Martıların dili sadece balık değildir, yaşamın süzülen yanıdır dalga seslerinde.
Kendi yürek seslerinin fotoğraflarını çekip
sulara bırakan bir bebek gibi,
bir gitarın teline yüklenmiş gider.
Milyonlarca kuğu sularda,
milyonlarca nilüfer;
sessiz
sedasız...
Sapsarı buğday başaklarının ırgalanan uçsuz bucaksızlığında bir uçurtmanın dalgalandığı masmavi gökyüzü suya yansırken, suya rengini kendisinin verdiğini bilmez. Suyun dalgalanışındaki halkalanmalarda açan nilüferlerin rengi değildir uçurtmanın gözlerindeki;
o,
o anda,
rüzgarın tadından başka
bir şeyle ilgilenmez.
Ben ise uçurtmanın ipini tutan çocuğun elleriyle ilgiliyim, ipin gerginliğine sımsıkı sarılmış elleriyle. Kopacağından ödü kopuyor sanki. Kopacak ve uçurtmasını rüzgar alacak. İp ile birlikte titriyor elleri…
Uçurtma ile çocuğun gergin elleri arasındaki bu ince bağ pek umurunda değil rüzgarın; kopan her ip hem özgürlüğü hem esaretidir her ikisinin de der gibi gittikçe arttırıyor şiddetini. Çocuğun ayakları da titremeye başlıyor ve dudakları da. Hükmedemiyor artık ipe elleri. O an ‘bırak inceldiği yerden kopsun!’ deseniz de, dünyanın bütün mutluluklarını önüne serseniz de kabul etmeyecek, eminim. Bu ip kopmamalı ve bu uçurtma rüzgara verilmemeli der gibi ıslak gözleri…
Müdahale şansımız olsaydı muhtemelen rüzgarın şiddetini azaltırdık. Belli çünkü, bu çocuk için bu uçurtma çok önemli. Yüreğinin en derinlerinden bir şeyler de çekip gidecek sanki, kopan iple beraber…
1. Bu ip kopmalı mı? Neden?
2. Kopmamalı mı? Neden?


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla








