• Reklam
2 sonuçtan 1 --- 2 arası gösteriliyor
  1. #1
    morfin adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-02-2008
    Mesajlar
    4,733
    Karizma Gücü
    5

    Tuncay Özkan'ın Milli Gazete Yazarı Mehmet Şevket Eygi'ye Cevabı

    Sayın Mehmet Şevket Eygi,

    16.02.2007 tarihli değerli köşe yazınızı ve bana dönük açık mektubunuzu okudum.

    Bana şöyle diyorsunuz:

    Sayın Tuncay Özkan... Eskisehir'de Atatürkçü Düsünce Dernegi ile Cumhuriyet Kadınlari Dernegi tarafindan tertip edilen toplantıda konusmussunuz. Oradaki sözlerinizi "internethaber.com"da okudum. Düsünce hürriyeti var, elbette konusacaksiniz. Bazı fikirleriniz bana ters düsüyor ama elbette sizin inanç ve düsünce hürriyetinizin bu yüzden kısıtlanmasını isteyecek degilim. O toplantıda bulunsaydım, size bazı sorular yöneltirdim. Bunlari yazılı olarak asagıda sıralıyorum.

    (1) "Istanbul kara çarsaftan geçilmiyor. Benim annemin de basi baglıydi. Ama kara çarsaf hiç giymedi..." diyorsunuz. Hangi gerekçe ile kara çarsafa karsısıniz? Kendisine çok bagli oldugunuzu iddia ettiginiz Mustafa Kemal Pasa'nin annesi Zübeyde Hanim kara çarsafli degil miydi? Bundan yüz sene önce Istanbul'daki bütün Müslüman hanimlar kara çarsaflı ve üstelik peçeli degil miydi? Onlar bizden degil miydi? Yoksa siz mi onlardan degilsiniz?
    Türkiye'nin kadın vatandaslarının baslari açık olarak gezme hakları var da, örtünme, çarsaf giyme haklari yok mudur?"

    Diye bana soruyorsunuz.

    Sayın Eygi,

    Allaha şükür annem hala sağ ve başörtüsü kullanmaya devam ediyor. Neden mi kara çarşafa karşıyım sayın Eygi? Çünkü Türk geleneklerinde bulunmaması nedeniyle karşıyım, kültürümüzde yer almaması nedeniyle karşıyım, estetik duygularım nedeniyle karşıyım, siyasi bir sembol ve Türkiye'deki yobazlığın simgesi olması nedeniyle karşıyım. Ben suçlu muyum yoksa efendim?

    Siz insan, yaşam ve sanat tarihine duyarlı bir beyefendisiniz. 200 yıl önce İstanbul'da kadınlar çarşaf giyer miydi? Hayır. Osmanlı İstanbul'unun kadınları kara çarşaf giymedikleri için sizce bizden değil miydiler Sayın Eygi? Ben size o satır arasına saklanan ve asla üslübunuza ve kişiliğinize yakıştırmadığım, hatta özür dileyerek çirkin bulduğumu söylemek zorunda kalacağım soruyla burada yanıt vermeyeceğim. Sizin ne olmadığınızı biliyorum.

    Beyefendi.
    Sultan Abdülhamit Han, bir gün İstanbul sokaklarında kara çarşaflı kadınları görünce, " Ne oldu, bu kadınlar niye yasta" diye sormuş."Yas değil efendim, bu Suriye 'den gelen bir tarikatın etkisi" yanıtını alınca , " Bununla mücadele ediniz" talimatını vermiştir.

    Zübeyde Hanım, Latife Hanım ve diğer hanımefendiler zaman zaman çarşaf giymişlerdir. Buna Fikriye hanım da dahildir. Ama onlar Türk geleneklerinde olduğu gibi bembeyaz başörtüsü, ya da çağdaş dönem kıyafetleri veya Türk kadınının giyim alışkanlıklarını yansıtan giyisiler de giymişlerdir. Ben onların kara çarşaflı hallerini dönemsel etkinin sonucu, geçici olan giyisiler, moda olarak görüyorum. Aynı dönemde Osmanlı sarayının hanımefendilerinin neler giydiklerini, batının giyim tarzında uyduklarını, modayı nasıl takip ettiklerini burada ele dahi almayacağım. Hangisi kara çarşaf giyiyordu, siz hatırlatın lütfen bana.

    Kara çarşafı estetik bulmuyorum ve bizden bir kıyafet olarak da görmüyorum. O zaman Latife Hanım'ın çağdaş kıyafetlerle ata biner görüntüsünü din elden gidiyor diye Anadolu'da dağıtan yobazlar vardı. Latife hanım kara çarşafı çıkarttığı için Atatürk'e gavur diyenler vardı. Sizce din elden gitti mi ?

    Atatürk gavur muydu?

    Anadolu'nun kültüründe olmayan bu kıyafet şimdi yoksullukla beraber yerleşiyor. Üzülüyorum. İnsanların istedikleri taktirde örtünme haklarının temel insan hakkı olduğuna inanıyorum. Örtünme hakkı dinimizin ve geleneklerimizin gereğidir. Bununla ilgili hiçbir sorunum yoktur. Batılı kadınlar bile başlarını bir gelenek olarak başörtüsüyle örter. Zaten kara çarşaf da onların dini inancından bize bir geçiştir.

    Ama Hitlerin gamalı haçı gibi, bir siyasi sembol haline dönüştürülen kara çarşaf ve sıkma baş türbana karşıyım. Başörtüsü Anadolu kadınının, sıkma baş bir siyasal eğilimin sembolüdür. Hele bu kıyafetlerin siyasi istismarına topyekün karşıyım. Tekrar ediyorum, başörtüsüne değil siyasi sembollere karşıyım. Ben Erzincan, Kemaliyeliyim. Türk ve İslam'ım. Satır arasında sorguladığınız dinsel kimliğimle ilgili sorunuzu dahi "Lailaheillallah Muhammeden Resulullah" diye kısaca yanıtlarken, bunu bir başkasına yapmamanızı, büyük günah olacağını haddim olmadan tekrar anımsatmama izin verin lütfen.

    (2) "CHP için sık sık "Allah razı olsun" diye dua ediyorsunuz. Islâmî ölçülere ve degerlere göre Allah'in CHP'den razı olmasi istenilebilir mi?

    CHP, yakin tarihimizde Müslüman halkin din, inanç, inandigi gibi yasamak hak ve hürriyetlerini zorbaca kisitlamis, binlerce camiyi kapatmis, satmis, kiraya vermis, yiktirmistir. Yine o CHP din egitimini kaldirmis, camilerde gerçek Ezan-i Muhammedî okunmasini yasaklamis, bolşevik Sovyetler Birligi'ndeki zulümlere paralel nice zulümler yapmistir. Adalete, insan haklarina, millî kimlik ve kültüre, millî menfaatlerimize aykiri olan bu icraat için siz nasil olur da "Allah razi olsun" diyebilirsiniz."

    Diye yazmışsınız.

    Şunun için Sayın Eygi:
    Konuşmamın bu bölümünde, Irak'da Müslüman kanı dökülmesine evet denilecek hükümet tezkeresi oylamasına hayır diyerek, Türkiye'nin başını bu kanlı ve kirli bataklıkta derde sokmadığı için Allah CHP'den razı olsun diyorum. Hala da aynı görüşteyim. Sizce ABD'nin azgın zalimliğine hayır diyerek Türkiye'yi bu kirli savaşa sokmayan, Müslüman kanını Mehmetcik'e akıttırmayan CHP'den Allah razı olmasın da, bu tezkereyi meclise getirip, Büyük Ortadoğu Projesi'nin eş başkanlığını kabullenen başbakan ile AKP iktidarından mı razı olunsun efendim? Hangisini söylemeliydim sizce?

    Ben hâlâ Allah CHP'den de o tezkereye hayır diyen milletvekillerimizden de, partilerimizden de razı olsun, diyorum.

    Sayın Eygi:
    CHP'nin Müslüman halkın inanç özgürlüğünü kısıtladığını, inançlarını yaşamak isteyenlere zulüm yaptığını öne sürüyorsunuz. CHP üyesi değilim, hiçbir partinin üyesi değilim. Bir tek Gazeteciler Cemiyeti üyesiyim. Aktif siyaseti de hiç düşünmedim. Çocukluk hülyam olan gazeteciliği gerçekleştirmekten büyük mutluluk duyuyorum. Ancak bu ülkede yaşayan sıradan bir yurttaş olarak, kendi dilimde ibadet etme, dinimi ve dinimin buyruklarını anlama isteğimi; ezanımızı dinleme, anlama hakkımı, isteğimi saygıyla karşılayacağınızı umarım. Türkçe ibadetin Allah katında günah olmayacağını biliyorum. CHP konusunda sizinle taban tabana zıt şeyler düşünüyorum. Bugün yerden yere vurduğunuz CHP, din eğitimini başlatan partidir. Türkiye'yi demokrasiye taşıyan partidir. Ama onların da bu konularda Mustafa Kemal sonrasında büyük hataların altına imza attıklarını biliyorum, bunları da tartışabilirim sizinle. Bugün Türkiye'de 77 bin camiye karşılık, 67 bin okul bulunduğundan umarım haberiniz vardır. Bu camilerin büyük bir kısmı da sizin yakından bildiğiniz gibi İslam dinine yakışmayacak mimari ve temizlik özelliklerine sahipler. Siz yine çok iyi biliyorsunuz ki Allah'ın rızasına ipotek koyma hakkı, hiçbir kula tanınmamıştır. CHP'nin yok ettiğini iddia ettiğiniz dinimiz ve kurumlarımız, hatta sosyal yaşamımız ortada. Sizce CHP nin değil de diğerlerinin neler yaptıklarına ve yapmadıklarına bakmakta da fayda yok mudur?

    (3) "... su salondakilerin hiçbirinin basi kapali degil. Mahallenize bakin.

    Beş yıl öncesi mahallenizde bu kadar türbanli var miydi?.." sözleriniz ne kadar garip. Bu ülkede çesitlilikler, farkliliklar vardir. Sizin konustugunuz toplantidaki kadinlarin hepsinin baslarinin açik olmasi bir ölçü degildir. Dindar, muhafazakâr, millî ve dinî geleneklere bagli kadinlarin bulundugu toplantilarda basi baglilarin çogunlukta oldugu görülüyor. Niçin genis düsünmüyorsunuz? Ben sık sık sokaklarda basi açik kadin veya kizlarla baslari kapali olanlarin gayet rahat bir sekilde güleç yüzlü olarak yürüdüklerini, konustuklarini görmekteyim. Size de, onlar gibi iç barisa, toplumsal mutabakata yatkin ve yönelik olmanizi tavsiye ederim."

    Diye devam etmşsiniz.

    Sayın Eygi;
    Tavsiyeniz hayatını barış kültürünü yüceltmeye adadığını düşünen benim için çok değerli. Sağ olun.
    Konuştuğum toplantılardaki kadınların başlarının açık olmasının bir ölçü olarak kabul edilemeyeceğini "dindar, muhafazakar, milli ve dini geleneklere bağlı kadınların" bulunduğu toplantılarda başı bağlıların çoğunlukta olduğunu hatırlatıyorsunuz. Bu çerçevede beni geniş düşünmeye davet ediyorsunuz. Ülkemizde her zaman geniş düşünmekten yana oldum, herkesin Cumhuriyet yasalarına uygun biçimde giyinmesini, barış içinde yaşamasını savundum, kadınlarımızın cariye ya da hür kadınlar olarak ayrım görmelerine karşı oldum. Örtünmeye değil, tarikat üniformalarıyla sokaklarda boy göstermeye karşı olduğumu da çok iyi biliyorsunuz. Pozitif kadın ayrımcılığını destekliyorum. Kadınların siyasette yüzde 30 kota yoluyla korunması gerektiğini ülke yönetiminde varlıklarını göstermelerinin değerli olduğunu düşünüyorum. Başı bağlı ya da kapalı bütün kadınlarımızın değerini biliyorum.

    Türkiye'deki en faşist zihniyetin, belli ideolojilere körü körüne bağlı olanlarda bulunduğunu, AKP'nin faşist denilecekler listesinin başında değil sonunda yer aldığını savunuyorsunuz. Dahası, "Kadınların kendi istekleriyle örtünmeleri ve dindarların propganda yapmaları faşistlikse milletçe yandık" diyorsunuz.

    Ben laikliği savunuyorum. Üstelik Mustafa Kemal'ın büyük ahlakının doğurduğu laikliği. Yani Fransa'daki gibi katı laiklik geçerli değildir bizde. Bizde din ve devlet işlerinin ayrılığı esastır. Bizim devlet adamlarımız o nedenle makam arabalarıyla gider namazlarını kılarlar. Ama hiçbir Fransız makam aracıyla kiliseye gidemez, hic bir siyasetçi kilisede fotoğraf çektirip dua ederken görüntü aldıramaz. Ama bizde bunların hepsi olur. Benim anladığım laiklik, sadece ibadet ve din özgürlüğü değil, her türlü inanç ve vicdan özgürlüğünü kapsar. Ben anamın, kız kardeşimin, Türkiye'deki kardeşlerimin, arkadaşlarımın başörtüsünden siyasetçilerin ve onların rantçılarının ellerini çekmelerini istiyorum. Sizce hata mı ediyorum?

    Bu ülkede parklara cami yapmaya çalışanların, pek çok okul dururken sadece imam hatip mezunlarını bir yerlere sokmaya çalışanların, kendi inançları doğrultusunda pervasızca devlet kadrolarını peşkeş çekenlerin, medyayı baskı altına almaya çalışanların, Türkiye'nin ekonomik varlığını pazarlayanların, Kıbrıs'ı, Kuzey Irak'ı, petrolümüzü gözden çıkartanların, illa Amerikan İslamı'nı benimseyeceksiniz diyenlerin, Hıristiyan bir mehdi bekleyenlerin, Müslüman çocuklarına Hıristiyan korolarında "Muhammedi" güzellik diye misyoner ilahileri söyletenlerin kimler olduğunu ve dayatmalarının hangi tarife uyduğunu da siz çok iyi biliyorsunuz. Öyle değil mi Sayın Eygi?

    Bütün kadınlarımıza saygım var. Kara çarşaf giyene de, giymeyene de, başını örtene de örtmeyene de, bu düzende etini satıp yiyene de, emeği sömürülüp, eve hapsedilip, sosyal yaşamdan dışlanana da. Beni dertlendiren onların derdi zaten.



    (4) "Eger böyle giderse Türkiye bes yil sonra fasizmin egemen oldugu bir ülke olacaktir. Benim istedigim, fasizme karsi omuz omuza verip mücadele etmektir" diyorsunuz. Fasizm ne kadar yuvarlak ve muglak bir kelime ve kavramdir. Vaktiyle dünyanin en faşist rejimlerine sahip olan Sovyetler Birligi'nde ve uydularinda muhaliflere fasist denilirdi. Türkiye'deki en fasist zihniyet, belli bir ideolojiye bagli olanlardadir. Çagimizda insanlik aleminde birtakim evrensel değerler vardir. Insan haklari, adalet, demokrasi, âdil yargilanma hakki gibi. Ben parti tutmam. AKP'li degilim, siyasî iktidara da muhalifim. Ancak insafli konusmak gerekirse, bu memlekette AKP, fasist denilecekler listesinin basinda degil, sonunda yer alir. Kadinlarin ve kizlarin kendi istekleriyle baslarini örtmeleri, bazilarinin yine kendi istekleriyle çarsafa girmeleri, dindarlarin dinî hizmetler ve propaganda yapmalari sizce fasistlikse milletçe yandik demektir."

    "Sayin Tuncay Özkan bey... Acaba size genis düsünmenizi, tahammüllü ve hosgörülü olmanizi, düsünce, teklif, çare ve çözümlerinizde evrensel insan haklari ilkelerini temel ölçü olarak almanizi, sizin gibi düsünmeyenlere de hak tanimanizi istesem haddimi asmis mi olurum? Saygilarimla..."

    Yazınız bu cümlelerle sona eriyor.

    Sayın Mehmet Şevket Eygi...
    Evrensel insan hakları ilkelerini temel ölçü olarak istemek, haddiniz değil görevinizdir. Olayları benim de arzuladığım gibi görme isteğinizi memnuniyetle karşılıyorum. Çünkü ben böyle davranmayı ödevim sayarım.

    Sayın Eygi, siz muhalif olduğunuz için patronunuza baskı yapan iki Amerikalı ile bir başbakan ve danışmanı tarafından işinizden edildiniz mi hiç? Böyle bir ülkede yaşadınız mı hiç?

    Sizi işinizden ettiren başbakan Çankırı'da meydan konuşması yapıp " Rejimin iftiracı gazetecisi şimdi işsiz" diye caka sattı mı hiç? Böyle bir ülke var mıdır?

    Siz yolda yürürken karşınıza çıkan insanlar, iktidardan korktukları için, birlikte görünmemek amacıyla başlarını öne eğdiler mi hiç? Böyle bir baskı Türkiye'de olabilmiş midir sizce?

    Siz bir daha konuşmayın, yazmayın, çocukluk hayaliniz olan gazeteciliği yapmayın diye zulme uğradınız mı hiç? Sizin bulunduğunuz yayın organı vebalı damgası yedi mi hiç? İktidar tarafından her ay onlarca müfettişle soruşturuldu mu? Yasalara aykırı olarak banka hesaplarınıza girilip, özel yaşamınız , kişilik haklarınız hayasızca, hukuksuzca didik didik edildi mi hiç? Sizin yaşadığınız ülkede bunlar olmaz Sayın Eygi. Siz başka bir iktidarın vatandaşısınız, biz başka o zaman?

    Size adil davrananlar bize yasaları bile uygulamayı lüks sayıyorlar. Adaletin lüks olarak görüldüğü bir ülkede yaşıyorum, siz değil Sayın Eygi ben yaşıyorum bunları.
    Sizi bir başbakan kötü dükkan, çalışma arkadaşınızı iyi mal diye tanımlayıp, arkadaşınıza sizi terk etmesinin iyi olacağını söyledi mi hiç?

    Ticari ambargo uygulandı mı size?

    Siz her gün keyfi bürokrat uygulamalarına maruz kalıp, "Niye " diye sorduğunuz da, "İdari tercih" yanıtını aldınız mı hiç?

    Mahkemede kazandığınız haklarınızın yasalara aykırı olarak idarenin keyfiyeti gerekçesiyle size verilmediği oldu mu hiç?
    Siz 'ulusalcıyım' deseniz ve sırf bunun için faşist, ırkçı, kafatasçı damgası yeseniz ne düşünürsünüz?

    Kıbrıs fatihi olmakla, Kıbrıs'ı satan olmak arasındaki fark Necmettin Erbakan ile Recep Tayip Erdoğan arasındaki farktır dediğiniz için dava edildiniz mi? Kıbrıs'a sahip çıktığınız için suçlandınız mı hiç?

    Bir başbakan tarafından son 5 yılda 67 dava ile mahkemeye götürülseniz, bunların tamamını kazansanız, dört kez basın konseyinden aklanıp çıksanız, 14 suç duyurusunun hepsinden tertemiz çıkıp, bir tek hafta başbakan tarafından aleyhinize ve çalıştığınız kuruma hala dava açılmadan gün geçirmediğinizi görseniz ne düşünürsünüz?

    Evet bu ülkede sizin saydıklarınız yaşanıyor ama ben sizin ülkenizin öteki yüzüyüm, benim gibilerin yaşadığı Türkiye'yi de, bir entellektüel olarak görün artık, bu madalyonun öbür yüzüne, yüzünüzü, sırtınızı dönmezseniz gerçekle burun buruna geleceksiniz. Sakın korkmayın, değiştirilmez sanmayın. Değişecek merak etmeyin.

    Türkiye çevreleniyor, birinci ve ikinci tezkereleri Meclis reddetmeli dediğiniz için , Kerkük Türk kalmalıdır, Musul bırakılmamalıdır diye konuştuğunuz için, Kıbrıs verilemez dediğiniz için, Gürcistan'da ki üslerimize sahip çıkmalıyız Amerika bizi çevreliyor, Kürt devletine izin verilmemeli diye konuştuğunuz için, bir başbakan tarafından hain damgasıyla damgalansanız sizce bu düzenin adı ne olurdu Sayın Eygi?

    Hakkımda Türk Silahlı Kuvvetleri'ne hakaretten açılmış bir 301 davası var. Başbakan ayrıca içinde bulunduğum düzeni "Katiller demokrasisi, hırsızlar düzeni" diye nitelendirdiğim için iki adet 301 suç duyurusu daha yaptı. Hani 301' e karşıydılar Sayın Eygi.

    Bu ülke yolsuzluk eliyle yok ediliyor, başbakanın çevresi bu olaylarda başrolde, kendisi hesap vermedi, deyince doğru mahkemede alıyoruz soluğu. Ayrıca dışarıda satın alınan adamların attığı bin bir türlü iftira ile karalanmaya çalışılıyoruz.

    Türk olmanın aşağılandığı, dinimizin değiştirilmek için çabalandığı, kanımızı satarak geçinmeye zorlandığımız bu düzen sizi mutlu mu ediyor Sayın Eygi?

    40 milyon insanın yoksul, 12 milyonun işsiz olduğunu bildiğim ülkemde mutlu değilim, yüreğim kanıyor Sayın Eygi.

    Ben İstanbul'da havaalanından şehre gelirken yol kenarlarında bedenini satan kadınları ve erkekleri gördüğümde, Türk televizyonlarının yayınlarını izlediğimde utanıyorum. Sizce bu bir kültürsüzleştirme deği mlidir? Emperyalizme, kültür emperyalizmine karşı çıkmak yanlış mı? Niye ben karşı çıkınca sorun olsun ki, değil mi Sayın Eygi? Merak ettim, AB ye karşı çıkıyorum diye sizce ben ne oluyorum efendim?

    Son iki yılda 2.5 milyon ev kadını ****** olmuş! Utanıyorum. Bunu söyleyince iktidarın dava saldırısına uğruyorum. Ben bu iktidarın yönetiminde başıma ne geleceğini bilmiyorum, gasp , kapkaç, suikast, siz biliyor musunuz?

    Bu ülke son 4 yılda 220 milyar dolar dış borç aldı? Bu mu özgürlük ? Bunun adı köleleşme Sayın Eygi. Ben kula kulluğa, yağcılığa, yalakalığa ve bunların düzeni olan faşizme karşıyım. Herkesi bu saydıklarımın geçirli olduğu faşist düzene karşı omuz omuza mücadeleye çağırıyorum. Demokrasiyi, insan haklarını, çoğulculuğu, vatanı ve namusu koruyama çağırıyorum.

    Sizce bir sakıncası var mıdır efendim?

    Saygılarımla..

    Tuncay Özkan


    Şevket Eygi'nin yazısı

    SAYIN Tuncay Özkan... Eskişehir'de Atatürkçü Düşünce Derneği ile Cumhuriyet Kadınları Derneği tarafından tertip edilen toplantıda konuşmuşsunuz. Oradaki sözlerinizi "internethaber.com"da okudum. Düşünce hürriyeti var, elbette konuşacaksınız. Bazı fikirleriniz bana ters düşüyor ama elbette sizin inanç ve düşünce hürriyetinizin bu yüzden kısıtlanmasını isteyecek değilim. O toplantıda bulunsaydım, size bazı sorular yöneltirdim. Bunları yazılı olarak aşağıda sıralıyorum.

    (1) "İstanbul kara çarşaftan geçilmiyor. Benim annemin de başı bağlıydı. Ama kara çarşaf hiç giymedi..." diyorsunuz. Hangi gerekçe ile kara çarşafa karşısınız? Kendisine çok bağlı olduğunuzu iddia ettiğiniz Mustafa Kemal Paşa'nın annesi Zübeyde Hanım kara çarşaflı değil miydi? Bundan yüz sene önce İstanbul'daki bütün Müslüman hanımlar kara çarşaflı ve üstelik peçeli değil miydi? Onlar bizden değil miydi? Yoksa siz mi onlardan değilsiniz? Türkiye'nin kadın vatandaşlarının başları açık olarak gezme hakları var da, örtünme, çarşaf giyme hakları yok mudur?

    (2) CHP için sık sık "Allah razı olsun" diye dua ediyorsunuz. İslâmî ölçülere ve değerlere göre Allah'ın CHP'den razı olması istenilebilir mi? CHP, yakın tarihimizde Müslüman halkın din, inanç, inandığı gibi yaşamak hak ve hürriyetlerini zorbaca kısıtlamış, binlerce camiyi kapatmış, satmış, kiraya vermiş, yıktırmıştır. Yine o CHP din eğitimini kaldırmış, camilerde gerçek Ezan-ı Muhammedî okunmasını yasaklamış, bolşevik Sovyetler Birliği'ndeki zulümlere paralel nice zulümler yapmıştır. Adalete, insan haklarına, millî kimlik ve kültüre, millî menfaatlerimize aykırı olan bu icraat için siz nasıl olur da "Allah razı olsun" diyebilirsiniz.

    (3) "... şu salondakilerin hiçbirinin başı kapalı değil. Mahallenize bakın. Beş yıl öncesi mahallenizde bu kadar türbanlı var mıydı?.." sözleriniz ne kadar garip. Bu ülkede çeşitlilikler, farklılıklar vardır. Sizin konuştuğunuz toplantıdaki kadınların hepsinin başlarının açık olması bir ölçü değildir. Dindar, muhafazakâr, millî ve dinî geleneklere bağlı kadınların bulunduğu toplantılarda başı bağlıların çoğunlukta olduğu görülüyor. Niçin geniş düşünmüyorsunuz? Ben sık sık sokaklarda başı açık kadın veya kızlarla başları kapalı olanların gayet rahat bir şekilde güleç yüzlü olarak yürüdüklerini, konuştuklarını görmekteyim. Size de, onlar gibi iç barışa, toplumsal mutabakata yatkın ve yönelik olmanızı tavsiye ederim.

    (4) "Eğer böyle giderse Türkiye beş yıl sonra faşizmin egemen olduğu bir ülke olacaktır. Benim istediğim, faşizme karşı omuz omuza verip mücadele etmektir" diyorsunuz. Faşizm ne kadar yuvarlak ve muğlak bir kelime ve kavramdır. Vaktiyle dünyanın en faşist rejimlerine sahip olan Sovyetler Birliği'nde ve uydularında muhaliflere faşist denilirdi. Türkiye'deki en faşist zihniyet, belli bir ideolojiye bağlı olanlardadır. Çağımızda insanlık aleminde birtakım evrensel ve küresel değerler vardır. İnsan hakları, adalet, demokrasi, âdil yargılanma hakkı gibi. Ben parti tutmam. AKP'li değilim, siyasî iktidara da muhalifim. Ancak insaflı konuşmak gerekirse, bu memlekette AKP, faşist denilecekler listesinin başında değil, sonunda yer alır.Kadınların ve kızların kendi istekleriyle başlarını örtmeleri, bazılarının yine kendi istekleriyle çarşafa girmeleri, dindarların dinî hizmetler ve propaganda yapmaları sizce faşistlikse milletçe yandık demektir.

    Sayın Tuncay Özkan bey... Acaba size geniş düşünmenizi, tahammülü ve hoşgörülü olmanızı, düşünce, teklif, çare ve çözümlerinizde evrensel insan hakları ilkelerini temel ölçü olarak almanızı, sizin gibi düşünmeyenlere de hak tanımanızı istesem haddimi aşmış mı olurum? Saygılarımla...

    Başı Örtülü Öğretmen

    HÜRRİYET Gazetesi bir köy öğretmeni hakkında yayın yapmış. Hanım bir öğretmen... Bekâr... Diğer hanım öğretmen arkadaşlarıyla birlikte lojmanda kalıyor... Bu hanım öğretmene bir erkek arkadaşı misafir geliyor, oturup konuşuyorlarmış.

    Hürriyet bunu diline dolamış, bir hususun bilhassa üzerine basıyor: Hanım öğretmen başörtülüymüş. (Derslere öyle giremez de, herhalde dışarıda başını örterek geziyormuş.)

    Bekâr bir kadın öğretmenin kaldığı lojmanda erkek arkadaşıyla görüşmesi sakıncalı bir şey midir? Değildir. Hürriyet'in özel hayatlara karışmaya hakkı var mıdır? Yoktur. O halde niçin bu meseleyi büyütüyor, niçin o öğretmenin başı örtülü olması üzerinde duruyor?

    Bir Müslüman hanımın başının örtülü olması suç mudur, anormal bir şey midir? Kesinlikle değildir. Bir kadının saçı simsiyah olabilir, sarı olabilir, kahverengi olabilir. Başı örtülü olmak da bunlar kadar tabii bir şeydir.

    Bu öğretmenin başı açık olsaydı, Hürriyet, lojmanda erkek arkadaşıyla görüşmesini haber yapar mıydı?

    Artık çifte standardı bıraksınlar, geniş olsunlar, toleranslı olsunlar.

    Kuraklık ve Su Sıkıntısı

    ÖNÜMÜZDEKİ yaz çok kurak geçecekmiş, su sıkıntısı çekilecekmiş, barajlardaki su miktarı çok azmış... Kara kara düşünüyorum. Su bulamazsak, sular sık sık kesilirse ne yapacağız?

    Peygamber Efendimizin bir Hadis-i şerifi var: "Nehirden abdest alsanız, suyu israf etmeyiniz" buyuruyor.

    Benim çocukluğumda köylerde, küçük şehirlerde akarsu yoktu. Kuyulardan, çeşmelerden su getirilir, evlerde ibriklere, küplere, güğümlere konurdu. Su israf edilmezdi. Sonra her yere akarsu geldi ve korkunç bir israf başladı. Hatta bazı ahmaklar medeniyet derecesini israf edilen su ile kıyasladılar.

    Adam banyoya giriyor, metreküplerce su harcıyor.

    Duş yapıyor, şar şar şar su akıtıyor.

    Zamane sofusu abdest alıyor, haddinden fazla su harcıyor.

    İşte su bolluğu yılları geride kaldı ve kuraklık çanları çalmaya başladı.

    Kendimizi alıştıralım. Ellerin temiz olması şartıyla bir bardak dolusu suyla, çok dikkatli kullanmak ve israf etmemek şartıyla abdest alınabilir. Ben bunu tecrübe ettim oluyor.

    Beş litre suyla yıkanılabilir.

    Zamanımızda deterjanlar gerek çamaşırda, gerek bulaşıkta büyük miktarda su israfına sebep oluyor.

    Herkes tedbirlerini alsın: Evlere su depoları yaptırılsın, aile fertleri su israfı yapmasın. Aksi takdirde ileride çok sıkıntılar ve ıstıraplar çekebiliriz.
    Ormandık kül olduk
    İnsandık kul olduk
    Kaybettik savrulduk
    Ayrıldık haykırmadık biz
    Farklıydı seslerimiz
    Aynıydı gerçeğimiz insanlığa ne oldu
    Berraktı umutlarımız
    Çekingendi hırslarımız insanlığa ne oldu

  2. #2
    zifiri_sokaklar adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    23-02-2008
    Mesajlar
    192
    Karizma Gücü
    0
    ben burada mehmet şevki'nin faşizm tanımına çok şey yazmak isterdim adam faşizmin ne oldugunu bilmiyor bilemez çünkü kendisi faşizmi meşruu kılmıştır bunun için geçmiş tarihine bakın bu kişinin kimleri neleri kışkırttıgını görürsünüz...
    Bulvar kahvelerinde arabesk bir duman
    Sis ve intihar çöküyor bütün birahanelere
    Bu kentin künyesi bellidir artık ve susuşun
    İsyan olur milyon kere, hiç bilmez miyim
    Sokul yanıma sen, ellerin sımsıcak kalsın
    Devriyeler basıyor karartılmış evleri yine
    Gidersen yıkılır bu kent kuşlar da ölür
    Bir tufan olurum sustuğun her yerde
    (AhmetTelli)

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Milli Gazete yazarı Yargıtay'ı ikiye böldü
    2005 Konuları bölümünde zerda tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 05.02.05, 15:49

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •