• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
4 sonuçtan 1 --- 4 arası gösteriliyor
  1. #1
    <span style='color: #8B0000'>CiNNaMoN</span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-05-2007
    Mesajlar
    6,172
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7

    Cinnamon dan masallar

    MASAL NEDİR? MASALLARIN ÖZELLİKLERİ


    Yaratıcısı bilinmeyen ve ağızdan ağıza sürüp gelen, olağanüstü, düş ürünü olaylarla örülü anlatı türü.
    Masallar, olağanüstü olabildikleri gibi gerçekçi de olabilir, yani gerçek kişilere, gerçek olaylara dayandıkları izlenimini veren masallar da vardır. Ama her iki masal çeşidinde de düş ürünü, uydurma oluş, ana niteliktir. Bu ise biçimde, anlatımda belirginleşir. Sözgelimi, destancının tersine masalcı, dinleyenleri anlatılanlara inandırmak savında değildir. Ne de hikâyeci gibi anlatılanlara gerçek süsü vermek ister. Daha masalın başındaki tekerlemeyle dinleyici masala hazırlanır. Olayın uydurmalığına dikkati çekilir. Anlatımsa kısa ve yoğundur. Olaylar önemlerine göre sıralanarak aktarılır ve miş'li geçmiş, şimdiki zaman ya da geniş zamanın rivayeti kullanılır. Masallar, konularına göre şu ana çeşitlere ayrılır:
    1) Hayvan masalları;
    2) Asıl masallar, olağanüstü masallar, gerçekçi masallar;
    3) Güldürücü öyküler, nükteli fıkralar, yalanlamalar;
    4) Zincirlemeli masallar. Kahramanları hayvanlardan seçilen ve daha çok öğretici nitelik taşıyan hayvan masalları kısa olur, başlama tekerlemeleri de yoktur. Olağanüstü masalların kahramanları da insanlarla cinler, periler, devler gibi doğa dışı varlıklardır. Gerçekçi masallarda bu kişiler pek değişmez. Ama temel konu halk arasında seçilmiş tiplerin serüvenleridir. Güldürücü masallar ise fıkra deyimiyle nitelenir. Yalanlamalı masalların ana niteliği yalana dayanmalarıdır. Zincirlemeli masallar da kuruluşlarındaki özellikle ötekilerden ayrılır. Küçük, önemsiz olayların birbiri ardına bağlanmasıyla oluşturulmuşlardır. Bağlantı ögesinin (masal kişileri ya da olaylar) sayısı ölçüsünde masal uzar gider. Masallar sözlü halk edebiyatı türleri içinde ülkeden ülkeye, çağdan çağa en çok yayılan ürünlerdir. Bu bakımdan masalların çoğu konuları ve anlatımları açısından dilleri ve kültürleri farklı uluslar arasında ortaktır.
    <div style=text-align: right;><a href=http://www.turkforum.net/signaturepics/sigpic282514_13.gif target=_blank>http://www.turkforum.net/signaturepi...c282514_13.gif</a></div>

  2. #2
    <span style='color: #8B0000'>CiNNaMoN</span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-05-2007
    Mesajlar
    6,172
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7
    MAHALLEYİ CİNLER BASTI


    Bu g&#252;n babam elinde bir karton kutu ile geldi. Kutunun içinde, on tane sarı t&#252;yl&#252; civciv vardı. &#199;ok şirin şeylerdi. Bizim köydeki, Gerze tavuğun civcivlerine hiç benzemiyorlardı. Bunların incecik t&#252;yleri, sarı sarıydı. Annem de civcivleri gör&#252;nce çok sevindi. Hemen bir parça bulgur ıslattı. Bir s&#252;re sonra yumuşayan bulgurları, bir gazete kağıdının &#252;st&#252;ne yaydı. Göt&#252;r&#252;p civcivlerin ön&#252;ne bıraktı. Civcivlerin içlerinde biri vardı ki, biraz daha iriceydi. O hemen bulgur tanelerini kıtlamaya başladı. &#214;teki civcivler de, ona bakarak aynısını yaptılar.
    Artık, sabah akşam civcivlerle ilgilenmeye başladım. Okuldan geldikten sonra, bahçeden gezinen, sekiz beyaz yaratığı izler, onları yanıma çağırır; yem verirdim. K&#252;ç&#252;kken en iri olanı, arada sırada omzuma uçarak konardı. Omzumda şişinir, çok b&#252;y&#252;k bir iş başarmış; birinin edasıyla öteki civcivlere bakardı. Kimi zaman da sırayla elime alır, ağzıma aldığım ekmek parçalarını kıtlatırdım. Bir ay sonra sekiz tanesinin erkek olduğu ortaya çıktı. İki tanesini, G&#252;ls&#252;m teyzelerin kedisi kaçırmıştı. Kedi kaçırmasaydı, belki onlar da şimdi burada olurlardı.
    Civcivlerimin artık ibikleri, kuyruklarının telekleri, belirginleşmişti. Cinsiyetleri belliydi. Evimizin k&#252;ç&#252;k bahçesindeki ağaçların arasına, babam bir sırık çakmıştı. Ben ağacın dibine oturunca, horozlarım da gelir sırayla sırığın &#252;st&#252;ne t&#252;nerlerdi.
    Her g&#252;n eve geldiğimde, t&#252;neğin &#252;st&#252;nde bana doğru uçarak, çeşitli hareketler yapıyor, etrafımda döner dururlardı.
    Bir g&#252;n tanımadığım bir amca, bahçemizin kapısını açıp, içeri girmek istedi. Adamın kapıyı açmasıyla, horozlarımın uçarak adama, saldırmaları bir oldu. Adam neye uğradığını şaşırdı. Gerisin geri bahçe kapısını çekerek, sokakta bağırarak kaçmaya başladı.
    “Mahalleyi cinler bastı, “ diye, bas bas bağırıyordu.
    Hem kaçıyor, hem de geriye dön&#252;p bizim eve bakıyordu.
    G&#252;r&#252;lt&#252;yle annem çıktı dışarıya. Olanı biteni öğrendikten sonra, g&#252;lerek içeri girdi. Gelen adam dilenciymiş. Bahçeye geri dönd&#252;ğ&#252;mde, sekizi de sırığın &#252;st&#252;nde hazır bekliyorlardı. Beni görd&#252;klerinde boyunlarını ileri uzatarak kimi sesler çıkardılar.
    Annem:
    “ Ne yaptınız o adama öyle!..” dediğinde, sanki annemin dediklerini anlıyorlardı. Sekizi birden kafalarını yana eğip kanatlarını hafiften oynattılar.
    Annem horozlarımı öyle gör&#252;nce:
    “Bak oğlum hiç aklından çıkarma, evin hayvanları evin insanlarını tanırlar. Yabancıları da daha iyi tanırlar. Eğer eve gelen bir yabancının, köt&#252; niyeti varsa, hayvanlar bunu sezer. Senin horozların adamın köt&#252; niyetli olduğunu sezdikleri için, eve bırakmak istemediler,” diyerek, getirip horozların ön&#252;ne bir s&#252;r&#252; yem serpti. Oysa daha yem zamanı değildi. Eskiden olsaydı hemen &#252;ş&#252;ş&#252;rlerdi yemin &#252;st&#252;ne. Nedense bu sefer hiç de acele etmediler. Demek ki hen&#252;z acıkmamışlardır , diye, d&#252;ş&#252;nd&#252;m... ama annemin:
    “De haydin nazlanmayın,” söz&#252;yle kaşla göz arasında, saldırdılar buğday tanelerine...
    O g&#252;nden sonra mahalledeki çocuklar gelip, bizim bahçe kapısını açıp, kafalarını içeriye doğru uzatınca, sekiz horozun sekizi birden, uçarak bahçe duvarına konar, kaçışan çocuklara bakarlardı.

    Taki Akkuş
    <div style=text-align: right;><a href=http://www.turkforum.net/signaturepics/sigpic282514_13.gif target=_blank>http://www.turkforum.net/signaturepi...c282514_13.gif</a></div>

  3. #3
    <span style='color: #8B0000'>CiNNaMoN</span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-05-2007
    Mesajlar
    6,172
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7
    Ateş Gözl&#252; Kuşlar


    Diyarlardan bir diyarmış işte.
    Ben diyeyim &#199;in’de, siz deyin Maçin’de. G&#252;zel mi g&#252;zel. Uzak mı uzak. &#199;ocukları şirin mi şirin. İnsanları iyi mi iyi bir yer. B&#252;y&#252;k- k&#252;ç&#252;k, zengin-fakir, g&#252;zel-çirkin herkesin biribirine saygılı olduğu, sevgiyle davrandığı bir diyar.

    Bu y&#252;zden burada yaşayan insanlar &#252;z&#252;nt&#252;, dert, keder diye bir şey bilmezlermiş. Korku, kavga, haksızlık diye bir şey tanımazlarmış. Yalanın, sahtekarlığın olmadığı bir yermiş. B&#252;y&#252;k-k&#252;ç&#252;k, yaşlı-genç herkesin y&#252;z&#252;nde neşe ve mutluluk yansıdığı gibi daima mutluluk içinde yaşarlarmış.

    Nasıl mı olurmuş bu? Demeyin. Dört bir yanı g&#252;zellikle, yemiş ağaçları, renk renk çiçeklerle çevrili bu yerde herkes, her şeyde bir g&#252;zellik bulurmuş. Bu da onların mutlu olmaları için yetermiş. Böyle olunca da mutluluktan, &#252;z&#252;nt&#252;ler uğramazmış bu diyara. Nehirleri, pınarları, ağaçları, kuşları, bitkileri, çiçekleriyle ben diyeyim d&#252;nyanın en g&#252;zel yeri, siz deyin cennettin bir köşesi…

    Bahar geldi mi her taraf şen şakrak olur, yaz geldi mi herkes işinde g&#252;c&#252;nde, kış geldimi herekes evlerde tandırların, sobaların başında toplanır, nohutlu cevizli hedik, kavurga, kestane pişirilerek, mısır patlatılarak, tatlılar, yemekler hazırlanarak imece usulu sırayla her g&#252;n bir evde toplanıp yenilir, içilirmiş.
    B&#252;y&#252;kler çocuklara hikayeler, masallar anlatır, şiirler, destanlar okurmuş.
    Bu y&#252;zden kışın gelmesini en çok çocuklar istermiş… &#199;&#252;nk&#252; kış geldi mi her akşam evlerde masal sofraları kurulur, en g&#252;zel masallar anlatılır, her gece masallı r&#252;yalar gör&#252;rm&#252;ş çocuklar.

    Zaman az gitmiş, uz gitmiş. G&#252;nler, aylar, hatta asırlar geçmiş. Bu diyarda g&#252;n geçtikçe değişiklikler olurmuş, yaşlılar gider yerine yeni yaşlılar gelirmiş, çocuklar b&#252;y&#252;r yerine başka çocuklar gelirmiş. Değişmeyen tek şey bu diyardaki sevgi, saygı, g&#252;ven ve insanların biribirine davranışlarıymış. Yine çocuklar ninelerinden, dedelerinden, b&#252;y&#252;klerinden hikayelerini, masallarını dinler, sonra gider uyurlarmış.

    Bu g&#252;zel diyarın etrafında ki y&#252;ksek kayalar ve kocaman kocaman ağaçlara her bahar karların erimesiyle beraber, &#252;st&#252;nde kocaman kanatları olan ateş gözl&#252; kuşlar gelip konar ve yuva yaparlarmış. Karların yağmaya başlamasıyla beraber yine çekip giderlermiş.

    Kimsenin ismini bilmediği, ama herkesin kaf dağının ardında gelen ateş gözl&#252; kuşlar dediği göçmen kuşlarmış bunlar. Yavruları yumurtadan çıkar çıkmaz insanlar göt&#252;r&#252;p, kayaların, ağaçların dibine çeşit çeşit yiyecekler bırakıverirlermiş. Kuşlar bu diyarın k&#252;ç&#252;k, b&#252;y&#252;k t&#252;m hayvanlarını canavarlardan koruduğu için çoban dahi tutulmazmış.

    Bu yıllar yıllı böyle devam edip gimiş. Bu diyarlılarla kuşlar o kadar biribirine alışkın ve biribirini o kadar iyi tanırlarmış ki, buraya yabancı gelse hemen bir telaş alırmış kuşları. Oralarda kimse onlara ilişmez, yuvalarını bozmaz, köt&#252;l&#252;k etmezmiş bu kuşlara. Adeta kuşlarla bu diyarın g&#252;zel halkı iç içe yaşarmış…

    Gel zaman, git zaman komşu &#252;lkelerden birinin yöneticisi bu g&#252;zelim diyarın varlığından haberdar olmuş, askerlerini gönderip işgal ettirmiş bu g&#252;zel yeri, karşı çıkanı öld&#252;rtm&#252;ş, evlerini ateşe verip yakmış. Peri-Han adındaki kraliçesini de esir almışlar. Halkın gözyaşları, yalvarış, yakarışları fayda etmemiş. Zalimlerin y&#252;reğini yumuşatmamış…

    Artık ne huzur kalmış ne de bereket bu g&#252;zelim d'yarda. Herkes &#252;zg&#252;nm&#252;ş. O kocaman tanklara, silahlara karşı duracak ne g&#252;çleri ne de halleri varmış. Anlayacağınız barışcıl bir halk olduğu için silahlanmaya bile gerek görmemişler.

    O g&#252;nden sonra masalcı nineler, dedeler masal anlatmamış, erkenden uyuyuvermişler. B&#252;t&#252;n kışı masalsız geçirmiş çocuklar. Köt&#252;l&#252;kler ve köt&#252; adamlar b&#252;t&#252;n masalları alıp göt&#252;rm&#252;ş buralarda, bir tek çocukların gözyaşları kalmış ardından. &#199;ocuklar, analar, babalar çaresiz kalmış. G&#252;nler, haftalar, aylar hep yaslı geçmiş. Geceler geceleri, acılar acıları kovalamış durmuş.

    Derken mevsim bahara yönelmiş, karlar erimeye başladığında ateş gözl&#252; kuşlar dalları, kayaları doldurmuş yine, d&#252;şman askerleri tedirgin olmaya başlamışlar ama o diyardakiler ise içten içe sevinmişler.

    Kuşlar bu g&#252;zel diyardaki tedirginliği ve oranın köt&#252; niyetlilerce işgal edildiğini hemen anlamış, kraliçelerinin de esir alındığının haberini almışlar ve buna bir çare bulmak için toplanıp bir karara varmışlar. Bazı kuşlar geri dön&#252;p başka &#252;lkelerdeki kuş arkadaşlarına haber vermiş, bazıları da kuşların kralından yardım istemeye gitmişler.

    Kısa bir s&#252;re sonra her tarafı ateş gözl&#252;, kocaman kanatlı kuşlar sarmış. Askerler meraklı gözlerle dışarı toplanıp bakmışlar, göky&#252;z&#252;n&#252; bir kara bulut gibi saran kuşlar hep beraber saldırmışlar askerlere, pençelerine taktıkları gibi askerleri birer birer göt&#252;r&#252;p uzak bir uçurumun tepesine bırakıvermişler. Kalanlarda saklanmış sonra o diyardan kaçıp gitmişler…

    Bir daha o g&#252;zelim diyara kimse köt&#252;l&#252;k etmeye cesaret edememiş. Nineler, dedeler yine masallarını anlatmaya başlamış, çocuklar yine sevinip mutluluk şarkılarını söylemişler, şiirler okumuşlar dağa taşa. Ve bu böyle devam edip gitmiş yıllar yılı…
    <div style=text-align: right;><a href=http://www.turkforum.net/signaturepics/sigpic282514_13.gif target=_blank>http://www.turkforum.net/signaturepi...c282514_13.gif</a></div>

  4. #4
    <span style='color: #8B0000'>CiNNaMoN</span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-05-2007
    Mesajlar
    6,172
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7
    YAVRU BALİNA İLE KÖPEKBALIKLARI

    Annesi balina avcıları tarafından öldürülen yavru balina Atlas Okyanusu’nda yüzerken etrafını yirmi kadar köpekbalığı sardı. Başkan köpekbalığı yavru balinanın yanına gelerek: “ Seni tanıyorum ve durumunu çok iyi anlıyorum yavru balina. Ama üzülmekle eline bir şey geçmez. Anneni insanlar öldürdü. Sen bunu onların yanına bırakmamalısın. Annenin intikamını almalısın. Biz senin dostunuz. Sana öldürmeyi öğretip, insanların üstüne salacağız. Çok yakında insanlar yavru balinayı tanıyıp, ondan korkacaklar “ dedi.
    “ Annemi yerler mi insanlar? “ diye sordu yavru balina.
    “ Yerler yavrum. İnsanlar acımasızdır. Onlar dünyadaki tüm canlıları acımasızca öldürürler. Hoş, insanlar birbirlerine karşı da acımasızdır. Ben buralarda çok gördüm gemiler içinde savaşan insanları. Dedem insanların toprak üstünde de savaştıklarını söylerdi. Savaşı kazanan kahraman olurmuş. “
    “ İnsanlar kötü yaratık desene? “
    “ Hem de çok kötü yaratık. “
    “ O zaman beni annesiz bırakan, bana günlerce gözyaşı döktüren insanları cezalandıracağım, ama bunu nasıl yapacağımı bilemiyorum. “
    “ Öğrenirsen bilirsin. Haydi, yavrucuk peşimden gel. Siz de peşimden gelin köpek kardeşlerim. Derinlikler bizi bekliyor. “

    Aradan bir ay geçti. Bu sürede köpekbalıkları bildikleri öldürme yöntemlerini yavru balinaya öğrettiler. Hedef, insanların toplu halde yüzdükleri plajlar olacaktı. Plajlar, insan kanına boyanacaktı. Yavru balina, öldürürüm, parçalarım, diyordu ama onu plaja salmadan önce bir deneme yapmalıydı. Bakalım öldürebilecek miydi? Beş köpekbalığı yalnız yüzen insan aramaya başladı. Deniz fenerinin yakınında bir çocuk yüzüyordu. İlk kurban o olacaktı. Köpekbalıkları sahilden uzak kaldılar. Çocuğu ürkütmek istemiyorlardı. Yavru balina hızla çocuğa doğru yüzmeye başladı. Fenerin oralar derin demişti köpekbalıkları, çocuk demek ki, usta yüzücüydü. Yoksa onun ne işi vardı böyle derin yerde. Yavru balina kafasını suyun üstüne çıkardı, daha sonra gövdesi ve kuyruğu göründü. Çocuk, yavru balinayı hemen fark etti. Derin bir nefes alıp suya daldı. Balina yavruydu ama dört metre boyundaydı. Sahile doğru yüzmeye kalksa bunu başaramazdı, çünkü yavru balina ondan çok daha hızlıydı. Yetişmesi an meselesiydi. Bundan dolayı çocuk sahile paralel yüzüyordu. Yavru balina çocuğa yetişti, bir süre onunla yan yana yüzdü ve aniden dönerek ağzını açıp kapadı. Yavru balina köpekbalıklarının yanına döndüğünde:

    “ Görevimi başardım. Çocuğun işi tamam “ dedi.
    “ Çocuğu parçaladın mı? “ diye sordu, başkan köpekbalığı.
    “ Hayır, parçalamadım “ dedi yavru balina.
    “ Parçalamadın mı? O zaman ne yaptın? “
    “ Çocuğu yuttum. “
    “ Yuttun mu? “
    “ Evet, yuttum…Çocuk şimdi midemde. “
    “ Öyle veya böyle, çocuğu öldürmüşsün işte. Seni kutlarım yavru balina. Biz yarın uzaklara gidip bir toplantıya katılacağız. Birkaç gün yokuz. Sen şu ilerdeki plaja git, yakaladığını ister parçala, ister yut. Sıradan bütün plajları dolaş. İnsanlara acıma yok. “

    Köpekbalıkları döndüğünde yavru balinayı buldular. Yavru balina yirmi insanı acımadan öldürdüğünü, insanların plajlara çıkamadığını, etrafa korku saldığını söyledi. Köpekbalıkları bu habere çok sevindiler. Ertesi gün bir köpekbalığı deniz fenerinin yakınındaki sahilde yavru balinanın yuttum dediği çocuğu gördü. Başkanı bularak durumu anlattı. Başkan, bunun üzerine çok sinirlendi. Nefretle yavru balinanın üstüne gitti:
    “ Hani yutmuştun o çocuğu, bak fenerin oradaymış. Sen bizimle dalga mı geçiyorsun? “ Köpekbalıklarının etrafını sardığını gören yavru balina:
    “ Şey, yutmuştum ama hazmedemedim, kusuverdim. Çocuk midemi tekmelemişti. “
    “ Sus, yalancı seni, çocuğu yutmadın, plajlara saldırmadın, bütün plajlar dolu. Hani plajlara kimse çıkamıyordu, hani etrafa korku salmıştın. Yalan, hepsi yalan. Madem öldüremiyorsun, ölürsün. Şimdi seni…”
    Başkan köpekbalığı sözlerini tamamlayamadı, çünkü yavru balina:
    “ Beni ne yaparsın? Sıktın artık, çekil önümden “ dedikten sonra, ona sert bir kafa vurarak denizin derinliklerine yolladı.
    Yavru balinanın önü açılmıştı. Gücünün yettiği kadar hızlı yüzmeye başladı. Karşısı sahildi. Artık geriye dönüş yoktu. Peşinde sürüyle köpekbalığı vardı. Yakalarlarsa parçalarlardı. Yavru balina kendini sahile zor attı. Debelendi kumun üstünde biraz daha, biraz daha ilerledi. Gücü tükenince başını sıcacık kumun üstüne bıraktı. Çocuk yavru balinayı tanımıştı. Onun yanına geldi:
    “ Ne oluyor, yavru balina? Neden sahile çıktın? “
    “ Oh, sen miydin? Nasılsın çocuk? Adın neydi senin? “
    “ Benim adım Mark. İyiyim de burada ne işin var? “
    “ Benim adım de Sili. Geçenlerde tanışmıştık, hatırladın mı? “
    “ Hatırladım. Bir süre yan yana yüzmüştük, sonra sen gitmiştin. Üstüme gelirken beni yiyeceksin sanıp korkmuştum.”
    “ Kim? Ben mi seni yiyecektim? O bir şakaydı. Seni korkuttuğum için özür dilerim. Beni affet.”
    “ Affettim gitti. Anlat bakalım Sili, neler oluyor? Neden denizde değil de buradasın? “
    Yavru balina olanları anlattıktan sonra:
    “ Ya, işte böyle Mark, köpekbalıkları peşimde, sayıları yirmiden fazla. Onlarla yalnız başıma çarpışamam. Acı gerçek ama benim için böylesi daha iyi olacak. “
    “ Köpekbalıkları toplantıya gittiğinde kaçıp gitseydin uzaklara veya balinalardan yardım isteseydin? “
    “ Kaçsam kısa zamanda yakalanırdım. Kurtuluşu yoktu. Okyanustaki bütün köpekbalıkları peşime düşerdi. Balinalardan yardım isteyemezdim, çünkü bu korkunç bir savaşın başlangıcı olurdu. Yüzlerce balina ve köpekbalığı birbirine girerdi. Arada belki ben de ölürdüm. Oysa şimdi sadece ben ölüyorum, hiçbir balinayı tehlikeye atmıyorum. Bir benim için başkalarının keyfini kaçıramam. Sili ölürse kıyamet kopmaz. Hayat devam eder. Dünya uzayda nokta kadar, fakat Sili dünyada nokta kadar bile değil. “
    “ Annen yaşasaydı köpekbalıkları sana sokulamazdı. Bu duruma düşmezdin. “
    “ Onun orası öyle de annemi insanlar öldürdü. Asıl suçlu annemi öldüren insanlar. Mark, sence insanlar annemi neden öldürdü? “
    “ Kazanç uğruna. Bazıları kendileri kazansın diye can alıyorlar. Öldürürken düşünmezler ki, balinanın yavrusu ne olacak? Yavru annesiz ne yapacak? Örneğin; annesiz, babasız bir çocuk ne olur, ne yapar, nasıl yaşar? Çocukken bunu düşünen biri büyüdüğünde diğer canlıların hayatına saygı duyar, onlara zarar vermez. Tanrı şahidimdir ki, ben insan olsun, diğer canlı varlıklar olsun hiçbirine zarar vermeyeceğim. Yemin ediyorum. “
    “ Seni seviyorum, Mark.”
    “ Ben de seni seviyorum, Sili. “
    <div style=text-align: right;><a href=http://www.turkforum.net/signaturepics/sigpic282514_13.gif target=_blank>http://www.turkforum.net/signaturepi...c282514_13.gif</a></div>

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •