Başbakan türban meselesinde kontrolü tamamen kaçırdı. Türkiye Cumhuriyeti'nin gelenekleri, tarihte özgün bir yeri var. Bunları yok sayıp, aldığın oy oranına güvenirsen ve evet 'çoğunluk zorbalığına' gidersen tepki gelir...

-Eskiden bizler Genelkurmay Başkanlığı’nın ışıklarının sabaha kadar yanıp yanmadığını kontrol ederdik. Yargıtay’da ışıkların sabaha kadar yanmasının tek mantıki nedeni, galiba bir dosya üzerinde çalışılıyor olmalı. Sakın ha dosyanın üzerinde AKP yazıyor olmasın... Sakın ha Başbakan bundan haberdar olup kızmış olmasın

-Son günlerde fark etmişinizdir, Başbakan Erdoğan her zamankinden çok daha sinirli konuşmalar yapıyor. Zaten pek olmayan oto-kontrolü tamamen laçka olmuş görünümü veriyor.


Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın bir devlet adamı gibi davranması herkesin beklentisi ve arzusudur ama Erdoğan bu görünümün çok uzağında, bir devlet adamına yakışmayan ağızda ve tavırlarla konuşarak ortalığı geriyor.
Tamam anlıyoruz; Başbakan sinir düzeyini artırdıkça, kabadayı edasıyla konuştukça oy oranını da yükseltiyor olabilir. Çünkü malum, cahil insanlar bu tür tavırlara, afra tafraya pek bayılırlar.
Bu tür televizyon programlarını nasıl bayılarak izliyorlarsa kahramanları Başbakan’ı da öyle seyrediyorlar.
Cahil insanları pek memnun eden bu durum, ülke meseleleri hakkında düşünmeye çalışan insanlara pek hoş gelmiyor. Onlar Türkiye’nin tehlikeli bir gerginliğe itildiğini görüyorlar.
Biz Başbakan’ın sinirliliğinin nedenlerini anlamaya çalışmanın artık bir ulusal güvenlik meselesi haline geldiğini düşünüyoruz. Bu kadar kontrol altında tutulan ve kontrol edilen medya varken, medyaya bu kadar kızabilmek normal sınırların ötesine geçti artık.
Galiba Başbakan kendi çıkardığı türban meselesinin toplumda bu kadar tepkiye yol açabileceğini hiç düşünmemiş.
Cumhurbaşkanı seçiminde bile böyle tepkiyle karşılaşmamıştı. Çünkü bundan önceki tüm süreçleri iyi yönetmişti. Türban meselesinde kontrolü tamamen kaçırdı, meseleyi yönetemedi ama türban onu yönetmeye başladı.
Daha önce de söyledik, Başbakan öyle bir Pandora Kutusu’nun kapağını açıyor ki; bir daha o kapağı kapayabilmek mümkün olmayacaktır. Bu ülkenin inancıyla siyasi kazanç uğruna oynamak çok tehlikelidir. Çünkü ortaya salıverilen enerji, Başbakan’ı da Cumhurbaşkanı’nı da yiyip bitirebilir.
Bunları defalarca söyledik, vazifemiz olan uyarıları yapmaya çalıştık. Ancak bugün iktidarda olanlar, çoğunluklarının büyüsüne öyle kaptırmış durumdalar ki kendilerini, öyle bir öç alma duygusuyla dolular ki hiçbir uyarıyı, tavsiyeyi duyacak halde değiller, bir anlamda kendilerinden geçmiş durumdalar.
Halbuki Türkiye Cumhuriyeti’nin belirli gelenekleri, tarihte özgün bir yeri var. Sen bunların hepsini yok sayıp sadece aldığın oy oranına güvenip ve evet; ‘Çoğunluk zorbalığı’na gidersen tepki gelir ve bu tepki de bitmez.
Hâlâ daha ‘İnadına yaparım’ deniliyor ve her cephede sinirler gerilmiş durumda.
Etki-tepki mekanizmaları çalışıyor artık Ankara’da.
Türkiye’nin en tecrübeli yargı muhabiri Ersin Bal, önceki gece televizyon kanallarında, ‘Yargıtay binasındaki ışıkların sabaha kadar yandığını’ anlattı.
Ersin açıkça söylemiyor ama bunun anlamı tektir. Eskiden bizler Genelkurmay Başkanlığı’nın ışıklarının sabaha kadar yanıp yanmadığını kontrol ederek, darbe türü gelişmeler olup olmadığına bakardık.
Artık dönem değişti. Genelkurmay bu tür süreçlerin dışında. Yargıtay’da ışıkların sabaha kadar yanmasının tek mantıki nedeni, galiba bir dosya üzerinde çalışılıyor olmalı.
Sakın ha dosyanın üzerinde AKP yazıyor olmasın... Sakın ha Başbakan bundan haberdar olup kızmış olmasın... Ya bu kızgınlık buna bağlıysa...
Yazık oluyor ülkeye yazık... Bütün bunlara hiç gerek yoktu. Bütün meseleler mantıki bir sakinlikle zaman içinde çözülecekti.
Ama yapmadılar bunu, suç AKP’de. Süreçler onun kontrolünde başladı, Başbakan süreçleri kontrolü altında tutabileceğini düşündü ama kontrolü kaçırdı.
Ben yine de görevimi yapayım ve taraflara sakin olmalarını tavsiye edeyim, belki bir işe yarar.