Bitiş misali...


Her sonun bir başlangıcı vardır ya,hani bazen üç kelime size yeter de bir ömüre sığdıracağınız cümleleri o üç kelimeyle dile getirirsiniz...Belki o üç kelime ama her birinin anlamı birbirinden kat be kat daha anlamlı ve daha uzun.

Doğum
Aşk
Ölüm


Doğum :
Doğdum dokuz aylık bir yolculuktan sonra.Kimse bana sormadı nasıl bir hayat istediğimi veya nasıl bir ebeveyn istediğimi.Ben zaten hayata o yüzden hep 1-0 mağlup başladım.Biz bu hayatta deplasmandayız.Hiç bir şey bize değil,hiç bir şey bizim değil...Bir sanrı tarafından mı yönetiliyoruz,yoksa öyle olmasını istediğimiz için mi ya da gerçekten böyle bir şey varda biz mi görmek istedemediğimiz için bulamıyor ve göremiyoruz...

Doğdum 2 kilo 468 gram...Bir köy evinde açtım gözlerimi hayata.Adımı Cevdet koymuşlar.Anlamı bir hayli ilginçtir Olgunluk, büyüklük ve kusursuzluk...Ama bu üçünü hiç bir zaman tanımadım.Belki yanımdan geçtiler ama rüzgarlarını hissetmedim.

Evet doğmuştum galiba dimi neyse...Köyümüz İran sınırına yakın bir yer olan Seyit İmam dı.Belki hepiniz bilmeyebilirsiniz.Yadırgamam üzülmeyin zaten bende pek bilemedim nasıl bir yerde yaşadığımı.

Tahsilim 1. sınıftan terktir benim.Terk ettiğim günün gecesi aklıma geldikçe gülesim geliyor ama sonra sen aptalmısın diyorum ağlancak haline gülüyorsun...Şimdi merak etmişsinizdir,anlatayım...Okuldan eve geliyodum,babam köy kahvesinde oturuyor ağalara iş soruyordu.Beni görünce yanına çağırdı.Ulen Cevdet sayı saymayı öğrendin mi ? Diye bi soruyla karşılaştım.Ee tabii çocuk halimle evet dedim.Ama keşke demez olsaydım ,keşke ben hiç saymayı öğrenmeseydim.Babam para sayabilirmisin diye sordu,ben yine evet dedim.Tama o zaman artık okumana gerek yok dedi.İşte terk etme hikayemde buydu.
Ben anamın karnındayken kimse bana nasıl bir yerde veya nasıl bir ailede,nasıl bir ırkta doğmak istediğimi sormadı.Bu zamanın insan haklarına aykırı galiba bu sanırsam.
Babam bir gün artık buralarda bize ekmek yok deyip başka topraklara taşınacağımızı söyledi.Tabii çocuk yüreğimle heyecanlandım ve umutlandım.Belki bana daha iyi fırsatlar çıkacaktı.Kim bilir ağa çocukları gibi pabuçlar giyip,onların ki gibi oyuncaklarım olucaktı.Ama hayat bana bir daha oyun oynadı tabiri caizse.

Taşındık Antalya'ya bir kaç ay sonra...!9 yaşıma kadar cam silmekle uğraştım yeni yapılan inşaatlarda.sonra bana fazla bi maddi gelir getirmediğini düşünürekten ilk hür kararımı aldım ve işten ayrıldım.Bi fast-food dükkanda komilik yapmaya başladım.Zaten her şeyde o zaman başladı.

Aşk :

Çalıştığım dükkanın yanında dershaneler vardı.Her öğle yemeğinde öğrenciler oraya yemeğe geliyorlardı.Hep gelen gençlerden Burak bir gün yaında bir kızlar geldi.Beni çağırarak siparişini verdi.Yanında ki kıza bak bu bizim Cevdet dedi.Çok temiz çocuktur,severiz kendisini,bizi ayrı tutar dedi.Kız bana bakarak meraba ben Aysel dedi.Tabi ben nasıl derler ilk görüşte aşk veya yıldırım aşkıfelan neyse işte o olmuştu.Bir anda çocuksu utaç vurmuştu gamzelerime.Gülerek memnum oldum dedim,bende Cevdet dediğim anda usta Lan Cevdet tabaklar bekliyor demez mi.Hemen masadan uzaklaştım ve 24 numaranın kirlilerini topladım.Gece eve gittiğimde aklıma geldi ve Aysel dedim kendi kendime.Annem buyur evladım dedi,yok bişey annecim dedim.

Aşık olmuştum evet aşktı bunun adı.Ama meçhuldu.nasıl diyolardı platonik felan bi aşktı bu.karışık duyguların içine girmiştim tabii kendi anlatımımla karışık çünkü daha önce iki en fazla üç kez duygulanmıştım.Biri annem hastalandığında üzülmüştüm,diğerinde okuldan alındığımda yine üzülmüştüm,üçüncüsü de buydu ama adını koyamamıyordum.Ertesi gün dershanelerin molaya girmesini öyle istekle bekledim ki o saat geldiğinde gözüm kapıda kilitlendi kaldı.

Aşk denilen şey ilginç bir duyguydu.Kapıda birisi beliriverdi,bu Aysel'di ve tekti.Şaşırdım,bu bir fırsatmıydı bişeyleri söylemek için.

Fazla uzatmayayım.o gün bazı şeyleri söyledim.Gülerek bana cevap verdi.O Burak'ların evinde çalışcan hizmetçi kadının kızıymış...bu benim için biraz daha iyi oldu.Halimi anlayışla karşılayabilcek birisiydi en azından.İlişkimiz gün geçtikçe büyüdü.Tabi bende hayat koşullarına ayak uyduraya başladım.Biraz geçte olsa az çok büyük şehirli olmaya başlıyordum.Aysel iplik fabrikasında işe başlamıştı.Her akşam iş çıkışı Falezlerde Atatürk parkındaki Aslan ağzı tarafında buluşuyor,orda uzun saatler oturdukdan sonra eve bırakıyordum Aysel'i.Artık ailelere açılmıştık,söz kesilmişti.Ondan 2 yıl sonra nişan oldu...

Düğün tarihini belirlemek için yine Aslan ağzında buluştuk.Çekirdeklerimizi aldık ve çıtlamaya başladık.Düğün tarihini en yakın zamanda yapmaya karar verdik.durumlarımız o zaman bunun için uygundu,bu fırsatı kaçırmayalım dedik.Tarihi belirledik,30 kasım 2007 yani 2 gün sonra idi.

Ölüm :

Ölümle o zaman tanıştım.Doğduğumdan beri hiç bir tanıdığım veya sevdiğim birisi ölmemişti.Tatmamıştım birisini kaybettiğinde nasıl olunduğunu...İş yerinde artık farklı bir görevdeydim,kasada duruyordum.Telefon çalıyordu ama nasıl anlatsam sanki hüzünlü bir haber vereceği belli oluyordu,daha önce hiç böyle çalmamıştı.Aysel düğünümüz için patronunda izin almaya çıkarken vinç'in kaldırdığı bir ip makinesinin altında kalmış...

Hemen hastanaye gittim.Aşkı tanıdığım,beni ben yapan,doğacak çocuklarımın anası olacak kadın orda çaresiz ve ölüme göz kırpar bir şekilde yatıyordu.Nasıl davranacığımı bilememişim öyle diyor arkadaşlarım.İlk başta gülmüşüm,sonra gözlerimden yaşlar dökülmüş...Ağzımdan bir tek seni seviyorum lafları çıkıyormuş,kafamı vurup durmuşum hastanenin ak duvarlarına.Hemşireler 4-5 defa 5cc lik uyuşturucu enjekte etmişler ama yinede alıkoyamamış beni bu matemden.

Kendime geldiğimde,yani gözlerimin önündeki hüzün kapağı açıldığında Aysel'imin bağlı olduğu makinelerin fişleri sökülüyordu.Doktor geldi yanıma ve nasılsınız diye sordu.Ben evlimisiniz diye sordum,evet dedi,o zaman şanslısınız dedim doktor bey niye sorduğunda hiç değilse sevdiğiniz kadınla birazcıkta olsa ömür yarılamışsınız ya ben dedim...Yarın kına gecemiz,ertesi gün düğünümüz vardı dedim.Doktor bey omzuma elini koyarak,hayat devam edecek dedi.

Hayır hayat devam etmeyecekti.O çektikleri fişler makinenin fişleri değildi,benim hayatınım fişleri idi.


Aysel'imi gömdüğümüz gece evden bir ara sıyrılıp Aslan ağzına gittim.Çekirdekçi Ahmet abi bugün yalnızsın dedi.Hayır dedim,Aysel'im beni orda bekliyor az sonra yanına gidicem dedim...


Falezlerde Kasım ayının o sıcak ama kalbe vuran buz yeli vardı yine...

Aslan ağzı o gece bomboştu.Yakamozlar görünmüyordu.Bir tek yıldız yoktu gökyüzünde.Yaklaştım Aslan ağzına iyice ve aşağıya doğru baktım.Baktım ve bir anda dudaklarımda bir tebessüm,Aysel'im aşağıda beni bekliyordu.Açmış kollarını beni çağırıyordu.

Hiç düşünmeden bıraktım kendimi o karanlık uçurumun sonunda beni bekleyen Aysel'ime...


Yarın yoktu benim için artık.Zaten yaşasamda yarın olmuyacaktı benim için.Huzurluydum en azından Aysel'imle burda ebediyen birlikte olucaktık...



Evet belki hepiniz bu üç kelimeye bir şeyler sığdırırsınız,kim bilir belki sizin farklı üç kelimeniz vardır.Ama her yol aynı kapıya çıkıyor.Hayat üç kelimeden ibaret.


Doğum,Aşk ve Ölüm...