'T. Özal'ı tuzağa düşürdüler sıra MHP'de'
28/02/2008


Hüseyin Gülerce'nin yazısı...

Üniversitelerde başörtüsü problemi 20 yıldır devam ediyor. Rahmetli Özal, ikinci başbakanlığı döneminde bu problemi çözmek için adım attı. 10 Aralık 1988'de 3511 sayılı kanun TBMM'de kabul edildi. Kanunun 2. maddesi şöyleydi:
"Yükseköğretim kurumlarında, dershane, laboratuvar, klinik, poliklinik ve koridorlarında çağdaş kıyafet ve görünümde bulunmak zorunludur. Dinî inanç sebebiyle boyun ve saçların örtü veya türbanla kapatılması serbesttir."

Rahmetli Özal cesurdu. Pek çok tabuyu yıkmıştı. Gözü karaydı. Muhtemelen bu özgüven, onun, tuzağı görmesini engelledi. Demek karşısındakileri iyi tanımıyordu. Onların; içinde "dinî inanç sebebiyle" ifadesi bulunan bir kanunu bahane ederek, üniversitelere sürekli bir başörtüsü yasağı getirmek için en önemli kozu ele geçireceklerinin hesabını yapamamıştı.

Nitekim öyle oldu. Cumhurbaşkanı Kenan Evren bir hafta sonra 4 Ocak 1989'da kanunun iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvurdu. Evren, başvurusunda, "başı kapalı öğrencilere lâikliğe aykırı bir biçimde imtiyaz tanındığı"nı söyledi. Anayasa Mahkemesi, iptal başvurusunu iki ay içerisinde, 7 Mart 1989'da sonuçlandırdı ve 3511 sayılı yasanın 2. maddesini Anayasa'ya aykırı bularak iptal etti.

Şimdi Özal'ın düştüğü tuzağa MHP çekilmek isteniyor. Tuzağın adı halen yürürlükte olan YÖK Kanunu'nun ek 17. maddesidir.

Kısaca özetleyeyim. Anayasa'nın iki maddesi Meclis'te 411 oyla değiştirildi. Başörtüsü probleminin çözümü için bu defa dinî gerekçelerden söz edilmedi. Konu; eşitlik, öğrenim hakkı ve özgürlükler açısından ele alındı. Anayasa'nın 10. maddesi şöyle oldu:

"Devlet organları ve idarî makamları, bütün işlemlerinde ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında kanun önünde eşitlik ilkesine uygun hareket etmek zorundadır."

42. maddenin de yeni ifadesi şöyle:

"Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse yükseköğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez. Bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenir."

Ek 17. madde ne diyor: "Yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak kaydı ile yükseköğretim kurumlarında kılık kıyafet serbesttir." Yani kanunlarda başörtüsü yasağı yok.

Bu Anayasa maddelerine ve mevcut ek 17. maddeye rağmen CHP, iptal istemiyle Anayasa Mahkemesi'ne gitti. Ama ayaklarıyla gitti. Çünkü Anayasa Mahkemesi bu başvuruya, sadece şekil yönünden bakacağı için yapabileceği hiçbir şey yok. 367 rezaletinden sonra CHP'nin bu başvurusu, en hafif deyimiyle Anayasa Mahkemesi'ne ve hukuka saygısızlıktır.

Amma, AK Parti ve MHP daha önce ek 17. maddeyle ilgili olarak üzerinde uzlaştıkları metni ele alır ve kanunlaştırırlarsa, işte o zaman Özal'ın düştüğü tuzağa düşeceklerdir. Zira o metinde başörtüsünün nasıl bağlanacağının tarifi var. Yani kanun metnine yine "dinî bir gerekçe" koyarak en önemli kozu kendi elleriyle teslim edeceklerdir.

AK Parti tuzağı fark etti ve sürecin nasıl işleyeceğini görmek istiyor. MHP'nin ısrarı doğru değildir. CHP'nin ve yasakçı rektörlerin ek 17. maddenin değişmesi için MHP'nin gözünün içene bakmaları, aslında "neden tuzağa düşmüyorsun, elimizi kolumuzu bağlıyorsun" kızgınlığındandır... Ben hukukçu değilim. Ama gerçek hukukçuları da tanıyorum. Yargıtay Onursal Başkanı Sayın Sami Selçuk onlardan biri. Dediği şu: Yapılan anayasa değişiklikleri ile yükseköğrenim hakkının sınırları genişlemiştir. Yasa, başörtüsüyle ilgili değildir ama hakları perçinlemiştir. Zaten yazılı hukukta, devrimler arasında kadınların giysileri ile ilgili bir yasal düzenleme, yasak ve buyruk da yoktur.

Dolayısıyla üniversite rektörleri, başörtüsünü, eşitlik ilkesini çiğnemenin bahanesi yaparak suç işliyorlar. Bireysel hak ve özgürlüğe saldırıyorlar, yetkilerini kötüye kullanıyorlar...


Zaman

oyun bitmiyor ki zalimlerde