• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 30 1234567891011 ... SonSon
292 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    student adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-09-2005
    Mesajlar
    5,219
    Karizma Gücü
    8

    İslam Peygamberi Hz. Muhammed'in (sas) Hayatı

    HZ. Muhaemmed (sas) min hayatı ile ilgili birçok kitap vardır , fakat Pr.Doktor Muhammed Hamidullah 'ın yazdığı '' İslam Peygamberi '' ni mutlaka okumak lazım.

    Bu kitabı hergün bir miktar alıntılayarak müslüman kardeşlerimin okumasında bir katkım olsun istiyorum.



    Kitabın Yazarının tanıtımı ;


    TAKDİM


    İslâm Peygamberi

    İslâm Peygamberi kitabıyla ilk tanışmam 1960’lı yıllarda, Ankara’da bir üniversite öğrencisiyken oldu. Zaten bu değerli kitabın yazarı olan Muhammed Hamidullah Hoca’yı da o yıllarda tanımıştım.

    1963 yılıydı; Ankara İlâhiyat Fakültesinde öğrenciydim. Hanefi fukahasının ileri gelen ulemasından İmâm Serahsî anılıyordu. Bu vesile ile Ankara’da, Dil-Tarih Coğrafya Fakültesi salonlarında da bir toplantı düzenlenmişti. Büyük İslâm hukukçusu Serahsi’nin hayatı ve eserleri hakkında, dünyanın o konudaki en yetkili kişisini dinleyecektik.

    Hocalarımız ön sıralarda, biz öğrenciler de orta ve arka sıralarda oturmuş, heyecanla bizi aydınlatacak olan alimi bekliyorduk. Derken, başında siyah kalpağı olan, ince, uzun boylu, ve hacim itibariyle kendi bünyesiyle hiç de mütenasip olmayan büyük kitapları yüklenmiş hâlde içeriye bir zat girdi. Hocalarımız ve biz, o zatın elindeki kitapları taşıyarak kendisine yardım etmek için ısrar ettiysek de, o kabul etmedi; ve neredeyse kendi ağırlığında olan koca koca ciltleri götürüp, konuşma yapacağı masanın üzerine koydu.

    İşte bu zatın adı Prof. Dr. Muhammed Hamdullah’tı; ve elinde taşıdığı ciltler, İmâm Serahsi’nin el-Mebsût adlı eseriydi.

    Rahmetli Hamidullah Hoca’yı ilk defa böyle tanıdım.

    Fakülteden mezun olunca, doktora için İngiltere’ye gidecekken, kader Paris’e gitmemi gerektirdi; ve Paris’e gittim.

    O sıralarda, Hamidullah Hoca da “Heimatlos” yani “Vatansız” olarak Paris’te yaşıyordu.

    Paris’te Fransızca öğrenimine başlarken, bize dil okulunda okumamızı tavsiye ettikleri Albert Camus’nün “L’Etranger” adlı romanından sonra aldığım ilk kitap, “Le Prophete de l’Islam”, yâni “İslâm Peygamberi” oldu.

    Artık doktorayı bitirinceye kadar, her Cuma ve Pazar günleri bir araya gelecektik Büyük Alim’le. Bu bizim için ne kadar büyük bir ilâhî lütuftu... Cuma günleri namazda, Pazar günleri de, Fransa’da bulunan Müslüman Talebe Derneğinde (AEIF) yapılan ilmi seminerlerde görüşüyor, Hoca’nın “İlim Okyanusu”ndan mümkün mertebe yararlanmaya çalışıyorduk. Seminerlerde genellikle Hamidullah Hoca konuşur, dünyanın her tarafından doktora yapmak üzere Paris’e gelmiş olan biz öğrenciler dinleyici olurduk. Talebe paralarıyla alınmış küçük ve mütevazı derneğimizde elli-yüz kadar dinleyici oturacak yer bulabiliyordu.

    O Bir İslâmî Fikir Bekçisiydi

    Rahmetli Hoca, fevkalade kibar ve örnek bir Müslüman alimiydi. Biz öğrenciler gibi, İmam Gazali ve Ahmed b. Hanbel üzerindeki çalışmalarıyla ünlü oryantalist Henri Laoust’un, College de France’daki konferanslarına devam ederdi. Prof. Laoust, derslerinde, Gazali’nin İhyâ’sını analiz ediyordu.

    Hamidullah Hoca’nın, Laoust’un anlattıklarına ihtiyacı olmadığını bildiğim için, bir gün kendisine, neden vaktini harcayıp bu seminerlere devam ettiğini sordum. Sessizce bana şunları mırıldanmıştı:

    - Seminerlere devam eden öğrencilerin tamamı Müslüman; ve hiç biri İhyâ’yı okumamış. Ben hazır bulunursam, Mösyö Laoust onlara yanlış şeyler anlatmaz! Size fikrî bekçilik yapıyorum!

    Gerçekten de Mösyö Laoust, zaman zaman anlattıklarının doğruluğunu Hamidullah Hoca’ya tasdik ettirirdi.

    1969 yılının Eylül ayının bir Cuma günüydü. Rue Monge’daki Paris Camisinde Cuma saatini bekliyorduk. Hoca Rahmetli, Müslümanların birbirlerinin aleyhinde bulunmalarından yakınıyordu. Bir ara bana döndü ve kulağıma, hiç unutmadığım şu sözleri fısıldadı:

    - Sana bir söz söyleyeceğim ki, bu sözü kadınlar gibi küpe yapıp kulağına tak ve hiç çıkarma: En günâhkâr Müslüman kardeşimiz, bize kâfirden daha yakındır!

    Ben o küpeyi kulağımdan hiç çıkarmadım. Size de aynı küpeyi takmanızı ve hiç çıkarmamanızı tavsiye ederim.

    Paris’te böylece beş senemiz Hoca’yla geçti.1



    O Ansiklopedik Bir Âlimdi

    Hamidullah Hoca’yı tanıyanlar, onun çok yönlü bir ilim adamı olduğunu bilirler. Sadece esas alanı olan hukuk dalında değil, Tarih, Hadis, Tefsir, Coğrafya, Dinler Tarihi, Sosyal İlimler, hatta Tıp alanında, her biri kaynak sayılan yüzlerce eser kaleme almıştır.

    Hamidullah Hoca’nın bütün kitapları, İslâmî ilimler dalında araştırma yapanların kaynak ve el kitapları sayılırlar. İslâm’ın ilk dönemlerine (Hz. Peygamber(s.a.s) ve Dört Halife Dönemi) ait belgeleri içeren, el-Mecmuatu’l-Vesâiki’s-Siyâsiyye, Hz. Peygamberi’in Savaşları, Kur’an-ı Kerim Tarihi, İslam Müesseselerine Giriş, İslam Tarihine Giriş, Kitâbu’n-Nebât,2 Hz. Peygamber’in Altı Orijinal Diplomatik Mektubu, İslam Anayasa Hukuku, İlk İslam Devleti, İslam’da Devlet İdaresi, İslam’ın Doğuşu, Allah’ın Elçisi Hz. Muhammed, Türkçe’ye yeni çevrilmiş olan Kur’an Meali (Aziz Kur’an), vs. onlarca eserinden sadece birkaç tanesi.

    Rahmetli Hoca’nın en önemli eserlerinden bir tanesi de, şüphesiz onun Fransızca olarak kaleme aldığı İslam Peygamberi (Le Prophete de l’Islam) adlı Siyer kitabıydı. Paris’teki bir sohbetimiz sırasında, bu kitabı yirmi senede hazırladığını söylemişti. Bu eseri kaleme alabilmek için, dünyanın dört bir yanındaki kütüphânelerde araştırma yapmış, binlerce fiş doldurmuştu Hamidullah Hoca. Dolayısıyla bu konuda yazılmış eserler arasında, önemli bir yer teşkil ediyor İslam Peygamberi.

    Bu değerli kitabın en çok Türkiye’de okuyucu bulmuş olması da, bizim için bir şeref olarak telakki edilmesi gerekir.

    Okuyucular, ancak eseri okuduktan sonra onun değerini görecek, tanıyacak, ve takdir edecektir.

    Daha önce Salih Tuğ Hoca tarafından tercüme edilmiş olan İslam Peygamberi’ni, bu sefer, Hamidullah Hoca’nın tüm kitaplarını yayınlayan Beyan Yayınları, Mehmet Yazgan’ın yeni tercümesiyle okuyucuya sunuyor. Mütercimi ve Beyan Yayınları’nı, bu güzel hizmetlerinden dolayı kutluyor, değerli Hocam Muhammed Hamidullah’a da Allah’tan rahmet diliyorum.



    Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma

    Toronto, 29 Haziran 2004




    selam ve dua ile,
    En-am Suresi 68.Ayet;

    Ayetlerimiz konusunda 'alaylı tartışmalara dalanlar:' -onlar bir başka söze geçinceye kadar- onlardan yüz çevir. Şeytan sana unutturacak olursa, bu durumda hatırlamadan sonra, artık zulmeden toplulukla beraber oturma.

  2. #2
    Die Holocaust Industrie Holocaust adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    09-07-2005
    Mesajlar
    7,081
    Karizma Gücü
    8
    Konu onaylanmıştır.
    Teşekkürler.
    Greatest Leader of All Time !


  3. #3
    student adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-09-2005
    Mesajlar
    5,219
    Karizma Gücü
    8
    Konu onaylandığı için ben teşekkür ederim ,


    Birinci Bölüm



    Prof. Dr. Muhammed Hamidullah, 19 Ocak 1908’de Haydarabad’da doğdu. Sekiz çocuklu bir ailenin en küçüğüydü. Ailesinden aldığı ilk öğrenimin arkasından, medrese öğrenimine başladı. Darü’l-Ulum Medresesi’nden sonra Osmaniye Üniversitesi’nde okudu. Devletler hukuku alanında lisans üstü çalışma yaptı. Daha sonra Hicaz, Suriye, Filistin, Mısır ve Türkiye kütüphanelerinde bulunan İslâm devletler hukuku alanındaki çalışmaları inceledi. Almanya’da Bonn’daki Friedrich Wilhelm Ren Üniversitesi’nde aynı konuda doktorasını verdi (1933). Çalışmalarını Paris Üniversitesi’nde sürdürdü. Bu arada Kuzey Afrika ülkelerinin kütüphanelerinde incelemeler yaptı. Hindistan’a dönerek Osmaniye Üniversitesi’nde çalışmaya başladı. Bu üniversitede devletler hukuku profesörüyken, görevle yurt dışında bulunduğu bir sırada, Haydarabad’ın Hindistan hükümeti tarafından işgal edilmesi (1948) üzerine geri dönmedi. Siyasal mülteci olarak Fransa’ya yerleşti.

    Hamidullah, başta Fransa, Mısır, Pakistan ve Türkiye olmak üzere birçok ülkenin üniversitelerinde dersler, konferanslar verdi. 1952’de İstanbul Üniversitesi’nde çalışmaya başladı; uzun yıllar Edebiyat Fakültesi İslâm Araştırmaları Enstitüsü ile Erzurum’da Atatürk Üniversitesi İslâmî İlimler Fakültesi’nde öğretim üyeliği yaptı. Bu sırada, başta İslam Tedkikleri Enstitüsü Dergisi ile İlâhiyat Fakültesi Mecmuası olmak üzere birçok süreli yayında bilimsel makaleler yazdı. Paris’teki Bilimsel Araştırmalar Ulusal Merkezi’nin (CNRS) üyesi olan Hamidullah’ın beş ayrı dilde (Arapça, Urduca, İngilizce, Fransızca ve Almanca) yazdığı ve yayımladığı çalışmaları, İslâm’ı temel kaynaklarına inerek kavramada ve günümüz koşullarına uygun biçimde yeniden anlamlandırmada etkili oldu, Batı dünyasında İslâm’ın doğru biçimde tanınmasında rol oynadı. 17 Aralık 2002’de Amerika’da vefat etti.

    Hamidullah’ın Türkçe’ye çevrilerek yayımlanan başlıca eserleri şunlardır: İslâm’a Giriş (1961), Hz. Peygamber’in Savaşları (1962), İslam’ın Hukuk İlmine Yardımları (1962), İslâm’da Devlet İdaresi (1963), İmam-ı Azam ve Eseri (1963), Modern İktisat ve İslam (1963), İslam Fıkhı ve Roma Hukuku (1964), Kur’an-ı Kerim Tarihi (1965), İslâm Peygamberi (1966, 2 cilt), Muhtasar Hadis Tarihi ve Sahifa-i Hemmam b. Münebbih (1967), Resulullah Muhammed (1973), İslâm Hukuku Etüdleri (1984), İslâm Müesseselerine Giriş (1984), İslâm, Bilim ve Felsefe (1990), İlk İslâm Devleti, (1992), İslâm’ın Doğuşu, (1997), Hz. Peygamberin Altı Orijinal Diplomatik Mektubu (1998), İslâm Anayasa Hukuku (1998), El Vesaiku’s-Siyasiyye (1998), İslâm Tarihine Giriş (1999), İslâmiyet ve Hıristiyanlık (2004).



    İslam Peygamberi
    P0r. Dr.Muhammed Hamidullah


    selam ve dua ile,
    En-am Suresi 68.Ayet;

    Ayetlerimiz konusunda 'alaylı tartışmalara dalanlar:' -onlar bir başka söze geçinceye kadar- onlardan yüz çevir. Şeytan sana unutturacak olursa, bu durumda hatırlamadan sonra, artık zulmeden toplulukla beraber oturma.

  4. #4
    student adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-09-2005
    Mesajlar
    5,219
    Karizma Gücü
    8
    İslam Peygamberi’nin Hayatını Niçin İnceliyoruz ?

    1. Hamd, Alemlerin Rabbi olan Allah’adır; ancak sana kulluk eder ve ancak senden yardım dileriz. Cenab-ı Hakk’ın salât ve selâmı üzerine olsun, insanlığın hayrı için yapmış olduğu her şey için Hazret-i Muhammed (AS)’e hürmet ve şükranlarımızı arz ederiz!

    2. ‘Allah’ın Elçisi’ kavramı ülkelere, yörelere ve çağlara göre farklılık gösterebilir. Müslümanlar nezdinde insan, tüm yaratılmışlar içerisinde en saygıdeğer olanı, ve Allah’ın elçisi de insanlar arasında en saygıdeğer ve en kâmil olanıdır. Bu da kuşkusuz insanlığın en güzel özellikleri olarak görülmektedir.

    3. İnsan hayatı, maddi ve manevi olmak üzere iki büyük bölüme ayrılmıştır. Bu iki alan arasında dengeli bir uyum sağlamak ve diğer insanlara böyle bir hayatın uygulanabilir bir örneğini vermek: Şu fani insanlara rehberlik edecek birinin ideali işte bu olacaktı.

    4. Tarih, hayatları izlenmeye değer en güzel örneklerle dolu olan sayısız kral, alim, aziz vb. kişilere tanık olmuştur. Peki, vefatının üzerinden ondört yüzyılı aşkın bir zaman geçtiği, bu arada bilim inanılmaz ilerlemeler kaydettiği ve hatta kendi hayatımızdaki durum ve kavramlar bile derin değişikliklere uğradığı halde, diğerleri gibi bir insan olan Muhammed (AS)’ın hayatını incelemeye neden gerek duyuyoruz?

    5. Bir Müslüman için bu sorunun cevabı gayet basittir: Kişi, kendi hayatında Rehber’inin (Resulullah’ın) yolunu izlemiyorsa Müslüman olamaz. Ama henüz Sîret’in (Muhammed AS’in hayat hikâyesi) ayrıntılarını bilmeyen bir kimse için, bazı hususları hatırlatmakta yarar vardır:

    a. Onun öğrettikleri bizzat kendi denetimi altında kaleme alınmış ve güvenilir bir biçimde sonraki nesiller için muhafaza edilmiştir. Çeşitli büyük dînî önderler arasında, Muhammed (AS), zaman zaman Cenab-ı Hakk’tan aldığı ilahi vahiy ve buyrukları sadece kendi çevresindekilere tebliğ etmekle kalmamıştı. O, aynı zamanda bu buyrukları kâtiplerine yazdırmak ve bunların örneklerinin ashabı arasında çoğaltılmasını sağlamak gibi ince bir düşünceye de sahipti. Onun öğrettiği şeylerin korunup muhafaza edilmesi, bu vahiy metinlerinin Müslümanlar için ibadetleri esnasında okunması suretiyle dini bir vecibe haline gelmişti. Bu durumda, ilahi metinlerin ezbere öğrenilmesi gerekiyordu. Bu vahiyleri, yani Kur’an’ın yazılı örneklerini edinme ve bunları bir bütün halinde ezberleme uygulaması kesintisiz sürdürüldü. Bu iki yöntemden (yazılı örnekler ve ezberleme) her biri, ilahi mesajın, vahyedildiği esas dilde özgünlüğünden bir şey yitirmeksizin aktarılmasında birbirlerini desteklediler. Bu Kur’an metni, Tevrat ve dört İncil’in birlikte oluşturduğundan daha kapsamlıdır. Öyleyse onun, insan hayatının tüm alanlarıyla ilgili emir ve talimatlar içermesine şaşırmayalım.

    b. Muhammed (AS) hiçbir zaman Allah’ın Elçisi olma şerefini tekelinde bulundurduğunu iddia etmemiş, aksine, kendisinden önce de Allahu Teâlâ’nın bütün milletlere benzer elçiler gönderdiğini belirtmiştir. Adem (AS), İdris (AS), Nuh (AS), İbrahim (AS), Musâ (AS), Davud (AS), İsa (AS) gibi bunlardan kimilerinin adını vermiş ve adlarını anmadığı daha birçoğunun bulunduğunu da ilave etmiştir. O, sadece ezeli ve ebedî hayatı yeniden inşa etmek ve önceki peygamberlerin insanlara tebliğ ettikleri ama Adem ve Havva’nın soyundan gelenlerin can sıkıcı tarihlerinde baş gösteren savaş ve ihtilaller sonucunda bozulup kaybolmaya yüz tutan şeylere güncellik kazandırmak gibi bir işlevi olduğunu da bildirmiştir. Muhammed (AS)’ın, ilahi tebliğinin, Allah’ın kendisinden sonra yeni bir elçi göndermeye ihtiyaç duymayacak biçimde, el değmemiş ve bozulmamış bir halde kalacağına olan inancı tamdı. Gerçekten biz bugün, Kur’an ve Hadis’i aslî dilleri ile elimizde bulundurmaktayız. Ve bu dil hala canlılığını korumaktadır.

    c. Tebliğinin daha ilk gününden itibaren, Muhammed (AS) tüm dünyaya hitap eder: O, herhangi bir millet ya da dönemle kendisini sınırlandırmamıştır; ırk ve sınıf farklılığı gözetmez: İslâm’a göre, insanlar arasında mutlak eşitlik ve isteyerek yapılan eylemlerdeki bireysel üstünlük esastır.

    d. Mutlak şer gibi mutlak kötülük de, insan topluluklarında az rastlanan istisnalar olup, çoğunluk “vasat insan” sınıfına dahildir. Muhammed (AS) ilgi alanını insanlar arasındaki “meleklerle” sınırlandırmamıştır: Onun tebliği esasen insanların büyük çoğunluğunu oluşturan sıradan insanlara yöneliktir. Kur’an’ın ifadesiyle insanoğlu “hem bu fani alemde hem de öte dünyada iyiliği ve hayrı”1 aramalıdır.

    e. İnsanlık tarihi büyük krallardan, büyük fatihlerden, büyük reformculardan, büyük velilerden vb. uzak olmamış, ancak bunların her biri sadece kendi ilgi alanlarında bir değer ifade etmişlerdir. Tüm bu farklı özelliklerin tek bir insanda toplanması, -Muhammed (AS)’ın durumunda olduğu gibi-, çok ender bir durum olmakla kalmayıp, fakat aynı zamanda öğrettiklerinin muhataplarınca uygulanma imkanı bulduğu bir durum oluşturur. Bu konuda, geçmiş deneyimlere dayalı uygulamalarla belirlenen dengeli bir yaklaşım sergilenmiştir.

    f. Reformcu bir kişilik olarak, Muhammed (AS)’ın, günümüz dünyasının en büyük dinlerinden biri olan, hala canlı bir biçimde varlığını sürdüren ve kayıpları, gündelik kazançlarıyla karşılaştırıldığında neredeyse gözardı edilebilir nitelikteki bir dinin önderi olduğunu söylemek yeterlidir. Allah’ın sevgili bir kulu ve kendisine emredilen ilahi buyrukları uygulayan biri olarak, Muhammed (AS)’ın hayatının masum ve söz götürmez olduğunu görürüz. Toplumsal bir örgütleyici olarak, O’nun, her şeyin karmakarışık olduğu bir ülkede işe sıfırdan başladığını ve on yıl sonunda, Irak ve Filistin’in güney bölgeleriyle birlikte Arap Yarımadası’nın tamamını kapsayan 3 milyon km2yi aşkın alana sahip bir Devlet kurduğunu biliyoruz. Bu devleti emanet bıraktığı halefleri, onu, kendisinden sonra, onbeş yıl gibi kısa bir süre içinde Avrupa,2 Afrika ve Asya gibi üç kıtaya yaydılar. Kendi komutasında yapılan savaşlarda, her iki tarafın kayıplarının tamamı bir kaç yüz kişiyi aşmamış; bununla birlikte tüm bu topraklarda mükemmel bir itaat sağlanmıştı. Gerçekten de o, bedenlerden ziyade gönüllere hükmediyordu. Hayattayken görevini tebliğde elde ettiği başarı, Veda Haccı sırasında Arafat’ta yaklaşık 150.000 kişilik bir mümin topluluğuna hitap edecek kadar büyük olmuştur. Halbuki çok sayıda Müslüman da, bu tarihi olay sırasında kendi memleketlerinde kalmıştı, zira her yıl Hacc’a gitmek zorunlu değildir.

    g. Muhammed (AS), kendisini asla müminlere buyurduğu kuralların üstünde görmüyordu: Aksine O, ashabına emrettiğinden çok daha fazla namaz kılıyor, oruç tutuyor ve sadaka veriyordu. İlerde de göreceğimiz gibi, O, hem barış hem de savaş dönemlerinde, düşmanlarına karşı adil ve merhametli davranıyordu.

    h) Öğrettiği şeylere gelince: O insan hayatının tüm yönleriyle, inanışlar, ruhî ve manevi uygulamalar, ahlâk, ekonomi, siyaset, kısacası bireysel ya da ortaklaşa, ruhsal ya da dünyevî hayata dair her şeyle ilgilenmiş, tüm bunların yanı sıra da kendi güzel örneğini bırakmıştır.

    6. Öyleyse, onun hakkında karar vermeden önce bu hayatın incelenmesi gerekir.


    İslam Peygamberi
    P0r. Dr.Muhammed Hamidullah


    selam ve dua ile,
    En-am Suresi 68.Ayet;

    Ayetlerimiz konusunda 'alaylı tartışmalara dalanlar:' -onlar bir başka söze geçinceye kadar- onlardan yüz çevir. Şeytan sana unutturacak olursa, bu durumda hatırlamadan sonra, artık zulmeden toplulukla beraber oturma.

  5. #5
    hunt me down adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    30-12-2006
    Mesajlar
    7,878
    Karizma Gücü
    7
    Sağol konu için. Ama ben kitabın kendisini bir yerden bulup tamamını okursam daha faydalı olabilir. Emeklerin için sağol.

  6. #6
    student adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-09-2005
    Mesajlar
    5,219
    Karizma Gücü
    8
    HuntMeDown demiş ki ;

    Sağol konu için. Ama ben kitabın kendisini bir yerden bulup tamamını okursam daha faydalı olabilir. Emeklerin için sağol.
    Ben zaten inşallah kitabın tamamını alıntı yapacağım

    Ama sen yine al , elde kitap okumak daha güzel oluyor , ben sadece herkes okusun diye alıntı yapıyorum ,


    selam ve dua ile,
    En-am Suresi 68.Ayet;

    Ayetlerimiz konusunda 'alaylı tartışmalara dalanlar:' -onlar bir başka söze geçinceye kadar- onlardan yüz çevir. Şeytan sana unutturacak olursa, bu durumda hatırlamadan sonra, artık zulmeden toplulukla beraber oturma.

  7. #7
    asibaşak adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-12-2007
    Mesajlar
    4,760
    Karizma Gücü
    5
    vermiş olduğun emek için teşekkür ederim ben kitabı alsamda burdanda yapılan yorumları takip edeceğim...Yer,gök onun yüzü suyu hürmetine yaratıldı onu tanımakta ister inançlı olalım ister inançsız sonsuz fayda var.

    Gel,ey Muhammed bahardır...
    Dudaklar ardında saklı aminlerimiz vardır
    Hac dan döner gibi gel
    Mi'raçtan iner gibi gl
    Bekliyoruz yıllardır....
    A.Nihat ASYA
    Kuvay-i Milliye Kadınları;“Onlar bu vatanın isimsiz kahramanlarıydılar, Vatan size minnettardır”


    Ben Damarlarında Asil Kanın Aktığı Irkım,Benden Bahseder Destanım,Ağıtım,Türküm,
    Ben TÜRK'üm Taa İliklerime Kadar MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'üm....
    Ya Siz Kimsiniz?


  8. #8
    student adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-09-2005
    Mesajlar
    5,219
    Karizma Gücü
    8
    İlk Malzeme ve Kaynaklar





    7. Farklı kişilerin hayat hikâyeleri farklı türden malzemeler üzerine kurulmuştur. Yazılı kaynaklar arasında bazılarından öğreneceğimiz birçok şey bulunurken, bazıları özellikle genel anlamda ilgi çekebilecek hususlarda pek az bir değer taşırlar.

    8. Öte yandan, kral, ozan, filozof, mühendis, yargıç, velî gibi sıradan bir insanın hayat hikâyesi ile bir Allah elçisininki arasında büyük ayrımlar göze çarpar. Onun hayatında sadece maddî ve diğer fanilerle ortak şeylere değil, aynı zamanda kutsal vahiyler, mucizevî bağışlar gibi olağanüstü durumlara ve sıradan insanların hemen hiç bilmediği diğer olaylara da rastlanır. Hatta, bu kutsal elçi birçok niteliği aynı anda kendisinde toplamış biri olduğu zaman, onun hayatını yazma uğraşı, hayat hikâyesini yazanın da ayrıcalıklı nitelikler taşımasını gerektirir. Bu hayat hikâyesini yazacak kişinin, nesnel ve tarafsız bir inceleme yapabilmek için, öncelikle içten bir samimiyete ve üzerinde çalışacağı konu hakkında derin bir anlayışa sahip olması gerekir. Yine o kişinin, kahramanının insanlığa yapmış olduğu katkıları daha iyi değerlendirebilmek için ülkenin eski tarihini; arka planda olup bitenlerin yanı sıra, Muhammed (AS)’ın etkinlikleriyle dünya tarihinde meydana gelen sonuçlar için o dönemin uluslararası tarihini; ashabının kültür ve uygarlık düzeyini nasıl yükselttiğini anlamak için sosyolojiyi; Kur’an’ın olağanüstü değeri için edebiyatı; Muhammed (AS)’ın fâtihlik özellikleri için askerlik bilimini; din değiştirme nedeniyle İslâm toplumu içerisinde meydana gelen değişimi anlamak için psikolojiyi ve daha birçok şeyi yeterince bilmesi gerekir. Bütün bu niteliklere sahip olduğumuzu iddia etmeksizin, biz şöyle diyoruz: Bu saydıklarımızın hepsini kendinde toplamış bir bilim adamını beklemek gerekseydi, Muhammed (AS)’ın hayatının tarihçesi (Sîret) asla yazılmamış olacak ve bu durum bilimin gelişmesi aleyhine sonuçlar doğuracaktı.

    9. Muhammed (AS)’ın yaşadığı dönemle ilgili çok sayıda malzeme bulunmaktadır. Her şeyden önce, Resulullah (AS)’ın emirleri doğrultusunda yazılıp derlenmiş olan ilâhi vahiyler koleksiyonu vardır. Daha sonra, Muhammed (AS)’ın yaptığı ya da söylediği şeylerin anlatıldığı ve ashabının yazdıklarına dayanan Hadis yahut Sünnet gelir. Bu arada, Resulullah (AS)’ın sağlığında İslâm’ı kabul etmiş çok sayıda insan arasında yüz bini aşkın kişiden her birinin, bir sonraki kuşağa, Efendilerinin hayatıyla ilgili en azından bir olayı aktarmış olduğunu da hatırlatalım. Burada rastladığımız biçimiyle, tek bir kişinin hayatıyla ilgili doğrudan kaynaklar ve görgü tanıkları, ne ondan önce ne de sonra, başka hiçbir kimsede görülmemiştir.

    10. Muhammed (AS)’ın hayatı ve öğretisi ile ilgili olarak, Kur’an ve Hadis gibi iki kaynağın yanı sıra, elimizde, kahramanımızın hayatındaki olaylara yapılan göndermeler ve tasvirlerle ilgili değerli bir bilgi kaynağı oluşturan, o döneme ait şiirler de mevcuttur. Meşhur bir Arap atasözü şöyle der:

    Şiir, Arapların arşiv dairesidir” ( Eş-Şi’ru Dîvânu’l-Arab ).

    11. Mekke ve Medine’de (hatta muhtemelen Tâ’if, Hayber vb. yerlerde) o dönemle ilgili yüzlerce hatta binlerce yazma vardır ve bunları derleyip inceleme çalışmaları henüz başlamıştır. Ben de, Medine ile ilgili o döneme ait beş altı yazmayı yayınladım; ve bugüne kadar incelenmiş olanlar sadece bunlar.

    12. O dönemde çevre ülkelerle ilgili tarihî belgeler ne yazık ki elimizde yoklar. Resulullah (AS) henüz hayatta iken, İslâm Devleti, Malabar (Güney-Doğu Hindistan) ve hatta Çin ile ilgili olarak nakledilen efsaneler bir yana, Habeşistan, Mısır, Bizans İmparatorluğu ve İran Sasanî İmparatorluğu ile birtakım ilişkiler kurmuştu. Doğubilimci Margoliouth, o tarihlerde konumuzla ilgili Mısır’da Kıptîce belge bulunmadığını açıklamaktadır. Bizans imparatorlarının sarayında resmî kronikçiler (günlük tarih yazarları) vardı; ancak, kötü bir rastlantı sonucu, bu belgelerdeki bir yüzyıllık kesinti, bizim ilgilendiğimiz döneme denk gelmektedir. Zonaras, Nicéphore, Théophane ve öteki imparatorların dönemi daha sonraki tarihlere rastlamaktadır. Bu dönemle ilgili olarak İran, Hint ya da Çin kaynaklarından da bilgi ulaşmamıştır. Muhtemelen, Resulullah (AS) henüz hayatta iken, Araplara komşu ülkelerin, göçebelerin oturduğu ve sonu gelmeyen iç savaşlarla parça parça olmuş Arap yarımadasında olup biten olaylara herhangi bir önem vermeleri için vakit henüz çok erkendi.

    13. Çok erken bir dönemden itibaren, Müslümanlar, peygamberlerinin hayat hikâyelerini (Sîret) kaleme almaya başladılar. Hatta bunlardan bazıları sahabe zamanında yazılmıştır. İlkin onun savaşları ve gazveleriyle ilgili anlatılanlar, daha sonra da geniş bir ilgi toplayan diğer çalışmalar ortaya çıktı. H. 1. asra ait çalışmalar tamamen kaybolmuş değildir, ancak Resulullah (AS)’ın siretiyle ilgili aynı dönemde kaleme alınmış eserler tamamen kaybolmuş gibi görünmektedir. Halen mevcut en eski çalışmalar arasında, bazı bölümleri Karaviyyîn (Fas) kütüphanesinde bulunan İbn İshâk’ınki (ö. 151 H.) bulunmaktadır. Daha sonra gelen bir yazar tarafından derlenen ve İbn İshak’ın okul arkadaşı Musa ibn Ukbe’ye ait çalışmanın elimizdeki birkaç parçası ise Berlin’de saklanmaktadır. Bütün halinde bize kadar ulaşan eserler arasında, el-Vâkıdî’nin (ö. 207 H.) el-Megâzî’si (British Museum elyazması) ve er-Ridde (Bankipore/Hindistan elyazması) yer alır. İbn İshâk’ın bu iki eserini, üzerinde bazı düzeltmeler yapıp tek bir kitap halinde toplayan ve bizlere Sîretu Resulullah adıyla birçok kez yayınlayarak sunan İbn Hişâm’a (ö. 210 H.) minnettarız. İbn Sa’d (ö. 230 H.) da oldukça önemli biridir; zira, biyografi niteliğindeki kapsamlı sözlüğünde (Tabakât), sadece Resulullah (AS)’den değil, aynı zamanda onun yüzlerce sahabesinden de bahseder.

    14. İslâm-öncesi Arabistanı, soybilimsel veriler biçimi altında ulusal bir tarihe tanık olur. İbnu’l-Kelbî (ö. 204 H.) ve daha sonra onun öğrencisi el-Belâzurî (ö. 279 H.), bir yandan İslâmî dönemle ilgili çalışmaları sürdürürken, aynı zamanda bu bilgileri kapsamlı kitaplar halinde bize kadar saklamışlardır. Mus’ab (ö. 236 H.) ve öğrencisi İbn Bekkâr’ınkilerle birlikte aynı konuda kaleme alınan bu eserler bize kadar ulaşır ve bu arada bizlere başka yerlerde rastlamadığımız tarihî bilgileri anlatırlar.

    15. İbn Habîb, Dîneverî, Taberî, Ya’kûbî, Mes’ûdî ve diğerleri Resulullah (AS)’ın hayat hikâyesine ait bilgiler yazmamakla birlikte, bu klasik yazarların çalışmaları konumuzla ilgili çok kıymetli bilgiler içermektedir.

    16. Ben, gerek Doğu’da gerekse Batı’da, kimileri gerçekten çok derin bilgilerle yüklü olan seleflerimin eserlerinden de yararlandım.

    17. Her halde biz, bu kaynaklardan yeri geldikçe alıntılar yapacağız.



    İslam Peygamberi
    Prof. Dr.Muhammed Hamidullah


    selam ve dua ile,
    En-am Suresi 68.Ayet;

    Ayetlerimiz konusunda 'alaylı tartışmalara dalanlar:' -onlar bir başka söze geçinceye kadar- onlardan yüz çevir. Şeytan sana unutturacak olursa, bu durumda hatırlamadan sonra, artık zulmeden toplulukla beraber oturma.

  9. #9
    Portillo_ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    01-10-2007
    Mesajlar
    2,022
    Karizma Gücü
    0
    Allah razı olsun
    Hacı Bayram-ı Veli Medrese Hocalığı görevinden neden istifa etti ?

    - Fen İlimleri öğretmesi engellendiği için.


    (Iftirâcilarin en büyügü, söylemedigim bir sözü, bana isnat edip nakledendir.) HADİS [Beyhekî]


    BAŞÖRTÜSÜ YASAĞI APTALLIK - AZİZ NESİN


    Bütün fikir cereyanlarını ve düşüncelerini inceledim,bu yoldaki eserlerin tamamını okudum,hepsi hergeçen gün değerini kaybetmeye mahkum fani düşüncelerdir.Bunun TEK istisnası KUR'AN'dır.O eskimiyor aksine TAZELENİYOR

    Fransız Düşünür ROGER GARAUDY



    "Beni övmeyi bırakın; gelecek için neler yapacağız, onları söyleyin." (M.Kemal ATATÜRK)

  10. #10
    student adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-09-2005
    Mesajlar
    5,219
    Karizma Gücü
    8


    Ortam ve Şartlar




    18. İnsanlık tarihi, birbirine sebep-sonuç ilişkisiyle bağlı bir dizi olaydan ibarettir. İslâm doğduğunda, yeryüzünde zaten çok sayıda din vardı. Peki öyleyse yeni bir dine neden gerek duyuluyordu ve bu dinin başarılı olması hangi koşullara bağlıydı? Profesör Philippe K. Hitti’nin (3) bu soruya cevabı oldukça kısa ve nettir: “İslâm dini de, kendi özgün biçimi içerisinde, Sâmi dininin mantıksal bir devamı ve gelişimi olarak ortaya çıkmıştır.” Henüz Muhammed (AS) döneminde bile uluslar büyük çapta karşılıklı bağımlılıklar sergiliyorlardı. Dolayısıyla, Muhammed (AS) ve hemşehrilerinin kendileriyle en azından ekonomik ilişkiler kurdukları milletlerin o dönemde hangi durumda olduklarını hatırlatmak yararlı olacaktır. İbn Hanbel (4), Resulullah (AS)’ın gençliğinde Abdu’l-Kays’ların ülkesini (Uman/Bahreyn) ziyaret etmiş olduğunu söyler; İbn Habîb (5) ise eserinde şöyle nakleder: “Daha sonra... Dabâ denilen mesire yeri gelir ki, burası Arabistan’ın iki büyük liman kentinden biridir. Tüccarlar burada, Sind’den (bugünkü Pakistan), Hind’den ve Çin’den, kısacası hem Doğu’dan hem de Batı’dan gelen insanlarla buluşuyorlardı.”

    19. Arabistan’ın kendi taşıdığı durum ve koşullardan söz etmeden önce, Arapların bu komşuları hakkında birkaç bilgi verelim:



    Çin

    20. Konfüçyüs (Kung-Fu-Çö, MÖ 551-479) ile birlikte Çin, sahip olduğu uygarlığın zirvesine ulaşmıştı. Ama İslâm’ın ortaya çıkışının arifesinde, bu ülkede genel anlamda bir kargaşa ve çöküş göze çarpmaktaydı: Konfüçyüs’ün kurduğu toplumsal düzen çözülmekte ve Hindistan’dan gelen Budizm, daha normal koşulların yerleştirilmesine çalışmaktaydı. İlgilendiğimiz dönemde Çin, bir geçiş dönemi yaşamaktaydı. Son Hun hanedanlarının egemen olduğu dönemler uzun zaman önce sona ermişti. Wei, Wu ve Shu adlı üç hanedanın iktidara gelişi kardeş kavgalarını da beraberinde getirdi. Ülke içindeki karışıklık ve çatışmaların yanı sıra, Tatarların, Hsiung-Nu’ların ve Tibetlilerin istilalarına karşı da direnmek gerekiyordu. Uzun bir aradan sonra, Sui hanedanı, otuz yıllık bir süre boyunca ülkede birlik ve bütünlüğü biraz da olsa yeniden sağlayabildi. Ama Muhammed (AS)’ın hicretinden beş yıl önce, yerini tekrar korkunç bir kargaşaya bırakmak zorunda kaldı. Daha sonra iktidara gelen T’ianglar bir dereceye kadar düzeni sağladılar, ancak Çinli olmayan kesimin egemen sınıfla eşitliğini öngören insanlık sevgisi ve hizmet zevki, “Gök Oğulları” denilen Bogpourlarda yoktu. Bu bakımdan, büyük bir olumlu gelişme beklenemezdi. Muhammed (AS) Uman’a yaptığı ticarî gezisi sırasında Çinlilere de rastlamış olmalıdır. Onda, bu milletin sanayiine karşı büyük bir hayranlık duygusu olduğunu görürüz. Nitekim şu hadis, ondan rivayet edilmiştir: “İlim Çin’de bile olsa, gidip onu arayınız.” (7)


    3 History of the Arabs, s. 8: “Islam, too, in its original form is the logical perfection of Semitic religion.”

    4 Müsned, IV, 206.

    5 Muhabbar, s. 265.

    6 Bk. Encyclopaedia Britannica, “Çin” maddesi.

    7 Cem’u’-l-Cevâmi’ adlı eserindeki bu hadisi, Suyutî, şu müelliflere dayanarak nakleder: İbn Abd’il-Berr, el-’İlm; Beyhakî, Şu’betu’l-îmân; İbn ‘Adî, el-Kâmil; el-Ukaylî, ed-Du’afâ’.






    İslam Peygamberi
    Prof. Dr.Muhammed Hamidullah


    selam ve dua ile,
    En-am Suresi 68.Ayet;

    Ayetlerimiz konusunda 'alaylı tartışmalara dalanlar:' -onlar bir başka söze geçinceye kadar- onlardan yüz çevir. Şeytan sana unutturacak olursa, bu durumda hatırlamadan sonra, artık zulmeden toplulukla beraber oturma.

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. İslam’da reform: İslam = türban
    2006 Konuları bölümünde dana22 tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 28.02.06, 07:40

Bu konuyla ilgili etiketler

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •