• Reklam
3 sonuçtan 1 --- 3 arası gösteriliyor
  1. #1
    asibaşak adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-12-2007
    Mesajlar
    4,760
    Karizma Gücü
    5

    Mutlu Ata'nın ışığı Türk çocukları

    Ata'nın ışığı Türk çocukları


    Her Türk çocuğu daha konuşmaya başlarken büyüklerinden anlamlı, etkili ve çok güzel sözler duyar. Hele hele bu sözlerden birisi var ki üzerinde bir sevgi doğar. Sonra durmadan "Atatürk.. Atatürk.." demeğe başlar. Küçük beyninde bir ışık yanar. Bir ışık,bir sevgi belirir. Atatürk'ü bilmek ister. Atatürk sözünü duydukça, Atatürk'ün fotoğraf ve resimlerini gördükçe ve normal büyüme gelişimi süresince çevresindekilere sürekli Atatürk'ü anlatır. Defterine çocuk ilkin adını ve Atatürk adını yazar. Çevresinde gördüğü bahçe ve parkları süsleyen Atatürk heykelleri dikkatini çeker. O'nun resmini, heykelini gördüğünde "Atatürk!.." diye çığlık atar. Sonra Atatürk'üm diye şiirler okur. Zamanla Atatürk ilkelerini bularak akıl ve yüreğiyle gerçek bir Atatürkçü olur.

    Kemal Atatürk çocukları çok severdi. O'nun açık mavi gözleri her yerde çocukları arardı. Çağdaş ve mutlu Türkiye'yi çocuklarda görür ve çocuklarda bulurdu. Tüm yurt gezilerinde çocuklara sevgi ile yaklaşır, onlarla uzun uzun söyleşir ve değişik sualler yöneltirdi. Vedat Demirci'nin anılarından öğrenildiğine göre; Atatürk bir gün çocuk balosuna gider. Ortalıkta bir şaşkınlık havası doğar. Küçük bir oğlan salonun orta yerinde kalır. Bu yavru hayranlıkla bir süre Atatürk'e baktıktan sonra: "Atatürküm, seni öpmek istiyorum" der. Ortalığa bir sessizlik dalgası yayılır. Bu derin sessizliği Atatürk'ün sesi bozar "Öyleyse, gel öp" der. Çocuk koşarak Atatürk'ün boynuna sarılır. O sırada diğer çocuklar da: "Biz de.. Biz de.." diye bağırırlar. Böylece tüm çocuklar Ata'yı doya doya öperler. Bu görüntü çoğu kişiyi ağlatır.Büyük Atatürk de ağlar. Evet, Türk çocuklarının bu engin sevgisi için ağlar. Hem de sevinç gözyaşlarını dökerek. O gün çevresindekilere övünçle: İşte benim kuşaklarım" der.

    İlk bakışta Atatürk çok boylu gibiymiş görünür. Duruşunda bir heykel örneği, bakışlarında büyüleyici bir giz, geniş alnında ve kıvrık kaşlarında yüzünün etkisi belirir. Ulusunun özeliklerini kişiliğinde toplar. O, her şeyden önce yürekli, kararlı ve çalışkandır. İnsanları sever. Alçak gönüllü ve hoşgörülüdür. İleri görüşlü bir akıl adamıdır. Gelecekten geçmişe uzanan en güçlü bir ses ve karanlıkları ışıtan bir ışıktır. O, kendini arayan Türk çocuklarına şöyle seslenir: "Beni görmek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim düşüncelerimi, benim duygularımı anlıyor ve duyuyorsanız bu yeterlidir." Böylece O'nu hiç görmeyenler, en gerçek yanıyla görüp anladılar. Gerçekte yaşayan ve yaşayacak olan da düşünce ve duygularıdır, ilkeleridir. Cumhuriyet ve devrimleridir. Özgürlük ve bağımsızlık, çağdaş uygarlık bilincidir. Bunlardan oluşan Atatürk sevgisidir.

    Atatürk, yaşamı boyunca tüm sevdiklerine "Çocuk" diye seslenirdi. Çocuk sözcüğünü çok severdi. Bu sözde bir sevgi, bir yaşam ve bir canlılık bulurdu. O'nun çocuğu yoktu ama içinde bitip tükenmeyen bir çocuk sevgisi vardı. Son yıllarını da çok sevimli bir çocukla geçirdi. Ülkü. Ülkü, Atatürk'ün çocuk sevgisinin bir simgesi oldu. Hasan Rıza Soyak anılarında Ülkü'yü şöyle anlatır: "Atatürk'ün yanından hiç ayırmak istemediği, şipşirin bir çocuk vardı. O'na Ülkü adını vermişti. Ülkü, çocuklara karşı beslediği derin ilgiyi, ne kadar yerinde ve ne güzel belirten isim. Küçük Ülkü'yü sık sık Çankaya'daki evine getirirdi. Henüz yürümeye, bir kaç kelime ile konuşmaya başlamış olan bu çok sevimli hareketli yavruyu kucağına alır, kendisiyle saatlerce meşgul olurdu. Bir gün yanına girdiğim zaman onu yine büyük adamın kucağında bulmuştum. Şakalaşıyorlardı. Çocuk katıla katıla gülerek O'nun altın sarısı saçlarını çekiyor, burnuna yapışıyor, ara sıra yumuk elleriyle, yüzüne küçük küçük tokatlar indiriyordu. O da çocuklaşmış gibiydi. Bir yandan kahkahalarla gülüyor, bir yandan da , güya başını korumaya çalışıyordu. Bir aralık bana baktı. Gök parçası gözleri sevgi ve neşeden ışıl ışıldı."

    Atatürk o gün genel sekreterine "Çocukluk ne güzel şey.." deyip şunları ekler: "Çocuklar ne güzel, ne tatlı yaratıklar değil mi? En çok hoşuma giden halleri nedir bilir misin? Riyakarlık bilmemeleri, bütün istek ve duygularını içlerinden geldiği gibi açıklamaları."

    Yine Soyak'ın anlattığına göre: "Sonra, Ülkü'yü derin bir şefkatle bağrına bastı, iki yanağından öptü. Ben bu öpücüklerde, bütün çocuklara karşı olan sonsuz sevgisinin izlerini görür gibi oldum." Atatürk, ilk kez Ülkü'yü Gazi İstasyonunda anasının kucağında görür. Ülkü o zamanlar altı aylık ve şirindir. O'nu kucağına alır, sevip okşar. Ülkü sarılır ve öper. Sonraları Ülküsüz yapamaz.Sıkıldığı zamanlarda Ülkü'yü getirmelerini buyurur.

    Sonraları da bu buluşma düzenli sürer. Son hastalığında bile komadan çıktığında Ülkü'yü arar. Ülkü'nün anası bu konuyu şöyle anlatır: "İlk komadan dört gün sonra, Ülkü'yü istedi. Yatağının yanına oturttu. O'nu okşayarak bana: 'Cumhuriyet Bayramı yaklaştı, Ankara'ya gidin bayramı görsün Ülkü' dedi. Ülkü Atatürk'ün boynuna sarılıp 'Sensiz Ankara'ya gitmem' dedi. Bunun üzerine Atatürk: 'Ben de geleceğim' dedi."

    Ülkü, bir gün Atatürk'ü Çankaya'daki bahçede çimenler üzerinde görünce: "Kalk, Atatürk'çüğüm, hasta olacaksın" der. Bu söz Atatürk'ün çok hoşuna gider: "Ne duygulu çocuk" demekten kendini alamaz. "Kim olduğumu bilmeden beni nasıl seviyor" diye de duygularını belirtir.

    Atütürk Ulusunu, çocukları ve gençleri çok severdi. O'nun en büyük ülküsü halkla birleşmekti. 1923 yılında: "Yeni Türkiye Devleti, bir halk devletidir, halkın devletidir" derken bir yandan da Cumhuriyeti ve tüm devrimleri gerçekleştirdi. Köylüye önem verirdi. Bunu da şu, sözlerinden anlıyoruz: "Türk Milleti'nin gerçek efendisi köylüdür."

    Atatürk'ü en güzel öğretmenler anlar ve onlar anlatır. O, yeni kuşakları yetiştirme görevini öğretmenlere vermiştir. Yurt gezisi sırasında bir okulun sınıfına girer. O sırada duygulanır. En sıcak ve içten duygularını şöyle açığa vurur: "İstedim ki çocuk olayım." Bir sınıf dolusu çocuğa bakarak: "Sizin ders verdiğiniz, o ışık saçan çevrenizde bulunayım. Sizden feyz alayım, sizler beni yetiştiresiniz." şeklinde konuşur. "O zaman ulusum için daha yararlı olurum." cümlesini de ekler. Tüm çocuklardan ulusuna yararlı olmasını ister. Her yurt gezisinde öğretmenlerle konuşur. Sınıflara girdiğinde yerini vermek isteyen öğretmenlere: "Hayır oturunuz. Dersinize devam ediniz. Sınıfa girdiğiniz zaman, Cumhurbaşkanı bile, öğretmenden sonra gelir." diyerek öğretmelere gerçek değeri verirdi. Çocukluk günlerinden sözederken Çankaya'da yakınlarına "Ben çocukken fakirdim. İki kuruş elime geçince, bunun bir kuruşunu kitaba ayırırdım. Eğer, böyle olmasaydı, bu yaptıklarımı yapamazdım" dediğini saptarız.

    23 Nisan 1920'de TBMM'yi açarak Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nı çocuklara armağan eder. Dünyada ilk kez bir çocuk bayramı olur. Bununla çocuklara olan sevgisinin derecesini gösterir. 23 Nisan'da bütün kentleri ve merkezi çocuklar yönetir. Yarının büyükleri olan çocuklar bir yerde Başbakan, Bakan, Vali, Kaymakam ve Belediye Başkanı olurlar. Koltuklara oturup buyruklar verirler.

    Kurtuluş Savaşı'nın kazanılıp, Cumhuriyetin ilanından sonra Atatürk Cumhuriyetin ilk Cumhurbaşkanı olur. Bunu sırasıyla devrimleri izler. Halifelik ve padişahlığın kaldırılması, din ve devlet yönetiminin biribirinden ayrılması olan laikliğin getirilmesi, fes yerine şapka ve diğer kıyafetteki devrimler, köhne yasalar yerine yeni çağdaş yasalar harf devrimi ve kendisinin baş-öğretmenlik yapması, dil devrimi ve diğer yeniliklerini Türk gençliğine emanet eder.

    Bunu şu cümlesi ile vurgular: "Cumhuriyeti biz kurduk, sizler yaşatacaksınız. "İşte, okullarda öğretmenler Atatürk'ü anlatır, yazar ve ozanlar söyler. Ama, ne yazılar; ne şiirler ve ne de sözlerle Atatürk bitmez. Nereye bakılsa O görülür, O bulunur. Tarih kitapları yazar; 1881 yılında doğdu, 1938 yılında öldü, diye. Ama Atatürk'ü ve Atatürkçülüğü anlamış çocukları bir tek ses halinde çığlık atarlar: "Atatürk ölmez.." diye. Çünkü O, duygu, düşünce, ilke, görüş ve devrimleriyle içimizde yaşar. Her başlangıç, her yenilik, her başarı Atatürk'ün ışıklı yoludur. Bu ışıksa tüm Türk çocuklarıdır. O, Türk çocuklarına ölmezliğiyle şöyle haykırır: "Cumhuriyeti biz kurduk, siz yaşatacaksınız..."


    Atam ; belki bu bir çok insana klasik gelecek ama gönülden,yürekten gelen her şey samimiyet ifadesidir...sen rahat uyu;bu Cumhuriyeti sen kurdun yaşatmak boynumuzun borcudur....

    Gülşahiden DURUCAN
    Kuvay-i Milliye Kadınları;“Onlar bu vatanın isimsiz kahramanlarıydılar, Vatan size minnettardır”


    Ben Damarlarında Asil Kanın Aktığı Irkım,Benden Bahseder Destanım,Ağıtım,Türküm,
    Ben TÜRK'üm Taa İliklerime Kadar MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'üm....
    Ya Siz Kimsiniz?


  2. #2
    AlpeR adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    10-07-2004
    Mesajlar
    8,269
    Karizma Gücü
    9
    Metin için teşekkürler.

    Kuşkusuz Mustafa Kemal, tüm hayatı boyunca en keyifli zamanlarını çocuklarla geçirmişti. Memleket meselelerinin bunalttığı, derin düşünce komalarına soktuğu zamanların dışına çıkıp çocuksu heyecanlara kapılarak engin fikir deryasında çocuk nefesini derince çekmek gibi rahatlatan tek şey doğayla başbaşa kaldığı zamanlar olabilir.

    O'nun büyük fikirlerinde ön saflara oturttuğu çocuklar, hiç şüphe yok ki büyük Türkiye Cumhuriyeti mirasının da asıl sahibi ve mirasçılarıydılar.

    Konu Atatürk ve çocuklar olunca şu samimi ve önemli ifadelerini de hatırlatmak gerekir; "Küçük hanımlar, küçük beyler; sizler hepiniz geleceğin bir yıldızı, bir mutluluk pırıltısısınız. Memleketi asıl aydınlığa boğacak sizsiniz. Sizlerden çok şeyler bekliyoruz."



    Beni övme sözlerini bırakınız. Gelecek için neler yapacağız, onları söyleyiniz !
    MUSTAFA KEMAL



  3. #3
    Th3MonsteR adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    21-11-2007
    Mesajlar
    2,593
    Karizma Gücü
    0
    çok güzel bir yazı olmuş sanuçta bizlerde atanın ışığı Türk çocuklarıyız....
    ♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥
    Tüketmek için bunca acele ettiğiniz takvim yapraklarına onca hızla çevirdiğiniz akreplere yelkovanlara ,içine gönüllü daldığınız o insafsız rutin çarkına şöyle bir uzaktan baktığınızda ne hissediyorsunuz? "Ne kadarı benim hayatım" diye soruyor musunuz? Ne adarını başkaları yaşamış benim yerime.... Ya da ben başkalarının?.. "Aynadakinin ne kadarı ben'im, ne kadarı oynadıklarım? Sevgiyi koydum kum saatinin dolu dizgin akıp giden kumlarının her bir zerresine.... Çünkü bir tek sevgi var elimizde; bunca yıldan damıtılıp gelen.. Yine bir tek o kalacak, yaşanacak yıllarından geriye... Bir tek sevgi olacak bunca telaştan artakalan ötesi yalan......

    ♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥
    EURO 2008
    Austria-Switzerland

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Atsız Ata'nın Uçmağa Varış Yıldönümü
    2003 - 2004 Konuları bölümünde NoiaN tarafından açılmış
    Yanıt: 186
    Son Mesaj: 31.08.05, 20:05
  2. Dünyada anadilini en erken Türk çocukları öğreniyor
    2005 Konuları bölümünde murathan tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 27.07.05, 15:13
  3. işte TÜRK çocukları
    2005 Konuları bölümünde VELET tarafından açılmış
    Yanıt: 4
    Son Mesaj: 20.04.05, 13:50
  4. Türk bilim adamı ışığı bilgisayar çipi içinde zaptetmeyi başardı!!!
    2003 - 2004 Konuları bölümünde emosh-gs tarafından açılmış
    Yanıt: 1
    Son Mesaj: 13.07.04, 22:53

Bu konuyla ilgili etiketler

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •