Temel ölünce vasiyeti üzerine mezar taşına şöyle yazmışlar: "Eliyrım eliyrım tedum, inanmadunuz, şimdi ne oldi?" Aylardır 'model bitti, yan etkileri olumlu etkileri silip süpürmeye başladı' diye yazıp çiziyoruz.

Ömrü dolunca modeli değiştirmezseniz, o sizi terk eder. 2007'nin üçüncü çeyrek büyüme rakamları (GSMH yüzde 2, GSYH yüzde 1,5) herkesi şaşırttı. Yüzde 4 olan dokuz aylık büyüme de yüzde 5'lik hedef büyümenin altında kaldı. Doğrusu ben de küçülme bekliyordum, ancak bu kadar değil.
Önce üretim ardından tüketim açısından rakamlara bakalım. Üretimde ekonominin lokomotif sektörü sanayi, bunun içinde de aslan payını imalat sanayii alıyor. İhracatımız da aynı şekilde buna dayanıyor. Sanayi üretimindeki büyüme (yüzde 3,7) düşük olmakla birlikte milli gelir artışının hiç olmazsa üstünde kaldı. İlk çeyrekte yüzde 7,5'ti. Erozyon büyük. Ekonomideki payı yüzde 10'lara gerilemiş olan tarım ise son çeyrekte yüzde 7,8, dokuz ayda ise yüzde 5,6 küçülerek (büyük oranda kuraklık sebebiyle) tam bir çöküş yaşadı. Yılın ilk yarısında yüzde 15'in üzerinde büyüyen inşaatın üçüncü çeyrekte sadece yüzde 5,4 büyümesi işin tuzu biberi oldu. Dolayısı ile tarım ve inşaattaki bu tahmin edilemeyen göreceli daralma, genel tahminlerin tutmamasına yol açtı. Ancak tarımsal veriler kesinleşmiş değil, tahminlere dayanıyor. Kesin rakamlara göre revize edildiğinde bu rakamlarda iyileşme olabilir. İthalat vergilerindeki artış dikkat çekici bir kalem.
Harcamalar açısından ele alındığında, 2. çeyrekte 0,7'lik büyüme ile adeta yere çakılan özel tüketimin yavaş yavaş 3. çeyrekte hareketlendiğini görüyoruz (yüzde 3,6). Kamu kesimi ilk iki çeyreğe göre daha bir tedbirli davranmış olsa da yüzde 6,4 ile genel büyüme performansının üstünde kalıyor. Sabit sermaye oluşumundaki gerileme ise uzun vadeli büyüme açısından bizce endişe verici. İthalatın, ihracat artışını katlayan bir büyüklüğe ulaşması, memnun olmadığımız bu büyümenin dahi ne kadar fazla ithalata dayalı hale geldiğini gösteriyor. Son çeyrek üzerinden yılın tümüne yönelik bir tahmin yapmak gerekirse, ekim ayı sanayi üretiminin yüzde 7,9 oranında artmış olması, son çeyrek büyümesinin bu kadar vahim olmayacağını gösteriyor. Merkez Bankası'na paralel olarak faiz indirme yarışına giren bankaların hareketlenmiş olan tüketimi daha da körükleyeceğini tahmin edebiliriz. Hele yıl sonu hareketliliği, bayram-seyran derken büyüme yılın tamamında yüzde 5 civarında gelebilir. Gelelim esas söylemek istediklerimize. Bir gram et, bin ayıp kapatırmış. Büyüme ne kadar da çok her şeyin üstünü örtüyormuş, yıl sonunda daha iyi göreceğiz. Ekonomiyi yavaşlatıp hiç olmazsa enflasyon düşürecektik değil mi? Yıl sonu bilançosu şu; düşük kur, yüksek faiz, bir senedir düşmeyen işsizlik gerileyen büyümeye rağmen yüksek cari açık, artma eğilimine girmiş bütçe açığı ve enflasyon bakiyesi var. Enflasyonu azdıran ise daha çok maliyet unsurları. Petrol ve emtia fiyatları ile faiz unsuru burada dikkat çekiyor.
Buradan bir an önce uzaklaşmak gerekiyor. Büyüme ve enflasyonda modeli değiştirmek gerekiyor. Bir yandan sektirilen reformlar yapılmalı ve üretim ekonomisinin önü açılmalı, buna paralel olarak faizler daha fazla düşürülmeli. Bununla eş anlı olarak da kısa vadeli tüketim kredilerinin önüne geçmek lazım. Tüketiciyi ahmak yerine koyan, gizli enflasyon unsuru olan bankaların tetiklediği bu mevcut 'örgütlü taksit terörüne' son vermek de şart.
İBRAHİM ÖZTÜRK 11 Aralık 2007, Sal

http://zaman.com.tr/haber.do?haberno=623565