Gazeteler, davetiyeler, iç yazışmalarla dolu bir kağıt yığını... En üstte mahkeme celpleri...
Emniyete, savcılığa gidip ifade vermem gerekiyor.
Sağolsunlar, yoğun mesai halindeler.
E-mailimi açtım.
Yazılarıma gelen tehditler, hakaretler...
Fakat günün kreşendosu aldığım bir telefon oldu.
Dostça; kardeşçe uyarıyor...
“Ne olur dur... Yazılarının tonunu düşür... Sadece tek bir odakla değil birçok yerle uğraşıyorsun. İktidara çatıyorsun, muhalefeti yeriyorsun, bir de yetmezmiş gibi askere laf ediyorsun... Sen ne yapmaya çalışıyorsun? Uğraşacaklar seninle... Yazık etme.”
Buna benzer ifadeleri o kadar çok duymaya başladım ki...
En son duyduğum en güzeliydi.
“Yurtdışına çık..!”
Zamanında Washington DC’de yaşamıştım. Günümüzün tartışmasız Roma’sı DC’dir. Bu kadar temiz, huzurlu, güzel ve birbirinden ilginç insanların olduğu bir başka şehir var mı bilemiyorum.
O yıllarda “huzur ve güven” içinde yaşarken hiç unutmam sevgili Can Dündar, “O steril dünyada fazla kalma. Dön ülkene...” demişti.
Ne kadar haklı olduğunu bugün çok daha iyi anlıyorum.
Evet, oraya gidip hayatımın sonuna kadar huzur ve mutluluk içinde yaşayabilirim.
Spor ayakkabısının altında leke bırakmayan caddelerinde sabah birbirinden güzel insanlarla koşabilir. Köşeden sıcak bagel’ımı ve kahvemi alabilir.
Beyaz Saray’da veya kongrede çalışan bir staffer’la iki lakırdı çevirip hayata; dünyaya çok tepeden bir yerden nasıl bakıldığına tanık olabilirim.
Çok şık restoranlarda dünya mutfaklarını tadarak birbirinden zeki ve birikimli çeşitli meslek gruplarından insanlarla tanışıp dostluklar kurarak günlerimi tüketebilirim.
Kendime daha kaliteli vakit ayırabilirim.
Oysa buradayım.
Türlü yönden sert esen rüzgara, hızla keskinleşen sokağa, tedirgin edici ifadelere ve ciddi bir yarın kaygısına rağmen buradayım.
Doğruluğuna inandığım birkaç kelimenin edilmesine vesile olmak ve birkaç kelime edebilmek için...
Yanıbaşımda öldürülen bebeklerin çığlığını bu şehirde duyumsuyorum.
Gazze, Şam, İsfahan ve Peşaver, İstanbul’a daha yakın.
Bana daha yakın.
Burası benim vicdan coğrafyam.
Bu coğrafyaya bir gönül borcum var.
Bedeli bir can olsa da...
Allah’ın tüm mucizlerini dört köşesine üflediği bu şehirde tek bir an için ne verilmez?
Güneşin doğduğu tek bir İstanbul sabahı; Boğaz’ın serin teninden akıp giden tüm o eşsiz renklere bu gözlerle bakabilmek...
Yok, gitmeyeceğim.
Buradayım...
Öz kardeşlerimle beni boğaz boğaza getirenlere, Müslüman görünümlü sahtekâr işbirlikçilerine, oligarşiye ve dost görünen tescilli hainlerine rağmen buradayım.
Elim tuttukça yazıp, nefesim yettikçe haykıracağım...
Burası benim ülkem; burası benim vicdan coğrafyam...
İstanbul’dan Diyarbakır’a... İsfahan’dan Şam’a... Peşaver’den Kudüs’e...
Biz buradayız...
Ya siz?
KAYNAK


LinkBack URL
About LinkBacks

Alıntı Yaparak Cevapla
