• Reklam
6 sonuçtan 1 --- 6 arası gösteriliyor
  1. #1
    PaSTaFaRYaN adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    07-01-2005
    Mesajlar
    4,323
    Karizma Gücü
    0

    Kitap Tanıtım, Tavsiye ve Eleştirileri

    Aslında uzun süredir aklımdaydı böyle bir konu açmak ama üşendim galiba yeni açıyorum.

    Atatürk, Kemalizm, Devrimler, Cumhuriyet Tarihi ile ilgili; Atatürk'ün yazdığı, okuduğu kitaplar hakkında eleştirilerinizi, fikirlerinizi, tavsiyelerinizi yazabilir ya da merak ettiğiniz bir kitap hakkında başkalarının görüşlerini sorabilirsiniz. Amaç kuru bir Atatürk Bibliyografyasından öteye gitmek tabi ki.

    Konu haliyle biraz karışık olacak ama deneyelim bakalım.

  2. #2
    PaSTaFaRYaN adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    07-01-2005
    Mesajlar
    4,323
    Karizma Gücü
    0
    Konuyu açtık ilk cevabı da ben vereyim bari.

    Konu Atatürk olduğu için haliyle ilk kitap da "Nutuk" olmalı sanırım.

    Nutuk zor bir kitap gerçekten. Bir roman değil sonuçta. Ortaokulda sadeleşmiş şeklini rahat bir şekilde okumuştum ama lisede tam metnini okumak gerçekten zor. O yüzden lisede de sadeleşmişini okuyun bence. Tabi şimdi gene zorlansam da sadeleşmemişini okumak gerekiyor. Atatürk'e veya Türk tarihine ilgi duyan birisinin mutlaka sadeleşmemişini okuması gerekiyor zaten. Onun dışında bu ülkenin insanlarının en azından sadeleşmişini okuması gerekir diye düşünüyorum, en azından okullarda okutulmalı.
    Kitabın tarihi öneminden öte, kitap Atatürk'ü anlatıyor. Atatürk'ün metodunu anlamak için en önemli kaynak. Bilimsel yöntemin basamakları benim en çok gözüme çarpan şey. (Problem belirleme, sınır koşulları belirleme,modelleme yapma,modelin denenmesi ve çözüme yaklaşılması)

    Neyse çok uzatmayalım. Kısaca okuyun, okutun diyorum.

  3. #3
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    06-10-2007
    Mesajlar
    415
    Karizma Gücü
    0


    Atatürk İhtilali isimli Kitabının Giriş Bölümü:


    ATATÜRK'E

    Bu kitapta...
    Eserini anlatmaya çalıştım.
    Yapabildim mi?
    Ummuyorum.
    Sen ve eserin okadar yüksek ki;
    Erişilmesi çok güç!

    15 Eylül 1937

    *
    Yukarıki satırları, sağlığında yazmıştım.
    Kitap ise ölümünden sonra çıkıyor.
    Ne yazık!
    Kitaptaki eksiklerin arttığında şüphe yoktur.
    Fakat bu eksikler;
    Eserinin değil, döktüğüm gözyaşlarının aşındırdığı, silip götürdüğü parçalardır.
    Huzuruna param parça olmuş bir gönülle, öksöz kalmış, yırtık pırtık bir kitapla çıkıyorum.

    Af et..
    Ve hoş gör!..

    Ankara, 9 Mart 1940




    ÖNSÖZ (1)


    Arkadaşlar!

    Her şeyden önce, dünyanın Türk soyundan olan en büyük şefini, Gazi Mustafa Kemal Hazretlerini (Atatürk) ve onun yüksek şahsiyetinde Türk ihtilâlini sonsuz saygılarla selâmlarım.

    Büyük şefim, ihtilâlin hukuk tarihini Türk gençliğine anlatmamı uygun görmüşler.. Bu çok ciddî bir Maarif Vekâletimiz bana bildirdiği zaman, Selçuk'ta çiftimin başında bulunuyordum. Yapıp yapmayacağımı düşünmedim bile. Kabul ettim. Hazırlanmaya başladım. Çünkü Şef emredince, başarılmayacak bir iş olmadığına inancım vardır.

    Gazi Mustafa Kemal, Türk milletinin önünde ilerleyen bir zafer bayrağıdır. Bu bayrak bugün de, yarın da, öbür gün de bütün güçlükler üstünde yükselecek ve hep yenecektir.

    Ben, dünkü yeniş ve yenilişi yaşadım.

    Ben, dünkü yeneni ve yenileni gördüm.

    Yenen, hep yücelen, yücelen... ve sonra yayından fırlamış alevden bir ok gibi karanlıkları yakan Şefiyle, Türk milleti idi.

    Yenilen, onun yürüyüşüne karşı koymak isteyen bütün bir dünya oldu!

    Yaklaşmakta olan yarınlar içinde yenecekleri ve yenilecekleri bugünden görüyorum.

    Yenecekler, dünkü yenenler, yenilecekler, gene büyük yürüyüşün önüne çıkmak isteyen bahtsızlar olacaktır.

    Bu kadar inanıyorum. Siz de inanınız!

    Gün, bütün eserleriyle, bütün varlığıyla inancın verimidir.

    .........................

    Kitabın devamını şurdan okuyabilirsiniz : Atatürk İhtilali

    Belki tanımayanlar olabilir onun için söyleyim: Mahmut Esat Bozkurt, milli mücadele döneminden ölümüne kadar Atatürk'ün yanında olan, Kemalizmi savunan bir şahsiyettir. Adalet Bakanlığı, İktisat Bakanlığı yapmıştır. Medeni Kanunu'nu hazırlayan şahıstır. Atatürk İhtilali adlı eseri Mustafa Kemal'in emriyle yazılmıştır, ancak kitabın tamamı bitmeden Atatürk hayata gözlerini yummuştır. Mahmut Esat'ı karalamak isteyen bazı kesimler onun bir Kürt isyanı zamanında söylemiş olduğu sözü ortaya koyarlar.

    "Türk bu ülkenin yegane efendisi, yegane sahibidir. Saf Türk soyundan olmayanların bu memlekette tek hakları vardır; hizmetçi olma hakkı, köle olma hakkı. Dost ve düşman, hatta dağlar bu hakikati böyle bilsinler."

    Mahmut Esat'ı bu söze bakarak ırkçı ilan etmek çok yalnıştır. Zira o eserinde Kemalizmin milliyetçiliğini çok güzel bir şekilde açıklamıştır:

    "...Türk rejimi ırkçı değildir. Daha ziyade kana değil, kültüre ve dile önem verir. Bununla beraber, Atatürk büyük nutkunda 'kanını taşıyandan başkasına güvenme' demiştir. Fakat bu tavsiye, tatbikatta kültür, dil birliği halinde tecelli etti."

    Ayrıca Mahmut Esat Bozkurt laiklikten ödün vermeyen, gericiliğin her zaman ezilmesi gerektiğini söyleyen bir şahsiyettir. Ayrıca her alanda liberalizme karşıdır, otoriter demokrasiyi savunur. Ekonomide ise liberalizmin sömürücü bir sistem olduğunu bilir ve onun yerine devlet sosyalistliğini savunur. Mahmut Esat'a göre devletçilik, devlet sosyalistliğidir.

    Devlet sosyalizmi nedir?

    Özel mülkiyeti tanıyan, fakat insanın insan tarafından sömürülmesini önlemek ve millî kalkınmayı başarmak için devlete ekonomik işlerde kontrol ve teşebbüs hak ve yetkilerini kabul eden bir sistemdir.
    Devlet sosyalizmi, iki yönden mütalâ olunabilir.
    1. Hafif şekli.
    2. Mütekâmil şekli.
    Paris hukuk fakültesi profesörü, modern ekonomistlerden, Hanri Truchy diyor ki (1):
    ''Devlet sosyalizması, Eisie Nach kongresinin beyannamesine göre, özel mülkiyetin muhafazasına ve rekabet rejiminin korunmasına taraftardır. Bunların ifasını, ekonomik selâmet için zorunlu saymaktadır. Fakat ekonomik düzende, büyük suiistimaller mevcut olduğundan, devlet bunları cezalandırmakla yükümlüdür. Çünkü devlet, insanlığın en büyük ahlâk kurumudur.''
    Bu, devlet sosyalizminin hafif şeklidir.
    Devlet sosyalizminin gelişmiş şekli hakkında da aynı zat şunları söylüyor.

    Wagner ne diyor?

    ''Devlet sosyalizminin belli başlı temsilcilerinden olan Profesör Wagner, kürsü sosyalizmasından başka hiçbir esas kabul etmez. Fakat daha cüretli tedbirler tavsiye eder. Profesör Wagner, özel mülkiyet prensibini muhafaza etmekle beraber, müşterek bir mülkiyetin kurulmanı ve özel ekonomi teşebbüslerde sıkı bir kontrol ister.''
    Devlet, fiziyograsinin, liberal ekolün öğütlerine rağmen, ekonomi işlerine karışmalı mıdır?
    Bu karışma fayda yerine zarar vermez mi?

    Lassal'ın cevabı

    Buna, en susturucu karşılığı, Lassall vermektedir.
    Diyor ki:
    ''Ekonomide, serbest rekabet sistemini mutlak olarak benimsemek fiziyograsiyi, liberalizmi bütün prensipleriyle (laisser passer, laisser faire - bırakınız, yapsınlar, bırakınız geçsinler) de olduğu gibi uygulamaya kalkışmak ve devletin karışmasını asla kabul etmemek, bütün insanların eşit doğduklarına, eşit zekâ ve eşit bilgiye, eşit kuvvete malik olduklarına inanmaktır.
    Eğer hakikat bu olsaydı, devlet de, hükûmet de gereksiz olurdu. Denge kendiliğinden kurulurdu.
    Halbuki, hakikat bu değildir.
    Hakikat, insanlar arasında kuvvetçe, zekâca, bilgice fark olduğudur. Bundan dolayı, nasıl ki devlet, kuvvetlinin zayıfı ezmemesi için ceza kanunu ile cezalandırmayı kendisine vazife edinmiş ise, edinmek mecburiyetinde kalmış ise, ekonomik bakımdan da zayıfı sömüreni önlemesi, haksızılığa, soygunculuğa meydan vermemesi zorunludur.''

    Öyle ya.. Devlet bir tokat vuranı bile cezalandırıp dururken, kalın sermayeleriyle binlerce ve binlerce insanı sömürenlere nasıl göz yumabilir?
    İşte bize göre, sosyal haksızlığı önleyecek olan gerekli tedbirler, devletçilik sistemi içinde yeter derecede gözetilmiştir. Türk devletçiliği de kendisini bu esaslarla ifade etmektedir.

    Mahmut Esat Bozkurt kitabında çeşitli tarihi olayları ve ideolojileri yorumluyor ve bunların Kemalizmle ilişkilerini araştırıyor. Kemalizmi öğrenmek isteyenler başucu kitabı olmalıdır.


  4. #4
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    06-10-2007
    Mesajlar
    415
    Karizma Gücü
    0


    ...

    Avcıoğlu'nun Milli Kurtuluş Tarihi, bir cümlesinin yarısı ile yetinilmeyip baştan sona ibretle okunması gereken büyük bir eserdir...

    Yok eğer, ulusal tarihimizi emperyalistlerin resmi belgelerine uyduracaksak buna Avcıoğlu'nu alet etmeyelim... Çünkü emperyalizmin "Söylev"den sonra yakılmasını isteyeceği ikinci kitap Avcıoğlu'nun Milli Kurtuluş Tarihi'dir.

    ATTİLA İLHAN

    (Cumhuriyet, 2002)

  5. #5
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    06-10-2007
    Mesajlar
    415
    Karizma Gücü
    0


    Alpaslan Işıklı'nın "Sosyalizm, Kemalizm ve Din" adlı kitabı, 2000 yılının son aylarında 3. baskısını yaptı. Işıklı kitabı tekrar okura sunarken hangi ihtiyaçtan yola çıktığını şöyle ifade ediyor:

    "Gerekli olan, demokratik toplumsal direnişin ve eylemin tutarlı ve düzeyli bir çizgide biçimlenmesini sağlayabilecek ideolojik donanımın ve birikimin kazanılmasıdır. Bizim ülkemizin olduğu kadar yeryüzünün kaderi açısından da belirleyici nitelikteki üç temel ideolojik unsurun oluşturduğu "Sosyalizm, Kemalizm ve Din" üçgeninde yoğunlaşmış bulunan elinizdeki kitabın yazılmasında güdülen başlıca amaç da, bir yönüyle, bu doğrultudaki kazanımlara bir ucundan belli bir katkı sağlamak olarak özetlenebilir." (sf. 14)

    "Soruna hangi cepheden bakarsak bakalım, söz konusu bu üç unsur arasındaki diyaloğun gerekliliği, herhangi bir tartışmaya yer bırakmayacak ölçüde açıkça ortaya çıkmış görünüyor. Bu diyalog için, her diyalog gibi, ortak bir zemine ihtiyaç vardır... Bu anlayıştan hareket edince, üçlü bir sacayağı oluşturan bu üç unsurdan her birinin demokrasi ile ilişkisi, öncelikle ele alınması gereken bir konu niteliğiyle karşımıza çıkmaktadır." (sf. 20)

    Kemalizmin Çelişkisi Demokrasiyle Mi?

    Atatürk despot mu? Atatürk dönemi antidemokratik mi? Bu soruların yanıtını yine aynı tarihsel koşullarda aramak gerekmektedir.

    Cumhuriyet'in kuruluşu emperyalist sistemden kopmanın gerçekleştiği önemli bir dönüm noktasıdır. Ezilen dünyanın emperyalizme baş kaldırdığı bir süreç olarak Kemalizm aslında demokrasinin temelini atmıştır. Atatürk de bu mücadelenin önderi olarak, bir demokrasi savaşçısı olarak tarihe geçmiştir. Işıklı'nın da belirttiği gibi

    "Bağımsızlık olmadan demokrasi olmaz; bağımsızlık sağlanmaksızın saltanattan oy sandığına geçilebilmiş olsa bile bunun adına demokrasi denemez. Atatürk, egemenliğin saldırgan devletlerin ve onların kuklası durumuna düşmüş olan padişahın elinden alınarak milletin eline geçmesini mümkün kılan bir kurtuluş hareketine önderlik etmekle, demokrasinin kurulması için gerekli ve vazgeçilmez olan temellerin atılmasını sağlamıştır." (sf. 38)

    Kemalizmin demokrasiyle çeliştiğini düşünenler yalnızca açıkça Kemalizm düşmanlığı yapanlar değildir. Kemalizmin başarısını hiç bir demokratik kural tanımamasında gören sözde Kemalistler ve hatta Kemalist gibi görünme çabasında olanlar da vardır.

    "Bunlara göre, ülkenin demokratikleşmesi için Atatürk'ün aşılması gerekir. Elbette her tarihsel ve toplumsal gerçeklik gibi Atatürk'ün aşılmasında da yadırganacak bir yan yoktur. Nitekim, Kemalizmin kendisi de "devrimcilik" ilkesini benimsemek suretiyle, bir anlamda aşılabilir olmanın ötesinde aşılması gerektiğini ortaya koymuştur." (sf. 51)


    Aslında çok devrimci gibi görünen bu ideolojik argüman daha çok Kemalizmi yıkmak isteyenler tarafından dillendirilmektedir. Işıklı kitabında bunların gerçek amacını şöyle ortaya koymaktadır:

    "Kemalizmi temel alarak daha ileri hedeflere yönelmek başka şeydir. Kemalizmi ve kazanımlarını yıkmaya çalışmak ise bambaşka bir şeydir ve günümüzde "Atatürk'ü aşmak" iddiasıyla ortaya çıkmış olanlardır. Ne pahasına olursa olsun "Atatürk'ü aşmak" başlıca amaçları olduğu için, Marksizm dönekleriyle, Özal, Saidi Nursi, Boyner, Apo gibi çok değişik isimlerin yandaşlarının sarmaş dolaş göründükleri bir tablo oluşuvermiştir." (sf. 52)

    Demokrasi Karşısında '12 Eylül Atatürkçülüğü'

    27 Mayıs öncesinde gençlik, Atatürkçü bir çıkış yaparak bütün ilerici kesimlerle birlikte Menderes iktidarını devirdi. Demokratikleşme yolunda atılan bu önemli adım çok geçmeden yine Batıcı-sağcı güçler tarafında dizginlendi. Ancak gençlik içinde Atatürkçü ilerici fikirler sürekli güç toplamaya devam etti. Emperyalizme karşı tam bağımsız Türkiye sloganıyla örgütlenen devrimci gençlik, düzenin sahipleri tarafından büyük bir tehlike olarak görülmekteydi. Bunun önüne geçilmeliydi. 12 Eylül'le bu gerçekleşti.

    "Bu yüzdendir ki 1980'de iktidara el koyan Kenan Evren, itiraftan kendini alamamış; 'Hangi taşı kaldırsan altından Atatürk çıkıyor' deyivermiştir." (sf. 125)

    Atatürkçülüğün devrimci özüyle büyüyen halk hareketi "Atatürkçülük" kullanılarak ezildikten sonra yeni bir "Atatürkçülük" ortaya çıkartıldı: "12 Eylül Atatürkçülüğü". Yaratılan "12 Eylül Atatürkçülüğü" sayesinde Kemalizmin demokrasi karşıtlığı tezi güçlendirildi. 1919'da Kuvayı Milliye çatısında halkın devrimci mücadelesini örgütleyen devrimci Atatürk'ün yerine, devrimcilikten uzak, halktan kopuk ve 'devlet adamı' bir Atatürk üretildi.

    Kemalizm Ve Sosyalizm

    "Ülkemizde son yıllarda, "Atatürkçülük", komünizme, sosyalizme... kısacası tüm sola ve hatta tüm demokrasi yanlısı eğilimlere ve oluşumlara karşı yürütülen baskıların ve beyin yıkama etkinliklerinin dayandırıldığı çok etkili bir kılıf olarak işlev gördü. Kuşkusuz, söz konusu olan, Atatürkçülüğün içi boşaltılmış, gerçek özünden kopartılmış bir taklidinden başka bir şey değildi." (sf. 111)

    Bu süreçte sosyalizm ve Kemalizm arasındaki bütün bağlar kopartılıyordu. Sosyalizm karşıtlığıyla Kemalizmin içinin boşaltılmasının yanı sıra, düzeni savunan bir ideolojiye indirgeniyordu. Böylece emperyalizme karşı kurulan tarihsel ittifak dağıtılıyordu. Bu, saldırının bir yanıydı. Diğer yanı ise sosyalizmin de aynı şekilde Kemalizmi küçümseyen ve hatta karşıt olan bir noktaya çekilmesiydi. Türk halkının devrimci mücadelesini küçük gören bu anlayış kendi tarihinden koptuğu gibi farkında olmadan halktan ve onun ihtiyaçlarından da koptu. Savunulan sosyalizm de emperyalizm karşısında "muhalif" bir karikatüre dönüştü.

    Sosyalizm Ve Kemalizmin Tarih Sahnesinde Buluşması

    Bu tarihsel buluşma ancak bunu sağlayabilecek tarihsel koşullarda olabilirdi. Emperyalist saldırının yoğunlaştığı bir dönemde meydana gelen bu birliktelik aynı zamanda emperyalist dünya sisteminden önemli bir kopuşun da tarihi oldu. 1917'de Ekim Devrimi gerçekleşti ve hemen iki yıl sonra 1919'da dünyanın ilk antiemperyalist savaşını Türk halkı vermeye başladı.

    Birlikteliğin nesnel koşullarını Mustafa Kemal şöyle ifade ediyor:

    "Efendiler; Doğu dünyasının kayıtsız şartsız sahibi, kullanıcısı olmak emelini gururlu kafalarına sokmuş olan İtilaf Devletleri, kendi hayat ve varlıklarının devamının ve kalıcılığının, bu sahiplik ve kullanımda olduğunu pek güzel takdir etmişlerdir. Bu yüzden bu sahiplik ve kullanımı sağlamak için başta İngilizler olmak üzere, bütün İtilaf Devletleri, bir taraftan kullanabildikleri tüm vasıta ve kuvvetlerle bizi mahvetmek, bizi ezmek için çalıştıkları bir sırada; diğer taraftan da bütün zulüm gören insanlığı kurtarmak için çalışan Bolşeviklerin, zulüm gören milletimize el uzatılmaması için yine servetlerini, kuvvet ve kudretlerini sarf ederek uğraşmışlardır." (sf. 120)


    4 Ocak 1920'de Atatürk'ün Lenin'e yazdığı mektupta bu birlikteliğin nasıl doğduğu tekrar vurgulanmaktadır:

    "Bildiğiniz gibi, Rus ve Türk halkları yüzyıllarca sürdürülmüş olan boyunduruk zincirini bir hamlede silkip attıktan sonra, kendi halklarının da bu yolu izleyeceklerinden dolayı büyük korkuya kapılan Batılı emperyalist ve kapitalist kuvvetlerin saldırısına uğradığından, halklarımız arasındaki yakınlık ve anlaşma kendiliğinden doğmuştur." (sf. 121)


    Görüldüğü gibi birlikteliğin nedeni aynı ideolojik kaynaktan beslenme değil, tamamen tarihsel koşulların zorlamasıdır. Ancak bu, ideolojik anlamda da bir yakınlığı ifade eder. Günümüzde, Sosyalizm ve Kemalizm arasında bir ittifak mümkün gibi gözükmüyor. Ancak, ezilen milletlerin birlikteliği anlamında bu tarihsel ittifak emperyalizm ortadan kalkıncaya dek devam edecektir. Ezilen milletlerin Batılı emperyalistlere karşı mücadelesi her zaman bu ittifak zemininde sürecek ve bir gün mutlaka emperyalizm tarih sahnesinden silinecektir. Mustafa Kemal'in de belirttiği gibi;

    "Şarktan şimdi doğacak olan güneşe bakınız. Bugün günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan bütün şark milletlerinin de uyanışlarını öyle görüyorum. İstiklal ve hürriyetine kavuşacak çok kardeş millet vardır. Onların yeniden doğuşu, şüphesiz ki, terakkiye ve refaha müteveccih olacaktır. Bu milletler bütün güçlüklere rağmen muzaffer olacaklar ve kendilerini bekleyen istiklale ulaşacaklardır.

    Müstemlekecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerine milletler arasında hiçbir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir ahenk işbirliği çağı hakim olacaktır." (sf. 164)


    Kemalizm Ve Sosyalizm Çöktü mü?

    "Eğer günümüzde 'Yeni Dünya Düzeni'nin 'küreselleşmeci' ideologlarının iddia ettikleri gibi 'tarihin sonu' gelmişse sosyalizmin de, özünde antiemperyalizm demek olan, Kemalizmin de sonu geldi demektir. Çünkü onlara göre, artık liberalizm, yani kapitalizm, evrensel bir sistem olarak sonsuza dek dünyanın kaderini belirleyecektir; dolayısıyla yeryüzünde sosyalizme yer kalmamıştır. Öte yandan, iddia etmektedirler ki emperyalizm çağı sona ermiş, 'karşılıklı bağımlılık' temelinde yeni bir dünya düzeni kurulmuştur, bunun sonucunda da artık antiemperyalizmin ve dolayısıyla yeryüzünde antiemperyalizm meşalesini ilk defa tutuşturmuş olan Kemalizm'in varlık nedeni kalmamıştır." (sf. 153)

    Küreselleşmenin bu derece saldırganlaştığı bir dönemde, onun karşısında ulusal ve evrensel düzeyde önemli bir direnme mevzisi yaratmış olan sosyalizm ve Kemalizmin bu şekilde saldırıya maruz kalması çok doğaldır. Ancak eşitsizliğin ve sömürünün yayıldığı ve her geçen gün derinleştiği koşullarda sınıf çelişmeleri de aynı şekilde derinleşmektedir. Bu anlamda ideolojilerin ölmesi bir yana, ideolojik saflaşmaların daha da netlik kazanması kaçınılmaz bir sonuçtur. Ezilen milletlerin emperyalizme karşı mücadelelerinde sosyalizm ve Kemalizmin kaderlerinin bir kez daha kesiştiği tarihi fırsat tekrar ortaya çıkmıştır. Bu anlamda hem Kemalizmin hem de sosyalizmin içinin boşaltılması ve birbirine karşıt ideolojilermişçesine düşman edilmesine karşı mücadelenin de zamanı gelmiştir.

    Din Demokratik Mi?

    Alpaslan Işıklı kitabında, demokrasi ile ilişkisi açısından din kavramını da inceliyor. Din olgusunun demokrasi tarihindeki yeri, Türkiye'de din olgusu ve demokrasi, dinin demokratikliği, din ve emperyalizm ilişkisi gibi aslında pek de tartışılmayan bu olguya güncel bir yaklaşım getiriyor.

    Dinin demokrasiyle ilişkisi, Sosyalizm ve Kemalizmin demokrasiyle ilişkisi ayrı tarihsel koşularda ortaya çıkmalarından dolayı farklılıklar içeriyor. Hatta, dinin demokrasiyle bağının olması veya böyle bir bağın kurulmaya çalışılması çok da mümkün görünmüyor. Çünkü demokrasi, ortaya çıkış koşulları dolayısıyla dinin karşısında konumlanıyor. Dinin kamusal alandan çekilmesiyle insanların vicdanına kaldığı an demokrasiyle buluşma mümkün oluyor. Bu noktada laiklik, demokrasinin ve gerçekten din özgürlüğünün teminatı olarak ortaya çıkıyor.

    Alpaslan Işıklı kitapta, İslamiyet'in demokratik olduğu yönünde zorlama yorumlara da saplanıyor. Örneğin;

    "Kuşkusuz, İslamiyet'in 'Hakimiyet Allah'ındır' biçiminde yorumlanacak bir bakış açısı ortaya koyduğunu söylemek, bir bakıma yanlış değildir. Kuran'da ifade edilen 'Göklerin, yerin ve ikisinin arasındakilerin hükümranlığı Allah'ındır' veya 'Hükümranlık O'nundur. O'ndan başka tanrı yoktur...' sözlerinden başka bir anlam çıkarılması mümkün değildir... Ancak, İslamiyet'in bu iktidar ve egemenlik anlayışının, halk egemenliğine ve demokrasiye karşıt bir tavır olarak anlaşılması yanlıştır. Gerçekte, bu tavır, kim olursa olsun bir kişinin, bir grubun veya bir hanedanın mutlak iktidarının yanlışlığının kabulü ve ne olursa olsun tüm despotik yönetimlerin dinsel açıdan reddedilmesi anlamına gelir." (sf. 104)


    Fakat yaşanılan bütün pratik bunun tam aksini ortaya koymuştur. İlahi bir otoritenin kabul edilebildiği bir toplumsal sistemde demokrasinin kurumsallaşabilmesi mümkün değildir. Böyle bir şey ne bugüne kadar olmuştur ne de olması söz konusudur. Işıklı, aynı şekilde İslamiyet'in mülkiyet anlayışını da demokrasiye bağlamaktadır. Alpaslan Işıklı'nın bu yorumları zorlama olduğu kadar gerçek dışıdır da. Çünkü din ve demokrasi tarihsel olarak farklı koşulların ürünüdürler. Ayrıca kamusal alandan birinin çekilişi diğerinin daha güçlü bir biçimde varolmasını sağlamaktadır. Mülkiyet anlayışına gelince; Işıklı, "Nasıl ki mülkiyetin Tanrıya ait olması, "yarin dudağından gayrı" her şeyin ortak ve "hep beraber" olması anlayışını doğurmuşsa; iktidarın Tanrıya ait olması da demokratik olmasını zorunlu kılar. Zira, Tanrıya ait olduğuna inanılan hiçbir şey, hiçbir kimsenin olamaz; ancak, herkesin olabilir, Tanı'nın evi olduğuna inanılan cami ve cem evi gibi." (sf. 105) Ancak günümüzde cami ve cem evi dışında bu sözlerin doğruluğunu ispatlayan başka bir örnek yoktur. Çünkü İslamiyet her dinde olduğu gibi mülkiyetin güvencesidir. Özel mülkiyeti kurumsallaştırmanın ve meşrulaştırmanın en önemli araçlarından biridir. İslamiyet'teki zekat kavramı Işıklı'nın kitapta belirttiği gibi eşitsizliği ortadan kaldırmamakta, aksine zenginliğin ve fakirliğin kabulünden hareket ederek eşitsizliği normalleştirmektedir. Zekatın olabilmesi için zenginin yani mülk sahibinin ve zenginin zekatına ihtiyaç duyan yoksulun olması gerekmektedir.

    Türkiye'de Din Ve Demokrasi

    Elbette ki Müslümanlığı ve İslamlığı 'kökten dincilikle özdeş görmek doğru bir tutum değildir. Alpaslan Işıklı'nın kitabında belirttiği gibi,

    "Şeriat demek din demek değildir. Şeriat istemek din istemek değildir. Elbette ki özgür ve demokratik bir toplumda dini kabul etmeyen; dinle çelişen veya çeliştiği iddia edilen görüşler ortaya koyan bireyler de olacaktır. Ancak şeriata karşı çıkmak dine karşı çıkmak değildir." (sf. 92)

    Ancak şu da bir gerçek ki; din için mücadeleyle şeriatçılık genellikle bir arada yürümüştür. Bunun örneklerini Cumhuriyet tarihinde de sıkça görmek mümkün.

    "Kemalizmin tarihinde din sömürüsünün ilk ve en belirgin örneklerini, 20 Mayıs 1919'da yani Atatürk'ün Samsun'a ayak basmasından bir gün sonra kurulan İngiliz Muhipleri Cemiyeti (İngiliz Sevenler Derneği)'nin faaliyetlerinde görmekteyiz." (sf. 167)

    Kürt-İslam devleti kurmak üzere Cumhuriyet'e karşı 13 Şubat 1925'te patlak veren Şeyh Sait ayaklanması da yine dinin elden gittiği yönünde telkinlerle gerçekleştirilmiştir. Yine yakın tarihimizden bir örnek olan Milli Görüş Hareketi, aynı şekilde halkı dinsel inançlarından sürükleyerek Cumhuriyet'ten öç almanın hevesiyle siyaset sahnesine çıkmıştır. Zaman zaman çok etkili bir siyasi hareket olmuş ve hatta iktidar noktalarına kadar tırmanmıştır. Görüldüğü gibi din üzerine siyaset her zaman gericileri beslemiştir. Peki din sömürüsüne karşı nasıl mücadele edilmiştir?

    Din, Kemalizm karşısında her zaman gerici bir rol oynamamıştır.

    "Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı için çıktığı yolda, daha ilk adımlarını attığı andan itibaren, tüm yurttaş kesimlerinden gördüğü yoğun destek çerçevesinde din adamlarının ve dinsel inançların önemli yer tuttuğunu görürüz. Samsun'a ayak basışının ardından 12 Haziran'da Amasya'ya geldiğinde, kendisini karşılayanların başında Müftü Hacı Hafız Tevfik Efendi vardır... karşılama sırasında yaptığı konuşmada Hacı Hafız Tevfik Efendi, Atatürk'e şunları söylemiştir: "Çanakkale'den sonra şimdi de vatanı ikinci defa kurtarmayı ahd ettiniz, her anı endişeler içindeki yurda kurtuluşu nasip kılacak himmete giriştiniz. Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz, himmetiniz payidar olsun... ertesi gün 13 Haziran 1919 günü, Kamil Efendi, Sultan Beyazıt Camisi'nde verdiği "Milli Mücadelenin ilk vaazı"nda halka şöyle seslenmiştir: "Muhterem evlatlarım; Türk Milleti'nin, Türk hakimiyetinin artık hikmet-i mevcudiyeti kalmamıştır. Madem ki milletimizin şerefi, haysiyeti, istiklali tehlikeye düşmüştür. Artık bu hükümetten iyilik ummak bence abestir." (sf. 179)

    Görüldüğü üzere Kemalist önderlik hiçbir zaman din üzerinden bir siyaset izlememiştir. Dinine bağlı olmak vatansever olmanın önünde engel değildir. Ancak vatanseverlik devrimci bir ideoloji ve hareketle mümkündür. Kemalizmin de başarısı buradadır. Emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesi ekseninde bütün ezilen kesimlere seslenmiş ve onları mücadeleye katabilmiştir. Din de ancak bu çerçevede ilerici bir rol üstlenmiştir.

    Kemalizmin Din Politikası

    Kemalizm, din sömürüsüne karşı laiklik temelinde mücadele yürütmüştür. Yani din, tanrıyla insan arasında bir mesele haline indirgenmiştir. Bu da ancak milletin egemenliği dışında bütün kişisel ve ilahi egemenlik biçimlerine karşı mücadeleyle mümkün olmuştur. Bu anlamda halifeliğin kaldırılması önemli bir dönüm noktasıdır. Bundan hemen sonra sosyal, hukuksal ve siyasal alanda ardarda gelen bir çok devrim laikliğin kurumsallaşmasını koşullamıştır.

    Olumlu Bir Çaba


    Bu üç kavram arasında diyalog mutlaka gereklidir. Çünkü, bu üç kavram da çoğu zaman gerçek anlamlarının dışında birbirinin engelleyicisiymiş gibi gösterilmekte. Alpaslan Işıklı kitapta bu yanılsamalara tutarlı yanıtlar vermektedir. Kitap, ezilenlerin mücadelesine ışık tutan ideolojinin mümkün olan en geniş halk kesimlerini kucaklaması açısından önemli bir katkı niteliğini taşıyor. Kemalizmle Sosyalizm arasındaki sahte ayrılığı deşifre ederken dinin mücadelenin karşısında bir mevzi olarak konumlanışını da ortadan kaldırmayı amaçlıyor.

    Salih Yavuz


    Işığı Prof. Dr. Alpaslan Işıklı tutuyor. Bir bilim adamının dürüstlüğü ve titizliği ile... Ama herkesin kolaylıkla anlayabileceği, kimsenin yadsımayacağı kadar da açık ve yalın olarak... Sosyalizm, Kemalizm ve Din her aydının okuması gereken bir yapıt... Altı çizilerek okunması gereken...
    Ahmet Taner Kışlalı / Cumhuriyet

    Prof. Dr. Alpaslan Işıklı’nın Sosyalizm, Kemalizm ve Din gibi kitapları, yanlış yorumlarla tarihsel olayları bile bile saptırmalarla şaşkına döndürülen insanlarımıza Kemalist öğretinin ne olup ne olmadığını gösteren yapıtlardır.
    Oktay Akbal / Cumhuriyet

    Yurdumuzdaki sosyal ve siyasal çalkantıda ‘kafası karışmış’ olanlara yol gösterici bir kitap: Sosyalizm, Kemalizm ve Din... -son derece yararlı- eser...
    Attilâ İlhan / Cumhuriyet

    Prof. Işıklı’nın üçüncü baskısı İmge Yayınları’ndan çıkan Sosyalizm, Kemalizm ve Din adlı kitabı ayrı bir önemde ve uzun uzun tartışılmalı... Türkiye söz konusu oldukta, sosyalizm, Kemalizm ve din, anlamlı bir sacayağı halinde, apayrı ve yaşamsal bir önem taşıyor. Prof. Alpaslan Işıklı, bu tür çabalara karşı gösterilen titizliği haklı kılacak şeyler söylüyor. Kitabını, döne döne okumakta yarar var.
    Server Tanilli / Cumhuriyet



  6. #6
    njco2.bg adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    09-02-2008
    Mesajlar
    151
    Karizma Gücü
    0



    oktay sinanoğlunun yazıları konuşmlarının bir kısmının düzenlenmiş hali.. Ülkemize nasıl sahip çıkacağımız hakkında bize yol gösterebilir... her okuyan kendine bir pay cıkartır bu kitaptan...





    “Efendiler ve Ey Millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, müritler memleketi olamaz”
    Başbuğ Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK

    ....galiba biz O'nu iyi anlayamadık

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Dünya Bir Sahnedir (Kitap-Tanıtım)
    2006 Konuları bölümünde John_er tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 01.03.06, 21:51
  2. Kitap Eleştirileri
    2003 - 2004 Konuları bölümünde NoiaN tarafından açılmış
    Yanıt: 13
    Son Mesaj: 27.10.04, 21:37

Bu konuyla ilgili etiketler

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •