Bir din adamı, cami avlusunda, Derviş Vahdeti biçemiyle (üslup) şeriat çağrıları yapıyor ve yüzlerce dinleyici tarafından alkışlanıyor. Kız öğrenci yurtlarından zikir sesleri yankılanıyor, bilimsel verilere dayanan, ulusal ve uluslararası mahkeme kararlarının uygulanması yerine, ulema fetvaları öneriliyor. 21. yy'ın aydınlığında, kızlarımızın türban karanlığına sokulması için yasalar zorlanıyor. Her mahalleye bir cami, her okula bir mescit kondurma çabası içinde bulunuluyor, giderek artan Kuran kursları ve imam okullarıyla genç beyinler karanlıklar özlemiyle koşullandırılıyor. Böylece bir ülkede, iktidarı elinde tutanların "toplumsal modernleşmeye" yönelik bir tutum içinde oldukları savlanabilir mi?

Prof. Sayın Özdemir Ata , 11.01.2008 günlü Cumhuriyet gazetesindeki makalesinde, Sayın Prof. Yılmaz Esmer 'in yaptığı bir anketten söz etmişti.

Anılan ankete göre seçmenlerin yüzde 60'ı, ülkemizi, dindar bir cumhurbaşkanının temsil etmesini istiyor. Dahası, AKP seçmeninin yüzde 59'u, MHP seçmeninin yüzde 46'sı ve daha da şaşılası olan, CHP seçmeninin yüzde15'i, dinsel kitapların, bilimsel buluşlardan daha çok bilgi verdiğine inanıyor.

Şimdi soruyorum, böyle bir seçmen kitlesinin istenciyle oluşan siyasal iktidarın "toplumsal modernleşmeyi" sağlaması olanaklı mıdır? Bu istencin temsilcisi Meclis çoğunluğunu, salt egemenliği altına almış bir Başbakan'ın, "Devlet benim" ruh hali ile davranması doğal değil midir? Oysa bilinmelidir ki, ortaçağ karanlığında kalmış kafaların çoğunluğuna dayanarak devlet yönetilmez.

"Önemli olan azınlıklardır; başkaldıran, savaşan ve sonunda halk kitlelerini aydınlatarak düzeni değiştiren, hep azınlıkta olan aydınlardır" diyor, yaşlı papaz Don Haider . (*)

AKP iktidarının oluşmasında, o dinsel kitapların bilimsel buluşlardan daha doğru olduğuna inanan, cumhurbaşkanının dindar olmasını isteyen yığınların yanında, aynı düşüncede olmasalar da, parasal çıkarları nedeniyle, bir bölüm varsılların olduğu da gözden kaçırılmamalıdır.

Gerçekten, ışık içinde yatsın, Ecevit 'in, yarım sol iktidarı ayrık tutulursa, ülkemizde, büyük sermayenin, var olan siyasal iktidara karşı bir tavır sergilediği görülmüş değildir.

Aslında, varsıl kesimin sürekli, var olan düzenden yana olduğu tarihsel bir gerçektir. Bilindiği gibi, İslamiyeti bile önce kabul edenler, hep ezilen yoksul halk kitleleri olmuştur. Dönemin varsıllarından olan Hz. Osman , Müslümanlığı son kabul edenlerdendir.

Ülkemizdeki bir büyük sermaye kuruluşu başkanının, 2007 yılı kutlama iletisinden "2007 yılı, kâr yılı olacaktır" biçimindeki sözü ve bir başka büyük işadamımızın "Beş yıllık AKP iktidarının ülkede istikrarı sağladığı" şeklindeki demecinin anlamı, bu savımızın açık kanıtıdır.

Özetle, 2002, 2007 seçimleriyle oluşan AKP iktidarı, 15 yıllık aydınlanma dönemine, 27 Mayıs 1960 devrimine ve 28 Şubat olgusuna karşı bir başkaldırıdır.

Daha öz bir deyişle, AKP iktidarı, 80 yıllık laik Cumhuriyete karşı bir karşıdevrimdir.

Laik Cumhuriyet yandaşları aydınlarımız ve aydınlıkçı güçlerimiz, ihtiyar papaz Don Haider'in sözünü unutmamalıdırlar.

(*) Oriana Falloci , Tarihle Söyleşme, sh. 402.

H. Basri AKGİRAY
Hukukçu, Eski Parlamenter