• Reklam
9 sonuçtan 1 --- 9 arası gösteriliyor
  1. #1
    csyasoo adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    09-07-2005
    Mesajlar
    16,466
    Karizma Gücü
    10

    Onay Konu İsteklerinizi Buradan Yapabilirsiniz

    Evet arkadaşlar aradığınız size lazım olan ekonomi ile alakakı bilgileri çekinmeden bizden isteyin

    Elimizden geldiği kadar sizlere yardımcı oluruz

  2. #2
    BiTaNeSi adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    10-08-2007
    Mesajlar
    15
    Karizma Gücü
    0
    arkadaşlar türkiyenin dış borcu hakında tüm kapsamlı bilgileri tarihçesini,en çok hangi kurumlar dış borçlanmaya gider,gitmelerindeki sebepler nelerdir?amerika avrupa ülkelerindeki dış borç gelişmeleri nelerdir ve bu ülkelerin türkiye ekonomisi ile karşılaştırılması nedir?bu konuda yardımcı olursanız sevinirim..en az 10 kaynak bulmalıyım bu yüzden sizdende yardım istiyorum şimdiden ilginiz için tşşekür ederim...
    MAKSAT HAYATA GICIKLIK OLSUN HEP GÜL







    SEVDİĞİN MÜDDETÇE VE SEVEBİLDİĞİN KADAR,SEVDİĞİNE HER ŞEYİ VERDİĞİN MÜDDETÇE VE VEREBİLDİĞİN KADAR GENÇSİN...<NAZIM HİKMET>

  3. #3
    ramseyy adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-11-2005
    Mesajlar
    3,518
    Karizma Gücü
    7
    konu ile ilgili çok fazla bir araştırma yapamadım ama istersen aşağıdaki adreslere bi göz at


    http://www.treasury.gov.tr/stat/disb...tistikleri.htm

    http://www.treasury.gov.tr/stat/ti87.htm

  4. #4
    fightclub11 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-09-2005
    Mesajlar
    5,458
    Karizma Gücü
    8
    Tezgah&#252;st&#252; piyasalarda ,Kişisel yatırımcıların g&#252;ncel &#199;ift para birimli Opsiyon oranları listesi gerekli
    Birde Banda dayalı opsiyonlarda anapara garantisi hakkında detaylı bilgi isteğimi iletiyorum

  5. #5
    BiTaNeSi adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    10-08-2007
    Mesajlar
    15
    Karizma Gücü
    0
    teşekk&#252;rler çok saolun
    MAKSAT HAYATA GICIKLIK OLSUN HEP GÜL







    SEVDİĞİN MÜDDETÇE VE SEVEBİLDİĞİN KADAR,SEVDİĞİNE HER ŞEYİ VERDİĞİN MÜDDETÇE VE VEREBİLDİĞİN KADAR GENÇSİN...<NAZIM HİKMET>

  6. #6
    kutayhan__44 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-02-2007
    Mesajlar
    241
    Karizma Gücü
    0

    mal ve hızmet uretımı organızasyonları

    mal ve hızmet uretımı organızasyonları hakkında bılgı sahıbı arkadasların var.yardımcı olursanız sevınırım

  7. #7
    infinitect adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    06-04-2008
    Mesajlar
    1
    Karizma Gücü
    0

    Duyuru ithalat bağımlılığının zararları

    bir ülkenin örneğin bizim ülkemizin giderek artan ölçüde ithalata bağımlı olmasının sebeplerini, GENİŞ ÖLÇÜDE BANA AÇIKLARSANIZ MENNUN OLURUM ,bu ithalat bağımlılığın bizim ekonomimize zararları, bunu bir çözüme ulaştırmak için yapmamız gerekenler????
    Stop in the mud try was so clear
    When suddenly And the body starts To
    Shiver hold me..!

  8. #8
    Gazi Paşa adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-01-2007
    Mesajlar
    4,435
    Karizma Gücü
    0

    Türkiye’de Diş Borç Sorunu, Diş Borçlarin Sürdürülebilirliği

    Haluk TANDIRCIOĞLU


    . T&#220;RKİYE'DE KAMU KESİMİ BOR&#199ANMA GEREĞİNİN GELİŞİMİ

    Bir &#252;lkedeki idari teşkilatlanmaya uygun olarak boyutları değişen, merkezi idare, mahalli idareler, katma b&#252;tçeli idareler, sosyal g&#252;venlik kuruluşları, döner sermaye işletmeleri, KİT’ler ve b&#252;tçe dışı fonlar kamu kesimini oluşturmaktadır. Bu kurum ve kuruluşların açıkları ise Kamu Kesimi Borçlanma Gereğini, diğer adıyla Kamu Kesimi Finansman Açıklarını meydana getirmektedir. Yani, KKBG (KKFA) = Kamu Kesimi Gelirleri-Kamu Kesimi Giderleri şeklinde ifade edilebilir. Bunun yanında kamu açıklarını değişik açılardan tespit eden çeşitli tanımları da bulunmaktadır. Bunlar; birincil açık, işlemsel açık ve cari açıktır.

    Kamu kesiminin borçlanabilirlik durumu hakkında bilgi veren ve açıkların s&#252;rd&#252;r&#252;lebilirliğini gösteren Birincil açık ( faiz dışı açık) b&#252;tçe açıklarından net borç faiz ödemelerinin çıkarılmasıyla elde edilir.

    İşlemsel açıkta ise, enflasyonun etkisi dikkate alınmaktadır. Yani işlemsel açık, birincil açık ile faiz ödemelerinin reel toplamı olarak tanımlanabilir. Enflasyon karşısında nominal faiz oranlarında enflasyon oranı kadar meydana gelen artış, enflasyonun ana para &#252;zerinde meydana getirdiği aşınmayı ifade eder.

    Net değer b&#252;tçe açığı olarak da bilinen cari hesap açığı kavramı kamu kesiminde oluşturulan tasarrufların b&#252;y&#252;kl&#252;ğ&#252;n&#252; de ifade etmek &#252;zere kullanılır. Cari hesap açığı, sermaye oluşumuna veya finansal aktiflerde bir artışa neden olmayan cari harcamaları cari gelirlerden çıkarmak suretiyle elde edilir. Diğer bir ifadeyle, bu tanımda yatırım harcamaları ile sermaye gelirleri dikkate alınmamaktadır.

    Kamu kesimi borçlanma gereği açık b&#252;tçe politikasının bir sonucudur. T&#252;rkiye’de kamu kesimi borçlanma gereğinin artması da yine bu politikaların sonucunda olmaktadır. T&#252;rkiye’deki kamu kesimi borçlanma gereği yıldan yıla artış gösterirken yaşanan bir diğer gelişme de sadece klasik anlamda kamu kesimi finansman açıklarının ölç&#252;ld&#252;ğ&#252;, bunun dışındaki açık tanımlamalarının göz ardı edildiğidir. Kamu kesimi borçlanma gereğinin gelişimine baktığımız zaman 1975 yılında y&#252;zde 6.1 olan KKBG’nin GSMH’ya oranı 1998 yılında y&#252;zde9.2 olarak gerçekleşmiştir. 1999 yılı için toplam kamu kesimi borçlanma gereği GSMH’nın y&#252;zde14.3’&#252; olarak tahmin edilmiştir.

    II. DIŞ BOR&#199ANMA ve NEDENLERİ

    Artan kamusal faaliyetlerin finansmanında devletlerin elinde çeşitli araçlar bulunmaktadır. Harcama programlarını finanse etmek için bağımsız parasal sistemlerde h&#252;k&#252;metin &#252;ç aracı kullanması m&#252;mk&#252;nd&#252;r. Bunlar, vergilendirme, emisyon ve borçlanmadır. Emisyon g&#252;çleri olmayan bağlı yönetimlerin ya da milli paralarını uluslararası ekonomideki dış g&#252;çlere bağlayan ulusal yönetimlerin elinde yalnızca vergilendirme ve borçlanmadan oluşan iki araç mevcuttur. İşte borçlanma gelirleri içinde inceleme konumuzu oluşturan dış borçlar, dış kaynaklardan sağlanan alındıkları ya da geri ödemeleri sırasında ulusal gelir &#252;zerinde arttırıcı ya da azaltıcı etkide bulunan ve uluslararası ilişkiler sonucu doğan transfer akımlarıdır.

    Dış borçlar tanımdan da gör&#252;ld&#252;ğ&#252; gibi başlangıçta milli gelire bir katkı sağlamakta, fakat ödenmesi aşamasında ise milli gelirde azalmaya yol açmaktadır. &#199;alışmamızda inceleyeceğimiz dış borç kavramının zaman zaman dış finansman ve dış yardım, dış kaynak terimleri ile eş anlamlı olarak kullanıldığı göze çarpmaktadır. Fakat hemen şunu belirtmeliyiz ki, dış borçlar ile dış yardımlar aynı anlama gelmemektedir. Dış yardımlar, &#252;lkelere yapılan tek taraflı transferler için kullanılmaktadır. &#220;lkeler arasında ekonomik amaçlı bu t&#252;r mali yardımlar g&#252;n&#252;m&#252;zdeki anlamı ile II. D&#252;nya Savaşı’ndan sonra değişen siyasi, ticari ve ekonomik gelişmeler sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu sebeplerle dış borçlarla dış yardımları birbirinden ayrı ayrı değerlendirmek gerekmektedir. Genellikle devletleri dış borç almaya iten sebepler konusunda farklı yaklaşımlar söz konusudur. Bunlardan birincisi iç tasarrufların yetersiz olması, diğeri iç tasarruf d&#252;zeyinin dışında dövizin kıt faktör olması ve dış finansman gerektirdiği d&#252;ş&#252;ncesidir.

    Tasarruf yetersizliği nedeniyle, az gelişmiş &#252;lkelerde hem fert başına d&#252;şen sermaye miktarı azalmakta ve hem de mevcut sermayenin artışı pek yavaş olmaktadır. Halbuki milli gelirin sermaye birikimine ayrılan nispetinin b&#252;y&#252;k oluşu, kalkınma hamlesinin başarısını etkilemektedir. O halde, sermaye birikimi iktisadi kalkınmanın en stratejik noktası olmaktadır. Gelişmekte olan &#252;lkeler açısından dış finansmana başvurmaksızın kalkınmak pek m&#252;mk&#252;n göz&#252;kmemektedir. Ancak gözden uzak tutulmaması gereken nokta bu finansman aracının devamlı bir gelir kaynağı olarak kabul edilmemesidir. Dış finansman kaynaklarının kullanımı kalkınmanın başlangıcı aşamasında faydalı gör&#252;lmektedir. Kalkınma hamlesinin devam ettirilmesi ise ancak iç finansman kaynaklarının genişletilmesine bağlıdır. Eğer dış borçlar alındıkları amaçlara uygun olarak kullanılırlarsa, &#252;lkeye döviz getirisi sağlayacak ve &#252;lkenin kalkınma stratejisine uygun olacak şekilde yatırımlar gerçekleştirilirse, bu borçlar kendi kendini finanse edebilecektir. Aksi takdirde borçların ödenme zamanı geldiğinde borcun ödenememesi söz konusu olabilir ve pek arzu edilmeyen diğer bir borçlanma nedeni ortaya çıkar. O da borç ödemek için borçlanma (re-finansman)'dır. Borçlanılan kaynakların verimli alanlarda kullanıldığını varsaydığımız zaman diğer bir ifadeyle re-finansman miktarlarını bir yana bırakırsak, talep edilecek borç miktarı çeşitli faktörlere bağlı olacaktır. İlave dış kaynak gereksinimi ve buna bağlı olarak talep edilecek borç miktarını, kabul edilen gelişme hızının koyduğu sınırlar içinde, yatırım hacmi, iç tasarruf miktarı, marjinal sermaye hasıla oranı, ithal malı ve ihracat hacmi belirlemektedir.

    T&#252;rkiye açısından borçlanma nedenlerinin neler olduğuna baktığımızda, şayet döviz yetersizliğini, iç tasarruf hacminden ayrı kısıtlayıcı bir faktör olarak göz ön&#252;ne alırsak, iç tasarruf seviyesi y&#252;kseltilse dahi, bu ilave iç tasarrufun, ithalat veya ihracatın arttırılması veya dövize çevrilmesi her zaman sağlanmayabilir. Diğer bir deyişle, dış ticaret hadlerinin aleyhe dön&#252;ş&#252; sebebiyle b&#252;y&#252;k değer kayıplarına uğramadan, iç tasarrufların dövize çevrilmesi olanağı sınırlıdır.

    Bu gör&#252;ş&#252;n ulaştığı doğal sonuç, gelişmekte olan &#252;lkelerin b&#252;y&#252;k bir böl&#252;m&#252;nde dış kredilerin döviz yetersizliği sorununu çöz&#252;mlemesi, yatırım kaynaklarını takviye etmesinden çok daha önemlidir. Kalkınma planlarımızda ve yıllık programlarda dış kaynak gereksiniminin belirlenmesinde, iç tasarruf açığı ile dış ticaret açığının ayrı ayrı değerlendirildiği, hatta bu hesaplamada dış ticaret açığının egemen faktör olarak kabul edildiği gör&#252;lmektedir. Buna bağlı olarak &#252;lkemizin gereksinim duyduğu dış borç miktarını başlıca etken olarak iç tasarruf açığı değil, aksine dış ticaret açığı belirlemekte ve planlarımızda iç tasarruf miktarı diğer yan belirleyici faktörler olarak kabul edilmektedir.

    &#214;zetle ifade etmeye çalışırsak, &#252;lkemiz ihracat yapısında önemli değişiklikler sağlanamadığı ve mevcut kaynaklarını t&#252;ketim malları &#252;reten alanlardan, sermaye mallarına doğru kaydırmadıkça, “İç tasarruf açığı ile dış ödemeler dengesi açığını” ayrı ayrı dikkate almak zorunda kalacaktır. Bu nedenle dış kredilerin T&#252;rkiye’nin döviz kaynaklarını takviye etmesi, yatırım kaynaklarını arttırması kadar önemlidir.

    III. T&#220;RKİYE’DE DIŞ BOR&#199; SORUNU

    T&#252;rkiye’de dış borç sorununu incelediğimiz zaman, kamu kesiminin ekonomide uzun s&#252;re ağırlıklı payının olmasının sonucunda borçlanmaya duyulan ihtiyacın artması ve bu gelişimin hem iç hem de dış borçlanma yön&#252;yle geliştiği şeklinde olduğu tespitine gidebiliriz. &#199;&#252;nk&#252; &#252;lkemizde devlet gerçek gelirlerini arttıramamakta, bunun yanında faaliyet alanları da giderek genişlemektedir. T&#252;rkiye'de dış borç sorunun doğmasının sebeplerini daha da arttırmamız m&#252;mk&#252;nd&#252;r. Fakat &#252;zerinde durulması gereken nokta, sorunun ne olduğu bilindiği halde bu sorunun çöz&#252;m&#252;nde ihmalkar davranılmasıdır Kamu Kesimi Finansman Açıkları’nın (KKFA) doğmasında önemli yeri olan kuruluşların temel problemleri hala devam etmektedir. &#214;rneğin belediyelerin dış borçlanmaya gidişinin temel sebepleri olan kaynak yetersizliği, yurt içi borçlanma imkanlarının sınırlılığı, yerli banka kredilerinin çok y&#252;ksek olması ve İller Bankası'nın belediyelerin genel b&#252;tçe gelirlerinden verdikleri pay oranında kefalet vermesi gibi nedenlerle dış borçlanmaya ihtiyacı devam etmektedir. Bu eksikleri ortadan kaldırmaksızın belediyelerin gerçekleştirdiği dış borçlanmayı belli seviyelerde tutmak gerçekten g&#252;ç olacaktır. Yine ilave olarak sosyal g&#252;venlik kuruluşlarının, kamu iktisadi teşebb&#252;slerinin, fonların ve döner sermaye işletmelerinin sebep olduğu açıklar hala devam etmektedir. Bu kuruluşlar için de hala yapısal önlemler alınamamakta ve dış borçlanma bir sorun olmaya devam etmektedir.

    T&#252;rkiye’de borçlanmanın bir sorun olup olmadığı konusundaki tespiti uluslararası kriterler açısından da değerlendirebiliriz. &#214;rneğin T&#252;rkiye’nin de &#252;ye olmak için m&#252;cadele gösterdiği Avrupa Birliği’nin mali kriz göstergelerine baktığımızda, Maastricht Anlaşması’nın 104/C maddesinde belirtildiği gibi “mali kriz” göstergesi olarak iki temel kriter benimsenmektedir. Bu kriterlerden birincisi kamu kesimi açıklarının GSYİH’ ya oranının y&#252;zde3 oranını aşmamasına ilişkindir. İkinci kriter ise kamu borç stokunun GSYİH’ nın y&#252;zde 60’ını geçmemesi ilkesi &#252;zerine oturtulmuştur. Kamu kesimi finansman açıkları göstergesi açısından T&#252;rkiye mali kriz içerisindedir. Yine kamu kesimi borç stoku açısından da T&#252;rkiye Maastricht kriterlerinin gösterdiği sınırları aşmış durumdadır.

    IV.T&#220;RKİYE'DE DIŞ BOR&#199ANMANIN GELİŞİMİ

    Kamu kesimi borçlanma gereğinin gösterdiği gelişimde de ortaya koyduğumuz gibi T&#252;rkiye'nin borçlanmaya olan gereksinimi giderek artmaktadır. Bu sebeple hem iç hem dış borçlanma aracılığıyla kamu kesimi finansman açıkları kapatılmaya çalışılmaktadır. Bu çalışmada incelemiş olduğumuz dış borçların bug&#252;nk&#252; durumunu sağlıklı şekilde analiz edebilmek ve borçlanma politikalarını belirlemek ancak tarihsel gelişimini de incelememiz yoluyla m&#252;mk&#252;n olabilecektir. Bu sebeple aşağıda dönemler itibariyle dış borçlanmanın tarihsel gelişimi ortaya konmaya çalışılmıştır.



    A. 1980 &#214;ncesi Dönemde T&#252;rkiye’de Dış Borçlanmanın Gelişimi

    T&#252;rkiye Cumhuriyeti’nin ilk dış borçlanmasına baktığımız zaman Osmanlı Devleti’nden alınan dış borçların y&#252;k&#252;ml&#252;l&#252;ğ&#252; altına girdiğini görmekteyiz. Bu borçların kesin miktarı 22.04.1933 tarihinde Paris’te Cumhuriyet H&#252;k&#252;meti ile alacaklı devletler arasında yapılan anlaşmayla 65 milyon lira civarında olmuştur. Cumhuriyetin ilk yıllarında Osmanlı Devleti'nden kalan borçların finansmanı ve ulaştırma ağırlıklı yatırımların finansmanı için dış borçlanmaya gidilmiştir. Dış borçlanma açısından asıl yoğun dönem 1950’den sonra başlamıştır. &#214;zellikle T&#252;rkiye’nin II. D&#252;nya Savaşı’ndan sonra batıya yönelmesi, OEEC ve NATO’ya &#252;ye olması, bu yıllarda OECD’nin Avrupa’nın yeniden imarı için yardıma ihtiyacı olduğuna dair hazırladığı rapor &#252;zerine başlatılan Marshall yardımlarından T&#252;rkiye’ye 225 milyon dolar d&#252;şm&#252;şt&#252;r. 1950’li yıllardan sonra ödemeler dengesinde meydana gelen açıkların b&#252;y&#252;mesi dış borçlanmayı olumsuz bir duruma d&#252;ş&#252;rm&#252;şt&#252;r. 1957 yılında T&#252;rkiye vadesi gelen borçlarını ertelemek ve 350 milyon dolarlık yeni kredi teminine gitmek zorunda kalmıştır. T&#252;rkiye’nin dış borçları 1930 ile 1960 arasında y&#252;zde 410 gibi ciddi bir artış göstermiştir.

    Planlı dönemin başlaması ile birlikte yurtiçi tasarruf eksikliğini gidermek amacıyla da borçlanmaya gidilmiştir. Bu dönemde alınan kredilerin b&#252;y&#252;k bir çoğunluğu konsorsiyum kredilerinden sağlanmıştır. Alınan bu konsorsiyum kredileri "Program Kredileri", "Proje Kredileri", "Borç Ertelemesi" ve "Re-finansman Kredileri" şeklinde gerçekleşmiştir. İlk &#252;ç planda dışarıya bağımlılığın azaltılması yön&#252;nde adımlar atılmaya çalışılmış, fakat başarıya ulaşılamamıştır. 1973-1974 yıllarında yaşanan petrol krizi, önemli bir petrol ithalatçısı olan T&#252;rkiye’yi de olumsuz etkilemiştir. Bu dönemde dış borçlarımız sadece 1974 yılı için 359 milyon dolar olmuştur. Bu dönemde ilk defa Avrupa para piyasalarından da borçlanılmış, fakat kısa vadeli ve y&#252;ksek faizli olmaları nedeniyle bu piyasalardan borçlanmaya son verilmiştir. 1970’li yılların sonlarına gelindiğinde &#252;ç ayrı dış borç erteleme anlaşması yapılmış ve 5.5 milyar dolarlık borç ertelemesine gidilmiştir. Bu dönemde hızla köt&#252;ye giden dış dengenin d&#252;zeltilmesi amacıyla 1979 yılında 16 OECD &#252;lkesi tarafından T&#252;rkiye’ye 962 milyon dolarlık yardım taahh&#252;d&#252;nde bulunulmuş, 1 milyar dolarlık dış borç ertelemesi de karara bağlanmıştır.

    B. 1980 -1990 Döneminde T&#252;rkiye’de Dış Borçlanmanın Gelişimi

    1980 yılına gelindiğinde, dış borçların 13 milyar 722 milyon dolar d&#252;zeyinde olduğu gör&#252;lm&#252;şt&#252;r. Dış borçların bileşiminde bu yıllardan sonra vade yapısının kısaldığı bir döneme girilmiştir. &#214;zellikle 24 Ocak 1980 tarihinde alınan ekonomik önlemler paketi ile bu tarihe kadar izlenen temel ekonomi programları terk edilmiş; bir yandan fiyat istikrarı, öte yandan ekonominin içinde bulunduğu döviz dar boğazı ve dış borç tıkanıklığını aşmak &#252;zere çok önemli kararlar alınmıştır. Döviz dar boğazı ve dış borçlarla ilgili olarak çok b&#252;y&#252;k bir yenilik, ihracatın teşvik edilerek T&#252;rk ekonomisinin dışa açılmasıdır. İhracatın yanı sıra turizm ve işçi dövizleri yoluyla döviz sağlayıcı teşvikler uygulamaya konulmuştur. Bu dönemde alınan bu önlemlere rağmen dış ticaretteki dengesizlikler ortadan kaldırılamamış ve bu dönemde özellikle 1983'den sonra dış borç y&#252;k&#252; yeniden artmaya başlayarak 1979' daki seviyesinin &#252;zerine çıkmıştır. Dış borçlarda değişken faiz uygulanmaya başlanmış, bu durum dış borç miktarının daha da artmasına yol açmıştır.

    Bu dönemdeki dış borç miktarındaki artışın en b&#252;y&#252;k nedenlerinden biri de ABD dolarının diğer paralar karşısında giderek değer kaybetmesidir. &#220;lkemizde de borçların bileşiminde dolar dışı paraların ağırlıklı olması nedeniyle, dış borçların ABD doları cinsinden artmasına yol açmıştır. T&#252;m bu gelişmeler borç miktarının giderek artmasına neden olmuştur. Sadece 1984-1988 yılları arasında dış borçlarımız ikiye katlanmıştır. T&#252;rkiye'nin dış borçlanmasıyla ilgili en ciddi değişikliklerden birisi 1989 yılından itibaren gerçekleştirilmiştir. Bu tarihten itibaren dış borç y&#252;k&#252; ulaştığı tehlikeli noktadan geri çekilmeye ve Dış Borç/GSMH oranı d&#252;ş&#252;r&#252;lmeye başlanmıştır. Hazinenin bu dönemde dış borçlanmanın dış borç servisiyle sınırlandırılması ilkesini titizlikle uygulaması bu olumlu sonucu doğurmuştur. Dış borç y&#252;k&#252; ve dış kredibilite açısından olumlu olan bu gelişme, iç denge açısından benzeri önlemlerin alınamaması nedeniyle, bu kez, iç ekonomik istikrar sorununu g&#252;ndeme getirmiştir.

    C. 1990 Sonrası Dönemde T&#252;rkiye’de Dış Borçlanmanın Gelişimi

    1990'lı yıllara gelindiğinde dış borçların artış s&#252;reci devam etmiştir.1990 yılında borç miktarımız 19.03 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Bu olumsuz gelişmeler sadece 1994 yılında bir azalış göstermiştir. Fakat bu yıldan sonra artış trendine yine devam etmiştir. 1995 yılına gelindiğinde 73.728 milyon dolar seviyesine ulaşmıştır. Uluslararası para piyasalarından sağlanan krediler nedeniyle dış borç y&#252;k&#252; bu dönemde yaklaşık &#252;ç kat artmıştır. Bu dönem incelendiğinde özellikle, 1994 ve 1996 yıllarında dış borçlanmaya çok az miktarlarda başvurulduğu gör&#252;lmektedir. &#199;&#252;nk&#252; bu yıllarda dış borç servis ödemelerinin ağırlaşması hazineyi g&#252;ç durumda bırakmıştır. Bu da &#252;lkemizin borç krizine doğru s&#252;r&#252;klendiğini ve uluslararası finans kuruluşlarından kredi temininde g&#252;çl&#252;k çektiğini göstermektedir. 1997 yılına gelindiğinde konsolide b&#252;tçenin denk olması öngör&#252;lm&#252;ş ve bunun için harcamaların reel olarak daraltılması, b&#252;tçe gelirlerinin ise geliştirilmesi hedeflenmiştir. Program öngör&#252;s&#252;n&#252;n aksine, harcamaların reel olarak kısılamaması ve vergi dışı gelirlerde hedeflenen d&#252;zeylere ulaşılamaması, mevcut açıkların ve borçlanmaya duyulan ihtiyacın devamına yol açmıştır. T&#252;rkiye’nin mevcut borçlanma yapısıyla ekonomisini istediği hedeflere doğru yönlendiremeyeceği verilerden de anlaşılmaktadır.

    Tablo I: Yıl Sonları İtibariyle Dış Borç Stokuna Kur Etkisi1 (Milyon ABD Doları)

    DIŞ BOR&#199; STOKU*

    Dönem sonu
    &#214;nceki Yıl
    Kur
    Nominal
    Reel

    Yıllar
    Kuru ile
    Sonu Kuru ile
    Farkı ( A)
    Hareket ( B)
    Hareket ( C)

    1990 49.035
    45.913
    3.123
    7.284
    4.161

    1991 50.489
    50.345
    144
    1.454
    1.310

    1992 55.592
    56.975
    -1.383
    5.103
    6.486

    1993 67.356
    67.892
    -536
    11.764
    12.300

    1994 65.601
    61.300
    4.301
    -1.755
    -6.056

    1995 73.278
    71.308
    1.970
    7677
    5.707

    19962 84.076
    88.637
    -4.561
    --
    --

    1997 91.262
    95.852
    -4.590
    7.186
    11.776

    1998 103.861
    101.441
    2.420
    12.599
    10.179

    1999( &#199;3) 104.380
    105.530
    -1.150
    519
    1.669


    1 (A) Borç stokunun ilgili dönem sonu kuru ile hesaplanan tutarı ile bir önceki yıl sonu kuru ile hesaplanan tutarı arasındaki farktır,

    Yıl sonu kuru ile hesaplanan dış borç stokunun bir önceki döneme göre artış miktarı,
    Nominal hareket-Kur farkı.
    2 1996 yılında yeni dış borç serisi hesaplanmaya başladığından , dış borcun 1996 yılı nominal ve reel hareketi hesaplanamamıştır.

    *Geçici

    Kaynak: T.C.M.B., 1998 Yılı Yıllık Ekonomik Rapor, s.54. ve 2000 Yılı Yıllık Ekonomik Rapor, T&#220;RKİYE CUMHURİYET MERKEZ BANKASI-CENTRAL BANK OF THE REPUBLIC OF TURKEY.

    1996 yılındaki dış borç stoku &#252;zerindeki kur etkisine baktığımızda, borç stokunda önemli paya sahip paralardan ABD Dolarının Japon Yeni ve Alman Markı karşısında değer kazandığı ve bunun da T&#252;rkiye ekonomisi hesabına 4.4 milyar ABD doları pozitif kur etkisi yarattığı gör&#252;lmektedir. &#199;apraz kurlardaki bu olumlu gelişmeden sonra dış borç stokundaki artış 6.5 milyar ABD doları ile sınırlı kalmıştır. 1997 yılında da ABD Doları Japon Yeni ve Alman Markı karşısında değer kazanmıştır. Dolayısıyla, dış borç stoku &#252;zerindeki çapraz kur gelişmelerinden kaynaklı pozitif kur etkisi ilgili dönemde de devam etmiştir. &#199;apraz kurlardaki bu gelişmeler 1998 yılında da devam etmiştir. Bu dönemde dış borç stokunda önemli paya sahip ABD dolarının genel olarak diğer yabancı paralar karşısında değer kaybetmesi dış borç stokunda 2.4 milyar ABD doları arttırıcı kur etkisi yaratmıştır.

    1999 yılı başından itibaren Euro’nun kaydi olarak kullanılmaya başlanması ve çapraz kurlardaki değişimler dış borç stokundaki gelişmeleri önemli ölç&#252;de etkilemiştir. Dış borç stokunun döviz kompozisyonu kısa ve orta-uzun vadeli ayırımda farklılıklar göstermektedir. Kısa vadeli dış borçların önemli böl&#252;m&#252;n&#252; ABD doları cinsinden borçlar oluştururken, orta-uzun vadeli borçlarda Euro cinsinden borçlanmalar ağırlıktadır. 1999 yılı Eyl&#252;l ayı sonunda Euro’nun ABD doları karşısında y&#252;zde 9,4 oranında değer kaybetmesi, dış borç stokunun ABD doları karşılığını azaltıcı yönde etkilemiştir. Benzer şekilde, Japon yeni dışında diğer t&#252;m döviz cinslerinde çapraz kur değişimleri dış borç stokunun ABD dolar karşılığını azaltıcı yönde gelişmiştir. Bu etki, döviz kompozisyonlarına bağlı olarak orta-uzun vadeli borçlanmalarda daha fazladır. 1999 yılı Eyl&#252;l ayı sonu itibariyle çapraz kurlardaki değişimlerin toplam dış borç stokunun ABD dolar karşılığını 1,2 milyar ABD doları azaltıcı yönde etkilediği hesaplanmıştır. Kur etkisinden arındırıldığında, dış borç stokundaki reel değişimin 1,7 milyar ABD doları artış yön&#252;nde olduğu gör&#252;lmektedir .

    T&#252;rkiye’nin 1999 yılı sonu itibariyle dış borç stokunun 101.781 milyar dolardır. Acaba T&#252;rkiye bu borç verileri ile ağır bir borç y&#252;k&#252; altında mıdır? Bu soru dış borçların faiz ve anapara ödemelerinin ödemeler dengesi &#252;zerinde aşırı bir baskı, hatta tehdit oluşturup oluşturmadığına bakılarak yanıtlanır. D&#252;nya Bankası, &#252;lkeleri borç y&#252;k&#252; yön&#252;nden iki kriterden yararlanarak &#252;ç kategoride sınıflandırmaktadır. Kriterler şunlardır:

    Dış borç servisinin cari değerinin GSMH’ya oranı (PV/GNP)
    Dış borç servisi cari değerinin ihracat ve işçi gelirleri toplamına oranıdır. (PV/XGS)
    Buna göre;

    -PV/GNP oranının y&#252;zde 80’den fazla olması ya da PV/XGS oranının y&#252;zde200’den fazla

    olması durumunda bir &#252;lke aşırı borçlu &#252;lke kategorisine sokulmaktadır.

    -PV/GNP oranının y&#252;zde 80’den k&#252;ç&#252;k ve y&#252;zde 48’den b&#252;y&#252;k olması durumunda ya da PV/XGS oranının y&#252;zde 220'den k&#252;ç&#252;k, y&#252;zde132’den b&#252;y&#252;k olması durumunda ise &#252;lke orta derecede borçlu &#252;lkeler kategorisine sokulmaktadır.

    -PV/GNP oranının y&#252;zde 48’den veya PV/XGS oranının y&#252;zde132’den k&#252;ç&#252;k olması durumunda ise &#252;lke d&#252;ş&#252;k derecede borçlu &#252;lke kategorisinde değerlendirilmektedir.

    Bu temel kriterler açısından T&#252;rkiye’nin konumuna baktığımızda ise toplam borç stokunun GSMH’ ya oranı 1997 yılında y&#252;zde 44, dış borç servisi cari değerinin GSMH’ ya oranı (PV/GNP) 1993-1995 dönemi ele alındığında y&#252;zde 39, dış borç servisi cari değerinin ihracat gelirleri toplamına oranı (PV/XGS) ise y&#252;zde182 şeklindedir. Bu verilerle T&#252;rkiye ılımlı derecede borçlu orta gelirli &#252;lkeler arasında yer almaktadır. T&#252;rkiye her ne kadar ılımlı derecede borçlu orta gelirli &#252;lkelere arasında yer alsa da T&#252;rkiye’nin borçlanma yapısı giderek kritik bir hal almaktadır. 1999 yılı itibariyle T&#252;rkiye’nin kısa vadeli dış borçları 23.472 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Olası bir borç krizi bakımından dış d&#252;nyayı endişelendiren, borç t&#252;r&#252; kısa vadeli borçlardır. T&#252;rkiye’ de bunların payı krizden geçmiş Asya ve Latin Amerika &#252;lkelerinin bir hayli altındadır ama eğilim y&#252;kselme doğrultusundadır. Hem genel olarak özel sektör&#252;n hem de ticari bankalardan kısa ve uzun vadeli borçları göreli olarak artmaktadır. Bankaların toplam borçları 1999 yılında 16.668 milyar dolara y&#252;kselmiştir.

    Bu borçlar teorik olarak devlet g&#252;vencesinden yoksundur. Gelişimleri dış finans çevreleri tarafından yakından izlenmekte ve bunlardan çok hızlı artışlar olası bir krizin ön-sinyalleri olarak algılanmaktadır. Buna ilave olarak T&#252;rkiye’nin devletlere ve uluslararası kuruluşlara olan borçlarının payı göreli olarak d&#252;şmekte, özel sektörden, yani uluslararası mali ve ticari sermayeden alınan borç stokunun payı y&#252;zde90’a yaklaşmaktadır. Bunun anlamı ise faiz y&#252;k&#252;n&#252; arttırıcı bir borçlanma yapısının giderek hakim olduğudur.

    Dış borçların mevcut yapısıyla bir sorun haline geldiğini rahatlıkla ifade edebiliriz. Başta da belirttiğimiz gibi, T&#252;rkiye’de dış borçlanmada tasarruf yetersizliklerini gidermek değil, ödemeler bilançosu dengesini sağlamak asıl amaç olmuştur. Bu sebeple ödemeler dengesinin sağlanmasına önem verilmelidir. &#214;zellikle 1998’de de artış gör&#252;len kısa vadeli dış borçlanma oranının m&#252;mk&#252;n olduğunca kısılması gerekmektedir. Kısa vadeli borçlanma, borç kalemleri içinde rizikosu ve faiz haddi y&#252;ksekliği bakımından kısıtlı tutulması gereken bir kalem şeklindedir. Bu borçlar ihracat finansmanı için kullanıldığı s&#252;rece bir sorun yoktur. Ancak ithalatın finansmanında kullanılır ve s&#252;rekli b&#252;y&#252;d&#252;ğ&#252; için mal ve hizmet ihracat gelirlerine oranı artarsa, y&#252;zde35-40 gibi bir orana y&#252;kselirse, ekonomi krizlere çok açık hale gelir. &#214;rneğin, öngör&#252;lmeyen bir ihracat daralması karşısında likidite krizine d&#252;ş&#252;p, faizleri ödeyemez duruma gelebilir. T&#252;rkiye’nin 1958 ve 1978’de yaşadığı borç ödeyememe krizleri, Latin Amerika &#252;lkelerinin 1982’de yaşadığı krizler bu niteliktedir.

    Kamu açıklarının devam etmesi ve dış borçlanma yanında özel kesim kaynaklarına m&#252;racaat edilmesi, faiz oranlarının y&#252;kselmesine yol açmaktadır. Faiz oranlarının bu şekilde y&#252;kselmesi özel kesimin kullanılabilir fonlarında bir daralma meydana getirmekte yani crowding-out etkisi doğurmaktadır. Bu sebeplerle ekonomide serbestleşme eğilimlerinin arttığı bir dönemde devletin borçlanma politikalarını yanlış belirlemesinden dolayı ekonominin tamamen olumsuz etkilenmesine mahal vermeksizin gerekli d&#252;zenlemelerin yapılması bir zorunluluk olmaktadır. Dış borç stokunun alacaklılar ve borçlular yön&#252;nden gelişimini aşağıdaki tablolar yardımıyla izlemek m&#252;mk&#252;nd&#252;r.

    Tablo II: T&#252;rkiye’de Dış Borç Stokunun Borçlulara Göre Dağılımı (Milyon $)

    Borçlular 1990
    1991
    1992
    1993
    1994
    1995
    1996
    1997
    1998
    1999

    Orta ve Uzun Vadeli 39535
    41372
    42392
    48823
    54291
    57577
    64186
    69630
    76720
    72154

    Konsolide B&#252;tçe 23660
    25134
    25798
    28336
    33416
    31095
    31448
    30758
    32895
    30802

    Diğer Kamu Sektör&#252; 14078
    13986
    13950
    14519
    17731
    18863
    19650
    18407
    686
    571

    TC Merkez Bankası
    7321
    6530
    6150
    6618
    8597
    13486
    10728
    10273
    11685
    10445

    KİT
    4785
    5185
    5135
    5439
    5483
    4811
    4883
    4688
    3677
    3302

    Fonlar
    939
    1103
    949
    836
    1045
    1127
    1447
    1322
    804
    692

    Mahalli İdareler
    1032
    1159
    1695
    1602
    2549
    2414
    2577
    2117
    2338
    2675

    &#220;niversiteler
    1
    9
    21
    24
    57
    25
    15
    7
    10
    7

    &#214;zel Sektör
    1798
    2252
    3184
    5968
    6144
    7619
    13051
    20416
    24134
    23661

    Kısa Vadeli 9500
    9117
    12660
    18533
    11310
    15701
    20517
    2234
    27236
    27902

    TC Merkez Bankası 855
    557
    572
    667
    828
    993
    984
    889
    905
    778

    Ticari Bankalar 5373
    5216
    7157
    11127
    4684
    6659
    8419
    8503
    11159
    10873

    Diğer Sektörler 3272
    3344
    4932
    6739
    5798
    8049
    11114
    13242
    15172
    16251


    * Haziran ayı itibariyle

    Kaynak: Maliye Bakanlığı Yıllık Ekonomik Raporlar, 1990-1999.



    T&#252;rkiye’de dış borç stokunun borçlulara göre dağılımına baktığımız zaman kısa vadeli borçların payının önemli miktarda arttığını ifade edebiliriz. 1990’ da 9.5 milyar dolar olan kısa vadeli borçlarımız 1999 yılı haziran ayı itibariyle 27.902 milyar dolara ulaşmıştır. Yine tabloda gör&#252;ld&#252;ğ&#252; &#252;zere Orta ve uzun vadeli borçlarda önemli miktarda artmış ancak bu artış kısa vadeli borçlar kadar olmamıştır. Orta ve uzun vadeli borçlar 1990 yılında 39.535 milyar dolardan 1999 yılı haziran ayı itibariyle 72.154 milyar dolara ulaşmıştır

    Tablo III: T&#252;rkiye’de Dış Borç Stokunun Alacaklılara Göre Dağılımı (Milyon $)

    Alacaklılara Göre 1990
    1991
    1992
    1993
    1994
    1995
    1996
    1997
    1998
    1999*

    Orta ve Uzun Vadeli 39535
    41372
    42932
    48823
    54291
    57577
    67339
    77365
    76721
    72154

    Uluslar arası Kuruluşlar 9564
    10069
    9160
    8674
    9183
    9081
    9291
    8369
    8056
    5988

    IMF 0
    0
    0
    0
    344
    573
    661
    595
    388
    217

    IBRD, IDA, IFC 6435
    6540
    5761
    5440
    5380
    5191
    5198
    4792
    3247
    2922

    EIB 604
    602
    463
    250
    264
    86
    413
    395
    599
    259

    ERF 2439
    2859
    2880
    2952
    3065
    3114
    2676
    2227
    2176
    966

    IDB 68
    54
    40
    15
    117
    108
    237
    250
    -
    -

    OPEC Fonu 10
    5
    3
    2
    0
    0
    0
    0
    -
    -

    IFAD 8
    9
    13
    15
    13
    9
    11
    8
    -
    -

    İkili Anlaşmalar 12984
    14587
    15035
    18153
    26178
    21558
    8862
    8185
    8833
    8097

    Ticari Bankalar 10720
    10992
    12956
    15706
    16113
    16532
    16254
    21453
    22967
    22249

    &#214;zel Alacaklılar 6267
    5724
    5781
    6290
    8317
    10406
    35952
    39358
    59831
    58069

    Tahvil İhraçları 5877
    6683
    9316
    12623
    13788
    14186
    13081
    13718
    14577
    15011

    Kısa Vadeli 9500
    9117
    12660
    18533
    11310
    15701
    20517
    22634
    27236
    27902

    *Ticari Banka Kredileri 3845
    4144
    6490
    9526
    2901
    1263
    4940
    5969
    6511
    7047

    *&#214;zel Kesim Kredileri 5655
    4973
    6170
    9007
    8409
    11438
    15577
    16665
    20725
    20855


    *Haziran ayı itibariyle

    Kaynak: Hazine ve Dış Ticaret M&#252;steşarlığı; Başlıca Ekonomik Göstergeler, 1990-1999

    T&#252;rkiye’de borçların alacaklılar yön&#252;yle dağılımına baktığımızda ise 1990’lı yıllarda kendini gösteren ikili anlaşmalar yoluyla sağlanan borçların ağırlıkta olduğu yapının yerini ticari Bankaların ağırlıkta olduğu bir yapıya terk ettiği gözlemlenmektedir.1990 yılında ikili anlaşmalar yoluyla 12.984 milyar dolarlık bir borçlanma gerçekleşirken 1999 yılına gelindiğinde bu miktar 8.097 milyar dolara d&#252;şm&#252;ş, buna karşı ticari banka borçlanmaları 10.720 milyar dolardan 22.249 milyar dolara y&#252;kselmiştir.

    V. T&#220;RKİYE’DE BOR&#199; Y&#214;NETİMİ

    Borç yönetimi denilince, bir borcun alınmasından, o borcun ödenmesine kadar geçen s&#252;rede yapılan işlemlerin t&#252;m&#252;n&#252; anlamaktayız. Fakat bu dar anlamdaki borç yönetimi tanımı olmaktadır. Geniş anlamda borç yönetimi ise ekonominin içinde bulunduğu şartları da gözetecek şekilde borç yapısının d&#252;zenlenmesini de kapsamaktadır. Borçlanmaya gidilirken hangi piyasalardan ve hangi şartlarla borçlanılacağının belirlenmesi de borç yönetiminin kapsamına girmektedir. Borç yönetimiyle kabul edilen ideal yönetim biçiminin bir takım ilkeleri olduğu kabul edilmektedir. Bunlar;

    *Ekonomiye en az zarar verip, en fazla faydayı sağlamalıdır

    *Borçlanılan kişilerin menfaatine uygun olmalıdır.

    *Devlet için asgari bir maliyet getirilmelidir.

    T&#252;rkiye’de gerek iç ve gerekse dış borçları kapsayacak şekilde borç yönetiminin ne şekilde olduğuna baktığımız zaman 1980’li yıllara gelinceye kadar önemli bir gelişme göstermediğidir. 1980 öncesinde yaşanan ödemeler dengesi ve ardından 24 Ocak 1980 kararlarının alınması hem borçlarla ilgili yeni d&#252;zenlemeler, hem de yapısal değişimleri uygulayabilmek için bir takım programların uygulamaya konulmasını zorunlu kılmıştır. Liberalleşme politikalarının toplumun beklentilerini y&#252;kseltmesi ve devletin b&#252;y&#252;k altyapı faaliyetlerine girişmesi iç kaynaklar yetersiz olduğu için dış borçların miktar olarak b&#252;y&#252;mesine yol açmıştır. 1980’lerin son yıllarına kadar b&#252;y&#252;k ölç&#252;lerde uluslararası kuruluşlardan ve yabancı devletlerden borçlanan T&#252;rkiye, özellikle 1987 yılından itibaren uluslararası sermaye piyasalarından borçlanmaya da başlamıştır. 1989 yılına gelindiğinde Dış Borç/GSMH oranı nispeten d&#252;ş&#252;r&#252;lm&#252;ş ve T&#252;rkiye ciddi borç y&#252;k&#252; altındaki &#252;lkeler kategorisinden çıkarılmıştır. Bu gelişmede dış borçlanmanın dış borç servisiyle sınırlandırılması ilkesini titizlikle uygulamıştır. Fakat dış borçlarda bu gelişmeler yaşanırken gerekli tedbirlerin alınmaması iç borç miktarının y&#252;kselmesine yol açmıştır.

    T&#252;rkiye’de dış borçlanmayla ilgili olarak iki farklı gör&#252;ş bulunmaktadır. Bunlardan ilki dış borçlanmanın dış borç servisini aşmayacak ve &#252;lkenin kredibilitesini bozmayacak şekilde s&#252;rd&#252;r&#252;lmesi, ikincisi ise dış borçlanmanın arttırılması ve buradan sağlanacak kaynakla iç finansman sorununun çöz&#252;mlenmesi şeklindedir. T&#252;rkiye’nin uygulaması gereken politika, dış borçlanmanın kredibilitesini bozmayacak şekilde ve dış borç servisine paralel olarak s&#252;rd&#252;r&#252;lmelidir. İç finansman dengesizliklerinin altında yatan vergi toplamada başarısızlık, fon giderlerindeki disiplinsizlik, KİT’lerin boyutlarını aşan miktarlardaki yatırım, istihdam ve her şeyden önce mevcut ekonomik sorunları çözmek için gerekli en önemi husus olan siyasal irade eksikliği sorunları çöz&#252;lmeden dış borçlanma yoluyla iç ekonomik denge sorununun çöz&#252;mlenmesi m&#252;mk&#252;n değildir.

    VI. DIŞ BOR&#199ARIN S&#220;RD&#220;R&#220EBİLİRLİĞİ

    T&#252;rkiye’deki gelişimini ortaya koymaya çalıştığımız dış borçların mevcut yapısı ile s&#252;rd&#252;r&#252;l&#252;p, s&#252;rd&#252;r&#252;lemeyeceğine ilişkin tartışmalar giderek yoğunlaşmaktadır. Şu anda T&#252;rkiye’nin borçlanmasına yol açan faktörlerin başında ödemeler dengesi açıkları gelmektedir. T&#252;rkiye’nin bir an önce bu dengeyi kurmak için gerekli girişimlerde bulunması bir zorunluluk olmaktadır. Teorik olarak dış borç, iç t&#252;ketim artışından ortaya çıkıyorsa, ileri ki dönemlerde t&#252;ketimin d&#252;ş&#252;r&#252;lmesi yolu ile azaltılabilecektir. Fakat borç verimli yatırımların artışından kaynaklanıyorsa, yatırımlardan elde edilecek gelir dış borcu ödeyecektir. &#214;te yandan teorik olarak eğer reel b&#252;y&#252;me hızı dış borçlara ödenen reel faizden b&#252;y&#252;k ise dış borç/GSMH oranı bir sınırda tutulabilecektir.

    S&#252;rd&#252;r&#252;lebilirlik açısından bir diğer olumsuz gelişme de birincil b&#252;tçe dengesinin açık vermesidir. Toplam kamu harcamalarından faiz ödemelerinin indirilmesi ile elde edilen birincil kamu harcamalarının olağan kamu gelirleri ile karşılanması ve faiz ödemelerinde kullanmak &#252;zere birincil b&#252;tçe fazlasının oluşması borçların itfası açısından son derece önemlidir. Birincil b&#252;tçe fazlası ile borç faiz y&#252;k&#252; karşılanamaz ise, sadece eski borcun ana para tutarı kadar değil, fakat faiz böl&#252;m&#252; için de yeni borca başvurmak gerekir. Böyle bir durumda kamu borçları birikerek artarak, b&#252;y&#252;k boyutlara ulaşır. T&#252;rkiye'nin şu anda içinde bulunduğu durum borçlarını ödeyebilen fakat borcunu ödemek için yeniden borçlanmaya giden ve bu kriter açısından borçların s&#252;rd&#252;r&#252;lebilirliği pek sağlıklı durumda bulunmayan bir &#252;lke olmaktadır. Bunların yanı sıra dış borçlanmada;

    -Borçların geri ödenebilmesi

    -Kredibilite en önde gelen kavramlardır.

    Genelde kredibilitenin dış borç sorunu &#252;zerindeki etkisi borçları geri ödeyebilme yeteneğinin etkisinden daha fazla olmaktadır. Bir &#252;lkenin ekonomisi ne kadar başarılı şekilde yönetiliyorsa kredibilitesi de o derece y&#252;ksek olmaktadır. Ayrıca, &#252;lkeye kredi veren kurum ve &#252;lkelerin yaptığı değerlendirmeler ile borçları geri ödeme isteğinin devamlılığı kredibiliteyi tayin etmektedir. Uluslararası kredibilite ve risklilik yön&#252;nden değerlendirildiğinde, T&#252;rkiye’nin durumunun iyi olmadığı gör&#252;lmektedir. Başlıca rating şirketlerinin “&#252;lke riski” konusunda yaptığı değerlendirmelerde T&#252;rkiye “çok y&#252;ksek riskli &#252;lke”, ya da “y&#252;ksek riskli &#252;lke” olarak tanımlanmaktadır.

    Dış borçlanmanın geri ödenebilme kabiliyetini (solvency) belirleyen etmenler ise genelde;

    -Faiz dışı cari işlemler dengesi,

    -Reel faiz oranları,

    -GSMH’nın b&#252;y&#252;me hızı,

    -Dış borcun başlangıçtaki d&#252;zeyine bağlı olarak ortaya çıkmaktadır

    Bir &#252;lkenin borç ödeme g&#252;c&#252;n&#252;n devamı ile harcamalarının bug&#252;nk&#252; değere indirgenmiş gelirlerini aşmaması gerekir. &#214;zetle borçların kontrol&#252; ağırlıklı olarak cari işlemler açığını kontrol altına almaktan geçmektedir.

    Tablo IV: T&#252;rkiye’de 1990-1997 Yılları Arası Dış Borç Anapara ve Faiz &#214;demeleri, İhracat ve İthalat,

    Toplam Döviz Gelirleri, Dış Ticaret Açığı, Cari İşlemler Açığı (Milyon $)

    Yıllar 1990
    1991
    1992
    1993
    1994
    1995
    1996
    1997
    1998
    1999*

    Anapara &#214;demeleri 3989
    4121
    5294
    4653
    6070
    7594
    7218
    7890
    11690
    6732

    Faiz &#214;demeleri 3264
    3430
    3217
    3574
    3923
    4303
    4200
    4588
    4823
    2713

    Toplam &#214;demeler 7250
    7551
    8511
    8227
    9993
    11897
    11418
    12418
    16513
    9445

    İhracat 13000
    13667
    14891
    15611
    18390
    21975
    32446
    32631
    31220
    12503

    İthalat 22300
    -21007
    -23081
    -29771
    -22606
    -35187
    -43028
    -48029
    -45440
    -18237

    Dış Ticaret Açığı 9300
    -7340
    -8190
    -14160
    -4216
    -13212
    -10582
    -15398
    -14220
    -5734

    Toplam Döviz Gelirleri 26477
    25935
    29369
    31167
    33173
    42565
    51521
    58770
    62749
    25359

    Cari İşlemler Açığı -2611
    250
    -974
    -6433
    2631
    -2339
    -2437
    -2679
    1871
    -339

    Toplam Dış Borçlar 49035
    50489
    55592
    67356
    65601
    73278
    84666
    92216
    103956
    100056


    * Haziran ayı itibariyle

    Kaynak: Hazine ve DPT ve Merkez Bankası Yıllık Ekonomik Raporlarından yararlanılarak tarafımızca d&#252;zenlenmiştir.

    Yukarıdaki verileri kullanarak T&#252;rkiye’nin dış borç ödeme g&#252;c&#252;n&#252;n ölç&#252;lebilmesi amacıyla aşağıdaki rasyoların değerlendirilmesi yapılabilir:

    Tablo V: T&#252;rkiye'de 1990-1999 Yılları Arasındaki Borç &#214;deme G&#252;c&#252;n&#252; Gösteren &#199;eşitli Rasyolar


    Rasyolar
    1990
    1991
    1992
    1993
    1994
    1995
    1996
    1997
    1998
    1999

    Toplam Dış Borçlar/
    İhracat Gelirleri
    3.77
    3.69
    3.73
    4.31
    3.57
    3.33
    2.61
    2.83
    3.0
    8.0

    Toplam Dış Borçlar/ GSMH 0.32
    0.34
    0.35
    0.38
    0.50
    0.43
    0.47
    0.48
    0.50
    52.9

    Toplam Dış Borç &#214;demeleri / İhracat Gelirleri 0.76
    0.55
    0.57
    0.53
    0.54
    0.54
    0.35
    0.38
    0.53
    0.69

    Toplam Dış Borç &#214;demeleri / Toplam Döviz Gelirleri 0.27
    0.29
    0.29
    0.26
    0.30
    0.28
    0.22
    0.21
    0.26
    0.37

    Toplam Döviz Gelirleri / İthalat 1.19
    1.23
    1.27
    1.05
    1.47
    1.21
    1.20
    1.22
    1.38
    1.39

    İhracat/ İthalat 0.58
    0.65
    0.65
    0.52
    0.81
    0.62
    0.75
    0.68
    0.68
    0.69

    Cari İşlemler Açığı / İhracat Gelirleri 0.20
    0.02
    0.07
    0.41
    0.14
    0.11
    0.08
    0.08
    0.05
    0.03

    (Dış Borç Faizi+ Ana Para &#214;demesi+İthalat ) / Döviz Gelirleri 1.12
    1.10
    1.08
    1.22
    0.98
    1.11
    1.06
    1.03
    0.98
    1.09


    Kaynakazine ve DPT ve Merkez Bankası Yıllık Ekonomik Raporlarından yararlanılarak tarafımızca d&#252;zenlenmiştir.

    Toplam Dış Borçlar/İhracat Gelirleri Rasyosu'nun giderek artması, &#252;lkenin ihracatının mevcut borçlarını karşılamada etkisiz kaldığının göstergesidir.

    Toplam Dış Borçlar/GSMH Rasyosu'nun giderek artması, &#252;lkenin borç y&#252;k&#252;n&#252;n de artığının en önemli göstergelerinden birisidir.1990-1999 yılları arasındaki gelişime bakıldığında T&#252;rkiye’nin borç y&#252;k&#252;n&#252;n giderek ağırlaştığı gör&#252;lmektedir.

    Toplam Dış Borç &#214;demeleri/İhracat Gelirleri Rasyosu dış borç ödeme kapasitesini gösteren, ihracat gelirlerinin, toplam dış borç stoku &#252;zerindeki etkisi yukarıda da gör&#252;ld&#252;ğ&#252; gibi, borç anapara ve faiz ödemelerinden oluşan yıllık taksitlerin aynı yıllar ihracat gelirlerimizin yarısını geçtiğini gör&#252;lmektedir. Bu y&#252;ksek rakamlar, T&#252;rkiye’nin borç y&#252;k&#252;ml&#252;l&#252;ğ&#252;n&#252; kısa dönemde yerine getiremeyecek durumda olduğunu ve ekonominin birdenbire nakit sıkıntısı ile karşı karşıya kalabileceğini ortaya koymaktadır.

    Toplam Dış Borç &#214;demeleri/Toplam Döviz Gelirleri Rasyosu'nun giderek y&#252;kselmesi, borçlu &#252;lkeler açısından olumlu, k&#252;ç&#252;lmesi ise olumsuz bir gelişmedir. Verilerden de gör&#252;ld&#252;ğ&#252; gibi, 1990 yılından itibaren oranların y&#252;kselmesi olumlu bir gelişmedir .Fakat yaşanan 1994 krizinden sonra bu oran tekrar d&#252;şmeye başlamıştır.

    Toplam Döviz Gelirleri/İthalat Rasyosu'nun kısa dönemde borç ödeme kapasitesini göstermektedir.1990 sonrası yaşanan gelişmelere bakıldığında, en d&#252;ş&#252;k oranın 1993 yılında gerçekleştiği gör&#252;lecektir. 1994 yılına gelindiğinde ise bu oran 1.47’ye y&#252;kselmiştir. Bunun nedeni de yaşanan kriz sebebiyle ithalatın azalmasıdır. Krizin atlatılmasından sonra ise ithalatta artışlar devam etmiş ve oranlar tekrar azalmıştır.

    İhracat/İthalat Rasyosu da ödemeler dengesi açıkları sebebiyle borçlanmaya engel olması bakımından önemli olmaktadır. Yıllar itibariyle değişik seyir gösteren bu oranlar 1994 krizinin ithalatı azaltmasıyla beraber y&#252;kselmiş ve sonrasında yeniden d&#252;şmeye başlamıştır.

    İhracat gelirlerinin istenilen d&#252;zeylerde arttırılamaması cari açığının artmasına ve bu oranın y&#252;kselmesine yol açmaktadır.1990-1999 arasındaki dönem incelendiğinde, Cari İşlemler Açığı/İhracat Geliri Rasyosu açısından çok sağlıklı bir yapıya sahip olmadığımız rahatlıkla gör&#252;lebilmektedir.

    Dış Borç Faizi+Anapara &#214;demesi+İthalat Gideri/Döviz Gelirleri Rasyosu da T&#252;rkiye'nin ne kadar ağır bir borç y&#252;k&#252; altında olduğunun göstergesidir. Krizin yaşandığı 1994 yılında bir d&#252;ş&#252;ş yaşansa da bu yıldan sonra yeniden artışlar başlamıştır. Borç ödeme g&#252;c&#252; ile rasyolar vermemizin gerekçesi, borçların s&#252;rd&#252;r&#252;lebilirliğinin kavram olarak ödeme g&#252;c&#252;ne bağlı olmasıdır. Ayrıca borçların s&#252;rd&#252;r&#252;lebilirliği için borç miktarının faiz oranından daha yavaş bir hızda artması önemli bir gerekliliktir.

    T&#252;rkiye’de dış borçlanmanın s&#252;rd&#252;r&#252;lebilirlik sınırının sonuna doğru yaklaşıldığı birçok çalışma ile ortaya konulmuş ve dış borçların sınırlandırılması gerekliliği artık giderek daha fazla tartışılmaya başlanmıştır.

    VII. DIŞ BOR&#199; Y&#220;K&#220; VE DIŞ BOR&#199ARIN SINIRLANDIRILMASI

    Borç y&#252;k&#252; sorunu ve borçların sınırlandırılması g&#252;n&#252;m&#252;zdeki önemli sorunlardan birini oluşturmaktadır. Artık kabul edilen husus iç ve dış borçların belli bir sınırı olması gerekliliğidir. &#199;&#252;nk&#252; borç y&#252;k&#252; hem yaşayan nesiller &#252;zerinde, hem de gelecek kuşaklar &#252;zerinde bir y&#252;k oluşturmaktadır. Ekonomik anlamı ile borç y&#252;k&#252;, alınan borçların kullanımı ile ilgilidir. Alınan borçlar verimli &#252;retken yatırımlar için kullanıldığı taktirde, bunun ilerleyen yıllarda faiz ve anapara ödemelerinde kolaylık sağlayacağı bilinmektedir. Şayet, devletin sağladığı borçlar t&#252;ketim harcamalarına gitmekte ise, bu durumda borçların ödenmesinde ekonomik zorluklar ortaya çıkmaktadır. Borçlanmanın ve incelemeye çalıştığımız dış borçların verimli bir şekilde kullanılacağını umut etsek bile bunun her zaman gerçekleşmediği bilinmektedir. &#214;zellikle dış finansman kaynaklarına başvururken vade yapısının kısalığına ve faiz oranının y&#252;ksekliğine aldırmaksızın bir borçlanmaya gidiliyorsa, bu borçların yatırımlara kanalize edildiğinden bahsetmemiz m&#252;mk&#252;n değildir. Devlet borçlarının bug&#252;nk&#252; kuşaklar &#252;zerinde mi, yoksa gelecek kuşaklar &#252;zerinde mi bir y&#252;k oluşturduğu tartışmaları bir yana bırakılmış ve klasiklerin ortaya atmış oldukları ve kamusal borçlanmanın gelecek nesiller &#252;zerinde bir y&#252;k meydana getireceği gör&#252;ş&#252; ağırlık kazanmaya başlamıştır. G&#252;n&#252;m&#252;zde eğer h&#252;k&#252;metlerin mali sorumluluklarını s&#252;rd&#252;rmesi gerekiyorsa, kamu borcu hakkındaki klasik prensiplerin, bu şekilde adlandırılsın ya da adlandırılmasın genel kabul&#252;ne geri dön&#252;lmesi zorunlu olmaktadır.

    1930’lu yıllardan sonra ortaya çıkan gelişmeler h&#252;k&#252;metleri vergi gibi siyasi baskısı olmayan araçlara yöneltmiş ve açık b&#252;tçe anlayışı genel kabul gören bir politika haline gelmeye başlamıştır. H&#252;k&#252;metler gör&#252;n&#252;şte denkliği savunsalar bile bunun gerçek anlamda uygulamaya geçmesine yeterince m&#252;saade etmemişlerdir. ABD’de ortaya çıkan ve Anayasal İktisat olarak adlandırılan akımla devletin faaliyet alanının anayasalarla belirlenmesi gerekliliği mali disiplinin sağlanmasında önemli ve radikal olarak değerlendirilebilecek önlemleri içermektedir. Denk b&#252;tçeyi gerektiren anayasal değişiklik &#252;zerindeki tartışmada birkaç on yıl içinde politik reformda en yapıcı gelişmeyi tavsiye etmektedir. Keynesyen mantık tarafından mali ahlakın tahribine tanık olduktan sonra, Keynes öncesi sonuçları meydana getirecek gayretleri göstermek giderek bir zorunluluk olmaktadır.

    Genel olarak borçlanma ile ilgili alınacak bu tedbirler dış borçlanmanın da sınırlanmasına yol açacaktır. &#199;&#252;nk&#252; kamu kesimi finansman açıklarının giderilmesinde iç borçlar kadar dış borçlar da ağırlıklı paya sahiptir. Eğer anayasal kurallarla devletin borçlanma yetkisi sınırlandırılmak isteniyorsa, bu &#252;ç şekilde gerçekleştirilebilir. Birincisi, devletin borç ödeme g&#252;c&#252;d&#252;r. Yani devlete anayasal olarak tanınan vergileme yetkisi ile gelecekte elde edebileceği vergi geliri, borcun sınırını belirler. İkinci sınırlama yöntemi, vatandaşların devlet tahvilleriyle diğer tahviller arasında yapacağı tercih şeklinde olabilir. &#220;ç&#252;nc&#252;s&#252; de fertlerin bug&#252;nk&#252; t&#252;ketimlerini geleceğe erteleme eğiliminin değişmesi biçimindedir.

    Devletin borçlanma yetkisini bu şekilde sınırlarken, iç ve dış borçlarını da birbirinden ayırmak gerekir. Devletin yurt dışında tahvil satması halinde vatandaşlar gelecekteki vergi m&#252;kellefiyetlerinin arttığını d&#252;ş&#252;nseler dahi, iç borçlanmada olduğu gibi davranışların da bu m&#252;kellefiyeti etkisiz kılacak belirgin bir değişiklik yapmazlar. Bu ise, toplam devlet borcunun artmasına neden olur. Bu nedenle yurt dışı borçlanma ile ilgili anayasal sınırlamaların, iç borçlanma ile ilgili sınırlamalara oranla daha katı olması gerekir. Bu sınırlamaların getirilmesi özellikle bizim gibi &#252;lkeler açısından daha önemli olmaktadır. &#220;lkemizde kişi başına milli borç tutarının giderek y&#252;kseldiği bir s&#252;reçte borçlanma h&#252;k&#252;mlerini sınırlamamak gelebilecek bir krizi önceden kabul etmekle aynı anlama gelmektedir. Bu sebeplerle borçların sınırlandırılması yön&#252;ndeki her t&#252;rl&#252; imkan aranmalı ve anayasal önlemler gibi alternatif metotlar denenebilmedir. &#214;rneğin ekonomik anayasa kapsamında yer alan anayasalardan biri olan mali anayasa içine konulacak aşağıdaki gibi bir h&#252;k&#252;mle de dış borçlanmanın sınırlandırılmasına gidilebilir.

    “ Dış borçlanma ancak h&#252;k&#252;metin teklifi ve TBMM’nin salt çoğunluğunun kararı ile yapılabilir. Ancak toplam dış borç stokunun bir önceki yıl reel GSMH’ya oranı y&#252;zde 40’ı aşamaz. Dış borçlanma ile sağlanan finansman yatırım harcamalarının dışında kullanılamaz.”

    Gör&#252;ld&#252;ğ&#252; &#252;zere çöz&#252;m anayasal normlarda yatmaktadır. &#199;öz&#252;m sorumluluk ahlakı' na sahip h&#252;k&#252;metlerin iş başına gelmesinde aranmamalıdır. Doktoru değiştirmek ya da daha iyi bir doktor bulmak için çabalamak asıl ve kökl&#252; çöz&#252;m değildir. &#199;öz&#252;m doktorun kullanabileceği dozajı ilacın prospekt&#252;s&#252;nde yazmaktan geçmektedir. Aksi taktirde devletin borçlanma yolunu s&#252;rekli açık tutmak için değişik arayışlar içine girmesi söz konusu olacaktır. &#220;lkemizde 1980 sonrası dönemde devletin payının sınırlandırılması eğilimleri söz konusu iken, 1986 yılından sonra b&#252;tçe gelir ve gider dengesizlikleri arasındaki farkın net borçlanma hasılatı* ile karşılanır h&#252;km&#252; ile karşılanır h&#252;km&#252;n&#252;n getirilmesi ortam hazırlayacak bir gelişme olmuştur. T&#252;m bu gelişmelerden de görd&#252;ğ&#252;m&#252;z gibi anayasal sınırlamalar getirmeksizin borçlanmanın ön&#252;ne geçmek m&#252;mk&#252;n olmamaktadır.

    &#220;lkemizin bir hedef olarak ortaya koyduğu Avrupa Birliği’ne katılımı açısından mevcut ekonomik yapısını ve dolayısıyla borçlanmasını analiz etmeye çalıştığımızda alacağımız kriterler Maastricht Anlaşmasının ortaya koyduğu kriterler olmaktadır. Ekonomik ve siyasal birliği sağlamak için atılan önemli adımlardan biri olan 7 şubat 1992 tarihli Maastricht Anlaşması &#252;ç temel ilke &#252;zerine oturtulmuştur. Bunlar,

    -Rekabet ilkesine dayanan serbest piyasa ekonomisi,

    -Kamu maliyesinin sağlıklı şekilde yönetilmesi,

    -İkame etme ilkesi, bu ilke genelde topluluk m&#252;dahalesinin sınırlandırılmasını ve bazı alanlardaki yetki ve sorumlulukların &#252;ye &#252;lkelere bırakılmasını kapsamaktadır **

    Bu çerçevede; Ekonomik ve Parasal Birliğe &#252;ç aşamada ulaşılması hedeflenmiştir. Buna göre;

    Birinci aşamada, 1 Temmuz 1990 tarihinde başlamıştır. Bu aşamanın en önemli unsuru sermaye hareketlerinde tam liberalizasyonun sağlanması ve &#252;ye &#252;lke ekonomi ve maliye politikalarının birbirine yaklaştırılmasıdır. Bu aşama, 31 Aralık1993 tarihinde sona ermiştir.

    İkinci aşamada1.1.1994 tarihinde başlamıştır. Avrupa Para Enstit&#252;s&#252; kurulması ve parasal birliğin tamamlanması ile birlikte bu kurumun, Avrupa Merkez Bankasına dön&#252;şerek özerk bir şekilde topluluk para politikasını yönlendirmesi öngör&#252;lm&#252;şt&#252;r. Bu aşamada en önemli unsur Avrupa Merkez Bankasına dön&#252;şmesi beklenen Avrupa Para Enstit&#252;s&#252;n&#252;n kurulmasıdır. İngiltere ve Yunanistan dışında t&#252;m &#252;ye &#252;lkeler merkez bankalarına anılan özerkliği sağlamış bulunmaktadır. İkinci aşamanın başlangıcından itibaren kamu açıklarının merkez bankalarınca finanse edilmesi engellenmiş ve parasal politikaların daha yakından takibi m&#252;mk&#252;n olmuştur.

    &#220;ç&#252;nc&#252; aşamada ise Maastricht Zirvesi’nde varılan karar uyarınca, &#252;ç&#252;nc&#252; aşamaya, en erken, 1 Ocak 1997’de, en geç 1 Ocak 1999’da geçilmesi öngör&#252;lm&#252;şt&#252;r. 1996’da Avrupa Konseyi ve aynı zamanda Avrupa Para Enstit&#252;s&#252; tarafından hazırlanacak raporlar doğrultusunda, maliye bakanları hangi &#252;lkelerin tek paraya geçiş için gerekli kriterleri yerine getirdiğini tespit edecektir. Eğer bu kriterleri sağlayan &#252;lke sayısı en az yediyi bulur ise, Avrupa Konseyi nitelikli çoğunlukla, bu &#252;lkeler için &#252;ç&#252;nc&#252; aşamanın başlatılması hususunda karar alabilecektir. Böyle bir karar alınmadığı takdirde, en geç, 1 Ocak 1999’da &#252;ç&#252;nc&#252; aşamaya geçiş sağlanacaktır. En az her iki yılda bir veya tek paraya geçiş için gerekli şartları yerine getirmemiş olan bir &#252;lkenin talebi &#252;zerine, Komisyon ve Avrupa Merkez Bankası durumu inceleyecektir. Ekonomik ve Parasal Birliğe yeni bir &#252;yenin kabul&#252;, Konsey’in nitelikli çoğunlukla alacağı karara bağlı olacaktır. İngiltere ve Danimarka geçici olarak Birliğin dışında kalacaktır. 1 Temmuz 1998’den önce devlet ve h&#252;k&#252;met başkanları nitelikli çoğunlukla ve Konseyin tavsiyesi &#252;zerine hangi &#252;ye devletlerin tek para için gerekli koşulları yerine getirdiğini tespit edecektir. Bu durumda tek paraya geçiş için dört devlet yeterli olacaktır. Bu şartlar altında Konsey, Komisyonun tavsiyesi &#252;zerine, nitelikli çoğunlukla, hangi &#252;lkelerin istisna tutulacağını tespit edecektir. &#220;ç&#252;nc&#252; aşamanın başlaması ile birlikte bağımsız Avrupa Merkez Bankası oluşturulacaktır şeklinde önceden alınmış kararlara paralel olarak 1 Ocak 1999'da y&#252;r&#252;rl&#252;ğe girmiştir. Ekonomik ve Parasal Birliğin son aşamasına geçiş öncesinde, &#252;ye &#252;lke ekonomileri arasındaki farklılıkların giderilebilmesini teminen bazı makro b&#252;y&#252;kl&#252;kler açısından yakınlaşma kriterleri tespit edilmiş ve bunlara uyulmaması durumunda uygulanacak yaptırımlar belirlenmiştir. Buna göre;

    -Toplulukta en d&#252;ş&#252;k enflasyona sahip (en iyi performans gösteren) &#252;ç &#252;lkenin yıllık enflasyon oranları ile ilgili &#252;ye &#252;lke enflasyon oranı arasındaki fark 1.5 puanı geçmemelidir.

    -&#220;ye &#252;lke devlet borçlarının GSYİH’ sına oranı y&#252;zde 60’ı geçmemelidir.

    -&#220;ye &#252;lke b&#252;tçe açığının GSYİH’ sına oranı y&#252;zde 3’&#252; geçmemelidir.

    -Herhangi bir &#252;ye &#252;lkede uygulanan uzun vadeli faiz oranları 12 aylık dönem itibariyle, fiyat istikrarı alanında en iyi performans gösteren 3 &#252;lkenin faiz oranını ancak y&#252;zde 2 puan aşabilecektir.

    -Son 2 yıl itibariyle &#252;ye &#252;lke parasının diğer bir &#252;ye &#252;lke parası karşısında deval&#252;e edilmemesi gerekmektedir.

    -&#220;ye &#252;lkeler yukarıda belirtilen şartları yerine getirmedikleri taktirde, nitelikli çoğunluk ile Anlaşma öngör&#252;len dört m&#252;eyyideden biri veya hepsi uygulanabilecektir. Bu m&#252;eyyideler şunlardır:

    -&#220;ye &#252;lke bonolarının sağlıksız olduğu yolunda bir bildiri yayımlaması,

    -AYB' nin ilgili &#252;ye &#252;lkeye borç vermemesi,

    -AT' na faizsiz bir depozito yatırılması zorunluluğu,

    -Para cezası şeklindedir.

    Maastricht Anlaşmasının getirmiş olduğu kriterlere uymaya çalışmak T&#252;rkiye'nin mali disiplini sağlama yön&#252;nde adım atmasını sağlayacak kurallar getirmesi açısından olumlu bir takım etkiler meydana getirmektedir. Bu çabalar ayrıca Avrupa Birliğine girme şansının artması ve bu &#252;lkelerle olan ekonomik yapı farklılığın ortadan kalkması adına olumlu olacaktır. Yine bu anlaşma dış borçlanmaya gitmememizin en önemli gerekçelerinden biri olan dış ödemeler dengesini sağlamak açısından da faydalı olabilecek h&#252;k&#252;mler taşımaktadır. &#214;rneğin ekonomik ve parasal birliğin sağlanması yön&#252;nde atılan adımlardan biri olan EURO ile birlikte ihracatın tek bir para cinsinden yapılması, , EURO' nun daha g&#252;çl&#252; bir para birimi olması sebebiyle döviz kuru risklerine karşı daha g&#252;venli olması v.b. bir takım avantajlar sağlamaktadır. &#199;&#252;nk&#252; dış ticaretimizin y&#252;zde ellisi Avrupa Birliğine &#252;ye &#252;lkeler ile gerçekleşmektedir. Fakat bunlara ilave olarak parasal birliğe katılacak olan ve Maastricht kriterlerine uymayan bir takım &#252;lkelerde bulunmaktadır. Bu &#252;lkelerin Maastricht kriterlerine uyum sağlamak için uygulamaya koydukları sıkı para ve maliye politikaları sebebiyle oluşacak talep kısılmaları birtakım Avrupa Birliği &#252;yesi &#252;lkelere olan ihracatımızın azalmasına yol açabilecektir. Bu da Maastricht Anlaşmasının getirdiği olumsuz yön olarak ifade edilebilmektedir. Fakat her ne şekilde olursa olsun mali ve parasal disiplinin sağlanması dış borçlanmanın ve ekonominin genel dengesini sağlamak için faydalıdır. Bu bağlamda Maastricht Anlaşması'nın koyduğu hedeflere ulaşmak &#252;lkemiz menfaatine olmaktadır.

    VIII. SONU&#199;

    Bu çalışmada gelişim seyrini ortaya koyarak açıklamaya çalıştığımız dış borçlanma problemi ciddi anlamda ele alınması gereken konuların başında gelmektedir. Borçlanma stratejileri belirlenirken ve borç yönetimi politikaları uygulanırken &#252;lkemizde ne yazık ki gerçekçi tespitler yapılamamıştır. Bunun sonucunda s&#252;rekli olarak bir dış borçlanma sorunu ile karşılaşılmıştır. T&#252;rkiye'nin dış borçlanmasında vade yapısının belirgin olarak kısaldığı gör&#252;lmektedir. Borçlanma yapımızı ve borçlanılan kaynakları etkileyen uluslararası kredibilitemiz giderek zayıflamaktadır. Rating şirketleri tarafından T&#252;rkiye ile ilgili olarak "Riskli &#220;lke", "Yatırım Yapılmamalı", "Spek&#252;latif &#220;lke", "Borç &#214;deme Kapasitesi Uygun Değil" gibi değerlendirmeler giderek yaygınlaşmaktadır. Bunun yanında KKBG 'ni kapatmak amacıyla borçlanmaya giderken kısa vadeli ve y&#252;ksek faizli iç borçlanmaya yönelinmiştir. T&#252;rkiye'nin mevcut yapısıyla daha fazla borç y&#252;k&#252;n&#252; kaldıramayacağı ortadadır.

    Yapısal reformlardaki yavaş ilerleme ve politik belirsizlik, şu anda ekonomiye ve b&#252;tçeye ağır maliyetler getirmekte ve dış borçlanmaya olan ihtiyacın devam etmesine yol açmaktadır. Mevcut para politikası ve maliye politikası önlemleri ile bu krizi aşmak pek m&#252;mk&#252;n gör&#252;nmemektedir.

    Ekonomik dengeyi sağlamak için uygulanan ekonomik paketlerin, çoğunlukla sağlıklı sonuç vermediği &#252;lkemizde artık alınan kararların tavizsiz bir şekilde uygulanması gerekmektedir. Ekonomik istikrarın sağlanmasının yolu siyasi istikrardan geçmektedir. &#220;lkemizde yaşanan siyasi istikrarsızlık hali alınan kararların uzun vadeli önlemler yerine kısa vadeli önlemler olarak ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Bu sebeplerle zaman geçirilmeden uzun vadeli önlemler uygulanmaya konulmalıdır. Ayrıca alınan önlemlerin siyasi kaygı ve çıkar gözetmeksizin uygulanması ilkesinin geçerli olmasına çalışılmalıdır. Diğer bir ifadeyle borçlanma politikalarının &#252;zerinde oluşan siyasi gölgenin kaldırılması gerekmektedir. Ayrıca alınan önlemlerin uygulanması hakkında halkın desteğinin mutlak sağlanması gerekir. &#214;zellikle IMF ile yapılan anlaşmalar çerçevesinde istenilen mali disiplini sağlamaya yönelik bir takım önlemlerin, IMF istediği için değil T&#252;rkiye’nin bir an önce alması gereken önlemler kapsamında olduğunun da halka anlatılması gerekmektedir. Bu sebeplerle dış borçlanmayı sağlıklı bir yapıya kavuşturacak birtakım önlemlerin alınması gerekmektedir. Bu çöz&#252;m önerilerini maddeler halinde sıralayacak olursak;

    *Dış borçlanma ile ilgili alınacak olan kararların mutlaka TBMM'nin nitelikli çoğunluğu ile alınması mali anayasa içinde yer almalıdır.

    *Hangi durumlarda dış borçlanmaya gidilebileceği mutlaka mali anayasada belirtilmeli ve keyfiyet ortadan kaldırılmalıdır.

    *Dış borçlanma miktarının GSMH' nın belli bir y&#252;zdesini geçemeyeceği( &#214;rneğin y&#252;zde 40) mali anayasada belirtilmelidir

    *Dış borçlanma ile ilgili faiz oranlarının önceden tespit edilmeli ve bu oranların &#252;st&#252;nde borçlanmaya izin verilmemesi gerekmektedir.

    Bu direkt d&#252;zenleyici önlemlere ilave olarak bir takım dolaylı önlemler de alınabilir. Bu önlemler ile de dış borçlanmaya m&#252;racaat etmenin gerekçeleri kısmen ortadan kaldırılabilir. Bunlar ise;

    *&#214;ncelikle devletin ekonomideki payı k&#252;ç&#252;lt&#252;lmelidir.

    *Devlet ekonomide özel sektör&#252;n faaliyetlerini kolaylaştırıcı yönde yasal ve kurumsal önlemleri bir an önce hayata geçirmelidir.

    *İhracatı arttırmayı hedef alan politikalara önem verilmelidir.

    *T&#252;rkiye’nin ekonomik b&#252;y&#252;me hedeflerinden vazgeçmesi beklenmese bile, makul bir b&#252;y&#252;me oranı sağlamak için çaba gösterilmelidir. Yani b&#252;y&#252;meyi sağlamak için denk b&#252;tçe anlayışından feragat edilmemelidir.

    *Kayıt dışı ekonomiyi oluşturan kesimin mutlaka kayıt altına alınması gerekmektedir.

    *Merkez Bankası’nın özerkliği sağlanmalıdır.

    *Dış borçlanma sadece kendini amorti edebilen belli alanlardaki yatırımlar için m&#252;mk&#252;n olmalıdır.

    Aksi taktirde T&#252;rkiye’de dış borç sorununu çöz&#252;lmesi ve bu borçlanmanın neden olduğu olumsuz etkileri ortadan kaldırması m&#252;mk&#252;n olmayacaktır.

    KAYNAK&#199

    A&#199A Sait, Devlet Borçlanması,Adım Yayıncılık, Afyon, 1995.

    AKKOYUNLU Pınar - KARAKAŞ Eser, “Mali Kriz Göstergeleri (Uluslararası Bir Karşılaştırma)”, XII. T&#252;rkiye Maliye Sempozyumu, Belek- Antalya-T&#252;rkiye, 14-17 Mayıs 1997.

    AKTAN Coşkun Can, Ekonomik Anayasa, Ankara, TİSK Yayın No:162,

    AKTAN “Borçlanma Yetkisinin Sınırlandırılması ve Ekonomik Anayasa &#214;nerisi”, Maliye Yazıları, Nisan-Haziran 1998.

    AKTAN, T&#252;rkiye D&#252;nyanın Neresinde?, EGİAD Yayını, Meta Basım,1999.

    BUCHANAN James, “Public Debt”, New Palgrame Dictionary of Economics, Vol. 5,1986.

    BUCHANAN James, “The Moral Dimension of Public Debt”, Economic İnquiry, Vol13, No: 1, January 1985.

    CANKAY Lale, T&#252;rkiye’de Dış Borçların Gelişimi”, İşletme ve Finans Dergisi, Şubat, 1993, Sayı:83

    DPT Temel Ekonomik Göstergeler 2000.

    EĞİLMEZ Mahfi, Hazine, Creative Yayıncılık, 1997.

    EKER Aytaç, Devlet Borçları (Kamu Kredisi), Anadolu Matbaacılık, İzmir, 1994.

    EKER Aytaç - MERİ&#199; Metin, Devlet Borçları ( Kamu Kredisi ), Anadolu Matbaacılık, İzmir 1999.

    "Ekonomik ve Parasal Birliğin &#220;ç&#252;nc&#252; Aşaması ve Tek Para",www.dtm,gov.tr./ab/AB/ eurohtm

    ER&#199L Gazi, “T&#252;rkiye’nin Dış Borç Birikiminin Kaynakları”, Maliye Yazıları, Temmuz-Eyl&#252;l 1992.

    ESEN Hikmet, "Yerel Yönetimlerde Dış Borçlanma ve Sonuçları"&#199;ağdaş Yerel Yönetimler Dergisi, Cilt:7, Sayı:3, Temmuz 1998.

    İNCE Macit, Devlet Borçlanması (Kamu Kredisi), Seçkin Yayınevi, Ankara, 1996.

    KARLUK Rıdvan, T&#252;rkiye Ekonomisi, Tarihsel Gelişim, Yapısal ve Sosyal Değişim, Beta Basım Yayım Dağıtım A:Ş İstanbul, 1997.

    KARLUK, Avrupa Birliği ve T&#252;rkiye, Beta Basım Yayım Dağıtım AŞ., İstanbul, 1998.

    &#214;NDER İzzettin, KİRMANOĞLU H&#252;lya, “Kamu Açıklarının Tanımlanması, &#214;lç&#252;m&#252; ve Etkileri”, Kamu Kesimi Finansman Açıkları, X. T&#252;rkiye Maliye Sempozyumu, İstanbul, 1996.

    &#214;ZER İlhan, Devlet Maliyesi, Cilt 2, Maliye ve G&#252;mr&#252;k Bakanlığı APKK Yayın No: 1986/277, Ankara,1986.

    SAVAŞ Vural Fuat, Mali Anayasanın Temel Konuları, Anayasa Mahkemesi, Anayasa Yargısı, 8, Ankara: Anayasa Mahkemesi Yayınları,1991.

    SAYILGAN Şevket, “T&#252;rkiye’nin Cari İşlemler Bilançosu ve Dış Borçlar (Politikalar), Banka ve Ekonomik Yorumlar Dergisi Ocak Sayı:1,1998,

    T.C Maliye Bakanlığı, 1999 Mali Yılı B&#252;tçe Gerekçesi, Ankara , Ekim 1998,

    T.C.M.B., 1997 Yıllık Rapor.

    T.C.M.B., 1998 Yıllık Rapor.

    TURAL Aziz, Devlet Borçları, Maliye ve G&#252;mr&#252;k Bakanlığı Araştırma, Planlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı Yayın No: 1992/325, Ankara,1992.

    ULUDAĞ İlhan, İzlenen Ekonomik Politikalar Işığında T&#252;rkiye Ekonomisi (Teori Politika-Değerlendirme), Marmara &#220;niversitesi, Bankacılık ve Sigortacılık Enstit&#252;s&#252; Yayın No:2, Eyl&#252;l 1990.

    WİJNBERGEN Van Sweder, External Debt, Fiscal Policy and Sustainable Growth in Turkey, Published for the World Bank, , The Johns Hopkins University Press, 1992.










    Tanrı, iradesini hâkim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır; yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hâkim kılmak için Allah’ı kullanırlar.”
    Giordano Bruno



    Minik

  9. #9
    fightclub11 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-09-2005
    Mesajlar
    5,458
    Karizma Gücü
    8
    Finansal Tablolarda Birikmiş Amortismanların içeriği ve bu hesabın çalışma şekli konusunda bilgi-dökümanı olanın eklemesini rica ederim

 

 

Bu konuyla ilgili etiketler

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •