Biz Ne İstiyoruz?
İlericilik iddiasındaki Amerikanofil politikacılar, sosyalizmi 'umacı' göstermek için, hayli eğlenceli bir kampanyaya girişmişlerdir. Tunçkanat'ın açıkladığı CIA raporuna uygun biçimde, solda milliyetçi bir birleşmeyi engellemek için çırpınan bu sahte ilericiler, düne kadar Avrupa sosyalizmini övdüklerini unutup, şimdi 'Sosyalizmin temelinde Marks yatar', tarzında müthiş ifşaatla, sosyalizmi gözden düşürmeye kalkışmışlardır. Çağımızın en büyük hümanisti ve bilim adamı olduğunda bütün namuslu düşünürlerin birleştiği Marks şimdi bir 'kolera mikrobudur'... Düne kadar pek övdükleri Avrupa sosyalizmi, aslında kötü olduğu için değil, temelinde Marks bulunduğu için kötüdür!
Sosyal bilimlerde yeni bir çığır açan ve insanların her türlü tutsaklıktan kurtarılarak en geniş özgürlüğe kavuşturulmasını isteyen Marks'ı savunmak haddimiz değildir. Ama emperyalizmin hizmetindeki teorisyenler, temelinde Marks yatıyor diye, sosyalizmin Atatürkçülüğe aykırı olduğunu ilan etmektedirler. Bu noktada sosyalistlerin ne istediklerini hatırlatmakta fayda vardır.
Sosyalistler, herşeyden önce, Atatürk'ün sağladığı, fakat sağcı politikacıların hovardaca sattıkları haklarımızı yeniden kazanma yolunda mücadele vermektedirler. Atatürkçülüğün özünde, tam bağımsızlık vardır. Atatürk'ün deyimiyle tam bağımsızlık, 'piyasada, maliyede, ekonomide, adalette, askerlikte, kültürde ve bu gibi konularda tam bağımsızlık ve özgürlük demektir.' Ve Atatürk şöyle devam etmektedir: 'Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan yoksunluk, ulus ve ülkenin gerçek anlamıyla, bütün bağımsızlığından yoksunluğu demektir...' Sosyalistler, gerçek anlamıyla böyle bir bağımsızlığın peşinde koşmaktadırlar. Bağımsızlık davası yanında, bütün öteki meseleleri ikinci derecede önemli saymaktadırlar.
Daha yakınlara gelelim: 1940-45 dönemlerinde gerçekleştirilmek istenen bütün reformlar, bugün sosyalistlerin baş talepleri arasındadır. O dönemin en önemli iki davası, köy enstitüleri ve toprak reformu idi. Sosyalistler bugün, bir çeyrek asır önce başlatılan ve sonra rafa kaldırılan bu iki temel davanın savunuculuğunu yapmaktadırlar. Hatta TİP'in istediği toprak reformu, mali hükümleri ve kamulaştırma sınırları bakımından 1945 Kanunu’nun hayli gerisindedir.
Çeyrek asır önceki dönemin başka bir özelliği, planlı bir devletçiliğin geniş hazırlıklarına girişilmesiydi. 1933'te ilk adımları atılan planlı devletçiliğin, harpten sonra büyük ölçüde geliştirilmesi öngörülmekteydi. Sosyalistler, bugün planlı devletçilik derken, bu eski davanın savunuculuğunu yapmaktadırlar. Şüphesiz, o tarihlerde büyük hatalar işlenmiştir. Halk kütlelerine mal edilmeden, köklü reformların başarılacağı sanılmıştır... Feodalite kalıntısı unsurların ve kompradorların mukavemeti ve sabotaj teşebbüsleri hesaba katılmamıştır. Bu yüzdendir ki, girişilmek istenen işler başarısızlıkla sonuçlanmıştır.
Sosyalistler, planlı devletçiliğin ve köklü dönüşümlerin, ancak geniş demokratik reformlar ile birlikte başarıya ulaşacağı inancındadırlar. Nitekim CHP Genel Sekreteri de, 27 Mayıs Devrim Derneği’nde verdiği son bir konferansta bu gerçeği dile getirmektedir: "Çare halkın ekonomide hakim unsur haline getirilmesidir. Bunun için gerekli iktisadi düzen değişikliğinin ve imkan eşitliğinin sağlanması şarttır. Demokrasi, halkın, devlet ve toplum yönetimine hakim olması oranında gerçek demokrasi olur. Halk ekonomiye hakim olamazsa, devlet ve toplum yönetimine hakim olamaz. Dolayısıyla insanlar da kendi hayatlarının hakimi olamazlar."
Görüldüğü gibi, sahte ilericilerin iddialarının tam aksine, sosyalistlerin halen istedikleri 19 Mayıs 1919'da Mustafa Kemal'in Anadolu toprağına ayak basmasıyla başlayan "büyük uyanışın" bugünün şartlarıyla devamından başka bir şey değildir. Sosyalistler kesinlikle Atatürk'ün yolundadırlar ve herşeyden önce, son çeyrek asırda yitirdiklerimizi kazanma davasındadırlar.
Sosyalistlerin bugünkü taleplerini paylaşmak için sosyalist olmaya dahi lüzum yoktur. Gerçekten milliyetçi olmak yeterlidir. Temel dava, bağımsızlık davasıdır. Ama bu dava, köklü ekonomik ve sosyal reformları gerçekleştirmedikçe çözülemez. Bu sebeple, bugünün "Misak-ı Milli"si, yalnız politik planda kalmayıp, ekonomik ve sosyal alanları da kapsayacaktır. En bilinçli milliyetçi olduklarını söyleyen sosyalistlerin görevi, ikinci derecede meseleleri bir yana bırakıp, bütün milliyetçileri tereddütsüz etrafında toplayabilecek yeni bir "Misak-ı Milli" programını ortaya koymaktır.
Bu noktada bir kısım sosyalistlerin, herkesi birleştirecek ortak görüşleri araştırmak yerine, ayrılıkları büyük göstermeye çalışmaları üzücüdür. Mesela dış ticaretin devletleştirilmesini isteyenler ile "iç ve dış ticaretin halklaştırılmasını" ileri süren Ecevit arasında önemli bir fark olmasa gerektir. Ecevit, görüşünü şöyle açıklamaktatır: "İç ve dış ticaretin halklaştırılması yoluyla yatırım kaynağı israfının ve döviz kaçırmanın önlenmesini istiyoruz. Kısaca bu iki alanda da halkı ekonomiye hakim kılmak istiyoruz. Devlet kesiminde üretilen malların devlet kanalıyla, üretici köylünün de devlet öncülüğüyle kooperatifleşerek ürünlerini bu kooperatif kanalıyla ihrac etmesi gerekir." Görüldüğü gibi, CHP'nin sağcı baskı altında 1954'te liberalleştirilen en tavizci programı çerçevesinde dahi, Ecevit'in sözleri, en çok tartışılan bu konuda bile, farklı sanılan görüşlerin hayli yakın olduğunu ortaya koymaktadır. Dış politika, petrol, maden, toprak reformu vb. gibi ön plandaki davalarda da, milliyetçiler arasındaki ayrılıklar, tahmin edildiğinden çok daha önemsizdir.
O halde nedir bu çekişmeler? Nedir bu "yalnız biz varız, başka kimse yoktur" tarzındaki, milliyetçileri bölücü, parçalayıcı davranışlar? En bilinçli milliyetçi olduklarını söyleyenler, gerçekten bilinçli iseler, birleştirici ve toplayıcı olmak zorundadırlar.
Bugün sosyalist harekette bir bölünmeden söz edilmektedir; sosyalistler birleşsin denilmektedir. Eğer bu birleşme en geniş bir milliyetçi hareket içinde olmayacak da, dar bir sosyalist çerçeve içinde kalacaksa, asıl bu, en korkulacak bölünme ve parçalanmadır. Esasen CIA'nın planı da, sosyalistleri tecrid etme ve etkisiz kılma amacını gütmektedir.
Biz faşizmin de, emperyalizmin de ekmeğine yağ sürecek bu tip bir sekterizmin, Türkiyemiz için en büyük tehlike teşkil ettiğine inandığımızdan dolayıdır ki, asıl büyük bölünmenin tarihi sorumluluğunu reddediyor ve "istiklalciler, milliciler, birleşiniz" diye sesimizi yükseltiriz.
Doğan Avcıoğlu
(11 Ocak 1967 YÖN)


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla