Yerdeki ekmek kırıntılarınla yaşama mücadelesinde iken bile asil olcaksın, dedi babam.

Kimseye minnet etmeyeceksin, el açmayacaksın; kimseden istemeyecek (dilenmeyeceksin), dedi ve gitti.

Nerede kahkaha dolu masalarada yemek yemek, sıcak evimizde soba başında bile yemek yiyemezken, kaldı ki uzun masalar başında şaşalı yemekler yemek...


Ben: Ali
Sokakların çocuğu Ali değil. Babasının annesinin oğlu Ali.


Yıllar olmadı sokaklara merhaba diyeli, benim de güzel geçmişlerim var, benim de ailemle geçirdiğim (sıcak, tok, mutlu) anlar var. Benim de yarınlarım, benim de hayallerim var..


Nasıl mı yaşarım?


Sürekli iş ararım. Kıyafetlerim, ayakkabılarım, bir de banyo ihtiyacım görülmediği için iş bulamam. Hep sadaka vermek isterler. Almam. Hep hor görmeye çalışırlar. Gördürmem.

Hani kendini zengin sananların karnı doyduğunda kalan ekmekleri atmaları var ya... İşte bu ara onunla yaşıyorum; kırıntı da olsa karmımı biraz olsun doyurmamı sağlıyor. Sakın üzülme benim için sıcak evinde şehvetli yaşamınla meşgulken, beni gördün diye sakın üzülme, çünkü daha nice Ali-ler var sokaklarda. Ben onlardan sadece birisiyim, ben babamdan kalma sözlerin zenginiyim.

Ya sen(sizler) ne zenginisin? Sadece para zenginisin. Baban parayı koydu mu cebine, dünyanın en güzel babası sensin dersin, değil mi? Ama yanılıyorsun, dünyanın en güzel babası benim babam. Benim babam bana giderken para veremedi, kalanları da tacirler sömürdü, kanımı emdiler. Ben yine şu anki gibi kırıntı ekmek yedim. Çünkü babam bana hep bunu öğretti.

Evet belki şimdi beni gördün sandın ki senin bir kalp-in var yanıldın çünkü daha biraz önce yanındaki arkadaşlarından ayrılmadan hemen önce "Ayyy iğrenç kirli pis bir velet!" demiştin. Önümdeki nimete saygısızlık göstermiştin, ya şimdi ne oldu?