Kısa bir süre önce Cumhurbaşkanı Gül tarafından YÖK Başkanlığı'na atanan Özcan'ın ilk açıklaması "üniversitede her şey serbest olacak" olmuştu. Özcan'ın son iki gündür yaptığı açıklamalar üniversitelere özgürlükten ne anladığını daha açık bir şekilde ortaya koyarken, üniversiteler için düğmeye basıldığını gösteriyor.
Yeni YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan geçen ayın başlarında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından atanmış, göreve gelir gelmez yaptığı açıklamalarla epey gündemde kalmıştı. “Üniversitelerde he rşey serbest olacak” söylemiyle görevine başlayan Özcan’ın bu hafta sonunda gündeme gelen açıklamaları, üniversitede özgürlükten anladığının paralı eğitim, üniversitede işgüvencesinin yok edilmesi, yani tam boy piyasacılık olduğunu ortaya koyuyor. Yine bu açıklamalar, üniversiteye yönelik dönüşüm için hızlıca düğmeye basıldığını gösteriyor.
Patron-akademisyen modeli
soL, Özcan’ın atandığı günün ertesinde yaptığı haberlerde, Özcan’ın geçmişte yaptıklarıyla “patron-akademisyen modelini” temsil ettiğini ve girişimci üniversite kurgusuyla AKP’nin üniversitelere biçtiği yeni misyonlar için uygun bir kişi olduğunu vurgulamıştı. Yeni YÖK Başkanı'nın son günlerde yaptığı açıklamar, soL’u ve ilk günlerdeki altı boş (ya da altı türban ve piyasacılıkla dolu) özgürlük söyleminin havasına kapılmayan, Özcan’ın piyasacılığına işaret eden toplumun çeşitli kesimlerini haklı çıkardı.
“Bakın ABD’ye”
Özcan dün yaptığı açıklamalarda, “üniversiteye öyle herkes gitmesin. Parası olan gitsin, gerisini de ara eleman yaparız. İsteyene 8-10 bin YTL kredi versek, sonra bunu bize neyse borcu geri ödese. ABD’de olduğu gibi, mezuniyetten sonra ödesin” diyerek hem ağzındaki baklayı çıkarmış oldu, hem de kıblesinin ne yana düştüğünü açıkça ifade etti. Özcan açıklamasına “Okullar bedava. Hiçbir yerde görülmemiştir. Üniversiteleri paralı yapalım, ihtiyacı olana burs verelim. Hiç olmazsa üniversiteler ayağının üzerinde dursun” sözlerini ekleyerek girişimcilik dolu aklını da ortaya koydu.
Emekçi çocuklarına üniversite yasak
Esasında bugün zaten YÖK Başkanı’nın bahsettiği önce kredi verip sonra “öğrencinin borcu neyse ödemesi” devlet üniversitelerinde, harçlarla hayata geçiyor. Kredi ve Yurtlar Kurumu devlet üniversitelerinde okuyan öğrencilerin bir kısmına talepleri halinde harç ve öğrenim kredisi veriyor ve sonra bu parayı beyaz eşyaya endeksli faizleriyle tekrar geri alıyor. Örneğin lisans eğitimini bir devlet üniversitesinin, devletin aldığı harçlar anlamında en “ucuz” fakültelerinden eğitim fakültesinde yapan bu satırların yazarı şu anda aldığı öğrenim ve katkı kredisinin borcu olan, 6 bin 250 YTL’lik seneti cebinde taşıyor. Ancak YÖK Başkanı’na bu yetmemektedir, Özcan daha fazlasını istemekte, emekçi çocuklarına üniversiteyi hayal yapacak paralı eğitimi savunmakta, buna rağmen üniversiteye girebilen emekçi çocuklarının da geleceğini, daha yüksek senetlerle ipotek altına almak istemektedir.
İş güvencesine de gerek yok
Özcan’ın son günlere sıklaşan açıklamaları sadece dünkü “üniversite eğitimi paralı olsun”la sınırlı değil. Hemen önceki günlerde yaptığı açıklamalarda da, “araştırma görevlileriyle ilgili düşünceleri olduğunu” ifade eden Özcan’ın bu düşüncelerinin altından yine çok girişimci bir akıl ortaya çıkmıştı. Özcan şöyle diyordu: “Bizde araştırma görevlileri kadrolu, maaşlı geliyor ve ileride akademik ilerlemede başarısız olunca mahkemeye gidiyor. Ayıramıyorsunuz. Bu nedenle ben, kadrolu, maaşlı uygulama yerine araştırma görevlileri için burslu sisteme geçmenin daha uygun olacağını düşünüyorum. Başarısızlık olursa burs kesilir ve sorun kalmaz.”
Özcan’ın yaptığı açıklamalar esasında birçok üniversitedeki şu an araştırma görevlilerinin büyük çoğunluğunun fiili istihdam durumunu yansıtıyor. Özellikle yaklaşık son on yıldır, 2547 sayılı yasanın 50/d maddesine göre atanan araştırma görevlilerinin lisansüstü eğitim süresince sözleşmeleri her yıl yenileniyor ve lisansüstü eğitim bitince üniversite ile ilişikleri kesiliyor. Ancak Özcan’a yine bu da yetmiyor. Özcan geleceğin akademisyen kadrosu olacak araştırma görevlilerinin kadrolarından, sınırlı güvencelerinden bile rahatsız oluyor, ne de olsa bunlar sağlık güvencesini belli sosyal hakları sağlıyor. Özcan ise “girişimci üniversitenin en tepedeki patronu” olmak istiyor. YÖK’ün başına geldiğinde özgürlükten dem vuran Özcan, güvencesiz, burslu sistemin araştırma görevlilerinini bu sistemde bile birçok anlamda sınırlanmış özgürlüğünü daha da ellerinden alacağının farkında mı?
Özcan’ın en iyi bildiği
Özcan elbette farkında; hem paralı üniversitede darbe yemiş eşitlik ilkesini daha da ortadan kaldırarak özgürlükten bahsedilemeyeceğini, hem de araştırma görevlilerine dayatılan bu sistemin onların akademik özgürlüğünü tamamen ellerinden alacağını çok iyi biliyor. Ancak anlaşılan Özcan’ın bunlardan daha iyi bildiği başka bir şey daha var: AKP kendisini YÖK Başkanlığına patron-akademisyen modelini temsil ettiği için, girişimci üniversite anlayışını ülkemiz yükseköğretim sisteminde her şeyiyle işler duruma getirmesi, yani üniversitelere piyasaya tam boy teslim etmek için getirdi.
Ülkenin her dokusuna piyasacılığı enjekte etme hedefiyle hazırlanan AKP'nin yeni anayasa taslağı ne kadar özgürlükçüyse bu anlayışla birebir örtüşen üniversite modeli de o kadar özgürlükleri temel alıyor. Yusuf Ziya Özcan, kapıyı "Parası olan okusun" ile aralıyor.
Bu arada üniversiteye özgürlük mü demiştiniz sayın Başkan? Son açıklamalarınızdan bir kez daha anlaşılıyor ki, üniversiteye özgürlük ancak sizin temsil ettiğiniz girişimci, piyasa koşullarına terkedilmiş üniversite anlayışına, hocasıyla, araştırma görevlisiyle, diğer çalışanları ve öğrencisiyle birlikte mücadele dolu baharlardan geçiyor.
kaynak:http://www.sol.org.tr/index.php?yazino=27498
Yorum:"İsteyene 8-10 bin YTL kredi versek, sonra bunu bize neyse borcu geri ödese. ABD’de olduğu gibi, mezuniyetten sonra ödesin” bu söze ne denir bilmiyorum...


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla