Selam.
Blog'umda yer alan bir yazımı, burada konu olarak açıp sizlerle paylaşmak istedim.
NOT: Ufak tefek eklemeler yaptım.
Buyrun..
“TESADÜF” KELİMESİ “BİLİM”İN DEĞİL (!!!) “ATEİST”İN
Son zamanlarda bazı kelimeleri çok sık duymaya başladım. Bu yazımda işte o sık duyduğum kelimelerden birisini masaya yatırmayı düşünüyorum. Bakalım sürekli arkasına gizlenilerek birtakım ideolojik konuşmalara malzeme olan o meşhur kelime ile bize ne anlatılmak isteniliyor. Daha doğrusu bu kelime kullanılarak ne gibi gerçeklerin gizlenilmesi hedefleniyor.
“Tesadüf” kelimesinin sözlük anlamını bir kenara bırakalım. Çünkü bu tanımlar biraz kafa bulandırıyor ve bizi gerçeklerden uzaklaştırıyor. Yapacağımız şey aslında neye “tesadüf” neye “tesadüf değil (!)” dediğimizi beraber düşünmek.
Mesela siz bir iş adamısınız. Her gün evden işe ve işten eve kendi otomobilinizle gidip geliyorsunuz. Bir gün değişiklik olması açısından otomobil yerine “dolmuş” vasıtasını kullanarak evden işe gitmek istediniz. Akşam yatmadan önce işe geç kalmamak için çalar saatinizi kurup yattınız. Sabah çalar saatin sesi ile uyandınız. Yatağınızdan kalkıp lavaboya gittiniz. Ellerinizi ve yüzünüzü yıkadıktan sonra yatak pijamalarınızı çıkarıp iş elbiselerinizi giymek için elbise dolabınızın karşısına geçtiniz. İş elbiselerinizi de giydikten sonra mutfağa geçip kahvaltınızı yaptınız. Elbette bu işlerinizi yaparken bir yandan da işe geç kalmamak için ara sıra saati kontrol etmektesiniz. Vaktin yaklaştığını görerek gerekli olduğunu düşündüğünüz evrakları yanınıza alıp evinizden dışarıya çıktınız. Küçük bir yürüyüşün ardından dolmuş durağına ulaştınız. Dolmuşu beklemeye koyuldunuz. Nihayet dakikalarca bekleyişin ardından dolmuş durağa geldi. Ve tabi dolmuşa bindiniz. Dolmuş ücretini şoföre verdikten sonra dolmuşun içine göz gezdirdiniz.
Ve...
--- Şirketteki en yakın arkadaşınızın da dolmuşta olduğunu gördünüz. ---
Doğal olarak bu ilginç karşılaşma için “Tesadüf işte (!)” dediniz.
Kurguladığım hikayeyi burada sonlandırıyorum.
Aslında hikayenin bu kısmına kadar birçok “Tesadüf işte (!)” sözü ile açıklamaya çalışacağımız yerler vardı. Fakat konsantrasyonu artırmak için hikayeyi bilirli bir yere kadar uzatmayı daha uygun buldum. Şimdi geldiğimiz noktayı biraz irdeleyelim.
Dolmuşa bindiğinizde, daha doğrusu iş arkadaşınız ile dolmuşta karşılaşana kadar, onunla dolmuşta karşılaşacağınızı bilmiyordunuz. Bilmediğiniz için de bu karşılaşmaya “Tesadüf” dediniz.
Peki ama, ya karşılaşacağınızı bilseydiniz (?!)
Mesela evden çıkmadan önce onunla telefon görüşmesi yapıp aynı dolmuş ile işe gitmek için zamanlama yapabilir ve bu karşılaşmayı bilinçli yapılan bir hareket haline getirebilirdiniz.
Eğer dolmuşa bindiğinizde onun dolmuşta olduğu bilgisine sahip değilseniz bu karşılaşmaya “Tesadüf”, bilgisine sahipseniz “Tesadüf değil (!)” derdiniz.
Bu demek oluyor ki, herhangi bir olaya tesadüf diyebilmemiz için onun bilgisine sahip olmamamız gerekir. Aksi takdirde karşılaşma tesadüfi olmaz.
Peki “Tesadüf” göreceli midir (?!)
Lütfen biraz önce kurguladığımız hikayeyi tekrar hatırımıza getirelim. Dikkat etmişseniz, hikayenin sonunda karşılaşan her iki kişinin de, karşılaşma hakkında herhangi bir bilgisi yoktu. Dolayısıyla bu karşılamayı her ikisi de aynı kelime ile, yani “Tesadüf” kelimesi ile açıklamaya çalışacaktı.
Şimdi hikayemizin başlarına dönelim ve küçük bir değişiklik yapalım. Dolmuşa son binen adam (yani siz), karşılaşmadan bir gün önce arkadaşının yarınki programından bir şekilde haberdar olmuş olsun. Bu durumda sizin, arkadaşınız ile dolmuşta karşılaştığınızda kullanacağınız kelime “Tesadüf değil (!)” olurken, onun kullanacağı kelime “Tesadüf” olacaktır. Buradan da görüyoruz ki “Tesadüf” denilen şey görecelidir. Fakat bu görecelilik kısa bir süre içindir. Siz, arkadaşınıza “Hayır. Senin bu dolmuşta olacağını, programından okudum ve bilinçli olarak buraya geldim. Dolayısıyla bu olay tesadüf ya da rastlantı değil (!)” dediğiniz anda, arkadaşınız “Evet. Bu durumda ben yanılmışım. Tesadüf değilmiş (!)” diyecektir.
Sonuç olarak esas meselenin “karşılaşma” değil (!) “sahip olunan bilgi” olduğunu ve bir kişi için “Tesadüf” ile açıklanabilecek bir olayın bir başkası için “Tesadüf değil (!)” ile açıklanabildiğini, yani “Tesadüf” denilen şeyin (kısa bir süre için olduğunu hatırlatırım) göreceli olduğunu, buna ek olarak gerçekleşmiş ya da gerçekleşecek olan olayın en az bir varlık tarafından biliniyor olması durumunda “Tesadüf” kelimesinin tamamen geçersiz olduğunu, yani o kelimenin olay ile hiçbir ilişkisi olmadığını gördük.
Yeryüzündeki canlılık da “Tesadüf” ile açıklanmaya çalışılır. Buraya kadar yaptığımız incelemeden çıkan “Tesadüf” kelimesinin anlamını, canlılığın başlangıcının açıklanması için kullanılan “Tesadüf” kelimesinin yerine koyduğumuzda tam olarak ne ile karşı karşıya kaldığımızı irdeleyelim.
Yapılan bilimsel araştırmalara göre yeryüzündeki canlılık alametleri “Arkeozoik Devir”de, yani zamanımızdan yaklaşık olarak 3,5 milyar yıl önce başlamaktadır. Bu noktada ilk canlının nasıl oluştuğu ile ilgili birçok fikir ortaya atılmıştır. Bilinen ilk fikir “Aristoteles” tarafından ortaya atılmıştır. Ona göre canlılar, cansızlardan kendi kendine oluşuyordu. Bir müddet (19. yy’ın 2. yarısına kadar) kabul gören bu fikir/hipotez daha sonra “Louis Pasteur”un yaptığı bilimsel deney ile çürütüldü. “Aristoteles”in canlılığın kökeni ile attığı bu hipotezin “Louis Pasteur” tarafından çürütülmesinin ardından farklı bilim adamlarınca bir takım hipotezler daha ortaya atılmaya başlandı. Atılan bu hipotezlerden biri canlılığın “Dünya”da değil, “Dünya dışında” başladığı ve bir şekilde yeryüzüne ulaştığı fikri idi. Fakat, bu görüşte fazla tutunamadı ve çürütüldü. Kaldı ki, bu fikrin çürütülememesi durumunda çözüm oluşmamakta, sadece sorun bir adım ileri atılmaktaydı. Çünkü, bu hipotezin doğrulanması durumunda zihinlerimizi kurcalayacak yeni soru “Uzayda hayat nasıl başladı (?!)” olacaktı. Görüldüğü gibibu hipotez “Canlılığın kökeni nedir (?!)” sorusuna çözüm getirmekten uzaktır.
Ve...
--- Canlılığın başlaması için bir takım polimerlerin (Karbonhidratlar, Yağlar, Proteinler…) tesadüf eseri (Kendiliğinden/Rastlantısal olarak) oluşmuş olması gerekiyordu. ---
Bu yazımın amacı “Evrim Kuramı”nı eleştirmek değildir. Daha çok, kuramın açıklanmasında kullanılan “Tesadüf” kelimesinin uygunluğunu/bilimselliğini sorgulamaktır. “Evrim Kuramı” dedim; çünkü, ne kadar da “Bu ikisi farklı şeyler” diyerek üzeri örtülmeye çalışılsa da aslında bu ikisi birbiri ile doğrudan ilişkilidir. “Evrim Kuramı” savunduğu fikir gereğince “Canlılığın kökeni nedir (?!)” sorusuna da açıklama getirmek mecburiyetindedir. Zaten internette “Evrim Kuramı” ile ilgili sitelere bir göz attığınızda, o sitelerde mutlaka “Canlılığın kökeni nedir (?!)” sorusu ile ilgili makaleler bulabilirsiniz. Buna rağmen “Evrim Kuramı’nın -canlılığın kökeni- ileilgisi yoktur” demeleri, bana göre sadece üzerlerindeki mevcut baskıyı hafifleştirmek adına yapılmış demagojiden ibarettir. Bu noktada “Dürüst” olmakta zorlandıkları ve üzerlerine doğru yöneltilen sorulardan -kısmen de olsa- kaçmaya çalıştıkları söylenilebilir.
Şimdi yazının akıcılığını korumak adına “Ve...” olarak nitelendirdiğim cümleyi buraya alıntılıyorum.
--- Canlılığın başlaması için bir takım polimerlerin (Karbonhidratlar, Yağlar, Proteinler…) tesadüf eseri (Kendiliğinden/Rastlantısal olarak) oluşmuş olması gerekiyordu. ---
Bir olayın olacağı bilgisi en az bir varlık tarafından bilindiği takdirde, o olayın aslında “Tesadüf” kelimesi ile açıklanamayacağını görmüştük. Burada, oluşacak olan polimerlerin karmaşıklığı ve olabilirliği beni ilgilendirmiyor. Zira, eğer işin içine “olabilirlik” kelimesi sokulmuş ise ve bu olabilirliğin ihtimali milyonda bir değil (!) milyarda bir de olsa “Evet, olabilir.” demek zorunda kalıyoruz. Dürüst olmaktan bahsettikten sonra elbette ki onu ilk kendim yapmam gerektiğini biliyorum. Kendim yapmalıyım ki başkalarına da “Dürüst ol” demeye yüzüm olsun; öyle değil mi (?!)
Şimdi konumuza dönecek olusak, bu polimerler için “Tesadüf eseri oluşmuştur” demek ile “Polimerlerin oluşacağı, hiçbir varlık tarafından bilinmiyordu” demek aynı şeydir. Peki bunun “Bilimsellik” ile ne ilgisi var (?!!)
Evet, polimerlerin oluşacağı bilgisinin başka bir varlık tarafından bilinip bilinmemesinin “Bilim” ile ne ilgisi var (?!!!!)
Polimerlerin oluşumuna “Tesadüftür” dendiğinde aslında üstü kapalı olarak “Yaratıcı yoktur” denmek isteniyor. Peki bunu bilim adamları bilmiyor mu (?) Bilenlerin bu kelimeyi kullanmayacağına eminim. Zira kelimenin anlamını bildikleri takdirde bu kelime ile, hakkında bilgileri olmadan bir varlığı yok saydıklarının ve bunun bilim ile uzaktan yakından ilgisi olmadığının farkında olacaklardır.
Tabi bu söylediklerimi yapacak olanlar gerçek "Bilim"e gönül vermiş kişilerdir. "Bilim" O'nun varlığı ya da yokluğu ile ilgilenmez. Eğer ilgilenecek ise, gülü açıklarken dikenini de açıklamalıdır.
"Bilim", "Bilim" olmaktan çıkartılmaya çalışılmaktadır.
Sonuç olarak evrim kuramı bilimsel araştırmalara dayansa bile bu kuramın “Tesadüf” ile açıklanmaya çalışılmasının bilimsel hiçbir yanı bulunmamaktadır.
Bütün bunlara rağmen entelektüel çevrelerce “Evrim Kuramı” ile ilgili bilgi verilmeye çalışılırken, gerek internet ortamında gerek çeşitli kitap ve dergilerde olsun ısrarla “Tesadüf” kelimesinin kullanılmasını ne ile açıklayabiliriz (?!)
Bilim adamının “Tesadüf” ile ilgisi olmadığını öğrendik. Fakat sürekli olarak bu kelimenin kullanılması işin içinde sadece bilimsel çevrelerin olmadığını gösteriyor.
Peki başka kimler var (?!!)
Elbette ki “ATEİST”ler.
Toplum genelinde “Evrim” anıldığında akla hemen “Ateizm”, “Ateizm” anıldığında da akla hemen “Evrim” geliyor. Böyle olmasının sebebini hiç düşündünüz mü (?!)
“Evrim Kuramı” “Bilim” ile alakalı olmalıdır. “Ateizm” ise bir tür inançtır. “Ateizm” bir yaratıcının olduğunu kesinlikle kabul etmeyen görüştür. O halde “Tesadüf”, bir “Bilim adamı”nın değil “Ateist adamı”nın ağzına daha yakışır ve işine gelir.
Demek ki “Evrim Kuramı”, “Tesadüf” kelimesi ile bilimsellikten tamamen yoksun olmakta ve “Bilim”in değil, “Ateizm” inancının savunucusu olmaktadır.
Kendini o kurama bir şekilde yamamayı başaran “Ateizm”, ısrarla yine o kuramın arkasına gizlenmekte ve günümüzde hala “No Yaratıcı, Yes Başı boş maymun sürüsü” propagandasını duyurmaya çalışmaktadır.
Bütün bu yazdıklarımdan sonra ortaya çıkan sonuçları siz değerli okuyucularımıza maddeler halinde sunmak istiyorum.
SONUÇLAR:
1. “Evrim”; henüz ispatlanamamış bir “Kuram”dır. Eğer bu kuram sadece “Tesadüf, Rastlantı…” gibi kelimelerle mantıklı olabiliyor ise, bu kuram daha baştan bilime karşıdır. Zira “Charles Darwin”in de açıklamalarını rastlantıların gücüne dayanarak yapmaktadır. “Tesadüf” kelimesinin bilimsel değil, inançsal bir boyutu olduğunu söylemiş ve açıklamıştık. Bu kelime, elinde hiçbir kanıt/delil olmadan “Tanrı YOKTUR” demektir. Bilim bu mu (!!?)
2. “Ateizm”; “Bilimsel” değildir. “İnançsal”dır.
3. “Tesadüf”; “Evrim Kuramı”nın sahte bilimselliği altından, “Ateist” inancın haykırma şeklidir.
“Ateizm”; “Evrim Kuramı”na dayanarak, günümüzde halen “NO Yaratıcı YES Başıboş Maymun Sürüsü” propagandasına devam etmektedir.
İlginç olan şu ki; bilimsel olmayan birşey (yani Ateizm) bilimselmiş gibi gösteriliyor, ve böylece "Evrim"e karşı çıkan "Teist"lerin, sanki "Ateizm"e değil de "Bilim"e karşı oldukları izlenimi oluşturulmaya çalışılıyor.
Biraz önce söylediklerim ile ilgili somut bir örneği sizlerle paylaşmak istiyorum.
Konu ile alakalı birkaç ayet ve yine ilgili olduğunu düşündüğüm birkaç resmi paylaşarak yazımı sonlandırıyorum. Vakit ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederim. Resimler için "Portillo_" arkadaşımıza ayrıca teşekkür ediyorum. Allah razı olsun. Albümünü ziyaret etmelisiniz. Tavsiye ederim.Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Eğitimde Yaratılışçılığı Tehlikeli Buldu
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM), 'Eğitimde yaratılışçılığın tehlikeleri' başlıklı raporu görüştü. Yaratılışın bilimselmiş gibi öğretilmesine karşı tasarı, 25 ret, üç çekimsere karşı 48 oyla benimsendi.
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nin 'Eğitimde Yaratılışçılığın Tehlikeleri' başlıklı 1580 sayılı kararı şöyle:
1. Bu raporun amacı bir inancı sorgulamak veya onunla savaşmak değildir -inanç özgürlüğü hakkı bunun yapılmasına izin vermez. Amaç, bir inancı bilim gibi göstermeye çalışan bazı eğilimlere karşı uyarıda bulunmaktır. İnanç ile bilimi birbirinden ayırmak gerekir. Bu, bir antagonizm meselesi değildir. Bilim ve inanç bir arada var olabilmelidir. Bu, inanç ve bilimi karşı karşıya getirme meselesi de değildir, ancak inancın bilime karşı gelmesini önlemek gerekir.
2. Bazı insanlara göre yaratılış, bir dini inanç konusu olarak, hayata bir anlam verir. Ancak Parlamenterler Meclisi, yaratılışçı fikirlerin eğitim sistemlerimiz içinde yayılmasının olası zararlı etkileri ve demokrasimiz açısından sonuçları nedeniyle endişe duymaktadır. Eğer dikkatli olmazsak yaratılışçılık, Avrupa Konseyi'nin ana kaygılarından biri olan insan hakları açısından tehdit halini alabilir.
3. Türlerin doğal seleksiyon yoluyla evrimleşmesinin inkârından doğan yaratılışçılık, uzun süre boyunca neredeyse sadece Amerikalılara özgü bir fenomendi. Bugünse yaratılışçı fikirler Avrupa'ya sızmaya başladı ve yayılışları Avrupa Konseyi üyesi birçok ülkeyi olumsuz etkiler hale geldi.
4. Çoğu Hıristiyan veya Müslüman olan günümüz yaratılışçılarının birinci hedefi, eğitim. yaratılışçılar fikirlerinin okulların bilim müfredatına eklenmesini sağlamaya kararlılar. Ancak yaratılışçılık bir bilimsel disiplin olduğu iddiasında bulunamaz.
5. yaratılışçılar bazı bilgilerin bilimsel karakterini sorguluyor ve evrim teorisinin de diğerleri gibi, bir yorumdan öteye gitmediğini iddia ediyorlar. Bilim adamlarını, evrim teorisini bilimsel açıdan geçerli kılmaya yetecek kadar kanıt gösterememekle suçluyorlar. Buna karşın kendi iddialarının bilimselliğini savunuyorlar. Bunların hiçbiri objektif analize dayanabilir görüşler değildir.
6. Doğa, evrim, başlangıcımız ve evrendeki yerimize dair yerleşik bilgilere meydan okur nitelikteki düşünce modlarının büyümesine tanıklık etmekteyiz.
7. Çocuklarımızın kafasında kanaat, inanç ve ideallerle ilgili olan şeyler ile bilimle ilgili olan şeyler arasında ciddi bir karışıklık yaratılmasına dair gerçek bir risk bulunmaktadır. 'Her şey eşittir' tutumu ne kadar çekici ve hoşgörülü de görünse tehlikelidir.
8. yaratılışçılığın kendi içinde çelişen birçok yönü vardır. yaratılışçılığın en son ve en rafine versiyonu olan 'akıllı tasarım' fikri, bir dereceye kadar evrimi reddetmez. Ancak daha incelikli bir yolla akıllı tasarım, kendi yaklaşımını bilimsel gibi sunmaya çalışmaktadır ki tehlike burada yatmaktadır.
9. Meclis, bilimin temel önem taşıdığında her zaman ısrar etmiştir. Yaşam ve çalışma koşullarında kayda değer gelişmeleri mümkün kılmış olan bilim ekonomik, teknolojik ve sosyal gelişmede de oldukça önemli bir unsurdur. Evrim teorisinin ilahi vahiylerle hiçbir ilgisi yoktur, bu teori gerçeklere dayanarak inşa edilmiştir.
10. yaratılışçılık katı bilimsel kurallara dayandığını iddia eder. Oysa gerçekte yaratılışçılar üç farklı yöntem kullanır: tümüyle dogmatik savlar; bilimsel alıntıların çarpıtılarak kullanılması, bunların bazen göz alıcı fotoğraflarla sunulması; ve çoğunluğu bu konularda uzman olmayan ancak az çok tanınan bilim adamlarının desteği. yaratılışçılar bu yollarla uzman olmayanların ilgisini çekmeye çalışırlar ve bu kişilerin zihinlerine şüphe ve karmaşa tohumları ekerler.
11. Evrim, sadece insanların ve halkların evrimi gibi basite indirgenebilecek bir konu değildir. Evrim teorisinin yadsınması, toplumlarımızın gelişimi açısından ciddi sonuçlar doğurabilir. Tıbbi araştırmalarda AIDS gibi bulaşıcı hastalıklarla etkin şekilde mücadele etmek amacıyla sağlanan ilerlemeler, evrimin her ilkesi reddedildiği takdirde, imkânsız olacaktır. Evrim mekanizmaları anlaşılmazsa, biyoçeşitlilikteki belirgin azalmanın ve iklim değişikliğinin getirdiği risklerin de tam olarak bilincine varılamaz.
12. Modern dünyamız, önemli bir kısmı bilim ve teknolojideki gelişmelerden oluşan, uzun bir tarihe dayalıdır. Ancak bilimsel yaklaşımın hâlâ çok iyi anlaşılamamış olması, her türlü köktendincilik ve aşırılıkçılığın gelişmesini teşvik edebilir. Bilimin topyekûn reddi, hiç şüphesiz insan hakları ve sivil haklara yönelik en ciddi tehditlerden biridir.
13. Evrim teorisine karşı savaş, çoğunlukla aşırı sağ siyasi hareketlerle yakın bir ittifak içinde bulunan aşırı dinci hareketlerden kaynaklanmaktadır. yaratılışçı hareketlerin gerçek bir siyasi gücü vardır. Birçok olayda ortaya çıktığı üzere esasen yaratılışçılık savunucularından bazıları, demokrasinin yerine teokrasi getirmek istemektedir.
14. Ana tektanrılı dinlerin tüm lider temsilcileri çok daha ılımlı bir tutum benimsemiştir. Örneğin Papa Benediktus XVI, öncülü Jean-Paul II'nin yaptığı gibi, bugün bilimlerin insanlığın evrimindeki rolünü övmekte ve evrim teorisinin 'sadece bir varsayım olmakla kalmadığını' kabul etmektedir.
15. Bu nedenle toplumlarımız ve demokrasilerimizin geleceği açısından, evrimle ilgili tüm olayların bir temel bilimsel teori olarak öğretilmesi şarttır. Bu nedenle, diğer tüm teoriler gibi bilimsel araştırmalara karşı ayakta durabildiği sürece, başta bilimsel olmak üzere tüm eğitim müfredatında merkezi bir konumda yer almalıdır. Dirençli bakterilerin ortaya çıkmasını teşvik eden antibiyotiklerin reçetelerinin yazılmasından, böcek ilaçlarının aşırı kullanımı nedeniyle mutasyona uğrayan böcekler üzerinde bu ilaçların etkisini yitirmesine varıncaya kadar, evrim her yerde mevcuttur.
16. Avrupa Konseyi kültür ve din üzerinde eğitim verilmesinin önemini vurgulamıştır. İfade ve kişisel inanç özgürlükleri adına, yaratılışfikirleri de diğer her türlü teolojik pozisyon gibi kültürel ve dini eğitime bir katkı olarak sunulabilirler, ancak bilimsel saygınlık talep edemezler.
17. Bilim, entelektüel çabada yerini başka bir şeyin dolduramayacağı eğitim sağlar. Bir şeyin 'neden öyle olduğunu' açıklamaya değil, ne şekilde çalıştığını anlamaya çalışır.
18. yaratılışçıların giderek artan etkisi araştırıldığında, yaratılışçılık ile evrim arasındaki münakaşanın entelektüel tartışma sınırlarının çok ötesine gittiği görülmüştür. Eğer dikkatli olmazsak Avrupa Konseyi'nin özünü oluşturan değerler, yaratılışçı köktendincilerin doğrudan tehdidine maruz kalacaktır. Çok geç olmadan tepki göstermek, Konsey parlamenterlerinin görevlerinin bir parçasıdır.
19. Parlamento Meclisi bu nedenle üye ülkeleri, özellikle eğitim makamlarını aşağıdakileri yapmaya çağırmaktadır:
19.1. Bilimsel bilgileri savunmak ve teşvik etmek; 19.2. objektif bilimsel bilgilerin yanı sıra bilimin temelleri, tarihi, epistemolojisi ve yöntemlerinin de öğretilmesini güçlendirmek; 19.3. bilimi daha anlaşılır, daha çekici ve günümüz dünyasının gerçeklerine daha yakın kılmak; 19.4. yaratılışçılığın evrim teorisiyle eşit seviyede bir bilimsel disiplin gibi öğretilmesine karşı çıkmak ve genel olarak yaratılışçı fikirlerin din haricinde herhangi bir disiplinin parçasıymış gibi sunulmasına direnç göstermek; 19.5. evrimin okul müfredatlarında temel bir bilimsel teori olarak öğretilmesini teşvik etmek.
20. Meclis, Haziran 2006'da Avcrupa Konseyi'nin 27 Bilim Akademisi'nin evrimin öğretilmesine dair bir deklarasyonu imzalamasından memnuniyet duyar ve diğer akademileri de bu deklarasyonu imzalamaya çağırır.
[Bu yazı 07-10-2007 tarihli Radikal Gazetesi'nden alınmıştır.]
EN'ÂM - 104
Doğrusu size Rabbinizden basiretler geldi. Artık kim (gerçeği) görürse yararı kendisine, kim de (gerçeğe karşı) kör olursa zararı kendisinedir. Ben sizin üzerinize bekçi değilim.
RA'D - 19
Rabbinden sana indirilenin hak olduğunu bilen kimse, kör gibi olur mu (?) Ancak sağduyu sâhipleri öğüt alır.
İSRÂ - 72
Şu dünyâda kör olan kimse, âhirette de kördür. Yolu daha da sapıktır.
ARAMIZDA KÖR YOK ÖYLE DEĞİL Mİ (?!)
ARAMIZDA KÖR YOK ÖYLE DEĞİL Mİ (?!)
ARAMIZDA KÖR YOK ÖYLE DEĞİL Mİ (?!)
YÛNUS - 43
İçlerinden sana bakanlar da var. Fakat körleri sen mi yola götüreceksin (?) Hele sezgileriyle de görmüyorlarsa (?)
NEML - 4
Âhirete inanmayanların işlerini kendilerine süslemişizdir, körü körüne bocalarlar onlar.
HO$ÇAKALIN


LinkBack URL
About LinkBacks




Alıntı Yaparak Cevapla
) Bu madde nerden geldi... ? Bigbangin o noktası nerden geldi ?

kelimesinin arkasına saklananların bilimsellik yalanını gözler önüne seren çok güzel bir çalışma olmuş ,

