20 Ahmet Kaya Daha Bulduk...
7 yıl önce öldüğünü söylediklerinde çok umursamamıştım. Son günlerinde o zamanki beni tatmin etmekten çok uzaktaydı. Bana göre kendi isteğiyle uzaklaşmıştı. Şimdi bakınca O’nun hayatında bir kimlik arayışını görmek çok da zor olmuyor.
İddialı bir yazı olacak...
Çünkü Ahmet Kaya öyle biriydi ki; üstüne herkesin söyleyeceği bir sözü vardı ve ne söylenirse karşılığı oluyordu, sohbetlerde. Ben de onlardan biriyim, umarım kimse alınmaz. Ahmet Kaya’yı övmek ya da yermek gibi bir derdim yok. Derdim başka…
Bağlamayı eline aldığında 6 yaşındaydı. 5 çocuklu evin en küçüğü olarak, müziğe ilgisinde ailesinin payının da büyük olduğunu tahmin etmek zor değil. Evin küçüğü her şeye rağmen şımartılabilir. Babası da buna sığınarak küçük oğlu Ahmet’e doğum gününde boyu kadar bir bağlama hediye etti. O bağlamasının teline vurduğu yıllarda, Türkiye, yeni bir harekete ısınıyordu. Türkiye’de sol hareket bağlamayı, her grevde, eylemde, gözaltında eksik etmiyordu. Bir süre sonra, buğulu sesiyle buluşturduğu notalar, Ahmet Kaya’yı aşar hale gelmişti. Türkiye’nin zor, daha doğrusu zorlaştırılmış yılları, O’nu ve bağlamasını taşıyamaz hale geldi. Hızla gelinen 12 Eylül, herkesi vurdu. Yüz binlerce kişi tutuklandı. Darbe o kadar ağırdı ki, dışarıda kalanlar bile bu yükü taşıyamıyordu. Derdini türküleriyle söyleyen Ahmet Kaya’yı dinleyecek kimse kalmamıştı etrafında. Ama babasının hediye ettiği bağlamasının ötesinde, annesinin kendisine bahşettiği sesi, zor yılları aşmasında yardımcı oldu. Her albümü ayrı bir olaydı. Türkiye bir Ahmet Kaya tanımaya başladı. Ya da daha doğru bir ifadeyle, Türkiye artık, Ahmet Kaya’ları tanımaya başladı.
Ahmet Kaya’yı bir kez gördüm.
Çocuktum, 1987 ya da 1988 yılının 21 Mart’ı. O zamanki adıyla, Newroz günü. İstanbul’da, bir lokantada resmi izinle ilk defa kutlanıyor bayram. Bir iki zayıf, takım elbiseli şarkıcı, Kürtçe söylüyor. Salonda bir gerginlik varsa bile ben farkında değilim. Sıra Ahmet Kaya’ya geliyor. Sahneye çıkıyor ve o büyüleyici sesiyle türkülerini söylüyor. Birilerine göre eksik bir şey var. Masamıza oturduğunda çekingen bir ses “Neden Kürtçe söylemediniz?” diye soruyor. Kendinden emin, - hani ben ders almam, veririm edasıyla- “Ben Kürtçe söylemem, ben kendine Türküm (şivesini bozarak) diyen Kürtlerdenim” demişti. O güzel sesinden Kürtçe duymak isteyenler kadar, Kürtçe söylemeyerek geceyi bitiren Ahmet Kaya da haklıydı. Seçim O’nun seçimiydi. Zaten benim derdim bu değil, daha başka…
Gel zaman git zaman Türkiye’de bir şeyler değişti. Belki Ahmet Kaya ile değişti, belki de O’nsuz. Ama değişim ertelense de hiç engellenemedi. Kürtçe konuşanları dışlamak kadar, Kürtçe şarkı söylemeyi istemek de günlük yaşamın parçaları haline geldi. Türkiye’nin bir yeri hep bu gel-gitler içinde kanadı. Ankara değişimin önünde duramamış, Kürtçe şarkı söylenebileceğini buyurmuştu. “Yabancı” reyonunda Michael Jackson kasetinin yanında yer alan Şiwan Perwer albümü ya bakılıp geçiliyor ya da utangaç bir şekilde kasaya götürülüyordu. Bu kadar basit bir denkleme ayak uydurmak, Ahmet Kaya için zor olurdu. O da kendine yakışanı yaptı. Magazin Gazetecileri Derneği’nin gecesinde haklı talebini dile getirdi, kendi üslubuyla yapacaklarını söyledi. Gerisi bildiğiniz hikaye.
Derdim Ahmet Kaya’nın hikayesini de anlatmak değil zaten…
Ahmet Kaya’nın hikâyesine bu çerçeveden bakıyorum ben. Akıp giden bir nehirde hayatta kalabilmek, birilerini hayatta tutabilmek, bir şeyleri korumak için, bazen akıntıya karşı, bazen akıntının önünde kürek çeken bir emekçi. Ama nehirden çıkmayan biri…
Bize hep ihtiyacı varmış gibi geliyor bu tavırları. Belki de bu yüzden bize yaranamadı. O’nu her yönüyle sevene hiç rastlamadım ben. Hayatımızın her alanında öyle çok beklentimiz vardı ki kendisinden, hepsini yarım bıraktığı için küstük O’na. Ne aşkımıza derman oldu, ne de memleket meselelerimize. Ne “Türküm diyen Kürt” olabildi ne de “Kürt’üm” dediğinde bir anlamı kalmıştı sözlerinin. Elimizin tersiyle ittik O’nu, sonra da gömdük işte. Belki de hayatını magazinleştiremedikleri için yuhalamıştı O’nu dernek arkadaşları o gece. Sütun sütun sürgüne yollayanlar, öldüğünde oldukça basit bir dille duyurmuştu cenaze törenini. Garip biriydi çünkü O, seveni de vardı, sevmeyeni de.
Hayatında ders alınacak bir yer var mı diye bakıyorum… Benim haddim değil biliyorum. Derdim de değil, baştan beri söylüyorum. Derdim başka. Derdim bugün elimizin tersiyle ittiğimiz gerçeklerin, Ahmet Kaya kadar kolay sindirilemeyeceğini anlatmak. Kendi kendimize saçma sapan bir oyun oynuyoruz yine bugünlerde; bana ölümünün 7. yılında Ahmet Kaya’lı günleri hatırlatan. “Kürtçe söyleyeceğim” dedikten sonra Ahmet Kaya’nın PKK’lı olduğunu keşfetmiştik ya. 7 yaş küçüktüm bugünden, yine gülmüştüm. Şimdi de 20 PKK’lı daha bulduk tepiniyoruz. Hani yanlış anlaşılmayacağını bilsem, “bugüne kadar neredeydiniz” diye savcıları dava edeceğim. Ahmet Kaya, yaşasaydı hapisten çıkmış olacaktı bugünlerde. O’nun yokluğunda biz 20 tane Ahmet Kaya daha bulduk, aynı oyunu oynuyoruz. Duydunuz mu komşular bunlar PKK’lıymış… Vah vah... Dahası var ben söyleyeyim, onlara oy verenlerin çoğu da PKK’lıdır kesin. Hadi bu 20’ini atalım mahpusa, partiyi kapatalım, oy verenleri ne yapalım?
Bir de yok mu şu içini rahatlatma duygusu. Benim de hoşuma gidiyor ara sıra açıkçası: “Son kongreyle DTP radikalleşti, tamamen PKK’nın eline geçti.”
Eee o zaman kapatalım tabii canım. Sanki bu “dönüşüm” daha bir hafta önce gerçekleşmedi, şimdi ılımlı diye şirinleştirdiğimiz kişilere bir ay önce küfür etmiyorduk di mi?
Yazının nostaljik kısmı daha güzeldi di mi ?
Peki öyle devam edelim o zaman. Kendi deyişiyle “Ben Türküm diyen Kürtlerdendi” O. Öyle olmak istiyordu Ahmet Kaya. Buna biz izin vermedik. O gece yaşananlara açın bakın. Suratındaki ifadeye bir daha bakın. O’nu yaka paça yurtdışına attık. O’nun aradığı kucağı biz vermeyince başkaları verdi.
Derdim bu değil, derdim başka.
Derdim; Devlet’in niye babalık yaparken bağlama değil, sopa kullandığını anlayamamakla.
Derdim ilerleyememekle.
Derdim memleket meselesi, Ahmet Kaya’nın hayatı değil…
Alişer Delek
Kaynak: http://www.cnnturk.com/CNNTURKBLOG/d...haberID=406326
-------------
Yazının tamamını okumadan yorum yapan daş olsun.(Bir ateistin bedduasdır fazla dikkate alınmasa da olur.)


LinkBack URL
About LinkBacks
mayan biri…
)
Alıntı Yaparak Cevapla
