Büyüyünce ne olmak istiyorsun? diye sorduğumda bana “Hayvan” diye yanıt verince çok şaşırmış, “Nasıl yani?” diyebilmiştim ancak. Sonra konuşurken anladım ki, herkesi korkutabilmek için ‘aslan’ olmak istiyor sadece. Onun masum, hayattan habersiz hali ruhumu okşayıp geçmişti. Öğretmen, polis, doktor ya da itfaiyeci olmak değil, sadece bir aslandı gönlünde yatan.
Bu konuşmanın üzerinden yıllar geçti ve ben Avea CEO'su Cüneyt Türktan’ın yanına giderken yine benzer bir şaşkınlıkla merak ediyorum. Zira, GSM sektörünün önemli isimlerinden biri olarak kabul edilen ve hatta kimilerinin “Turkcell’i yarattı, Avea’yı uykudan uyandırdı” diye bahsettiği Türktan, yönetici olmaya çocuk yaşta karar vermiş. Yönetici olan babasının (Hüseyin Türktan) koltuğunda oturup kendi etrafında dönerken duyduğu haz belki de kariyerini şekillendirmiş.
Farklı sektörlerde farklı tecrübeler edinmişsiniz. Neden bu sektörde karar kıldınız?
Ben hareketli bir insanım, sektör de çok canlı; kişisel uyum var ve bu da başarıları getiriyor olabilir.
Mesela finans okumuşsunuz, bankacılıkta ilerleyebilirdiniz...
Bankacılık sektörü hareketli ve büyüyen bir sektör ama telekoma göre daha durağan, pek de 24 saat yaşayan bir sistem değil. Bankacılıkta sistemler oturmuş, pozisyonlar belliydi ama mobil sektöre girdiğim zaman hiçbir şey belli değildi. Aslında macera tarafı da çekmiş olabilir. Hatta sektöre girdiğimde -bankacılık sektöründen çıkmıştım, Pepsi Cola’da çalışıyordum- “Böyle bir Amerikan şirketi bırakılır mı, bilinmeyen bir sektörde ne işin var?” dediler, eleştiriler aldım. Ama o da bir adımdı hayatımda. Maceracı, hareketli bir tarafım var o nedenle bankacılıkta kalmak cazip gelmedi sanırım.
Risk alma yönünüz kuvvetli mi?
Benim hep inandığım bir şey var, ekibimle de paylaşırım; Karar almamaktansa karar alalım, yanlış kararı yolda düzeltelim. Şirketler için en büyük zarar karar almadan oturmak. Eldeki verileri en iyi şekilde kullanarak hızlı karar almak bana göre herkese başarı getirir, kararsızlık daha kötüdür. Risk demeyeyim de, karar almayı hızlı yaparım.
Kariyerinizin hemen başında 5 yıllık bir New York deneyiminiz de var. Bu dönem neler kattı size?
80-85 yılları arasında New York’taydım. Çok şirkete girdim çıktım, hızlı tüketim şirketini de, bankayı da gördüm. Bu iki türlü vizyon getirdi: Çok şirket görme ve hızlı bir ortamda tutunma, yaşama. Zamanında her şey, ölseniz bile, yetişecek orada. Bu da işi zamanında yetiştirme ve hızlı iş yapma kültürü kazandırdı. Oradaki üç, dört senem okul gibi geçti, belki dönmeden bir sene önce New York’un New York olduğunu anladım.
Türkiye’ye geldiğinizde hiç bocaladınız mı peki?
Türkiye’ye geldiğimde bankacılık sektöründen teklif geldi ama biraz bocalayacağımı hissettim ve kabul etmedim. İki, üç sene denetçiliğe devam ederek geçiş dönemini sağladım. İyi bildiğim işi Türkiye şartlarında yaptım ve daha sonra bankaya geçtim. Yumuşak bir geçiş yaptım, diyebilirim.
Her iki iş kültürünü de değerlendirdiğinizde burada en çok yapılan yanlış ne sizce?
Biraz verimsiz çalışıyoruz, ayrıca bürokrasi var. Zamanın yarısını sistem dışı iş yaparak geçiriyoruz, hakikaten hatır işi, gönül işi, o işi, istekler... Hepimiz için geçerli, tenkit amacıyla söylemiyorum. Normal işimizin dışındaki istekleri yerine getirmeye çalışıyoruz. Bu da özel hayatımızı yiyor. Benim gördüğüm şu ki, Türkiye’de daha verimli ve hedefe odaklı çalışabiliriz ama kurumsal kültürlerin yerleşmesi gerekiyor.
Ankara’da TED’de okumuşsunuz, genç bir kolej öğrencisiyken hedefleriniz nelerdi?
İdari bilimler diye bir hedef seçmiş ve yönetici olmayı istemiştim. Üniversitede muhasebe en çok zorlandığım dersti ve hep üstüne üstüne gitme hırsı geldi galiba, finans ve muhasebeyi seçtim ama yöneticilik hep hedefimdi.
Çocukluğunuzdan beri yönetici olmak gibi bir hayaliniz var mıydı gerçekten? Neden?
Babam bir bankanın üst düzey yöneticisiydi, koltuğuna oturmayı çok severdim. Ama derseniz ki, kendi koltuğunda ne kadar oturuyorsun? Hiç vakit yok oturmaya ama o küçük yaşta, o koltuğa oturmak cazip geliyordu galiba...
‘Ben daha önce de hep zor dönemlerde göreve başladım” demişsiniz. Hep böyle mi sürdü?
Özellikle telekom sektöründe rahat, düzgün giden işlere gelip de oturmadım. Daima bir şeyi toparlama, düzeltme durumunda oldum. Belki de durağan hale geldiği zaman ben sıkılıyorum, o da olabilir. Zor projeleri yüklenip ekibi oluşturduktan sonra problemleri çözmüşüzdür.
Peki, çalışanlarınız nasıl bir yöneticiyle karşı karşıya?
Ekibin beni anlaması çok önemli; çünkü ben ne kadar yukarda da dursam detaya girebilen bir yöneticiyim, denetçilikten geliyor. Yani tepeden aşağı bir noktaya inebilirim. Üstünkörü işi sevmem, hızlı karar alırken altında çok katmanları vardır. Ekibime güvendikten sonra sorumluluğu tamamen veririm. Yaptığım iş tamamen delegasyondur, işlerine de karışmamayı isterim.
Bundan sonraki hedefleriniz neler?
Belirli bir noktada kesip çıkmak lazım. GSM sektörü benim nokta koyacağım yer olacak. Başka bir sektör düşünmüyorum, bir anlamda bağlılık da oluştu.
Emekli olmayı planlıyor musunuz?
İnsan sıhhati olduğu sürece çalışabilir, hiç olmazsa belirli düzeyde öğrendiklerini, deneyimlerini aktarma imkânı olabilir. Sıhhatli olduğum sürece değişik tempolarda çalışmayı düşünüyorum.
“Kariyerimin en başına dönsem” diye başlayan bir cümle kursanız devamını nasıl getirirdiniz?
Kendi işimi kurup devam etmek isterdim, bu bir heves; girişimci olayım, girişimcilikle devam edeyim... Bugün Türkiye’de yoktan var olmuş birçok girişimci var.
‘AVEA’DAN AYRILMIYORUM’
Avea’dan ayrılabileceğiniz söylendi geçtiğimiz haftalarda ama anladığım kadarıyla yolları ayırmıyorsunuz. Neden böyle bir haber yayılmış olabilir?
Hayır ayrılmıyorum, Avea’dayım... Teklifler geliyor, görüşmeler oluyor kimi zaman; görüşme istenince reddetmiyorsunuz, görüşüyorsunuz. Piyasa da hareketli, bu tip konulara duyarlı. Ama öyle bir şey yok, Avea’da devam ediyorum.
Avea’nın önümüzdeki döneme ilişkin hedefi nedir?
Avea Türkiye’nin genç operatörü. 10 milyon aboneye ulaştık. İki sene de 600 milyon dolarlık yatırım yaptık. 2008 çok önemli, Avea’nın sektörde lider marka olması adına genişleme yılı. Numara taşınabilirliği önemli rol oynayacak önümüzdeki günlerde, piyasa çok hareketlenecek. Müşteriler kendi numarasını değiştirmeden istediği operatörü seçebilecek ve iyi olan, kaliteli hizmet veren, güveni sağlamış firma başarılı olacak. Avea olarak burada en büyük pastayı almak ve hedefimizi aşmak istiyoruz.
İstihdamınızı artıracak mısınız?
Avea’da istihdam iki türlü: Kırmızı Kuşak olarak adlandırdığımız öğrenci seçme programımız var, öğrencileri yakından tanıyıp işe alıyoruz. Bir de sistemden çıkanların yerini dolduruyorsunuz, bu da her sene 600-700 kişilik bir istihdam olarak kabul edilebilir; hem kendimize hem sektöre, her yıl 600-700 kişilik bir istihdam yaratıyoruz.
Avea’nın gençlere yakın duruşu sizinle ilişkilendiriliyor? Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Geçmişe baktığımızda Aycell tarafı kamu, Aria tarafı mobil öğrenci dediğimiz gençlere ağırlık vermişti. Avea bunun karmasıyla devam ediyordu. Biz her iki segmenti geliştirdik, yeni segmentler yaratırken. Gençlere yakınlığımız doğru, sosyal sorumluluk projelerimize baktığınızda da bunu görebilirsiniz: Örneğin ilkokullarda 200 tane ‘Bilişim Sınıfı’ kurduk. Toplum Gönüllüleri Vakfı’yla yaptığımız Girişimci Geliştirme Projesi’nde geçen sene 5 üniversiteyle çalıştık; 2 bin öğrenci girişimci olarak yetiştirildi, başarılı projeler ödüllendirildi ve yatırıma dönüyor. Bu sene de üniversite sayısı 8’e çıktı. Bizim üniversiteden, ilkokula kadar tüm öğrencileri dijitalleşen dünyaya yakınlaştırma hem de onları girişimci olarak yetiştirme hedefimiz var.
KLASİK OTOMOBİL YARIŞLARINA GİRİYOR
Sizinle 1999’da yapılmış bir röportajı okudum. Orada “5 yıl sonra hobilerime daha çok zaman ayırmayı istiyorum” demişsiniz. Aradan epey zaman geçti, yapabildiniz mi?
Pek olmadı, daha büyük projelere soyunduk hatta ama bir gün inşallah olacak. Yine de senede bir kere klasik otomobil yarışına girmeye çalışıyorum. Birkaç tane klasik arabam var.
Tekneyi severim; denizde bulunmak, Karadeniz’e açılmak hoşuma gider. Arada bir balığa çıkarım, o dinlendirir. Zaman buldukça golf oynuyorum. Senede birkaç kere kayak yapıyorum. Ama yoğun spor yapmak için vakit bulamıyorum.
Ailenize vakit ayıramamaktan da yakınıyorsunuz...
Eşimin (Gülden) de yoğun projeleri, hobileri vardır. Çalışan bir eşin, yani herkesin kendi işinin olması çok önemli. Oğlumun (Can) okulu var. Mümkün olduğu kadar bir araya gelmeye çalışıyoruz. Ortak bir seyahat programını çok zor çıkarıyoruz. “Hadi hafta sonu hep birlikte bir yerlere gidelim” demek lüks oluyor.


LinkBack URL
About LinkBacks


Alıntı Yaparak Cevapla