirkeflestirir insanlari !
Suskunlugum asaletimdendir...
Her lafa verecek bir cevabim var...
Lakin bir lafa bakarim laf mi diye,
Bir de soyleyene bakarim adam mi diye...
Mevlana Celaleddin-i Rumii
KUVÂYI MILLIYE - ALTINCI BAP
MUHAREBELER
ve
DÜSMAN ELINDE KALANLAR
ve
KARTALLI KÂZIM'IN HIKÂYESI
Inönü meydani, yavrum,
rüzgâr,
soguklar insani ari gibi hasliyor.
Zemheriler bitti diyelim,
hamsin ya basladi, ya basliyor.
Muharebe bes gün bes gece sürdü.
Kan gövdeyi götürdü.
Ve nihayetinde
düsmanlar karin üstünde
top arabalari, sandiklar dolusu konyak,
alti kamyon biraktilar.
Sonra, kaçarlarken, yavrum,
köyleri, köprüleri yaktilar...
Bu, Birinci Inönü,
sonra ikincisi :
23 Mart 1921 günü
düsmanin Bursa ve Usak gruplari üstümüze yürüyor.
Onlarda, topçu ve piyade
bizden üç kere fazla,
bizim atlimiz çok.
Atlarin makanizmasi,
hartucu,
namlusu yoktur
ve kiliç
çiplak, ucuz bir demirdir.
26 Mart :
Aksam.
Sag cenah ilerimize yanastilar.
27 Mart :
Bütün cephelerde temas.
28, 29, 30 :
Kavgaya devam.
Ve Martin 31'inci gecesinde,
(ayisigi var miydi bilmiyorum)
Inönü karanligi sesler ve kivilcimlarla doluydu.
Ve ertesi gün
1 Nisan :
Metristepe aydinlaniyor.
Saat alti otuz.
Bozöyük yaniyor.
Düsman muharebe meydanini silâhlarimiza terketmistir.
Sonra, 8 Nisandan 11 Nisana kadar :
Dumlupinar.
Sonra, Haziran.
Bir yaz gecesi.
Dünyada yalniz piriltilar
ve böceklerin sesi.
Sakarya'yi üç yerinden sallarla geçiyoruz.
Basarak aldik
Adapazari'ni.
Ve dolasip Sapanca Gölü'nün sazliklarini
yanastik Izmit'in dogusunda çuha fabrikasina.
Düsman,
kismen gemilere binerek
denizden
ve kismen
Karamürsel üzerinden
Bursa'ya çekilip
bosaltti Izmit sehrini gece yarisi.
Sonra 23 Agustos :
Sakarya melhamei kübrâsi ki
devami 13 Eylül gününe kadardir.
Bizim kirk bin piyademiz,
dört bin bes yüz atlimiz,
düsmanin seksen sekiz bin piyadesi,
üç yüz topu vardir.
Harp meydaninin kuzey yani
Sakarya
ve daglardir :
keskin
ve dik yamaçlariyla
ve kireçli topraklari
ve kayalarinda tek baslarina birbirinden uzak
hasin
ve münzevi çam agaçlariyla
Abdülselâm-dagi,
Gökler-dagi,
daglar.
Ve Sakarya'dan bu havalide
yalniz, çatal tirnakli karacalar su içmektedir.
Ankara suyunun döküldügü yerden
Eskisehir kuzeybatisina kadar
Sakarya mecrasi uçurumlar içinden geçmektedir.
Güneyde
ve güneydoguda
yapraksiz ve hazin
genis ve uzun
ve insana biraktigi hiçbir seye acimadan
ölmek arzusu veren
Cihanbeyli ovasi :
çöl...
Bu çölün,
bu daglarin,
bu nehrin ve bizim önümüzde
yirmi iki gün ve gece fasilasiz dövüsüp
düsman ordusu ric'ata mecbur kaldi.
Buna ragmen :
Sene 1922
ve 15 vilâyet ve sancak
ve 9 büyük sehir
düsman elindedir.
Inanilmaz seyler düsmandadir ki
bunlarin arasinda :
7 göl, 11 nehir
ve köklerinde baltamizin yarasi
ve yanginlariyla bizim olan
yüz kere yüz bin dönüm orman,
bir tersane, iki silâh fabrikasi,
ve 19 körfez ve liman ki
belki birçogunun
rihtimi,
mendiregi,
kirmizi, yesil fenerleri yoktur
ve belki sularinda
ates kayiklarinin isiltisindan baska isik yanmadi,
fakat onlar
tahta iskeleleri ve kederli balikçilariyla bizimdiler.
Sonra, 3 deniz,
6 kol tren hatti,
sonra, göz alabildigine yol :
silaya gittigimiz,
gurbette göründügümüz
ve neden
ve niçin oldugunu sormadan
çöle, Çanakkale'ye,
ölüme gittigimiz yol
ve sonra toprak
ve o topragin insanlari :
Usak tezgâhlarinin hali dokuyanlari,
klaptan islemeli egerleriyle meshur
Manisa'li saraçlar,
yol kiyilarinda ve istasyonlarda açlar
ve kurnaz
ve cesur
ve agirbasli ve çapkin
ve kütleleriyle delikanli
Istanbul ve Izmir isçileri
ve zahire ve kantariye tâcirleriyle esraf ve âyân,
kil çadirli yürükleri Aydin'in,
ve sonra, irgat,
ortakçi,
maraba,
davarli ve davarsiz,
yarim mesin çizmeli
ve ham çarikli köylüler.
15 vilâyet ve sancak
ve 9 büyük sehir
düsman elindedir.
Mehtapli bir gece,
gümüs bir kutunun içindesin :
ortalik öyle bir tuhaf aydinlik, öyle issiz.
Ya çok seslidir
ya hiç ses vermez mehtapli gece zaten.
Yatiyor filintasinin arkasinda Kartalli Kâzim.
Kiz gibi Osmanli filintasi.
Parliyor arpacik
namlinin ucunda :
yüz yillik yoldaymis gibi uzak
ve bir damlacik.
Kâzim emir aldi merkezden :
Gebze'deki Ingiliz'in tercümani vurulacak.
Köylerde teskilât kurmus tercüman Mansur :
satiyor bizimkileri.
Kâzim iyi hesaplamis herifin geçecegi yeri.
Iste sökün etti Mansur karsidan :
beygirin üzerinde.
Beygir yüksek,
Ingiliz kadanasi.
Kendi halinde yürüyor hayvan
ortasinda demiryolunun
sallana sallana,
agir agir.
Tercüman herhalde birakmis dizginleri,
basi sallaniyor,
belki de uyuyor üzerinde beygirin.
Yaklastikça büyüyor herif.
Zaten mehtapta heybetli görünür insan.
Arada kaldi kalmadi dört yüz adim,
namliyi kaldirdi birazcik Kâzim,
nisan aldi sallanan basina Mansur'un.
Soldaki yamaçtan bir tas parçasi düstü.
Bir kus uçtu sagdaki agaçtan,
-agaç çinar-.
Kus ürkmüs olacak.
Çevrildi Kâzim'in basi kusun uçtugu yana,
mehtapla yüz yüze geldiler.
Mehtap koskocaman,
desdegirmi,
bembeyaz.
Ve Kâzim'in gözünü aldi âdeta.
Zaten bu yüzden,
tekrar göz, gez, arpacik
ve filintayi atesledigi zaman
ilk kursun Mansur'un basini delecek yerde
galiba omuzuna girdi.
Herif «Hink» dedi bir,
beygirin basini çevirdi
dörtnal kaçiyor.
Yetistirdi ikinci kursunu Kâzim.
Beygirin üstünde sola yikildi Mansur.
Üçüncü kursun.
Tercüman düstü beygirden.
Fakat bir ayagi üzengiye takili kalmis,
sürüklendi kaçan hayvanin pesinde biraz,
sonra kurtuldu ki ayagi
yikilip kaldi oldugu yerde.
Yamaca sardi beygir.
Kalkti Kâzim,
yürüdü Mansur'a dogru,
üzerinden kâatlari alacak.
Arada dört telgraf diregi yalniz,
elliserden iki yüz metre eder.
Mansur dogruldu ansizin,
kaçiyor bayir asagi.
Filintayi omuzladi Kâzim.
Dördüncü kursun.
Yikildi herif.
Kostu Kâzim.
Dogruldu yine Mansur.
Yürüyor sarhos gibi sallanarak,
kaçmiyor artik,
yürüyor.
Kâzim da birakti kosmayi.
Deniz kiyisina indiler.
Orda bos bir fabrika var,
bir de beyaz bir ev,
tahta iskelesi iner denizin içine kadar.
Mansur suya giriyor,
kâatlar islanacak.
Besinci kursunu yakti Kâzim.
Suya düsüp kaldi önde giden
ve Kâzim tazelerken sarjörü
bir isik yandi beyaz evde,
bir pencere açildi.
Galiba bir kadin bakti disariya..
Bogazlaniyormus gibi bagirdi Mansur.
Pencere kapandi,
isik söndü.
Tercüman atti kendini tahta iskeleye.
Art ayaklari kirilmis bir hayvan gibi sürünüp tirmaniyor.
Hay anasini,
ay da denize düsmüs
toplanip dagiliyor,
dagilip toplaniyor.
Velhasil,
lâfi uzatmiyalim,
Mansur'un isini biçakla bitirdi Kâzim.
Kâatlar kan içindeydi.
Fakat kan kapatmiyor yaziyi...
Namussuzun biriydi Mansur,
muhakkak.
Düsmana satilmisti,
orasi öyle.
Kaç kisinin basini yedi,
malûm.
Ama ne de olsa
mehtapta herif beygirin üzerinde uyumus geliyordu.
Demek istedigim,
böyle günlerde bile, böyle bir adami bile bu çesit öldürüp
ortalik duruldukta, yillarca sonra mehtaba baktigin vakit
üzüntü çekmemek için,
ya insanlarda yürek dedigin tastan olacak,
yahut da dehsetli namuslu olacak yüregin,
Kâzim'inki tastan degildi çok sükür,
fakat namuslu.
Ne malûm? dersen :
Dövüstü pir askina,
yaralandi birkaç kere
ve saire.
Ve kavga bittigi zaman
ne çiftlik sahibi oldu, ne apartiman.
Kavgadan önce Kartal'da bahçivandi,
kavgadan sonra Kartal'da bahçivan...
Nazım Hikmet Ran
Bu mesaj en son " 26.10.08 " tarihinde saat 12:45 itibariyle Tek Adam tarafından düzenlenmiştir...
“Dünyaca bilinmektedir ki, bizim devlet yönetimimizdeki ana programımız, Cumhuriyet Halk Partisi programıdır. Bunun kapsadığı prensipler, yönetimde ve politikada bizi aydınlatıcı ana çizgilerdir. Fakat bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların doğmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya yaşamdan almış bulunuyoruz.”
Ülke ne zaman darda kalsa bir KEMAL çıkıyor!
Çanakkale zaferi
Her şeyi hesaplayıp yurdumuzu böldüler
Bizi yok etmek için sürülerle geldiler
Türk’ü tanımadılar gafletlere daldılar
Mehmetçiği görünce kanı dondu kurudu
Mehmetçik şehit oldu vatanını korudu
Düşmanlar tekniğiyle işini kolay sandı
Her taraf cehennemdi ateş barut ve kandı
“Çanakkale geçilmez” o ne müthiş destandı
Can verdi Mehmetçikler vatanını korudu
“Ya ölüm Ya istiklâl” buydu şartı şurutu
Cephede her yer müthiş, kan barut kokuyordu
Mehmetçik mermisizdi süngüyü takıyordu
Ölüme emir almış dualar okuyordu
Taarruz için değil ölmek için yürüdü
Düşmana dehşet saldı vatanını korudu
İşte böyle ölümü ölümsüzlük bilmişler
Ne engin iman gücü, ölürkende gülmüşler
Anladı ki düşmanlar yanlış yere gelmişler
Onları aynı anda büyük korku bürüdü
Bizim şehitler ölmez onlar öldü çürüdü
Der Mikdatî askerin her biri bil ki zahit
Cengaverce savaştı vatan uğrunda şehit
Kazanmayı bildiler imanlarıydı ahit
Şadolsun ecdadımız vatanını korudu
Ölen düşmanları da Mehmetçikler kürüdü
Mikdat Bal
ÇANAKKALE ŞEHİDLERİNE
Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi,
- Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya -
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya,
Ne hayâsızca tahaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde - gösterdiği vahşetle "Bu: bir Avrupalı"
Dedirir - yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi!
Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer.
Yedi iklîmi cihânın duruyor karşında;
Ostralya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler, rengârenk.
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi Yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani tâûna da züldür bu rezil istîlâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-u asil,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyla sefil,
Kustu Mehmed'ciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyet denilen kahpe, hakîkat, yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahrîbe müvekkel esbâb,
Öyle müthiş ki: eder her bir mülkü harâb.
Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı:
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam;
Atılan her lâğımın yaktığı: yüzlerce adam.
Ölüm indirmede. gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara, vâdîlere sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sînelere,
Sürü hâlinde gezerken sayısız tayyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdîde güler!..
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat imân?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrından râm?
Çünkü te'sis-i ilâhî o metîn istihkâm.
Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerir azmini tevkîf edemez sun'-ı beşer;
Bu göğüslerse Hüdâ'nın ebedî serhaddi;
"O benim sun'-ı bedîim, onu çiğnetme!" dedi.
Âsım'ın nesli... Diyordum ya... Nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek.
Şühedâ gövdesi, baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa dünyâda eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor;
Bir hilal uğruna, yâ Rab, ne Güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!..
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd'i...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi...
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
"Gömelim gel seni târîhe!" desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb.
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
"Bu, taşındır" diyerek Kâbe'yi diksem başına;
Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ nâmiyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmiyle,
Ebr-i nîsânı açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ haşre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebrîz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları, sarsam yarana...
Yine birşey yapabildim diyemem hâtırana.
Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini;
Şarkın en sevgili sultânı Selâhâddîn'i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayrân...
Sen ki, İslâmı kuşatmış, boğuyorken husran;
O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki rûhunla berâber gezer ecrâmı adın;
Sen ki a'sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât!
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
Ey şehîd oğlu, şehîd isteme benden makber,
Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.
Kor cehalet cirkeflestirir insanlari !
Suskunlugum asaletimdendir...
Her lafa verecek bir cevabim var...
Lakin bir lafa bakarim laf mi diye,
Bir de soyleyene bakarim adam mi diye...
Mevlana Celaleddin-i Rumii
SÜTÇÜ İMAM
Yıl dokuz yüz on dokuz Maraş’ın dar sokaklarında
Hava kurak, yağmur yalnız Zeynep’in yanaklarında
Üç beş fıransız askeri Zeynep’e musallat oldu
Uyan artık Maraş uyan, erkeklerine ne oldu
Zeynep’in yanaklarından yaşlar yerlere süzüldü
Uzaktan süt bakraçlarıyla sütçü imam göründü
Fıransız dedi aç başını, yüzünü bir görelim
Size medeniyet getirdik, sana da öğretelim
Zeynep dedi el sürerseniz Maraş size dar gelir
Memleketimin yiğitleri size hesap ödetir
Güldü fıransız askeri, uzattı elini örtüyü tuttu
Sütçü imamın haykırışı melekleri korkuttu
Sütçü imam dedi o örtü, ay yıldızlı bayraktır
Onu da indirtirsem gayrı benim adım alçaktır
Fıransız askerleri feleklerini şaşırdılar
Maraş yiğitlerinin sabırlarını taşırdılar
Rahat uyu Sütçü imam, seni yad ediyoruz
Emanetin Zeynep’leri layikiyle koruyoruz
Zeynep giremese de adına üniverste açtık
Fıransız medeniyetine biz kendimiz ulaştık
Maraş’ın inekleri sütten mi kesildiler
Yoksa bütün sütçüler rektör mü seçildiler
Seyrede durun dizileri, Maçkalı konakları
Hala ıslak dura görsün Zeynep’in yanakları