• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 4 1234 SonSon
33 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    Portillo_ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    01-10-2007
    Mesajlar
    2,022
    Karizma Gücü
    0

    Başarılı MEVLANA ' dan 1 Damla Alabilmek

    Ya Olduğun Gibi Görün Yada Göründüğün Gibi Ol


    TAŞKIN TUNA –Araştırmacı Yazar

    Geçen gün bir arkadaşımla konuşurken, bana Mevlana’dan aşağıdaki şiiri okuyunca konu birdenbire derinleşti. Karşılıklı sohbete daldık.


    Şefkat ve merhamette güneş gibi ol
    Cömertlikte su gibi ol
    Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol
    Kusurları örtmede gece gibi ol
    Tevazuda toprak gibi ol
    Ya olduğun gibi ol,
    Ya göründüğün gibi ol!



    Soru) Mevlana’nın ismini ve bu ismin altında yatan anlamı biliyoruz ama, onun büyüklüğü hakkında galiba fazla bir bilgimiz yok, ne dersiniz?

    Cevap) Herkes Mevlana’nın ismini bir yerlerden duymuş olabilir, aslında onu iyi tanımak ve iyi değerlendirmek için eserlerine müracaat etmek gerekir.



    Soru) Mevlana neden büyük?

    Cevap) Onun büyüklüğünü de yine kulaktan dolma söylemlere göre değerlendiriyoruz. Sokaktaki adama sorsanız, size Mevlana’nın çok hümanist (ne demekse?), çok hoşgörü sahibi olduğunu anlatacak ve iki cümle ile onu tanıdığını söyleyecektir. Oysa onu anlamak için, önce onu okumak gerek!




    Soru) İyi de, “Ne olursan ol yine gel, kâfir de olsan, puta da tapsan, ateşe de tapsan yine gel” sözcükleri onun insancıl tarafını yansıtmıyor mu?

    Cevap) Bu kadar mı? Asırlara imzasını atan ve hakkında “Peygamber değil ama, kitabı var” dedikleri Mevlana’yı şu sözünü ettiğiniz iki mısra ile mi okuyup anlayacağız? Onun 6 ciltlik ünlü Mesnevi’si, Kur’an’ın bir bakıma en geniş ölçekte yorumlamasını hedef almış; ayrıca Fihi Mafih adlı eserinde de, insanı içten içe kuşatan örnekler ve şaşırtıcı misallerle ilâhi aşk dile getirilmiştir.




    Soru) İlahi aşk ne demek oluyor?

    Cevap) İslam tasavuffunun en önemli odak noktası aşk’tır. Aslında çok dikkatli bir gözlemci iseniz, ilâhi aşkla beşeri aşkı birbirinden ayırt etmezsiniz. Aşk sözcüğünü Mevlana eserlerinde çok kullanmış ve bu aşk okyanusunun derinliğinden kopup gelen bir damlanın, süzüle süzüle tekrar ana kaynağına, yani okyanuslara dökülüşünü nefis dizelerle açıklamaya çalışmıştır.


    Soru) Aşksızlığı neden kanatsız kuşa benzetmiş?

    Cevap) Çünkü kanatsız kuş artık özgürlüğünü kaybetmiştir de ondan! O denizlerle gökyüzünün kesiştiği mavi ufuklarda uçup gezinemeyecek, beslenemeyecek, tad ve lezzetten nasibini alamayacaktır. Hiç esir kuşla özgür kuş bir olabilir mi? Onun için Mevlana’yı iyi anlamak gerek diyorum.





    Soru) Ama her sene anma törenlerinde onun şiirleri okunuyor, sema gösterileri yapılıyor. Bunlar onu tanımamıza yeterli değil mi?

    Cevap) Hayır, kesinlikle yeterli değil! Sıradan ve baştan savma gösterilerle sözde Mevlana’yı anladığımızı sanıyor, beyhude yere de övünüp duruyoruz. Onun şu anlamlı sözlerine kulak verelim: “Gülün dikene katlanması onu güzel kokulu yaptı.” diyor.




    Soru) Yani demek istiyor?

    Cevap) Şunu demek istiyor: Eğer siz başınıza gelebilecek çeşitli güçlüklere, zorluk ve felâketlere göğüs gerer, onları sabır ve sükûnetle karşılarsanız, sabrınızın karşılığını görürsünüz. Bir başka yorumla da kişi, kendi iç hesaplaşması ve vicdanı ile baş başa kalır ve İslâm’ın göz kamaştıran sözü olan “Sırat–ı Müstakim” den ayrılmayıp, her çeşit nefsi arzu, hırs, tamah ve ihtirasını kontrol altına alabilirse, o zaman mânen derece derece yükselir ve nimetlere kavuşabilir. “Mücahedesiz müşahede olmaz” dedikleri işte bu terbiyedir! Peygamberler bile ne kadar zorluk çekmişler, eza ve cefa içinde ömür tüketmişler, ama sonunda hepsi “güller” gibi kokmasını bilmişlerdir. Peygamberin kokusu bugün de duyulmaktadır. Koklayabilene ne mutlu!




    Soru) Başka güzel sözleri de var mı Mevlana’nın?

    Cevap) Binlerce.. on binlerce. Bakınız “Bulutlar ağlamazsa, yeşillikler nasıl güler” sözünü ele alalım. Bu sözde “kader” kavramı nefis bir anlatım ve mükemmel bir üslûp zenginliği ile anlatılıyor.



    Soru) Kader kavramı ile bulutların ne ilgisi var?

    Cevap) Bulutlar ağlarsa, yeşillikler gülmez mi?



    Soru) Evet, yeşilliklerin gülmesi için bulutların ağlaması gerek.

    Cevap) İşte şimdi burada karşılıklı iki tarafın kaderini görüyoruz. Biri ağlarken öbürü gülüyor. Yalnız bu görev taksimi değişkendir. Bir süre sonra güneş açar, kara bulutlar dağılır, ortalık günlük güneşlik olur, gülme sırası bulutlara geçmiştir. Arkadan hemen yeşillikler solar, sararır ve bu kez de onlar ağlamağa başlar. Aslında hayat da böyle değil midir? Kesinlikle mutlak anlamda bir mutluluk ve keder yoktur. İnişli çıkışlı; acı tatlı olayların tahterevalli misali ağırlıkları, tüm hayatımızı etkiler. Ama hiçbiri daimi değildir, geçicidir.


    Soru) Bir tane daha dinleyelim sizden.

    Cevap) “Renksizlik âlemi, renge esir olunca bir Musa, öbür Musa ile savaşa girdi.”



    Soru) Bu ne demek?


    Cevap) İşte yine geniş anlamlı bir hayli de karmaşık kavramları içeren olağanüstü güzelliklere sarılmış bir buket! Renksizliğin renge esir olması demek, prizmadan geçen “tek” ışığın, renklere ayrılarak çoğalması demektir. Peygamber Nurunun vahdet adını verdiğimiz teklik ve bütünlük âleminden, kesret adını verdiğimiz çeşitlilik ve çokluk âlemine geçmesiyle, olanlar olmuştur.


    Soru ) Neler olmuş, pek anlamış değilim!

    Cevap) İşte Mevlana’nın büyüklüğü burada ortaya çıkıyor. Doğayı, tıpkı matematik denklemlerdeki çeşitli terim ve katsayılarla yorumlayan bilim adamı gibi, o da kullandığı gündelik kelimelerle somut ve soyut âlemleri açıklıyor. Teklikten çokluğa geçince, bildiğimiz Musa Peygamber, Mısır Firavunu ile savaşa girmiştir. Mevlana, Firavun’u da ikinci Musa olarak niteliyor. Oysa Firavun, kişisel tanrılığını ilân etmiş ve böylece Peygamber Musa’ya karşı gelmişti. Şimdi iki Musa savaş halindedir. Ancak hemen hatırlamak gerekir ki, bu savaş aslında görünen ve göreli bir savaştır ve bu dünyamızda, yani çokluk âleminde oluşmuştur. Oysa, vahdet dediğimiz teklik yurdunda ne savaş vardır ne de mücadele. “Orada”, hepsi birlik, beraberlik ve bütünlük hâlinde kaynaşmışlardır.



    Soru) Teklik yurdundan anladığımız nedir?


    Cevap) Onun yanıtını yine Mevlana versin. Mesnevi’nin ilk mısraları şöyledir: “Dinle bu ney nasıl şikayet ediyor, ayrılıkları nasıl anlatıyor / Beni kamışlıktan kestiklerinden beri feryadımdan erkek kadın herkes ağlayıp inledi.. Şimdi dikkatle düşünelim. Mevlana ney’in şikayet ettiğinden, ayrılıklarından söz ediyor, kamışlıktan kesip koparılan ney, feryat ediyor. Şikayet, mutsuzluğun işaretidir. Mutsuzluğun asıl nedeni de ayrılıklardır. Ayrılıklardan sonra feryat figan gelir. Daha sonraki mısralarda Mevlana, “aslından uzak kalan kişi” deyimiyle ana yurdu olan kamışlığa işaret etmektedir. Ney, kamışlıktan kesilince hasretinden sızlanmağa ve şikayete başlamış. Neyin bu şikayetini Mevlana, “dinle” sözcüğünü öne alarak anlatmaya çalışıyor. Bilindiği gibi Kur’an’ın ilk âyeti, ikra (oku) ile başlar. Böylece, Mevlana “Ben tüm evreni, kendimi ve Kur’an’ı okudum, şimdi de sen beni dinle bakalım.” dercesine bu özlemin yürek yakan sızısını dile getirmek istiyor. Buradaki kamışlıktan, yani ana yurttan kasıt, herkesin ve her şeyin aslı olan gerçek niteliğe sahip, dünyaya gelmeden önceki ruhi varlığımızdır. Bedensiz varlık olarak, mutlak âlemden kopup ayrılınca, bu izafi dünyaya geldik ve hasretimiz sürekli bir arayış haline gelip, bir türlü huzura ve mutluluğa kavuşamadık. Çeşitli iptilâların girdabında yuvarlandık. Her çeşit maddî kaynaklarımız ve heveslerimiz sabun köpüğü gibi gün gelip kaybolup gidecek. Tek teselli kaynağımız, tekrar ana yurdumuza dönüş günüdür. Kavuşmanın heyecanı ile sabırsızlanan Mevlana, Yüce Yaratıcısına kavuşma gününü şeb–i arus (düğün gecesi) olarak tanımlıyor. Burada daha ileri yorumlarda da bulunabiliriz. Mevlana, söze neyle başlıyordu. Ney bir müzik aleti olduğuna göre, onun şikâyet etmesi düşünülemez. O halde ney, bir başka nesnenin simgesi olarak algılanmalıdır. Neyde yedi düğüm vardır. Her düğüm, nefsin yedi derecesini, yani (emmare, levvame, mülhime, mutmainne, radiye, mardiye, safiye) ifade eder. En sonuncusu olan safiye makamına erişen kişi, artık nefsini tamamen körletmiş ve tezkiye etmiş (arıtmış) demektir. Bu makamda, (Nefsini bilen ancak Rabbini bilebilir) yargısına da bir işaret vardır. Son safiye makamı, insan–ı kâmil makamıdır. Buna göre, Mevlana, ney demekle, en son makamı, yani insan–ı kâmili kastediyor demektir. Kâmil insan, irşat edici makamda, Yüce Peygamberin Halifesi olarak bulunduğundan, kendisinin sözlerinin dikkatle dinlenilmesi gerektiği anlamı da düşünülebilir. Böylece mânâ içinde mânâlar ortaya çıkar.


    Soru) Mevlana’nın bir sözü aklıma geldi: “Elbiseler gördüm, içinde insanlar yok / İnsanlar gördüm, üzerinde elbiseler yok.”

    Cevap) Ne kadar anlamlı değil mi?

    Cevap) Elbisemiz, bir atom yığınıdır. Sadece bedenimizin ihtiyaçları için yaşarsak, insanlık kimliğini kaybetmiş oluruz. İşte Mevlana bu acıklı duruma, tüm zamanları katarak işaret ediyor. Ahlakî ve manevî değerlerden nasibi olmayanları sırf elbise olarak görüyor. Oysa nasıl olsa emaneten taşıdığımız bu elbise, günün birinde toprağın hissesi olarak geldiği yere dönecek. Elbise içindeki bilgi, bilinç, akıl, aşk ve erdemlik özü, iktisap ettiği insanlığın üst boyutu olarak, o da geldiği makama geri dönecek. “Her nefis ölümü tadacaktır” yüksek sözü, daha hayatta iken bu makama erişerek elbisesinden soyunmuş, gerçek kimliğini kazanan insanları ifade etmektedir.


    Soru) Hep aşk üzerinde durduk, peki sadece aşk yeterli midir?

    Cevap) Aşk gerek bir şarttır, ama yeterli değildir. Aşk ile belli bir düzeye çıkılabilirse de, bu makamdan daha ileri mertebeler de vardır.


    Soru) Nedir onlar?


    Cevap)
    Aşkla beraber aynı zamanda akıl da gereklidir. Ancak hemen ilave etmek gerekir ki akıl, ilimle işlerlik kazandığı zaman bir anlam kazanır, aksi halde ilimsiz akıl, boş bir sepete benzer.


    Soru) Sonraki mısralar nasıl?

    Cevap) “Ayrılıktan parça parça olmuş kalb isterim ki, iştiyak derdini açayım”



    Soru) Mevlana neden dertli?

    Cevap) Çünkü bu öyle bir dert, öyle bir iptilâdır ki, ayrılık özleminden kalb artık parça parça haline gelmiştir. Çünkü aslını bilmemek dertlerin en büyüğüdür. Gerçekten Mesnevi’nin 627 ve 628. beyitlerinde de aynı konu işlenmektedir. “Ey aslını arayan kimse, şunu bil ki, kimde dert varsa, o koku almış, dermana erişmiştir” ve “Kim daha ziyade uyanıksa o daha ziyade dertlidir” denilmiştir. İşte Mevlana, böyle bir ayrılık hasretinden dertli olan kimse istiyor ki, derdini onunla paylaşsın.


    Soru) Kavuşmayı neden istiyor Mevlana?



    Cevap) Cevap yine Mevlana’dan: “Aslından uzak düşen kişi, yine vuslat (kavuşma) zamanını arar”. Aslından, yani Yüce Yaratan katından uzak kalan insan, kavuşma özlemi ve heyecanı ile doludur. Şu fanî (ölümlü) dünyadan ayrılıp, Mevlâ’sına kavuşacağı anı iple çeker, ölümü hasretle bekler. Sanki ölmüş gibidir. [Ölmeden önce ölünüz] şerefli hadisi uyarınca, Mevlana gibi ölümü, düğün gecesi (şeb–i arus) gibi kabul eder. Aksi halde insan, sıkıntılar ve huzursuzluklar içinde kıvranır kalır. [Bizi anlamaktan yüz çeviren kimse için muhakkak sıkıntılı bir yaşayış vardır. Taha – 124] bu gerçeği açıklığa kavuşturmuştur.


    Kaynak http://www.nurbaki.com/?p=115#more-115


    Mevlana Okyanusundan Bir Damla Nasiplenmek...:hz
    Hacı Bayram-ı Veli Medrese Hocalığı görevinden neden istifa etti ?

    - Fen İlimleri öğretmesi engellendiği için.


    (Iftirâcilarin en büyügü, söylemedigim bir sözü, bana isnat edip nakledendir.) HADİS [Beyhekî]


    BAŞÖRTÜSÜ YASAĞI APTALLIK - AZİZ NESİN


    Bütün fikir cereyanlarını ve düşüncelerini inceledim,bu yoldaki eserlerin tamamını okudum,hepsi hergeçen gün değerini kaybetmeye mahkum fani düşüncelerdir.Bunun TEK istisnası KUR'AN'dır.O eskimiyor aksine TAZELENİYOR

    Fransız Düşünür ROGER GARAUDY



    "Beni övmeyi bırakın; gelecek için neler yapacağız, onları söyleyin." (M.Kemal ATATÜRK)

  2. #2
    Aboca adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    05-03-2005
    Mesajlar
    1,099
    Karizma Gücü
    0
    Güzel paylaşım. Çok saol.
    Mongol, Yuan, Türk,Kazak, Çekez, Gücü,Ermeni, Rum, Arap,İngiliz, Yahudi, Fransız ne dersen de anlamı "bir"dir.Anlamı Türk'dür.Anlamı İnsandır.

    Yalan söylüyorlar, iiki doğru yanında bir yanlışıda götürüyorlarsa durumun korkmadan Bu yalancı cihana karşı.

  3. #3
    mehmetcik1979 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    11-04-2007
    Mesajlar
    3,257
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    6
    Hakikatleri dile getirenlerden Allah razı olsun.
    Paylaşım için teşekkürler
    .
    "LA İLAHE İLLALLAH"

    ALLAH BU SIRRIN ANLAMINI YAŞAMAYI CÜMLEMİZE NASİB ETSİN

  4. #4
    Portillo_ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    01-10-2007
    Mesajlar
    2,022
    Karizma Gücü
    0
    Sizdende Razı olsun
    Hacı Bayram-ı Veli Medrese Hocalığı görevinden neden istifa etti ?

    - Fen İlimleri öğretmesi engellendiği için.


    (Iftirâcilarin en büyügü, söylemedigim bir sözü, bana isnat edip nakledendir.) HADİS [Beyhekî]


    BAŞÖRTÜSÜ YASAĞI APTALLIK - AZİZ NESİN


    Bütün fikir cereyanlarını ve düşüncelerini inceledim,bu yoldaki eserlerin tamamını okudum,hepsi hergeçen gün değerini kaybetmeye mahkum fani düşüncelerdir.Bunun TEK istisnası KUR'AN'dır.O eskimiyor aksine TAZELENİYOR

    Fransız Düşünür ROGER GARAUDY



    "Beni övmeyi bırakın; gelecek için neler yapacağız, onları söyleyin." (M.Kemal ATATÜRK)

  5. #5
    gencerli adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    21-09-2006
    Mesajlar
    483
    Karizma Gücü
    0
    Şefkat ve merhamette güneş gibi ol
    Cömertlikte su gibi ol
    Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol
    Kusurları örtmede gece gibi ol
    Tevazuda toprak gibi ol
    Ya olduğun gibi ol,
    Ya göründüğün gibi ol!
    Hz. Mevlana işin özünü kavrayabilmiş, seçkin, nadide kimselerden birisidir. Bu şiirde zaten Allah ahlakı ile ahlaklanmayı anlatmaktadır.

  6. #6
    mehmetcik1979 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    11-04-2007
    Mesajlar
    3,257
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    6
    MEVLANA CELLALEDDİNİ RUMİ HAZRETLERİNDEN:


    MEN BENDE-İ KUR'ANEM EGER CAN DAREM

    MEN HÂK-İ REH-İ MUHAMMED MUHTAREM

    EGER NAKL KUNED CÜZ İN KES EZ GÜFTAREM

    BİZAREM EZ U VEZ AN SUHEN BİZAREM




    Hz. Mevlâna Celaleddin-i Rumî (k.s.)

    "Allah'a tekrar tekrar yemin ederim ki,

    Bu mânâ güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar

    Bütün dünyayı kaplayacak ve bütün ülkelere gidecektir.

    Hiçbir mahfil ve meclis olmayacak ki, orada Mesnevî okunmuş olmasın;

    Hatta o dereceye varacak ki, mâbedlerde zevk ve sefa yerlerinde okunacak,

    Bütün milletler bu sözlerle süslenecek ve onlardan faydalanacaklardır."

    (Hz. Mevlâna, Eflâkî, I, 470)

    Sevgi ve Saygılarımla.
    "LA İLAHE İLLALLAH"

    ALLAH BU SIRRIN ANLAMINI YAŞAMAYI CÜMLEMİZE NASİB ETSİN

  7. #7
    5 dakika bekle git... <span style='color: #FFA500'>Baytar.</span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    07-02-2007
    Mesajlar
    6,607
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7
    s&#252;rekli onu okuyorum zaten
    teşekk&#252;rler

    Bekleyişler anna.
    Köylü çocukların parasız yatılı sonuçları mesela.
    Nişanlısı askerde kızlar, kızı ölüm orucundaki baba,babası tersanede oğul, oğlu şizofren anne.


  8. #8
    _eLa_ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    29-01-2007
    Mesajlar
    1,288
    Karizma Gücü
    0
    Mânâların aşk burakı, aklımı da, gönlümü de aldı, götürdü.Nereye götürdü? diye den bana sor.

    Aklımı da, gönlümü de senin bilmediğin o tarafa, ötelere götürdü. Ben öyle bir revâka, öyle bir

    kemer altına ulaştım ki, orada ne ay gördüm, ne de gök. Öyle bir dünyaya eriştim ki, orada dünya

    da, dünyalıktan çıkar, dünyalığını kaybeder.



    Mevlana ...


    Bir kalbim var ki benim, sevdiğinden burkulur:
    Kahredenden ziyade sevilenden korkulur...

    N.F.K

  9. #9
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    25-09-2007
    Mesajlar
    2,183
    Karizma Gücü
    0
    g&#252;zel bir paylaşım olmuş kardeşim allah razı olsun

  10. #10
    mehmetcik1979 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    11-04-2007
    Mesajlar
    3,257
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    6
    Mevlana Hazretlerinden:


    «Ben kafiye düşünürüm, sevgili de bana der ki : Yüzümden başka bir şey düşünme!
    Ey benim kafiye düşünenim ! Rahatça otur; benim yanımda devlet kafiyesi sensin.
    Harf ne oluyor ki, sen onu düşünesin! Harf nedir? Üzüm bağının çitten duvarı.
    Harfi, sesi, sözü birbirine vurup parçalayayım da bu üçü olmaksızın seninle konuşayım.»


    Ben âşıklığı senin kemâlinden öğrendim.
    Beyit ve gazel söylemeyi cemâlinden öğrendim.
    Gönül perdesinde hayalin raksetmede;
    Ben en güzel raksı senin hayalinden öğrendim

    Aşkın gönlüme dolduğundan beri,
    Aşkından başka neyim varsa hep yandı;
    Aklı, dersi, kitabı hepsini rafa kaldırdım
    Ama şiirler, gazeller, rubailer öğrendim

    Sevgi ve Saygılarımla.
    "LA İLAHE İLLALLAH"

    ALLAH BU SIRRIN ANLAMINI YAŞAMAYI CÜMLEMİZE NASİB ETSİN

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Bir Damla Ülke Kalmış Zaten, Yazık Etmeyelim (mutlaka okuyun)
    2005 Konuları bölümünde CodeR tarafından açılmış
    Yanıt: 15
    Son Mesaj: 12.09.05, 20:19

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •