''aşkı, hayatı ve vuslatı kurcalayalım mı biraz?''
...Günlerce sevgilinizle paylaşacağınız o ebruli/duş gibi aralığı ayarlamak için..güncel yaşamınızı organize ettiniz; planlar, öncelemeler, ötelemeler; kendinizi herşeyinizle tıpkı bir saat gibi vuslat'a kurdunuz değil mi?.. Tüm takvimlerinizde
vuslatı muştulayan o günü yuvarlak içine aldınız...
...Bu planları yaptığınız günlerde; yerinizde duramıyordunuz, kaynağı belirsiz bir
hiperaktiflik peydah olmuştu sizde... Geceleri gözleriniz uyku, uykularınız düş tutmuyordu... Aralıksız onu düşünüyordunuz; ilk karşılaşma anınızı; size ilk dokunacağı anı...
Topuklarınızdan saç tellerinize kadar irkiliyordunuz bunları düş tepelerinizde derlerken...
...İşte bence sevgili ile kavuşma süreçlerinin en yaşanası evresi yukarıda tasvir edileni..
Neden mi? Peki devam edelim o vakit:
...O gün gelip çatıyordu, yollardasınız, yüreğinizden kuşlar havalanıyor...Gözleriniz gece uykuya geç tutsak düştüğünüz için hafifçe karıncalanıyor...O karşınızda: Kucaklaştınız; her zamanki gibi sarıldı size, kokladı, her zamanki yerden usulca/haşince öptü...
...Anlatacaklarınız birikmişti karşılıklı, sözcükler yağmur damlaları gibi saçılıyordu ağzınızdan... Görüşme sürenizin kısıtlılığı da
bir yandan ağaç kurdu gibi beyninizi kemiriyordu... Süre kısıtlı; bir çok şey
yapmalısınız birlikte ve kusursuz bir senkronizasyon süreci yaşanmalı.. çünkü;
çok gün epritildi bu vuslat için takvim yapraklarından... O turuncuyu seviyorsa siz de sevmelisiniz, siz çocuklaşmak istiyorsanız o da çocuklaşmalı...
...Bu karşılıklı tefek tavizler hiç dokunmuyor size çünkü; hasretinizin sisinden ve kavuşmanızın albenisinden gözgözü görmüyor.. ten tene aşina yalnızca...
--Evet biliyorum özlenen et değil: ten... ama o ilkellik de uç veriyor... ama isteristemez...
ilk sarılma, ilk dokunuş, ilk öpüş, ilk iltifat, ilk düşten gece, ilk beraber uyanış,
ilk kahvaltı... Hey! Pesetmek yok hemen! ikinci gün ve ikinciler için de bir şeyler
olmalı aşktan-heybenizde varrrrrr var elbet biliyorum ama ikinci gün yaşananlar ilk günkü kadar tutkulu/arzulu/uyumlu değil... Peki kaç gün daha? Kaç kez daha?...
...Üzgünüm ben inanmıyorum uzun soluklu aşklara.. Çünkü; aşk özünde tek kişilik olmalı mutlaka, paylaşımlar yalnızca; uzatılan avuçlara dolan aşkpınarında... Ve dönüş yolu.. doldurup içine, artık öksüz kalan buselerinizi,
çeviriyorsunuz kum saatini bir kez daha..peki kaç kez daha...Aklınız, kalbiniz, teniniz hasretten boşalıncaya...
...Ama artık aynalar uzağınızda, neden mi? Çünkü özlenen sevgili ile geçirilen sayılı günler; tıpkı lünaparktaki göz-aldatan aynalar gibidir; daha ince gösterir, daha uzun gösterir, komik gösterir...Ama artık dönüş yolundasınız ve sizi güzel-haykıran aynalar: sevgilinizin sırça gözleri uzağınızda...
...iyi ki sevgiliniz uzağınızda...
alıntı


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla
