• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 11 12345678910 ... SonSon
109 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    kurtkanı41 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    09-05-2007
    Mesajlar
    4,156
    Karizma Gücü
    6

    AKP'li Tarikat Müridleri ve TARİKATLARI!...

    Adı bende saklı dostuma ithaf ediyorum!!!




    Sayın yönetim konu yeri uygun değilse, yardımcı olursanız sevinirim.


    Recep Tayyip: Nakşibendi İskenderpaşa Dergahı müridi
    Abdullah Gül: Büyük Doğu ekolünden geliyor. Necip Fazıl Nakşibendi şeyhi Abdülhakim Arvasi'nin dergâhının etkisiyle tarikat-cemaat ilişkilerine katıldı.

    Abdulkadir Aksu: Nakşibendi tarikatının İskenderpaşa Dergâhı müridi
    M.Ali Şahin: Nakşibendi tarikatının İskenderpaşa Dergâhı müridi
    Beşir Atalay: Nakşibendi tarikatının İskenderpaşa Dergâhı müridi
    Ali Babacan: Korkut Özal'ın yetiştirmesi. Nakşibendi tarikatının İskenderpaşa Dergâhı müridi
    Vecdi Gönül: İskenderpaşa Dergahına yakın

    Ali Coşkun: Nakşibendi tarikatının İskenderpaşa Dergâhı müridi
    Kemal Unakıtan: Nakşibendi tarikatının İskenderpaşa Dergâhı müridi
    Recep Akdağ Nakşibendi tarikatının İskenderpaşa Dergâhı müridi
    Binali Yıldırım Nakşibendi tarikatının İskenderpaşa Dergâhı müridi
    Sami Güçlü: Nakşibendi tarikatının İskenderpaşa Dergâhı müridi
    Hilmi Güler: Nakşibendi tarikatının İskenderpaşa Dergâhı müridi
    Zeki Ergezen Nakşibendi tarikatının İskenderpaşa Dergâhı müridi

    Murat Başesgioğlu:
    Said-i Nursi'nin öğrencilerinden.
    Hüseyin Çelik: Nur tarikatı müridi
    Mehmet Aydın: Nurcuların Fettullahçı kolundan
    Bülent Arınç: Nur tarikatı müridi ve Menemen olayı yobazı, haşhaşi Mehmet'in torun


    TARİKATLAR

    Tarikat yol ve usul manasındadır. Tarikat bir din ve mezhep değil, dini anlama ve yaşama şeklidir. Farklı yorumlamalar dinlerin farklı uygulama biçimlerini ortaya koymuştur. Bu farklı yorumlama-uygulama anlayışlarından "Mezhep’ler” doğmuştur.

    İslami tarikatlar "tasavvuf’tan” doğmuştur. Kimi tasavvufçulara göre dinin açık anlamları bilgisizler içindir. Onlara göre dinin bilgili kişiler için gizli anlamları vardır. Bu gizli anlam, ancak büyük bilgililerin yorumlarıyla açığa çıkarılabilir. Ruhban sınıfının, İslam'daki yeri, bir mantık ile sağlanmak istenmiştir.

    Tarikatlarda bir de Rabıta denen bir kavram vardır. «Şeyhin şeklini zihinde canlandırmaktır» diye tanımlanabilir. Nakşibendiliğin de savunduğu "Rabıta" kavramının özü; Müridin şeyhe canfedâ bir şekilde bağlanmasını sağlamaktır. Müritlik sıfatını kazanan kişiye sürekli şekilde rabıta yaptırılır.

    Rabıtanın en önemli şartı, şeyhin şeklini zihinde canlandırmak ve sanal alemde hep onunla yaşamaktır. Tarikat şeyhinin, ibadet ve inanç sistemi içindeki son derece baskın yapısını ortaya çıkaran kavram da işte bu Rabıta'dır. Rabıta, Allah'a değil, şeyhe "kul" yetiştirmektedir. Ayrıca şeyhin gözde adamları tarafından müritlere sürekli olarak şeyhin «keşif ve kerametleri, manevi üstünlükleri, yüce ahlâkı ve Allah katındaki mertebesi» hakkında telkinler yapılır. Bu telkinler o kadar sürekli ve etkilidir ki, anlatımlar esnasında bazı müritler dayanamayarak baygınlık geçirir, bazıları acaip sesler çıkarır; bazıları ise kendilerini yere atarlar. Buna da tarikat dilinde «cezbeye kapılmak» denir.

    Mürit uzun süre bu telkinler altında artık şeyhin bir kulu ve kölesi haline gelir. Hz. Muhammed'in hayatında bu tür saçmalıklar asla yoktur. O, sevinmiş, üzülmüş, öfkelenmiş ve özetle mahrem olmayan hiçbir insani niteliğini gizlememiştir. O'nun insani özellikleri çok belirgindir. Ama İslam dinini yorumluyoruz diye ortaya çıkan birçok şeyh, şıh ve hocaefendi gibi adamlar kendilerini ulaşılmaz yerlere koymuş, kendilerine biat edilmesini istemiş İslam'da hiç yeri olmayan bin türlü sahtekarlık ile masum insanları kandırabilmişlerdir.

    Nakşibendilik; İslam dininin en önemli tarikatlarından biridir. Hoca Ahmet Yesevi'nin düşüncelerini yorumlayan Bahaeddin Nakşibend tarikatın kurucusudur. Tarikat da ismini, Farsça "nakış yapan"anlamına gelen Nakşibend'den alır.

    Nakşibendiliğin 7 kolu vardır. Türkiye'de günümüze değin gelebilen ve gücünü koruyabilen sadece Nurculuk ve Süleymancılıktır. Nurculuk, Said-i Nursi (1873-1960) tarafından kurulmuştur. Süleymancılık da Süleyman Hilmi Tunahan (1888-1959) tarafından kurulmuştur.

    Nakşilerin en etkin olanı, Said-i Nursi Nurculuğunun bir uzantısı olan Fettullahçılıktır.

    "Merkez"de yer alan Nakşiliğin en yobaz uzantısı, Tayyip Erdoğan'ın da müridi bulunduğu İskenderpaşa Dergahı'dır.

    Kurtuluş savaşına karşı Nakşibendiler Anadolu'daki "bazı tarikatların", "Aydınlığa yönelik düşmanlıkları" çok eskilere dayanır. Ama en belirgin düşmanlıklar, II. Abdülhamit'in bu tarikatları "ilericiler" üstüne salmasıyla belirginleşir.

    Nakşibendiliğin, devletin içine sızması da bu süreçte olur. II. Abdülhamit'in oluşturduğu 4 bin kişilik jurnalci ordusunun nüfusunu tarikatlar oluşturmuş; Abdülhamit'in halka uyguladığı zulmün, taşeronluğunu yapmışlardır. Osmanlı'nın halk üzerindeki sömürüsünü perdeleyen tarikatların en önemli gerici ayaklanması 1909'da olur. II. Meşrutiyet ile hesaplaşma, İngilizlerin tahriki ve maddi yardımıyla İstanbul'da gericilerin ayaklanmalarıyla sonuçlanır. Tarihte, 31 Mart gerici ayaklanması olarak bilinen bu irtica olayında, İngilizler ile işbirlikçilerin rolünün üstü hep örtülmüştür.

    Özellikle Cumhuriyet dönemindeki Nakşibendi Şeyh Sait'in isyanında ise, emperyalizmin işbirlikçiliği utanç belgeleri olarak su yüzüne çıkmıştır. Kurtuluş Savaşımız devam ederken, "Hilafet ordusu" örgütlenmesine yine işbirlikçi-gerici tarikatlar öncülük eder. Tarikatlardan medrese hocalarına, Şeyhülislama, Galata Bankerlerinden Sultana kadar bütün işbirlikçiler, Anadolu Halkı'nın dini inançlarını istismar ederek henüz çekirdek halindeki bağımsızlık savaşını boğmak için işgal güçleri ile "işbirliği" yapmaktaydılar.

    Çeşitli tarikatlardan da yüzlerce işbirlikçi mürit Anadolu'ya dağılıyordu. Sultan ve din adamlarının ferman ve fetvalarıyla halkın karşısına çıkıyorlar halkı kışkırtmaya, ayaklanmalar örgütlemeye çalışıyorlardı Emperyalist açık işgalin Anadolu halkında yarattığı tepkiyi örtbas etmeye ve bu tepkinin Ulusal Kurtuluş Savaşı'na destek oluşturmasını engellemeye çalışıyorlardı.

    Hilafet Ordusu'nun kurulması döneminde çıkarılan " Şeyhülislam Dürrizade Fetvası" olarak tarihe geçen ihanet ve utanç belgesinde bağımsızlık savaşına katılan herkes "halifeye isyan"la suçlanıyor ve halifenin düşmanı, İslam dinine karşı suçlu ilan ediliyordu. Fetvada tüm inanmış Müslümanlara, Allah adına, bağımsızlıktan yana olanları acımasızca yok etmeleri emrediliyordu. Nihayetinde Fetva şu soru ve cevapla bitiriliyordu:

    "Asilerin katli caiz midir? El cevap vaciptir"

    Bu fetvanın dağıtılması için İngiliz uçakları kullanılır!.. Halkın çoğunluğu vatan hainlerinin bu tür çağrılarına cevap vermese de işbirlikçi gericiler, Bağımsızlık Savaşımız sırasında irili-ufaklı gerici ayaklanma başlatırlar.

    Bunların belli başlıları: Şeyh Eşref, Birinci-İkinci Bozkır, Konya, Birinci-İkinci Anzavur, Ali Batı, Birinci-İkinci Düzce, Birinci-İkinci Yozgat ve Zile ayaklanmalarıdır. Özellikle de Nakşibendi Tarikatı, bu ayaklanmalarda ön plana çıkıyordu.

    Konya
    ve Düzce yörelerinde yaşanan ve "Bozkır Ayaklanmaları" olarak bilinen ayaklanmalar Nakşibendilerce yönetilir. "Din elden gidiyor" diyerek bayrak açan Nakşibendilere, hem Sultan hem de İngilizler silah başta olmak üzere her türlü desteği sunarlar. Ayaklanmaların amacı, padişahı ve halifeyi korumak, Anadolu'da başlayan Bağımsızlık Savaşımızın önünü kesmektir.

    Cumhuriyet Dönemindeki Nakşibendi Ayaklanmaları:

    * 1924 Şeyh Sait Kürt-İslam Ayaklanması (İngiliz kışkırtmasıyla ayaklanan Şeyh Sait ve etrafındakiler Nakşibendidir)
    * 1925 Rize Ayaklanması (Şapka reformuna karşı ayaklananlar Nakşibendi tarikatı üyesidirler)
    * 1930 Menemen Ayaklanması (Kubilay'ın başını kesip bir sırığa takanlar Nakşi Derviş Mehmet ile birlikte şeriat istemi ile ayaklanmışlardır )
    * 1933 Bursa Ayaklanması (Nakşi Şeyhi İbrahim Türkçe Ezana karşı ayaklanmıştır )
    * 1935 Nakşi Şeyhi Şeyh Halid Eruh'ta kendisini mehdi ilan etmiş ve silahlı başkaldırıda bulunmuştur. Fransız koruması ile Suriye'ye kaçmıştır
    * 1935 Çorum İskilip İlçesinde Nakşi Şeyhi Kalaycı şeriat isteyerek ayaklanmıştır.

    TÜRKİYE SİYASİ TARİHİNDE KARŞI DEVRİMCİLİK



    1950'den beri "manevi değerleri" savunduğunu söyleyen "muhafazakar" partiler tarafından yönetilen bu ülke, emperyalizmin güdümündeki politikalarla kültür erozyonu yaşadı. Demokrat Parti–Adalet Partisi-Anavatan Partisi-Doğru Yol Partisi ve Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarında sömürülen bir ülke haline gelmek gerçekleşmişdir.

    Said-i Nursi'nin elini öpen Demirel, ABD'nin ''bizim çocuklar''ının lideri, darbeci general Evren, Şeyh Zait müridi Erbakan, Amerikan pasaportlu Çiller, Nakşibendi müridi Özal, Özal, çömezi M.Yılmaz Hikmetyar'ın dizi dibindeki Tayyib, Fettullah muhribi Arınç... Birbiri peşine ülke yönetimine gelen bu insanların hiçbirinin Atatürk ile de Atatürkçülük ile de bir ilişkisi yoktu. 1946 tartışmasız biçimde bir dönüm noktasıdır.

    Kemalist Devrimin yüz vermediği tarikatlar, karşı devrimin evi Demokrat Partide yuvalanacaklar ve oy pazarlığında saf tutacaklardır. Karşı Devrim; 1950 Demokrat Parti'nin tek başına iktidarı ile etkin olarak başlar. Menderes Döneminde, Nakşi kolları olan Süleymancılık ile Nurculuk palazlanmaya başlar.

    ARAMCO Arab-Amerikan ortak petrol şirketi aracılığıyla Amerikancı İslam akımlarına kaynak aktarımı başlar. 1962'de bu görevi RABITA örgütü üstlenir RABITA'nın kuruluşunda Menderes'in milletvekili Ahmet Gürkan ile Sebilül Reşat dergisi sahibi Salih Özcan da vardı. Salih Özcan Suud sermayeli Faysal Finans'ın önemli hissedarlarındandır. Faysal Finansın diğer "Nakşi" Türk ortakları Ahmet Tevfik Paksu ve Halil Şıvgın'dır. Önce Demokrat Parti sonra da Adalet Partisi'nde yuvalanan Nakşibendiler, dinci örgütlenmelerini ancak 1970'te Milli Nizam Partisi ile hayata geçirirler...

    Bu parti, Nakşibendi Şeyhi Mehmet Zahit Kotku'nun müridi Necmettin Erbakan tarafından kurulur. Ancak Erbakan, diğer işbirlikçi müritlerden farklı olarak, çok az da olsa anti-emperyalisttir. ABD'nin yönettiği 1980 darbesi ve 82 Anayasası Karşı Devrim sürecinin bir önemli aşamasıdır. Kenan Evren-Turgut Özal ikilisi, Kendilerini sağ-muhafazakar-milli ve manevi değerlere saygılı-laikliği zedeleyecek kadar dine saygılı olduğunu söyleyen bu insanlar Atatürk'ün Cumhuriyete temel kıldığı kurumları birer birer yıktılar.

    Hukuk devletinin, eğitim birliğinin temelini çökerttiler. Dinsel ve etnik bölücülüğün yurt sathında yayılıp kök salmasına sebep oldular. Atatürk'ün borçsuz bıraktığı ülkeyi borç batağına soktular. Hiç bir ülkeye bağımlı olmadan yaşayan bu ülkeyi ABD emperyalizmine teslim ettiler. 1984 ise ABD destekli Suudi sermayesinin altın çağının miladıdır.

    Suudi sermayesi, Albaraka ve Faysal Finans,
    ekonominin artık meşrulaşan biçimiyle tarikatları şirketleştirecek ve "yeşil sermaye deccalı"nı karşımıza çıkaracaktır. Al Baraka Grubu, Nakşi Korkut Özal ve Eymen Topbaş'ı Türk ortak olarak seçmiştir. "Haramzade" Kemal Unakıtan ve Talat İçöz de diğer Nakşibendi ortaklardır.

    ABD kuklası Suudi sermayesi Türkiye'deki Nakşileri palazlandırmakta ve onlar üzerinden ABD çıkarları organize olmaktadır. Tayyip ve tayfasının astarı yırtılmış yüzlerinin gerçek görüntüsü bu tabloda açık açık görünmektedir. 1994'te ise bir başka "dönüm noktası" yaşanır.

    Yerel seçimleri kazanan Refah Partisi'nin, belediye kaynaklarını yandaşlarına peşkeş çekmesiyle tarifi ve hesabı yapılamayan yolsuzluklar tarikatların kasalarını dolduracaktır. Kayıp trilyon davasından dolayı Erbakan hüküm giyerken, Abdullah GÜL, dokunulmazlık zırhının arkasında kendisini güvenceye almıştır.

    Yeşil sermaye, gurbetcileri "din tacirliği ile dolandıracak", 5 milyar YTL 'yi geçen yolsuzluklara imzalarını atacaklardır. YİMPAŞ ve KOMBASSAN bunların en bilinen örnekleridir. Yine bu paraları toplayanlar Nakşi'lerdir.

    Tam İşbirlikçi karakter ile yetişenler ise Abdullah GÜL, Tayyip, Unakıtan, Arınç ve çevresi olacaktır. ABD bu Nakşi kimlikli partiyi, AKP'yi kurdurarak "tam anlamıyla" ele geçirecek ve 2002 3 Kasım'ından sonra doğrudan kendi çıkarları için kullanmaya başlayacaktır.

    Bir komplo ile DSP-MHP-ANAP hükümeti düşürülür. Bir erken seçim ile AKP iktidara gelir. Seçim öncesi Tayyip efendi ABD'den icazeti alır. ABD, 80 darbesinde çizdiği hedefin "meyvalarını" toplamaya başlamıştır artık. Bir avuç zenginin açgözlülüğü uğruna yüzbinlerce insanın kanını döken kapitalist ihtiras, aramızda yaşamaktadır. Gözler boyanmaktadır. Satın alınan işbirlikçiler halklarına değil, sermayedar kapitalist efendilerine köle olmaktadır. Emperyalist devletler tarihte yemiş oldukları tokatların acısını unutmamışlardır.

    Bilinmektedir ki; dün olduğu gibi bugün de, topraklarının bağımsızlığı için akıtılacak kanı olan evlatlar yaşamaktadır aramızda. İşbirlikçi medya ve siyaset adamlarının "gaflet, dalalet ve hıyanet" dolu tutumlarının hesabı, dün olduğu gibi bugün de elbet sorulacaktır.

    SONUÇ

    Nakşibendilik en politize olmuş en gerici en güdümlü ve en işbirlikçi tarikattır. Cumhuriyetin ve Aydınlanma Felsefesinin gerçek düşmanlarıdır. Nakşibendilik Cumhuriyet Düşmanı bir tarikattır. AKP, Nakşibendi Tarikatının siyasal kuruluşudur ve maddi anlamda dolaylı, siyasi anlamda ise doğrudan ABD tarafından yönlendirilmektedir.

    Nakşiler, Kurtuluş Savaşımız ve Cumhuriyetimizin ilk yıllarında gerçekleştirdikleri ayaklanmalar ile bir yere varamayacaklarını anlamışlardır. Günümüzde yaptıkları; "beğenmedikleri" "demokrasi treni" ile devlete sızmak ve onu ele geçirmektir. Eskiden para-silah yardımı yaparak tarikatları kışkırtan eperyalistler de taktik değiştirmiştir.

    Bugün AKP'nin seçimlerde bu kadar yüksek oy alabilmesini sağlayan toplumsal yapının projesini ABD'nin hazırladığı bilinmektedir. Günümüz AKP'si çok ciddi maddi güçlere sahip, bu bilinen bir gerçek.

    Evet haydi bakalım AKP'li tarikatcı kardeşlerim, ne kadar bilgilisiniz bu konuda bi görelim!..

    resimlerim VE AKP'li Tarikat Müridleri
    NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!...


    T.C. MADDE 66. – Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes TÜRK'dür!..





    "Tek din,tek dil,tek devlet,tek bayrak..."
    NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE!


    Üç kuruşluk adama, beş kuruşluk değer verirsen, aradaki iki kuruşa seni satar!..


    http://img110.imageshack.us/img110/8708/ehitlerimizum7.gif

    Türk oğlu, Türk kızı
    Türklüğünü koru!..
    kurtkanı


    Ya Türkçe Konuş Ya Da Öğren!..

    bilgesu, asena, pusat

  2. #2
    Unutursun Gönlüm
    Kayıt Tarihi
    23-07-2007
    Mesajlar
    17,073
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8
    ve gel gör ki ulke kımlere emanet...
    ............
    imza

  3. #3
    istemi yabgu adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-09-2007
    Mesajlar
    1,756
    Karizma Gücü
    0
    Bu hükümette Kürşad Tüzmen'den başka adam gibi adam yok. O da neden orada onu çözemiyorum.
    EY MENIM TÜRK HALGIM, ÖZÜNE DÖN! ÖZÜNE DÖN! VE SEN BÖYÜK OLURSAN!

    Ebulfeyz Elçibey 1938- ....

  4. #4
    Uye FLoRa adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-01-2008
    Mesajlar
    11,292
    Karizma Gücü
    7
    Çok önemli bir o kadarda üzücü bu durum.Paylaşımın için teşekkür ederim kurtkanı..Bugünkü tarikatlaşmış kadroların kökeni gözler önüne serilmiş
    [COLOR="Red"][B][CENTER]CHP ye karşı hazımsızlığı olan Atatürk düşmanı&dinci&bölücü&yolsuz-hırsız&satılmış&kansız kesim ve
    kesimin ,ezberci şakşakçı destekçileri olan ,geri kafalar
    iyi izleyin!
    CHP nin yükselişini[/CENTER][/B][/COLOR]

  5. #5
    bubuu adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    28-06-2006
    Mesajlar
    3,408
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    6
    paylaşım için teşekkürler..
    bunlara oy verirken keşke halkımız biraz merak edip acaba nasıl bişey bunlar*deyip araştırsa derdim ama..%47 azımsanacak bi rakam değil..
    kaynak belirtebilir misiniz?
    [ร..t]



    o kadar,bu kadardan daha serttir.

  6. #6
    Moscow&Ankara adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-02-2008
    Mesajlar
    80
    Karizma Gücü
    0
    detaylı bir çalışma olmuş.
    DUM SPİRO SPERO...

  7. #7
    _OlguN_ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    23-09-2005
    Mesajlar
    18,827
    Karizma Gücü
    10
    Ayrıntılar çok güzel ve doğru nitelikde..
    Ama yinede kaynak gerekli..
    İnanmamaya yemin etmiş kişiler var olabilir..
    TÜRKİYE CUMHURİYETİ
    1923

    İLALABET !




    Kemalin Askerleri


    1919 Ruhu İle ...



    Bağımsız vekilim Kamer Genç ...




    Mes rêves guident mes pas

  8. #8
    Lapolm adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    04-02-2008
    Mesajlar
    1,768
    Karizma Gücü
    5
    Ben bu yazıyı daha önce nasıl görmedim , çok güzel tamamını okudum ellerin dert görmesin , insanlar kimlere oy veriyor , iktidarı kimler yönetiyor , Türkiye şıhlar ve şeyhler memleketi olamaz diyen Atatürkün memleketi ne hale geldi valla üzücü.
    Bu ülke bizim
    Biz bilimin aydınlığından gücümüzü alanlarız
    Biz darbelerde ızdırap çeken , 1980 lerde Komünist
    2000 li yıllarda darbeci diye hapiste yatanlarız
    Biz ülkemiz için İzmirde Ankarada İstanbulda milyonları meydanlarda toplayanlarız
    Biz Atatürk gençiyiz
    Bu uğurda ölsek te son sözümüz
    NE ŞERİAT NE DARBE TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE olacaktır
    Yazan : lapolm

  9. #9
    Mustafa adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-08-2005
    Mesajlar
    9,477
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8
    Tek Tarikat Bilirim Oda İslam, Tek Peygamber bilirim Oda Hz. Muhammed, İslam büyüklerinide Sayarım ama Böyle Şeyhçi Şıhçı Dervişçi Soytarılara okkalı cümleler kurmaktan başka birşeyde elden gelmez

    Şehir ESKİŞEHİR'dir !



    YİNE BİR KEMAL, YENİ BİR KEMAL !


  10. #10
    kurtkanı41 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    09-05-2007
    Mesajlar
    4,156
    Karizma Gücü
    6
    Sayın yönetim, konuyu düzenleyip, güncellemek istedim ama "düzenle" seçeneği yoktu.

    Saygılar...


    Adı bende saklı dostuma ithaf ediyorum!!!


    Konuyu okumadan dalmayın, siz saldırgan tavrınızla ancak kendinize zarar verirsiniz!!!!

    Sayın yönetim konu yeri uygun değilse, yardımcı olursanız sevinirim.

    Hatay DEVRİM
    hataydevrim@hotmail.com


    Makalenin genel konusu : Cumhuriyetimizin Düşmanları
    Özel konusu : Cumhuriyet Düşmanlığının vücut bulduğu Nakşibendilik

    Okuyacaklarınız iki temel gerçek üzerine hazırlanmıştır.

    1. Siyasi tarihin verileri…
    2. Politik gerçekliklerin vurguları…


    Türkiye’de Cumhuriyet Düşmanlığı yani “Gericilik”, Nakşibendilik ile kol kola yürümektedir.
    Makalenin sonraki bölümlerinde görüleceği üzere AKP’nin tüm üst düzey kadroları birer Nakşibendi’dir. Tarihi hesaplaşmada bugün “Gericilik” Cumhuriyete yönelik düşmanlığını

    AYDINLIK ve KARANLIĞIN KAVGASI

    Tüm Aydınlanma Tarihimizde iki ana çizgi görülür…
    Halkının bağımsızlığı için mücadele eden ilericiler ile Halkını kul ve köle gören gericiler…

    Bu ülkenin ilericileri güçlerini halktan alırlar;
    Pir Sultan gibi, Mustafa Kemal gibi..


    Bu ülkenin gericileri güçlerini dışardan alırlar;
    Damat Ferit gibi, Vahdettin gibi ve günümüzde Fettullah Gülen gibi, Tayyip gibi…

    Bu ülkenin gericilerinin temel karakteristiği, işbirlikçi olmalarıdır. Emperyalist efendilerine hizmet ederler…
    Fettullah Gülen gibi, Tayyip gibi Abdullah Gül gibi…

    Halkın manevi duygularını sömürerek “çıkar” elde ederler… Günümüzün AKP’si gibi.

    Bu ülkenin gericilerinin boğazından helal lokma geçmez, Unakıtan ve onu “AK”layan hükümet ve bir kısım meclis üyeleri gibi…

    Bu gericiler emirlerini emperyalistlerden alırlar, günümüzde ABD ve AB bu emirleri verir, Tayyip ve Abdullah Gül gibiler uygular…

    Bu gericiler, dün söylediklerini bugün inkar ederler, Tayyip ve Gül gibi…



    İşte makalemizde bu gericilerin hikayesini bulacaksınız…
    1919 ve 1923’ün “rövanşını” almak isteyenler var…
    Biz bunlara “karşı devrimci” diyoruz… Hikayemiz onların hikayesidir…
    Bir ucubenin dizlerinin dibine çökmüş bir başbakan…
    Bu adamın edinmiş olduğu görevi, ABD’nin bu adama vermiş olduğu görevi, ülkenin gericilik batağına saplanması için yaptıklarını “tarihsel ispatları” ile açıklayacağız…
    Duymayan, bilmeyen, görmeyen kimse kalmasın…

    Bu bakış açısıyla ülkemizde Cumhuriyetimize ve Atatürkümüze yönelik gerçekleştirilen “Karşı Devrim” sürecinin, 1950 Demokrat Parti iktidarı ile başladığı bilinen bir gerçekliktir…
    Bu savlamanın çok ciddi kanıtları vardır…
    Adnan Menderes’in ülkede gizli örgütlenmeler ile varlığını sürdürmeye mahkum olan tarikatlar ile yapmış olduğu seçim pazarlığı, verilen tavizler, her şeyden önce, Cumhuriyet’in başbakanı olmuş Menderes’in bir tarikat şeyhi olan Said-i Nursi’nin elini eteğini öpmesi…
    ABD Emperyalizmine teslim bayrağını çekmesi…
    Ve tarihe denk düşecek biçimde…
    Tayyip’in Fettullah’ın eteğini öpmesi,
    Hikmetyar’ın dizinin dibine çökmesi,
    ABD Emperyalizminden icazet alarak ülkenin başına geçmesi…

    Karşı Devrim süreci işliyor… ABD dünya üzerinde nasıl bu kadar hakim, nasıl bu kadar güçlü…
    Her ülke içinden kendine uşaklar bulmasa bu mümkün olabilir mi…
    Peki bizim ülkemizdeki uşaklar kim, kim bu işbirlikçiler…



    AKP’nin ABD’ci bir parti olduğunu ispatlamak için çokça örnek gösterilebilir…

    Bilindiği gibi Türkiye’de bir DSP-MHP-ANAP hükümeti vardı.
    Bülent Ecevit ve Devlet Bahçeli, ABD’nin Irak’ı işgaline olur vermiyorlardı.
    Kıbrıs’ı da vermiyorlardı. “Kuzey Irak’taki Kürt Devletini savaş nedeni” sayacaklarını bağıra bağıra söylediler…
    Sonra ne oldu…
    DSP ikiye bölündü…

    Erken seçim kararı alındı… ve…
    AKP geldikten sonra tüm bu politikalar terk edildi…
    Yeşil Kuşağın Amerikancıları, Erbakan’dan ayrılıp emperyalizme maşa olacak yeni partilerini kurdular…
    Türkiye’nin kucağındaki bu partinin babası bellidir…
    1 mart tezkeresi öncesinde, Tayyip, milletvekillerini ikna etmek için üçerli beşerli görüşmelere aldı…
    Neye ikna edecekti onları:
    Türkiye’nin güneydoğusuna
    65 bin ABD askerinin süresiz yerleşmesine…
    Tayyip tüm bu gayreti, diyet ödemek içen sarfetti…




    TARİKATLAR NASIL DOĞMUŞTUR?
    TÜRKİYE ve SİYASETTEKİ İŞLEVLERİ NELERDİR?
    TARİKATLAR MADDİ KAYNAKLARINI NASIL ELDE ETMEKTEDİRLER?

    TARİKATLAR ve GERÇEKLER


    Tarikat yol ve usul manasındadır. Tarikat bir din ve mezhep değil, dini kendine göre anlama ve yaşama şeklidir.
    Dinlerin hemen hepsinin yoruma açık yönleri vardır ve farklı yorumlamalar dinlerin farklı uygulama biçimlerini ortaya koymuştur.
    Bu farklı yorumlama-uygulama anlayışlarından “Mezhep”ler doğmuştur.

    İslami tarikatlar “tasavvuf”tan doğmuştur.
    Kimi tasavvufçulara göre dinin açık (Arapça zahir) anlamları bilgisizler içindir.

    Oysa dinin bilgili ya da bilgiye yetenekli kişiler için gizli (Arapça batın) anlamları vardır. Ki bu gizli anlam, ancak büyük çapta bilgililerin yorumlarıyla açığa çıkarılabilir.
    Ruhban sınıfının, İslam’daki yeri, bu mantığa dayanarak ince ince işlenecektir…

    Tarikatlarda bir de Rabıta denen bir kavram vardır. Peki rabıta nedir:
    «Şeyhin şeklini zihinde canlandırmaktır» diye tanımlanabilir. Peki Nakşibendiliğin de savunduğu “Rabıta” kavramının özü nedir…
    Müridin şeyhe canfedâ bir şekilde bağlanmasını sağlamaktır.
    Müritlik sıfatını kazanan kişiye sürekli şekilde rabıta yaptırılır.
    Rabıtanın en önemli şartı, şeyhin şeklini zihinde canlandırmak ve sanal alemde hep onunla yaşamaktır.
    Tarikat şeyhinin, ibadet ve inanç sistemi içindeki son derece baskın yapısını ortaya çıkaran kavram da işte bu Rabıta’dır.
    Rabıta, Allah’a değil, şeyhe “kul” yetiştirmektedir.

    Bu arada rabıta dışında, şeyhin gözde adamları tarafından müritlere sürekli olarak onun «keşif ve kerametleri, manevi üstünlükleri, yüce ahlâkı ve Allah katındaki mertebesi» hakkında açıklamalar yapılır.

    Bu telkinler ve anlatımlar o kadar sürekli ve etkilidir ki sohbetler esnasında bazı müritler dayanamayarak baygınlık geçirir, bazıları acaip sesler çıkarır;
    örneğin havlar, miyavlar ya da kişnerler; bazıları ise dam, teras ve balkonlardan kendilerini aşağı atarlar. Buna da tarikat dilinde «cezbeye kapılmak» denir.

    Mürit uzun süre bu telkinler altında artık şeyhin bir kulu ve kölesi haline gelir.

    Makalemizin konusu değil ama tarikatların İslam dinindeki yeri açısından küçük bir açıklama yapmak çok faydalı olacaktır…
    Hz. Muhammed’in hayatında çileler, ayinler, semanlar, zikir halkaları, “hu” çekmeler, enstrüman ve rakslar, rabıta ve meditasyonlar asla yoktur.
    Örneğin; sevinmiş, üzülmüş, öfkelenmiş, danışmış, verdiği karardan vazgeçebilmiş ve özetle mahrem olmayan hiçbir insani niteliğini gizlememiştir.
    O’nun insani özellikleri çok belirgindir…
    Ama İslam dinini yorumluyoruz diye ortaya çıkan birçok şeyh, şıh ve hocaefendi gibi adamlar ise kendilerini ulaşılmaz yerlere koymuş, kendilerine biat edilmesini istemiş ve İslam’da hiç yeri olmayan bin türlü sahtekarlık ile masum insanları kandırabilmişlerdir… İşte makalemizin da asıl konusu budur…
    Din üzerinden çıkar sağlama…

    NAKŞİBENDİ TARİKATINI TANIYALIM

    Nakşibendilik… İslam dininin yeryüzünde yaşayan en önemli tarikatlarından biridir…
    Bazı gerçek dışı iddialarda tarikatın kökeni, Hz. Ebubekir’e dayandırılsa da genel olarak kabul edilen görüş, Hoca Ahmet Yesevi’nin düşüncelerini yorumlayan Bahaeddin Nakşibend’in tarikatın kurucusu olduğudur…
    Tarikat da ismini, Farsça “nakış yapan” anlamına gelen Nakşibend’den alır…
    Daha sonra da şeyhlerinin birçoğunun ismini taşıyan kollara ayrılmıştır…

    En önemli kollarından biri de
    Mevlana Halid Bağdadi’nin ismini taşıyan “Halidiyye” koludur…
    Anadolu’ya Nakşi’lik Fatih Sultan Mehmet döneminde girmiş olsa da gerçek yapısını Halidiyye kolunun etkinliği ile 19. yüzyıldan sonra göstermeye başlayacaktır…

    Nakşibendiliğin 7 kolu vardır.
    (KURTKANI notu: Masonluğun simgesi YEDİ KOLLU ŞAMDANDIR!..)

    Türkiye’de günümüze değin gelebilen ve gücünü koruyabilen sadece Nurculuk ve Süleymancılıktır. Nurculuk ile Süleymancılık da birçok kollara ayrılacaktır.

    Nakşibendilik'in kollarından olan Nurculuk, Said-i Nursi “Bediüzzaman ya da Said-i Kürdi olarak da bilinir (1873-1960)” tarafından kurulmuştur.
    Süleyman Hilmi Tunahan (1888-1959) tarafından kurulan Nakşi kökenli tarikatlardan Süleymancılık da Nurculuk gibi aynı süreci yaşar.
    Bugün Nakşilerin en etkin kollarından biri, Said-i Nursi Nurculuğunun bir uzantısı olan Fettullahçılıktır. Ayrıca “merkez”de yer alan Nakşi karakterinin en yobaz uzantısı, bugün Tayyip Erdoğan’ın da müridi bulunduğu İskenderpaşa Dergahı’dır.

    NAKŞİBENDİLİĞİN CUMHURİYET DÜŞMANLIĞI

    Anadolu’daki “bazı tarikatların”, “Aydınlığa yönelik düşmanlıkları” çok eskilere dayanır. Ama en belirgin düşmanlıklar, II. Abdülhamit’in bu tarikatları “ilericiler” üstüne salmasıyla belirginleşir. Nakşibendiliğin, devletin içine sızması da bu süreçte olur.

    II. Abdülhamit’in oluşturduğu 4 bin kişilik jurnalci ordusunun nüfusunu tarikatlar oluşturmuş; Abdülhamit’in halka uyguladığı zulmün, taşeronluğunu yapmışlardır.

    Osmanlı’nın halk üzerindeki sömürüsünü perdeleyen ve bu sömürü düzenini meşrulaştıran tarikatların en önemli gerici ayaklanması 1909’da olur…
    II. Meşrutiyet ile hesaplaşma, İngilizlerin tahriki ve maddi yardımıyla İstanbul’da gericilerin ayaklanmalarıyla sonuçlanır.
    Tarihte, 31 Mart gerici ayaklanması olarak bilinen bu irtica olayında, İngilizler ile işbirlikçilerin rolünün üstü hep örtülmüştür.
    Özellikle Cumhuriyet dönemindeki Nakşibendi Şeyh Sait’in isyanında ise, emperyalizmin işbirlikçiliği utanç belgeleri olarak su yüzüne çıkmıştır.

    Kurtuluş Savaşımız devam ederken, daha sonra "Hilafet Ordusu" adını alacak olan işbirlikçi bir ordu örgütlenmesi Kuvva-i İnzibatiye‘nin kurulmasına, yine işbirlikçi-gerici tarikatlar öncülük eder.
    Anadolu’da Mustafa Kemal ve arkadaşları kurtuluş çareleri ararken, tarikatlardan medrese hocalarına, Şeyhülislam'dan sivil ve askeri bürokrasiye, Galata Bankerleri'nden Sultan'a kadar bütün işbirlikçiler, Anadolu Halkı’nın dini inançlarını istismar ederek henüz çekirdek halindeki bağımsızlık savaşını boğmak için işgal güçleri ile “işbirliği” yapmaktaydılar.

    Onların yanısıra çeşitli tarikatlardan da yüzlerce işbirlikçi mürit Anadolu'ya dağılıyordu.
    Bunlar, örgütlü bir şekilde, ulusal direnişe karşı halkı kışkırtmaya ve ayaklandırmaya çalışıyorlar, İşbirlikçi sultan ve din adamlarının ferman ve fetvalarıyla halkın karşısına çıkıyorlardı.
    Emperyalistler açık işgalin Anadolu halkında yarattığı tepkiyi törpülemeye ve bu tepkinin Ulusal Kurtuluş Savaşı'na akmasını engellemeye çalışıyorlardı.

    Yayınlanan fetvalar içinde en dikkat çekici olanı Hilafet Ordusu'nun kurulması döneminde çıkarılan 11 Nisan 1920 tarihli Şeyhülislam Dürrizade Abdullah'a ait olandı.
    Tarihe "Dürrizade Fetvası" olarak geçen bu ihanet ve utanç belgesinde bağımsızlık savaşına katılan herkes "halifeye isyan"la suçlanıyordu ve halifenin düşmanı, İslam dinine karşı suçlu ilan ediliyordu.
    Fetvada tüm inanmış Müslümanlara, Allah adına, bağımsızlıktan yana olanları acımasızca yok etmeleri emrediliyordu. Nihayetinde Fetva şu soru ve cevapla bitiriliyordu: "Asilerin katli caiz midir? El cevap vaciptir"...
    Bu fetvanın ülkenin dört bir yanında dağıtılması için İngiliz uçakları kullanılır. "Dürrizade Fetvası", işbirlikçi sultana bağlı çevrelerde etki yaratsa da, halkın büyük bir çoğunluğu vatan hainlerinin bu çağrılarına cevap vermeyecektir...

    İşbirlikçi gericiler, Bağımsızlık Savaşımız sırasında irili-ufaklı gerici ayaklanma başlatırlar.
    Bunların belli başlıları: Şeyh Eşref, Birinci Bozkır, İkinci Bozkır, Konya, Birinci Anzavur, İkinci Anzavur, Ali Batı, Birinci Düzce, İkinci Düzce, Birinci Yozgat, İkinci Yozgat ve Zile Ayaklanmalarıdır.
    Özellikle de Nakşibendi Tarikatı, bu ayaklanmalarda ön plana çıkıyordu. Konya ve Düzce yörelerinde yaşanan ve "Bozkır Ayaklanmaları" olarak bilinen ayaklanmalar Nakşibendilerce yönetilir.
    "Din elden gidiyor" diyerek bayrak açan Nakşibendilere, hem Sultan hem de İngilizler silah başta olmak üzere her türlü desteği sunarlar.
    Ayaklanmaların amacı, padişahı ve halifeyi korumak, Anadolu'da başlayan Bağımsızlık Savaşımızın önünü kesmektir.

    Cumhuriyet Dönemindeki Nakşibendi Ayaklanmaları ise şöyledir: *1924 Şeyh Sait Kürt-İslam Ayaklanması (İngiliz kışkırtmasıyla ayaklanan Şeyh Sait ve etrafındakiler Nakşibendidir)
    *1925 Rize Ayaklanması (Şapka reformuna karşı ayaklananlar Nakşibendi tarikatı üyesidirler)
    *1930 Menemen Ayaklanması (Kubilay’ın başını kesip bir sırığa takıp dolaştıranlar Nakşi Derviş Mehmet ile birlikte ayaklanmışlardır ve şeriat isteklerini dile getirmişlerdir)
    *1933 Bursa Ayaklanması (Nakşi Şeyhi İbrahim Türkçe Ezana karşı ayaklanmıştır)
    *1935 Nakşi Şeyhi Şeyh Halid Eruh’ta kendisini mehdi ilan etmiş ve silahlı başkaldırıda bulunmuştur, çatışmalar bir yıl kadar sürmüştür. Bu soytarı Şeyh de Fransız koruması Suriye’ye kaçmıştır.
    *1935 Çorum İskilip İlçesinde Nakşi Şeyhi Kalaycı şeriat isteyerek ayaklanmıştır.

    TÜRKİYE SİYASİ TARİHİNDE
    SAĞA KAYMA (SAĞCILAŞMA)
    Ve
    MUSTAFA KEMAL DÜŞMANLIĞI

    (KURTKANI notu: TÜRKÇÜ Ülkücülük sağdır ama ATATÜRK sevdalısıdır!..)

    Türkiye’de sağ siyaset ve ideolojilerin Emperyalizmden beslenerek güçlendikleri bilinen bir gerçektir…
    Bunun iki nedeni vardır…
    Birincisi; emperyalizm ile çıkar ilişkisi kuranların yüzlerini maskelemek ve yaptıklarını meşrulaştırmak…
    İkincisi; emperyalizme karşı gelişecek olan devrimci-bağımsızlıkçı hareketlere karşı toplumsal tabanda hazır bir “vurucu güç” oluşturmak…

    Biz, Türkiye’de, sağcıların liberal ekonomi politikalarından yana olduklarını ve uyguladıkları liberal politikaların tüm gelenekleri yıktığını, aile yapısını parçaladığını biliyoruz…
    Ahlaksal yozlaşmanın başlıca sorumlusu bu liberal ekonomik politikalar, bencilce bir yaşam ve tüketim kültürü üzerinde duruyor…
    1950’den beri “manevi değerleri” savunduğunu söyleyen “sağ-muhafazakar” partiler tarafından yönetilen bu ülke, “Batı” nın öğretisi olan bu politikalarla tarihin en büyük “kültür erozyonlarından” birini yaşadı…

    Bu muhafazakarlar; aileyi koruyacağız söylemlerini, liberal ekonomik politakalarıyla arka kapıdan dinamitlediler…
    Bunu halkın gözünden nasıl kaçırdılar… Bu ülke, son elli-elli beş yılınıda, kendisini sağ-muhafazakar-milli\manevi değerlere saygılı-laikliği örseleyecek kadar dine saygılı olduğunu savlayanlar tarafından yönetildi ve bu insanlar, örneğin Atatürk'ün borçsuz bıraktığı ülkeyi borç batağına soktular, hiç bir ülkeye bağımlı olmadan yaşayan bu ülkeyi ABD emperyalizmine teslim ettiler…
    Ülke sanayisinin Atatürkçü ulusal politika ile sabırla gelişmesine tahammül etmeyip, montaj sanayisi ile dünya liberal sisteminin bir uydusu olmasına neden oldular, "bağımsız bir ülkeyi" bağımlı yaptılar...
    Bunların hepsinin Atatürk ile de Atatürkçülük ile de bir ilişkisi yoktu.
    Bu görülmesi zor bir olay değil. Ha Said-i Nursi'nin elini eteğini öpen Menderes, ha Hikmetyar'ın dizinin dibine çökmüş ve Fettullah'tan olur almış Tayyip...
    İkisi de emperyalizme peşkeş çekiyor ülkeyi...

    Türkiye tarihinde “eş zamanlı” gelişen iki süreç vardır…
    Birincisi “sağa kaymak” ikincisi de “sömürülen bir ülke” haline gelmektir…
    Birbirini besleyen bu iki sürecin formülü şudur…
    Bağımsızlık savaşı ve Cumhuriyetin ilk yıllarında “emperyalizm ve işbirlikçileri” bu ülkenin yetkili kurullarından tamamen tasfiye edilmiştir…
    Ama iki olgu “emperyalizm ve gericilik” birbirini besleyerek tekrar kök salmıştır…
    Bu sürecin başlangıcı önce;

    DEMOKRAT PARTİ İKTİDARI
    ADALET PARTİSİ İKTİDARI
    MİLLİYETÇİ CEPHE HÜKÜMETLERİ
    ANAP İKTİDARI
    DYP İKTİDARI


    Ve bugün AKP iktidarı….

    Sağa kayma ve sömürülen bir ülke haline gelmek… işte bu eş zamanlı gelişmenin birbirini besleyen iki boyutudur… Peki ABD, bu işbirlikçileri nasıl beslemektedir…

    Suudi Araplar
    ABD
    Türkiye
    ÜÇGENİ



    Bilindiği gibi Suudi Arabistan, ABD’nin sömürgesi bir Müslüman ülkedir…
    ABD gözetimi ve Suud sülalesinin diktası tarafından yönetilen bu ülke petrolleri ABD tarafından sömürülmekte ve ülke halkı, tarihin en geri usulleri ile yönetilip yaşamlarını sürdürmektedir…
    Suudlar, ülkelerini “İslam” ülkesi olarak göstermekte ve Arap halkına ait olan ülke kaynaklarını “kendi çıkarları adına” Hristiyan ABD’ye satmakta ve Arap Birliğini emperyalizme peşkeş çekmektedirler…

    Suudlar, hiçbir zaman İsrail tarafından ezilen Filistin halkının yanında olmamışlardır…
    Suudlar, son zamanda yaşanan İsrail’in Lübnan’ı bombalamasına sessiz kalmıştır…
    Suudlar, Irak’ın işgaline yardım etmişlerdir…
    Suudlar, Irak’lı kadınlara ABD askerleri tecavüz ederken, beş yıldızlı otellerinde Hac ziyaretine gelen müslümanlara kebap ziyafeti çekmekle meşguldüler…
    Velhasıl Suudların, ABD’nin maşası olduğunu bilmeyen yoktur…

    İşte bu Suudlar bakın Türkiye’deki ABD işbirlikçiliğini desteklemek için neler yapmışlardır…

    ARAMCO, bir petrol şirketidir…
    Arap ve ABD ortak şirketi…
    1953’te kurulan ARAMCO aracılığıyla Amerikancı İslam akımlarına kaynak aktarımı başlar…

    1962’de bu kurum görevini RABITA örgütüne devreder… RABITA’nın kuruluşunda Menderes’in milletvekili Ahmet Gürkan ile Sebilül Reşat dergisi sahibi Salih Özcan da vardı.
    Salih Özcan aynı zamanda Suud sermayeli Faysal Finans’ın önemli hissedarlarındandır. Ayrıca Faysal Finansın Özcan ile birlikteki diğer “Nakşi” Türk ortakları Ahmet Tevfik Paksu ve Halil Şıvgın’dır.
    Türkiye’de özellikle Menderes Döneminde, Nakşiler ve onun kolları olan Süleymancılık ile Nurculuk bu beslenme ile palazlanmaya başlarlar…

    Yine Suud sermayeli Al Baraka Grubu, Nakşi Korkut Özal ve Eymen Topbaş’ı Türk ortak olarak seçmiştir. “Haramzade” Kemal Unakıtan ve Talat İçöz de diğer Nakşibendi ortaklardır.

    İşte diğer tarikatların Türkiye’de niye gelişemediklerinin yanıtı buradadır…
    Emperyalizm onları beslememiştir de ondan…
    Bu isimler saymakla bitmez…
    ABD kuklası Suudi sermayesi görülmektedir ki, açıkça, Türkiye’deki Nakşileri palazlandırmakta ve onlar üzerinden ABD çıkarları organize olmaktadır. Tayyip ve tayfasının astarı yırtılmış yüzlerinin gerçek görüntüsü bu tabloda açık açık görünmektedir.

    SİYASİ TARİHİMİZE
    DAİR BİR
    TAHLİL


    1946, tartışmasız biçimde bir dönüm noktasıdır… Kemalist Devrimin hiçbir biçimde yüz vermediği tarikatlar, karşı devrimin evi Demokrat Partide yuvalanacaklar ve oy pazarlığında saf tutacaklardır.
    Karşı Devrim ; 1950’de Demokrat Parti’nin tek başına iktidarı ile düşmanca siyasetini gütmeye başlar…

    Projesini ABD’nin çizdiği 1980 darbesi ve 82 Anayasası Karşı Devrim sürecinin bir başka aşamasıdır… ABD ajanı Turgut ÖZAL İblisinin ülkeyi nereye getirdiği ortadadır.

    1984 ise ABD destekli Suudi sermayesinin altın çağının miladıdır. Suudi sermayesi, Albaraka ve Faysal Finans, ekonominin artık meşrulaşan biçimiyle tarikatları şirketleştirecek ve “yeşil sermaye deccalı” nı karşımıza çıkaracaktır.

    Yeşil sermaye, özellikle yurt dışındaki vatandaşlarımızı “din tacirliği ile dolandıracak”, bir sürü yolsuzluklara imzalarını atacaklardır… YİMPAŞ ve KOMBASSAN bunların en bilinen örnekleridir. Yine bu paraları toplayanlar Nakşi’lerdir.

    1994’te ise bir başka “dönüm noktası” yaşanır…
    Yerel seçimlerden ciddi bir zafer ile çıkan Refah Partisi’nin, belediye kaynaklarını yandaşlarına peşkeş çekmesiyle tarifi ve hesabı yapılamayan yolsuzluklar tarikatların kasalarını dolduracaktır…
    Ancak bir ayrıntıyı vurgulayalım…
    Din tacirlerinin yolsuzlukları dillere destandır bilirsiniz: Kayıp trilyon davasından dolayı Erbakan hüküm giyerken, Abdullah GÜL, dokunulmazlık zırhının arkasında kendisini güvenceye alacaktır…

    Önce Demokrat Parti sonra da Adalet Partisi’nde yuvalanan Nakşibendiler, dinci örgütlenmelerini ancak 1970‘te Milli Nizam Partisi ile hayata geçirirler...
    Bu parti, Nakşibendi Şeyhi Mehmet Zahit Kotku'nun müridi Necmettin Erbakan, tarafından kurulur…
    Ancak Erbakan, diğer işbirlikçi müritlerden farklı olarak, çok az da olsa anti-emperyalisttir…
    Tam İşbirlikçi karakter ile yetişen müritler ise ileride emperyalistlerin kadrolarını oluşturacak Abdullah GÜL, Tayyip ve Unakıtanlardır...
    ABD bu Nakşi kimlikli partiyi, AKP’yi kurdurarak “tam anlamıyla” ele geçirecek ve 2002 3 Kasım’ından sonra doğrudan kendi çıkarları için kullanmaya başlayacaktır…

    Uluslararası bir komplo ile DSP-MHP-ANAP hükümeti düşürülür… Bir erken seçim ile AKP iktidara gelir… Seçim öncesi Tayyip efendi ABD’den icazeti alır. ABD, 80 darbesinde çizdiği hedefin “meyvalarını” toplamaya başlamıştır artık…

    Sömürü düzeninin maskesi ince ince işlenecektir…
    Emperyalızmin işbirlikçi aktörleri, Anadolu Halkının masum vicdanını sömürmek için yine “din” kozunu kullanacaklardır…
    İşte Tayyip ve tayfasının gelişim serüveninin anahtarı budur…

    STRATEJİK ORTAK ABD

    Takip eden yurttaşlarımız bilirler, AKP yetkililerinin ağzından, Türkiye’nin ABD ile stratejik ortak olduğu sürekli konuşulur durur… Ama tarih ne zaman yazmıştır ki; hangi stratejik ortak, diğer ortağının subaylarının kafasına çuval geçirmiştir… Yoksa AKP-ABD ortak, Türkiye ise bu ortaklıktan haberi olmayan bir ülke mi…

    Biliyorsunuz, bu stratejik ortak PKK’nın “ortadan kaldırılmasına değil beslenmesine” çalışıyor… AKP ise ortaklıktan memnun… Condi ile Abdullah yakın zamanda yeni bir stratejik ortaklık üzerine “vizyon” belgesi imzaladılar.

    İŞBİRLİKÇİLERİN GERÇEK YÜZÜ

    Irak kan gölüne döndü… Bugüne kadar 670 bin Iraklının hayatını kaybettiği söyleniyor…
    Irak ABD askerlerince piçleştiriliyor…
    Kadınlara ve erkeklere tecavüz ediliyor…
    Tayyip ve Abdullah Gül, bunların olması için ABD ile milyar dolarlar üzerinden pazarlık yapmıştı…
    Yanıbaşlarında bunlar olurken, bugün Fettullah’ın müritleri “Zaman” gazetesinde, Hac ziyareti sırasında yedikleri kebabın lezzetini yazıyor köşelerinde. Fettullah da sahibinin sesine göre kişniyor okyanus ötesinde…


    NASIL MİLLET OLDUK ?

    “Kuvay-ı Milliye” işgale karşı direnen “milli güç” demektir. “Müdafa-i Hukuk” bu direnişteki “hak” arayışıdır. İşte bu topraklarda yaşayan insanların bir “millet” olma sürecinin anahtarı budur.

    “Millet” olma sürecimizin en belirgin başlangıcı ise Çanakkale Savaşlarıdır.

    Denizde ve karada yapılan savaşlar sonucunda, şimdi Çanakkale şehrimizin dağ sırtlarında yazılı olan “Çanakkale Geçilmez” yazısı, “tertemiz Anadolu Çocukları”nın kanlarıyla yazılmıştır.

    Bu “millet”i etnik kimliklerine ayrıştırarak bölmeye çalışanlar tarihten nasibini almamış Emperyalist uşaklardır.

    Tüm dünya insanlığına ait ne varsa, bir avuç zenginin açgözlülüğü uğruna yüzbinlerce insanın kanını döken kapitalist ihtiras, gözünü kana bulamış biçimiyle hala aramızda yaşamaktadır.
    Gözler yine boyanmaktadır. Satın alınan işbirlikçiler halklarına değil, sermayedar kapitalist efendilerine köle olmaktadır. Emperyalist devletler tarihte yemiş oldukları tokatların acısını unutmamışlardır.
    Dün olduğu gibi bugün de, emperyalistlerin işbirlikçileri vardır bu topraklarda.. ancak bilinmelidir ki; dün olduğu gibi bugün de, topraklarının bağımsızlığı için akıtılacak kanı olan evlatlar yaşamaktadır aramızda.
    İşbirlikçi medya ve siyaset adamlarının, halkın mağdur edilmiş yüzünü kara çıkartan “gaflet, dalalet ve hıyanet” dolu tutumlarının hesabı, dün olduğu gibi bugün de elbet sorulacaktır.

    Tarihte kazandıklarımızı,
    Unakıtanlar
    Tayyipler
    Güller

    vermek istiyor…

    SONUÇ


    Nakşibendilik en politize olmuş en gerici en güdümlü ve en işbirlikçi tarikattır.
    Cumhuriyetin ve Aydınlanma Felsefesinin gerçek düşmanlarıdır…
    Nakşibendilik Cumhuriyet Düşmanı bir tarikattır.
    AKP, Nakşibendi Tarikatının siyasal kuruluşudur ve maddi anlamda dolaylı, siyasi anlamda ise doğrudan ABD tarafından yönlendirilmektedir.

    Nakşiler, Kurtuluş Savaşımız ve Cumhuriyetimizin ilk yıllarında gerçekleştirdikleri ayaklanmalar ile bir yere varamayacaklarını anlamışlardır.

    Günümüzde yaptıkları; “beğenmedikleri” “demokrasi treni” ile devlete sızmak ve onu ele geçirmektir… ve eskiden para-silah yardımı yaparak tarikatları kışkırtan eperyalistler de taktik değiştirmiştir…

    ABD, Soğuk Savaş döneminde Sovyetler ile mücadele için, Ortadoğu ülkelerinde İslam Dini’ni kullanmıştır. ABD, İslam’ı bir “araç”a indirgemiştir.
    Bugün AKP’nin seçimlerde bu kadar yüksek oy alabilmesini sağlayan toplumsal yapının projesini ABD’nin hazırladığı bilinmektedir.
    Ilımlı İslam ve Yeşil Kuşak…
    Günümüz AKP’si çok ciddi maddi güçlere sahip, bu bilinen bir gerçek… Yukarda açıklandığı gibi AKP bu gücü 1960’lı yıllardan itibaren Suudi Sermayesinin desteğiyle kazandı… ve Suudların ABD’nin kapı kulu olduğunu bugün herkes biliyor…

    AKP’li BAZI İSİMLERİN TARİKATLARI

    Recep Tayyip Nakşibendi İskenderpaşa Dergahı müridi
    Abdullah Gül Necip Fazıl Kısakürek'in Büyük Doğu ekolünden geliyor. Necip Fazıl, Nakşibendi şeyhi Seyyid Abdülhakim Arvasi'nin dergâhının etkisiyle tarikat- cemaat ilişkilerine katıldı.
    Abdulkadir Aksu Nakşibendi tarikatının İskenderpaşa Dergâhı müridi
    M.Ali Şahin Nakşibendi tarikatının İskenderpaşa Dergâhı müridi
    Beşir Atalay Nakşibendi tarikatının İskenderpaşa Dergâhı müridi
    Ali Babacan Korkut Özal’ın yetiştirmesi. Nakşibendi tarikatının İskenderpaşa Dergâhı müridi
    Vecdi Gönül İskenderpaşa Dergahına yakın
    Ali Coşkun Nakşibendi tarikatının İskenderpaşa Dergâhı müridi
    Kemal Unakıtan Nakşibendi tarikatının İskenderpaşa Dergâhı müridi
    Recep Akdağ Nakşibendi tarikatının İskenderpaşa Dergâhı müridi
    Binali Yıldırım Nakşibendi tarikatının İskenderpaşa Dergâhı müridi
    Sami Güçlü Nakşibendi tarikatının İskenderpaşa Dergâhı müridi
    Hilmi Güler Nakşibendi tarikatının İskenderpaşa Dergâhı müridi
    Zeki Ergezen Nakşibendi tarikatının İskenderpaşa Dergâhı müridi
    Murat Başesgioğlu Said-i Nursi’nin öğrencilerinden. Bir ara ülkücü olarak da tanınmış.
    Hüseyin Çelik Nur tarikatı müridi
    Mehmet Aydın Nurcuların Fettullahçı kolundan
    Bülent Arınç Nur tarikatı müridi
    Abdüllatif Şener MİT ile ilişkisi var, tarikat kökeni belli değil…

    Bir yurttaşlık sorumluluğu olarak gör…
    Bu makalede okuduklarini anlat,
    Bilinmesini sağla…

    Ülken sana emanet…


    Dostlar, hepimiz bunları biliyoruz aslında, kaynak göstermeye bile gerek yok ama birileri illa kaynak diye yırtınır, gösterdiğiniz kaynağa da burun kıvırır!!!

    Kaynak da ekledim, hadi deyin bakalım diyeceğinizi!!!

    ahanda kaynak


    Bugün AKP'nin seçimlerde bu kadar yüksek oy alabilmesini sağlayan toplumsal yapının projesini ABD'nin hazırladığı bilinmektedir. Günümüz AKP'si çok ciddi maddi güçlere sahip, bu bilinen bir gerçek.

    Evet haydi bakalım AKP'li tarikatcı kardeşlerim, ne kadar bilgilisiniz bu konuda bi görelim!..

    Bu mesaj en son " 16.11.08 " tarihinde saat 18:15 itibariyle Kenan tarafından düzenlenmiştir... Neden: AKP Özel isim. Değiştirmeyiniz.
    resimlerim VE AKP'li Tarikat Müridleri
    NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!...


    T.C. MADDE 66. – Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes TÜRK'dür!..





    "Tek din,tek dil,tek devlet,tek bayrak..."
    NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE!


    Üç kuruşluk adama, beş kuruşluk değer verirsen, aradaki iki kuruşa seni satar!..


    http://img110.imageshack.us/img110/8708/ehitlerimizum7.gif

    Türk oğlu, Türk kızı
    Türklüğünü koru!..
    kurtkanı


    Ya Türkçe Konuş Ya Da Öğren!..

    bilgesu, asena, pusat

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Tarikat Okullarına Izin
    2005 Konuları bölümünde dervish tarafından açılmış
    Yanıt: 64
    Son Mesaj: 01.06.05, 23:46

Bu konuyla ilgili etiketler

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •