• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
3 sonuçtan 1 --- 3 arası gösteriliyor
  1. #1
    ramsis_mısır237 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    31-03-2006
    Mesajlar
    586
    Karizma Gücü
    0

    serkan tosun (DELİŞAİR diyo kendine)

    sil gözünün yalnızlıklarını
    o an fısılda duvarlara adımı
    bin bıçak var sırtımda,biniyle de adaşsın
    herbiri hayran sana

    Tek başına bir gemideyim,Benden baska hic kimse yok ve gemiyi yönetmeye ugrasmaktan sıkıldım,Artık bu tekne,sonsuz-sınırsız hayat denizimde kendi basina,dalgalara fırtınalara ne kadar dayanabilirse oraya kadar gitsin istiyorum,bitkin ve arayışsız..




    Gözlerimden akan iki damla yaş! ...
    Nefretime dair.
    Onlarla tüm sevgilerimin üzerini çizdim.
    Mutluluklarımı, iyiliklerimi...
    Onlarla gömdüm.
    Onlarla ölüm fermanımı imzaladım.
    Yalnızlığım, çaresizliğim..
    Ve umutsuzluğum..
    Onlarla büyüdü, yeşerdi.
    Gözlerimden akan iki damla yaş.! ..
    Yalnızlığıma dair..
    Onlarla tüm dostluklarıma karşı geldim.
    Aldığım her nefesi onlarla paylaştım.
    Sevinçlerimi hep onlara anlattım...
    Çaresizliğin kör savaşçısıydım...
    Kalkanım hep onlar oldu.
    Gözlerimden akan iki damla yaş.! ..
    Ölüm'e dair...
    Her akşam vasiyetimi yazarım....
    Gözyaşlarımla...
    Yorganım kağıdım...
    Gözyaşlarım kalemim olur.
    Duvarlar sessizce beni dinler...
    Ve her akşam...
    Ölüm kokar odamın her köşesi.
    Ecelin soğuk kahkahası,
    Azrailin tatlı gülümsemesi,
    sarar ruhumun ta derinliklerini...
    Ben...Her akşam...
    İçimdeki nefretle yalnızlığıma ağlarım...
    Ne garip şeydir, derim kendi kendime...
    Umudu ÖLÜM olup da umutsuzluğu...
    Yaşamak.
    Ne gariptir Allahım...
    ÖLMEDEN ÖLÜM'Ü YAŞAMAK.........

    öLÜM YOKLUK DEĞİLDİR EBEDİ BİR HAYATA BAŞLANGIÇTIR....

    Yalnızlığı bilir misin ??
    Gecenin bir yerinde
    Nasıl devasa bir kaplan tırmalar yüreğini
    Gecenin karanlığında durup durup ağlamaklı oluşların
    Nasıl yaşandığını bilir misin??
    En kalabalık caddelerde yok olmuşluğu
    Konuşmaya tek bir can bulamayınca
    Çareyi kadehlerde bulmanın nasıl acı verdiğini bilir misin??
    Bilir misin ağlamayı kendi yüreğinin derinliklerinde??
    Peki ya bilir misin yapayalnız ÖLMEYİ kendi avuçlarının içinde ??



    AĞLA!! BAŞKA HİÇ BİR ŞEY YAPAMAZSIN ZATEN VELET! AĞLA!!
    ÖNÜNDE UZUN BİR HAYAT VAR.. ALIŞ AĞLAMAYA

    Seni sevdikLerini sanıyorsun değiL mi? Bir daha düşün.

    SürekLi ağLamaktan şikayet etme. Henüz kan akmaya başLamadıysa.

    Ağlamayan insan dayanıkLı ya da sert değiLdir. OLsa oLsa aptaLdır. Dünyanın gerçekLerini göremeyecek kadar *****.
    Dünyaya bak. İyi giden bir şey buL. Hadi. (SERKAN)


    Bir gün ölürsem hiç istemeden

    Ben bir ağacın altında

    Ama denizi de görsün

    Bırakın..

    Uçan kuşlarıma. Sahte dostlarıma serbest

    Ama annem ne olur ağlamasın

    Özler mi rüzgar saçlarımı okşamayı

    Söyleyin geri getirsin rüzgar gözyaşlarımı

    Ölürsem..



    BEN,NE ZAMAN YALNIZ KALDIM,BİLMİYORUM

    her zaman yalnızdım
    yanardağlar kadar yalnız
    ey kafiye sevenler,
    şimdi beni gökyüzünde bir yıldız sananlar, yanıldınız!

    evimde hep aynı anda çalar telefonla kapı
    gene öyle oluyor; hiç yalnız bırakmazlar beni
    yalnızlık bilgisiyle çatılmış arkadaşlıkların korunaklı gölgesinde
    yalnızlık için çalar telefonlar kapılar
    İstersen bana uğra, ya da, Akşama buluşalım, ölmeden yapacak çok
    iş var

    DARAĞACI

    Alacakaranlıkda olsun ölümüm
    Kısın lambaları kısın
    Alın götürün umutlarmı
    Kederim dünyada kalsın

    Ölüm fermanımı okusun savcı
    Toplansın iki üç dost beş on yabancı
    Gün doğmadan kurulsun darağacı
    Beni hayallerimin bittigi yere asın

    Ümit Yaşar Oğuzcan


    ÖLÜM

    Ölmeyi düşündünüz mü hiç?
    Ewet
    Hayır
    Bazen





    yalnızlığım zamansızdı!....
    alabildiğine sığdırdım içime o zamansız yalnızlığı
    çünkü orada yıllarım gizliydi
    oysa zaman dediğin neydiki
    o geçmek bilmeyen gecelerin kuytuluğunu yutan zaman
    seni bana getirmedi öyle çok bekledim ki seni
    sonunda içimde sen
    tükendi
    ve anladım ki sen ;
    denizde yanan ateşler kadar imkansız
    yalnızlığım dudağında ki tebessüm kadar zamansızdı...


    Bir takvim taşıyor musunuz yanınızda? Hatta daha basiti, saatiniz var mı? Kaçı gösterdiğiyle ne kadar ilgilisiiniz? Kaç defa mesela 11'i 25 geçe saatinize baktınız?

    Kaç yaşındasınız, kaçını hatırlıyorsunuz? Daha kaç dakika, kaç birim zaman devam edebilirsiniz soru işaretiyle dolu bir yazı okumaya? Peki, tüm bu soruları "ne farkeder" diye cevaplar mısınız?

    Gecenin bu geç saatinde (ama geceyi uykuyla geçirenler için günün erken bir saati) oturup zaman üzerine acımasız yorumlar yapmanın bizi nereye götüreceğini söyleyeyim; zaman dediğimiz, önce 24 saatle güne, sonra 7 günle haftaya, sonra 4 haftayla aya, 12 ayla yıla tamamladığımız zamanın, adaletsizce parçalandığını, bu zamanın sadece onu icat edenlere ait olduğunu ama hepimizi birer kurmalı saat gibi itaatkar hale getirdiği için değiştirilmeden (ya da ortadan kaldırılmadan) kullanılmaya devam edildiğini söyleyeceğim. Sonra belki biraz daha abartıp bu haliyle zamanı inkar ettiğimi ilan edeceğim. Bizi yaşlandıran şeyin yıllar değil, katıksız zamanın kendisi olduğunu hatırlatacağım ama hep aynı cevap gelecek; "farketmez ki..."



    Yalnızlık her devre zordur insan için. Ne getirip-götürdüğünü hesaplayamazsın yaşarken, sadece hissedebilirsin...

    Herşeyin tek renkte gözükmesi imkansız, ama sen kendi gözünden anlatabilirsin heyecanlarını..



    (ÖLÜM ÇOK YAKIN)



    Oturmuş, bakıyorsun.. Gece karanlığı kadar sessizsin.. Bu kadar sessiz olmayı nasıl beceriyorsun?Belki de bu soruyu sormamalıyım..
    Kızgın görünüyorsun.. ama umutsuz bakışlar altında, küçük bir çocuğun kızgınlığı gibi..
    Kime kızdın?Seni terk edip giden sevdiğine mi? Bir türlü barışamadığımız bu insanlara mı? Azıcık özgür giyindin diye gözlerini üstüne diken şehrin yaban adamlarına mı?Suskunsun evet.. ve hala kızıyorsun..Sen yoksa bana mı bakıyorsun böyle?Şimdi de kalkmış yürüyorsun?! Nedir bu ani degişim? Ne o, yoksa dünyaya ayak mı uyduruyorsun?Karşılıksız sevgilerle büzülmüş o kalbinle nereye kadar devam edeceğini düşünüyorsun?Sen hiç düşünmüyorsun!Ya da artık hiç aldırmıyorsun, haklısın.. Yumuşacık teniyle, bir kalp atışını andıran, rengarenk olup hala şeffaf kalabilen güzelim denizanasına benzeyen hayatın tüm zehrini içtin..Tüm zehrini içtin ve artık aldırmıyorsun..Kızgınlığının beş para etmeyeceğini bilerek yoluna devam ediyorsun..
    Her gece yatağında ölüyor, her sabah yeniden doğuyorsun.. Her gece,ölüyorsun....; (her sabah, ölmeye doğuyorsun.... .........


    Biraz önce uyanıp tekrar uyudun. Ben üç saat önce uyandım, hala oturuyorum. Bir saat sonra saatin alarmı çalacak. Ben usulca giyinip gideceğim.

    Şimdi yeni uyandım, senin uyanıp uyumana daha üç saat var, birazdan usulca giyinip gideceğim, saatin alarmı henüz çaldı, az sonra uyanıp yeniden uyuyacaksın, ben usulca giyinirken ne zaman uyandığımı hatırlamaya çalışacağım; rüyamda kendimi ölmüş görmüştüm ama birazdan uyanacağım, çok sonra saat çalacak, sen uyanıp uyumuş olacaksın, ben usulca giyinip gitmeye karar vereceğim. Şimdi uyanıp tekrar uyudun, üç saat önce kendimi ölmüş görüyordum, şu an ise saat çalıyor, yerimden kalkıp elbiselerime uzanıyorum, sen uyanıp uyuyorsun, birazdan saat çalacak; ben uyanacağım, usulca elbiselerimi giyeceğim, uyanıp tekrar uyumasan, ben dört saat sonra buradan ayrılmış olacağım; biraz önce usulca giydiğim elbiseler üzerimde olacak, sen uyanıp uyumuş, saat de çalmış olacak, ben kendimi ölmüş görmüş olacağım; sonra uyanacağım; sonra sen uyanıp uyuyacaksın.

    Şimdi saat çaldı (uyandığımı unutmalıyım, uyandığını unutmalıyım), biraz önce uyanıp uyudun, biraz sonra ben usulca giyinip gitmiş olacağım; rüyamda kendimi ölmüş gördüğümden ya da bir süredir uyanık oturduğumdan değil; şimdi saat çaldı (uyanma, unutma, uyuma), birazdan usulca gideceğim (uyanma), kendimi ölmüş göreceğim sonra uyanacağım. Senin uyanıp uyumandan sonra saat çalacak, ben giyinmiş, saat çalmış, sen uyanıp uyumuş olacaksın (beni de uyandır, beni de uyandır), şimdi saat çalacak (uyanma, unutma, uyuma), ben uyanacağım; öldüm mü, evet öldüm; birazdan üç saat oturacağım, sonra sen uyanıp uyuyacaksın, sonra saat çalacak, sonra ben uyanıp uyuyamayacağım, üç saat oturacağım birazdan, saat çalacak usulca giyinip gideceğim (döngü yok, tekrar yok, herşey çok yeni, herşey çok yeni). Şimdi uyanacağım, ama ben çoktan giyinip gittim, saat çaldıktan biraz sonra; uyanan ben değilim bir başkası; yanımda bir başkası var, ben ölmüşüm aslında; şimdi kendimi ölmüş görüyorum (saat çalıyor, uyanamıyorum, uyanamıyorum), sen uyanıyorsun, yanındaki ben değilim; uyuyorsun, birazdan saat çalacak, bir başkası usulca elbiselerimi giyiyor; saat çalıyor, uyanıp uyuyorum, usulca giyinmen beni uyandırmıyor, dört saat önce kendini ölmüş görmüştün, birazdan uyanacaksın, ben saatin çalmasından bir saat önce uyanıp uyuyacağım. Şimdi usulca giyiniyorsun, ben biraz önce uyanıp uyudum, az sonra saat çalacak, sen üç saattir oturduğun yerinden kalkacaksın, giyinip gideceksin, ben rüyamda seni ölmüş görmüştüm (biraz sonra saat çalacak), sonra uyanacaksın, şimdi giyinip gideceksin (sen yoksun aslında, ben tek başımayım), uyanıp seni durdurmalıyım (ben tek başımayım), ölmüş olan sen değilsin benim (tek başımayım), herşey bir rüya, herşey bir rüya ( yalnızlıktan çok korkuyorum, yalnızlıktan çok korkuyorum, yalnızlıktan çok korkuyorum. )
    Eklenmiş Resimler Eklenmiş Resimler
    Adresime yazılmış bir mektup gibi
    Açmadan açılmadan anlamış gibi
    Cevabı önceden verilmiş gibi
    Onu beklediğimden haberi vardı

    Uzakta olsa da içimde gibi
    Bir katri çiçeği koklamış gibi
    Yağmurda dudağı dudağım gibi
    Öylesi sıcacık bir kalbi vardı

  2. #2
    ramsis_mısır237 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    31-03-2006
    Mesajlar
    586
    Karizma Gücü
    0
    AŞK'A DAİR...

    AŞK TANRI'YI BAŞKA Bİ BEDENDE ARAMA GAFLETİDİR BENCE...

    Karşımızdaki insana tutup da herşeyimizi verip cevabı ondan beklersek sonuçsuz kalır bu.

    Flört ettiğim kız arkadaşım karşımda. Bir de benim kafamdaki kız var. Bir onun kfasındaki ben varım, bir de olduğum gibi ben. İnsanlar birbirini ne kadar anlıyorsa iyi. Aksi taktirde araya 3. şahıslar girer.

    AŞK bence birçok duyguyu büyüten birşey. O eski sarsıntıların yaşanması sonucunda ortaya çıkan ortaya çıkan tecrübeler, tutkular... İnsanı rahatlıkla hataya sürükleyebilen birşey bu. Ama bütün bunlardan sonra biryer var. Hiçbirşeyin fayda etmediği, hiçbir sözün geçmediği.

    EĞER KENDİ KUYTULARINDA H&#194Â KENDİNE YAKALANDIĞIN BİR YER VARSA O ZAMAN GER&#199KTEN SEVİYORSUN DUR İŞTE ABİCİM !!! ...

    sevgilerlee S E R K A N

    AŞK YEMİNİ
    Bugün olduğu gibi yarın da, yarından sonra da,
    Ondan sonraki günlerde de gözlerimdeki yerinin
    değişmeyeceğine...
    Bugünüm gibi,yarınımda da hep sevginle yaşayacağıma...
    Her bakışında okuduğum o gözleri,herzaman yanında
    göreceğine,
    En yakın dostun,en yakın sırdaşın,en yakın arkadaşın
    olacağıma...
    Sıkıntının sıkıntım,üzüntünün üzüntüm olacağına...
    Her kızgın anını çiçeğe dönüştüreceğime...
    Her üzgün anında gülüşünün geri gelmesi için
    Elimden geleni yapacağıma...
    Asla,soğuktan da,yalnızlıktan da seni
    üşütmeyeceğime...
    Yanında olamadığım ve varlığıma ihtiyacın olduğu,
    Her anda bir rüzgar olup seni saracağıma...
    Gözümün gözüne değdiği her an,
    Sana yeniden aşık olup seni bir prensese
    dönüştüreceğime...
    Her sabah sana aşık olarak uyanacağıma...
    Sen uyurken sana bakıp ikimiz için dualar edeceğime...

    Beni tanıdığın gün,bende gördüğün neyse,
    Ömrümce aynı beni göreceğine...
    Sevgimin asla değişmeyeceğine...
    Sevgimin asla azalmayacağına...
    Aksine,her gün büyüyen bir sevgiyle,
    Seni mutluluk ormanlarına taşıyacağıma...
    Senin her şeyin önünde olduğun gerçeğinin asla
    değişmeyeceğine...
    Seni asla ihmal etmeyeceğime...
    Sana yalan söylemeyeceğime...
    Başkalarının yanındayken seni asla unutmayacağıma...
    Elini usul usul,korka korka tutup,
    O ilk gündeki aynı heyecanı hep yaşayacağıma...
    Ve elini hiç bırakmayacağıma...
    Bir ömür senin canın olarak kalacağıma...
    Tüm balonları senin için gökyüzüne salacağıma...
    Tüm çiçeklerde seni göreceğime...
    Okyanuslarda seni dalga yapacağıma...
    Gökkuşağına salıncak kurup
    Yedi renge senin rengini karıştıracağıma...
    Her satırda seni yazacağıma,seni çizeceğime,sana
    sesleneceğime...
    Sadece birgün değil,bütün günlerin senin günün
    olacağına...
    Hiçbir şeyi hiçbir zaman senin önüne
    geçirmeyeceğime...
    Her günün bir öncekinden daha güzel olacağına...
    Her anın unutulmazlık zincirine bir yenisini
    ekleyeceğime...
    Seni sonsuzluk kadar çok seveceğime...
    Seni,SEN OLDUĞUN İÇİN SENİ SEVECEĞİME...
    Seni bir ömür seveceğime...
    SENİ BİR ÖMÜRDEN DE ÖTE seveceğime.
    SÖZ VERİYORUM GÜZÇİ&#199ĞİM....


    Ey Rüzgar

    Yüregimden kopardigim bir tutam sevgimi sana veriyorum,

    götür sevdigime ver.

    Bir de ona, onu ne kadar cok sevdigimi anlat.

    Onsuz haatimin bir anlami olmadigini,

    yasayamadigimi söyle.

    Hadi git simdi...

    Yalniz, camdan bak

    eger ki o, bir baskasi ile

    mutlu ise;

    hic ses etmeden geri dön

    onun mutlulugunu

    sakin bozma....



    Aşk Nedir?

    Neyi arıyorsan sen, O'sundur" der Mevlana.
    Zulmün peşindeysen zalimsin, aşkı arıyorsan aşık.
    Elinden tuttuğumuz her sevgili, bizi sürükleyip,
    kendi iç dünyamızın derinliklerinde bir keşif gezisine
    çıkarır. Her ilişki, benliğimizde bir kazıdır aslında,
    her sevda ruhumuzun bir başka yüzü. Her aşkta
    kendimizi ararız, o yüzden bulduklarımız benzerimizdir.
    Resimlerini yan yana koyun sevdiklerinizin ve
    dikkatle bakın yüzlerine, onların suretlerinden
    kendi yüzünüz bakacaktır size.

    Aşk denilen kaleydoskobun buzlu camına gözünüzü dayadığınızda, binbir cam rengarenk ışıklar saçarak
    döndüğünde, her seferinde bambaşka şekiller ördüğünü görürsünüz.
    Her camda, farklı bir renginiz vardır; her şekilde
    sizden bir parça. Aşklarınız hülasanızdır.
    Sevdiginiz her adam, beğendiğiniz her kadın
    farklı ruh hallerinizi ele verir; arada bir çevirdiniz mi
    kaleydoskobu, cam paralar yer değiştirip yeni şekiller
    alır; hepsi siz. Sevgilinizin gözlerindeki dolunay,
    sizdeki ışığın yansımasıdır aslında;
    dilindeki sizin ilhamınız, tenindeki sizin yansımanızdır.
    Yoksa halâ bir sevdiğiniz, o henüz kendinizi
    bulamadığınızdandır.

    Aşk, narsizmdir. Sevda, çevrildikçe içinizin farklı ışıklarını yakan
    eğlenceli bir kaleydoskop gibi başımızı döndürüyor.
    Ve biz, hep baharı takip ederek dünyayı gezen bir
    gezgin gibi içimizdeki eski baharları arıyoruz.
    Narcissusu'u bilirsiniz; Öyle heybetli ve güzelmiş ki,
    bakmaya dayanazmazmış kendine. Gün boyu
    ayna karşısına geçip kara gözlerini, incecik burnunu,
    dar kalçalarını, kıvırcık saçlarını seyredermiş
    hayran hayran. Bir gün ırmak kenarında gezinirken,
    sudaki yansımasına ilişmiş gözü. Uzanıp, iyice
    bakmak istemiş. Tam gördüğünde kendisini,
    dengesini kaybedip düşüvermiş ırmağa,
    kapılıp gitmiş suya. Yeryüzünün en güzel insanının
    öldüğünü duyan Tanrı, unutulmaması için O'nu
    her bahar açan gözel kokulu bir çiçeğe dönüştürmüş,
    Narcissus, nergis olmuş. Kıssadan hisse, benden
    size tavsiye, taze bir nergis verin bugün sevgilinize.
    Sonra da, nerede baharsa mevsim, rotasını oraya
    çevirip içinizdeki eski baharlara koşan bir gezgin gibi
    "Bahar getirdim sana" deyin.
    Baharın elinizde olduğunu unutmadan.
    Gözlerindeki ırmağa baktığınızda kendinizi göreceksiniz;
    dikkat edin de hayran olup düşmeyin.
    Düşüp bahar kokulu bir çiçeğe dönüşmeyin

    Can DÜNDAR

    Merhaba gülen gözlü arkadaşım!

    Dudağındaki tebessümü kaybetmemişsin daha. Ne güzel dünyaya gülen gözlerle bakabilmek ve insanlara tebessümler saçabilmek senin gibi.

    Biliyorum, üzülüyorsun donuk gözlerle karşılaşınca... Ne yapalım arkadaşım! Herkes senin gibi olamaz... Aslında bütün insanlar senin gibi olmalı. Bilseler bir tebessümle neler yapabileceklerini. Bir çocuğun gözlerindeki ışıltıyı, bir tebessümle nasıl görebileceklerini, sıkıntılarla dolu bir insana nasıl dünyaları verebileceklerini bilseler... Gülen gözlerin buzları nasıl erittiğini, kalpleri nasıl birleştirdiğini bilseler, eminim onlar da senin gibi olmak isterlerdi Ve sevgi saçıyorsun gülen gözlerinle arkadaşım sıkıntılarla dolu bir insana, nasıl dünyaları verebileceklerini bilseler ve gülen gözlerin buzları nasıl erittiğini, kalpleri nasıl birleştirdiğini bilseler, eminim onlar da senin gibi olmak isterlerdi. Sevgi saçıyorsun gülen gözlerinle arkadaşım. Saf ve hiç beklentisi olmayan bir çocuk gibi...

    Hayır arkadaşım! Sevgi,sadece sevgiliye duyulmaz. Sevgi evrenseldir Hiç kimse altın yığınları gibi kasasına kilitleyemez onu, Onun yeri kalplerdedir Onun yeri bir bahçıvanın ellerindedir, sevgi tohumları saçabilmek için... Evet,sevgi her yerdedir Yeter ki sen onu bulmak iste. Sevgiyi bulmak kolay, zor olan onu elinde tutabilmekte.

    Unutma arkadaşım! Sevgiyi duyabilmekle de is bitmiyor. Sevgiyi göstermek de gerekiyor. Hayat kısa arkadaşım, bugün olan yarin yok! Sevgiyi göstermek beklemeye gelmez, yarin çok geç olabilir. Elindekini kaybetmeden kıymetini bilmeli. Simdi koş sevdiğinin yanına.. Önce ona gülen gözlerle sımsıcak bir gülümse ve "seni seviyorum" deyiver, içinden gelen en sıcak sesinle Bu senin gibi bütün canlılara karşı sonsuz bir sevgi duyan bir insan için hiç de zor değil.. Bu yalnızca, yüreğinin buz kapladığını zanneden insanlara biraz zor gelecekte. Ama onlar da senin gösterdiğin cesareti gösterdiklerinde, kalplerinde sevgi kıpırtılarını hissettiklerinde ve ağlamayı öğrendiklerinde, inan her şey onlar için ve bütün insanlar için daha güzel olacak.

    Hayat çok kısa arkadaşım ve bu dünyadaki hiç bir şey kırılan kalplere değmez...(serkan tosun)



    HİÇ BİTMEYEN AŞKLAR BAŞLAMAYANMIŞ

    __Biz seninle ölür gibi öpüşmeli,öpüşür gibi bölüşmeliyiz hayatı;hesapsız mekanlarda zamansızca.Ayın karanlık yüzünü düşün,güneşi kucakladığın anı düşün.Başını göğsüme yaslayıp sustuğunda,belki ömründe ilk defa,geçmişteki hoyrat sevdalara inat sende yum gözlerini...Sevda ile dağla yüreğini.Ben sendeyim kazındım bir kez yüreğine.Bundan böyle ihanetin adının bile anılmadığı bir ülkede,hayallerini azaltmadan,bir baharı ve sonraki bilmem kaç baharı benimle yaşamak istiyorsan ve maviyi,gerçek maviyi,aşkın mavisini;yalancı kırmızıya inat hayatın rengini yapmak istiyorsan, çağır beni GELİRİM...
    __Rotasını kaybetmiş bir gemi gibi fırtınadan fırtınaya sürüklenirken ''Kara göründüüü''diye bağıran bir tayfanın mutluluğunu taşırım ben.Limanım sensin.Bir tek sana sığınırım;korku dolu dalgaların şiddetinden.Aç kapını GELİRİM...
    __ Utangaçlığımı,güçsüzlüğümü,üzerini yalanlarla örttüğüm hatalarımı bırakarak,acıve gözyaşlarını unutarak,umutlarımında ellerinden tutarak gelirim.Silinmiş kimliklerden süzüp getirdiğim sevdamı,kalbine yerleştiresin diye GELİRİM...



    ..İSYAN...
    Aşkta hissetmek her şeydir
    Hissettiğini zannetmek en büyük hatadır.

    Bir hisseden,
    Bir de hissettiren vardır.
    O bilmese de...

    Bilse ne olacak
    Hissetmedikten sonra...
    Benim hissettiklerimi...

    Umarsızca sevmektense
    İsyan ederim
    Sevilmediğimi bilmektense
    Ölüme giderim.

    Hatanı anladığın zaman
    Kaybedeceğin birşey yok
    Ama sevilmediğini öğrendiğin an
    Kaybedeceğin hiçbir şey kalmamıştır artık...


    BEBEĞİM SEN!

    Benim Gökyüzümsün
    Benim en değerli armağanımsın
    Benim en duygusal anımsın
    Benim ilham kaynağımsın
    Benim sonsuza dek en yakın arkadaşımsın
    Benim sıcak yatağımsın
    Benim en sevdiğim tepesin
    Benim fırtınada sığındığım limanımsın
    Benim bahar ateşimsin
    Benim nadir bulunan mücevherimsin
    Benim enerjimsin
    Benim güneşimsin
    Benim eğlencemsin
    Benim kalbimin bekçisisin
    Benim kahkahalarımın kaynağısın
    Benim inancımsın
    Benim rüyalarımsın
    Benim sağduyumsun
    Benim kaderimsin
    Benim ışığımsın
    Benim gecem gündüzümsün
    Benim kalbimsin, ruhumsun
    Benim en büyük şansımsın
    Benim son dansımsın
    Ölene kadar benim sebebimsin!
    Belki bilmiyorsundur...



    Kaç kere geldin hayatıma?

    Ve sonra kaç kere gittin?

    Ben durgun sularda yüzerken, sen çalkantılı bir denizdin. Medcezirlerinle kumdan kalelerimi devirdin. Geldin gittin, geldim gittin...

    Söylesene canım, ben seni kaç kere sevdim?

    "Seviyorum" cümlesi bile yetersiz kalır mı bir duyguyu anlatırken? Hani laf cambazıydım ben, kelimelerimi yitirdim seni seyrederken.

    Şimdi soruyorum... Madem ki gidecektin, niye geldin? Madem ki beni hiç olmadığı kadar kimsesiz, öksüz, yetim bırakacaktı yokluğun, neden doldurdun hayatımdaki boşluğu? Bıraksaydın yürek, içindeki koca delikle yaşamaya devam etseydi. Alışmıştı ne de olsa...İşin kötüsü, nice şairde sonradan ilhama dönüşen acılara da benzemiyor benimki. Ne sadece gözlerin özlediğim, ne sadece ellerin, ne sadece kokun...

    SeN ArTıK BeNiM HaYaTıMdA YoKsUn...!!


    AŞK

    Aşka İnanıyor musunuz?
    Evet kesinlikle...
    Hayır Aşk uydurulmuş bir hikâye
    Aşk nedir ki?...







    AŞK Bir Fırsattır

    Ya biz binde bir karşımıza çıkan dostluk, arkadaşlık, sevgililik fırsatlarını ne yapıyoruz? Aksam üstünün bir saatinde yorgun gövdemizi yaslayıp mırıl mırıl konuşabileceğimiz, omzumuza dolanan bir kolun, başımızı yaslayabileceğimiz bir omuzun, belimizi kavrayan bir elin, uzun yollara dayanıklı aşkların sahibi karşımıza çıktığında tanıyabiliyor muyuz onu, değerini biliyor, biricikliğini, benzersizliğini anlayabiliyor muyuz?

    Yoksa hayati sonsuz,fırsatları sayısız sanıp kendimizi hep ileride bir gün karşılaşacağımızı sandığımız bir başkasına, bir yenisine ertelerken hayat yanımızdan geçip gidiyor mu?

    Karşımıza zamansız çıkmış insanları yolumuzun dışına sürerken bir gün geri dönüp onu deliler gibi arayacağımızı hiç hesaba katıyor muyuz? Hayat her zaman cömert davranmaz bize, tersine çoğu kez zalimdir, her zaman ayni fırsatları sunmaz, toyluk zamanlarını ödetir. Hoyratça kullandığımız arkadaşlıkların, eskitilmeden yıprattığımız dostlukların,savurganca harcadığımız aşkların hazin hatırasıyla yapayalnız kalırız bir gün. Bir akşamüstü yanımızda kimse olmaz, ya da olanlar olması gerekenler değildir. Yıldızların bizim için parladığını göremeyen gözlerimiz, gün gelir hayatımızdan kayan Yıldızların gömüldüğü maziye kilitlenir.

    Kedilerin özel bir anini yakalamak gibidir kendi hayatımızdaki olağanüstü anları ve olağanüstü kişileri yakalamak. Bazılarının gelecekte sandıkları "bir gün" geçmişte kalmıştır oysa; hani su karşıdan karşıya geçerken, trafik ışıklarında rastladığımız, omuzunuzun üzerinden söyle bir baktığınız sonra da boşverip "Nasıl olsa ileride bir gün tekrar karşıma çıkar." dediğinizdir. Oysa tam da o gün bu zalim şehri terketmiştir o, boş yere bu sokaklarda aranırsınız...
    __________________


    ...AŞK herşeyi fetheder;inanç dağları yerinden kaldırırşk her zaman bir yolunu bulurerşeyin bir nedeni varayat varsa UMUTta var...



    __3.ŞAHIS__
    Gözlerin gözlerime değince
    Felaketim olurdu ağlardım
    Beni sevmiyordun bilirdim
    Bir sevdiğin vardı duyardım
    Çöp gibi bir oğlan ipince
    Hayırsızın biriydi fikrimce
    Ne vakit karşımda görsem
    Öldüreceğimden korkardım
    Felaketim olurdu ağlardım

    İLK AŞK
    Ne yaparsanız yapın, ilk aşkınızı unutmanız mümkün değildir. Yıllar sonra dönüp, "ben ona nasıl aşık olmuştum acaba" diye pişmanlıkla karışık garip bir duygu da yaşayabilirsiniz, olsun. O, size ilk aşkı tattırmış, en önemli yaşam tecrübelerinizden birini yaşatmıştır. Aranızda geçenler acı bile olsa, dönüp minnetle anacağınız biri hep var olacak. Daha ne olsun..


    YILDIRIM AŞK
    Var mı yok mu tartışmasının içinde değiliz. Diyelim ki var. Demek ki bazılarının duyguları yağmur olup yağabiliyormuş. Yıldırım aşkla başlayıp yıllar süren beraberlikler de var üstelik. Barda oturan kadını/erkeği görüp "bu akşam nasıl yatağa atarım?" diye düşünenlerden bahsetmiyoruz elbette. Sözünü ettiğimiz gerçek yıldırım aşk. Tek dikkat edilmesi gereken, sürekli yıldırım aşka tutulanların genellikle kendi yarattıkları illüzyonun peşinden koşmaları, gerçekle karşılaştıklarında da yeni bir illüzyon yaratmalarıdır..


    YASAK AŞK
    Men edilmiş, engellenmiş ve çoğu zaman da yasadışıdır. Ama aşığın gözü görmez ki... Belki de aşkı aşk yapan bu "illegal" tarafıdır. Kimbilir..


    PLATONİK AŞK
    Onu görmek bile sizi heyecanlandırırken, o sizin yanınızdan, geçip gider. Siz heyecandan sapır sapır titrerken, o işiyle meşgul olur. O sizin için hayatınızdaki en önemli kişiyken, siz onun için sıradan birisinizdir. Hem aşık hem de salak hissedersiniz kendinizi... Davranışlarından, konuşmalarından işaretler alıp, umutlanır, bozulur, küsersiniz. İnsanın bir kereliğine bu duruma düşmesi, tecrübesizlikle yorumlanıp, bağışlanabilir. Ancak, bir kereden fazla başınıza geldiyse, oturup kendi hakkınızda düşünmenizde yarar var..



    AŞK
    Aşk, zamanın her saniyesinde seni düşünmekmiş.
    Aşk, uykusuz gecelere mahkum olmakmış.
    Aşk, hayat damarlarının sadece sana bağlanması imiş.
    Aşk, güne seninle başlayıp seninle bitirmekmiş.
    Aşk, sen uyurken, uzaklarda sana şiir yazmakmış.
    Aşk, Ask uğruna söylenen her şarkıda seni aramakmış.
    Aşk, içerken Alkolik değil, Aşkolik olmakmış.
    Aşk, sadece seni görmek , için dağlar,ovalar aşmakmış.
    Aşk, insanın içinde sönmek bilmeyen bir yangınmış.
    Aşk, seni senden müsade almadan hayal etmekmiş.
    Aşk, senin etrafindaki eşyaları bile kıskanmakmış.
    Aşk, senin için fırsat yaratmakmış.
    Aşk, yalnızlığa terk edilmekmiş
    Aşk, ayrılığın acısını hissetmekmiş.
    Aşk, umutla seni beklemekmiş.
    Aşk, sana doyamamakmış.
    Aşk, bazen de Hayata ,kadere isyanmış.
    Aşk sarı gelinle sana köprü kurmakmış.
    Aşk, kalbin en değerli yerini sana parsellemekmiş.
    Aşk, kalbin derinliklerinden konuşmakmış
    Aşk, düsünceleri peşine düşürmekmiş.
    Aşk, hislerin kağıda dökülmesi imiş.
    Aşk, sana özlem duymakmış.
    Aşk, adını bağıra bağıra söyleyememekmiş.
    Aşk, yanında soğuktan değil heyecandan titremekmiş.
    Aşk, sabahın köründe bunları sana yazmakmış.
    Aşk, seninle beslenmek, susuzluğunu gidermekmiş.
    Aşk, kısacası sana tutulmak, bağlanmakmış.
    ..İste bunları ben sende öğrendim...

    (YALAN DOSTUM AŞK DİYE BİRŞEY YOK)


    ÖZÜR DİLİYORUM
    Sen var ya sen!
    Beni yakıp giden,
    Yüreğimi dağlayan,
    Beni bu dertlere salan.
    Sen var ya sen!
    Hey be güneş!
    Kifayetsiz doğma artık.
    Gecelerim öyle karanlık,
    öyle perişan.
    Ey be gündüz!
    Kifayetsiz olma artık.
    Günüm öyle dağınık,
    Öyle vurdum duymaz ve acımasız.
    Ben miydim bu kadere isyan eden?
    Ben miydim bu kaderi sevmeyen?
    Yazıklar olsun bana.
    Hey dünya!
    Bir özür borçluyum sana.
    Kızdım,sitem ettim sana,
    Kullarına,bu kara alın yazıma.
    Hey felek?
    Borçluyum bir özürde sana.
    Vay ki vay'
    Ben ki neler gördüm,
    Ben ki neleri yaşadım,bildim.
    Unutmadım.
    Kimi zaman isyan ettim,ağladım.
    Kimi zaman aptallığıma yandım.
    pişmanım,anlamadım.
    Oysa ki bu kader benimdi,
    Bu hayata benimdi.
    Herşey,bir imtihan içindi.
    Niye biraz düşünmedim ki?
    Kaderime,hayatıma sahip çıkmadım ki?
    Anlamadım.
    Vay be!
    Ne aptalmışım.
    Ey insanlar!
    Sevin,sevmeyi bilin ve öğrenin.
    Boşuna söylenmemiş ya,
    Bilmemek değil,öğrenmemek ayıptır ya!
    Dünya o kadar kötü değil.
    Her kederine,her çilesine,
    Her gözyaşına rağmen,
    Hayat o kadar da çirkin değil.
    Unutmayın!
    Bu kader benim,
    Bu hayat benim.
    Ey!Sevgili!
    Dur,öyle yaklaşma.
    Sana değil sitemim,
    Sana değil isyanım.
    Sana da bir özür borçluyum.
    Şikayet ettim durdum,
    Vefasızlığına yandım.
    Anlamadığıma beni kırdığına
    Ve aldatışına;
    Gözyaşı döktüm.
    Oysa bencilim ben,
    Oysa ahmağım ben.
    Ne farkeder söylesene?
    Sen beni sevmemişsin,
    Ne fark eder?
    Ben seni sevmiştim ya,
    Bu bana yeter...


    BEN &#214ÜRSEM AKŞAMÜSTÜ &#214ÜRÜM

    Ben ölürsem akşamüstü ölürüm.
    Şehre simsiyah bir kar yağar
    Yollar kalbimle örtülür
    Parmaklarımın arasından
    Gecenin geldiğini görürüm.
    Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
    Çocuklar sinemaya gider
    Yüzümü bir çiçeğe gömüp
    Ağlamak gibi isterim
    Derinden bir tren geçer.
    Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
    Alıp başımı gitmek isterim
    Bir akşam bir kente girerim
    Kayısı ağaçları arasından
    Gidip denize bakarım
    Bir tiyatro seyrederim.
    Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
    Uzaktan bir bulut geçer
    Karanlık bir çocukluk bulut
    Gerçek üstücü bir ressam
    Dünyayı değiştirmeye başlar
    Kuş sesleri, haykırışlar
    Denizin ve kırların
    Rengi birbirine karışır
    Sana bir şiir getiririm
    Sözler rüyamdan fışkırır
    Dünya bölümlere ayrılır
    Birinde bir pazar sabahı
    Birinde bir gökyüzü
    Birinde sararmış yapraklar
    Birinde bir adam
    Her şeye yeniden başlar.
    ATAOL BEHRAMOĞLU


    kendini unutturmayı başardığın
    en korunaklı yerindesin..
    yine yabancı..
    yine anlaşılmaz.. yine ele geçmez..
    düşlerin içindesin
    Oysa ben..
    dünyadaki herkezden biriyim
    yine eksik,yine monoton,yine basit
    gerçekteyim...
    Sen yasakları
    geri çekiyor korkuları susturuyorsun
    okyanusa bir deniz feneri daha
    katıyorsun düşlerinden
    Oysa ben..
    yerimde sayıyorum
    sana ulaşmaya çalısıyorum
    ne zaman başarsam
    düşlerinle sevişirken buluyorum seni
    hep yabancı ...
    hep elegeçmez..
    hep uzak..
    düşlerinle..
    Adresime yazılmış bir mektup gibi
    Açmadan açılmadan anlamış gibi
    Cevabı önceden verilmiş gibi
    Onu beklediğimden haberi vardı

    Uzakta olsa da içimde gibi
    Bir katri çiçeği koklamış gibi
    Yağmurda dudağı dudağım gibi
    Öylesi sıcacık bir kalbi vardı

  3. #3
    ramsis_mısır237 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    31-03-2006
    Mesajlar
    586
    Karizma Gücü
    0
    yaşam


    --------------------------------------------------------------------------------



    YAŞAM İÇİN 13 SATIR

    Gabriel Garcia Marquez


    1. Seni sen olduğun icin değil, seninle birlikte olduğumda ben olduğum için seviyorum.

    2. Hiç kimse gözyaşlarını hak etmez, onlara layık olan kişi ise seni
    ağlatmaz.

    3. Sen istediğinde sana aşık olmaması, sana aşık olmadığı anlamına gelmez.

    4. Gerçek arkadaş, elini tutan, kalbine dokunandır.

    5. Birisine yabancılaşmanın en kötü biçimi yanında oturuyor olup ona hiç bir zaman ulaşamayacağını bilmektir.

    6. Hiç bir zaman gülümsemekten vazgeçme, üzgün olduğunda bile! Gülümsemene kimin, ne zaman aşık olacağını bilemezsin.

    7. Tüm dünya için sadece bir kişi olabilirsin fakat bazıları için sen bir dünyasın.

    8. Zamanı onu seninle birlikte geçirmeye hazır olmayan biriyle geçirme.

    9. Belki de Tanrı uygun kişiyi tanımandan önce yanlış kişilerle tanışmanı, onu tanıdığında minnettar olman için istedi.

    10. "Bitti" diye üzülme, "yaşandı" diye sevin.

    11. Her zaman seni üzecek birileri olacaktır, yapman gereken insanlara güvenmeye devam etmek, kime iki defa güveneceğine daha fazla dikkat etmektir.

    12. Birini daha iyi tanımadan ve bu kişinin senin kim olduğunu bilmesinden önce kendini daha iyi bir kişiye dönüştür ve kim olduğunu bilerek kendine güven.

    13. Kendini çok zorlama, en güzel şeyler onları en az beklediğinde olur.

    "YAŞANAN HERŞEYİN BİR SEBEBİ VARDIR"
    __________________
    YA AĞLAMASIN HİÇKİMSE!
    YA DA HEP G&#220ENLER SUSSUN!

    YA KİMSE SÖYLEMESİN SEVDİĞİNİ,
    YA DA YAPSINLAR ŞU SEVGİNİN ASIL TARİFİNİ!



    Öylesine Bir His

    Yaşam bitmiş miydi? Mavi pantolonunun ıslak paçalarından sızan alabalıklar dahi alayla gülüyorlardı. Aşk! Doyumsuz ilk gençliğinin ve son gençliğinin yıkıma uğradığı anlar da dahi dopdolu ay ışıklarıyla birlikte süzülüp gelmemiş miydi?

    Kentte bıraktığı neydi ya da neden bıraktı? Salome'nin uçarı bakışlarını anımsadıkça birkaç kez ya da binlerce defa ölüyordu. Soğuk bir rüzgar esti ama yaşadığı müthiş iç çatışmasını serinletmeye yetmedi. Açlığını duyduğu istemlerin birer birer su yüzüne çıkışını, sonra tekrar bombardımana uğramış gemiler gibi batışını aldırmadan izliyordu. Nilüfer çiçeği, geniş yapraklı... Yok olmuş gölde biriken uçsuz bucaksız sarı toprak...

    Gün batmak üzereydi. Ağaçların arasından çıkan kırmızı yüzlü adam ona doğru geliyordu. Onun da elinde bir nilüfer çiçeği vardı. Adam ona yaklaşırken bir sigara yaktı, sarı ışık düştü parmaklarının arasına. Elaya çalan gözleri gölün suları kadar durgundu. Zaman mı? Hüzün mü? Sevinç mi? Hiçbir şey okunmuyordu gözlerden. Dudaklarının çevresine yayılmış bir yorgunluk vardı. Sadece ağır bir yorgunluk, ağır bir iç çekiş, ağır bir sırıtış, ağır bir haykırış... Volkanların içinde, patlamaya hazır lavlar gibi.

    Önce, çevre köylerden çalışmaya gelen bir işçi sandı onu. Ama adam tıpkı kendisine benziyordu. Kendisi gibi renkli bilyeleri andıran gözleri ölesiye mattı. Yanına yaklaştı. Yan yana geldiklerinde O adamın kendisi olduğunu şaşkınlıkla gördü. Ama, adam onu görmüyordu. Yanından bir gölge gibi geçti. Zaten sadece bir gölge değil miydi? Diye düşündü. Adam çalılıkların arasından göle uzandı. Önce mavi pantolonunun paçaları ıslandı. Sonra yavaş yavaş sulara gömüldü. Saçları ince, tel tel uzandı suyun üzerinde! Dalgaların hafif çırpınışları esmer teninde acı bir tat bırakıyordu. Alabalıklar geçti yanından. Parlak çakıl taşları hüzünle gülümsediler ona. Etli parmaklarında tuttuğu taşlar sertti, yine de yumuşak bir şeyler, anlatamadığı, anlayamadığı, bir şeyler duyuyordu. Adam sevinçle daha derinlere daldı, daldıkça içindeki coşku büyüyordu. O, çalılıkların arasında onu izliyordu. İşte böyle gördü adamın yitişini.

    Birden titredi, sarı saçlı bir güvercin konmuştu parmaklarına, onu sürüklüyordu. O ve sarı saçlı güvercin gün batarken dağlara doğru yöneldiler. Nereye gittiklerini bilmeden, sevinçle, duru bir yaşam duyarak içlerinde. Sevgili lalelerin yanından geçerek, güneşin battığı yöne ilerlediler.

    Yaşam Salome olmuştu, Salome sarı saçlı güvercin, sarı saçlı güvercin göle dönmüştü, göl ise nilüferlere. Adam yaşama dönmüştü. Kızıla boyanmış güne.

    Bazen;
    Yildizlari süpürürsün, farkinda olmadan. Günes kucagindadir, bilemezsin
    Bir çocuk gözlerine bakar, arkan dönüktür Ciğerinde kuruludur orkestra, duymazsin.
    Koca bir sevdadir yasamakta oldugun, anlamazsin.
    Uçar gider, kossan da tutamazsin...











    Her an, gerçek sandığımız illüzyonlarla yaşadığımız bu dünyada gerçeğe ve sevginin gücüne ulaşmak için yalnız bir yol var... Benden geçerek biz demek ve gönülden tüm evreni kucaklamak. Bir yol var sıcak, dolu, aşk kokan; bir yol kapısı yalnız sevgiyle açılan; bir yol var ezgisi içimizde varolan; bir yol dertten kederden uzak, bir yol hedefi yalnız yaşamak; ama yaşamak öyle hür öyle derin öyle güzel...
    Tıpkı Nazım 'ın dediği gibi " Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine" Uzattığınız el size uzatılan, sevdiğiniz gönül sizi sevendir Varoluş adını aşktan alan bir serüvendir..

    NASIL YAŞAMALIYIZ?

    Belki de bu satırlar ahlakınızı yeniden düşünmeniz için ölümünüzden önce size tanınmış son bir fırsat, son bir hatırlatma, son bir uyarıdır. Siz bu satırları okurken bir saat sonra hayatta kalacağınızdan emin olamazsınız. Bir saat sonra hayatta olsanız bir sonraki saate erişeceğinizin hiçbir garantisi yoktur. Saat değil bir dakika, hatta bir saniye sonra bile hayatta olacağınız kesin değildir. Bu yazıyı sonuna kadar okuyup bitireceğinizin de hiçbir garantisi yoktur. Ölüm size, büyük bir ihtimalle, bir dakika öncesinde ölmeyi hiç aklınızdan geçirmediğiniz bir anda gelecektir.

    Mutlaka öleceksiniz, tüm sevdikleriniz de ölecek, sizden önce yada sonra mutlaka ölecekler. Bundan 100 sene sonra dünya üzerinde sizin tanıdığınız hiçbir canlı insan kalmayacak.

    Her insanın, kendi hayatı hakkında bitmek tükenmek bilmeyen planları vardır. Liseyi bitirmek, üniversiteye girebilmek, mezun olmak, iş sahibi olmak, ev sahibi olmak, evlenip çoluk çocuk sahibi olmak, çocuğunu büyütmek, emekli olmak, huzurlu bir hayata kavuşmak gibi... Bunlar bu planların en genel ve en sıradan olanlarındandır. Bunların dışında, herkesin, kendi içinde bulunduğu durum ve şartlara göre daha binlerce konuda çok kapsamlı plan ve tasarıları vardır.

    Oysa bu planların hiçbirinin gerçekleşeceği kesin değildir. Buna karşın ölüm, yüzde yüz gerçekleşecektir.

    Yıllarca çalışıp çabalayıp üniversiteye giren bir öğrenci okuluna giderken ölür. Yada yeni işe giren bir kişi işine giderken veya evlenenler düğünden dönerken ani bir trafik kazası sonucunda ölürler. Başarılı bir iş adamı ise, işlerini çabuk halledebilmek, gideceği yere daha çabuk ulaşıp vakit kazanmak ve daha çok şeyler yapabilmek için uçak yolculuğunu tercih eder. Fakat uçak kaza yapar, yere düşer. Orada hayatı hiç düşünmediği şekilde son bulur

    Demiş ki...
    Hayat yaşadığın kadar vardır.
    Gerisi ya hafızadaki hatıra,
    Ya da hayaldeki ümittir.
    Hüsranı ise tek bir yerde kabul ediyorum,
    Yaşama mümkünken yaşamamış olamaktan.
    HAYATI GER&#199KTEN YAŞAMANIZ DİLEĞİYLE



    YAŞAM

    HAYATINIZDAN MEMNUN MUSUNUZ?
    EVET TABİ Kİ?
    HAYATIN Hİ&#199İR ANLAMI YOK BENCE..
    DAHA ÖĞRENECEĞİM &#199K ŞEY VAR...





    SEN SEN SEN.......
    Her şey sende gizli;
    yerin seni çektigi kadar ağırsın,
    kanatların çırpındığı kadar hafif...
    kalbinin attığı kadar canlısın.
    Sevdiklerin kadar iyisin,
    nefret ettiklerin kadar kötü...
    yaşadıklarını kár sayma;
    yaşadığın kadar yakınsın sonuna.
    ne kadar yaşarsan yaşa,
    sevdiğin kadardır ömrün...
    gülebildiğin kadar mutlusun,
    üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin...
    sakın bitti sanma her şeyi,sevdiğin kadar sevileceksin.
    güneşin doğusundadır doğanın sana verdiği değer
    ve karsindakine değer verdigin kadar insansın!
    bir gün yalan söyleyeceksen eğer;
    bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansin.
    ay ışığındadır sevilene duyulan hasret,
    ve sevdiğine hasret kaldığın kadar ona yakınsın...
    unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın,
    güneşin seni ısıttığı kadar sıcak...
    kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
    ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
    kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
    işte budur hayat, işte budur yaşamak!
    bunu hatırladığın kadar yaşarsın,
    unuttuğunda ise aldığın her nefes kadar üşürsün
    ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun!..
    çiçek sulandığı kadar güzeldir,
    kuşlar ötebildiği kadar sevimli...
    bebek ağladığı kadar bebektir,
    ve herşeyi oğrendiğin kadar bilirsin...
    bunu da oğren , sevdiğin kadar sevilirsin!..

    (derya ARKADAŞIMA BU GÜZEL YAZI İÇİN SONSUZ TEŞEKKÜRLER)



    ''YAŞAM BAZEN O KADAR İLGİNÇ TUZAKLAR KURUYOR Kİ,RUHUMUZUN YERYÜZÜNDEKİ MİSYONUNU BIRAKIN İDRAK ETMEYİÖYLE BİR OLGUNUN VARLIĞINI BİLE BİLMEDEN,UYUŞMUŞ BİR BİLİN&#199E HAYATIMIZI İDAME ETTİRİYORUZ.TA Kİ,YOLUMUZU DEĞİŞTİRECEK BİR FACİAYLA KARŞILAŞINCAYA KADAR...''

    Bütün planlar boşa gitmiştir. Geriye kalan planlarını gerçekleştiremeden, bir daha asla tamamlanmayacak bir şekilde yarıda bırakarak, dönüşü olmayan bir yere giderek ölürler... Oysa o gittikleri yer için hazırladıkları hiçbir planları yoktur. Gerçekleştiremeyecekleri planları yıllarca en ince ayrıntısına kadar düşünmüşlerdir, ama gerçekleşeceği kesin olan ölüm hakkında hiçbir şey düşünmemişlerdir bile.

    Peki akla ve bilince sahip bir insan hangisine öncelik vermelidir? Gerçekleşeceği kesin olan hakkında mı, yoksa olmayan hakkında mı plan kurmalıdır? İnsanların çoğu, kesin olmayana önem verirler. Hayatın hangi safhasında olursa olsun bütün planlarını, gelecekte daha iyi ve daha mükemmel bir hayata kavuşabilmek için yaparlar.

    Eğer insan ölümsüz olsaydı, bu davranış gerçekten de mantıklı olacaktı. Fakat bütün planlar, ölüm denen mutlak sona mahkumdur. Bu nedenle, kesin olan ölümü bırakıp kesin olmayanları önemsemek, kesinlikle akıl dışıdır.

    Ama insanlar, kafalarını esir almış olan garip bir büyü nedeniyle bir türlü bu açık gerçeği fark edemezler.

    Ölüm sizi her an yakalayabilir.

    Kim bilir o an, belki de şu andır yada size çok yaklaşmıştır.

    Dolayısıyla, düşünmekten kaçmak, hiçbir şekilde çözüm değildir.

    Peki ne yapmalıyız, hayatın kıymetini bilmeli bize verilen ömrü en güzel şekilde değerlendirmeliyiz, bunu hiçbir şeyi umursamazca mı yapalım ? tabiiki Hayır.

    O zaman nasıl davranalım?

    İnsana verilen en önemli şey akıldır, aklımızı kullanırsak ne yapmamız gerektiğini, nasıl yaşamamız gerektiğini, neleri yapıp neleri yapmamamız gerektiğini anlayabilir, görebiliriz.

    Ancak aklımızı kullanırsak gerçeği görebiliriz.

    Gerçek nedir? Gereken nedir? Hepsi etrafımızda ve gözümüzün önünde duruyor.Anlayana, görene, bilene



    yazıyı internetten edindim,yazarını bilmiyorum, bazı kısımlarını çıkarıp, biraz ekleme yaptım,bilginize.

    ''EĞER ALDIĞINIZ AMAÇ YA DA SONUÇ RUHUNUZUN PLANLARI DAHİLİNDE DEĞİLSE,O ZAMAN BAŞARAMAZSINIZ.ARZU ETTİĞİNİZ ŞEYİ,ANCAK VE ANCAK RUHUNUZUN SİZİN İÇİN YAPTIĞI PLANA UYUYORSA ELDE EDEBİLİRSİNİZ''

    HAYATIMIZIN RİSKLERİ

    Yaşamımızda göze alabileceğimiz ve almamız gereken riskler ;
    -Gülmek "saftır" denme riskini,
    -Ağlamak ise "duygusal görünme" riskini...
    -Birine yakınlaşmak "kendini kaptırma" riskini,
    -Umutlanmak "hayal kırıklığına uğrama" riskini,
    -Sevmek ise "karşılık görememe" riskini,
    -Duygularını açmak "kendini ortaya koyma" riskini,
    -Düşüncelerini söylemek ise "dokuz köyden kovulma" riskini,
    -Sevdiğini söylemek ise "sevileni yitirme" riskini göze almaktır.
    -Ama riskler alınmalıdır, çünkü hayatımızın en büyük riski, hiç risk almamaktır.
    Çünkü; YAŞAMAK zaten "ölme" riskini göze almaktır.



    --------------------------------------------------------------------------------

    Her şey koyu yeşil. Ağaçların sesini bilirsiniz. Rüzgar ve yapraklar, dünyanın milyonlarca yıldan beri nasıl bir yer olduğunu anlatıp dururlar. Anlatıp dururlar. Eski hikayeleri, toprağın hikayelerini anlatıp dururlar..; Bunları düşünüyorsunuz. Oysa artık o orman yok. Ehlileştirilmiş, snırları tel örgüyle çevrili bir orman fikri var sadece....; Ve onun yürüyüş parkuru. Elli metrede bir yapabileceğiniz bedensel alıştırmaları tarif eden panolar. Bunlardan birinin önündesiniz. Yalnızsınız. Daha çok yaşamak için, biraz daha yaşamak için, sadece yaşamak için bedeninizi esnetiyorsunuz. Bir türlü yumuşamıyorsunuz. Bir türlü istediğiniz gibi olmuyor. Ağaçların köklerinden yükselen kokuyu boşuboşuna ciğerlerinize çekiyorsunuz. Bir yerlerden egzos kokusu gelip buluyor sizi. Arkanızda duyduğunuz bir ses yalnız olmadığınızı söylüyor. Hızla arkanıza dönüyorsunuz. Babanızla karşılaşıyorsunuz. Sanki çok uzun zamandan beri karşılaşmamışsınız gibi geliyor. Çok uzun zamandır....; Tesadüfen karşılaşmanızın getirdiği bir şaşkınlık bu. Burada (yani orada) ne işi olduğunu soruyorsunuz kendinize. Sonra garip bir duygu yerleşiyor gırtlağınıza, yutkunuyorsunuz. Oysa duygular yutulmaz. Bu ilk karşılaşmanız. Tesadüfen ilk karşılaşmanız. Tesadüf olmama olasılığı var mı? Sizi buraya kadar izlemiş olabilir mi? İzlemişse bir nedeni olmalı! Size bir şey söyleyecek belki. Fakat O çok uzaklarda olmalıydı. Değil mi? Burada olmamalıydı. Bir şeyler mırıldanıyorsunuz. Bir hayaletle konuşur gibi uzaklara bakıyorsunuz. Sanki fısıltılar daha uzaklara gidebilirmiş gibi gittikçe sesinizin şiddetini düşürüyorsunuz. Söylemeye çalıştığınız şeyler içinize doğru akıyor. Mideniz söylemek istediklerinizle doluyor. Bu karşılaşmanın, burada, tam durduğunuz noktada böyle bir karşılaşma yaşanmasının bir anlamı olması gerektiğini düşünüyorsunuz. Oysa ki...; Anlamaya çalıştıkça sizden uzaklaşan bir şey değil mi: hayat...;
    Adresime yazılmış bir mektup gibi
    Açmadan açılmadan anlamış gibi
    Cevabı önceden verilmiş gibi
    Onu beklediğimden haberi vardı

    Uzakta olsa da içimde gibi
    Bir katri çiçeği koklamış gibi
    Yağmurda dudağı dudağım gibi
    Öylesi sıcacık bir kalbi vardı

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •