Elimde ki bütün ümitleri aldım ve uzak bir yere bıraktım. Bugün benim ümide ihtiyacım yok. Düşünmeliyim.
Seçeneklerimi bir bir yazmalıyım önüme; akıllanırım belki dediğim ve hep ertelediğim sensizliği düşünmeliyim artık.
Önümde duruyorken yokluğun, kabullenip sormalıyım kendime sorularımı. Nereye kadar bu kaçış diye.
Gecemin içinde ki gecem, siyahım; sana anlatmaya nerden başlamalıyım. Anlatmaya çalıştığım bütün cümleler anlamsız kalıyor sesini duyduğumda. Yorgunluk mudur seni heyecansız kılan yoksa içinde ki bitmişlik mi? sordun mu hiç kendine, Sessizliğin sebeplerini?
Siyahım ellerimde; yüreğim gibi üşüyor, bakışlarım donuklaşıyor, sığmadığım şehirlerin kaldırımlarında seni ararken. Dar geliyor hayat, dar geliyor nefes almak. Dar geliyor sana avazım yettiğince haykıramamak “hisset beni” diye.
ah!!!
Anlatamıyorum yine, ben başlayınca ucu bucağı başka yere gidiyor harflerin. Yirmi dokuz harf yetmiyor sana beni hissettirmeye. Var mı dağarcığında fazladan birkaç harf, söyle!
Siyahım; her dakikasına birkaç sayfa ben düşürdüğüm, dinle beni. Anlamasan da anlamış gibi yap bir vakit daha. Tükenişimin sancısından cümlelerimin hepsi. yoksa bilirsin tutarım acının en yükseğinde bile kendimi. Geçiyorum bak senden. Yavaş yavaş tüketiyorum kendimi. Demiştim ya en cesur zamanımda gücüm yettiğince yanındayım diye, gücüm tükeniyor sensizlik devam ettikçe. Tükeniyorum siyahım, yokluğunun içinde. Bilsem, azda olsa bilsem güçlenmez miyim sence?
Siyahım istediğin buymuş diyorum artık. Önceden konduramadığım ne varsa şimdi yakıştırıyorum kendime. “kimsin ki” diyorum. Aşağılanmış bir maske takılıyor yüzüme. Kimim ki ben? Geleyim vakitli-vakitsiz aklına.
Hiçbir şeyim ben biliyorum artık. Şimdi zor gelmiyor bunu bilmek. Görmeyen gözlerimin içine düşürüyorum acizliğimi ve kabulleniyorum yüreğimin sevimsizliğini. Kimim ki ben varlığının yanında kimim ki?
Hep bir gölge kalanım. Hep sen olup sana ait olamayanım. Ben yalnızlığım siyahım. Gecelerce yüreklere düşen yalnızlığım. Sana anlaşılamamış siyah bir noktayım. Herkesin cümlesinin sonuna konulan. Varlığıyla, yokluğu hiç anlaşılmayanım. kimim ki ben siyahım?
Bundan sonra seslerini kapatıyorum içimde ki heyecanların. Sen diye sayıklayan, bakışların için çırpınan, peşinden ayrılamayan, sıradanlığımı kapatıyorum usulca. Fark etmezsin biliyorum yokluğumu, yine de sözümü veriyorum şu dakika.
Bundan sonra seslenmedikçe ses vermem sana.
Ve gecenin düşsüz vakitleri…
Şimdi erken yakalamaya çalışıyorum ellerini uykunun. Gücümün tükenişlerini duyuyorum uzaklardan. sırtımda yerli yersiz ağrılar, bakışlarımda yarını sorgulayan küçük yakarışlar..şimdi hemen şimdi diyen samimi dualar.
Olmazlığını bilerek dilime pranga vurmalar. Şimdi; herkes uyuduğunda, gecenin dördünde, beşinde, Yaradan’a sığınmalar…
uyuyanım, beni uykulara, yorgunluklara, zamansızlıklara bırakanım, hapsediyorum kendimi sensizliğin içine.
Sormuyorum artık, hesapsızlığına bıraktım kendimi hayatın. Elimi uzatamadığım ne varsa olsun varsın diyorum. Olsun varsın… Buda hayattan bana olsun. Ömür törpülüyorum düşüncelerimin üstünden ve sessizce onaylıyorum geçip gideceğini mutluluklarında acılar gibi bir vakit sonra. Pencereme vuruyor gecemin karası gözlerin. Bir hayali başlatıyorum camdaki yalnız bakışlarımın içinde. Bir hayal çoğaltıyor özlemlerimi. Anlaşılmaz korkularımı büyütüyor çocuk yanlarım. Penceremde bakışların, içimde telaşlarım. Senden gelen bütün kederleri sahipleniyorum sessizce. Senden gelen başım gözüm üstüne…
Siyahım, okuyamadığın satırlarımın farkına varırsan bir gün, uzatma bakışlarını bana. Heyecanlarımı gömüyorum ben en dipsiz kuyulara. Bundan sonra ah! Bundan sonra çıkmam karşına. Vaktidir gönderildiğini kabullenmenin. İsterdim ki tüm cesaretinle söyleyesin ”git” diyebilesin. Diyemediğin ne varsa kabulüm şimdi. Bak saflığımın vuruldu gözleri. Anlamıyor zannettiğin ben; her şeyin farkındaydım, biliyordum sevmediğini beni. Yine de dedi ki içimde ki deli “pes etme” bir belki içindi hepsi. Siyahım bir belki içindi saf yanlarımın karşında dimdik duruşu.
Şimdi dilediğince oku beni. Susacağım az sonra, satırlarımın sonuna bir nokta koyacağım senin koyduğun virgüllere inat.
Gidemediğim; seslice söyleyemediğin her şeyi söyledim kendime. Merak etme esirgemedim kendimden acımasız cümlelerini. Biliyorum artık. Canımı acıtışın sürecek biraz daha ve ben biraz daha çırpınacağım sensizliğin hırçınlığıyla derin sularda. Sonra kocaman dünya da buldum dediğim yarımın olmadığını kabulleneceğim. Yaşayabiliyor insan biliyorsun. Yarımlığıyla da devam ediyor hayatta kalmaya. Sabret siyahım sabret biraz daha anlatmaya çalıştıklarıma.
Gidemediğim; bundan sonra çıkmam karşına, duyurarak sesimi yormam seni gecelerin sabaha ulaşan dakikalarında, bundan sonra “yine mi?” diyemeyeceksin bana. yormayacaksın kendini benim tutkumun hırçınlığında..
siyahım bundan sonra seslensen de; sesim çıkmaz sana…
hoşça kal diyemediğim, hep kendimde seni biriktirdiğim, hatıralarını bırakıyorum baş ucuna, kulağımdan çıkarıyorum küpeni. ve gömüyorum kendimi yokluğuna. aklımda gülümseyen gözlerini bırakıyorum, sıcaklığını ve yine mi diyen soğuk sesini bırakıyorum. kendimde hep var ettiğim ama yok olan seni bırakıyorum. istesen de veremeyeceğim gölgeni bırakıyorum. gidemediğim; tüketiyorum kendimi ve söylenmesiz gidiyorum uzaklara.
gelirim belki bir gün hatırına diye cümleler bırakıyorum, sana…ve bordo defterimin beyaz sayfalarına son bir not düşüyorum bize dair..
siyahım; “ al ömrümü, koy ömrünün üstüne, senden gelsin ölüm başım üstüne”
18 Şubat 2008 01:45


LinkBack URL
About LinkBacks

Alıntı Yaparak Cevapla


yetmiyor bazen gönüllden gecen hislere kelimeler harfler,hepsi suskun bir yüzde gizleniyor

