Kainat denilen alanın, “dünya denilen coğrafyasında”, kapalı devre bir “oyun_oynuyoruz”.
(Bu_da dahil olmak üzre, kullandığım her bir sözce ve bağlaşığı olan tümceleri, bu durumun “olabildiği kadarıyla”, “askıya alarak” kullanıyorum)
Tüm bu olup/bitenler_bitmeyenler, “kapalı_devre durumunda mı, değil mi?. İnsanlık tarihindeki şimdiye kadar olan süreç, insanlık durumunun bu anlatıma denk_düştüğünü ve hatta bu kapalı_devre olma halinin “yarılmasının_olanaksızlığ 5;nı” ortaya koyuyor. Bu kapalı_devre olma haline “tahammül-edemiyoruz”, sürekli olarak bu halin “dışına” çıkmak istiyoruz.Bunun için de bu hale, “dışsal_dayanaklar” uydurup duruyoruz.Tanrı veya uzaylı veya “nesnel_gerçeklik” denilen çeşitli türden “dayanaklar_ile”, bu hali “yarıp_aşmaya, “dışarıya_çıkmak” istiyoruz.
Bu iliklerimize değin işletilmiş olan isteğin kaynağı ne? Sahiden de “platonik-anlamda” bu “mağranın” bir “çıkışı var mı? Nietzsche haklı mı? Mağranın bir çıkışı yok mu? Niye ısrar ve inatla bir “tanrı” veya “uzaylı” veya tüm “öznelliklerimizin”, “biz/bize”, “söz/söze” olmamızın “ötesinde” “nesnel_gerçeklik” temelleri arayıp duruyoruz? Biz_bize kalıyor olmaktan ve bu durumun kaçınılmazlığından niye bu denli_ürküyoruz?
Çünkü var_oluşumuzun en temeldeki ve başlangıçtaki “koyultama/konumlandırma” biçimi budur ve bu konumlandırma giderek kendi “iktidarını/kurumsallaşmasını” getirmiştir.Bu koyultama ve konumlandırma biçiminin, “kendi demek istediklerini” doğrulayamaması, yani sözü edilen dayanakların bu kapalı devre durumunda olmayı “yaramaması” ve insanı “dışarı_çıkaramaması”, insan denilenlerde sürekli “hayal_kırıklığı” yaratmıştır.
(“Truman show” filmini düşünün. Önceden belirlenmiş bir dekor üzerine yerleştirilen kişiler/kimlikler arasında yaşıyor olduğunu fark eden “Truman’ın” yaşayabileceği “dehşetengiz şaşkınlığı” ve “hayal kırıklığını” anlamaya çalışınız. Çağlar ve çağımız itibarıyla da insanlık hayatının da aslında bu “sanal_düzenlenmişlikten” pek de bir farkı yok. Her neyse, Trumanın bu “düzenlenmiş”, “önceden hazırlanmış” hayatın içinde olduğunu fark etmesiyle birlikte oluşan “derin hayal kırıklığı”, onu yaşadığı bu kapalı_devre hayatı “sorgulatmaya” sınırlarını bulmaya, “durumu çözmeye” ve tüm bunların “dışına çıkmaya” zorlamıştır. Sanırım düşünce tarihinde buna karşılık gelen durum, “gerçeği/hakikati” arayıştır. Filimdeki tek sorun _ki bu kaçınılmaz bir sorundur, içine düşülmek zorunda olunan bir “kurgu_hatasıdır_ sanki filmin kahramanı Truman, başka yerde “sosyalleşmiştir de”, oradan alınıp bu sanal/simüle ortama bırakılmıştır ve bu nedenle de yaşadığı hayattan “şüphe_e tmektedir”. Yani bu “şüphesine” konu olabilecek “belleğinde” başka_veriler” olmalıdır, oysa onun “belleği” bu “ortamda_yazılmıştır”. Neyse bu ayrı_ca çözümlenmesi gereken bir konudur.
Aynı kurgular, çokça tartışılan “matrix” filminde de işlenmiştir. Kapalı_devre hayatını yaşayan “neo”, yaşadığı “de ja vu” durumları karşısında, beyninde oluşan “kısa-devreler” nedeniyle, yaşadığı hayattan “şüphelenmeye” ve dolayısıyla da ona “gerçeklik_olarak” sunulanı “sorgulamaya” başlamıştır. Truman gibi, “bireysel” bir çıkışla değil de, biraz da “paranoid” bir çıkış isteğiyle, kendisine bi tür “peygamberlik-misyonu” yükletilerek, tüm insanlığı bu “gerçeğin-çölü” olan “ölüm_tarlalarındaki” “uykusundan uyandırmaya”, kapalı_devre durumunun dışına çıkarmaya çalışmıştır. Hatırlıyorum, o ilk gösterime girdiği zamanlarda, insanların üzerinde derin etkisi olmuştu, özellikle gençler üzerinde, bi kaç öğrencim, yaşadıkları “de ja vu durumlarını” film doğrultusunda yorumlamaya, giderek de “halüsinasyonlar” görmeye başlamıştı)
alıntı


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla