Gidiyormusun diye sorma bana.
Gönderen sensin.
Ne terk etmeyi istedim seni,nede daha yaşadığımız bu aşkı toğrağa vermeyi.
Senin kadar öfkeliyim bende...senin kadar endişeli.
Bir dokunuşunlar bir kenti yakacak kadar güç verirdin bana ama inandıramadım seni.
Sen sorgularken beni kafanda,ben gözlerinin içine bakıyordum kuşkuyla.
Bir tek sözün bağlardı beni sana.
Oysa sen hep susmanın koynunda.
Aşkın içine bir kez girdimi kuşku,teslim alır bedenleride.
Sütten çıkmış ak kaşık değildim...Ama yalan sokmadım iki kişilik dünyamıza!
O dünyaki bazen minicik bir odada kentin ortasında şekillendi.
Nasılda güzeldi!
Zaten sen varsın diye her şey güzeldi ama sen bunada inanmadın.
Ahhh bu sorular,yaşamak varken sevdayı delice niye boğarız sorularla yargılarcasına bilmemki.
Nasıl ikna edebilirdim seni...Ben aşk dedikçe sen dur dedin.
Zaten az konuşan sen olumsuz ne kadar sözcük varsa bulup çıkardın ortaya.
Ben bir şey diyemedim...
Ne kadar zarar vermişim sana meğer...Nasıl değiştimişim seni.
Oysa ben hiç öyle düşünmedim seni.
Oysa hiç böyle düşünmemiştim,kimseye zarar vermek istemem ben.
Kimseyi olduğundan farklı bir hale getirmek istemem.
Ama öyle oldu işte!
Demek ki gitmelerin zamanı şimdi!!!
Çocukluğuna sığınır atlatırsın bu acıyı.
Ne sevmelerimiz kalır aklında,ne sevda sözlerimiz.
Rahat değilim diyordunya,rahat ol artık.
Gülüşlerini saklaman için bir sebep kalmadı!
Tedirginliğinin sebebi de kalktı ortadan.
Gidişim yürekten değil zorunluluktan!!!
Sanmaki bu toy sevdayı başka kalplere taşırım.
Sanmaki benden sakladığın gülüşlerini yalancı yüzlerde ararım.
Senide götürürüm,yüreğimde yokluğunu taşırım.
Bulup,bulup kaybettim seni...
Ne yazıkki toz duman edemedim kuşkularını.
Ne yazıkki kalamadın bana.
Öpücüğümün kokusu kalacak kapının eşiğinde.
Kokladıkça bizi bir yanlışa mahkum ettiğini anlayacaksın.
Ne çok tanığımız var ayrılığımıza...





Alıntı