Sevgili İsmet Özel’in muhteşem bir cümlesi vardır...
“Şairlerin felsefecilerden çok daha kıdemli ve rütbeli olduklarını unutmamak lazım...”
Şair Bejan Matur dün bu ifadeyi haklı çıkaracak derinlikte muhteşem bir yazı kaleme aldı.
Yazıdan bazı bölümleri paylaşmak istiyorum...
“Operasyonun bitmiş olması ne yazık ki kaygıları dindirmeye yetmiyor. Sorun ortada duruyor çünkü.”
“Bir yandan asker anneleri ‘söylenen rakamlar doğru mu, acaba daha fazla asker şehit olmuş mudur?’ diye sorarken, ‘gerilla’ anneleri bir skor olarak verilen sayıların kendi evladını içerip içermediğini soruyor mudur? Sormamış olabilir mi?”
“Siyaset dediğimiz şey, annelerin o mutlak vicdanına yaslanabilseydi keşke.”
“Evlatlarını tarafı olmadıkları bir savaşta kayıp vermenin acısı kadar hakiki olan o acı, neleri çözmemize yeterdi bir bilseler”
“Herkesin ölümü yücelttiği bu siyasi iklimde, Kürt, Türk annelerin acısını anlamak, o acıdan hareketle bir vicdan yaratmak ve akan kana dur demek sandığımızdan daha zormuş meğer.”
“Bu toplumda kararmış vicdanlarını karda üşüyen çocukların dönmesinin önünde paravan yapan Kürt, Türk o kadar çok insan var ki.”
“Şiddetten beslenen siyasetin gözünü karattığını yeni cepheleşmeler gösteriyor.”
“Kimsenin derdi insanı var etmek değil.”
“-Sevgili Kürt kardeşim iyi ki varsın! Ve ben hakkını teslim ediyorum-diyerek elini uzatmak değil. Bu son sahnede hep yok sayılanlar yok sayılmaya devam edilirken, iktidar mücadelesinin kan kokan dili bir kez daha hayat bulacak. O kan ki, başkalarının evlatlarının kanı. Asla kendi evladının değil.”
“Kürtler ancak kan dökülürse haklarına kavuşurlar diyenlerin, ‘kan aktığı sürece Kürtlere haklarını vermeyiz’ düşüncesine hizmet ettiklerini görmek için beklememize gerek yok.”
“İnsanı dağda ya da kışlada unutmayan, annelerin acısına kulak tıkamayan bir siyaseti var etmezsek hangi kalbi kazanacağız?”
“Ve annelerin kalbini kazanamayan bir siyaset değil yarını, geçmişi de bir hesap hanesine eşitler.”
“Bunca ölüm hangi hesapların neticesinde yaşatıldı bize sormayacak mıyız?”
Şair Bejan Matur son derece içten, açık, hesapsız ve sade bir şekilde bu coğrafyanın nereden kanadığına işaret ediyor.
Haftalardır bu köşede, bu kanlı hesapları yapanları; bu ülkeyi kampalara bölenleri ve gerenleri, doğrudan karşıma alarak sert yazılar yazıyorum.
Türkiye’de tam bir “adam seçme” sürecinde olduğumuzdan hem nalına hem mıhına vurmam bu odakları şaşırtıyor.
İktidarı “Amerikan işbirlikçiliğiyle” suçluyorum... Ulusalcı oluveriyorum.
Askeri “Beceriksizlikle” suçluyorum... Vatan haini oluyorum.
Muhalefeti “Art niyetli” bulduğumu ilan ediyorum... İktidar yalakası ilan ediliyorum.
Bejan Matur’un tarifini yaptığı o tertemiz vicdani coğrafyaya aitim.
Kirli ve köhne, ahlaksız ve vicdansız, omurgasız ve onursuz leş kokan çöplüklerinize değil.
Sadece Diyarbakır’a değil, Erbil’e gittiğimde de, yoksul “öz kardeşlerim”le huzur ve samimiyet içinde yemek yiyip çay içiyorum.
Bu ülkenin herhangi bir camisinde saf tuttuğumda rastgele omuzumu dayadığım insanın kim olduğuna dönüp bakmak aklımdan geçmiyor.
Biliyorum ki öz kardeşim...
Sorumsuz, kabiliyetsiz ve daha da vahimi iyi niyetten yoksun iktidar odakları memleketimizi son derece tehlikeli bir noktaya hızla çekiyor.
Bu adamlara inanmıyorum, güvenmiyorum.
Bu adamlar derken de tüm oligarşiyi kastediyorum...
Partilisine inandığım liderine inanmadığım, polisine güvendiğim müdüründen şüphe duyduğum, askerine güvendiğim komutanına güvenemediğim, çalışanına hayranlık duyduğum patronundan tiksindiğim bir memleket oldu burası...
Ne Kürtlerle Türklerin, ne Alevilerle Sünnilerin, ne de laikçilerle İslamcıların boğaz boğaza gelmesini istemiyorum.
Boğaz boğaza gelen alttakiler olacak... Üsttekiler değil.
Bejan Matur’un çığlığı, çığlığımdır, çığlığımızdır...
Hesap sormayacak mıyız?
________


LinkBack URL
About LinkBacks

Alıntı Yaparak Cevapla