Belçika bölünür, Türkiye paramparça olur; gidiş oraya....
Artık açıkça söyleniyor. Ulusal devletler, hele Türkiye, İspanya, Belçika gibileri, resmen "suni devlet" kategorisindedir. Öyle diyorlar.
Nasıl?
Galiba tüm yurttaşların anadilinin aynı olmadığı, yani bir dil birliği bulunmayan, etnik kökenleri farklı insanlardan oluşan ve bu insanların da kana bağlı -artık ne demekse- bir akrabalık içinde yaşamadığı ülkelerden söz ediyorlar. Bunlara yaşama şansı verilmiyor. Bunlar, "suni devletler" olarak yerlerini daha küçük ama etnik bütünlüğe sahip, "anadil birliğini" sağlamış ve yurttaşları birbirine kan bağıyla bağlı ("aşiret") devletlere bırakmalı. Söylenen ve arzulanan, bu.
Peki, İspanya, İtalya, Fransa gibi ülkeleri bir yana bırakalım, Avrupa'nın ortasında Belçika gibi orta karar bir ülkenin bile suni devlet -daha doğrusu "anomaly"- ilan edilebildiği bir dünyada, özellikle de Avrupa'da, Türkiye'nin durumu ne olabilir?
Belçika bölünüyorsa ve bölünecekse, Türkiye'yi hiç tutamazsınız.
Belki de alıştırıyorlar. Alıştıra alıştıra islamcılaştırdılar, şimdi artık rahat rahat bu islamcı topraklar üzerinde en az iki faşist etnik küçümen cumhuriyet kurabilirler. Türkiye'yi götürmek istedikler yer budur. Bir bölümünün utanmadan kendisini solcu sayabildiği yarım akıllı Türklerin ve Kürtlerin koşar adım gittikleri yer de budur.
Ağır mı oldu? Ağır mı kaçtı? Gerçekleri yansıtmıyor mu?
O zaman bütün bunları neden yaşıyoruz?
Şöyle bakalım: Bugün Türkiye'de üç-beş beton kafalı faşistten başka, Türkiye'de farklı anadiller ve etnik gruplar bulunduğunu gerçekten reddeden kaldı mı? Böyle bir ahmaklığı neoliberal dünya sistemi, ABD ve AB zaten hiç kabul etmedi. Neoliberal demokrasi, Türkiye'nin ipini bu nedenden de güç alarak çekeli çok oluyor; şimdi formaliteleri yaşıyoruz. Emperyalist devletlerin bile "suni devlet" olarak damgalanabildiği bir âlemde, Türkiye'ye yaşam alanı bulabilmek çok zordur.
Türkiye'ye sosyalizm dışında hiçbir yaşam alanı kalmadı. Bunu görüyoruz. Bizim için trajik olan, memleketimizin sosyalizme değil, bir etnik-dinsel felakete doğru çekiştirilmesidir.
Anlaşılan Avrupa Birliği, saf bir "bölgeler projesi" olacak. O yolda ilerliyor. Sermaye, mal ve hizmetler, hatta gecikmeli de olsa bir üretim faktörü olarak emek, eğer sınırlar aşırı bir geçişkenliğe sahipse, ulusal sınırlardaki çizgilerin kırmızılığı sadece eski haritalarda kalmaya mahkumdur. O iş bitmiştir. Yugoslavya veya Irak sonrasında Türkiye'de başarılamayan, belki Belçika sonrasında falan başarılabilecektir.
Ne demek istiyoruz?
Şunu: Sermaye, ihtiyaçlarını, tüm siyasal oluşumlara, adeta bir kader olarak zorla kabul ettiriyor. Dolayısıyla ekonominin siyaseti kırıp geçtiğine, neredeyse gereksizleştirdiğine tanık oluyoruz. Bunu kapitalizmin bitişi olarak falan görmek, elbette bizim kabul edemeyeceğimiz türden bir kolaycılıktır. Sermaye çok açık sözlüdür, fakat "çağdaş kapitalizmde" ekonomi ile siyaset arasındaki ilişkilerin feodalizmi andırır tezahürler içermesi, bizi fazla meşgul etmemelidir. Böyle saptamalar yapınca, yerleşik sistemin bazı kapılarının bize ardına kadar açılacağını ve müdahale şansımızın artacağını düşünen varsa, yanılıyor. Olmaz. Oradan olmaz.
Sermaye açık sözlüdür, dedik: Bunun erken sonuçlarından biri, özellikle Avrupa'da veya AB dediğimiz "Avrupa Almanyası"nın nüfuz alanlarında, küçümen etnik faşist devletlerin yaratılması oldu. Bu, uzun bir süredir bu gazetede yazılıyor. Etnik fanatizmin dinselliği, dinselliğin de etnik fanatizmi tetiklediğini görüyoruz. Dolayısıyla, etnik ve dinsel yapay ihtiyaçlar üzerinde yükselecek siyasetlerin, küreselleşme dediğimiz sermayenin emperyalist saldırı planlarına tabi olması kadar doğal bir şey yoktur.
Ulusal devletler, sonuçta, dinsel, etnik ve dilsel saflığın devletleri değildi.
Tersine, değişik kökenden insanların yurttaşlık bilinciyle bir egemen devlet bünyesinde ortak yaşayabilmesi mümkündü. Ama sermayenin ve kapitalizmin günümüzdeki düzeyi, bu egemenlik biçimine izin vermiyor. Metropollerdeki birkaç başat örnek dışında, tüm devletler "suni" başlığı altında irdelenmeye açılıyor. Yerlerine, gerekirse, küçümen etnik ve dinsel faşist devletler kurulması çağrısı yapılıyor.
Burada bir finansman ihtiyacını ve bir finansman yöntemini de görmek zorundayız. "Ulus devlet" dönemi bir finansman ve sermaye birikimi talebi olarak da tasfiye ediliyor. Gerçekten büyük, yani uluslararası ve ulusal-bölgesel sınıf savaşları sonucunda kurulmuş büyük ulus devletlerin tasfiyesi, geçmiş sınıf kavgaları bugün de sürdüğüne göre, çok zor. Küçüklerde, diyelim Balkanlar'da belki daha kolay, ama merkezde, emperyalist metropollere yaklaştıkça işler sarpa sarıyor. Yani Fransa, İtalya, İspanya, Belçika nasıl ve ne türde "suni"dir ki, rahatça tasfiye edilebilsin? Ama ortada böyle bir talep var. Bu ülkelerde etnik, dilsel, dinsel, kan bağı, kültürel anlamında ortaklıklar açısından ciddi çatışmalar var.
Nasıl devam edilecek?
Orta Avrupa ve Balkanlar'a baktığımızda durumun çok daha feci olduğunu görüyoruz.
Yukarıdaki bazı sanayileşmiş, zengin ülkeleri, metropoller, son tahlilde emperyalist aşamadalar. Sermaye ihracıyla dış pazarları sömürerek sağladıkları fazlalarla, içerideki birliği veya demokrasiyi finanse edebiliyorlar. İçerideki çatışmaları bu yolla yatıştırabiliyorlar. Ya küçüldüklerinde ne olacak? Pahalı demokrasileri finanse etmeleri, sermaye birikimi rejimleriyle fazla çatışmayınca, bugüne dek, bu işi sürdürebildiler. AB'yi demek ki "suni devletler" kurmuş oldu. Peki, şimdi?
İş, o noktadadır.
Kapitalizmin kendi mezar kazıcılarını ürettiğine bir kez daha tanık oluyoruz. Ama sosyalist bir dış müdahale gelmediği sürece bu kazıcıların pek işe yaramadığı ve nihai sonuç ("kapitalizmi tarihe gömme") açısından etkisiz kaldığı da biliniyor. Bu kısır döngü sonsuza kadar devam edebilir.
Ama, Belçika'nın bile tasfiye sürecine alındığı böyle bir dünya rejiminde, doğrusu Türkiye'den geriye pek fazla bir şey kalmaz.
Elbette bu çıkmaz içinde Türkiye'nin geçmişinden bize pek bir yardım gelmez. Ama Türkiye'nin daha doğumundan itibaren bir "anomaly" olduğunu bağıran Doğulu ("islamo-faşist") ve Batılı ("demokrat") gericilere karşı sol bir kurtuluş ve yeniden kuruluş programını haykırmak için, o geçmişin tarihsel haklılığına sahip çıkmak gerekiyor: Halka gerçekler ancak böyle anlatılabilir. Memlekete ancak böyle sahip çıkılabilir. Dolayısıyla, bazı ciddi tarihsel haksızlıkların sadece sosyalizmde tasfiye edilebileceğini açıkça telaffuz etmek, mümkün ve doğru bir yoldur. Bu, halkla sol arasındaki bağın doğru olarak yeniden kurulmasını ve sıklaştırılmasını sağlayacak yegane tutumdur.
"Demokrat" olmadığı belki doğrudur.
Ama solcu, kurtuluşçu ve yeniden kurucu olduğu kesindir.
Kaynak:http://www.sol.org.tr/index.php?yazino=27384
Yorum: Emperyalizm böl parçala yönettir. Sömürmek için en kolay yöntem budur. Irakta direniş güçleri Amerika ile savaşmayı bıraktılar kendi aralarında savaşmaya başladılar. ABD en büyük emperyalist devletlerden biridir ve Türkiyenin (AKP'nin) bir numaralı müttefiğidir.. İnandırıcılığı yok gibi geliyor Türkiyenin bölünebileceği konusu yada yazıya inanmak istemiyorum ama Çekoslovakya önümüzde örnek paramparça ettiler daha da ediyorlar. Belçikayo bölmek istiyorlar İspanya öyle...


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla








