Önce şunu açıklığa kavuşturalım; bu yazıdaki amacım iş hayatında kadın haklarını savunmak değil. Yanlış anlaşılmasın, karşı olduğumdan değil tabii ki. Bir kadın olarak, hem de üst düzey yöneticilik yapmayı başarmış bir kadın olarak karşı olmak ne mümkün. Sadece ‘camdan tavan’ üzerine daha önce yazmış olduğum için... Ülkemizde kadınların çalışma hayatındaki varlıklarının azlığı da yeni bir keşif değil, dolayısıyla bu da konumuz değil. Ama varmak istediğim noktaya gidiş açısından, bahsettiğim alanlardaki bazı verilerle başlamayı uygun görüyorum.
Adrese dayalı son nüfus sayımının daha detayları tam açıklanmadı. O yüzden 2000 nüfus sayımı rakamlarından gidelim: Türkiye’de kadın nüfusunun sadece yüzde 13’ü çalışma hayatı içinde. Bunların içinde yüzde 69’u ücretsiz aile işi yapıyor. Yani tarlada, orada burada çalışıyor; dolayısıyla onları resimden çıkaralım. Geriye kalıyor sadece yüzde 4. AB ülkeleri içinde en düşük çalışan kadın nüfusu yüzde 46’yla İtalya’da; topluluğun genel ortalaması ise yüzde 57.
Kadınların iş hayatındaki varlıklarının yanı sıra yönetici pozisyonlarındaki varlıkları da problemli. Türkiye örneğine girmeden, Amerika’dan bir örnek vermek sanırım durumu açıklamaya yeterli olacak. Amerika’da çalışan nüfusun yarısı kadın, kadın hakları sonsuz destekleniyor ve ülke belki de kendine yakın zamanda bir kadın başkan seçecek. Ancak üst düzey yönetici konumundaki kadınların erkeklere oranı maalesef bire altı. Bridge Partners şirketinin daha sonuçları taze taze açıklanmış araştırmasındaki rakamlar da bunu destekliyor.
Şirket şu üç ayrı segmentteki firmaların web siteleri ve yıllık raporlarını tarayarak, CEO, CFO ve COO gibi üst düzeyde görev alan yaklaşık 1,200 yöneticinin cinsiyet dağılımını belirlemiş: Silikon Vadisi teknoloji firmalarının ilk 25’i, Silikon Vadisi dışındaki teknoloji firmalarının ilk 25’i ve Fortune listesinin teknoloji harici firmalar listesindeki ilk 25’i. Maalesef kadınların yönetim kademelerinde var olma oranı en fazla yüzde 15. O da Silikon Vadisi teknoloji firmalarında. Diğerlerinde oran yüzde 8’e kadar düşüyor.
Şimdi gelelim odak noktamıza. Ben biraz daha farklı bir açıdan meseleye yaklaşmak istiyorum bugün, ‘emir-komuta zinciri’nde cinsiyet farklılıklarının nasıl işlediğine. Başka bir deyişle, eğer var ise, cinsiyetler arası yönetim stili farklılığının çalışanın cinsiyetiyle ilişkisine.
FARKLI CİNSİYET = FARKLI YÖNETİM TARZI?
Nihai istasyonumuza varmadan bir küçük durak daha: Cinsiyetler arası yönetim stili farklılığı. Bu mesele, akademiada 1970’lerden beri, yani kadınların iş hayatında sayıca çoğalmaya başladığı günlerden beri, sürekli sorgulanıyor. Ancak alınan sonuçlar hiç tutarlılık göstermedi. Bazıları kadın ve erkek yöneticilerin farklı tarzları olmadığını öne sürdü (kadınların bir süre sonra ‘erkeksi’ bir yönetim tarzını benimsemelerini de öne sürerek), bazıları ise iki cinsin çok farklı yönetim şekilleri olduğundan dem vurdu. Mesela, Amerika’da ISR firmasının 2000-2003 yılları arasında, yaklaşık 3 bin yöneticiyle yürüttüğü araştırmasının açıklanan sonuçları aynen böyle diyor. Kadın yöneticiler daha çok iş arkadaşları ve müşterileriyle ilgili iken, erkek yöneticiler daha çok kendileriyle ilgiliymiş. Yani erkekler için ana motivasyon ‘kendi kariyerleri’. Fakat nihayetinde kadın ve erkeklerin hedefleri farklı değil.
Geçtiğimiz aylarda, kadınların iş hayatındaki rollerine katkıda bulunma amaçlı bir kuruluş olan Catalyst firması tarafından sonuçları açıklanan bir araştırmada, Fortune 1000 firmalarında çalışan hem kadın hem erkek yöneticilerin ortak hedefinin CEO olmak olduğu belirlenmiş. Ancak yine ufak bir farkla: Kadın yöneticiler, firmanın kurumsal kültürünün kendi ilerlemeleri açısından daha az ‘konuksever’ olduğunu söylemiş. Belki de işte tam da bu yüzden kadın yöneticiler ‘ilişki’ye odaklı bir yönetim sergiliyor.
KADININ DERDİNDEN KADIN MI ANLAR?
Bu hafta İnsankaynaklari.com’la yaptığımız ufak ankette, çalışanlara cinsiyetlerini ve raporladıkları kişilerin cinsiyetlerini sorguladık. Cevap verenlerin yüzde 65’i erkek, yüzde 35’i kadındı. İlk bulgu güzel. İş hayatındaki kadın çalışan oranımız demek ki eskisi kadar az değil. Gerçi internet kullanıcısı olduklarını unutmamak lazım ama yine de internet kullanımının roket hızıyla yükseldiği ülkemizde çok da çarpık bir yorum değil söylediğimiz. Gelelim esas odak noktamız olan ikinci bulguya. Erkeklerin yüzde 26’sı, kadınların ise yüzde 31’i bir kadına raporladığını belirtmiş. Aradaki fark belki ufak ama istatistiki olarak anlamlı. Sebep daha fazla verim alınması mı yoksa mecburiyetler mi?
Ülkenin ve sektörlerin gerçeklerini bir yana koyarak, öncelikle sorunun cevabını bilimsel gerçekler içinde arayalım. Maalesef yöneticilerin cinsiyetinin çalışan cinsiyetiyle kombinasyonu üzerine oldukça az literatür var. Ama içlerinde oldukça ilginç bir çalışma var, Teksas Üniversitesi’nden Lee Williams’ın 1999 tarihli bu çalışması, aynı zamanda İK Yönetimi Konferansı’nda da ‘en iyi makale’ ödülüne layık görülmüş.
Yöneticilerin ve çalışanların cinsiyetlerinin ‘verimli çalışma’ ve ‘mentoring’ açısından değerlendirildiği çalışmada, maalesef sonuçlar, beklenenin aksine, en az iletişimin ve ‘bilgelik transferi’nin kadın yöneticiler ile kadın çalışanlar arasında olduğunu gösteriyor.
Dr. Shere Hite’ın, 2000 tarihli meşhur ‘Sex and Business’ kitabındaki araştırma verilerini de bu noktada hatırlatmakta yarar var. Fortune 100 listesindeki firmaların CEO’larıyla yaptığı kişisel görüşmelerin yanı sıra, iş dünyasındaki birçok kadın ve erkekle anketler yapan Hite’ın araştırmasının ilginç bulgularının başında, erkeklerin yüzde 52’sinin erkeklerle çalışmayı tercih ettiklerini söylemesi, ancak kadınların sadece yüzde 14’ünün kadınlarla çalışmaktan hoşlandıklarını belirtmesi gelir.
Biz kadınlar ‘pozitif ayırımcılık’ beklentisinde iken, yine biz kadınların kendimize ‘negatif ayırımcılık’ uygulaması pek de reva değil sanki, ne dersiniz?
Umut Sarp Zeylan


LinkBack URL
About LinkBacks


Alıntı Yaparak Cevapla





)
