Öykümüzün kahramanı bir avukat. Hukuk fakültesini bitirdikten sonra yapacağı işin büroda çalışmak değil de hâkimlik olduğunu gördüğünde umutları kadar içindeki sıkıntılarını da fark etmişti. Ne yapması gerektiğine karar vermişti, ama zorlu sınav süreci, çevresindeki insanların baskısı ve en önemlisi de narsist benlik yapısı karşına çıkan en önemli sorunlardı. Hedefini netleştirdikçe ödemesi gereken bedeller de artıyordu. İlk önce kendisi için çok anlamlı olan ve zorlu bir süreçle başladığı yüksek lisansına ara vermek zorunda kaldı. Bu kendiyle ilk hesaplaşmasıydı. Sonra Adli ve İdari Hakim Adaylığı sınavlarına girdikçe binlerce kişiyle yarışmanın verdiği gerginliği yönetmeyi öğrenmesi gerekiyordu. Çok çalışsa da sınavı kazanmasının 4-5 yılını alabileceğini gördüğünde uykusuz geceleri ve kendine güvensizliği artıyordu. Çevresinde kırmadığı kişi yok denilebilirdi. Bu normaldi çünkü kişi kendisini kırmaya başladığında karşıdakileri de kırıyordu. Hedefiyle o an ki durumu arasındaki mesafeyi algıladıkça gerginliği artıyordu. Sınav süreci uzadıkça belirsizlik artıyor, çok önemli iş fırsatlarını hedefi için geri çevirmek zorunda kalıyordu. Tabii bu arada ailesine karşı duyduğu sorumluluk üzerindeki yükü arttırıyordu. Yaşadıkları sadece bu kadar da değildi sınav sürecinde hükümetin aldığı kararlarda yargının yürütmeyi durma kararları işi iyice içinden çıkılmaz hale getiriyordu. Çünkü hayattaki en önemli hedefi için hukuken de belirsizlikler oluşuyordu.
Şimdi şu sorunun cevabını merak ediyorsunuz değil mi? Nasıl oldu da Adli ve İdari Hakim Adaylığı sınavını kazandı? Cevabı basit ama kolay olup olmadığına ya da hayatınızda uygulayıp uygulayamayacağınıza siz karar vereceksiniz. Hedefinin kendi için önemini çok iyi kavradı. Elde edeceği sonucun hayatının sonraki kısmını ve gelecekteki yaşam tarzını nasıl etkileyeceğini gayet iyi biliyordu. Asıl önemli olansa neyi yaptığında kendine huzur bulacağını neyi yapmadığında kendine huzursuzluk olarak geri döneğini anlamıştı. Öncelikle kendisini tanımıştı. Daha sonra ise benim “hedef ihtiyaç analizi” dediğim bir süreci hayata geçirmişti. Hedeflerinizi canlı birer varlık gibi düşünün. Örneğin çiçekleriniz, evcil hayvanlarınız ya da arkadaşlarınız yaşamak için, hayatlarını sürdürmek için nelere ihtiyaç duyuyor? Bunu düşünün. Havaya, suya, besinlere v.b. birçok gereksinime değil mi? İşte hedeflerinizin de canlı kalması ve yaşaması için bu tür ihtiyaçları vardır.
Dikkat ettiyseniz yukarıda bahsedilen örnekteki kişi hedefine öncelik ve değer verdi. Onu sevdi, ona ihtiyacı olduğunu düşündü ve bir tür bağlılık geliştirdi. Gönül rızasıyla fedakârlıklarda bulundu. Tıpkı canlıların yaşamlarını sürdürmek için kullandıkları sistemler gibi hedefi için stratejiler ve yöntemler kullandı. Sonuçta emek; özveri ve inançla bir sistem bütünlüğü içinde harmanlandı ve istenilen hedefe varma olarak vücut buldu. Tabi ki kendisi ve çevresindeki insanlar da dua etmeyi unutmadı. Bu nedenle yazımı şiirsel olarak ifade edilmiş bir dua ile bitirmek istiyorum.
Psik.Dan Yaşar Şenel


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla

