Kur'an'a Göre Ehl-i Kitap Kimdir? şeklinde bir konu açmıştım. Onu tamamlaması açısından bu konuyu da açmanın gerekli olduğunu düşündüğümden bu konudaki hadisleri üzerinde yorum yapmaksızın veriyorum
1 - Ubâde bin es-Sâmit el-Ensârî (ra) demiştir ki: Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdular: Kim Allah'tan başka ilah olmadığına Allah’ın bir ve şeriksiz olduğuna ve Muhammed'in onun kulu ve Rasulu olduğuna, keza Hz. İsa’nın da Allah’ın kulu ve elçisi olup, Hz. Meryem'e attığı bir kelimesi ve kendinden bir ruh olduğuna, keza cennet ve cehennemin hak olduğuna şehadet ederse, her ne amel üzere olursa olsun Allah onu cennetine koyacaktır.
Buhârî, Enbiyâ 47; Muslim, Îmân 46, (28); Tirmizî, Îmân 17, (2640).
Muslim’in bir başka rivâyetinde söyle buyrulmuştur: Kim Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah’ın elçisi olduğuna şehadet ederse Allah ona ateşi haram kılacaktır.
11 - Ebû Hureyre (ra) anlatıyor: Hz. Peygamber (sav) buyurdular ki: Muhammed'in nefsini kudret eliyle tutan zata yemin ederim ki, ümmetten her kim yahudi olsun, hıristiyan olsun beni işitir, sonra da bana gönderilenlere inanmadan ölecek olursa mutlaka cehennem ehlinden olacaktır.
Muslim, Îmân 240, (153).
12 - Vehb bin Münebbih’in anlattığına göre kendisine:
— Cennetin anahtarı Lâ ilâhe illallâh değil mi? dendi de:
— Evet, öyledir ama dişsiz anahtar olur mu? Dişleri
olan anahtarın varsa kapın açılır, yoksa kapalı kalır, açılmaz cevabını verdi.
Buhârî, Cenâiz 1.
214 - Hz. Câbir (ra) anlatıyor: Mekke'nin fethedildiği sene Hz. Peygamber (sav)'i Mekke'de işittim, şöyle buyuruyordu:
— Cenab-ı Allah içki, ölmüş hayvan, domuz ve putun alım-satımını yasakladı. Bunun üzerine:
— Ey Allah’ın Rasulu ölmüş hayvanların iç yağı hakkında ne buyurursunuz, zira onunla gemiler yağların, derilere sürülür, kandiller aydınlatılır dendi. Cevaben:
— O (nun satışı) haramdır buyurdu ve ilave etti: Allah yahudilerin canını alsın. Allah onlara ölmüş hayvanların iç yağını haram kıldığı vakit bu yağı erittiler, sonra satıp parasını yediler.
Buhârî, Buyû' 112, Meğâzî 50; Muslim, Musâkât 71 (1581); Ebû Dâvûd, Buyû' 66 (3486); Tirmizî, Buyû' 93, (7, 309–310); İbn Mâce, Ticârât 11, (2167).
216 - İbn Abbâs (ra) anlatıyor: Hz. Peygamber (sav)'i Kâbe’nin yanında otururken gördüm. Bir ara başını semaya kaldırarak güldü ve şunu söyledi:
— Allah yahudilere Lanet etsin, Allah yahudilere lanet etsin, Allah yahudilere lanet etsin! Allah onlara (ölmüş hayvanların) iç yağını yasaklamıştı tutup bunu sattılar ve parasını yediler. Halbuki Allah bir millete bir şeyin yenmesini haram etti mi, onun parasını da haram etti demektir.
Ebû Dâvûd, Buyû' 66 (3488).
439 - Adiyy bin Hatim (ra) anlatıyor: Hz. Peygamber (sav) buyurdular ki:
— (Fatiha'da geçen) el-mağdûbi aleyhim (Allah’ın gazabına uğrayanlar) yahudilerdir, ed-dâllîn (sapıtanlar) da hıristiyanlardır.
Tirmizî, Tefsîr 2, (2957).
450 - el-Berâ bin el-Âzib (ra) buyurdular ki: Rasulullah (sav) Medine'ye gelince, önce Ensâr'dan olan ecdâdının -veya dayılarının- yanına indi: O zaman namazlarını on altı veya on yedi ay boyunca Beytu'l-Makdis'e doğru kılardı. Ancak kıblenin Kabe'ye doğru olmasını arzuluyordu. (Kabe'ye doğru ) Kıldığı ilk namaz da ikindi namazı idi. Bu namazı Rasulullah (sav)'la birlikte ashabtan bir grup kimse kılmıştı. Bu namazı kılanlardan biri, oradan ayrılınca bir mescide rastladı. Cemaat namaz kılıyordu ve tam rüku halinde idiler. Adam onlara:
— Şehadet ederim ki Hz. Peygamber (sav) ile Kabe'ye doğru namaz kıldık dedi.
Cemaat de oldukları yerde Kabe'ye yöneldiler.Müslümanların Beytu'l-Makdis'e doğru namaz kılmaları yahudileri memnun ediyordu. Yüzler Kabe'ye doğru yönelince yahudiler bundan hiç memnun kalmadılar. Ardından hemen şu mealdeki âyet nazil oldu:
Yüzünü göğe çevirip durduğunu görüyoruz... (Bakara, 144). ******** yahudiler dedikoduya başladılar; Uyageldikleri kıbleyi niye değiştirdiler? De ki: Doğu da batı da Allah’ındır. Allah dilediğini doğru yola hidâyet eder (Bakara, 144).
Buhârî, Îmân 30, Tefsir, Bakara 12, 18, Salât 31; Muslim, Mesâcîd 11, (525); Tirmizî, Bakara (2966), Salât 252, 339; Nesâî, Kıble 1 (2, 60) Salât 22, (1, 242).
481 - Câbir (ra) anlatıyor: Yahudiler:
— Kadına arka istikametinden (fakat normal yoldan) temas edilirse çocuk şaşı doğar derlerdi.
Bunun üzerine: Kadınlarınız sizin (evlat yetiştiren) tarlanızdır. O halde tarlanıza dilediğiniz gibi gelin âyeti nazil oldu (Bakara 223).
Buhârî, Tefsîr, Bakara 2, 39; Muslim, Nikâh 117 (1435); Ebû Dâvûd, Nikâh 46, (2163); Tirmizî, Tefsîr, Bakara 2, (2982).
502 - İbn Abbâs (ra) anlatıyor: Dinde zorlama yoktur (Bakara 256) âyeti Ensâr hakkında inmiştir. Şöyle ki: Medine'de çocuğu yaşamayıp ölen kadınlar, çocuğum yaşarsa yahudi dini üzerine yetiştireceğim diye adakta bulunurdu. Benû Nadr yahudileri Medine'den sürüldükleri vakit, bunlar arasında yahudileştirilmiş çok sayıda Ensâr çocuğu vardı. Ensâriler:
— Çocuklarımızı onlara terk etmeyiz dediler.
Bunun üzerine Cenab-i Hakk: Dinde zorlama yoktur, artık iman ile küfür apaçık meydana çıkmıştır... (Bakara 256) âyetini inzal buyurdu.
Ebû Dâvûd, Cihâd 126, (2682).
513 - İbn Abbâs (ra) anlatıyor: Rasulullah (sav), Bedir savaşında Kureyş'i yendikten sonra Medine'ye döndüğü zaman yahudileri toplayarak onlara:
— Kureyş'in başına gelen musibet size de gelmeden Müslüman olun dedi. Onlar cevaben:
— Ey Muhammed, Kureyş'ten savaşmasını bilmeyen bir grubu mağlup etmen sakin seni aldatmasın. Şâyet bizimle savaşacak olursan bizim kimler olduğumuzu öğrenecek ve bizim gibisiyle hiç karşılaşmadığını anlayacaksın! dediler.
Bunun üzerine Cenab-i Hakk şu âyeti indirdi: O (yahudi) kafirlere de ki: Yakında mağlup olacaksınız ve (toptan) cehenneme sürüleceksiniz. O, ne kötü yataktır, (Bedir muharebesinde) karşılaşan iki grup hakkında sizin için muhakkak bir ibret vardı. (Onlardan) bir grup Allah yolunda dövüşüyordu, diğeri ise kafirdi (Al-i İmran, 12–13).
Ebû Dâvûd, Harâc 22 (3001).
584 - el-Berâ bin el-Âzib (ra) anlatıyor: Hz. Peygamber (sav)'in yanına yürür kömürle karartılmış ve dayak atılmış bir yahudi getirdiler. Bunun üzerine Rasulullah (sav) yahudileri çağırarak:
— Kitabınızda zina haddini (cezasını) böyle mi buluyorsunuz? diye sordu.
— Evet dediler. Sonra Hz. Peygamber (sav) onların alimlerinden birini çağırdı ve:
— Musa'ya, Tevrat’ı indiren Allah aşkına soruyorum, zina edenin haddini kitabınızda böyle mi buluyorsunuz? dedi. Âlim:
— Hayır! Eğer bana böyle yemin vererek sormasa idin sana haber vermezdim. Kitapta recm buluyoruz. Fakat zina vak'aları eşrafımız arasında çoğaldı. Artık şerefli birini bu suçla yakalarsak onu bırakır olduk. Ancak biçare birisini yakalarsak ona haddi tatbik ediyoruz. Kendi aramızda şöyle dedik: Gelin aramızda öyle bir ceza şeklinde anlaşalım ki o, eşraftan olsun, halktan olsun herkese tatbik edilsin. Sonunda recm yerine suratın kömürle boyanıp dayak atılmasında ittifak ettik. Bunun üzerine Rasulullah (sav):
— Allah’ım, onların öldürdüğü emr-i şerifini ilk ihya edip dirilten ben olayım dedi.
Ve had cezasının tatbikini emretti, zânî hemen recmedildi. Bunun üzerine şu âyet indi: Ey Peygamber! Kalpleri inanmamışken ağızlarıyla inandık diyenler, yahudilerden yalana kulak verenler ve başka bir topluluk hesabına casusluk edenlerden inkara koşanlar seni üzmesin. Sözleri asıl yerlerinden değiştirirler de Böyle bir (fetva) size verilirse alın, verilmezse kaçının derler... (Maide 41). Az sonra Allah Teala şu âyeti indirdi: Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar kafirlerdir... Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler işte onlar zalimlerdir... ...Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar fasıklardır! (Maide 44, 45, 47).Bu âyetlerin hepsi kafirler hakkında nâzil olmuştur.
Muslim, Hudûd 28, (1700); Ebû Dâvûd, Hudûd, 26 (4448).
585 - Ebû Dâvûd'un, İbn Abbâs (ra) 'dan kaydettiği bir başka rivâyette şöyle demiştir: Bu üç âyet hâssaten Kurayza ve en-Nadr yahudileri hakkında nazil oldu.
Ebû Dâvûd, Diyât 2, (356).
586 - İbn Abbâs (ra) anlatıyor: Kurayza ve en-Nadr, Medine'de yaşayan yahudilerden iki kabile idi. Bunlardan en-Nadr kabilesi Kurayza kabilesinden daha şerefli kabul ediliyordu. Sözgelimi, Kurayza kabilesine mensup birisi, en-Nadr'den birini öldürecek olsa kısas olarak katil öldürülürdü, ama en-Nadr'den bir kimse Kurayza'dan birisini öldürecek olsa, yüz vesk hurma ile fidye ödenirdi (katil öldürülmezdi). Rasulullah (sav)'in peygamberliğinden sonra en-Nadr'den birisi Kurayza'dan bir adam öldürdü. Kurayzalılar:
— Katili bize teslim edin, onu öldüreceğiz dediler. Öbür taraf da:
— Sizinle bizim aramızda Muhammed hakem olsun dediler.
Ve Rasulullah (sav)'a geldiler. Bunun üzerine şu âyet indi: ...Eğer hükmedersen, aralarında adaletle hüküm ver. Allah adil olanları sever (Maide 43). Adaletle hükümden maksat cana mukabil can idi. Daha sonra şu âyet indi: Cahiliye devri hükmünü mü istiyorlar? Yakinen bilen bir millet için Allah'tan daha iyi hüküm veren kim vardır? (Maide, 50).
Ebû Dâvûd, Diyât 1, (4494), Akdiyye 10, (3591); Nesâî, Kasâme' 7, (8, 18).
630 - İbn Cübeyr (ra) anlatıyor: İbn Abbâs (ra) 'a sordum:
— Tevbe suresi nedir? Şu cevabi verdi:
— Tevbe mi? Bilakis o fâdiha'dır (İslam düşmanlarını rezil etmektedir). Onlardan bir kısmı şöyledir... Onlardan bir kısmı şöyledir... diyerek o kadar çok saymıştır ki, halk; bizden kimseyi bırakmayacak, herkesi zikredecek zannına kapıldı.
Ben tekrar sordum:
— Ya Enfâl suresi?
— Bu, dedi, Bedir Savaşı hakkında nâzil oldu.
Ben tekrar sordum:
— Pekala, Haşr suresi?
— O da, dedi, Benû en-Nadr yahudileri hakkında nazil oldu.
Buhârî, Tefsîr, Haşr 1, Enfâl 1, Meğâzî 14; Muslim, Tefsîr 31, (3031).
672 - Yine İbn Abbâs (ra) , Kur'an'ı parçalayanlara da... (Hicr, 91) âyetini açıklamak üzere:
— Onlar Ehl-i Kitap’tır, yani yahudi ve
hıristiyanlar. Bunlar onu parçalara bölerek bazı kısımlarına inandılar, bazı kısımlarına inanmadılar buyurmuştur.
Buhârî, Tefsîr, Hicr 4, Menâkibu'l-Ensâr 52.
686 - İbn Mes'ûd (ra) anlatıyor: Rasulullah (sav) yahudilerden bir gruba uğradı. Onlardan bazısı:
— Muhammed'e ruh hakkında sorun dedi; bazısı da:
— Sakın sormayın, hoşunuza gitmeyecek şeyler işitirsiniz diye aralarında konuştular. Sonunda kalkıp:
— Ey Ebu'l-Kâsım bize ruh'tan anlat, (ruh nedir?) dediler.
Rasulullah (sav) bir müddet sessiz durdu. Ben anladım ki kendisine vahiy inmektedir. Sonra okudu: Sana ruhtan sorarlar; de ki, ruh Allah’ın emrinden ibarettir. Size onun hakkında az bir ilim verilmiştir. (Isra, 85)
Bir rivâyette: Onun hakkında az bir ilim verilmiştir denmektedir ve A'meş: — Bizim kıraatimiz de böyledir demiştir.
Buhârî, İlm 47, Tefsîr, Benû İsrâîl 13, İ'tisâm 3, Tevhîd 28, 29; Muslim, Munafikûn 32, (2794); Tirmizî, Tefsîr (3140).
688 - Saffân bin Assâl (ra) anlatıyor: İki yahudi konuşuyorlardı, biri arkadaşına:
— Gel seninle şu Peygamber (sav)'e gidelim ve bir şeyler soralım dedi. Arkadaşı:
— Ona peygamber deme diye müdahale edip ekledi:
— Şâyet o, kendisinden peygamber diye bahsettiğini duyacak olursa sevincinden gözleri dört olur.
Beraberce gidip Rasulullah (sav)'a imtihan niyetiyle dokuz açık âyetten soru sordular. Rasulullah (sav) onlara:
— Allah'a hiç bir şeyi ortak kılmayın, hırsızlık yapmayın, zina fadihasını işlemeyin. Allah’ın haram kıldığı cana kıymayın, masum kişiyi öldürtmek için sultana gammazlamayın, sihir yapmayın, faiz yemeyin, günahsız kadına zina iftirası atmayın, savaş sırasında cepheyi koyup kaçmayın, ey yahudiler, bilhassa sizin için söylüyorum, cumartesi günü yasağını ihlal etmeyin dedi.
Saffân der ki; Bu cevap üzerine yahudiler, Rasulullah (sav)'in el ve ayaklarını öptüler ve:
— Şehâdet ederiz ki, sen peygambersin dediler.
Saffân diyor ki; Rasulullah (sav) onlara:
— Öyleyse niye bana uymuyorsunuz? diye sordu. Onlar:
— Dâvûd (as), neslinden peygamber kesilmesin diye dua etti. Biz, sana uyduğumuz takdirde yahudilerin bizi öldürmesinden korkuyoruz cevabını verdiler.
Tirmizî, İti'zân 33, (2734), Tefsîr, Benû İsrail (3143); Nesâî, Tahrîm 18, (7, 111); İbn Mâce, Edeb 16, (3705).
697 - Mus'ab bin Sa'd anlatıyor: Babama şu âyet hakkında sordum: Ey Muhammed! Size amelce en çok zararlı olanları haber verelim mi? de... (Kehf, 103) ve dedim ki:
— Burada kastedilenler Harûrîler midir? Bana:
— Hayır, onlar yahudiler ve hıristiyanlardır. Çünkü yahudiler, Muhammed (sav)'i tekzip ettiler. hıristiyanlar ise cenneti tekzip ettiler ve: Cennette ne yiyecek ne de içecek vardır dediler.
Buhârî, Tefsîr, Kehf 5.
1584 - Ebû Hureyre (ra) anlatıyor: Yahudilerden bir kadınla bir erkek zina yaptılar. Birbirlerine:
— Bizi şu peygambere götürün. Çünkü bir kısım hafifletmeler getiren bir peygamberdir. Bize recm dışında fetvalar verirse kabul eder, Allah indinde O'nun hükmünü kendimize delil kılarız ve: Peygamberlerinden bir peygamberin bize verdiği fetvalar(la amel ettik, hevamiza uymadık) deriz dediler.
Mescidde ashabıyla birlikte oturmakta olan Hz. Peygamber (sav)'e gelerek:
— Ey Ebu'1-Kasım, zina yapan kadın ve erkek hakkında kanaatin nedir? dediler. O, onlara tek kelime söylemeden Beyt-i Midraslarina geldi. Kapıda durarak:
— Hz. Musa (aleyhisselam)'ya kitabi indiren Allah aşkına söyleyin, muhsan(yetişkin/evli) olan birisi zina yapacak olursa bunun Tevrat'taki hükmü nedir? diye sordu.
— Yüzü siyaha boyanır, eşek üzerine ters bindirilir ve dayak atılır (tecbiye).
Hadiste geçen tecbiye: Zanileri, enseleri birbirine bakacak şekilde bir eşeğe bindirilip, bu halde sokaklarda dolaştırılmasıdır - Râvî devamla der ki: - yahudilerden bir genç (bu cevaba katılmayıp) susmuştu. Rasulullah (sav) onun suskunluğunu görünce sualinde ısrar etti. Bunun üzerine genç:
— Mademki sen bize Allah’ın adına yemin veriyorsun (gerçeği söyleyeceğim); Biz Tevrat'ta recm emrini görüyoruz dedi. Rasulullah (sav):
— Allah’ın emrini böyle hafifletmenizin başlangıcı nasıl oldu? diye sordu. (genç) şu cevabi verdi:
— Krallarımızdan birinin bir yakin akrabası zina yaptı. Kralımız, recmi ona tatbik etmedi. Sonra halka mensup bir aileden bir erkek zina yaptı. Bunu recmetmek istedi. Ancak adamın kavmi buna mani olup:
— Sen yakinini getirip recmetmedikçe biz de adamımızın recmedilmesine müsaade etmeyeceğiz! dediler. Bunun üzerine, aralarında şimdiki cezayı vermek üzere anlaşıp sulh yaptılar. (Bu açıklama üzerine) Rasulullah (sav):
— Ben Tevrat'taki âyetle hükmediyorum! dedi. Onların recmedilmelerini emretti ve recmedildiler.
İbn Şihâb ez-Zuhrî (rahimehullah) der ki: Bana ulaştığına göre şu âyet bunlar hakkında nazil olmuştur: Şüphesiz ki Tevrat’ı biz indirdik. Ki onda bir hidâyet, bir nur vardır. Kendisini (Allah'a) teslim etmiş olan (İsrail) peygamberleri, yahudilere ait (davalarda) onunla hükmederlerdi... (Maide 44). Rasulullah (sav) onlardan biri idi.
Ebû Dâvûd, Hudûd 26, (4450, 4451).
1585 - İbn Ömer (ra) anlatıyor: Yahudiler, Rasulullah (sav)'a gelip, kendilerinden bir erkekle kadının zina yaptığını söylediler. Rasulullah (sav) onlara:
— Recm hakkında Tevrat'ta ne buluyorsunuz? diye sordu. Onlar:
— Teşhir edip rezil ederiz ve dayak atarız dediler. Abdullah bin Selâm (ra) :
— Yalan söylüyorsunuz. Zinanın Tevrat'taki cezası recmdir dedi. Hemen Tevrat’ı getirip açtılar. İçlerinden (Abdullah bin Surya adında) biri elini recm âyetinin üzerine (gizlemek üzere)koydu. Sonra, âyetten önceki kısımlardan okumaya başlayıp kapadığı kısmı atlayarak arka kısmını okumaya devam etti. Abdullah bin Selâm (ra) müdahale edip:
— Kaldır elini! dedi. Adam elini çekti, tam orada recm âyeti mevcut idi. Bunun üzerine:
— Ey Muhammed, Abdullah doğru söyledi. Tevrat'ta recm âyeti mevcuttur! dediler.
Rasulullah (sav) derhal o iki zânînin recmedilmesini emretti ve recmedildiler.
İbn Ömer (ra) der ki: (Recm esnasında) Erkeğin, atılan taşlara karşı korumak için, kadının üzerine eğildiğini gördüm.
Buhârî, Hudûd 37, 24, Cenâiz 61, Menâkıb 26, Tefsîr, Âl-i İmrân 6, İ'tisâm 16, Tevhîd 51; Muslim, Hudûd 26, (1699); Muvatta', Hudûd 1, (2, 819); Tirmizî, Hudûd 10; Ebû Dâvûd, Hudûd 26, (4446, 4449).
1595 - İbn Abbâs (ra) anlatıyor: Rasulullah (sav) buyurdular ki:
— Bir insan diğer bir insana: Ey yahudi diye hitap edecek olursa ona yirmi sopa vurun. Ey muhannes (kadınlaşmış) diyecek olursa yine o kadar ceza verin. Nikahı haram olan birine, bunu bilerek muvakaa (yasak ilişki) yaparsa öldürün.
Tirmizî, Hudûd 28, (1462).
2673 - Ebû Hureyre (ra) anlatıyor: Rasulullah (sav) söyle dediler:
— Allah yahudilere ve hıristiyanlara lanet etsin. Peygamberlerinin kabirlerini mescide cevirdiler.
Buhârî, Salât 54; Muslim, Mesâcîd 20, (530); Ebû Dâvûd, Cenâiz 76; Nesâî, Cenâiz 106, (4, 95, 96).
Ebû Dâvûd'un dışındaki rivâyette Hz. Aişe'den şu ziyadeye yer verilmiştir:
— Eğer bu (endişe) olmasaydı, (Rasulullah'ın) kabri açıkta bulundurulacaktı. Ancak mescit edinilmesinden korkuldu.
3360 - İbn Ömer (ra) anlatıyor: Rasulullah (sav) buyurdular ki:
— Yahudiler size selam verince onlardan biri, es-sâmu aleykum der, sen de ona, Aleyke! de.
Buhârî, İsti'zân 229; İstitâbe 4; Muslim, Selâm 8, (2164); Muvatta', Selâm 3, (2, 960); Ebû Dâvûd, Edeb 149, (5206); Tirmizî, Siyer 41, (1603).
3361 - Enes (ra), Rasulullah (sav) ’ın şu sözünü nakletmiştir:
— Ehl-i Kitap size selam verince onlara Ve aleykum diye cevap verin.
Buhârî, İsti'zân 22; Muslim, Selâm 6, (2163); Ebû Dâvûd, Edeb 149, (5207); Tirmizî, Tefsîr, Mucâdele, (3296).
3362 - Ebû Hureyre (ra) anlatıyor: Rasulullah (sav) buyurdular ki:
— Hıristiyan ve yahudilerle karsılaşınca önce siz selam vermeyin, (onlar size versinler, ona göre mukabele edin). Bir yolda onlarla karsılaşınca, (kenardan geçmeleri için) yolu onlara daraltın.
Muslim, Selâm 13, (2167); Tirmizî, İsti'zân 12, (2701); Ebû Dâvûd, Edeb 149, (5205).
3373 - Ebû Mûsâ (ra) anlatıyor: Yahudiler, Rasulullah (sav)’ın huzurlarında zoraki hapşırırlar ve bununla kendileri için yerhamukallâh (Allah size merhamet etsin) demesini umarlardı. Rasulullah ise onlara:
— Allah size hidâyet versin ve aklınızı ıslah etsin derdi.
Ebû Dâvûd, Edeb 101, (5038); Tirmizî, Edeb 3, (2740).
3795 - Enes (ra) anlatıyor: Yahudilerin şöyle bir adeti vardı: İçlerinde bir kadın adet görmeye başlayınca, onunla beraber yiyip içmezler, evlerde beraber oturup kalkmazlardı. Bu durumu Ashab, Rasulullah (sav)'a sordular. Bunun üzerine Cenab-i Hak şu âyeti inzal buyurdu. (Mealen): Ey Muhammed! Sana kadınların aybaşı halinden sorarlar. De ki: O bir ezadır. Aybaşı halinde iken kadınlardan uzak kalın. Temizlenmelerine kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri zaman Allah’ın size buyurduğu yoldan yaklaşın... (Bakara 222) âyeti üzerine Rasulullah (sav):
— Kadınlarınızla nikah (zevciyat muamelesi) dışında her şeyi yapın! buyurdu. Bu ruhsat yahudilere ulaşınca:
— Bu adam ne yapmak istiyor? Bize muhalefet etmediği bir şey bırakmadı! dediler. (Bu sözü işiten) Üseyd bin Hudayr ve Abbad bin Bişr (ra) gelerek:
— Ey Allah’ın Rasulu! yahudiler şöyle şöyle söylüyorlar diye haber verdiler. Biz kadınlarla beraber oturup kalkmayacak mıyız? dediler. Rasulullah (sav)’ın rengi öylesine değişti ki, biz onlara çok kızdığını zannettik. Onlar da hemen çıkıp gittiler. Derken onlar yolda Rasulullah’a gönderilen hediye sütle karşılaştılar. Rasulullah (kendisine ulaşan) o sütü hemen bunların peşi sıra içmeleri için gönderdi. Böylece anladılar ki, Rasulullah(sav) kendilerine gücenmemiştir.
Muslim, Hayz 16, (302); Ebû Dâvûd, Nikâh 47, (2165); Tirmizî, Tefsîr, Bakara, (2981); Nesâî, Tahâre 181, (1, 152).
4109 - Ebu'd-Derdâ (ra) anlatıyor: Rasulullah (sav) ile beraberdik. Gözünü semaya dikti. Sonra:
— Şu anlar, ilmin insanlardan kapıp kaçırıldığı anlardır. Öyle ki, bu hususta insanlar hiçbir şeye muktedir olamazlar! buyurdular.
Ziyâd bin Lebîd el-Ensâri araya girip:
— Bizler Kur'an'ı okuyup dururken ilim bizlerden nasıl kapıp kaçırılır? Vallahi biz onu hem okuyacağız, hem de çocuklarımıza, kadınlarımıza okutacağız! dedi. Rasulullah da:
— Anasız kalasın, ey Ziyâd, ben seni Medine fakihlerinden sayıyordum.İşte Tevrat ve İncil, yahudilerin ve nasrânîlerin elinde, onların ne işine yarıyor ki (sanki onunla amel mi ediyorlar)? buyurdu.
Cübeyr der ki: Ubade bin es-Sâmit (ra)'a rastladım:
— Kardeşin Ebu'd-Derdâ ne söyledi, işittin mi? dedim. Ve ona Ebu'd-Derdâ'nın söylediğini haber verdim. Bana:
— Ebu'd-Derdâ doğru söylemiş, dilersen kaldırılacak olan ilk ilmin ne olduğunu sana haber vereyim; İnsanlardan kaldırılacak olan ilk ilim huşû’dur. Büyük bir mescide girip huşû üzere olan tek şahsı göremeyeceğin vakit yakındır! dedi.
Tirmizî, İlm 5, (2655). (Anasız kalasın, elleri toprağa değesice gibi ifadeler kötüleme değil arapça da samimiyet ve takılma ifadeleridir.)
4472 - Ebû Mûsâ (ra) anlatıyor: Rasulullah (sav) buyurdular ki:
— Müslüman, yahudi ve hıristiyanların meseli (teşbihi) şuna benzer; Bir adam var, bir grup kimseyi ücretli olarak tutmuş; kendisi için belli bir ücret mukabilinde, geceye kadar çalıştırıyor. Bunlar gündüzün yarısına kadar çalışıp:
— Bize şart koştuğun ücrete ihtiyacımız yok. (Biz gideceğiz.) Şu ana kadar yaptığımız iş için de para istemiyoruz derler. Adam onlara:
— Böyle yapmayın, işin geri kalan kısmını da tamamlayın ve ücretinizi tam olarak alın! diye rica eder. Ancak onlar buna yanaşmazlar ve terk edip giderler. Adam onlardan sonra işi için başkalarını ücretle tutar. Onlara:
— Şu gününüzü tamamlayın, öncekilere va'dettiğim ücreti size tam olarak vereyim! der. Bunlar ikindi vaktine kadar çalışırlar. O zaman:
— İşin senin olsun, yaptığımız çalışmanın ücretini de istemiyoruz. (Çalışmayı terk ediyoruz)! derler. Adam onlara da:
— İşinizin geri kısmını tamamlayın, şurada az bir zamanınız kaldı diye rica eder, ancak onlar dinlemeyip giderler. Adam geri kalan zamanda çalışmaları için yeni işçiler tutar. Bunlar da geri kalan zamanda güneş batıncaya kadar çalışırlar ve önceki iki grubun ücretini de alırlar. İşte bu, onların ve bu nurdan kabul ettikleri miktarın meselidir.
Buhârî, İcâre 11, Mevâkîtu's-Salât 17.
4480 - Ebû Mûsâ (ra) anlatıyor: Rasulullah (sav) buyurdular ki:
— Müslüman bir kimse öldü mü, Allah ona bedel bir yahudi veya hıristiyanı cehenneme koyar.
Muslim, Tevbe 50, (2767).
4591 - İbn Şihâb anlatıyor: Rasulullah (sav) buyurdular ki:
— Ceziretu'l-Arab'ta iki din ictima edemez!
İbn Şihâb devamla der ki: Hz. Ömer bu meseleyi, kesin bir kanaat ve yakin elde edinceye kadar araştırdı. Gördü ki, Rasulullah gerçekten bunu söylemiş. Bunun üzerine Hayber yahudilerini sürgün etti.
[SIZE="1"]Muvatta, Câmi' 18, (2, 892, 893).[/COLOR]
Mâlik der ki: Hz. Ömer (ra), Necran ve Fedek yahudilerini sürgün etti. Hayber yahudilerine gelince, onlar kendilerine meyve ve arazi gelirlerinden herhangi bir hak tanınmadan orayı terk ettiler. Fedek yahudilerinin Durumu farklı idi; meyvenin yarısı, arazinin yarısı onlarındı. Çünkü Rasulullah (sav), onlarla meyve ve arazinin yarısı üzerine sulh yapmış idi. Hz. Ömer onlara meyvenin yarısını, arazinin yarısını; altın, gümüş, ip ve semer nev'inden kıymet biçti ve onlara değerini vererek onları da oradan sürgün etti.
4592 - Hz. Ömer (ra) anlatıyor: Rasulullah (sav)’ın şöyle söylediğini işittim:
— Arap yarımadasından hıristiyan ve yahudileri mutlaka çıkaracağım, orada müslüman olmayanı bırakmayacağım.
Sa'îd bin Abdilaziz der ki: Arap yarımadası, el-Vadi'(l-Kura)'dan Yemen'in uzak kısmına, Irak sınırına, denize kadar olan kısımdır.
Muslim, Cihâd 63; Ebû Dâvûd, Harâc 28, (3030); Tirmizî, Siyer 43, (1606).
4775 - Abdullah bin Selâm’ın kardeşi oğlu, amcası (Abdullah bin Selâm) (ra)'tan naklediyor: Hz. Osman (ra) öldürülmek istendiği zaman yanına geldim. Osman bana:
— Sen niye geldin? diye sordu.
— Sana yardim edeyim diye geldim dedim.
— Öyleyse halka çık. Onları benden uzaklaştır. Zira sen bana hariçte olursan, yanımda olmaktan daha faydalı olursun! dedi. Ben de çıkıp:
— Ey insanlar! Bilirsiniz, benim adim cahiliye devrinde falandı. Ama Rasulullah (sav) beni Abdullah diye tesmiye buyurdu. Benim hakkımda Kitabullah'ta bir kısım âyetler nazil olmuştur. Şu âyet benim hakkımda nazil olanlardan biridir: De ki: söyleyin bana, eğer bu Kur'an Allah tarafından gönderildiği halde, onu inkar ettiyseniz ve İsrailoğullarından bir şahit de Tevrat'a dayanarak onun hak kitap olduğuna şahitlik edip iman ettiği halde siz iman etmeyi büyüklüğünüze yediremezseniz, zalim olmaz mısınız? Muhakkak ki, Allah zalimler güruhuna yol göstermez (Ahkaf 10). Keza şu âyet de benim hakkımda nazil oldu: İnkar edenler, Sen Allah tarafından gönderilmiş bir peygamber değilsin diyorlar. De ki: Sizinle benim aramızda şahit olarak Allah ile O'nun kitapları hakkında bilgi sahibi olanlar yeter. (Ra'd 43). Allah’ın size karşı kınına konmuş bir kılıcı var. Rasulullah (sav)’ın inmiş olduğu bu beldenizde melekler size mücavir oldular. Öyleyse bu adamı öldürmekten Allah'tan korkun! Allah'tan korkun! Allah'a yemin olsun eğer onu öldürürseniz, komşularınız olan melekleri buradan tardetmiş (kovmuş) olacaksınız ve Allah’ın size karşı kında tuttuğu kılıcı kınından çıkartacaksınız ve artık o kıyamete kadar kınına girmeyecek!
Bu sözlerim üzerine (onlar bana da yönelerek):
— Şu yahudiyi öldürün! Osman’ı öldürün! diye bağrıştılar.
Tirmizî, Tefsîr, Ahkâf.
4984 - İbn Ömer (ra) anlatıyor: Rasulullah (sav) buyurdular ki:
— Yahudilerle savaşacak ve onları öldüreceksiniz. Öyle ki taş dahi; Ey müslüman! İşte yahudi, arkamda (saklandı), gel, öldür onu! diyecek.
Buhârî, Cihâd 94, Menâkıb 25; Muslim, Fiten 79, (2921); Tirmizî, Fiten 56, (2237).
5271 - Sehl bin Sa'd (ra) anlatıyor: Ali bin Ebi Talib (ra), (bir gün), Hz. Fatıma (ra)'nin yanına girmiş idi. O sırada Hz. Hasan ve Hüseyin ağlamakta idiler.
— Niye ağlıyorsunuz? diye sordu. Hz. Fatıma:
— Acıktılar! dedi. Hz. Ali (yiyecek temini için) çıktı. Derken yolda bir dinar para buldu. Dönüp Hz. Fatıma’ya gelerek haber verdi. O da:
— Falan yahudiye git, bununla un satın al! dedi. Ali (ra) ona vardı ve un aldı. yahudi ona:
— Sen, kendini Allah elçisi zanneden şu zatın damadı mısın? dedi. Hz. Ali'nin evet demesi üzerine:
— Dinarını al, un da senin olsun! dedi. Ali oradan ayrılıp, Fatıma (ra)'ya unu ve dinarı getirdi, durumu da anlattı. Hz. Fatıma:
— Şimdi de şu falan kasaba git, bize bir dirhemlik et al! dedi. Hz. Ali gidip, dinarı bir dirhemlik et mukabilinde rehin bıraktı. Eti Hz. Fatıma’ya getirdi. O hamur yaptı, (tencereye) koydu, ekmek pişirdi. Babasına haber gönderdi. Rasulullah yanlarına gelince, Hz. Fatıma:
— Ey Allah’ın Rasulu! (şu yemeğin) hikayesini size anlatayım da eğer helalse yiyelim, bizimle siz de yiyin. Bunun mâhiyeti şöyle şöyledir... diye anlattı. Rasulullah (sav):
— Allah’ın adıyla yiyin! buyurdular ve hep beraber ekmekten yediler. Onlar daha yerlerinde iken, bir köle gelip;
— Allah ve İslâm adına dinar bulan var mı? diye sormaya başladı. Rasulullah (sav) onu çağırıp (dinarı hakkında) sordu. Köle:
— Çarşıda benden düştü! dedi. Rasulullah (sav):
— Ey Ali! Haydi, kasaba git ve ona: Rasulullah (sav) sana, dinarı bana göndersin, dirhemini ben ödeyeceğim diyor de! diye emretti. Kasap dinarı gönderdi. Rasulullah (sav) onu köleye verdi.
Ebû Dâvûd, Lukata 1, (1714).
5389 - Hz. Aişe (ra) anlatıyor: Kendisine(Hz. Aişe'ye), İbn Ömer (ra)'in: Sağ kimsenin, üzerine ağlamasıyla ölüye azab edileceğini söylemekte olduğu haber verilmişti. Şu cevabı verdi:
— Allah, Ebû Abbirrahman'i (İbn Ömer/yani bana) mağfiret buyursun. Aslında o, yalan söylemiyor, ancak unutmuş veya yanılmış olmalı. Zira Rasulullah (sav), (ölmüş) bir yahudi kadın cenazesine uğramıştı, yakınları onun üzerine ağlıyorlardı.
— Bunlar onun üzerine ağlıyorlar. Ona da bu yüzden kabrinde azab ediliyor! buyurdu.
Buhârî, Cenâiz 33; Muslim, Cenâiz 25, (931); Muvatta, Cenâiz 37, (1, 234); Tirmizî, Cenâiz 25, (1004); Nesâî, Cenâiz 15, (4,17).
5462 - Ebû Eyyûb el-Ensârî (ra) anlatıyor: Güneş battıktan sonra, Rasulullah (sav) çıkmıştı, bir ses işitti:
— Bu, kabirlerinde azab çeken yahudiler(in sesidir)! buyurdular.
Buhârî, Cenâiz 88; Muslim, Cennet 69, (2869); Nesâî, Cenâiz 114, (4, 102).
5486 - İbn Abbâs (ra) anlatıyor: Rasulullah (sav) buyurdular ki:
— Ben mescidlerin yükseltilmesiyle emr olunmadım!
İbn Abbâs (ra) der ki:
— Yemin olsun! Sizler mescidlerinizi yahudi ve hıristiyanlar gibi süsleyeceksiniz!
Ebû Dâvûd, Salât 12, (448); Buhârî, Salât 62 (muallak olarak).
5545 - Ebû Hureyre (ra) anlatıyor: Hayber fethedildiği zaman, Rasulullah (sav)'a zehir katılmış bir koyun (kızartması) hediye edildi. Rasulullah (sav):
— Yahudilerden burada olanları bana toplayın! diye emretti ve derhal toplanıp getirildiler.
— Size bir şey sorsam doğru söyleyecek misiniz? buyurdu. Onlar:
— Evet! deyince:
— Babanız kimdir? buyurdu.
— Falancadır! dediler.
— Yalan söylediniz, bilakis babanız falandır! buyurdu.
— Dogru söyledin! dediler.
— Önceki gibi bana doğru söyleyecek misiniz? diye tekrar sordu.
— Evet! Zaten biz sana yalan söylesek sen onu anlayacaksın, tıpkı babamız hakkındakini anladığın gibi dediler.
— Cehennem ehli kimdir? dedi.
— Biz orada az kalacağız. Orada bize siz halef olacaksınız! dediler.
— Defolun! Vallahi biz size cehennemde ebediyyen halef olmayacağız! buyurdu. Sonra da:
— Size bir şey sorsam bana doğru söyleyecek misiniz? buyurdu.
— Evet! dediler.
— Bu koyuna zehir koydunuz mu, koymadınız mı? dedi.
— Evet, koyduk! dediler.
— Pekiyi bunu niye yaptınız? buyurdu.
— Yalancı isen, senden kurtulmayı arzu ettik. Hakiki bir peygamber isen, bu zehir sana asla zarar vermez! dediler.
Buhârî, Cizye 7. (halef: takipçi)
Not: Hadisler Kütüb-i Sitte'den alınmıştır.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla



MÜŞTE ALLAHTA ONLARA ZULUM MEKANİZMASINI İŞLETİYOR İNSAF BE KARDEŞİM
