PKK’ya kol-kanat gerdiler
Teröristbaşı Öcalan 1996’da Papa 2. Jean Paul’a bir mektup göndererek, “Ben Hıristiyanlığa Müslümanlıktan daha yakınım. Türkler Anadolu’daki Hıristiyanlığı yıkmış kişilerdir” diyerek yardım istedi. Papa ise, “Kürt halkının trajedisini sessizlik içinde geçiştiremeyiz” cevabını verdi.
Vatikan’ın Adalet Bakanı konumundaki görevlisi Kardinal Renato Raffaele Martino, Ekim 2007 tarihinde Türkiye ile Irak arasındaki sorunun çözümüne ilişkin önerilerini dile getirdiği bir açıklamasında, Kürtler için ayrı bir devlet imasında bulunuyordu. Martino’nun “Vatikan, Irak-Türkiye arasındaki sorunun, kısa sürede barışçıl biçimde çözümlenmesinden yanadır. Çözümde Kürt halkının ihtiyaçları da dikkate alınmalıdır. Zira Kürtlerin durumu dünyada benzeri olmayan bir nitelik taşımaktadır: Ortada bir halk var, ama bu halka te-kabül eden bir devlet yok” şeklindeki sözleri, Vatikan’ın öteden beri Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne karşı terör örgütü PKK’yı destekler nitelikteki politikalarının bir yansımasıydı kuşkusuz.
Türkiye’nin baskıları sonunda Suriye’den çıkmak zorunda kalan teröristbaşı Öcalan, İtalya’ya gittiğinde Vatikan, hem terör örgütüne hem de bebek katiline sahip çıkarak bu desteğinin en somut örneğini sergiliyordu. Hürriyet Gazetesi’nin, 22 Kasım 1998 tarihli “Vatikan’dan teröre destek” başlıklı haberinde şu ifadelere yer veriliyordu: “Katolik dünyasının ruhani merkezi olan Vatikan, Apo’ya sığınma hakkı ve-rilmesine taraftar olduğunu bildirdi. Kürt sorununun yalnızca Türkiye ve İtalya arasında bir mesele olarak görülmemesi gerektiğine dikkat çeken Kardinal, sorunun bütün Avrupa’yı ilgilendiren uluslararası bir konu olduğunu vurguladı. Vatikan bunun da ötesinde Kürtçü ayrılıkçılığı kışkırtacak bir tavır sergiliyor.
Doğu Kiliseleri Topluluğu sorumlusu Kardinal Achille Silvestrini, Kilise’nin Kürt toplumunun ulusal kimlik kazanmasına sempatiyle baktığını hatırlattı.”
’Direniş hakkı’...
Vatikan’ın terör örgütüne ve onun başına verdiği desteğin, “dini” referansı Kurtuluş Teolojisi’dir. Misyoner çevrelere yıkıcı, bölücü ve ayrılıkçı akımlara destek vermek konusunda meşruiyet tanıyan bu teolojiyi, Papa VI. Paul’un sözleriyle anlatmak gerekiyor: “Bir halk barışçı direnişin hiçbir yarar sağlamadığı şekilde baskı altındaysa ve başka hiçbir barışçı direniş olanağı kalmamışsa, o zaman en son ihtimal olarak şiddetin kullanılabileceği direniş hakkı vardır.”
Papa’ya mektup
Roma’da bulunduğu zaman içerisinde kiliseler tarafından sahip çıkılan teröristbaşı Öcalan’ın Papa’ya yazdığı iki mektup var.
2. Jean Paul’ün papalığı döneminde yazılan mektupta teröristbaşı, “Ben Hıristiyanlığa Müslümanlıktan daha yakınım. Türkler Anadolu’daki Hıristiyanlığı yıkmış kişilerdir. Bize yardımcı olun” diyerek yardım istemiş, Vatikan da bunun üzerine bazı girişimlerde bulunmuştu. Vatikan’daki tüm yayın organları, mektubun yazıldığı 1996 tarihinden itibaren Türkiye’de TSK’ya karşı saldırgan bir tutum izlemeye başladı. Türkiye’ye karşı başlatılan karalama kampanyasını yürüten ise bizzat bugünkü
Papa idi. Papa 2. Jean Paul Ocak 1998’de diplomatik bir dille şu göndermeyi yapıyordu:
Etnik ayrıştırma
“İçinde bulunduğumuz günlerde herkesin dikkatini çeken Kürt halkının trajedisini sessizlik içinde geçiştiremeyiz. Olağanüstü durumlarda mültecilere yönelik acil merhamet arzusu; onların güvenli ve kabul edilebilir hayat şartları isteyen milyonlarca kardeşinin arayışını unutmamıza neden olmamalıdır.” Prof. Dr. Nadim Macit’e göre, “arayış” tan bahseden Papa, her nedense bu coğrafyayı etnik ayrışma üzerinden parçalayan, çatışma hatları ve kanlı sınırlar oluşturan emperyalist Batılı devletlerden hiç bahsetmiyordu.
Prof. Dr. Erkal, Caritas’a dikkat çekti
Aydınlar Ocağı Genel Başkanı Prof. Dr. Mustafa Erkal “Misyonerlik, zannedildiğinden farklı olarak siyasi hedefler gütmektedir” diyor. Misyonerliğin Anadolu’da Türk kimliğini ve milli devleti hedef aldığını söyleyen Erkal’a göre, siyasi ve dini boyutlu misyonerlik hareketleri yeni bir “Haçlı Saldırısı” olarak tanımlanmalı... Misyonerlerin, her tür insani duyguları istismar ederek ve kullanarak Hıristiyanlık propagandası yaptığını belirten Erkal, misyonerlerin asıl amacının “Mutlak Hıristiyanlaştırma” olmadığına da özellikle dikkat çekiyor.
Erkal, “Önemli olan, insanları toplumuna ve kültürüne yabancılaştırma, değerlerini aşağılama, vatandaşlık ve milli kimliği aşındırma ve maddi yönden tatmin etmektir. Misyonerlik şahitlik kelimesini kullanmaktadır. Kardeşlik adı altında ve dikkat çekmemek için ’İsa Müslümanları’ yaratılmak istenmektedir” görüşünü dile getiriyor ve Vatikan bağlantılı Caritas isimli örgüte özellikle dikkat çekiyor. Caritas’ın adı ilk kez 17 Ağustos 1999 yılında yaşanan büyük Marmara felaketinden sonra duyuldu. İnsani yardım adı altında İncil dağıttıkları öğrenilen bazı grupların, deprem nedeniyle kimsesiz kalan çocuklara da “sahip çıktıklarını” hatta yurt dışına götürdükleri iddia edildi. Afet bölgesine gönüllüleriyle gelen sivil toplum örgütleri ve yardım kuruluşlarının belki de en önemlilerinden biri Caritas’tı. 1897 yılında Almanya’nın Freiburg kentinde Katolik bir yardım kuruluşu olarak kurulan Caritas, pek çok ülkede aynı adla bağımsız yardım kuruluşları açmaya başladı. 1951 yılında papalığın öncülüğünde bir araya gelen 154 Katolik yardım kuruluşu Caritas İnternationalis adıyla bir konfederasyon şekline dönüştü ve örgüt bütünüyle papanın emrine girdi. Merkezi Vatikan’da Papalık sarayının içinde olan Caritas’ın başkanı 1999 tarihinde bu göreve seçilen ve daha önce Caritas Ortadoğu ve Caritas Lübnan’ın başkanlığını yürüten Yohana Fuad El Haci. Bu gün yüz binlerce misyoneriyle 198 ülkede faaliyet gösteren Caritas’ın Türkiye’deki Vatikan Büyükelçiliği Caritas Üniteleri Müdürlüğü’nü yürüten kişi ise geçtiğimiz günlerde İzmir’de bıçaklı saldırıya uğrayan Rahip Adriano Franchini idi.
Misyonerler Öcalan ile aynı dili kullanıyor
Türkiye’de Hıristiyan misyoner örgütlerin temsilcileri özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya ziyaretlerde bulunarak oradaki halkla iletişim kurmaya çalışıyor. Milli Güvenlik Kurulu’na sunulan bir raporda, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne son bir yılda gelen ziyaretçilerin sayısının son 15 yıldaki ziyaretçiler kadar olduğu ve Türkiye’ye yönelik bu hareketlerin hepsinin belli bir merkezden yönlendirildiğinin anlaşıldığı belirtiliyordu. Terörist başının mektuplardaki sözleriyle, Türkiye’de misyonerlik faaliyetini sürdüren kişilerin sözlerinin birebir örtüştüğüne dikkat çeken Prof. Dr. Nadim Macit, şunları söylüyor: “Ülkemizde misyonerlik yapan kişiler şöyle derler: ’Türkiye Devleti, Kürtler üzerinde baskı yapmaktadır. Geçmişte Ermeniler, Süryaniler, Rumlar üzerinde soykırımı faaliyeti yaptılar. Bunun benzerini şimdi Kürtlere yapmaktadırlar. Türkiye Devleti, soykırımını sürdürmektedir. Birçok masum Kürt kimliğini ve hakkını istemesinden dolayı öldürülmektedir.’ İki metin arasındaki benzerlik, bize, terör örgütünün kutsal sürümünü yeterince tanımlamaktadır. Batılı devletler ve kiliseler niçin PKK’yi destekliyorlar? Bu sorunun cevabı İtalyan Evanjelist Kiliseler Federasyon Başkanı Domenico Maselli’nin şu sözünde gizlidir. Maselli, der ki: Varlıklarını kabul etmeyen beş devlet arasında bölünmüş saygın Kürt halkının yazgısına kayıtsız kalamayız.’ Gerçekten kalamazlar. Çünkü iki kutuplu dünya sisteminin çöküşünden sonra ortaya çıkan durum, dünya dengelerini bozacak niteliktedir. Öyleyse Türkiye ile Türk dünyası arasında duvar örmek gerekir. İkisinin arasını tam anlamıyla kesmek için Ermenistan yetmez, bir de Kürdistan gerekiyor. Bütün mesele budur.”
Bush’la 2003’te
antlaşma imzalandı
Araştırmacı-Yazar Aytunç Altındal: “Teröristbaşının mektubundan sonra Papalığın Doğu Kiliseler Birliği Komisyonu’nun başı Achille Silvestrini bir açıklama yaparak Vatikan’ın PKK’yi ve onun başını desteklediğini belirtti. Rusya’da ise Ortodoks Kilisesi’nin en hararetli savunucularından bir olan bir milletvekili bölücü başını Rusya’ya getirmek ve ona sığınma hakkı tanıtmak için var gücüyle çalıştı. Bu milletvekili aynı zamanda gizli bir tarikatın üyesi idi. Tarikatın adı, ’İstanbul Haçı’nın Egemen Askeri ve Hanedansal Tarikatı’idi. Tarikatın başında yasal Bizans İmparatoru olduğu başta Rusya, ABD, İtalya, İngiltere ve Fransa mahkemeleri tarafından tevsik edilmiş olan Prens Henry Paleolog vardı. İşte bu tarikatın başı Almanya’da PKK örgütüne destek veriyordu. El altından dağıtılan bildirilerinde aynen şöyle yazıyordu: Türkiye’de boyunduruk altında yaşayan siz Kürtleri çok yakında bu barbar boyunduruğundan kurtaracağız.”
Papa’nın misyonu
Mektup ile birlikte Ortodoks Papa’nın, Evangelist Bush ile bir anlaşma yaptığını ve bu anlaşma çerçevesinde, başta Irak’ın kuzeyindeki Kürtler olmak üzere, tüm coğrafyada etnik ırkçılık yapan Kürt nüfusunu koruma mis-yonunu üstlendiğini ifade eden Altındal, şu noktalara vurgu yapıyor: “Papa ben ’Bush’u destekliyorum’ diyor. Oysa ki Bush evangelist yani Protestan. Bush ile 2003 yılında yapılmış bir anlaşması var. Bu anlaşma, Irak’ta bir Katolik kilisesi kurulmasını öngörüyordu. Amaç, Irak’ın kuzeyindeki Kürtleri korumak ve Türkiye’deki Kürtlere yapılan baskıları yerinde tespit etmekti. Bu kilise kuruldu, 2003 yılından itibaren faaliyete geçti ve Kürtleri koruma görevi Papalığa verildi. Şimdi de BOP çerçevesinde Rusya’ya ve Çin’e karşı ABD’nin yollarını açmaya çalışıyor, açıkları bu yönde. Papa’nın misyonu bu.”
Kaynak : http://www.yenicaggazetesi.com.tr/ha...y.php?hit=4245


LinkBack URL
About LinkBacks

Alıntı Yaparak Cevapla