• Reklam
7 sonuçtan 1 --- 7 arası gösteriliyor
  1. #1
    Portillo_ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    01-10-2007
    Mesajlar
    2,022
    Karizma Gücü
    0

    Başarılı Mustafa Kemal Atatürk: Avrupa kadınını taklit etmeyin!

    Mustafa Kemal Atatürk: Avrupa kadınını taklit etmeyin!

    "Dinimizin tavsiye ettiği tesettür hem hayata, hem fazilete uygundur. Kadınlarımız şeriatın tavsiyesi, dinin emri mucibince örtünselerdi, ne o kadar kapanacaklar, ne o kadar açılacaklardı… Giyim tarzımızı ifrata vardıranlar, kıyafetlerinde aynen Avrupa kadınını taklit edenler düşünmelidir ki, her milletin kendine mahsus ananesi, kendine mahsus adetleri, kendine göre milli hususiyetleri vardır. Hiçbir millet aynen diğer bir milletin mukallidi olmamalıdır. Çünkü böyle bir millet ne taklit ettiği milletin aynı olabilir, ne kendi milliyeti dahilinde kalabilir. Bunun neticesi şüphesiz ki hüsrandır.” (Mustafa Kemal Atatürk (Söylev ve Demeçler 2. Cilt)


    Radikal Yazarı ve Kültür eski Bakanı Namık Kemal Zeybek:


    Atatürk, erkek kıyafeti konusunda yasa çıkarmıştır... Ancak kadın kıyafetini sınırlayan bir yasa çıkarmamıştır. Devrim yasaları arasında kadın kıyafetine yönelik hiçbir düzenleme yoktur. Bu konuda iki devrim kanunu vardır. Birisi "Şapka Giyilmesi Hakkında Kanun". İkincisi "Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun"… Bırakın artık bu zalimlik özentilerini.”

    Ne diyorsunuz? Laiklik mi? Asıl insanların dini inançlarının gereğini yerine getirmelerini engellemek laikliğe aykırıdır… Diyorum ki; yazıktır bu ülkeye... Bırakın artık bu zalimlik özentilerini. Bırakın isteyen istediği gibi inansın ve inandığı gibi yaşasın. Kime ne zararı var?”


    Yalan korkular pazarlıyorlar


    Yasakçılar şimdi de olası “çatışma”lardan ve yüksek yargının “red” kararından medet umuyor. Yapay gerginlik haberleri ile yalan korkular pazarlamaya kalkan medyaya tepki gösteren sivil toplum kuruluşları, özgürlüklerin hiçbir bahane ile yasaklanamayacağı görüşünde birleşiyor. Özgür-Der Genel Başkanı Hülya Şekerci, özgürlük aleyhine söylenenlerin ne hukuki, ne de insani bir temeli olmadığını belirterek, “Bizim niçin başörtü taktığımız yasakçıları asla ilgilendirmez. Siyasi simge ya da başka nedenler yasağın gerekçesi olamaz” dedi.

    Hukuka olan inanç sarsılır!


    Kendilerini milletten yukarıda gören bir azınlığın, toplumsal hiçbir karşılığının olmadığını belirten toplum bilimciler, 411 milletvekilinin onayı ile kalkan insan haklarına aykırı bir yasağın, yüksek yargıda reddedilmesinin kamuoyunun hukuka olan inancını kökünden sarsacağını vurgularken, provokatörlerin aradığı ortama da katkıda bulunacağı tehlikesine dikkat çekiyor. Gazeteci Özlem Albayrak, “Medya, 'kadının kendi karar veremediği' şeklinde bir hava oluşturarak başörtülü kadınları zavallılaştırmaya çalışıyor” diye konuştu.

    ANALİZ - Ahmet Zeki Gayberi

    İnsanın doğuştan gelen en temel haklarından olan inanma ve eğitim hakkını, akıl almaz yasaklarla zulme çevirenlerin, şimdi de üniversitelerde başörtüsü serbest olunca “gerilim ve çatışma çıkar” diye beklentiye germesi, kamuoyunda tepki çekiyor. Yapay gerginlik haberleri ile yalan korkular pazarlamaya kalkan medyanın, asparagas haberlerine tepki gösteren, sivil toplum kuruluşları, düşünce ve inanma özgürlüğünün hiçbir bahane ile yasaklanamayacağı görüşünde birleşiyor.
    Kendilerini milletten yukarıda gören daracık bir azınlığın, toplumsal hiçbir karşılığı yok. Üniversitelerde gerginlik beklentisi içerisine giren, azınlık sözcüsü bazı gazeteler ve köşe yazarları, Meclis’ten geçmesini engelleyemedikleri başörtüsü düzenlemesi için şimdi de yüksek yargı ile ilgili korku ve endişeler yaygınlaştırma yolunu seçtiler.
    “Başı açık kadın taksiden atıldı”, “Liseli kızın bacaklarına kezzap attılar” ve “Akmerkez’de namaz” gibi provokatif haberler tutmayınca, yargıyı baskı altına almaya çalışan medya, TBMM’nin 5’te 4’ünün onayından geçen yasa değişikliğini yüksek yargının geri çevirmesinden medet umuyor. Bu noktada baskı ve endişeyi artırıcı yayınlara ağırlık veren medya organlarının en büyük beklentisi “çatışma” ve “yasak”ta düğümlendi.

    Gerçek, iddia edilenin tam tersi!

    411 milletvekilinin onayı ile kalkan insan haklarına aykırı bir yasağı, yüksek yargının iade etmesinin, kamuoyunun hukuka olan inancını kökünden sarsacağı vurgulanırken, provokatörlerin aradığı ortama da katkı da bulunacağı tehlikesine dikkat çekiliyor. Her türlü çatışma ve gerilim beklentilerine karşın, başörtüsünün üniversitede serbest olduğu dönemde, en küçük bir olayın yaşanmamış olması, bu konudaki iddiaları çürütüyor. Zaten 1992-1995 yılları arasında YÖK Başkanlığı yapan Milli Eğitim Bakanlığı Komisyonu Başkanı Mehmet Sağlam da, kılık kıyafet yasaklarının hukuksuz olduğunu ve o dönemde üniversitelere huzurun hakim olduğunu ısrarla vurguluyor.




    Yeni Şafak Yazarı Özlem Albayrak:

    En başta kadınlara hakaret!

    “Başörtüsü kullananların yekpare bir görüntüde olduğunu söylemek söz konusu değil. Aile, baba, abi baskısı gibi nedenlerle örtünenler az da olsa mutlaka vardır. Ancak çok küçük bir kesimin bu şekilde baskıda kalmasıyla, inancından dolayı örtünenleri dışlamak, faşizm noktasına varan uygulamalara gitmek, kadının karar alma mekanizmasına hakarettir. Medya, 'kadının kendi karar veremediği' şeklinde bir hava oluşturarak başörtülü kadınları adeta zavallılaştıran bir görüntüye sokuyor.”

    Mustafa Kemal Atatürk:



    Özgür-Der Genel Başkanı Avukat Hülya Şekerci

    Kimseyi ilgilendirmez!
    “Elbette başörtümüzü Rabbimizin emri olduğu için takıyoruz. Bu emir ise Kur’an’da tanınmamız ve incitilmememiz için indirildiği açıkça belirtiliyor. Bunun yanısıra, 14 asrı aşkındır bize mütevatiren gelen gelenek bu emrin nasıl uygulanacağını göstermektedir. Bugün yasakçılar örtümüzü görünür olmaktan çıkarmak için çeşitli bahaneler öne sürüyorlar. Bu söylenenlerin ne hukuki, ne insani bir temeli yok. Üstelik bizim niçin başörtü taktığımız yasakçıları asla ilgilendirmez. Siyasi simge ya da başka nedenlerle kullanılsa bile yasağın gerekçesi olamaz.”

    YÖK eski Başkanı ve MEB Komisyonu Başkanı Mehmet Sağlam:

    Üniversiteye huzur getirir!
    “Aslında hukuken bir yasak yok. 1992-1995 yıllarında, bizim dönemimizde hiçbir sorun yoktu. O dönemde üniversiteler en huzurlu dönemini yaşadı. Başörtüsünün serbest olması halinde kamplaşmalar olmaz. Yasak, Kemal Gürüz'ün başkan olmasından sonra, 28 Şubat'ın etkisiyle ortaya çıktı. Sorunu sonradan getirilen yasaklarla çıkardılar. AİHM 'bu konu her ülkenin kendi kararıdır' dedi. Mahkeme, yasak koysanız da onaylar, koymasanız da. Avusturya ve Fransa gibi birçok ülkede kılık kıyafet serbest. AİHM başörtüsünü yasaklamış gibi bir hava oluşturuluyor. Öyle bir şey yok."(ZAMAN)

    http://www.milligazete.com.tr/index....=news&id=67141



    Yıl 1937 Atatürk Tesettürlü Kadının Sorunlarıyla İlgileniyor...Kıyafetiyle Değil !



    Bu mesaj en son " 19.02.08 " tarihinde saat 23:05 itibariyle Portillo_ tarafından düzenlenmiştir...
    Hacı Bayram-ı Veli Medrese Hocalığı görevinden neden istifa etti ?

    - Fen İlimleri öğretmesi engellendiği için.


    (Iftirâcilarin en büyügü, söylemedigim bir sözü, bana isnat edip nakledendir.) HADİS [Beyhekî]


    BAŞÖRTÜSÜ YASAĞI APTALLIK - AZİZ NESİN


    Bütün fikir cereyanlarını ve düşüncelerini inceledim,bu yoldaki eserlerin tamamını okudum,hepsi hergeçen gün değerini kaybetmeye mahkum fani düşüncelerdir.Bunun TEK istisnası KUR'AN'dır.O eskimiyor aksine TAZELENİYOR

    Fransız Düşünür ROGER GARAUDY



    "Beni övmeyi bırakın; gelecek için neler yapacağız, onları söyleyin." (M.Kemal ATATÜRK)

  2. #2
    Misafiruye
    Ziyaretçi
    Alıntı Portillo_ tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Yıl 1937 Atatürk Tesettürlü Kadının Sorunlarıyla İlgileniyor...Kıyafetiyle Değil !
    teşekkürler...

  3. #3
    N-BAYRAK adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    28-08-2007
    Mesajlar
    5,476
    Karizma Gücü
    6
    Abooo.. Naaptın portillo sen yaa
    Nasılsa alışacaksın sende zamanla
    Kiminde bir neştere rehin vereceksin damarlarını
    Bazen de uykularını kurban edeceksin faili ben kabuslara
    ama alışacaksın...

    Güller yâre sevgi kanıtı; benim elimde papatya...

  4. #4
    AlpeR adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    10-07-2004
    Mesajlar
    8,269
    Karizma Gücü
    9
    Mustafa Kemal Atatürk: Avrupa kadınını taklit etmeyin!

    "Dinimizin tavsiye ettiği tesettür hem hayata, hem fazilete uygundur. Kadınlarımız şeriatın tavsiyesi, dinin emri mucibince örtünselerdi, ne o kadar kapanacaklar, ne o kadar açılacaklardı… Giyim tarzımızı ifrata vardıranlar, kıyafetlerinde aynen Avrupa kadınını taklit edenler düşünmelidir ki, her milletin kendine mahsus ananesi, kendine mahsus adetleri, kendine göre milli hususiyetleri vardır. Hiçbir millet aynen diğer bir milletin mukallidi olmamalıdır. Çünkü böyle bir millet ne taklit ettiği milletin aynı olabilir, ne kendi milliyeti dahilinde kalabilir. Bunun neticesi şüphesiz ki hüsrandır.” (Mustafa Kemal Atatürk (Söylev ve Demeçler 2. Cilt)

    ....

    Yıl 1937 Atatürk Tesettürlü Kadının Sorunlarıyla İlgileniyor...Kıyafetiyle Değil !


    Anti-dinci ve çıkarcı grupların yaptığına benzer şekilde Atatürk'ün sözlerinden sadece işlerine yarar kısmı alıntılayıp "aha işte! Atatürk de bizi destekliyor" haykırışını dillendirmek ne kadar da kolay...

    Bu paragrafın öncesini ve sonrasını da paylaşayım;

    Atatürk, 21 Mart 1923 tarihinde Konya Hilal-i Ahmer (Kızılay) Kadınlar Şubesi'nin tertip ettiği çay ziyafetinde şöyle söylüyor:

    "Muhterem Hanımlar, düşmanlarımızı aldatan bu dış görüntü bilhassa kadınlarımızın şeklinden, giyim tarzından ve örtünme şeklinden kaynaklanıyor. Onların aldanmalarına yol açan diğer bir nokta da yabancılarla temas edebilecek mevkide bulunan kadınlarımızın tavır ve hareketlerinin millî tavır ve hareketlerimizin timsali olmayıp, belki Avrupa tavır ve hareketlerinin taklitçisi olarak görülmesidir. Filhakika, memleketimizin bazı yerlerinde, en ziyade büyük şehirlerinde giyim tarzımız, kıyafetimiz bizim olmaktan çıkmıştır. Şehirlerdeki kadınlarımızın giyim tarzı ve örtünmesinde iki şekil tecelli ediyor; ya ifrat, ya tefrit görülüyor. Yani ya ne olduğu bilinemiyen, çok kapalı, çok karanlık bir dış görünüm gösteren bir kıyafet, - veyahut Avrupanm en serbest balolarında bile dış kıyafet olarak arzedilemiyecek kadar açık bir giyim. Bunun her ikisi de şeriatın tavsiyesi, dinin emri haricindedir. Bizim dinimiz kadını o tefritten de, bu ifrattan da tenzih eder. 0 şekiller dinimizin muktezası değil, muhalifidir. Dinimizin tavsiye ettiği tesettür hem hayata, hem fazilete uygundur. Kadınlarımız şeriatın tavsiyesi, dinin emri mucibince örtünselerdi, ne o kadar kapanacaklar, ne o kadar açılacaklardı. Dînî örtünme, kadınlar için zorluk çıkarmayacak, kadınların toplum hayatında, ekonomik hayatta, çalışma hayatında ve ilim hayatında erkeklerle ortak çalışmalar yapmasına mani bulunmayacak bir normal şekildedir. Bu normal şekil, toplumumuzun ahlak ve terbiyesine aykırı değildir."

    "Giyim tarzımızı ifrata vardıranlar, kıyafetlerinde aynen Avrupa kadınını taklit edenler düşünmelidir ki, her milletin kendine mahsus ananesi, kendine mahsus adetleri, kendine göre millî hususiyetleri vardır. Hiçbir millet aynen diğer bir milletin mukallidi olmamalıdır. Çünkü böyle bir millet ne taklit ettiği milletin aynı olabilir, ne kendi milliyeti dahilinde kalabilir. Bunun neticesi şüphesiz ki hüsrandır."

    "Bizim örtünme meselesinde nazarı itibare alacağımız şey, bir yandan milletin ruhunu, diğer yandan hayatın icabatını düşünmektir. Örtünmedeki ifrat ve tefritten kurtulmakla bu iki ihtiyacı da temin etmiş olacağız. Giyim tarzımızda milletin ruhi ihtiyacını tatmin için, İslam ve Türk hayatını başlangıçtan bugüne kadar layıkiyle tetkik ve etrafiyle açıklamamız lazımdır. Bunu yaparsak görürüz ki, şimdiki giyim tarzımız ve kıyafetimiz onlardan başkadır, lakin onlardan daha iyidir diyemeyiz. Bizim kadın hayatımızda, kadının giyim tarzında yenilik yapmak söz konusu değildir. Milletimize bu hususta yeni şeyleri bellettirmek mecburiyeti karşısında değiliz. Belki ancak dinimizde, milliyetimizde, tarihimizde zaten mevcut olan beğenilir adetlere uygunluğu sağlamak mevzübahs olabilir. Biz başlıbaşına ferden her türlü şekilleri tatbik edebilir, kendi zevkimize, kendi arzumuza, kendi terbiye ve seviyemize göre istediğimiz kıyafeti seçebiliriz. Ancak bütün milletin şayanı kabul göreceği şekilleri, bütün milletin hayatında uygulanması mümkün olan kıyafetleri herhalde genel temayülde aramak ve o şekillerin gerçekleşmesini de genel temayüle uygunlukta görmek lazımdır. Bazı milletlerin zevk alemlerini memleketimizde tatbike kalkmak şüphesiz ki hatadır. Bu yol toplum hayatımızı feyz ve fazilete ulaştırmaz."

    "Daha selametle, daha dürüst olarak yürüyeceğimiz yol vardır. Büyük Türk kadınını mesaimizde müşterek kılmak, hayatımızı onunla birlikte yürütmek, Türk kadınını ilmi, ahlakî, içtimai, iktisadi hayatta erkeğin ortağı, arkadaşı, yardımcısı ve destekçisi yapmak yoludur. Eğer kadınlarımız dinin tavsiye ve emrettiği bir kıyafetle, faziletin icabettirdiği hareket tarzıyla içimizde bulunur; milletin ilim, sanat, içtimaiyat hareketlerine iştirak ederse bu hali, emin olunuz; milletin en mutaassıbı daha takdir etmekten geri duramaz. Bilakis o halin aleyhinde söylenecek sözlere karşı, belki onun müteşebbislerinden daha fazla savunucusu olur."

    Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, 11. Cilt, s. 149-151


    Görüldüğü gibi, Atatürk'ün "Türk kadınlarını, fazla Avrupaî (yani açık) giyinmekle" itham ettiği cümleler, aslında Türk kadının aşırı kapanmasına yönelik ağır eleştirisinin destek cümleleridir. "Ne fazla açık olunuz, ne de tümden kapalı" diyor. Ki konuşmasının asıl amacı ve hitap noktası; kadınların toplum yaşamından geri kalmadan hayatın tüm alanında daha aktif rol oynamalarına yönelik ricasını dile getirmek. Yoksa kadına nasıl örtüneceğini (ya da nasıl örtünmeyeceğini) tarif etmek değil.

    Yukarıdaki haberde "Kılık Kıyafet Kanunu, erkeklere yöneliktir" gibi abuk, saçma sapan bir saptama var. Kültürsüz eski kültür bakanından... Yahu zaten o dönemde kadın neredeyse toplum hayatında hiç yok ! Atatürk, bulduğu her fırsatta kadını toplum yaşamına, erkeğin arkasından yanına çekmeye çalışan bir adam. Ayrıca bu konuda bakın ne diyor;

    "Kadınlık meselesinde dış görünüş ve kıyafet ikinci derecededir. Asıl mücadele alanı, kadınlarımız için görünüş ve kıyafette başarıdan daha çok, asıl başarılı olunması gereken alan ışıkla, kültürle, gerçek faziletle süslenmek ve donanmaktır. Ben saygıdeğer hanımlarımızın Avrupa kadınlarından daha aşağıda kalmayacak, tersine pek çok yönlerde onların üstüne çıkacak ışık ve kültürle donanacaklarına kesinlikle kuşku duymayan ve buna kesinlikle emin olanlardanım."
    Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, II. Cilt, s. 151 - 153



    Beni övme sözlerini bırakınız. Gelecek için neler yapacağız, onları söyleyiniz !
    MUSTAFA KEMAL



  5. #5
    OZ_TURK adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-10-2005
    Mesajlar
    4,969
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı AlpeR tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Anti-dinci ve çıkarcı grupların yaptığına benzer şekilde Atatürk'ün sözlerinden sadece işlerine yarar kısmı alıntılayıp "aha işte! Atatürk de bizi destekliyor" haykırışını dillendirmek ne kadar da kolay...

    Bu paragrafın öncesini ve sonrasını da paylaşayım;

    Atatürk, 21 Mart 1923 tarihinde Konya Hilal-i Ahmer (Kızılay) Kadınlar Şubesi'nin tertip ettiği çay ziyafetinde şöyle söylüyor:

    "Muhterem Hanımlar, düşmanlarımızı aldatan bu dış görüntü bilhassa kadınlarımızın şeklinden, giyim tarzından ve örtünme şeklinden kaynaklanıyor. Onların aldanmalarına yol açan diğer bir nokta da yabancılarla temas edebilecek mevkide bulunan kadınlarımızın tavır ve hareketlerinin millî tavır ve hareketlerimizin timsali olmayıp, belki Avrupa tavır ve hareketlerinin taklitçisi olarak görülmesidir. Filhakika, memleketimizin bazı yerlerinde, en ziyade büyük şehirlerinde giyim tarzımız, kıyafetimiz bizim olmaktan çıkmıştır. Şehirlerdeki kadınlarımızın giyim tarzı ve örtünmesinde iki şekil tecelli ediyor; ya ifrat, ya tefrit görülüyor. Yani ya ne olduğu bilinemiyen, çok kapalı, çok karanlık bir dış görünüm gösteren bir kıyafet, - veyahut Avrupanm en serbest balolarında bile dış kıyafet olarak arzedilemiyecek kadar açık bir giyim. Bunun her ikisi de şeriatın tavsiyesi, dinin emri haricindedir. Bizim dinimiz kadını o tefritten de, bu ifrattan da tenzih eder. 0 şekiller dinimizin muktezası değil, muhalifidir. Dinimizin tavsiye ettiği tesettür hem hayata, hem fazilete uygundur. Kadınlarımız şeriatın tavsiyesi, dinin emri mucibince örtünselerdi, ne o kadar kapanacaklar, ne o kadar açılacaklardı. Dînî örtünme, kadınlar için zorluk çıkarmayacak, kadınların toplum hayatında, ekonomik hayatta, çalışma hayatında ve ilim hayatında erkeklerle ortak çalışmalar yapmasına mani bulunmayacak bir normal şekildedir. Bu normal şekil, toplumumuzun ahlak ve terbiyesine aykırı değildir."

    "Giyim tarzımızı ifrata vardıranlar, kıyafetlerinde aynen Avrupa kadınını taklit edenler düşünmelidir ki, her milletin kendine mahsus ananesi, kendine mahsus adetleri, kendine göre millî hususiyetleri vardır. Hiçbir millet aynen diğer bir milletin mukallidi olmamalıdır. Çünkü böyle bir millet ne taklit ettiği milletin aynı olabilir, ne kendi milliyeti dahilinde kalabilir. Bunun neticesi şüphesiz ki hüsrandır."

    "Bizim örtünme meselesinde nazarı itibare alacağımız şey, bir yandan milletin ruhunu, diğer yandan hayatın icabatını düşünmektir. Örtünmedeki ifrat ve tefritten kurtulmakla bu iki ihtiyacı da temin etmiş olacağız. Giyim tarzımızda milletin ruhi ihtiyacını tatmin için, İslam ve Türk hayatını başlangıçtan bugüne kadar layıkiyle tetkik ve etrafiyle açıklamamız lazımdır. Bunu yaparsak görürüz ki, şimdiki giyim tarzımız ve kıyafetimiz onlardan başkadır, lakin onlardan daha iyidir diyemeyiz. Bizim kadın hayatımızda, kadının giyim tarzında yenilik yapmak söz konusu değildir. Milletimize bu hususta yeni şeyleri bellettirmek mecburiyeti karşısında değiliz. Belki ancak dinimizde, milliyetimizde, tarihimizde zaten mevcut olan beğenilir adetlere uygunluğu sağlamak mevzübahs olabilir. Biz başlıbaşına ferden her türlü şekilleri tatbik edebilir, kendi zevkimize, kendi arzumuza, kendi terbiye ve seviyemize göre istediğimiz kıyafeti seçebiliriz. Ancak bütün milletin şayanı kabul göreceği şekilleri, bütün milletin hayatında uygulanması mümkün olan kıyafetleri herhalde genel temayülde aramak ve o şekillerin gerçekleşmesini de genel temayüle uygunlukta görmek lazımdır. Bazı milletlerin zevk alemlerini memleketimizde tatbike kalkmak şüphesiz ki hatadır. Bu yol toplum hayatımızı feyz ve fazilete ulaştırmaz."

    "Daha selametle, daha dürüst olarak yürüyeceğimiz yol vardır. Büyük Türk kadınını mesaimizde müşterek kılmak, hayatımızı onunla birlikte yürütmek, Türk kadınını ilmi, ahlakî, içtimai, iktisadi hayatta erkeğin ortağı, arkadaşı, yardımcısı ve destekçisi yapmak yoludur. Eğer kadınlarımız dinin tavsiye ve emrettiği bir kıyafetle, faziletin icabettirdiği hareket tarzıyla içimizde bulunur; milletin ilim, sanat, içtimaiyat hareketlerine iştirak ederse bu hali, emin olunuz; milletin en mutaassıbı daha takdir etmekten geri duramaz. Bilakis o halin aleyhinde söylenecek sözlere karşı, belki onun müteşebbislerinden daha fazla savunucusu olur."

    Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, 11. Cilt, s. 149-151


    Görüldüğü gibi, Atatürk'ün "Türk kadınlarını, fazla Avrupaî (yani açık) giyinmekle" itham ettiği cümleler, aslında Türk kadının aşırı kapanmasına yönelik ağır eleştirisinin destek cümleleridir. "Ne fazla açık olunuz, ne de tümden kapalı" diyor. Ki konuşmasının asıl amacı ve hitap noktası; kadınların toplum yaşamından geri kalmadan hayatın tüm alanında daha aktif rol oynamalarına yönelik ricasını dile getirmek. Yoksa kadına nasıl örtüneceğini (ya da nasıl örtünmeyeceğini) tarif etmek değil.

    Yukarıdaki haberde "Kılık Kıyafet Kanunu, erkeklere yöneliktir" gibi abuk, saçma sapan bir saptama var. Kültürsüz eski kültür bakanından... Yahu zaten o dönemde kadın neredeyse toplum hayatında hiç yok ! Atatürk, bulduğu her fırsatta kadını toplum yaşamına, erkeğin arkasından yanına çekmeye çalışan bir adam. Ayrıca bu konuda bakın ne diyor;

    "Kadınlık meselesinde dış görünüş ve kıyafet ikinci derecededir. Asıl mücadele alanı, kadınlarımız için görünüş ve kıyafette başarıdan daha çok, asıl başarılı olunması gereken alan ışıkla, kültürle, gerçek faziletle süslenmek ve donanmaktır. Ben saygıdeğer hanımlarımızın Avrupa kadınlarından daha aşağıda kalmayacak, tersine pek çok yönlerde onların üstüne çıkacak ışık ve kültürle donanacaklarına kesinlikle kuşku duymayan ve buna kesinlikle emin olanlardanım."
    Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, II. Cilt, s. 151 - 153


    tsk ler ......
    "Uluslar, egemenliklerini geçici bile olsa, bırakacağı meclislere dahi gereğinden fazla inanmamalı ve güvenmemelidir. Çünkü meclisler bile despotluk yapabilir ve bu despotluk bireysel despotluktan daha tehlikeli olabilir. Meclislerin öyle kararları olabilir ki, bu kararlar ulusun yaşamına giderilmesi olanaklı olmayan zararlar verebilir."
    M.K.ATATÜRK

    Karamanogulları Beyligi'den Balkanlara ATA'mla ANAVATANA..

  6. #6
    berk* Joruus C'baoth adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    20-11-2004
    Mesajlar
    7,089
    Karizma Gücü
    9
    Siz de arap kadınını taklit etmeyin.Türk kadını çağdaştır!
    o.l.d.s.k.o.o.l



    "Someone said, 'Football is a matter of life and death' No! it's more important than that..''



    Zopacılar Birliği

  7. #7
    Moscow&Ankara adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-02-2008
    Mesajlar
    80
    Karizma Gücü
    0
    Atatürk'ün okadar çok sözü varki,anlayana...
    Cımbızla seçiyorlar işte.
    DUM SPİRO SPERO...

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. işte MUSTAFA KEMAL ATATÜRK farkı
    2006 Konuları bölümünde Bakkalgazi_ tarafından açılmış
    Yanıt: 17
    Son Mesaj: 15.02.06, 16:01

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •