Sevgili arkadaşlarım
Dizi tadında hikaye. Örnegin bugun ilk bölümünü yayınlayacağım hikayenin. Hikaye biraz uzun soluklu olacak. İlk bölümünü bugun yayınladıktan sonra, haftaya diğer bölümünü yayınlayacağım. heyecanlı bir hikaye olduğuna inanıyorum. Eskiden gazetelerde "devamı yarın " gibi hikayeler yayınlanırdı. Şimdi bunu nete taşımak istiyorum. Devamı haftaya olacak şekilde hikayemi yazacağım.


Uzun soluklu hikayeme başlıyorum....

(8 Kasım 2007) Ben İsmail Öztaş. Bu hikayemin dizi halini önce başka bir sitede yayınladım. Bu yüzden başlangıç tarihini belirtmek istedim. Yazı dizisi halen devam ediyor. Yazı kendime aittir başka sitelerde nikimi ise iö18,ismailöz şeklinde görebilirsiniz. 10 haftalık yazı oldu şu anda. Ben bu siteye ilk bölümünü yayınlıyorum.

saygılarımla


KARANLIK DEVİNİM





Kapalıçarşı, her zamanki gibi o kusursuz ihtişamı ile göz kırpıyordu insanlara. Muhteşem güzelliği turist olsun, yerli halk olsun tüm kişileri kendine çekmeye beceriyordu. Günlük bir-iki milyon kişinin ayak basıp geçtiği bu çarşıda, günlük gelirin ne kadar olduğu her zaman insanlarda merak uyandırmıştır. Bu gelirin ne kadarı nereye, ne kadarı kiraya gider gibi soruların cevaplarını esnaflar bilir ama sır gibi saklarlar. Bir karınca yuvası gibi hep işlek olan dükkânlar bu durumdan pek memnun gözükürler. Zenginlik hayali kuran insanların, bu dükkânların önünden geçtikten sonra “ Keşke ben de şurada dükkân sahibi olsam” dediklerini duyar gibi oluyorum. Bu karşı konulamaz dürtüye sahip olan kişiler çoktur ama Kapalıçarşı’da dükkan sahibi olmanın ne kadar zor ve zahmetli bir iş olduğunu hesaba katmazlar. Bu eşsiz çarşıda dükkân sahibi olmak için bazı bedeller ödemeniz gerekebilir.


Yer: Tagay Kapalıçarşı Ofisi


Adil Tagay, her sabah olduğu gibi ofise dakik bir şekilde gelmişti. Bu ofis, Kapalıçarşı’nın en ücra yerinde, bulunması en zor olan fakat çarşıda bulunan tüm esnafın bildiği bir yerdi. Dışardan bakıldığında büyük bir emlak ofisi gibi gözükse de gerçek işlerini başka şekilde yürütüyorlardı. Adil Tagay, Tagay ailesinin büyük oğlu idi. Cüsseli yapısı, yüzündeki kesici alet izleri ile tam bir psikopat görüntüsü veriyordu. Tagay ofisi ise duvarları yüksek ve etrafı büyük bir yerdi. İçerde 12 çalışan vardı. Bu ofis için 12 çalışan fazla idi ama Tagay ailesi bunun bu şekil olmasını istiyordu. Etrafta dosya yığınları vardı. Alfabetik sıra ile neredeyse binlerce dosya da dolabın içerisinde bekliyordu. Dolabın bir şifresi ve açılması için gereken bir de parmak izi testi makinesi vardı. Bu kadar sıkı güvenlikle korunan dosyalarda ne yazabilirdi ki? Adil Tagay, masasına oturduğunda ofisin telefonu çaldı, telefonu açarak

“ Evet “ dedi.

“ Patron, çarşıda bir devir işi gerçekleşecekmiş. Bayöz Altın, dükkânı başka bir adama devir ediyormuş. Aldığım haber böyle patron. Talimatlarını bekliyoruz. “ dedi telefondaki ses.

Adil Tagay, basık olan yerinden kalkarak, içerdeki geniş dolabı açmaya koyuldu. Öncelikle şifresini yazdı ve daha sonra parmağını, makineye bastırdı. Dolap “tık” sesiyle açıldı. Dolabın içinden alfabetik sıraya göre dizilmiş olan dosyalardan “ B” harfi olan dosyayı seçti. Hafif bir zorlama ile dosyayı yerinden çıkardı, masasının üzerine koydu. Sayfaları hızlı hızlı çevirdikten sonra istediği sayfayı buldu. Sayfanın üstünde “ Bayöz Altın” yazıyordu. İncelemeye koyuldu. Bir iç çekti ve sayfayı cebine sıkıştırdı.

“ Ofiste 3 kişi kalsın. Diğerleri benle gelsin “ dedi Adil.

Adil ve yanındaki dokuz kişi yola koyuldular. Kapalıçarşı’nın dolambaçlı kısımlarından geçiyorlardı. Dükkân sahipleri Adil’i gördüklerinde selam veriyorlar, “ Bir arzunuz var mı Adil bey “ diyerek hoşnutluklarını bildiriyorlardı. Adil, dükkân sahiplerinin ne dediklerine kulak asmayarak hışımla yürüyordu. 32 numaralı dükkâna gelmişlerdi. Dükkânın ismi “ Bayöz Altın” idi. Adil, içeriye şöyle bir göz attı ve daha sonra:
“ Beş kişi burada bekleyin. Birileri gelirse içeri almayın. İçerde müşteri var diyin” dedi, Adil ve içeriye dükkâna girdi.

Dükkânda altın konulacak olan tabletler hazırlanmıştı. Altınlar yavaşça tabletlere koyuluyordu. Adil, ellerini cebine soktu ve karizmatik bir edayla dükkân sahibinin önüne geldi.

“ Taşınıyorsun galiba” dedi Adil.

“ Abi evet, güzel bir teklif geldi elimize. Devrediyorum dükkânı. “ dedi dükkân sahibi.

Adil, ellerini şimdi ceketinin cebine soktu. İçerisinden bu dükkâna ait olan sayfayı çıkardı. Dükkân sahibinin önüne fırlattı. Adam titreyerek kâğıdı eline aldı.

“ Abi vallaha ödeyecektik. Ondan sonra devredecektik. Kaçmak gibi bir niyetimiz yoktu.” dedi adam korkulu halde.

“ Allah’tan kaçarsın ama bizden kaçamazsın it. Sen bu parayı ödemeden bu dükkândan değil senin ölün bile çıkmaz. Aferin kira borcun yok. Ama dükkânı koruma paranız ve altın ticaretini sağladığım İran yolundan geçiş ücretlerin dâhil tüm borçlarını ödedikten sonra bu dükkânı devredebilirsin. Bir gün mühlet veriyorum. Gidiyoruz çocuklar. “ dedi Adil.

Adil, adama verdiği sayfayı da alarak dükkândan çıktı. Dükkân sahibi ise tir tir titriyordu. Ne yapacağını bilemez bir haldeydi. Hem devredeceği kişiye iki gün sonrası için anlaşma yapmıştı. Ama şimdi bu borcu ödedikten sonra devredebilecekti. Bir günde o kadar parayı nasıl bulurum diye koyu koyu düşünmeye başladı. Öncelikle devredeceği kişiye bu surumu haber vermesi gerektiğini düşündü. Cep telefonunu eline aldı ve aramaya koyuldu. İki kez çaldıktan sonra aradığı kişi telefona çıktı

“ Alo, ben dükkânımı alacağınız kişi Sinan. Size devir işlemleri hakkında ufak bir pürüzün çıktığını belirtmek istiyorum. Bazı borçlar yüzünden devir gecikebilir “ dedi dükkân sahibi Sinan.

“ Hımm. Bu borcu biz kapayabiliriz. Siz bize kime ve ne kadar borcunuz olduğunu söyleyin. Gerisini biz hallederiz. “ dedi telefondaki ses.

“ Beyefendi siz borcu bana getirin, ben gereken kişiye veririm. Ben size şimdi miktarı ve ne zaman getireceğinizi söylüyorum… “dedi, adresi ve miktarı da bildirdi.



Sinan telefonu kapadıktan sonra, çalışanlarına biraz daha acele etmelerini söyledi. Etrafı bir kolaçan ettikten sonra çantasını alıp dışarıya çıktı.

Adil Tagay ise, ofisine geri dönmeden önce çarşıdaki bir dükkâna daha uğradı. Bu dükkân oyuncaklar, hediyelik eşyalar satan bir yerdi. Adil loş ışıkla aydınlatılmış oyuncaklardan birini seçti.

“ Bunu paketle Kenan. Üzerinde “ Mutlu Yıllar Afife” yazacak. Fiyatı ne kadar bunun? “ dedi Adil.

“ Abi, ayıp ediyorsun. Senden para mı alacağız. Benden küçük kız kardeşine bir hediye olsun” dedi dükkân sahibi Kenan.

“ Kes lan. Al şu parayı. Yalakalık yaptığın yeter” dedi Adil hışımla.

Hediyeyi alarak adamlarıyla beraber oradan uzaklaştı.



----------------------------------------------------------------------------------------
“Tuğrul Bey, bu aile karşısında neler yapacağız? Adamların arkasında ne ararsan çıkıyor. Küçük büyük her türlü işe girebiliyorlar. Bir çok destekçisi ve derneklerine üye olan bir çok insanları var”

“ Çok büyük bir operasyonun temellerini atıyoruz. Takımımı kurdum. Hepsine haberleri yolladım. Birkaç gün içerisinde 1994 de kurduğum takımın aynısını kuracağım. Hepsi sağlam insanlardır. Büyük operasyon başlayacak “


------------------------------------ Devamı Haftaya perşembe------------------------------------------------------------------------