SERSERİ DERLERDİ ONA
Gecenin karanlığı beynine vurmuş, çaresizlik diye yazılmış alın yazısı. Yürüyüp duruyormuş bu muzlim sokakları adım adım. Serseri demeye utananlar ona yolcu derlermiş.
Yağmurda yağmaya başladı, birazdan üşür birazdan donar iliklerine kadar. Gökyüzünde şimşek çakar, o flaş patladı diyip poz verir… ulan yağmur söndürdün yine garibin cigarasını, şimdi cebinde kurutup yeniden yakar. Soğuk bir banka oturur gece olunca, gelip geçen yılları bir bir yeniler beyninde. “birisi vardı, birisi” der ve başlar ağlamaya. Evet birisi vardı, saçlarına kır çiçekleri taktığı birisi, ömrünün sebebi, kargözlü dediği birisi.
Ne vardı sanki terk edecek onu, ondan yürüttüğün kalbiyle neylersin, nerdesin şimdi. Kızıpta karagözlüsüne hayıflanırken bazen “haklısın” derdi “haklısın, paranın olmadığı yerde aşk ne yapsın sevda ne yapsın.”
Hikayesi başlarken biter serserinin, para uğruna aldatıp giderken karagözlüsü, ona sadece gece olunca ağlamak kalır, niçin ağlıyorsun diye soranlara; “yüreğim hasretle kirlenmiş yıkıyorum gözyaşlarıyla” cevabını verir ve devam eder ağlamaya.
Yine böyle yağmurlu ve ağlamaklı bir gecede, yağmurun ve gözyaşının sesine birde çocuk sesi eklenir. Annesiyle yanından geçen çocuk “Anne kim bu abi” diye seslenir. Annesi: “Bırak yavrum o bir serseridir.” Çocuk: “Ama anne ağlıyor bu abi.” Annesi cebinden çıkardığı parayı vererek “Al bunu ona ver bak nasıl susuyor.” Çocuk ufacık elleriyle parayı uzatıp, “Al serseri abi ne olur ağlama.” Hafif bir tebessümle başını yukarı kaldıran serserinin dünyası bir kez daha yıkılmaya başlamıştır artık. Olan olmuş, sanki dünya durmuştur. Yıllar önce kendisini para uğruna aldatan karagözlüsü karşısındadır ama onu tanımamıştır.
Parayı çocuğa geri vererek “Al bunu annene geri götür, inan o parayı benden daha çok sever.” Karagözlüsü ve çocuğu yanından uzaklaşmıştır. Aslında ardından koşup boynuna sarılmak istemiştir, öpmek istemiştir, koklamak istemiştir, yılların biriktirdiği hasreti bir anlık bile olsun atmak istemiştir ama yapamamıştır. Çünkü o artık bir serseridir.
Bahtını karaya çeviren karagözlü yari bir rüya gibi kendini gösterip yine çıkmıştır hayatından, artık yaşamanın akıl almazlığıyla yine savaşmaktadır serseri. Ve maalesef yenik düşmüştür bu sefer. Gözlerinde gözyaşı ve elinde gözyaşıyla ıslanmış bir resimle veda etmiştir çektiklerine, kıymıştır canına bir cam parçasıyla. Hazindir son, hüzündür yaşananlar. Bırakıp gittiği pekte bir şey yoktur dünyada, ama yaşadıkları yazdırmıştır hikayesini.
Sabah üzerine magazin haberleri olan gazetelerin kağıtların örmüşlerdir. Fakat karagözlüsünün resmi her şeyi anlatırcasına sımsıkı elinde durmaktadır.
Ve tesadüf, ve kader, ve her ne diyorsanız işte ondan. Karagözlüsü çocuğuyla yine oradan geçmektedir. Çocuğu yerdeki hikayeye bakarak: “Anne bak dün geceki abi ölmüş” karagözlüsü gittiği günkü vurdumduymazlığını takınarak “Bırak oğlum onlar ölmeye zaten mahkumdurlar.” Ve nasıl olduysa çocuk serserinin elindeki resmi fark etmişti, annesine dönerek “Anne bak bu senin resmin, bu sensin.”
Karagözlüsü serserinin yanına yaklaşıp bakmaya başladı ve nihayet tanımıştı. Yıllar sonra gözünden birkaç damla yaş akmıştı. Serseri bu yaşları görürcesine elindeki resim uçuvermişti elinden. Ölmeseydi belki de şöyle diyecekti “Ağlama ne olur ağlama, o mağrur kirpiklerin bir serseri için başını öne eğmesin ağlama.”
Bu arada çocuğu ısrarla soruyordu “Anne bu kim, bu serseri abi kim?” Karagözlüsü çocuğunu yanına çağırdı, saçını okşadı ve parmağıyla serseriyi göstererek şöyle dedi “Bak yavrum bak evladım, işte bu serseri benim eserim, işte bu serseri benim eserim.”
AKIN AKTAŞ


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla
