• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 6 123456 SonSon
60 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    Portillo_ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    01-10-2007
    Mesajlar
    2,022
    Karizma Gücü
    0

    Başarılı Latife Hanım'ı , Atatürk Çarşafa Soktu

    Latife Hanım'ı çarşafa kim soktu?

    Türkiye'de her başörtüsü tartışmasında Atatürk'ün evlenip boşandığı Latife Hanım'ın başörtüsü gündeme gelir.."Latife Hanım da başörtülüydü.." denir..Peki Latife Hanım'ı çarşafa kim soktu, sahiden? İşte bu sorunun yanıtı...

    Latife Hanım niçin başörtülü? 15 / 02 / 2008 11:16




    MUSTAFA YILMAZ-MUSTAFA KURDAŞ'ın yazısı

    Latife hanımı, Atatürk çarşafa soktu!



    Ahmet Almaz ilginç bir araştırmacı. Sabataistlere ait Bülbülderesi mezarlığına Türkiye’de ilk giren ve dönmelere ait mezar taşlarını ilk inceleyen kişi O.

    Fatih Sultan Mehmet’in Yahudi asıllı hekimbaşı Yakup Paşa tarafından zehirlenerek öldürüldüğünü ilk iddia eden de O.

    Ahmet Almaz’la zaman zaman görüşüyoruz. Her görüşmemizde çarpıcı bir iddia ile gelir karşımıza. Geçen gün TV programı vesilesiyle bir araya geldik.

    Yine ilginç bir iddiayı gündeme getirdi.

    İddiası şu; “Latife Hanım’ı Atatürk çarşafa soktu!”

    Ahmet Almaz’a göre, Latife Hanım Atatürk’le tanışmadan önce Avrupa’da eğitim görmüş başı açık gezen biriydi. Hatta dönemin şartlarında dekolte sayılabilecek elbiseler giymekten hoşlanırdı.

    Ta ki Mustafa Kemal’le tanışana kadar.

    11 Eylül 1922’de, Türk ordusu İzmir’e girince, Başkomutan Mustafa Kemal’e İzmir’in en güzel köşkü olan Uşakizade Ailesi’nin köşkünde kaldı. Ailesi yurtdışında olan Latife Hanım köşkte Babaannesiyle birlikte kalıyordu. M. Kemal 20 gün bu köşkte kaldı. Burada tanıştılar. Mustafa Kemal ile Latife Hanım 29 Ocak 1923’te sade bir nikahla evlendiler.

    Evlenmeden önce başı açık, dekolte sayılabilecek elbiseler giyen Latife Hanım’ın yerine nikahtan sonra çarşaflı ve kapalı fotoğraflarıyla yeni bir Latife Hanım geldi.

    Çünkü Mustafa Kemal, Cumhurbaşkanlığı Köşk’ünde başı açık bir kadının olmasını doğru bulmuyordu.

    Nitekim, M. Kemal’le evli kaldığı sürece kapalı gezen Latife Hanım, Atatürk’ten boşandıktan bir süre sonra yeniden açılacaktır. Bu durum Ahmet Almaz’ın iddiasını, yani Latife Hanım’ın, Atatürk istediği için kapandığı iddiasını kuvvetlendiriyor.

    Ancak bu kadarla da sınırlı değil. Ahmet Almaz’a göre Mustafa Kemal, evlenmeyi düşündüğü Amerikalı bir gazeteciden de “kapanmasını!” istemişti. (Almaz bu konudaki ayrıntıları yakında çıkarmayı planladığı kitabına saklıyor. Ancak muhtemelen bu yabancı gazeteci Kurtuluş Savaşı’nı izlemek üzere Türkiye’ye gelen Evelyn Anderson Barret’di.)

    İddia ilginç. Hele bugünlerde yaşadığımız başörtüsü tartışmalarıyla birlikte daha da ilginçleşiyor.

    O zaman buradan çıkaracağımız ders şu;

    Sağcılar, solcular, liberaller, kapitalistler, hepimiz tarihi yeniden okumalıyız.

    Ama en çok türban tartışmalarında ortalığı ayağa kaldıran Laikçiler ile Kemalistler okumalı.

    http://www.cafesiyaset.com/haber/200...-kim-soktu.php

    hımmm... Latife Hanım'ın kapanmasını Atatürk İstemiş demek ki...
    Hacı Bayram-ı Veli Medrese Hocalığı görevinden neden istifa etti ?

    - Fen İlimleri öğretmesi engellendiği için.


    (Iftirâcilarin en büyügü, söylemedigim bir sözü, bana isnat edip nakledendir.) HADİS [Beyhekî]


    BAŞÖRTÜSÜ YASAĞI APTALLIK - AZİZ NESİN


    Bütün fikir cereyanlarını ve düşüncelerini inceledim,bu yoldaki eserlerin tamamını okudum,hepsi hergeçen gün değerini kaybetmeye mahkum fani düşüncelerdir.Bunun TEK istisnası KUR'AN'dır.O eskimiyor aksine TAZELENİYOR

    Fransız Düşünür ROGER GARAUDY



    "Beni övmeyi bırakın; gelecek için neler yapacağız, onları söyleyin." (M.Kemal ATATÜRK)

  2. #2
    kolas adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    29-01-2008
    Mesajlar
    213
    Karizma Gücü
    0
    kendi karısını kapatıp halkın çarşafını açmış öylemi.Atatürkü alet etmeyin bu pis haberlere
    dünyayı değiştiremiyorsan dünyanı değiştir

  3. #3
    Misafir Anektod adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    25-07-2006
    Mesajlar
    7,319
    Karizma Gücü
    0
    Ne baydı bu konular artık,!!

    Atatürk din düşmanı değildi.!!
    Hele şuan ayakta olsaydı başta sınır dışı edeceği insanlar TÜRBANLILAR DEĞİL.!!
    ADINI KULLANIP TÜRLÜ HALTI YİYEN DİN DÜŞMANLARINI SINIR DIŞI EDERDİ.!!

  4. #4
    _OlguN_ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    23-09-2005
    Mesajlar
    18,827
    Karizma Gücü
    10
    Komik bir çelişki..

    Bence amaç türbadan sonra çarşafada yol vermek

    Ata öle büyük biriymişki yazıyı yazana göre eşini kapatıp sonra açtırıyor elbise kanunları ile Yetmedi çarşafı yasaklıyor


    Adam çok gitmiş az gitmiş..
    TÜRKİYE CUMHURİYETİ
    1923

    İLALABET !




    Kemalin Askerleri


    1919 Ruhu İle ...



    Bağımsız vekilim Kamer Genç ...




    Mes rêves guident mes pas

  5. #5
    Uye FLoRa adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-01-2008
    Mesajlar
    11,292
    Karizma Gücü
    7
    Ata'sını tanımayan Ülkesini ne bilir
    [COLOR="Red"][B][CENTER]CHP ye karşı hazımsızlığı olan Atatürk düşmanı&dinci&bölücü&yolsuz-hırsız&satılmış&kansız kesim ve
    kesimin ,ezberci şakşakçı destekçileri olan ,geri kafalar
    iyi izleyin!
    CHP nin yükselişini[/CENTER][/B][/COLOR]

  6. #6

    Kayıt Tarihi
    12-12-2007
    Mesajlar
    1,139
    Karizma Gücü
    0
    Atatürk, 23 Ağustos 1925'te Kastamonu ve İnebolu'ya yaptığı seyahatlerde şapkayı halka göstererek giysi devriminin ilk işaretini verdi. "Biz her nokta-i nazardan medeni insan olmalıyız. Fikrimiz, zihniyetimiz, tepeden tırnağa kadar medeni olacaktır. Medeni ve beynelmilel kıyafet milletimiz için layık bir kıyafettir onu giyeceğiz." diyen Büyük Atatürk, 27 Ağustos 1925'te de İnebolu'da "Turan kıyafetini araştırıp ihya eylemeye mahal yoktur. Medeni ve beynelmilel kıyafet bizim için, çok cevherli milletimiz için layık bir kıyafettir." diyerek, medeni yaşayışa uyan kıyafetin kabulü gerekliliğini belirtmiştir. Atatürk'ün uyarması üzerine daha 25 Kasım 1925 tarih ve 671 Sayılı Şapka Kanunu çıkmadan önce vatandaşlar şapkayı giymiş ve bu yenilik, medeni kıyafet değişimi olarak halk arasında iyi karşılanmıştı. Bundan sonra, cüppe ve sarık giymek yasaklanmış, bu kıyafetleri giyme hakkı yalnız din adamlarına tanınmıştı.


    "...Kimi yerlerde kadınlar görüyorum ki, başına bir bez, ya da bir peştemal ya da benzer bir şeyler atarak yüzünü, gözünü gizler ve yanından geçen erkeklere karşı ya arkasını çevirir, ya da yere oturarak yumulur. Bu durumun anlamı, gösterdiği nedir?
    Efendiler uygar bir ulus anası, ulus kızı bu şaşırtıcı biçime, bu vahşi duruma girer mi? Bu durum ulusu çok gülünç gösteren bir görünüştür. Hemen düzeltilmesi gerekir."
    Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri,
    Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Yay., C. II., s. 217.



    " Şuna inanmak lazımdır ki , dünya üzerinde gördüğümüz her şey kadının eseridir ".
    K.Atatürk


    Atatürk'ün Türk Kadını Hakkında Sözleri


    * Kadın meselesinde cesur olalım. Kuruntuyu bırakalım... açılsınlar, onların zihinlerini ciddi ilimler ve fen ile süsleyelim. Namusu, bilimsel ve sağlıklı bir şekilde açıklayalım. Şeref ve gurur sahibi olmalarına birinci derecede önem verelim. Sonraki kişisel ilişkilere gelince, karakter ve ahlakımıza uygun eş arayalım ve onunla evlenme şartlarını açık ve kesin olarak kararlaştıralım. Ona uymakta kusur edince onun gereğini yapalım. Kadın da böyle hareket etsin... ( 1918 )

    * Bizce: Türkiye Cumhuriyeti anlamınca kadın; bütün Türk tarihinde olduğu gibi bugün de en saygın yerde, her şeyin üstünde yüksek ve şerefli bir varlıktır.
    (Perihan Naci Eldeniz, TTK Belleten, Cilt: XX, Sayı 80 , 1956)

    * Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir milletinde, Anadolu köylü kadınından daha fazla çalışan bir kadından bahsetmenin imkânı yoktur ve dünyada hiçbir milletin kadını "Ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar gayret gösterdim" diyemez. ( 1923 )
    (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, Cilt: II, 1952)

    * Kadınlarımızın her millette olduğu gibi, bizim milletimiz için de ne kadar yüksek önemi olduğunu söylemeye lüzum yoktur. Bizim milletimizde kadın eskiden bu önemi hakikaten en yüksek derecede kazanmıştır. Büyük atalarımız ve onların anaları tarihin, olayların şahitliği ile ispatlanmıştır ki, gerçekten yüksek faziletler göstermişlerdir. Burada birçok noktalardan sayabileceğimiz o faziletlerin en büyüğü ve en önemlisi kıymetli evlatlar yetiştirmeleriydi. Gerçekten Türk Milleti'nin bütün dünyada, yalnız Asya'da değil Avrupa'da bile büyük ezici gücünü göstermiş olması, görkemli savaşlar yapmış bulunması, hep böyle kıymetli ataların faziletli evlatlar yetiştirmesi ve daha beşikten çocuklarının ruhuna mertlik ve fazilet aşılaması sayesinde olmuştur. Şunu söylemek istiyorum ki, kadınlarımızın umumî vazifelerde üzerlerine düşen hisselerden başka kendileri için en önemli, en hayırlı, en faziletli bir vazifeleri de iyi anne olmaktır. Zaman ilerledikçe, ilim geliştikçe, medeniyet dev adımlarıyla yürüdükçe, hayatın, asrın bugünkü gereklerine göre evlat yetiştirmenin güçlüklerini biliyoruz. Anaların, bugünkü evlatlarına vereceği terbiye eski devirlerdeki gibi basit değildir. Bugünün anaları için gerekli özellikler taşıyan evlat yetiştirmek, evlatlarını bugünkü hayat için faal bir uzun haline koymak, pek çok yüksek özelliği şahıslarında taşımalarına bağlıdır. Bu sebeple kadınlarımız hatta erkeklerden daha çok aydın, daha çok feyizli, daha fazla bilgili olmaya mecburdurlar. Eğer hakikaten milletin anası olmak istiyorlarsa böyle olmalıdırlar. ( 1923 )
    (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, Cilt: II, 1952)

    * Belki erkeklerimiz memleketi istila eden düşmana karşı süngüleriyle, düşmanın süngülerine göğüslerini germekle düşman karşısında varlıklarını ispat ettiler. Fakat erkeklerimizin meydana getirdiği ordunun hayat kaynaklarını kadınlarımız işletmiştir. Memleketinvaroluş sebeplerini hazırlayan kadınlarımız olmuş ve kadınlarımız olmaktadır. Kimse inkâr edemez ki, bu harpte ve ondan önceki harplerde milletin yaşama gücünü ayakta tutan hep kadınlarımızdır. ( 1923 )
    (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, Cilt: II, 1952)

    * Bir toplum, bir millet erkek ve kadın denilen iki cins insandan oluşur. Mümkün müdür ki, bir kitlenin br parçasını ilerletelim. Diğerini görmezlikten gelelim de kitlenin tümü ilerlemeye imkân bulabilsin? Mümkün müdür ki, bir toplumun yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça diğer kısmı göklere yükselebilsin? Şüphe yok, ilerleme adımları, dediğim gibi iki cins tarafından beraber, arkadaşça atılmak ve ilerleme ve yenileşme sahasına birlikte kesin aşamlar yaptırmak lâzımdır. Böyle olursa inkılâp başarılı olur. Memnuniyetle görmekteyiz ki, bugünkü gidişimiz gerçek ihtiyaçlara yaklaşmaktadır. Her halde daha cesur olmak lüzumu açıktır. ( 1925 )
    (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, Cilt: II, 1952)

    * Bu millet, esas terbiyesini aileden almaktadır. Türk Milleti öyle analara sahiptir ki her devrin büyük adamlarını bu analar yetiştirmiştir. Türk kadını daha yüksek nesiller yetiştirmeye kabiliyetlidir.
    (Enver Benhan Şapolyo, Kemal Atatürk ve Milli Mücadele Tarihi, 1958)

    * Türk kadını dünyanın en aydın, en faziletli ve en ağır kadını olmalıdır. Ağır sıklette değil; ahlakta, fazilette ağır, ağırbaşlı bir kadın olmalıdır. Türk kadınının vazifesi, Türk'ü zihniyetiyle, bazusiyle, azmiyle koruma ve müdafaaya gücü yeter nesiller yetiştirmektir. Milletin kaynağı, sosyal hayatın esası olan kadın, ancak faziletli olursa görevini yerinde getirebilir. Her halde kadın çok yüksek olmalıdır. ( 1925 )
    (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, Cilt: II, 1952)

    * Daha esenlikle, daha dürüst olarak yürüyeceğimiz yol vardır. Büyük Türk kadınını çalışmamıza ortak yapmak, hayatımızı onunla birlikte yürütmek, Türk kadınını ilmi, ahlâki, sosyal, ekonomik hayatta erkeğin ortağı, arkadaşı, yardımcısı ve destekleyicisi yapmak yoludur. ( 1923 )
    (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, Cilt: II, 1952)

    * Bundan sonra Türk ırkı, kadınlarını, erkeklerinin yapmaya zorunlu olduğu askerlik vazifesi dahil, bütün hizmetlere ortak ederse, Etiler'de, İskitler'de, Amazonlar'da olduğu gibi kendi ırkından başkalarının hiçbir yardımına muhtaç olmaksızın büyük milli ideallerine başlı başına ve bağımsız olarak yürümek kabiliyetini kazanabilir.
    (Belleten, Cilt: XX, Sayı 80, 1956, TTK)

    * Türkiye Cumhuriyeti'nin esas düşüncesi kadınları değil, erkekleri bile, savaş meydanına götürmemektir. Fakat Türk Ulusu'nun yüksek varlığına, hangi taraftan olursa olsun, ilişildiği zaman, işte o vakit Türk kadınları Türk erkeklerinin bulunduğu her yerde hazır ve faal olacaklardır. Bu, insanlığın yüksek huzuru, sükûnu ve dünya insanlığı için lazım bir ödev olduğundandır ki, Türk kadını bunu yapacaktır ve yapagelmektedir ve yapar.
    (Belleten, Cilt: XX, Sayı 80, 1956, TTK)

    * Siyasi ve sosyal hakların kadın tarafından kullanılmasının, insanlığın mutluluğu ve prestiji açısından çok gerekli olduğuna eminim. ( 1935 )
    (Ayın Tarihi, Sayı: 17, 1935)

    * Bir toplum, cinslerden yalnız birinin çağdaş gerekleri kazanmasıyla yetinirse, o toplum yarı yarıya güçsüz kalmış demektir. Bir millet ilerlemek ve medenileşmek isterse özellikle bu noktayı esas olarak kabul etmek zorundadır... İnsanlar dünyaya alın yazılarındaki kadar yaşamak için gelmişlerdir. Yaşamak demek faaliyet demektir. Bu nedenle bir toplumun bir organı faaliyette bulunurken, diğer bir organı hareketsiz kalırsa o toplum felçlidir. Bir toplumun hayatta çalışması ve başarılı olması için, çalışmanın ve başarılı olabilmenin bağlı olduğu bütün sebep ve şartları kabullenmesi gerekir. Bunun için, bizim toplumumuzda ilim ve fen lâzım ise bunları aynı derecede hem erkek ve hem de kadınlarımızın kazanmaları lâzımdır. Bilinmektedir ki, her safhada olduğu gibi toplum hayatında da iş bölümü vardır. Bu genel iş bölümü arasında kadınlar kendilerine ait olan vazifeleri yapacakları gibi, aynı zamanda toplumun refahı, mutluluğu için çok gerekli olan genel çalışma hayatına da gireceklerdir. Kadının ev işleri çok küçük ve önemsiz bir vazifedir. ( 1923 )
    (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, Cilt: II, 1952)

    * Kadının en büyük vazifesi analıktır. İlk terbiye verilen yerin ana kucağı olduğu düşünülürse bu vazifenin önemi gerekli şekilde anlaşılır. Milletimiz kuvvetli bir millet olmaya kesin karar vermiştir. Bugünün ihtiyaçlarından biri de kadınlarımızın her hususta yükselmelerini sağlamaktır. Bundan dolayı kadınlarımız da bilgin ve bilgili olacaklar ve erkeklerin geçtikleri bütün öğrenim aşamalarından geçeceklerdir. Sonra kadınlar toplum hayatında erkeklerle beraber yürüyerek birbirinin yardımcısı ve destekleyicisi olacaklardır. ( 1923 )
    (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, Cilt: II, 1952)

    * Bir toplum aynı gayeye bütün kadınları ve erkekleriyle beraber yürümezse ilerlemesine ve medenileşmesine teknik bakımdan imkân, ilmi bakımdan da ihtimal yoktur. ( 1923 )
    (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, Cilt: II, 1952)

    * Bizim dinimiz hiçbir zaman kadınların erkeklerden geri kalmasını istememiştir. Allah'ın emrettiği şey, Müslüman erkek ve kadın beraber olarak ilim ve irfan kazanmasıdır. Kadın ve erkek bu ilim ve irfanı aramak ve nerede bulursa oraya gitmek ve ona sahip olmak mecburiyetindedir. İslâm ve Türk tarihi incelenirse görülür ki, bugün kendimizi bin türlü kayıtlarla bağlı zannettiğimiz şeyler yoktur. Türk toplum hayatında kadınlar ilim ve irfan bakımından ve diğer hususlarda erkeklerden kesinlikle geri kalmamışlardır. Belki daha ileri gitmişlerdir. ( 1923 )
    (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, Cilt: II, 1952)

    * Şuna inanmak lâzımdır ki, dünya yüzünde gördüğümüz herşey kadının eseridir. ( 1923 )
    (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, Cilt: II, 1952)

    * Kadınlık meselesinde şekil ve dış görünüş ikinci derecededir. Asıl mücadele sahası, kadınlarımız için şekilde ve kıyafette başarıdan çok, asıl başarı olunması gereken saha nur ile, irfan ile, gerçek fazilet ile donatılmasıdır. ( 1923 )
    (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, Cilt: II, 1952)

    * Öyle memleket bölgeleri geçtik ki, orada kadınlar erkeklerden daha çok sabana yapışmış, elinde çapası ile Türk'ün verimli topraklarını zenginleştirmeye çalışıyor, toprağı seviyor, ona gönülden bağlıdır. Bütün bu insanlar Türkiye Cumhuriyeti zengin, kuvvetli ve muhteşem olsun diye kendi rızkının fazlasını seve seve, tereddütsüz, büyük bir fedakârlıkla devlet hazinesine veriyor... ( 1937 )
    (Atatürk'ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri)










    Atatürk, 21.3.1923’te Konya’da kadınlara şunları söylemiş: “Çift süren, tarlayı eken, ormandan odunu, keresteyi getiren, mahsulatı pazara götürerek paraya kalbeden, aile ocaklarının dumanını tüttüren, bütün bunlara beraber sırtıyla, kağnısıyla, kucağındaki yavrusuyla yağmur demeyip, kış demeyip, sıcak demeyip cephenin mühimatını taşıyan hep onlar; hep o ulvi, o fedakar, o ilahi Anadolu kadınları olmuştur.” Kadınlarımızın Kurtuluş Savaşımızdaki, büyük emekleri için duyduğu minnet bu sözlerde hemen seziliyor.
    Atatürk’te kadın ve kadın hakları konusu, bu minneten mi ibaret? Elbet ondan ibaret değil. Atatürk`ün kadın haklarına bakışı, çoğu zaman bir eşitlik sorunu, kadın erkek eşitliği sorunu olmaktan ibaret gibi görülmüş, anlaşılmıştır. Acaba öyle mi ve bundan mı ibaret? Bundan da ibaret değil. Sadece bir eşitlik sorunu da değil...
    Atatürk kadın haklarına, toplumun bir yarısının sorunu gibi değil, toplumun tümünü kapsayan bir sorun olarak, bir bütünlük içinde bakıyor. Toplumsal bir bilinçle, tarih bilinci ile bakıyor o soruna. Bu tespiti önemli sayıyorum.
    Atatürk’te kadın sorunu, elbet bir uygarlık, bir çağdaşlık, bir demokrasi sorunu. Ama Atatürk, kadınları geri bırakılmış bir toplumun, kanatlarından biri kırık bir toplum değil, kanatlarının ikisi de kırık bir toplum olacağını düşünüyor.
    1923 Martındaki şu sözlerine bakalım: “Kadınlarımız, hatta erkeklerden daha çok münevver, daha çok feyizli, daha fazla bilgili olmaya mecburdurlar. Eğer hakikaten milletin anası olmak istiyorlarsa böyle olmalıdırlar.” Milletin anası olmak. Atatürk, kadınlara sadece kendi çocuklarının değil, bütün bir milletin anası olarak bakıyor ve aydınlanmış, çağdaş, uygar kadınları olan bir toplumun erkeklerinin de aydın, çağdaş ve uygar olacağını söylüyor. Çünkü çocukları önce onlar eğitecek, yetiştiricek.
    Bu nasıl olacak? Elbet önce eşitsizlikleri kaldırarak: “Halbuki bir heyet-i içtimaiye, aynı gayeye bütün kadınları ve erkekleriyle beraber yürümezse terakki etmesine imkan-ı fenn-i ve ihtimal-i ilmi yoktur.”
    “Mümkün müdür ki bir camianın yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça diğer kısmı semalara yükselebilsin?”
    Atatürk bunları söylüyor.
    Ocak 1923’te şunları da söylemiş: “...bizi analarımızın adam etmesi lazım idi. Onlar edebildikleri kadar etmişlerdir. Fakat bugünkü seviyemiz, bugünkü icabat ve ihtiyacat-ı esasiyeye gayr-ı kafidir. Başka zinniyette, başka kemalde adamlara muhtacız. Bunları yetiştirecek olan bundan sonraki validelerdir.“
    “Bundan sonraki valideler...”, yani Cumhuriyetin anaları.
    Atatürk kadın sorununu, bir hak ve görev bütünlüğü içine oturtuyor: “Başka zihniyette, başka olgunlukta” yeni insanları yetiştirmek, Cumhuriyetin insanını yetiştirmek. Bu, Türk kadınının görevi. Bu nasıl yapılacak? Kadın eve kapatılarak mı? Hayır diyor Atatürk, kadın “vezaif-i beytiyesi” (ev işleri çerçevesi) içine kapatılamaz. Siyasal ve toplumsal bütün haklara ve olanaklara sahip olacak, meslek sahibi olacak. Bunlar da kadınların hakları. O haklara, sadece insan hakları oldukları için değil; anaların, Cumhuriyetin yeni insanını yetiştirmeleri, bu haklara sahip olmalarına bağlı olduğu için de sahip olacaklar. Cumhuriyetin kadın hakları sorunu bence, sadece genel bir insan hakları sorunu olmaktan ibaret değildi.
    Atatürk’ün şu anısını okuyalım: "Bir gün Akşehir civalarında bir köye gittim (elbet Kurtuluş Savaşı günlerinde, çünkü bunları Mart 1923’te anlatıyor). Çok yağmur yağıyordu ve soğuk vardı. Kendimi belli etmeyerek bir evin önünde duran bir kadına, hemşire, yağmur var, soğuk var, beni kabul eder misiniz dedim. Hiç tereddüt etmeyerek buyurun dedi ve beni bir odaya aldı. Odada ateş olmadığı için, isterseniz bizim odaya gidelim, orada hazır ateş var dedi. Gittik. Müteakiben komşulardan birkaç kadın ve birkaç erkek geldi. Beraber konuşmaya başladık. Konuşurken bana en mühim sualleri soran kadınlar oldu. Akerin vaziyetini, düşmanın halini, en mühim düşmanın hangisi olduğunu sordular ve bunları sorarken hiçbir telaş ve takayyüde (kayıt, şart) lüzum görmediler. İnsanca konuştular. Fakat benim kim olduğumu anlayınca telaş gösterdiler ve söyledikleri şeylerden kendilerine bir zarar geleceğini zannederek korktular. Çünkü şimdiye kadar resmi bir adamla açıkça konuşmayı büyük bir kabahat telakki etmişlerdi."
    İşte Atatürk, düşünmeyen ve konuşmayan değil, aslında düşünen ve konuşan, ama “vezaif-i beytiye” (ev görevleri) içine hapsedilmiş o kadınları topluma kazandırmak istemiştir.
    Atatürk kadın sorununa bilinçle bakıyordu dedim. Daha önce bir yazıda değindim, burada da hatırlayalım. 1916 yılının son günlerinde Doğu Cephesi`nde tuttuğu günlüğün 22 Kasım Çarşamba gününe ait bölümde şunları yazmış: “Erkan-ı harp reisiyle tesettürden lağvı (kaldırılması) ve hayat-ı içtimaiyemizin ıslahı hakkında sohbet: 1) Muktedir ve hayata vakıf ana yetiştirmek, 2) Kadınlara serbestesini vermek.”
    Atatürk kadınları, “vezaif-i beytiye”lerinin dışına çıkarmaya daha 1919’da başlamış. 9 Aralık 1919’da Sivas’ta kurulan bir "Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan cemiyeti" var. Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ne paralel, merkezi Sivas`da olan bir dernek. Anadolu’nun pek çok yerinde şubeleri var. Nasıl o günlerde Sivas’ta çıkan "İrade-i Milliye" gazetesini çıkarttıran Atatürk ise, bu derneği de kurdurtan mutlaka o.
    Bu konuda bir bilgi: Daha önce “Bağımsızlık, hepsi bu” yazısında bahsettiğim The Saturday Evening Post dergisinin yazarı F. Marcosson, 1923 yazısında Atatürk’le görüşmek üzere geldiği Ankara’da Latife Hanım’la da konuşmuş. Kadın sorunları üzerinde de konuşmuşlar ve yazar özellikle o konuda sorular sormuş. Latife Hanım şunları söylemiş: ”Cahil köylülerin sırtına oy hakkını yüklemek saçma olur. Uzun vadede, kadınlar için, kadınlarca yönetilen okullarımız olmalı. Bunu yavaş bir süreç olması kaçınılmaz.”
    Devrimci Mustafa Kemal Atatürk ve evrimci Latife Hanım. Latife hanım, kadın ve erkek okullarının ayrı olmasını ve bunun uzun vadeli olmasını da istiyor. Atatürk’ün evliliği kısa sürmüştü, ikibuçuk yıl kadar. Anlaşılan aralarında dünya görüşü ayrılıkları da varmış.
    Böyle bir insan hakkında böyle bir konunun tartışılması kadar iğrenç ve aptalca birşey olamaz..

    Siz seviyesizsiniz, kadını 2. sınıf vatandaş olarak görüyorsunuz, kadın haklarına saygınız yok, kendi uçkurunuzdan da şüphelisiniz; anlıyorum. Ama buna Ata'mızı alet edemezsiniz. 1 gram da olsa beyni olan her insan Atatürk'ün böyle birşey yapmayacağını bilir..

    Yok "Atatürk'ün tokatladığı kadın", yok "Latife Hanım'ı Atatürk örttü." Çok komik. Bu insanlara sadece acıyorum. Çünkü Türk kadınının bugün sahip olduğu hakları veren kişiyi, kendi Ata'larını bilmiyorlar, bilseler de ya anlamamazlıktan geliyorlar yada gerçekten anlayamayacak kadar gerizekalılar. Kusura bakmayın ama, siz bütün hakaretleri hak ediyorsunuz; bu yazıyı savunan hangi beyinsizse..

  7. #7
    njco2.bg adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    09-02-2008
    Mesajlar
    151
    Karizma Gücü
    0
    Latife hanımın son dönemlerine de bir göz atsanız? eminim bu resim çağdaşlaşma adımlarının yeni atıldıgı bir döneme denk gelir...

    başörütüsü yüzünden tüm ülkeyi birbirine soktunuz cok yazık eminim sizin islam anlayısınızda bu da farzdır...bu konuyu acan arkadas aziz nesinden bir alıntı yapmış..aziz nesinin cocukları bile biribirine girdi bu yüzden...biri babam başörtüsüne yasagına karsıydı biri karsı degildi diyor..cok yazık...





    “Efendiler ve Ey Millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, müritler memleketi olamaz”
    Başbuğ Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK

    ....galiba biz O'nu iyi anlayamadık

  8. #8
    Portillo_ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    01-10-2007
    Mesajlar
    2,022
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı njco2.bg tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Latife hanımın son dönemlerine de bir göz atsanız? eminim bu resim çağdaşlaşma adımlarının yeni atıldıgı bir döneme denk gelir...

    başörütüsü yüzünden tüm ülkeyi birbirine soktunuz cok yazık eminim sizin islam anlayısınızda bu da farzdır...bu konuyu acan arkadas aziz nesinden bir alıntı yapmış..aziz nesinin cocukları bile biribirine girdi bu yüzden...biri babam başörtüsüne yasagına karsıydı biri karsı degildi diyor..cok yazık...
    Birileri YASAKÇI kafayla giderse... birgün dur derler susun haksızlık devam etsin mi diyorsun yok ya
    Hacı Bayram-ı Veli Medrese Hocalığı görevinden neden istifa etti ?

    - Fen İlimleri öğretmesi engellendiği için.


    (Iftirâcilarin en büyügü, söylemedigim bir sözü, bana isnat edip nakledendir.) HADİS [Beyhekî]


    BAŞÖRTÜSÜ YASAĞI APTALLIK - AZİZ NESİN


    Bütün fikir cereyanlarını ve düşüncelerini inceledim,bu yoldaki eserlerin tamamını okudum,hepsi hergeçen gün değerini kaybetmeye mahkum fani düşüncelerdir.Bunun TEK istisnası KUR'AN'dır.O eskimiyor aksine TAZELENİYOR

    Fransız Düşünür ROGER GARAUDY



    "Beni övmeyi bırakın; gelecek için neler yapacağız, onları söyleyin." (M.Kemal ATATÜRK)

  9. #9
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    29-12-2006
    Mesajlar
    1,948
    Karizma Gücü
    0
    Ilginc. Bende kendimce yillardir sormustum neden evlenmeden önce acik olan bir kadin Atatürkle evlendiginde birden kapandi diye

    Alıntı Portillo_ tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Ancak bu kadarla da sınırlı değil. Ahmet Almaz’a göre Mustafa Kemal, evlenmeyi düşündüğü Amerikalı bir gazeteciden de “kapanmasını!” istemişti. (Almaz bu konudaki ayrıntıları yakında çıkarmayı planladığı kitabına saklıyor. Ancak muhtemelen bu yabancı gazeteci Kurtuluş Savaşı’nı izlemek üzere Türkiye’ye gelen Evelyn Anderson Barret’di.)
    Birde Amerikali bir kadinla evlenmeyi düsünmek. Sanirim bu sözde Atatürkcüleri fena kizdiracak

  10. #10
    Portillo_ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    01-10-2007
    Mesajlar
    2,022
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı Moğul_Çerisi tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    20 milyon değil , 30- 35 Milyon . Türkçe'nin 2. resmi dil olması için yeter de artar bir sebep gerçi de işte... Kime laf anlatıyoruz ki,adamlar başlarına bir örtü bağlamışlar , oradan öteye çıkamıyorlar.


    MOĞOL

    İranda 20 milyon soydaşın varken... ABD İran ı vursun diyen TÜRKÇÜ (!) sen değilmiydin

    ABD ırak ı vurduksan sonra türkmenlere olanlar apaçık iken ?
    Hacı Bayram-ı Veli Medrese Hocalığı görevinden neden istifa etti ?

    - Fen İlimleri öğretmesi engellendiği için.


    (Iftirâcilarin en büyügü, söylemedigim bir sözü, bana isnat edip nakledendir.) HADİS [Beyhekî]


    BAŞÖRTÜSÜ YASAĞI APTALLIK - AZİZ NESİN


    Bütün fikir cereyanlarını ve düşüncelerini inceledim,bu yoldaki eserlerin tamamını okudum,hepsi hergeçen gün değerini kaybetmeye mahkum fani düşüncelerdir.Bunun TEK istisnası KUR'AN'dır.O eskimiyor aksine TAZELENİYOR

    Fransız Düşünür ROGER GARAUDY



    "Beni övmeyi bırakın; gelecek için neler yapacağız, onları söyleyin." (M.Kemal ATATÜRK)

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Latife Hanım'ın özel evrakı açıklanmayacak
    2005 Konuları bölümünde crash666 tarafından açılmış
    Yanıt: 4
    Son Mesaj: 03.02.05, 16:28

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •