Bakışların neden turna katarı,
Bakışların neden demir parmaklık?
Dururlar nasıl da yorgun,
Nasıl da uzak
Bakarsın sıcak-sıcak; nasıl da namlu
Nasıl da sessiz bir ezgi
Sessiz bir gözyaşı
Sessiz bir çığlık
Umutsuz bir bekleyiş
Umutsuz bir aşk sonesi serzenişlerim…
Pencerem neden yorgun,
Sesin neden kalabalık,
Eyy…
Tutkular karmaşası
Bakışların neden öyle korkak?

Korkuyorum,
Sessizce sokulan ayrılıklardan.
Korkuyorum,
Gece gözlerine aşık olmaktan…
Öpüyorum seni,
Olmamış bir meyvayı
Koparırcasına dalından sabah serinliğinde.
Uzaklarda,
Sis içinde yaprak olmuş savruluyor
İlk meyvayı kopardığım yeşil dal.
Kucaklarında kış meyvalarıyla
Bu gökyüzlü kadınlar
Bu mor yalnızlık korkutuyor beni
Ve
Yine yoksun…

Seni bir şiire düşündükçe
Aşk gibi
Sevda gibi
Ertelenmiş duygular geliyor aklıma
Ve sonra
Başıboş ayrıntıları işgal eden yalnızlığım.
Sen yine
Beni her hangi biri sayacaksın
Ve
Yaşanan bilincin
Öldürecek bendeki aşkı
Yüreğimi kanatırcasına…

Sen ki,
Düşsel bir gel-git.
Uzanır yüreğim evrene
Ne bir sınır
Ne bir yasak
Ne bir yaşanmışlık,
Sır-sınır tanımayan gökyüzünün maviliğince
Vurur aşkım aşkına…
Bırak artık sınırları
Dokun yüreğime
Boyutları değişsin sevmelerinin
Değiştir acılarını
Beni suya bırak
Denize karışayım.
Hadi,
Beni güneşe bağışla;
Ama yoksun…

Geceleri nedense
Sessizce sayıklar bir yerlerimiz.
Batıp çıkar
Uzak mavi sularda sevdalar.
Sevdayı masal ettim
Bittiği yerde başladı.
Her gece
Ayna oldum bilinmezliğin dünyasına
Çocukların ellerinden tuttum
Düşlerin denizliğinde;
Rüzgar bulutum
Gece gözlüm
Ölümlü bedenimin canı çekti
Senin sıcak yüreğine sığınmayı…

Yoksun…

Aç artık kilitlerini
Savur sulara çirkin anahtarımı
Savur düşlerin sınırsızlığını
Gel,
Uçsuz bucaksız yalnızlığıma
Bıraktım gözlerimi gözlerine…

Bir bulut geldi seninle
Bir bulut gitti sensiz
Hadi beni sana bağışla;
Ve
Gel yine…