Lal yalnızlıgım
bir elin avucunda sıkılarak parçalanmak
parmakların arasından zerre zerre dökülmek
çorak topraga düşen tohum misali
son bir umutla yagmuru beklemek gibi
nasıldır bilirmisin
lal bir yanlızlıga mahkum edilmek...
hazan mevsiminde
sıkı sıkı tutundugu dalı
kaybetme korkusuyla titreyip
sararıp solmak
bir eylül akşamında ansızın
rüzgarın avuçlarında
bilmedigin hüzün diyarlarına savrulmak
aklıyın zafer çıglıklarına
yenilmiş bir yüregin hıçkırıkları karışırken
kendine kimsin sen nesin?
demek nasıldır bilirmisin
lal yanlızlıga hapsedilmek...
etrafında hayat tam gaz giderken
insanların hengamesini duymuyorsan
kendin kendinle sarmaş dolaşsan
acılar bir çorap gibi sökülüp
önünde yumak yumak sarılıyorsa
nasıldır bilirmisin kupkuru gözlerle aglamak...
eline aldıgın kalem
önünde duran defter
hüznünden tirtir titriyorsa
ve HÜZÜN ŞAİRİ ŞİİR YAZAMIYORSA
nasıldır bilirmisin
ilhamı beklerken
çoraklaşıp lal yalnızlıgından dörtlük dilenmek...
kaldırımlardan ayak sesin duyulmuyorsa
köşe başları bomboş kalmışsa
sokaklar anlamlı gelmıyor
caddeler bile suskunsa
nasıldır bilirmisin
neon ışıklarında adını bulmak...
birgün bin güne eşleniyorken
saatlerın matemine ortak olmak
dakikaların hıçkırıkları duyulmuyorsa
saniyelerin feryadından
saliseler kifayetsiz kalıyorsa hüznüne
söyle nasıldır bilirmisin
ölümden farksız lal yalnızlıgına gömülmek...
tıpkı sen gibi
lal yalnızlıgın suskunlugunda ölmek.....


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla

