• Reklam
9 sonuçtan 1 --- 9 arası gösteriliyor
  1. #1
    Son_Mohikan adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    01-10-2006
    Mesajlar
    5,827
    Karizma Gücü
    7

    DTP'li Fatma Kurtulan: Yakınları dağa çıkan tek vekil ben değilim

    Bir bakanın kuzeni de PKK'lıydı, çatışmalarda ölmüş. Toplumsal bir gerçeklik bu. Ben Kürt sorununun bir sonucuyum. Operasyonlarda nefesimi tutuyorum... Bu sözler, DTP'li Fatma Kurtulan'a ait..
    DTP Van Milletvekili Fatma Kurtulan, seçildikten sonra ilk olarak eşi Salman Kurtulan'ın PKK sağlarına katılmış olmasıyla gündeme geldi. Daha sonra PKK kamplarında çekilen bir fotoğrafın Kurtulan'a ait olduğu ileri sürüldü. İzmir'de sorgulanan bir itirafçının ifadelerine dayanarak da PKK kamplarında eğitim gördüğü iddia edildi. Aynı zamanda DTP Grup Başkanvekili olan Fatma Kurtulan, son dönemde PKK'nın kaçırdığı sekiz askeri teslim almaya giden ekipte yer almasıyla tartışma yarattı.
    Fatma Kurtulan, 'Yaşıyor olması benim için çok önemli' dediği eşi Salman Kurtulan'la ilişkilerini, yakınları PKK'ya katılan diğer siyasileri ve Abdullah Öcalan'a bakışını Radikal'e anlattı.

    Bakan yeğeni

    Yakını dağda olan sadece ben değilim. Bir önceki kabinede bakan olan ve halen bakan olan AKP'nin etkili isimlerinden bir siyasetçinin amcasının oğlu da PKK içinde. Ancak Bakan'ın yeğeni çatışmalarda yaşamını yitirmiş. Aynı şekilde bir başka AKP milletvekilinin kardeşi var. O da yaşamını yitirmiş. Bu insanları ihbar etmek için söylemiyorum. Demek istediğim toplumsal bir gerçekliktir. O toplumun insanlarıyız ve böylesi bir durumla iç içeyiz. Başka vekillerin kuzenleri var.

    Eşim ölse duyardım

    Her operasyonda, her çatışmada televizyon karşısında, listeler açıklanırken acaba benim de soyadım okunacak mı diye nefesimi tutuyorum. Ateş düştüğü yeri yakar... Her operasyonda, her çatışmada televizyon karşısında 'Acaba o da var mı?' diyerek nefesini tutarak seyretme durumunu, ancak bunu yaşayanlar bilir. Sonuçta operasyonlar karşısında ben de kaygı duyuyorum. Acaba yaşıyor mu? diye bir endişeye kapılıyorum. Yani umut ediyorum, diliyorum, inşallah bir şey olmaz. Yaşadığını biliyorum. İsimler veriliyor. Roj TV'de kimi gazetelerde yaşamlarını yitirenlerin kimlikleri açıklanıyor. Dolayısıyla içinde yer almadığını biliyorum. Olsa duyarım...

    Ocaklar söndü

    Kürt sorununun yaratığı bir sonucum. Darmadağın ettiği, söndürdüğü ocaklardan, mağdurlarından, mücadele edenlerinden biriyim. Çocuklar anne-babayı görmedi. Baba çocuklarını görmedi. Eşler ayrıldı. Anneler evlatsız kaldı. Böyle bir gerçeğin ürünüyüz. Her operasyon yapılıyor denildiğinde eminim ki evladı askerde olan aileler huzur bulamıyor. Onlar da benim gibi ya da eşi yada kızı yani yakını PKK'da olanlar gibi televizyon başında haberde isim listelerini kendilerinkini arıyorlardır. Bulmadıkları zaman 'Çok şükür' diyorlardır... Liste açıklanıyor. Öteki taraftan 'benimki değil' diye hem bir sevinci, hem de bir burukluğu iç içe yaşıyor insan. Eşimin yaşıyor oluşu benim için çok önemli tabii...

    Dağa çıkma kararı

    Salman Kurtulan'la 1.5 yıl evli kaldık. Eşimi oraya gönderen koşulları ben çok iyi biliyorum. 12 Eylül gibi bir dönemi yaşadı. Çocuk yaşta işkence ile, cezaevi ile tanıştırıldı. O çocuk yüreğimizle Maraş katliamını yaşayan bir nesiliz. Akrabayız... Beraberliğimiz boyunca 12 Eylül'de yaşadıkları her zaman aramızda karabulutlar gibi huzurumu kaçırdı. 12 Eylül'de gözaltına alınır alınmaz kayıtlara ölü diye geçen biri. Direkt ölümü listeye geçen biri. Ne oldu sonuç... Soluğu dağlarda aldı... İlk gideceğini benimle paylaştığında onu rüyamda sürekli kanlar içinde gördüm. Ölmüş bir vaziyette gördüm. O da çok zorlandı, sonuçta işin içinde ölümün olduğu bir yol. Çok tercih ederek, severek gittiği bir şey değildi. Benim için hayati bir şeydir. Sonuçta orada kendisini ifade edebileceğine inandı. Benim yapabileceğim bir şey yoktu... (Gözleri dolarak) Benim için de çok zordu. İsteseydim zaten engel olamazdım.

    Askerlere tebrik

    PKK'nın kaçırdığı ve şu anda yargılanan sekiz askere yılbaşı için kutlama mesajı gönderdim. Askerlerin durumu beni çok etkiledi. Birbirini öldürmek üzere koşullanan iki gücün, 14 gün çok şey paylaştıklarını gördüm. Birbiriyle savaşmadan karşı karşıya duruşları beni çok etkiledi. Kucaklaştık, gözlerinin içleri gülüyordu.

    Fotoğraf hedef yaptı

    PKK'lı birinin fotoğrafının benim fotoğrafım diye yayımlanmasıyla hedef gösterildim. O fotoğrafı görünce o an düğmeye basıldığını düşündüm. Kurban olarak değişik zamanlarda birilerimiz seçiliriz. Dönemin kurbanının ben olduğunu düşündüm. O fotoğraftaki ben değilim zaten. 15 gün çok kötü işlendi, ana haberlerde yer aldı. Milliyetçi kesimlere hedef gösterildim. Sokakta hemen tanınan biri oldum. Mesela sinemaya gitmek, yürümek alışverişe gitmek biraz dolmuşa binebilmek bunların hepsi kısıtlandı. Bana yönelik kampanya tepki topladı. Van mitingine gittiğimde insanların büyük bir öfke içinde olduğunu gördüm. 7'den 70'e herkes çocuklar bile 'Biz senin yanındayız abla' diyorlar.

    Taban PKK'lı

    Meclis'i sorunların çözüm yeri olarak görüyoruz. PKK'nın oluşturduğu bir kitle üzerine siyaset yapıyoruz. Böyle bir tabanımız var. Dolayısıyla da bizim siyasetimiz de onların hassasiyetlerine göre olmak durumundadır. İşte '75 Kürt milletvekilimiz var' deniliyor. Biz onlar gibi davranamayız. Onların da bir çok yakını PKK'da. Yakınlarını yitirenler de var. Biz farklıyız. PKK'nın yarattığı sonuçlar üzerinde var olduğumuz gerçek ama farklıyız. PKK'dan farklıyız. PKK şiddeti benimseyen silahlı bir örgüt, biz demokrasi siyaset yolunu benimsemiş bir yapılanmayız.

    Öcalan'ı önemsiyoruz

    İstikrar ve barışın tesis edilmesi için Öcalan'ın konumunun önemli olduğunu söylüyoruz. PKK üzerinde de hâlâ varlığı çok önemli bir yerde, PKK'nın lideri, söyledikleri PKK için çok önemli. Dolayısıyla Öcalan'ın toplum üzerindeki etkisi, PKK üzerindeki etkisi itibari ile önemsiyoruz.

    kaynak

    İspiyonculuğa mı başladılar şimdi de. Meclisin durumu da içler acısı bu arada...

  2. #2
    ÇaĞaTaY adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    11-05-2007
    Mesajlar
    7,653
    Karizma Gücü
    7
    Sanırım haberin yukarılara taşınmasında yarar var . DTP'liler kendilerinden geçmiş vaziyetteler , her birinin ayrı ayrı dosyaları gün yüzüne çıkıyor.

    Umarım en kısa zaman da kapatılacaktır. Bölgesel Partilerin seçimlere katılması kısıtlanıp kurulmasına izin verilmeyecektir.
    http://www.yenicaggazetesi.com.tr/logoyeni2.gif

    TEK ÖLÜMSÜZ BİZ ,
    SİZ İSE GEÇİCİSİNİZ !


  3. #3
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    11-09-2007
    Mesajlar
    285
    Karizma Gücü
    0
    "Salman Kurtulan'la 1.5 yıl evli kaldık. Eşimi oraya gönderen koşulları ben çok iyi biliyorum. 12 Eylül gibi bir dönemi yaşadı. Çocuk yaşta işkence ile, cezaevi ile tanıştırıldı. O çocuk yüreğimizle Maraş katliamını yaşayan bir nesiliz. Akrabayız... Beraberliğimiz boyunca 12 Eylül'de yaşadıkları her zaman aramızda karabulutlar gibi huzurumu kaçırdı. 12 Eylül'de gözaltına alınır alınmaz kayıtlara ölü diye geçen biri. Direkt ölümü listeye geçen biri. Ne oldu sonuç... Soluğu dağlarda aldı... İlk gideceğini benimle paylaştığında onu rüyamda sürekli kanlar içinde gördüm. Ölmüş bir vaziyette gördüm. O da çok zorlandı, sonuçta işin içinde ölümün olduğu bir yol. Çok tercih ederek, severek gittiği bir şey değildi. Benim için hayati bir şeydir. Sonuçta orada kendisini ifade edebileceğine inandı. Benim yapabileceğim bir şey yoktu... "

    Bu cümleler PKK gerçeğini anlatıyor, insanların neden PKK'a katıldığını anlatıyor.

    Devlet bir gün olsun Maraş katliamından ötürü, Diyarbakır cezaevinde yapılan işkencelerden ötürü özür diledi mi?

    "Sonuçta orada kendisini ifade edebileceğine inandı" Kendisini ifade edebileceği bir ülke yaratmak çok mu zordu. Ne olurdu özgürce Kürtçe konuşsaydı, Kürdüm dediği için "hayır Türksün" diyip işkenceden geçirilmeseydi ve dağa çıkmasaydı.

    Olan oldu, devletin Kürtlere karşı 1990'lara kadar uyguladığı politikalardan ötürü bir özür dilemesi gerekmez mi?

  4. #4
    ÇaĞaTaY adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    11-05-2007
    Mesajlar
    7,653
    Karizma Gücü
    7
    12 Eylülden ötürü özür dilemek mi ? Özür dilenecek bir durum yoktur.

    Yalnız şunu da belirtmek gerek ; 12 Eylül'e sebebiyet veren 12 Eylül öncesi Siyasetçilerdir. Biraz da onların hamasi tavırları böyle bir sonuca gidilmesine ortam hazırlamıştır.


    Acı şeyler yaşandı diye DAĞA ÇIKMAK ta nicedir ? Bu kadar akılsız mı bu adam ?

    Bırak yaa Anti Nasyonal arkadaş ! Biraz düşün gözün sevem..
    http://www.yenicaggazetesi.com.tr/logoyeni2.gif

    TEK ÖLÜMSÜZ BİZ ,
    SİZ İSE GEÇİCİSİNİZ !


  5. #5
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    03-04-2008
    Mesajlar
    2,946
    Karizma Gücü
    0
    DTP'li Fatma Kurtulan: Yakınları dağa çıkan tek vekil ben değilim
    AKP'nin etkili isimlerinden bir siyasetçinin amcasının oğlu da PKK içinde. Ancak Bakan'ın yeğeni çatışmalarda yaşamını yitirmiş. Aynı şekilde bir başka AKP milletvekilinin kardeşi var. O da yaşamını yitirmiş.
    bu kadın bunları bilmediğimizi mi sanıyor...?

    ama içimizde bunları bilmezden gelenlerde var tabiki..!
    Bu mesaj en son " 28.10.08 " tarihinde saat 18:23 itibariyle Banderas_ tarafından düzenlenmiştir...

  6. #6
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    11-09-2007
    Mesajlar
    285
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı ÇaĞaTaY tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    [I]12 Eylülden ötürü özür dilemek mi ? Özür dilenecek bir durum yoktur.
    Özür dilenecek bir durum yok mu?

    Peki o zaman, biri sana aşağıya alıntılayacağım işkenceleri yapsaydı "ohh iyi yapıyorsunuz, biraz daha devam edin" mi derdin, yoksa isyan mı ederdin? Bir özür bile dilenmesini beklemez miydin?

    Bir zamanlar bir cezaevinde...
    1981-84 yılları arasında 34 tutuklunun öldüğü, yüzlerce kişinin ise sakat kaldığı Diyarbakır Cezaevi'nde dehşete tanık olanlar anlatıyor

    Diyarbakır 5 No' lu Cezaevi'nde 1981-1984 yılları arasında 34 tutuklunun ölümüne, yüzlerce tutuklunun da sakat kalmasına ve sinir sistemlerinin tahribine neden olan uygulamaların üzerindeki sis perdesi aralanıyor. 20 tutuklunun aldığı ağır darbelerle, beş tutuklunun da açlık direnişinde öldüğü, koşulları protesto eden beş tutuklunun kendini asarak, dördünün de kendini yakarak yaşamına son verdiği, 'vahşet dönemi' diye adlandırılan bu yılları yaşayan 29 tanık ile iki savunma avukatının anlatımı, Serbesti adlı derginin 14. sayısında yayımlandı.

    Ceza alan olmadı
    Hiçbir görevlinin ceza almadığı bu dehşet süreciyle ilgili duyduklarını 1987'de bir kez de yaşayanlardan dinlemek isteyen yazar Aziz Nesin'le ilgili bir anekdotu, iki yılını bu cezaevinde geçiren Nuri Sınır şöyle aktarıyor:
    "Aziz Nesin, 'Çocuklar' dedi, 'Bu cezaeviyle ilgili çok şey söylendi, ancak siz orada yaşadınız, sizden dinlemek istiyorum.' 28 olay anlattık. Aziz Nesin çok dalmıştı, pencereden yağan karı seyrederken bir ara dönüp baktı ve şunu söyledi: 'Yahu çocuklar, kendi hayal dünyamı çok geniş biliyordum. Ama Kürtlerinki daha çok genişmiş.' Aziz Nesin, bizim anlattıklarımıza inanmadı."
    İşte tanıklardan birinin, "Durduğumuz yerde 16 saat diz çökerek bütün sesimizle ırkçı-turancı marşlar söylüyorduk" diye özetlediği 'Türkiye'nin Aushwitz'inden günlük yaşam manzaraları:


    Banyolu mu TV'li mi?
    Haluk Yıldızhan (Diyarbakır doğumlu): Gözaltından gelenleri genel olarak sinema salonuna değil de, o zaman 37 olarak adlandırılan, daha sonra 36 adını alan hücrelere götürürlerdi. Burada, "Banyolu mu televizyonlu koğuş mu istersin?" diye sorup, cevap ne olursa olsun her iki durumda da alt katlardaki tuvaletleri tıkanmış ve pislik içindeki lağım sularının ve insan dışkılarının yüzdüğü bir yerde süründürülür, günlerce işkence ve kaba dayakla hoş geldin safhasında yıldırdıktan, tamamen teslim aldıklarına inandıktan sonra koğuşa gönderirlerdi.


    Yoruluncaya dek dayak
    Osman Karavil (Diyarbakır doğumlu): Koridorda sıra dayağından geçirildikten sonra hücrelere dağıtıldık. Tek kişilik bu yere yedi kişi sığdırıldık. Askerler göründü, 'Ellerinizi uzatın' dediler. Hücrenin, kapı ve penceresinden ellerimizi uzattık. Yoruluncaya kadar dövüp gittiler. Bu dayaklar, tahminen her yarım saatte bir tekrarlandı. Sonra hücre dayağı düzenine geçildi. Günde üç fasıl, sabah, öğlen, akşam...


    Garabet'e sünnet
    K.Y. (Diyarbakır doğumlu, 16 yaşında tutuklandı): Bana cop sokmaya çalıştılar, çok direndim, kafamı duvarlara vurdum, kendime büyük zarar vereceğimi gördüler, benden vazgeçtiler. Ama arkadaşlarımdan yaklaşık 200-250 insana cop soktular. Aslen Ermeni olan Garabet Demircioğlu arkadaşımız vardı. Maşallahlı sünnet elbisesi giydirerek, törenle sünnet ettirdiler, ismini de Ahmet olarak değiştirdiler.


    Koç mu kuzu mu?
    Nazif Kaleli (Şanlıurfa doğumlu): Üzerinde 40 çivi olan bir sopa vardı, onunla vuruyorlardı. Bir tane 'kuzu' dedikleri sopa vardı, bir de 'koç'. Biz her zaman copu tercih ediyorduk. Cop korkunç acıtıyordu, ödem oluşturuyordu, ama daha sonra geçiyordu. Ancak sopalar kemikleri eziyordu.


    'Ağzına işeyeceksin'
    Cevdet Baran (Diyarbakır doğumlu): Bişar Akbaş adında bir arkadaş vardı. Gardiyanların emrine karşı çıkıyordu, yürümüyordu, hem rahatsızdı hem de inat ediyordu. Bir gün gardiyan kolumdan tuttu ve "Çık" dedi. Bişar'ın yanına götürdüler. Onu karın içine yatırmışlardı ve bana dediler ki, "Ağzına işeyeceksin."
    "Yapmıyorum" demedim. "Gelmiyor komutanım" dedim. Beni dövmeye başladı. Epey dövdü, karın içinde sürdürdü, tabanlarıma vurmaya başladı. Ne yaptıysa "Gelmiyor" dedim. Sonunda beni de Bişar'ın yanına yatırdı.


    Kelime başı 150 sopa
    Hasan Daş (Mardin doğumlu): Hücreler kötü, koğuşa gitsem rahat ederim, diye düşünüyordum ki, 6'ncı Koğuş'a götürdüler. Gardiyan geldi, 'Yeni gelenler öne çıksın' dedi. Elinde bir değnek, değneğin adı Haydar.
    Bana, 'Kaç gün hücrede kaldın' dedi. 'Bir ay' dedim. 'Atatürk'ün gençliğe hitabesini ve andımızı da mı ezberleyemedin?' 'Hayır, okumam-yazmam yok komutanım' dedim. Haydarla bayıltıncaya kadar dövdü. 53 tane marş ezberledim. Her bir kelimesi için yüz ellinin üzerinde cop yedim desem, asla mübalağa olmaz.


    Copu dişlettiler
    Mehmet Ece (Van doğumlu): Bir gün gardiyan çağırıp dövdükten sonra ağzıma cop sokup "Dişle" dedi. Copu dişlediğimde hızla çekti ve önden iki dişim kırıldı. Kırılan dişlerimin kökleri kaldı. Bir hafta sonra yüzüm, gözüm balon gibi şişti. Aynı gardiyan, "Niye yüzün şiş" diye soruyordu.
    "Ranzadan düşerken dişlerim kırıldı komutanım" diyordum.


    'Ranzadan düştüm'
    Mehmet Emin Kardeş (Mardin doğumlu): Dövüyorlar, muhakkak dövdüğü kişinin bir tarafını da kırıyorlardı. "Ne oldu sana" diyorlar, "Ranzadan düştüm komutanım" diyorduk. Herkese avuç avuç bok yediriyorlardı, bu çok sıradandı. 23'üncü Koğuş'ta Y.A. adında bir arkadaşımız vardı. Herkesin gözü önünde ona cop soktular. Cop sokma, bok yedirme çok adettendi.


    Köpeğe tekmil
    Paşa Akdoğan (Diyarbakır doğumlu): Tıraş kremini, kalın çizgiler şeklinde yüzümüze sürdüler, sonra upuzun ince bir ip getirerek, "Tren yapacağız" dediler.
    Herkesin kamışına ip bağladıktan sonra "Koş" dediler. Koşuyoruz ama en ufak bir şekilde geride kalmak herkesi gerdiriyordu ve aynı zamanda hep birlikte oturup hep birlikte kalkmak zorundaydık. Bir süre o şekilde koşturup yat-kalk yaptırdılar. Sonra alt hücrelere indirdiler. Banyo dedikleri de lağımdı. Köpeği öyle alıştırmışlardı ki, tekmil vermediğin zaman saldırırdı. Üzerimizdeki elbiseleri parçalardı ve hiçbir şekilde ona karşı bir şey yapamazdık.


    'Kanlı karavana yedik'
    Selahattin Bulut (Mardin doğumlu): Kapı açılıp karavanayı içeriye getirmeden önce gardiyan bizi çok döverdi. "Verdiğim yemeğin hakkını istiyorum" derdi, ta ki bir tarafımızdan karavanaya kan akana dek döverdi. O işkence döneminde günde üç öğün, kanlı karavana yerdik. Diş macunu, deterjan, çöp gibi şeyleri yediriyorlardı. Cezaevine Türkçe bilmeyen ziyaretçi alınmazdı.
    Türkçe bilmeyen nenem, dilsiz taklidiyle görüşe girdi. Ağzından bir kelime çıkmadı. Sadece hıçkırıyor, yaşlı gözlerle bana bakıyordu. Ben çıkmadan da öldü.



    --------------------------------------------------------------------------------


    Çıplak koridor temizliği
    Behlül Yavuz (Diyarbakır doğumlu): Bir gün, "Sizi hamama götüreceğiz" dediler. İki ayda bir yarım kova soğuk su bize ya düşüyor ya düşmüyor. Bu hamam nereden çıktı diye endişelenmeye başladık. Hamama gittik, "Soyunun" dediler. Herkes çırılçıplak soyundu. "Su dök", biraz su döküldü. "Sabun sür", sabun sürüldü.
    "Su dök", biraz su döküldü ve "Giyin, çık dışarı" dediler. O ıslak ve sabunlu halimizle, atlet ve külotları giydik. Büyük koridorda, "Tek kol sıra halinde dizilin" dediler. O koridor, dayaklar nedeniyle hep kan ve irindi. Birinci sıra kaba kirleri sildi, ikinci sıradakiler arta kalan ince tabakayı siliyorduk, üçüncü sıra da tertemiz siliyordu ve o halde bizi koğuşa geri getirdiler. O pislikle yatmak zorundaydık. Her taraf kan ve irindi. Aşırı bir bitlenme vardı. Sekiz saat sürekli dayak yiyorduk. Dayak yemediğimiz yemek aralarında ve molalarda da birisi Atatürk'ün nutukları ve yaşamını okur, biz de tekrarlardık.



    --------------------------------------------------------------------------------


    'Ölebilirim' dedi, öldü
    Cemşit Bilek (12 Eylül döneminde Diyarbakır'da siyasi dava avukatı): Müvekkillerimiz mahkemede hazırolda duruyordu. Konuşma hakları yoktu. Sandalyede oturmuş, ellerini nizami şekilde dizlerinin üstünde tutuyorlardı. Kafalar sıfır numara tıraşlı, tek tip elbise içinde, başlarını dik tutarak, tek bir noktaya bakarak, put gibi durmak zorundaydılar. Ölümü de göze alarak kalkıp konuşanlar oluyordu. Rahmetli Necmettin Büyükkaya, geldiği son duruşmada ayağa kalktı, söz istedi. "Bir sonraki mahkemeye kadar yaşamayabilirim, haberiniz olsun, beni sürekli tehdit ediyorlar. Sonra 'Yok kalpten gitti, şundan, bundan gitti' türünden düzmece bir tutanak da tutarak beni öldürebilirler. Ancak gördüğünüz gibi ben çok sıhhatliyim" dedi. Ve gerçekten de bir sonraki mahkemeye gelmeden öldürüldü.


    http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=94914

    Yukarda anılara benzer sayfalarca örnek dökebilirim karşına.

    Soruyum sana hangi ülkücünün kaba yerine cop sokuldu. Hangi ülkücünün babasına oğlunun kaba yerine sokulmuş cop yalatıldı. Hangi ülkücüye dışkı yedirildi?

    Sonra gelip karşımıza "ama Mamak'ta ülkücüler.." diye benzeştirmeye çalışıyorsunuz olayları.

    Senin babanın kaba yerine cop sokulsa isyan etmez misin, en azından "bir özür" beklemez misin?

    Ama sizde erdem ne gezer, özür dilemenin bir erdem olduğunu bile bilmezsiniz sonra neden 25 senedir dağa çıkışı engelleyemedik diye sorarsınız, en tepeden en aşağıya...

  7. #7
    eFe.. adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    25-11-2007
    Mesajlar
    582
    Karizma Gücü
    0
    AntiNationalist keşke sanada benzer şeyler yapsalarda dağa çıksan TürkForum kurtulsa.


    "Ben ve milletim Tanrı'nın kırbacıyız. Tanrı yoldan çıkan milletleri cezalandırmak için bizi gönderir."

    ATTİLA


  8. #8
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    28-07-2007
    Mesajlar
    10,477
    Karizma Gücü
    0
    Kıılfta hazır 12 eylül.
    Böylece 12 Eylül'ün ne amaçla kurgulandığı ortaya çıkıyor.
    Bu hain PKK yandaşlarının PKK'yı savunması meşrulaşsın.

    Böyle yediği kaba pisleyen hainleri hala mecliste olması ne büyük acı.
    Dağda PKK varmış hikaye.
    Asıl PKK mecliste maalesef.

  9. #9
    eroluz adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    12-06-2005
    Mesajlar
    14,476
    Karizma Gücü
    9
    12 eylülde sadece ideolojik kaygılarla hareket etmiş olanlara işkence yapanların Allah belasını versin. youtube'de keşke olmasaydı diye arattırın birde o dönemde işkenceye maaruz kalmış ülkücüleri dinleyin. bu insanlar hala vatan ve millet sevdalısı.

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •